
Herkesin oyun oynamak için kendine göre sebepleri vardır. Bizim nedenlerimizi paylaştığımız bölüm sizlerle. İyi dinlemeler...
Transkript
Bir Çay Bir Oyun'dan herkese selamlar.
Ben Necmettin Turan. Ben de Burkara.
Bu haftaki sohbetimizin konusu da...
Yine oyun tabii ki. Yine oyun.
Bu sefer biraz derinlere ineceğiz.
Neden oyun oynarız?
İnsan neden oyun oynar?
Oyun oynamak zararlı mıdır?
Yararlı mıdır? Bu oyun oynama isteği, arzusu nereden gelir gibi böyle birazcık hafif felsefik, hafif eğlencelik bir bölüm konusu belirledik.
Umarım dilimiz döndüğünce anlatabiliriz diyeyim.
Konu yine çok farklı. Diğerlere gidecek, kayacak.
Siz yine böyle bir şey yapmayın.
Çok müsait. Yani buradan oraya gireriz, buraya gireriz falan filan derken ilk önce başlayalım.
Evet. Şimdi ben bir girizgah yapayım.
Sen mi yapacaksın? Girizgah yapmadan önce ilk önce kendi fikirlerimi söyleyeyim.
Mesela sana ben sorayım mesela.
Sen neden oynarsın? Şimdi ben bu soruyu aldım.
Şöyle biraz geriye gideceğim.
Bu sorunun cevabını verebilmek için günümüze bakarak cevap vermek biraz eksik kalır diye düşünüyorum.
Biraz geçmişe ve insanlık tarihine kadar...
gitmek gerekir. Çünkü oyun oynamaktan kasıt sadece bilgisayar oyunu değil aslında.
Bilgisayar oyunları hayatımıza daha yeni yeni giren bir eğlence türü.
İnsanlık tarihi boyunca oyun vardı.
Buradaki oyunlar kastım işte saklambaç, körebe, futbol, simit gibi bir dünya oyunlar.
Bunların hepsi bir oyundu aslında.
Sadece şu anki oyunlar biraz daha teknolojik gelişmeyle beraber oturduğumuz yerden olmaya başladı.
Bununla alakalı bazı ünlü düşünürlerin sözleri var.
Bunları da ben söyleyeyim.
Öyle konumuza, günümüze gelelim.
Hemen günümüze gelelim.
Tabii ki buyurun Necmettin Bey.
Şimdi Brian Sutton Smith'in güzel bir sözü vardır.
Kimdir bu arkadaş? Bir oyun teorisyeni.
Ve diyor ki oyun oynamanın tersi çalışmak değil depresyondur.
Eğer bir insan oyun oynamayı bırakırsa yalnızlaşır ve depresyona girmeye başlar.
Örnek birisi. Buradaki yalnızlaşmak tek başına kalmaktan ziyade kafasını dağıtmak dediğimiz terim var ya şu an günümüzde çok kullandığımız.
Bu da var işin içerisinde.
Oyun oynamak insanı sosyalleştirir.
Her anlamda sosyalleştirir.
Eskiden sokağa çıkardık oynardık.
Arkadaş edinirdik. Şimdi bilgisayarlarımızın başında oyunlar oynuyoruz.
Oyunlardan sosyalleşiyoruz.
Arkadaş ediyoruz. Sosyalleşmenin şekli değişti.
Evlenen bile var mesela. Her şeyi var yani.
Uzun süreli arkadaşlık yapanlar.
Mesela ben kısa bir örnek vereyim.
Clash of Clans mobil oyun.
2013 yılından beri benim bir ara bırakmıştım.
Tekrar başladım. 2013 yılından beri tanıştığım ve arkadaşlık yaptığım insanlar var.
Ve bunlar yaşça büyük insanlar.
Mesela biri var 49 yaşında, biri var 45 yaşında, 30 yaşında, 35 yaşında.
Mesela bunlarla uzun süredir arkadaşım ve hala da konuşuruz.
Ve görüşürüz yani. Reelde de görüşürüz.
Şimdi Alman şair Friedrich Schuyler diyor ki insan yalnızca oyun oynadığında bütünüyor.
insandır. Yani oyuna verdiği değere bak.
İnsan yalnızca oyun oynadığında bütünüyle bir insandır.
Geniş bir kavram, geniş bir düşünce.
Çünkü oyun, oynamanın insanın her şekilde gelişmesine katkı sağlıyor.
Zihinsel, bedensel, düşünce anlamında birçok özelliğinin gelişmesine katkı sağlıyor.
Mesela yine ben kendimden örnek veriyorum.
Benim İngilizcem şu an orta seviyenin üstünde biraz.
Bunun yüzde seksen beşi tamamıyla küçük yaşta oyunlara Başlamamla alakalı.
Oradan duya duya, duya duya bir şekilde kendimi geliştirdim.
Yani düşün yani bir insan oyun oynarken kendini geliştirebiliyor.
İşte bununla alakalı da William Glasser'ın bir sözü var.
Oyun oynamayı bıraktığımız gün öğrenmeyi de bıraksın.
Örnek. Mesela Blazkowicz.
Geçen haftanın konusu Blazkowicz.
Nasıl nazi kafası patlatılır?
Öğrenemezsin. Bırakırsan öğrenemezsin.
Bu söz de güzel bir söz.
Ve bu sadece insanı da kapsamıyor.
Bu hayvanları da, hayvanlar alemini de kapsıyor.
Bakın mesela yeni doğan bir hayvan.
Bu kedi olur, köpek olur, aslan olur, tilki olur neyse.
Yavruları mesela, yavru hayvanlar durmadan böyle kendi aralarında oyun oynar.
O onu ısırır, o onu boğar, o onu böyle kovalar, kaşar eder.
Mücadele etmeyi, hayatta kalmayı oyun oynayarak öğrenir.
Aslında o bir oyun değil. O onun hayatta kalabilmesi için yapması gereken bir eylem aslında.
Annesiyle babasıyla falan.
Eğer orada o onu ısırmayı öğrenemezse işte nasıl ısırılır, nereden ısırılır atıyorum hani burada basitleştirmeye çalışıyorum.
Yarın öbür gün avlanmayı öğrenemeyecek.
Peki gelelim böyle hızlıca günümüze.
Burada kısa bir parantez açıyorum mesela.
Biz bile insanlar bile çocuklara bir şey öğretirken, bebeklere bir şey öğretirken biz de oyun...
yoluyla öğretiyoruz aslında. Hiçbir çocuğa oturtup bak oğlum bu kalem demiyoruz.
Şöyle diyoruz. Aa bak kalem.
Bununla yazı yazarsın.
Birçok şeyi çocuklara, bebeklere biz bu şekilde öğretiyoruz.
Oyun oynayarak öğretiyoruz aslında.
birçok psikiyatrist özellikle çocuk psikiyatrist de şunu diyor zaten yani çocukları zihinsel gelişimini destekleyecek oyunlar öğretin.
İşte bu puzzle'dır, kutuları böyle eşleştirmedir.
Herkesin oynadığı, her çocuğun oynadığı mesela legolar mesela.
Zihinsel gelişimine çok ciddi anlamda katkı sağlayan bir oyundur o da.
Lego inanılmaz bir şey.
Çünkü senin hayal gücüne kalmış bir şey.
Tabii ki elindeki parçalar da ne kadar fazla olursa o kadar çok hayal gücünü geliştirebiliyorsun.
Şuna da bir parantez açayım.
Lego'nun yetişkin versiyonları da var.
Yani Lego'dan inanılmaz şeyler çıkartabiliyorlar.
Bu tamamıyla senin hayal gücün.
Şimdi şeyler çıktı mesela. Bu pipetler çıktı.
Pipetlerle böyle tasarım yapıyorsun.
Ben de aldım çocuğuma mesela.
Ben bile oturdum. Ne yapabilirim diye bakıyorum.
Ve gerçekten benim çocuğumun hayal dünyası o kadar geniş ki.
Hani bir çocukların hayal dünyası diyeyim.
O kadar geniş ki. Onun yaptığı böyle tasarımlar benimkinden çok daha farklı ve orijinal duruyor.
Ben biraz böyle basite kaşarak yapıyorsun.
İşte zihinsel gelişim artık belli noktada sonra durunca, kullanmayınca o noktaya geliyor.
Şimdi kısaca toparlamak gerekirse oyun oynayan insan böyle hayattan kopmuş, kötümser, psikolojik buhranları olan bir kalıbın içerisine sığdırmamız pek
mümkün değil. Temelinde.
Temelinde öyle. Bir de şu var.
Maalesef günümüzde birçok şey böyle lanse ediyor.
Oyun oynayanlar böyle lanse ediyor.
Mesela oyun oynarsan sürekli oyun oynuyorsun.
İşte kafa onu oradan kaldırmıyorsun, öyle yapıyorsun, böyle yapıyorsun, asesül oldun falan filan.
Bu tarz söylemlerde insanları yıpratıyor, oyun oynayan kişiyi de yıpratıyor.
Burada bizim Türk kültüründe çok güzel bir söz vardır.
Her şeyin azı karar çoğu zarar.
Bu hayatın her evresinde ve her noktasında geçerli bir sözdür.
Yemek yerken de bu böyledir.
Farklı sosyal aktivistler yaparken de böyledir.
Gezmek güzel bir şeydir ama bokunu çıkarttığın zaman sokak köpeği derler adama.
Oyun oynamak da güzel bir şey.
Ama bunun kararını, ayarını, dozunu da belirlemen gerekiyor.
Eğer sen belirleyemiyorsan ebeveynlerin bunu belirleyecek.
Ve ona uyacaksın. Mesela öldüren oyunlar diye bir bölüm yapmıştık.
O buna çok güzel bir örnek.
Aynen öyle. Bu tabii ki bağımlılık boyutuna gelmiş insanlar üzerinden yaptığımız bir bölümdü.
İnsanların aslında bir oyunla ne kadar ileriye gidebiliyor?
Kendi çocuğunu öldürenler, ithar edenler, kendi ölenler, oyunun yüzünden ölenler.
Yani birçok şey vardı aslında.
Senin dediğin gibi azı karar, çoğu zarar.
Her zaman her şeyde olduğu gibi.
Ama bazı dönemler mesela biz de bokunu çıkartıyoruz.
Açıkça söylemek gerekirse.
Zaten fırsat bulmadığımız hep fırsat bulamadığımız için bulduğumuzda da gerçekten dozunu kaşırıyoruz.
8-10 saat kalkmadan mesela oynayabiliyoruz.
Ama bu tabii ki ne kadar zamanda?
3 haftada bir.
Ayda bir, üç ayda bir bir araya geldiğimiz zaman tabii ki değerlendirmeye çalışıyoruz.
Bu bizim için pek söz konusu değil.
Çünkü bizim hem iş hayatımız hem ev hayatımız, çocuklarımız olmasından dolayı dediğimiz şeyle bunun bokunu çıkartma dediğimiz olayı yapabilmemiz keşke yapabilecek ama yapamıyoruz.
Yaptığımız zaman da çıkartıyoruz.
Hakkını vermek lazım.
Cem Yılmaz'ın dediği gibi. En son hatırlıyorsan bir...
Ne eyledin be! Bir şey yapmıştık.
Birlikte semaver yakın zaman hades.
10 saat falan.
Hades oynamıştık.
Semaverde çay doldurmaya kalkmıştık.
Şimdi. Gelelim biraz daha güncel tarafa.
Günümüzde insanlar neden oyun oynar?
Şimdi dünden bugüne konuştuk iyi kötü.
Peki günümüzde insanlar neden oynar?
İşte bunun cevabı karmaşıklaşıyor.
Çünkü insan karmaşık bir yapıya bürünüyor.
Bunun cevabı da karmaşıklaşıyor.
Ve bunun tek bir cevabı kesinlikle yok.
Her insandan insana farklılık gösteren şeyler var.
Biz de genel hatlarıyla hem okuduğumuz kadarıyla hem insanlarla konuştuğumuz kadarıyla neden oyun oynarsın?
Ya da neden... oyun oynuyorsun sorusunu sorduğumuzda ya da sorusunun cevabını aradığımızda farklı farklı sebepler olur.
Kimisi canım sıkkındı şurada iki oyun oynayayım bir saat kafa dağıtayım diye mesela.
En çok söylenen söz aslında o.
Kafa dağıtayım. İnsanların artık o kadar kafaları meşgul bir hale geldi ki özellikle bu genç kesimden bahsetmiyorum.
Biraz daha böyle 25 yaş ve üstü için konuşuyorum.
Bu insanların artık bir geçim derdi, hayat meşgalesi, mücadele seviyesine girdiğinde ve günümüz şartlarında da çalışma şartlarının ağır olduğunu düşündüğümüzde insanların gerçekten kafasını dağıtabilecek meşgalleri
kalmıyor, bir hobileri kalmıyor.
Bir de pandemi sürecinde buna ilave olunca insanlar kendini hepten oynayabiliyor.
Çünkü yapabilecek en böyle pratik sosyalleşme, kafa dağıtma etkinliği o olmuş oldu.
Geçen sene pandemide ben Sikuratonlar'da tekrar başlamıştım.
O kadar çaresizdin yani. maalesef 5 ay gömmüştüm yine oraya.
Ama sonradan baktım ki durdum baktım.
Ulan dedim bu farklı bir boyuta gidiyor.
Çünkü hani pandemi hafiflemişti.
İşe başlamıştım tekrar.
İşe başladım. İşe gidiyorum.
İşten geliyorum. Direkt yine bir kişi yarım başına.
Bir baktım saat 2-3 devam ediyor.
Her gün böyle. Her gün böyle.
Her gün böyle. Sonra ne oldu?
Hanım dedi ki yeter. Ben bırakmadım ya o dedi.
Şimdi oynanmış olduğun oyunların türü de gerçekten önemli.
Özellikle Online MMORPG dediğimiz ya da MOBA dediğimiz oyunlara girdiğin zaman bunun sonu yok.
Biten bir durum da değil.
Durmadan bir rekabet, durmadan bir rekabet.
İşte burada da bir başka...
oyun oynama nedeni devreye giriyor.
Rekabet duygusu içerisinde kendini kanıtlama, gösterme şabası.
Gerçek hayatta maalesef ki ele avuca gelen bir başarısı olmayan insanların online oyunlarda kendini ispatlaması işte şu kadar insan öldürdüm, bu kadar başarı aldım, bu kadar puan
topladım. Ben şöyle bir yetenekliyim, böyle yetenekliyim diyerek kendi egolarını tatmin etmeye çalışması.
Onu SS alıp bir de story at.
Öyle de bir şey var maalesef.
bir psikolojik bir sorun olduğunu farkında değiller.
Bu her online oyun oynayan bu yapıdadır demiyorum.
Ama bunun ayarını kaçırdığın zaman gerçekten bir aşağılık kompleksine doğru gidiyor bu durum.
Başka bir sebep de insanın aşırı derecede yalnızlık duygusu içerisinde boğulması diyebiliriz.
Bu çok daha kötü bir durum bence.
Çünkü Bunun pek bir şeyi yok, tedavisi yok, çaresi yok.
Hani hayatta bana göre en kötü duygu nedir diye sorarsan yalnızlık duygusudur.
Daha da kötüsü kalabalığın içerisindeki yalnızlık.
İnsanın kendini yalnız hissetmesi işte bu da kendini oyuna vermesine sebebidir.
Oyunlar oradaki sanal dünya içerisinde kayboluyor.
Kendine bir dünya yaratıyor.
Mesela buna en büyük örnek Sims mesela.
Sims oyunu. Kendine yeni bir dünya oluşturuyorsun mesela orada.
Farklı karakter oluşturuyorsun.
Orada kendini değil de başkasının hayatı, yaşamak istediğin hayatı yaşıyorsun veya orada.
Ya bu da bana göre Sadece onun için değerlendirmek gerekmez ama yani farklı oyunlar için de geçerli.
Mesela gerçek hayatta hep aşağı Böyle ezilmiş bir insanın daha çok FPS oyun oynadığını şey yapıyorsun mesela görüyoruz.
Sinirini atmak. Sinirini atması, öfkesini attığı zaman.
Ki ben bile bunu yapıyorum.
Özellikle çok sinirlendiğim, agresif olduğum dönemlerde FPS aksiyon oyunu oynamak beni inanılmaz derecede rahatlatıyor.
Orada gerçek hayatta mesela sana vuramıyorum ben.
Gel ulan şurada kayıt yapacağız diyorum sallıyorsun mesela.
Sana vuramıyorum kalkıyorum FPS bir oyun oynuyorum.
Aksiyon oyunu oynuyorum mesela. çıkartmaya çalışıyorum.
Ne yapayım sana mı vurayım ya? Sen oyun oynamaya devam et.
İşte bu da en son sebeplerden biri.
En son sebeplerden biri de eğlence.
Artık eğlence. Sonra kaldı gerçekten ya.
Diğerleri çok daha ağır bastığı için.
Çok ağır basıyor. Hani günümüzde insanların o kadar çok artık sorunları var ki.
Özellikle psikolojik sorunları var ki.
Eğlenmek için bir şey en son ne yaptın ya?
Gerçekten sadece oyun için konuşmuyorum.
İnsanlara bir soralım bakalım. En son eğlenmek için ne yaptın?
Ve bunun sonucunda eğlenebildin mi?
Aslında bunun cevabı da çok karmaşık bence.
Yani kimine göre eğlence çok farklıdır.
Bu önemli değil.
Şimdi bu adam bana dedi ki ben su içtim ve çok eğlendim.
Bu adam bundan eğleniyorsa tamam ona saygı duyacak.
Ama adam şunu diyebiliyor mu?
Ben eğlenmek için su içtim diyebiliyor mu?
Belki onu bilelim. Belki bir haftadır su içmiyordum.
Hani basitleştirerek anlattığım şey.
O sıra bir hafta adam su içmezse kayar ebesinin nikahına.
Şimdi en son adam eğlenmek için bir şey yapamadı.
Misal ben en son eğlenmek için ne yaptım diye düşünüyorum.
Gerçekten düşünüyorum. Hani bilmiyorum belki bahçeye mi gittim en son.
Bahçemi suladım. Zerzavat topladım.
Hatırlamıyorum yani. Çünkü o kadar hayat mücadelesinin içerisine kendimizi kaybediyoruz ki.
Ve özellikle evli ve çocuklu bir insanın ilk derti kendi eğlencesi değil.
Ailesinin, eşinin eğlencesi oluyor.
Anne babasının mutluluğu oluyor.
Bundan dolayı özellikle orta kesime yakın yaş grubu işte 30 ve üstün yaş grubu o insanın artık oyun oynamaya başlaması bundan dolayıdır.
Hatırlarsan bir ara bu Candy Crush ilk çıktığı zaman tüm böyle anamız babamız herkes oynuyordu.
Niye oynadı abi? Oyun çok mu kaliteli?
Çok mu güzel? Değil.
Sadece vakit geçirmek için.
Bir şey yapamadığı için.
Farklı bir şey yapmak istiyordu.
Bir çoğu insan farklı bir şey yapamadığı için.
Belki imkanı belki zamanı.
Aynen öyle. Oradan kendilerine bir eğlence amacı çıkarmaya başladılar.
Benim babam ya benim babam hani saatlerce kendi kraliçe oynadığını biliyorum ben ya sabaha kadar.
Bunun sebebi ne? Hep aynı şeyi yapmaktan.
Hep aynı mücadele içerisinde koşturmaktan.
Monoton. Konlaşmaktan sıyrılmak için.
Farklı bir şey. Aslında oyunlar güzel bir şey.
Çok güzel bir şey.
Ama buradaki olay da şu.
Bir oyuna kapılmak eğlenceden çıkıp bağımlılığa gidiyor.
O yüzden ben herkese şunu diyorum.
Hiçbir zaman hiçbir oyunun fanboyluğu yapmayın.
Fanboyu olmayın. Farklı farklı oyunları deneyin.
Oynayamasanız bile farklı türlüler, farklı içerikler deneyin.
Bir oyuna kapıldığın zaman özellikle MOBA ve online oyunlarda bu tehlike çok daha ön planda.
Bağımlı oluyorsun. Ve her türlü bağımlılıkta kötüdür.
Günümüzün en büyük örneği bu oyunlara LOL bence.
Ve benzeri tabii ki. Ve benzeri oyunlar.
Mesela LOL oynayan bir insan.
Fazla. LOL oynuyor ya.
Bu bağımlılık bence yani.
Bence değil bu bağımlılık zaten.
Bizim avantajımız mesela.
İkimizin avantajı. Sürekli bir şeye bağlı kalmıyor.
Kalamıyor olur. Bizim fırsatımız bu.
Fırsatımız olsa bile biz bunu değerlendirecek bir insan değiliz.
Mesela bir oyun oynadın.
Oyun bitti. Ondan sonra aynı türde oyun oynamayız genel olarak.
Farklı bir türe geçeriz. Bizim genel olarak online oyunda oynadığımız mesela Rainbow Six H oyun.
Ondan... sonra Counter oynuyoruz, CSGO oynuyoruz.
Başka ne var? Half-Life Deep Match oynuyoruz.
Çok nadir. Nadiren oynuyoruz yine online oyunları.
Çok fazla oynamıyoruz. O yüzden hani bizdeki bağımlılık kısmı yok denilecek kadar.
Oyun bağımlılığı var mı?
Var. Oyuna bağımlı olmakla bir oyuna bağımlı olmasına çok büyük fark var ama.
Aynen öyle. Çünkü oyun...
Herhangi bir oyun ama hiç severim ben.
Benim bilgisayarımda şu an bakıyım hatta böyle yeni formatla yeni kurdum da şu an mesela 11-12 tane oyun var.
Ve bunların hepsi birbirinden farklı.
Özellikle indirim döneminde aldım bu oyunları ben.
Sayayım mı? Bak Aragami var.
Güzel bir gizlilik sekansı nice temalı bir oyun.
Baya çok iki var. Remastered.
CSGO. Cyberpunk 2077.
Ender Lilith. Bağımsız bir platform oyunu.
Fallout New Vegas. RPG oyunun kralı.
Middle of Shadow of Mordor var.
Sin diye bir oyun var. Sana bahsetmiştim ya.
Böyle çok farklı bir platform var.
Indie bir oyun bu da.
Inside'ın atmosferinde bir oyun yapmaya çalışmasını değiştirdim.
Witcher 3 var.
Rainbow Six.
Tamam daha sayma yeter ya.
İşte var bir sürü oyun var.
Farklı farklı oyunlar var. Dikkat et. Hepsi farklı abi.
Birbirini andıran çok az oyun.
Ben mesela birinden bir başka açısına geçtim de baya bir bocalıyorum.
Onu öğrenmek için mekanikleri unutuyorsun.
Oynanışı unutuyorsun. uğraşıyorsun anladın.
Şu nasıldı, şu tuş hangisiydi falan diye develeniyorsun.
Ama eğer sadece burada iki tane oyun olsaydı işte o bağımlılık çok daha kötü abi.
Onun başından kalkamıyorsun çünkü.
Ve sana bir şey de katmıyor.
Bazı oyunlar var ki insanın gerçekten ufkunu aşıyor, zihnini aşıyor.
Mesela Ben bunun hep örneğini vermişim.
İnsanların yapmış olduğu seçimlerin nelere sebep olduğunu gösteren mükemmel bir interaktif bir oyun.
Bu da hikaye anlatımıyla mesela.
Çaresiz hikayeyi, mükemmel anlatım.
Bu tarz şeyler de var mesela.
Bir oyunun hikaye anlatımı seni derinden etkileyebilir.
Oradan öğreneceğin şeyler olabilir.
Ya da Journey. Yalnızlık çekenler açsın Journey'i bir oynasın.
Bak nasıl bir dünyaya kapılıyorlar.
Bak nasıl bir hayal dünyası.
Melankoliye direkt bağlar yani.
Ama sonundaki yaşamış olduğu o has, oyunun sonunu bitirdiğimizde almış olduğumuz o vay be.
O aydınlanmaya ne diyeceksin abi?
Aslında yalnız olmadığımızı, hayatın bir amacı olduğunu, bir hedefimizin olması gerektiğini, o hedefe ulaştığında gerçek salt mutluluğa ulaşacağımızın göstergesi olan bir oyundu mesela.
Bir felsefesi olan bir şey değil.
Ama bu oyunları oynamayan insanlar LOL, Secret, Knight, CS, FIFA'dır.
Belli bir yapıda, belli bir monotonda oyunları oynadığın zaman bu duyguların hiçbirine sahip olamayacaksın.
Ve bu beni gerçekten üzüyor.
Dolayısıyla tek bir oyuna bağımlı kalmak çok yanlış.
Bu bağımlılık boyutuna giriyor zaten.
Farklı farklı oyunlar oynayıp bunlar üzerinde insanlar çok şey öğrenebilir.
Çok şey katabilir. Ufkunu açabilir insanlar.
Son olarak da hani diyen daha son değil baya da şey var insan neden oyun oynar şeyden biraz da artık günümüzde para kazanmak için.
Evet. Gülüyorsun ama gerçekten böyle bir şey de var.
Yani YouTube'a giriyorum abi.
Artık herkes böyle oyun videosu çekmeye çalışıyor.
İşte YouTuber olmaya çalışıyor.
Oyun oynayarak para kazanmanın peşesinde düşüyor.
Abi herkes YouTuber olmasın.
Yani herkes YouTuber olacak diye de bir şey yok.
Bu kategoriye biz de gülüyoruz. Benim öyle bir derdim yoktu ki hiçbir zaman.
Benim derdim bu duygularımı anlatabileceğim bir platform...
Hani hatırlarsan ilk daha ortada ne bir çay bir oyun varken ne de oyun makinesi varken seninle biz konuştuğumuzda bu dertleri bunları konuşmuyorduk.
Bunlarla dertlenmiyor muyduk?
İnsanların böyle sığ bir yapı içerisinde olmasına rahatsızlık duymuyor muyduk?
Biz sadece şunu istiyorduk yani hani.
Sesimizi duyurmak istiyorduk yani.
Konuşulmayan şeyleri konuşmak, doğruları konuşmak.
Hani her şeyi doğru düzgün eleştirmek içiniz aslında biraz buna.
Ve hani bu doğrultuda da devam ediyoruz.
Bize bir firma oyun verdi diye biz onu iyilemek zorunda değiliz.
İyileştirmek zorunda değiliz.
Biz doğrusuyla, yanlışıyla her şeyi söylemek zorundayız.
Bizim zaten mottomuz buydu.
Her zaman. Ve bu yolda da devam ediyoruz.
Biz asıl zaten bu işe yönelmemiz.
sürekli konuşuyorduk aramızda.
Asıl bu işe yönelmemizin sebebi doğruları söyleyen insan sayısının çok az olmasından kaynaklı.
Ve endişeli içerisinde olduklarından dolayı işte bu.
Çünkü bu gelir Onlara da hak veriyorum vermiyor değilim.
İşte günümüzde de oyun oynamanın sebeplerinden bir tanesinde diye girdik.
Baya yine farklı yerlere gitmeye başladık.
Dediğim gibi biraz toparlayalım.
Günümüzde de işte e-sporuyla, YouTube'uyla, diğer Twitch'iyle, diğer farklı platformlarla beraber insanlar böyle oyun oynayarak işte hem eğleneyim hem de para kazanayım diye.
İşte özellikle bu yayıncıların...
yaşamış olduğu hayata özenmeleri hatırlasan bir ara şey vardı işte şarkıcılara popşulara özenirlerdi.
Herkes şarkıcı popşu olmaya çalışırlardı.
Ben sana bir şey söyleyeyim mi abi? Bence yayıncıların hayatı özenilecek bir hayat değil.
Kesinlikle değil. Gece 11'de başlıyorsun sabah 6'ya kadar yayın yapıyorsun.
Sonra edit medit falan filan.
Bir dünya uğraşıyorsun.
Uğraşmaya artık hepsi şirketleşti.
Aslında insanlıktan çıkıyorsun bir nebze.
Bana göre yayıncıların hepsi, hepsi demiyorum yani birçoğunun ciddi depresyonda olduğunu kanaatindeyim mi?
Adamın var 200 bin takipçisi ama yalnız.
Mutlu değil ya ve bunu dile getiriyor ya.
Hani bunu dile getiriyor. Adam diyor ki, hani burada isim vererek böyle hani sanki böyle hedef göstermek gibi istiyor mu?
Adam şey dedi en son yayınında.
Ya bir ay yani 2-3 aydır özellikle pandemiden dolayı 4 numarasında kaldım.
Buradan çıkamıyorum. bunaldım diyor adam ya.
Bunu canlı yayında söyledi.
Bunun çok büyük kitlesi var.
Hayranları var. Geliri de gayet iyi.
Ama ne yapıyor? O artık belli noktadan sonra insanlar kare ekrana bakmaktan, tek bir ekrana bakmaktan fena geliyor.
Konu yine dağılmaya başladı bence biz.
Bunu noktalayalım. O yüzden yani yayıncılığa böyle çok da şey etmeyin arkadaşlar.
Tamam parası iyidir eyvallah ama huzur çok farklı bir şeydir.
Yani birçok birçok yayıncı evet bizden çok çok fazla para kazanıyor.
Ki biz zaten buradan para kazanmıyoruz.
Bizim kendi işimiz gücümüz var.
Birçok yayıncı haliyle bizden çok daha lüks bir hayat yaşıyor ama iddia ediyorum hiçbir yayıncı bak bu kadar da net konuşuyorum.
Bizim kadar düzenli bir hayatı, mutlu bir hayatı da yok.
Çünkü bizim derdimiz para kazanmak, buradan geçimimizi sağlamak değil.
E bunun da sebebi bu. Tartışılır belki vardır içlerinde.
Ya ama yani neyse. İstisnalar kaydeyi bozmaz diyoruz da.
İstisnalar. O da bozdu be abi.
Ne gidiyor lan bu muhabbet?
O da bozdu be. Biz de bozmadan daha fazla.
O kalp hastası abimden sonra bozdu abi.
O gemi gelir mi? Ondan gelmez abi artık yani.
İsmail abi. Bizlerden boz...
haftalık bu kadar. Haftaya görüşünceye kadar kendinize iyi bakın.
Oyunla kalın. Bağımlı olmayın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
