
Bu bölümüzde oyunlarda yaptığımız seçimleri ve sonuçlarını ele aldık. İyi dinlemeler.
Transkript
Oyunlardaki ahlaki ikilemler, sadece oyunlardaki el göz koordinasyonu değil de bazı kararlar vardır.
Bu kararların neticesinde oyun bir yere evrilir.
Bu kararları verirken acaba vicdanımız ne diyor bize?
Ya da bu kararları verirken kendimiz için mi veriyoruz bu kararları yoksa oyunda kontrol etmiş olduğumuz karakter için mi veriyoruz?
Hatırlıyorsan Call of Duty'nin bir oyunu vardı.
bebek vardı. O bebeği bazı kişiler vuruyordu.
Modern Morphe'ye değil. Ben de Black Ops gibi hatırlıyorum ama orada hatırlıyorsan Beşik'te bir bebek vardı.
O Beşik'teki bebeğe zarar verdiğin zaman oyun seni atıyordu.
Oyunlardaki ahlaki kavramlar için güzel bir örneklerden bir tanesi oldu.
Girişte daha. Evet. Bir oyunda karar verirken nelere dikkat etmek lazım?
Neler vardır? Bunlarda birkaç örnekle bahsedeceğiz.
Sizin de eğer varsa oyunlardaki yani şu beni çok etkilemişti.
Bu kararı verdiğim zaman şunu yaşamıştım dediğiniz anlar varsa yorumlara yazın.
Ben hem gündelik hayatımda hem de oyunları oynarken vermiş olduğum kararlarda ahlaki değerlere elimden geldiğince dikkat etmeye çalışıyorum.
Şunu hiçbir zaman yapmadım.
Birçok oyunda yapmadım.
Bu oyun istediğim gibi takılırım moduna hiçbir zaman girmedim, giremedim.
Sahip olmuş olduğumuz ahlaki değerler bir şekilde seni yakalıyor.
Oyunda ilerlerken bir karakteri kurtarmak ya da onu öldürmek benim elimde ise şu zaman onu kurtarmayı.
Ben de öyleyim. Ya da birine kendi çıkarım için ihanet etmek mi yoksa...
sadık kalıp sıkıntılı bir sürece girmek mi şişeneği varsa mümkün mertebe o sıkıntılı süreci tercih ediyorum.
Hatta çok küçük bir araya gireceğim.
Bizim tek oynadığımız online oyunda CS'de anamızı, bacımızı, kardeşimizi herkese sövmelerine rağmen biz yine sövmemeyi tercih ediyoruz.
Ki bunlara bile güzellikle yaklaşan birileri olarak ki oyunlardaki kararlar konusunda da gerçekten iyi davranıyoruz.
Şimdi ise bazı oyunlarda vermiş olduğumuz kararlar vardı.
Ahlaki ikilemlere bizi ciddi anlamda sürükleyen.
Bunlardan biraz bahsedelim. Bahsedelim hemen.
Ben başlayayım o zaman. Vişirişle başlayayım.
Çünkü Zira senin bu o karar...
arayış görmediğin için benim konuşmam daha doğru olur.
Bir şey düşün. Hemen hemen bir sok görevi çok enteresandı.
Hikaye noktasında çok başarılı bir yazım tekniği vardı.
Bu görev silsilesinden bir tanesi de baron görevi.
Bu baron görevi gerçekten oyunun daha girişinde seni oyuna bağlayan güzel yazılmış görevlerden bir taneydi.
Burada baron görevini yerine getirirken öyle bir ikilemin içerisindesin ki doğru kararı vermek mi lazım yoksa daha az zararlı kararı mı vermek lazım?
Her türlü verdiğin iki kararda da sıkıntı yaşayacaksın.
Oyun içerisinde hikayesel anlamda.
Ama doğruyu seçip bundan zarar görmek mi yoksa yalan söyleyip daha az zararlı bundan çıkmak mı ikilemine sokuyor seni.
İşte doğru her zaman mutlak sona götürmez ikilemini daha oyunun başında sana güzel bir şekilde örneklendiriyor.
Yakın zamanda çıkmış bir oyundan hemen ben de bir örnek vereyim.
Atomfall. Daha oyuna girer girmez.
Bir arkadaş geliyordu bize radyasyon kıyafetli.
Orada bir diyalog vardı.
Adam diyordu ki bana yardım et veya adamın yanına gittiğin zaman öldür.
Ben orada adama yardım etmeyi seçtim.
Neden? Çünkü vicdanım rahat etmesin diye.
Çok iyi bir insansın. İleride adam öldü.
Çünkü ilacı götürmene rağmen yine adam öldü onun.
Ama burada yine de bizim ahlakı değerlerimiz ön plana çıktı.
Bu örneği vermen çok güzel oldu.
Çünkü videonun sonunda bununla alakalı çok önemli bir çıkarım elde edeceğiz.
O zaman senin en çok sevdiğin oyunlardan biriyle devam et.
Sen sevmiyor musun? Ben seviyorum ama senin kadar sevmiyorum.
Bitirmedin değil mi sen? Evet. Bitirmediğin için sevmemen normal.
Detroit become human.
İnsanlığın belki de...
gelmiş olduğu noktayı çok net bir şekilde gözler önüne seren güzel nadide şaheserlerden bir tanesidir benim işin hikayesi anlamında.
Detroit'in en büyük ikilemi insanlık ve yapay zeka arasındaki çatışmanın taraflarından bir tanesi olmana zorluyor seni.
Sen yapay zekayı mı tercih edecektin?
Yapay zekanın, o robotların isyanını mı destekleyecektin?
Yoksa insanlığın, o azgın insanlığın tarafını mı tutacaktın?
Onu sana çok güzel bir şekilde sunuyordu.
olduğun tercihlerin oyuna etkisini net bir şekilde görebiliyordun.
Belki de ahlaki ikilemleri çok net bir şekilde gözler önüne seren en iyi oyunlardan biriydi.
Hemen hızlı devam edelim.
Baya Şok. Baya Şok serisi benim inanılmaz sevdiğim oyunlardan bir tanesidir.
Burada Little Sisters'ları kurtarmak mı yoksa sömürmek mi?
Yani kısa vadeli güç mü istiyorsunuz oyunda yoksa uzun vadede vicdan mı?
Yani bunların hepsini topladığın zaman karar en nihayetinde sizin.
Ama sonucunda öyle ya da böyle sizi buluyor.
O kararların neticesi sizin suratınıza ha böyle çarpıyor, ha böyle duvara çarpar gibi çarpıyor ve ben ne yaptım?
Diyorsun yani. Bir şekilde oyun sana bunu dedirttiriyor.
Ve ben bu tür oyunları gerçekten çok seviyorum.
Bir de yerli oyunları seviyorum.
Ben de seviyorum. Özellikle tutkuyla geliştirilen oyunlara karşı hakikaten bir gönül bağımız var.
Her ne kadar türü sevmesek bile o oyuna bir tutku katıldığı zaman Steel Swarm gibi bu oyunlara karşı bir naifliğimiz oluyor.
Bir duygusal bir bağımız oluyor.
Steel Swarm da bunlardan bir tanesi.
MOBA türünde bir oyun.
Küçük bir stüdyo tarafından 7 yıldır geliştiren oyunlardan bir tanesi.
En büyük özelliği ise MOBA türüne yıkılabilir çevreyi entegre ederek oyunun haritasını oyun oynarken değiştirebilme imkanı sunması MOBA türüne katmış olduğu en büyük yeniliklerden bir tanesiydi.
Bir de orada kontrol ettiğimiz karakterler tabii ki.
XPT adı verilen tankları kontrol ediyoruz.
Bu da oynanışa farklı bir tat getirmiş oluyor.
Tankların kendine göre özellikleri var.
Nasıl roldeki karakterlerin kendine göre özellikleri varsa.
PvP'de oynayabiliyoruz, PBA'de oynayabiliyoruz.
En güzel özelliklerinden biri de bence budur.
Steel Swarm'ın en büyük özelliği çok sayıda minyonu oyunun içerisine entegre etmeliydi.
Böylece oyunu bir noktadan sonra bir klasik MOBA oyunundan çıkartıp bir Age of Empires oyununa dönüştürüyordu.
Durdurulamaz bir hal alıyor.
Eğer karşı tarafı tutamazsanız gerçekten durdurulamaz bir hal alıyor yani.
Hele ki ikinci dalga da birinci dalgaya yetiştiğindeki oradaki o kaos görüntüsü benim çok hoşuma gidiyordu.
Tutamalar kısmına indirme linkini bırakıyoruz.
Demosunu deneyebilirsiniz. Oyun daha çıkışını gerçekleştirmedi.
Hemen tutkuyla yapılan başka...
Bir tutku olsa yedirdik ha.
Tam buraya tutku reklamı gitmez miydi lan?
Ülker doyubizi. Ülker miydi?
Yeterim miydi? Ülker miydi?
Uzun zamandır yemiyorum.
En son belki ortaokulda yemişim.
Çok güzeldi o kraması böyle.
Eski tadı yok. Yok be abi.
Hiçbir şeyin eski tadını alamıyorum ya.
Geçen şeyi yedim. Burçak.
Burçak bisküviyi mesela ben çok severdim.
Çayla birlikte yedim ama eski adı yok.
Ben şeyi çok severdim. Bisküvi çok severdim.
Onu da yedim geçen gün. Almışlar mağazaya böyle yedim ama yine eski adı yok.
Bir de onun bitterliğini çıkartmışlar.
Bitterli nasıl yiyorlar abi ya?
O da enteresan. Tutkunun ilk çıktığı zaman böyle aşk angreması böyle.
Muazzam boy boy yapıyoruz ha.
Harika. Neyse devam edelim.
Tutku tutku dedik. Tutku'ya bağladık.
Oradan Tutku'yla yapılmış tek bir kişinin geliştirdiği bir oyundan bahsedelim.
Undertale. Undertale'in oyun dünyasına katılacak...
Çok enteresan bir olay var. Seni oyun boyunca istersen savaştan savaşa sokabiliyor.
Yani aksiyon noktasında, kendi oyun içerisindeki aksiyon noktasında seni hem tatmin ediyor mekanikleriyle, oynanışıyla hem de seçeneklerle, diyaloglarla tüm bu aksiyonu egale edip herkesle konuşarak
oyunu bitirmene de imkan veriyor.
Çok enteresan. Mesela Dishonored'da da bu vardı.
Dishonored aksiyon noktasında çok iyiydi.
Herkesi öldürüp de oyunu bitirebiliyordun.
Bir Allah'ın kuluna dokunmadan oyunu da ilerletebiliyordun yani.
Öyle olmaz ki ya.
Uçacaksın kaçacaksın. Tüm ahlaki değerlerimin yıkıldığı oyundur ya.
Evet yani şimdi böyle bir oyunda da o yapılmaz ki yani.
Değil mi? Burada koyma bana.
Verme bana bu şansı. Yapma bunu yani şimdi yani.
Oyun çok uçlardı yani.
Sana milyon tane öldürme seçeneği veriyor.
Bir de diyor kardeşim istersen ilerle diyor.
İstersen öldürme. Kim yapacak bunu abi?
Ben yapmam mesela ya. Tamam ahlak da bir yere kadar.
Evet sanır dışında ahlak bir kavramları.
Orada benim ahlak yok ya.
Ahlak bir de şey. Ahlak gitmiş.
Undertale için evet diyebileceğimiz şey şuydu.
Yapmış olduğun tercihlerin sonucunu çok acı bir şekilde suratına koyuyor.
Birçok oyunda yapmış olduğun tercihler oyunun sonunu etkiliyor.
Bir noktadan sonra ama.
Undertale'in finalleri, sonları çok acı abi.
Ben hiç beklemiyordum. Hiç beklemiyordum.
O yüzden Undertale sana ahlaki ikilemleri farkında olmadan oyunu bitirdiğinde ancak sorgulatıyor ki ben ne yapmışım diyorsun.
Bir de bunu 8 bitle yapıyor. Evet bir de bunu 8 bitle yapıyor.
Mesafet serisi. Bazen tüm ırkları kurtarmak için birini feda eden gerekebilir.
Ne ağır bir ahlaki iklim.
Yani tüm galaksiyi kurtaramaz.
Yani bu şey değil mi? Her şeye gücün yetmezse.
Kararın birilerini mutsuz etmek zorundadır yani.
Evet. Dün mesela Last of Us'un 6.
bölümünü izledim. Orada biri ısırılıyordu.
Kampa geri dönmek için karısını görmek istiyor mesela.
Joel da ona diyor ki seni kampa götürmeyeceğim diyor.
Riski almıyor. Bir kişiyi sadece isteğini yerine getirmek yerine adamı orada öldürüyor.
Mesela Last of Us'un da ahlaki ikilemi de çok ağır.
Yani orada eli bırakabilirdi.
Ondan alınacak o kan belki hakikaten işe yarayacak ya da işe yaramayacak bilemiyorsun ama bir ihtimal var, bir umut var ve sana bu ikilemi yaşatıyor.
Oyunun sana o ikilemi verme şekli çok iyiydi mesela.
Çay anlatımında mükemmel bir şeydi o bence.
Onu da buraya ekleyebiliriz. Ekledik zaten.
Evet onu da ekledik. Mass Effect'li de işte çok fazla ırklar vardı.
Galaksini kurtarabilmek adına onlarla anlaşmalar yapıyordun.
Bazı ırklar... Diğer ırklarla mesela çatışma halinde ikisiyle aynı anda anlaşamıyorsun.
Birinden birini tercih etmek zorundasın.
Tercih ettiğin ırkta diyor ki benim seninle savaşabilmemişim, seninle ortak olabilmemişim.
Şunlarla savaşmam lazım. Kendi ırkını, kendi galaksini kurtarmak için başka bir ırka karşı savaş ilan ediyorsun.
Her seçimin bir bedeli var.
Bunun gibi çok fazla örnek var oyun dünyasında.
Ahlaki ikilemler için gösterebileceğimiz.
Mesela buraya listede olmayan 3 tane oyun ekledik mesela.
Evet yani şu an bir metin...
üzerinden ilerliyoruz ama konuştukça aklımıza gelen hatta daha da devam edebiliriz ama e yeter.
Sonuca bağlıyorum. Çok boy boy yaptık abi.
Sonuca bağlıyorum. Bu kararlar bu kararlar bize mi ait?
Bu kararlar bize ait. Bu kararlar bize aydın.
Evet. Baron görevinde yapmış olduğun tercihler, Mass Effect'te kurtarmış olduğun ırklar ya da Atomfall'daki adama ilaç götürdüğün, ilaç götürmeyin, onu iyileştirdiğini zannetmen ama ölmesi gibi.
Şimdi burada vermiş olduğumuz kararlar iki şey var abi.
Gerçekten sen o oyun dünyasına girdin ve o oyun dünyası, o karakter onu yapar mıydı?
Ondan dolayı mı o tercihi yaptın yoksa o karakter belki onu yapabilir ama ben bunu yapamam mıydı?
İşte aslında bak buradaki cevap ne biliyor musun?
Burada bir karakter yok, orada sen varsın.
İşte bazı oyunlar sana bu iklimi de yaşatıyor.
Karakteri mi kontrol ediyorsun yoksa kendini mi kontrol ediyorsun?
Kendinsin sen. Ben de birçok oyunda kendim olmayı tercih ediyorum.
Belki o karakter gerçekten geçmiş hikayesinde yaşamış olduklarından dolayı o noktaya evrimleşmiştir belki ama ben onları yaşamadım.
Yaşasam yapar mıydım?
İşte bak asıl soru bence bu. Yaşasam yapar mıydım?
İşte bir nevi de yaşıyorsun aslında.
Çünkü bir hikayeye başladıktan sonra o hikayenin içine zaten giriş yapıyorsun.
O hikayede sen onları yaşıyorsun aslında.
Baya çok da mesela Little Sisters.
Onların gücü bana lazım abi.
Yani benim o kapalı olmuş olduğum yerden çıkmam gerekiyor.
Özgürlüğüme kavuşmam gerekiyor.
Ve onların gücü lazım bana abi.
Almazsam çünkü buradan kurtulamayacağım yani.
Hayatım sonlanacak belki. Her seçimin bir bedeli vardır.
Ya da bunu seçtiğimde bununla yaşayacağım.
şey bilmem ne kadar mümkün olacak.
Zaten oyunlar bu tercihleri gerçekten bize bırakıyor mu bırakmıyor mu bu çok enteresan.
Ya da burada bir psikolojik simülasyon mu var?
Yani bu tercihleri ben tercih ediyorum.
Mesela Atom Fall'da o daha oyunun başında Bana yardım et diyor.
Ona yardım edebilirim ya da onu öldürüp onun üzerindeki envanterleri bilmediğim ve nükleer bir sızıntının olduğu ve patlamanın olduğu dünyada hayatta kalmak için onun eşyalarını kullanabilirim.
Ben orada bir tercih yapıyorum diyorum ki tamam sana yardım ediyorum.
Ama o karakter ölüyor.
Şimdi o zaman burada gerçekten bir simülasyon içerisinde miyim ben?
Yani ahlaki değerleri bana sorgulatan psikolojik bir simülasyon içerisinde miyim?
Yoksa gerçekten yapmış olduğum tercihler bana ait.
Özgür irademle yaptığım tercihler.
Kurtardıysam kurtarmam lazım.
Bunun yaşaması gerekiyor abi. İşte bazı oyunlarda onu yapıyor sana.
Sen ne kadar çabalarsan çabala.
Sonuç aynı oluyor. Mesela yine bir oyunda ismini hatırlamıyorum.
Ben de hatırlayamadım ama birçok örnek geldi artık.
Şu var mesela. Bizi ihanet etti diyor.
Bu karakteri öldürmemiz gerekiyor diyor.
Adamın sebeplerini biliyorum ben.
Hayır tamam yaptı.
Artık Allah'ından bulsun.
Bırak diyorsun. Tamam mı?
Kararı bana veriyor.
Onun yaşama kararını bana veriyor.
Ama o yaşamayı hak etmiyor diye vuruyor.
Lan pezevenk hani. Bana sunduğun o seçeneği sen.
Benim ahlaki değerlerimle oynama o zaman.
Yani beni psikolojik bir simülasyon içerisinde kopya olarak kullanma.
Ben onu yaşasın dedim. Sana mı kaldı onu öldürmek?
Vay be. Evet. Unutmayın ki her seçimin bir bedeli var.
Her oyununda iyi yanı kötü yanı var.
Bir sonraki sohbetimizde görüşünceye kadar oyunla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
