
Çokca nostalji içeren MS-Dos oyunlarını konuştuğumuz, oyunlardan bahsederken duygulandığımız bölümümüz sizlerle. İyi dinlemeler
Transkript
Bir Çay Bir Oyun'dan herkese selamlar.
Ben Necmettin Turan. Ben de Uğur Kara.
Bu haftaki bölümümüzün konusunu naizane bendeniz belirledi.
Nasıl oldu olay? Uğur yine bana soruyor.
Abi bu hafta ne konuşacağız?
Ne bileyim ne konuşacağız?
Ne bileyim ne konuşacağız?
Bakalım ne konuşuruz falan. Bu arada bunlar hiçbir şey üzerine hazırlanmıyor.
Metin üzerine hazırlanmıyor. Belki daha önce söyledik ama.
Evet. Gün geliyor.
Kayıt günü geliyor. O gün.
Ne konuşalım? Ne yapalım?
Ne yapalım? Oturuyoruz konuşmaya başlıyoruz.
Ben Uğur'a dedim ki aklıma bir benler.
Büyük ihtimalle Instagram'da bir yerde görmüşümdür.
Dedim ki MS-DOS oyunlarını konuşalım Uğur dedim.
Hani zamanında böyle deli gibi oynadık biz bu oyunları.
Neden şimdi konuşmayalım? Biraz nostalji yapalım.
Biraz gözleri yaşartalım. Çok geriye gidiyoruz ama yani.
Uğur'un verdiği cevap şuydu.
Abi örnek verebilir misin?
Çünkü o kadar zaman geçti ki arasından.
MS-DOS ne lan? MS-DOS ne?
MS-DOS oyunları neydi?
Domestos. Reklama girdi.
İğrençti. Konuyu da dağıttın.
Beni de dağıttın. MS-DOS.
Windows ne abi? Windows'dan önceki işletim sistemi.
IBM bilgisayarlar için geliştirilen işletim sistemi.
Tabii biz yine Windows 98 ile tanıştık bu oyunlarla.
Hani en azından ben öyle tanıştım.
Hani belki öncesindeki bizden daha da böyle yaşlı amcalar varsa eğer.
Onlar daha eskisini bilir ama biz 98 yılında 98 Windows 98 varken oynadığımız oyunlardı bunlar bilgisayardayken.
Ve bunların hepsi de inanılmaz bir bağımlılık yapan oyunlardı.
Şöyle söyleyeyim. O zaman oynadığım şu oyunlardan aldığım tadı şu anki 3D kalitesine göre gerçekçi oyunlardan alamıyorum maalesef.
Bence yanlış bir kıyaslama yapıyorsun.
Aldığım keyiften mi bahsediyorum?
Aldığın keyif evet. Yaşattığı hissiyattan mı bahsediyorum?
Şu anki bazı oyunlarda hissiyat yok zaten.
Haftanın konusunu da buradan belirlemiş olalım.
Yine biz öyle söylüyoruz ama yine haftaya farklı konu konuşuyoruz.
Kesinlikle. Biz de remaster konuşacaktık bu hafta.
Remake remaster konuştuk.
Ama olmadı.
Bu çok daha güzel bölüm bence ya.
Evet böyle hızlıca bir oyunlardan bahsedelim mi hemen?
Ya bunları isterseniz internetten araştırıp bakabilirsiniz.
Muhakkak bakacağım. Böyle ismi duyunca ya bu ne falan demeyeceğim.
Yani hatırlayamayacaksınız ama böyle yaşınız böyle 25-35 arasındaysa eğer ki varsa o kitleden bizi dinleyen arkadaşlar, abiler.
Muhakkak görmüşsünüzdür.
Oynamışsınızdır da eğer. İsmini yazdığı zaman aa evet bu oyunu ben oynamıştım kesinlikle diyecektir yani oyunlarla yakınsanız.
İlk oyununa başlayalım. Crazy Car 3.
Bu oyunu şöyle hatırlatayım ben dinleyen arkadaşlara.
Böyle daha çok sarı ve kırmızı renk tonlarına hakim bir renk paletinde bir araba yarışı oyunuydu.
Arabanızda modifiye yapabiliyordunuz.
Motorunuzu güçlendirebiliyordunuz.
Nitro olabiliyordunuz.
Nitro ekleyebiliyordunuz.
Yarışlarda polis vardı.
Polise yakalanabiliyordunuz. Radar vardı.
Yakıtınız bitiyordu. Ve trafikte yarış yapıyordunuz.
Şöyle söyleyeyim. Yarıştığınız bir oyunda hangisi gerçek araba hangisi böyle rakip anlayamıyordunuz.
Çünkü trafiğin içerisinde yarıştığınız için çok acayip bir havası vardı.
Sürekli kaza yapıyordunuz. Ve böyle haritayı aşarak ilerlediğiniz bir oyundu.
Çok böyle çok oynadım.
Uzun süre oynadım ben bu oyunu. Bitirdim ben.
Defalarca bitirdim bir de. O zaman başka şansımız yok.
Gideyim şunu oynayayım, bunu oynayayım diyemiyorduk.
Elimizdeki imkanlar sınırlıydı.
O zaman çok fazla oyun da gelişmiyordu.
Oyun sektörü zaten... En azından Türkiye'de öyle değil.
Türkiye'de çok etkin değildi diyelim.
Yurt dışında yine bir nebze belki biraz daha iyidir.
Bence yine çok fazla değişiklik yok.
Şu zamana kıyaslarsan veya bu tarihin 10 yıl sonrasına kıyaslarsan yani 2000'li yıllara kıyaslarsan bundan da bahsedelim.
Tamam bahset abi. İkinci oyunumuz Civilization 2.
Ben çok oynamamıştım bu oyunu. Bu zaten bildiğimiz Civilization oyunu.
N'un MS-DOS versiyonu.
N'un MS-DOS versiyonu. 92 yılında.
Benle aynı yaşta bu oyun mesela.
92 yılında çıkmış.
Yok yanlışım var. Pardon özür dilerim.
92'de çıkan Crazy Cars'ta.
Crazy Cars pardon özür dilerim. 96 yılında çıkmış.
Diplomasi ve zamanın teknolojisine vurulduğumuz bir oyun.
Daha çok böyle strateji bir oyunu diyebileceğimiz bir oyundu.
Ben de çok oynamadım ama görmüşlüğüm var.
Oynayanlara saygı duyuyorum. Ama bu oyunu herhalde...
Herkes oynamıştır. Geçen hafta sana söylemiştim ya.
Burada bak şu an görseli önümde.
Burada bir mağara gibi bir yere giriyordun.
Orada bir ışıklar sönüyordu bir şey oluyordu.
Yani altıma sıça sıça oynadığım oyunlardan bir tanesi.
Döneme gerçekten damgasını vurmuş ve kendinden sonraki oyunlara da ciddi anlamda ilham kaynağı olmuş bu oyun gerçekten Doom.
Doom yani hani. Doom ile beraber hemen peşine Duke Nukem koymamız gerekir.
Bunu biliyoruz zaten. Daha önceki versiyonlarını belki görüp oynamışsınızdır.
Duke Nukem'de MS-DOS 91 yılında Meslos oyunlarından bir tanesidir.
Önemli oyunlarından bir tanesi.
O zamanki çıktığı şey daha çok Metal Sulu'yu andırıyor mesela.
Şimdi baktığımız zaman öyle anlıyoruz ama...
Şimdi öyle anlıyoruz ama o zaman da çok uzun süre oynadığımız oyunlardan bir tanesidir.
Bunu hatırlıyor musun? Bunun çok değişik versiyonları çıktı ama orijinali bu.
Bomberman değil miydi acaba? Bomberman daha farklı.
Bu asıl orijinali.
Ah, Dino Blaster. Aynen, Dino Blaster.
Biliyorsunuz düşmanlar var.
Ben bu oyunu mesela... İlk gördüğümde hani Bomberman falan sandım ama Bomberman sonradan yapıldı.
Bile bile aynısı. Ama atası bu.
91 yılına çıkan.
Bombalar bırakıyorsun. Labyrinth gibi bir yer var.
Bomberman'ı biliyorsanız aynısı yani.
Grand Prix 500.
Bu da bir motor oyunu.
Bundan da bahsedelim.
Ama çok zor bir motor oyunuydu.
Hiç kimsenin doğru düzgün oynayamadı.
O zamanın motor oyunu. Yine de akan bir ekran var.
Akan ekranda sağa sola yaparak ilerlemeye çalışıyorsun.
O tür MS-DOS sisteminde böyle bu tür hareketli oyunlar çok zordu zaten.
Araba yarışları dahil olmak için. Gerçekten zor.
Şimdi geldik senin en sevdiğin oyunlardan birine.
Büyük bir ihtimal en sevdiğim oyunlardan hakikaten ilk beşine girer yani MS-DOS oyunları arasında.
Yine bu da bir araba yarışı.
Kaba yarışı oyunu. Lotus 3.
Bunun şeyi damalı yollarda yani şeritli yollarda bas basabildiğin kadar.
Vur Allah'ım vur. Şey çok güzeldi.
Bu oyunun haritalarını ben çok seviyordum ya.
Hani sonbahar, kış, yaz şöyle ortamı yani şeyler çok fazlaydı.
Ortam çeşitliliği çok güzeldi bu oyunda.
Harita dediğimizde şey aldanmayın yani.
Akan bir yol var. Etraftakisi arkadaki şeyler değişiyor sadece.
Beyazlanıyor. Gif. Hareketli gifti yani.
Hareketli gifler gibi düşünün.
Öyle bir şeydi. Ama işte hissiyat gerçekten.
Gerçekten ne kadar önemli bir şey. Bu oyunu sana yaşattıklarını hala hatırlayabiliyorsun yani.
Kesinlikle hatırlamıyorum. Bir kare ya.
Bir kareyle 20-25 yıl öncesine gidiyorsun yani.
İleride mesela daha çok böyle ulan diyeceğimiz oyunlar var.
O yüzden devam edelim. Mario zaten bildiğimiz Mario.
Mario artık şu an çocuklar bile biliyordur diye düşünüyorum.
Biliyor ama o zaman gerçekten bitiremiyorduk oyunu.
Samimi olarak söylüyorum. Ben prensesi kurtaramadım.
Hatırlamıyorum bile. 2-3 bölüm geçiyordum.
Sonra sıkılıp bırakıyorum.
Bitmeyen oyun mesela. Bitmeyen oyun sanıyordum.
Skyrim'in Temestos versiyonu.
Mortal Kombat hazırlıyor musun sen?
Evet. Oyun hatırlıyorum. Hatırlıyorum bunu da.
Hayal meyil hatırlıyorum onu. Yani çok oynayamadım ama ufak tefek hatırlıyorum yani.
Agabe diyeceğin bir oyun işte.
Hani dedin ya Agabe. Gerçekten Agabe.
Şimdi Need for Speed ne zaman çıktı?
İlk oyunu. 95 yılında.
O da Temestos'a geldi. Şu oyunları ben ara ara hala oynadığım biliyor musun böyle?
Yani şimdi. Hakikaten. Özellikle ofiste mesela.
Oynuyorum abi. Sıkılınca oynuyorsun.
Çok ben bak mobil oyun şu an oynayamıyorum biliyorsun.
Mobil oyun değil ki bilgisayarda ya.
Mobil versiyonları da var ya eskileri.
Onu çok oynayamıyorum.
Bilgisayarda da hani bilmiyorum çok vakit bulamıyorum.
Ya zaten böyle girip 5-10 dakikalık böyle nostalji yapıp çıktıkça oyunlar artık.
Sıkılıyor insan gerçekten sıkılıyor.
Bunları zaten tekrar oynamak şey olur ya.
İntihar. Gerçekten çok zor olur oynayamazsın.
O hissiyatı da öldürürsün bu sefer.
Mesela bir sonraki bölümümüz Prince of Persia'nın.
O bir bölümde de bahsettiğimiz vardı.
Hatta ilk bölüm. Ya ilk bölümümüz ya bir sonraki bölümümüzde bahsetmiştik.
Yakın yani ilk 5 bölüm arasında bir tanesidir bu.
Bendeki hatırlasın artık o bölüm başı.
Bu oyunu gerçekten aylarca oynamışım.
Kesinlikle. O iskelet var ya o iskelet.
Ben yıllarca oyunu aradım yani Kara Murat diye biliyorsun.
Seninki daha fazla. Benimki fazlayaydı gerçekten.
Bunu ben geçen gün söylemiştim yine söylüyorum.
Telefona okurdum aynı versiyonu diye.
Çok... benzetmişler oyunu. Ama 5 dakikada yanamadım.
Sonra kapattım. Çok zor abi.
O mekaniklere alışmak.
Bunun yürümesi var ya şu an çok zor.
Durup durup duruyorsun. Ya da bırakıyorsun böyle hala adım atıyor.
Ulan dur düşüyorsun. Nasıl düştü zaten?
O kazıklar giriyor böyle. Bir de böyle roguelike gibi anladım.
Öldüğü zaman en baştan başlatıyorsun.
Değişik bir şey yani. O iskeletle savaşma sahnesi.
Kılıcı alma. Ulan kılıcı alınca ne heyecanlanıyorduk anasını satayım ya.
Evet. Bir sonraki oyunumuz.
Yine bu senin agabe dediğin oyunlarda.
Agabe dediğim gözyaşım pıta oldu.
Stans mı? Stans. Bu da neydi abi?
Ben bunu defadlarca oynadım.
Nasıl anlatacaksın ki abi?
Bilmeyene nasıl anlatacaksın şu oyunu ya?
Basit bir şekilde söylüyorum abi. Kendi pistini inşa ediyordun.
Parkur olur, atlama olur.
Yani araba yarışı parkur.
Bir araban var.
Arabayı o yoldan bastığın zaman götürüyorsun.
Yaptığın yola, kendi yaptığın yolda arabayı hareket ettirebiliyorsun.
Şey yok bunda. Ben yanlış hatırlamıyorum.
Bir yarışma falan değil bu.
Yok yok. Kendi hayal gücün sadece.
Aynen. Kendi parkurunu oluşturuyorsun.
Hop oluşturduğun parkurda istediğin gibi arabanı sürüyorsun.
Bu. Oyun epitomu bu kadar.
Ama başka bir şeydi ya.
Çok saçma aptalca bir şekilde bağlıyordu kendini oyun kendine.
Bir de arabaya kaza yapınca cam kırılıyor diye.
Bir de iğrenç bir motor sesi.
Sana da söylemiştim.
Evet iğrenç bir motor sesi oydu.
Bir de o zamanlar ben hatırlıyorum.
MS-DOS oyunlarında müzik olmuyordu ya.
Ben bu oyunları oynarken bir şu anda arkadan WinUp'ı açardım.
O zamanlar WinUp vardı düşünün abi.
WinUp'tan bir liste oluşturdum kendimi.
Onu dinlerdim. Ve bu oyunla benim eşleştirdiğim şarkıcı Mustafa Sandal'dı.
Çünkü o zaman... Onun arabası.
Yok o halde yeni bir albüm çıkartmıştı.
Onu dinliyordum. Bu oyunu oynuyordum yani.
Bu oyunu her gördüğümde Mustafa Zandal aklıma geliyor işte.
Maalesef. Çıkartamıyorum aklımdan.
Bir soru. Ben bu oyunu çok oynadım.
Bilmiyorum sen de oynamışsın belki.
Yok çok oyun oynamadım ben bu oyunu.
Titus the Fox. Bir tane tilki var abi.
Belki hatırlarsın. Yok ben hiç hatırlamıyorum bu oyunu.
Arkeit bir oyundu bu.
Tilkiyle eline geçeni fırlatıyordun sağa sola ilerliyordun.
Ben bunu da çok keyif almıştım abi.
Tilkinin çizimi falan. Birazcık Tazmanya canavarına benziyordu böyle tilki.
Tilkiyle ilerliyordun. Düz arkeit bir oyundu abi.
Ama sende yok. Bende iş yok.
Ama bu vardır. Var abi bu olmaz mı ya?
Burada ne hata. Furkan'ın oradayken ilk oynamıştım ben bu oyunu.
Yine Abdurrahman abinin orada. Abdurrahman abinin bilgisayarında.
Bu oyun. Oyunun adı Wall Feed bu arada.
Daha çok sonralarında çok şey çıktı.
Benzerleri çıktı. Ama asla o tadı vermedi.
Bana da vermedi biliyor musun? Veremez abi.
Yani ya taklitler aslını yaşatır derler ya.
Gerçekten bu da öyle bir oyunlarından bir tanesiydi.
Bu da oyunun mantığı şöyle.
Belli bir parça var. parçayı keserek orada atıyorum yılan gibi bir şey var.
O yılana yakalanmadan parçaları kesip tamamlıyorsunuz.
Evet. Bu tarz oyunlar çok çıkmıştı.
Belli bir yüzdesini tamamladığın zaman.
Yüzde yetmiş beşti yanlış hatırlamıyorsun.
Galiba öyle bir şeydi. Belli bir yüzdeyi tamamladığın zaman bölümü geçmiş oldu.
Yüzde ne kadar? Doksan dokuz.
Yani en yüksek puan yüzde doksan dokuzdu işte.
Onu yapmak için de ekstra özel güçler topluyordun.
Hızlanma falan filan değişik şeyler vardı.
Ekran içinde böyle demir kutular vardı.
Onları aldıkça özel güçler alıyordun.
Zamanı durdurabiliyordun falan.
Çok acayipti ya.
Bilmiyorum yani. Ben şu an belki bulsam oynarım bu oyunu ya.
Hangisini? Var var internette var ya.
Ben diyorum sana. Aynı tadı verir mi onu bilmiyorum.
Yani verir vermez ayrı bir konu.
O yukarıdaki neydi? Ha Warcraft.
Warcraft 2. Warcraft. Ben oynamadım bunu o yüzden.
Bende de yok çok fazla. Ama bu oyundan sonra 96 yılında Warcraft çıktıktan sonra ciddi anlamda Blizzard firmasının sükseğe çattığını biliyorum.
Hani oyun makinesinde de şeyini yaptık ya Diablo'nun belgeselini.
Orada zaten bahsetmiştik. Orada işte Blizzard'ı araştırırken işte o zaman Warcraft'a da bakıyor baktık.
İşte bu oyun 96 yılında çıkan oyunu baya bir sükseğe yakalamıştı Blizzard firmasına.
O zaman diğer oyunumuza geçelim.
Wolfenstein 3D. Wolfenstein 3D.
Nazileri tukatladığımız 3D olarak belki ilk oyunlardan biridir.
3D FPS olabilir.
Doom. Ondan sonra bu.
Doom önce miydi sonra mıydı bilmiyorum herhalde.
İlk okuduk ya Doom'u. Yok tarihine bakmadım ama Doom'un.
Bakalım tarihine. Dur bir bakalım.
Hemen bakalım. Doom'un önceydi.
Bak geçen hafta da yine bu aynı muhabbeti yaptık biz ya.
93 Doom. Evet.
Wolfenstein 92. 92.
Wolfenstein ilk 3D FPS oyunlarından biri.
Yanlış hatırlamıyorum. Doğruymuş.
Zaten Wolfenstein şu an günümüzde de çok sevilen FPS serilerinden bir tanesi zaten.
Bu şeyde mi vardı? New Colossus'ta mı?
Evet. X-Trek olarak.
X-Trek olarak. Şeyde de vardı.
Hala 2'de de vardı. 2'de de vardı değil mi?
2'de de vardı. Televizyonun başına gidip bir şey yapabiliyordun.
Tabii tabii. Bu oyunu direkt oynayabiliyordum.
Evet. Hatta kısa da değildi.
Bir bölüm falan geçiyordu. Oynuyordu oynuyordu.
Değişik bir şeydi yani. Yani yine burada yine incelemesini yapmış olduğumuz oyunlardan bir tanesiydi.
Seri olarak yani özellikle.
Zaten seri olarak yaptığımız ilk incelemeydi bu.
All Face Down serisi. All Face Down serisi evet.
Podcast'ı da yapmıştık onu. YouTube'a yapmadık.
YouTube'a. İlk YouTube'a yaptık ya bir oyun makinesi.
Ha seri ayrı ayrı olarak.
Tabi 1-2-3 diye. Sonra burada direkt Wolfenstein.
O direkt seriyi aldı. Dünden bugüne Wolfenstein diye yapmıştık.
Doğru hatırladım tamam. Başka şöyle bir bakalım.
Worms var. Worms'u oynadın mı sen?
Yok bende yok o. Worms'u ben daha sonraları oynadım ama şimdi bilmiyorum.
Hani o zaman oynamamıştım diye hatırlıyorum.
Worms'u biliyorsunuz. Worms şu an hani şey olarak biliyorum.
Oyun olarak biliyorum ama oynadığım bir oyun değil.
Karşılıklı kurtçuk mu artık solucan mı ne derseniz.
Karşılıklı kapıştığınız bir oyundu.
Şimdi daha bir sürü oyun var.
Hani bizim oynadıklarımız da var, oynamadıklarımız da var ama en azından böyle gördüğümüzde agave dedirtecek oyunlar bunlardı en azından.
Onu söyleyelim. Şimdi gelelim senin dediğin gibi haftanın konusunu toparlayalım.
Oyunlardaki hissiyat.
Şimdi bak şu bahsettiğimiz oyunların hepsi hemen hemen 20 yılı aşmış oyunlar.
Hani 20-25 yılı aşmış oyunlar.
Arasında 30 yıllık 35 yıllık oyun var.
Ve biz hala vay be dedirtebiliyor bize.
Milenyum çağında olmamıza rağmen.
Acaba bir 20 yıl daha 30 yıldan geçtikten sonra hani 2000'li yıl, 2010, 2020'li yıllarda çıkmış oyunlara vay be diyebiliriz.
Çok güzel bir soru. Güzel bir soru gerçekten.
Bunun cevabını vermek çok zor.
Hani burada yok aga demek de biraz ukelarlık olur.
Evet aga demek de ukelarlık olur bence.
Çünkü... Acaba bir soru daha sorayım.
Oyun sektörü nereye gitti? Tamamıyla ekonomik çıkarlar üzerine bir sektör haline geliyor.
Yani oyunlar gerçekten ruhsuzlaştı.
Son 3-4 yıldır mesela ben zevk alamıyorum.
Eskisi kadar oyunlardan zevk alamıyorum.
Kesinlikle. Mesela şimdi Far Cry çıktı.
Hiç... Ya parayı verip alasım gelmiyor oyuna.
Ya parayı boşver. Bak bizim hani Game Pass kullanıyoruz biz.
Game Pass'te hani şu an 300'den fazla oyun var.
Yani Electronic Arts'la beraber Bethesda'yla beraber.
Bir şey seçip oynayamıyorsun değil mi?
Bedava bak hani bırak parasını bedava.
350'den fazla oyun var ve ben gerçekten hani indirip oynayasım gelmiyor.
Ya da indirdiğim zaman eski oyunları indiriyorum.
En son Death Space'i oynamıştım mesela hani.
O da 1 ve 2, 3. yine oynamadım.
3'lerde sıkıldın. Evet 3'lerdeki biraz...
konuştuğumuz gibi. Üçlerde sıkıntı var.
Yani 1 ve 2'yi oynadım. Eskisini oynadım.
Zaten oynamıyorum artık oyunları.
Ya bilmiyorum. Bu daha ne kadar devam eder?
Yeni ID'ler gelmesi lazım.
Gelse bile bak abi ben artık şeyi de geçtim.
Yeni ID ya da devam serileri ben bunu da geçtim.
Ben artık şunu istiyorum oyunlardan.
Bir hissiyat katın artık oyunlara.
Bir Joe Ramaron'un daha gelmesi lazım.
Kesinlikle ya. Kaltağı mı yapacak?
Kancı mı yapacak? Ne yapacaksa yapsın.
Ama gerçekten oynadığım zaman...
Ya bak konu yine dağıttırmamalık ama bak ben çabuk kafayı dağıtıyorum toparlayamıyorum sonra.
Şimdi az önce saydığımız oyunlardan bir Lotus, bir Warfield.
Kusura bakmayın öyle bir söyledik yani.
Çok işlendim ama ya.
Gerçekten çok işlendim.
Sinir bozuldu. Ya Joe Ramone bizi dinliyorsa?
Dinlesin abi. Zaten devam ediyor mu şu an 13.
sektörün? Onu da tam bilmiyorum da.
Ediyorsa da o etsin yani.
Bir Kojima var. Ben Kojima'dan umutluyum da.
Kojima daire dünyanın insanı.
Kojima çok farklı düşünüyor ya.
Ama geçen bir haber okudum mesela.
Silent Hill ve Metal Gear serilerine Konami devam edecek.
Yeniden ağırlık verecek diye.
Ne kadar doğrudur bilmiyorum. Var evet öyle bir söylenti var ama.
Benim o söylediğim konuya değinebileceklerini, o duyguyu verebileceklerini ben artık düşünmüyorum.
Çünkü oyun sektörü gerçekten tek bir derdi var artık.
Daha çok satayım, daha çok para kazanayım.
Ya da oyunun bedava olsun, oyun içi itemlerle yine ben para kazanayım.
Şu an bir dünya free to play oyunlar çıkıyor.
Neden? Oyun içi satanmalar gerçekleşsin, daha çok para kazanalım yani.
Şimdi bak bu söylediğine geçen...
Sana da söyledim. Call of Duty oynadım.
Infinity Warfare. Oyuna başladım.
Maalesef takıldım. Bitirdim oyunu tek oturuştan.
Ama oyunu oynarken şöyle bir durum var.
Şimdi ben Call of Duty oynuyorum değil mi?
Abi oyunda sanki Call of Duty'de oynamıyorum anasını satayım.
Öyle bir Call of Duty'yi değiştirmişler ki.
Işık hızıyla gidiyoruz, gemiyle bilmem ne yapıyoruz.
Öyle yapıyoruz, böyle yapıyoruz.
Ulan dedim ben Star Wars mı oynuyorum?
Call of Duty mi oynuyorum? Oyun zaten %60'ı neredeyse uzay gemisinde geçiyor.
Ve sen pilotluk yapıyorsun.
Uzayda şeyde gemiyle, savaş gemisiyle çıkıyorsun işte.
Dışarıda savaşıyorsun bilmem ne.
Düşmanlara sağlıyorsun. falan filan.
Abi dedim bu ne ya dedim.
Ben dedim başka bir oyun mu oynuyorum?
Sana da anlattım bunu abi.
Evet. Ama takıldığımda oyunu bitirdim.
O da ayrı bir şey. Ama ne kadar zevk aldın dersen.
Ya 10 üzerinden 3'tür.
Ya ver ver ekü ver.
10 üzerinden 8 ver 10 ver.
Önemli değil. Bundan 2 ya da 3 hafta sonra ya da boş veriş abi.
5 gün sonra ne kadar aklında kalacak?
Ne kadar etkileyecek seni bu?
Hiç. Biz burada 25 yıllık oyunlardan bahsediyoruz abi.
Ve bu oyunları duyunca duruyoruz böyle ulan ne anılar yaşadık değil mi?
Hani oyunu hatırlıyoruz.
Oyunu oynarken yaşamış olduğumuz hatıralar hatırlıyoruz.
O yıllara gidiyoruz. Çocukluğumuza geçiyoruz.
Çocukluğumuza dönüyoruz.
Ya bir tek ekran karesi ya.
Hani şurada oyunun videoları değil bak.
Resimlerini gördüğün zaman 15-20 dakika düşünüyorsun.
Aklına mazin geliyor.
Çıkamıyorsun. Ve bunu oyunun tek bir ekran görüntüsü yapabiliyor.
Şimdiki oyunların kaç tanesi bunu yapabilecek?
5 yıl sonra 10 yıl sonra.
Bir de şu anki oyun teknolojisi yok.
CGR'lar, bilmem neler, gerçekçi efektler, görüntü kalitesi, ses kalitesi.
Ulan oyunda ses yoktu lan.
Evet. Sessiz oyunlar var lan.
Gidiyorduk yani. Ve birçoğu oyunda tek bir ekran sadece ya.
Akan ekran var. Orada sağa sola yapıyorsun.
Bu oyun sana ne yaşatabilir ya?
Ne yaşatabilir ya?
Hissiyatı kattığın zaman, duyguyu kattığın zaman.
Bunu verebilmek için de oyunları aşkla yapmak diye bir deyim var ya.
Kullanıyoruz çünkü artık arada kullanıyoruz.
Aşkla yapılan oyun yok çünkü. Bunu en son hangisi için söyledin?
Jorn için. Jorn için söylemiştim.
Başka ne var? Take Two için söyledik mesela.
Ha arada istisnalar çıkıyor mu?
Çıkıyor gerçekten de çıkıyor.
Take Two'da gerçekten çok güzel bir oyun.
Yakın zamanda oynamıştık. Evet evet.
Hatırlıyorsan. Tamam tamam. Take Two ben aklım firma olana girdi.
It's Take Two. It's Take Two demedi mi?
Kuap oynadığınız oyun. Evet tamam tamam.
Salak muamelesi yapma adamı.
Anladım. Şeye gitti aklım. Take Two firmasından gitti.
Take Two'ya gitti anladım. Ya var yine arada istisnalar var ama.
Yani 10 oyundan 1'dir belki.
Hadi bilemedin 2'dir bu yani.
Bak yine şunu söyleyeyim. Tek 2'de bile senle oynadığım işin.
Evet Uğur'la oynamıştım diyeceğim.
Geçeceğim. Yine beni çok fazla nostalji yaşatabileceğini düşünmüyorum.
Ama bence yine öyle deme.
Çünkü co-op oyunları da gerçekten güzel bir izlenim bırakıyor.
Firmanın ismini unuttun değil mi? Firmanın adını unuttum.
Adamın adı da o. Adamın ama simasıysa böyle uzun saçlı.
Ve uzun saçlı bir adam. İşte o abi.
Güzel bir abi. Daha önceki oyunlar da güzeldi çünkü.
Bak oyunlarını sayayım. Ebrado...
Ebrado... Ebrado... Ebrado... Ebrado...
Ebrado... Ebrado...
Ebrado...
Ubisoft şu an Far Cry 7'yi düşünüyor bence.
Far Cry 7'de hangi aynı mekanikleri kullansam da oyunculara kakalasam, düdüklesem diye hesaplıyor bence.
Far Cry 7 Türkiye'ye gelse ne güzel.
Burada gelse mi? Yani ölü düdüğü hallettiler gözümüze mi diktiler yani?
Yoo hani. Neyse.
Geçmesin abi. Boşver geçmesin.
Sırf Türkiye'de geçiyor diye oynayacağız bu sefer.
Maruz kalacağız. Bunu da bu arada Far Cry 6 ile alakalı bir inceleme videosu yapmayacağız biz.
Ama Söğme videosu.
Söğme videosu. Şöyle.
Çünkü biz bundan ilk Far Cry 6 duyulduğu zaman YouTube'a bir inceleme yaptık.
Bir yıl önce. 17 Haziran 2020 yılında bir video duyduk.
Bir yılı geçmiş hatta. Evet. 15 ay oldu.
Hatta dedik ki Far Cry 66 diye dalgada geçtik.
Billur geçtik hatta. Hatta adamlar şey dedi.
Ne 66 manyak mısınız falan dedi.
Yanlış yazdığımızı falan düşündüler böyle.
Kapak resmine. Biz bunu öngördük ve söyledik ki yanılmadık.
Ki o zaman bir de oyunun ne traileri çıkmış ne bir ekran görüntüsü sızmış.
Sadece söylenti. Duyar duymaz Direkt yapıştırdım.
Gözümü kapattım.
Oturdum. 10 dakikada metni yazdım.
Kurgusunu koydum. Yayınladım böyle.
Neler dediler bize? Kulağımızın arkası mı kalmadı?
Ses tellerimiz mi kalmadı?
Bizim çok ağır şeyler gördük.
Bunların hepsini haftaya Oyun Makinesi kanalında böyle bir video yaparak neler dediler?
Neler cevabını, nasıl cevabını verdik?
Orada yenileyeceğiz diyerek haftanın konusunu da kapatalım.
Konu yine bak fark ettiysen konuyu çeviriyor.
Yine araya geldik. 10 dakika MS söz konuştuk.
15 dakika başka bir şey konuştuk.
Güzel işte böyle olması gerek abi.
İnsanları böyle konudan konuya.
Bak bunu bir biz yapıyoruz bir de Donum sende kalmış yapıyor abi.
O da çok güzel yapıyor.
Çok güzel yapıyor. 15-20 dakika konuşuyor konuşuyor.
Diyorsun ki ulan konunun başlığı ne alaka?
Lan ben başlığa giriyorum. Başlık yok.
Yani alakasız başlıyor.
Babaaki yok resmen yani.
Yani böyle insanların önce bir dikkatini çekiyor.
Tamam mı? Vereceği mesajı veriyor.
Ondan sonra istediklerini veriyor daha sonra.
Bu arada donum sende kalmıştı da buradan yine tebrik ediyoruz.
Yine bir gönderme yapalım kendisine.
Gönderme var. Evet.
Tamam mı? Kapatalım. Kapatalım.
Haftaya görüşmek dileğiyle.
Kendinize iyi bakın. Oyunla kalın.
Oyunla kalın. Sağlıcakla kalın.
Mesela sağlıcakla da kalın.
Hani oyunla kalın diyebilirsin. Sağlıcakla kalsınlar oyunla kalsınlar.
Ben kendime iyi bakın. Haftaya görüşürüz diyeyim.
Oyunla kalınca bence zaten sağlıcakla kalın.
Hiç de öyle değil. Evde kalıyorsun.
Ne oyunlar var böyle psikoloji bozuyor işte.
Doğru söylüyorsun. Evet. Kapatalım. Kapatalım abi.
Kapatalım. Kapatalım. Görüşürüz.
Haftaya.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
