
Bu bölümümüzde ''Hellblade II'' oyununu ele aldık. Keyifli dinlemeler....
Transkript
Oyun dünyasının en yeni draması Hellblade 2.
Neden drama diyoruz? Çünkü şu an herkes Hellblade konuşuyor.
Hellblade'in neyini konuşuyor?
İşte bu oyun bir yürüme simülasyonu, bu oyun olmamış bir oyun, bu oyun böyle oyun mu olur, bu neyin nesi diye bir dünya tartışıma dönüyor.
Ben de şunu söylüyorum, yakın zamanda hatırlarsınız oyunlardaki grafik takıntısıyla gündeme gelen bazı insanlar vardı.
Bunu gündem yapmışlardı, bunu ciddi anlamda destekleyen insanlar da oldu.
İşte o kadar para veriyoruz, hayvan gibi sistem düzüyoruz, işte 30 bin lira konsol alıyoruz.
E bu oyunları mı oynuyoruz? İşte Hi-Fi Rush'ı mı oynayacağız?
Pixel Art oyunları mı oynayacağız?
Oyun dünyası hala üzerine bir şey koyamadı dediler dediler.
Alın size Hellblade 2 diyorum ben de.
Hayvan gibi grafikler, on numara fizik, on numara detaylar.
Mis gibi oyun. Yakın zamanda yine bir video yapmıştık hatırlarsanız.
Oyunlarda grafik ne kadar önemli diye.
Oyunlarda grafik önemli olmadığını defalarca söyledik.
Bu da onun bir göstergesiydi.
Ha bu Hellblade 2 kötü bir oyun anlamına gelmesin.
Onu da söyleyeyim ben Hellblade 2'yi gayet beğendim.
Fazlasıyla başarılı bir oyun olarak değerlendiriyorum.
Çünkü Hellblade 2 vaat ettiğini fazlasıyla gerçekleştirdi ve oyuncuyu aktardı.
Aksiyon noktasında çok fazla bir beklentiniz olmaması gerekiyordu.
Zira bu oyun bir aksiyon, macera oyunu değildi.
Bu oyun psikolojik korku gerilim türünde bir oyundu.
Hellblade 2 her zaman kendisini bu şekilde takdim etti.
Asıl gayesi psikos rahatsızlığını yaşayan insanların durumunu aktarmaya çalışmışlardı.
Hatta oyunun sonunda sen onu fark etmedin ama bir bölüm açılıyordu.
Hem birinci oyunun hikayesini oyuncular aktarıyorlardı hem de psikos rahatsızlığı...
alakalı yapılan araştırmaları ve değerlendirmeleri işte Cambridge Üniversitesi'ndeki profesörlerle yapılan röportajları, psikolojik rahatsızlığı yaşayan insanlarla yapılan röportajları oyuna koymuşlar mesela.
Oyunun derdi buydu ve bunu gayet iyi oyuncuya aktardı.
İlk oyunda bunu güzel yapmıştı.
İkinci oyunda güzel yaptı.
He eksik yönleri var mı? Var.
Bunu sohbetimizin sonunda değerlendiririz yine.
Şimdi hızlıca hikayesinden bahsedelim.
Hellblade 2 gayet güzel bir devam oyunu, devam hikayesi olan, psikolojik rahatsızlığı olan bir Senua karakterimiz var.
Güzel bir karakterimiz. Ziraye Dinş ilk oyundan daha böyle dinamik bir karakter olmuş.
O yaşamış olduğu psikolojik rahatsızlığını artık bir zayıflık olarak değil, bir güç olarak devam edebilme gücü, hedefine ulaşabilme gücü olarak kullanmaya başladı.
Bu yönden karakter gelişim noktasında başarılı bir gelişme katetti Hellblade 2.
10. yüzyıl İskenderun mitolojisini ve coğrafyasını çok güzel yansıttı.
İzlanda'ydı yanlış hatırlamıyorsam.
Güzeldi. Hikaye olarak da baktığımız zaman Senua'nın köyüne Kuzeyliler saldırıyor.
Orada yaşayan insanları...
Köleleştirip alıp başka bir diyara götürüp bir ayinde kurban ediliyor.
İşte biz de bu kölelerden bir tanesiydi.
Gemiyle o bölgeye giderken bir fırtına kopuyor.
Ve bu fırtına sayesinde gemiden kurtuluyoruz.
Ve bizi köleleştiren masum insanları kurban eden o kuzeylerle bir intikam savaşına giriyoruz.
Sonrasında kurban edilme olayının neden olduğunu anlıyoruz.
Sonrasında hikayede çatışma yaşadığımız insanlarla bir birleşim söz konusu oluyor.
Ve oyunu bu şekilde devam ettiriyoruz.
Hikaye noktasında aktarılım konusunda gayet başarılıydı.
Hikayesini bitirip burada sözü sana devretmek istiyorum.
Yani hikayesini bildiğin yaşadın ya.
Nasıl bir etki bıraktıysa gerçekten psikoloji üzerine gayet güzel bir çalışma yapmışlar ki senin de üstünde güzel bir etki bıraktı.
Beni de burada dinlettiriyorsun 5 dakikadır.
İşin özeti şu arkadaşlar. Gerçekten yapmak istediğini sonuna kadar başarmış bir oyunda karşı karşıyayız.
Bu arkadaşların asıl derdi ne?
Yani bu oyundaki aksiyon sekansları yok.
Ya arkadaşlar şunu biz her zaman söylüyoruz.
Oyuna başlarken girerken beklentilerini...
oyunu size vadettikleri yönünde yüksek tutun.
Farklı beklentilerle oyuna girerseniz tabii ki oradan tad alamazsınız.
Tabii ki oradan farklı şeyler beklersiniz.
Bu da sizin oyunu beğenmemenize yol açar.
Senua yani Hellblade gerçekten bu işi çok güzel başarmış.
Oynanış kısmına da gelirsek ilk yani yaklaşık 40-45 dakika içerisinde aksiyona giremiyoruz.
Aksiyona girememek insanı gerçekten üzmüyor.
Ben sadece şunu demek istiyorum.
Yürüyoruz evet çok fazla yürüyoruz.
Yürüme simülasyonu değil ama bu.
Yürür Çevre etkileşimi, karakterlerin arkadan gelen sesleri, diğer karakterin sizinle etkileşimi.
Birçok hikaye dönüyor aslında orada.
Bunu da çok iyi anlatıyor.
Oyunun güzel bir anlatıcısı da var.
Burada da hani bir kere daha söylemek istiyorum.
Anlatıcı olarak da çok güzel bir ses tonu var.
Ses tonuna niye girdiysem onu da bilmiyorum ama çok hoşuma gittiğinden belki de.
Ses kalitesi çok iyiydi çünkü.
Ya her şey çok kaliteliydi ya.
Sen dedin ya, ulan biz film mi seyrediyoruz, oyun mu oynuyoruz bir ara dedik hatta orada.
Aksiyon olarak da... Hani ilk oyunda da bu tarz bir aksiyonu vardı.
Aksiyona girdiğiniz zaman çok fazla derin hareketleriniz, patterniniz, şeyiniz, oyunuz, buyunuz yok.
Skill ağacınız yok. Ama karşıdaki düşmana verdiğiniz hasarlar, vuruş hissiyatı, onu öldürdüğünüzde aldığınız haz gerçekten çok iyi aktarılmış oyuncuya.
Çünkü orada siz bir amaç uğruna ilerliyorsunuz.
O amaca ilerlerken de karşınıza çıkan düşmanlar öldürdüğünüzde gerçekten o amaca biraz daha yaklaştığınızı hissedebiliyorsunuz.
Aslında tam da herkesi öldürüyor.
Burada çözüm değil.
Oyun da zaten bunu anlatıyor size.
Burada hani detaylı olarak söyleyemiyoruz.
Onu söyleyemiyoruz maalesef.
Birçok yerde ters köşeyi aşatıyor size.
Neyin ne olduğunu, nasıl ilerlediğini, aslında nasıl olması gerektiğini de biraz anlatıyor bize.
Ha genel olarak baktığımız zaman bolca yürüdüğümüz, yürürken çok eşsiz manzaralarla, eşsiz hikayelerle karşılaştığımız aksiyon olarak da çok yüksek tutmayın kendinizi.
Ama girdiğiniz aksiyonlarda da gerçekten keyif alıyorsunuz.
Ben aksiyonun gerçek...
kişiliğine çok hayran kaldım.
Kesinlikle mükemmel bir şey.
İlk aksiyona girdiğimiz sekansı hatırla lütfen.
Yaklaşık yarım saatlik bir mücadelenin yani yol mücadelesinin ardından ilk düşmanla karşılaşıyoruz.
Ama tabii o ilk düşmanla karşılaşana kadar gemimiz batmış, denizden çıkmışız, dağ tepe tırmanıyoruz, enerjimiz bitmiş, inanılmaz yorgun durumdayız.
Hem psikolojik olarak hem fizyolojik olarak bitik durumdayız.
Kılıcı sallarken o bitkinliği o kadar güzel hissediyorsun ki sallıyor kılıcı ama yani Allah'a emanet...
sallıyor. Oyun ikinci, üçüncü aksiyon sahnesinde ancak karakter artık direncini toplamış, gücünü toparlamış.
Ondan sonra kılıcını adam akıllı sallamaya başlıyor.
Hatta yani yarısından sonra diyelim yani.
O derece ileride yani neredeyse.
Çünkü oyunun ciddi anlamda gerçekçilik takıntısı var.
Bunu hem grafiksel olarak oyuna yansıtmışlar.
Hem de fizyolojik olarak hani hem karakterin fiziği olarak bunu yansıtmışlar.
Şimdi diyeceksiniz ki o kadar gerçekçilik takıntısı var diyorsun ama işte işte portala şu şu.
Arkadaşlar bu karakter zaten Zaten psikoz bir karakter.
Sizin bizim göremediğimiz doğaüstü şeyleri görebilen yeteneklere sahip.
Gerçekte de bu böyle yani. Oyunun son kısmında sen görmedin ama psikoz rahatsızlığı yaşayan insanlar yapılan röportajlardan bahsediyorlar.
Cambridge Üniversitesi'ndeki profesörle yapılan röportajdan bahsediyorlar ki oyunun geliştirme sürecinde de bu profesörden ciddi anlamda destek almışlar mesela.
Psikoz rahatsızlıklarının nasıl belirtili olduğunu işte bunun tedavisi var mı yok mu gibisine ciddi araştırmalar yapılmış ve buna göre bu oyun tasarımı...
ortaya çıkarılmış. Yani oyun hakikaten gördüğünüz her şey gerçekçi.
O arkadan duyduğunuz sesler, o imgelerin işte sembollerin görünmesi, onları birleştirip ilerleyebilmesi, bunların hepsi oyunun dünyasında gerçek, gerçek hayatta da gerçek.
Çünkü psikolojik rahatsızlığı yaşayan insanlar da bu durum bu şekildeymiş.
Bunu da biz nasıl öğrendik? Hellblade sayesinde öğrendik.
E Hellblade'in derdi neydi? Psikolojik rahatsızlığı yaşayan insanların durumunu oyunculara, bilmeyen insanlara aktarmaktı.
İlk oyunda bunu zaten hem oyunun hikayesinde söylüyorlardı hem Hem oyun bittikten sonra Akan Akış da bunu dile getiriyorlardı.
E oyun yapmış bunu. Bu oyunda aksiyon beklentisiyle girip istediği aksiyonu bulamadığında işte bu oyunda aksiyon yok, bu yürümesin, yürümesin diye oyunculara şunu diyorum.
Puzzle oyunda da aksiyon yok arkadaşlar.
Şimdi puzzle oyununda da aksiyon yok.
Bir Tetris oyununda da aksiyon yok arkadaşlar.
Misal. Şimdi neye, nereden baktığınız önemli.
Bu oyunda niye böyle bir şey, beklentiler işine girdiniz onu da bilmiyorum.
Ama bu beklentilerden sıyrılmanızı, sıyrıldıktan sonra bu oyunu oynayıp ve değerlendirmenizi düşünüyorum.
Birazcık da atmosferinden bahsedelim.
Sonra ufak bir geliştirme.
Sonra da... notları, eksikleri çıkartıp bitirelim bence.
Microsoft'un en iyi satın alımlarından biri bence Ninja Theory olabilir.
Bize böyle güzel bir deneyimi tecrübe ettirdikleri için buradan da teşekkür ediyoruz.
Atmosfer olarak İskandinav o İzlanda yöresinde, yöresi diyorum artık çünkü biz benimsedik orayı.
Çok böyle kaotik bir ortam vardı.
Ortama ayak uydurabiliyorsun.
Çünkü neden? Çok hayvani bir grafik tasarımı vardı.
Kayalardan seken sular mı desen, yürürken seken taşlar mı desen.
Katledilen köy mü desen.
Yani bir köye girdik arkadaşlar.
Oyunun hikayesi gereği ilerliyoruz.
Köyde bir tarikat gibi bir şey var.
Bu tarikatta böyle vahşiler.
Bildiğin yamyam gibi bir şeyler böyle.
O kadar detaylandırmışlar ki böyle kapıların üstünde insan cesetleri var.
Değişik yerlerde insan parçaları var.
İnanılmaz derecede de detay kazmışlar.
Bu oyunun ne kadar çok kendini alanında birinci zınıf yapmaya çalıştığını gösteriyor aslında.
Ben detaylar, ufak detaylara çok takılırım oyunlarda.
Bu da beni kendine çekti.
Atmosfer ve grafik tasarımı olarak gerçekten çok başarılıydı.
Bu konu hakkında size ekleyeceğim bir şey var mı grafik olarak?
Hiçbir şey yok. Sadece sesleri de bunun üzerine ekleyip tamamlayabilirim.
Bu oyun baştan aşağı mükemmel bir ses tasarımına sahip.
Ses tasarımın dediğim şey şu.
Özellikle psikos karakter olduğumuz için zihnimizde durmadan konuşan ve bizi yönlendiren, bazen engellemeye çalışan, bazen cesaretlendirmeye çalışan karakterler mevcut.
Bununla beraber atmosferin genel ses dizaynı çok güzeldi.
Ama ses noktasında ciddi anlamda başarılıydı.
Müziklerine bayıldık her zaman olduğu gibi.
Çok güzel bir tasarıma sahiplerdi.
Benim söyleyeceklerim bu kadar.
Kısaca birazcık da geliştirmeden bahsedelim.
İlk oyunu 20 kişi yapmıştı.
Bu oyunu da 80 kişi yapmış.
Kocaman bir parantez açmak gerekiyor.
Sadece 75 gün boyunca aksiyon sahneleri için motion capture teknolojisini kullanarak bir çalışma yapmışlar.
Ki ben sana ne demiştim? Orada bir dar bir alandan çıkma sahneleri var.
Ulan dedim bunu... Burası için belki bir hafta uğraşmışlardır dedim.
Ki halbuki öyle olmuş yani.
Zaten oyunda 3-4 tane döviz sahnesi vardı.
Haliyle 75 gün sürmesi de uzun bir süre.
Bayağı ciddi anlamda detay kasmışlar.
Gerçekçilik kasmışlar. O motion capture olayından ciddi anlamda abartmışlar.
Ki 100 animasyonları da mesela.
Halbuki 700 animasyonları muazzamdı yani.
Düşmanların animasyonları da çok iyiydi.
Animasyon kalitesi, grafik kalitesi, teknik anlamda başarısız çok iyiydi.
Unreal 5'i, normalde Unreal 5 yeni bir motor olmasına rağmen yeni derken şu anlamda.
yeni. Kullanım noktasında daha yeni yeni kendi potansiyelini ortaya koyuyor ve Unreal 5 potansiyelini çok güzel bir şekilde.
Normalde Unreal 5'te grafiği abarttığı zaman bir yapaylık söz konusu oluyordu.
Burada öyle bir şey yok.
Çok güzel kullanmışlar. Bir tık sadece şey vardı.
FPS konusunda bir şey var.
60'a sabit demişler FPS'i.
Konsollarda da 30'du galiba yine standart olarak.
Ama ben hiç onun eksikliğini hissetmedim.
Hani çok hızlı akıcı bir oyun olmadığından belki kaynaklanan bir durumdur o.
Ama genel olarak hani FPS sıkıntısını yaşamadım.
Gözüme batmadı yani.
Belki aşırı gerçekçilikten kaynaklanıyor da olabilir bu.
Yani bu kadar grafiksel anlamda yüksek bir kalitesi ve yüksek bir skalası olan oyunun optimizasyon noktasında bu kadar başarılı olmasını ben açıkçası beklemiyordum.
Yer yer FPS düşmeleri olmadı mı?
O da nerelerde oldu? Kayıt aldığı otomatik save sistemi var oyunda.
Save aldığı noktalarda frame olayı, bir FPS drop olayı söz konusu oluyordu.
Bir hata gördün mü? Ben görmedim.
Yok oyunda hakikaten bug yoktu, hata yoktu.
Hiçbir şey yoktu. Ben hiçbir şey görmedim.
Gelelim oyun eleştirilerine.
Şimdi bu oyun yürüme simülasyonu mu?
Bu oyun nasıl bir oyun neyi doğru neyi yanlış yaptı diye konuşacak olursak.
Şimdi ben ilk oyunu da oynamış biri olarak.
Hatta iki kere oynamış biri olarak söylüyorum.
İlk oynadığımda bir sıkıldım bıraktım.
Sonrasında ayıp olur dedik tekrar başladığımda iyi ki tekrardan başladım dediğim oyunlardan bir tanesiydi.
İlk oyunu çok beğendim. İkinci oyundan benim beklentim ilk oyundaki eksikliğin tamamlamasıydı.
İlk oyundaki eksiklik oynanış noktasındaki bir eksikliği vardı.
Çok ham ve çok çiğdi. Bir de bulmacalar inanılmaz kendini tekrar ediyordu.
Aynı yapı. da bir sisteme vardı.
Ha oyunun atmosferine ve hikayesine uygun mu?
Uygun. Ama oyunun başından sonuna kadar aynı sistemi ilerle diyorsun.
İmgeyi bul, eşleştir, kapıyı aç, ilerle.
Ikinci oyunda da maalesef ki maalesef hem oynanış noktasında hem bulmacalar noktasında üzerine hiçbir şey koymamış.
Ha bunu net bir şekilde söyleyebiliriz.
Ha kalitesini arttırmış.
Kalitesini arttırmış. Ama çeşitlendirme noktasında çok fazla bir şey üzerine koymamış.
Hatta hiçbir şey koymamış bile diyebilirim.
Evet bu konuda sana katılıyorum.
Hepi topu beş saatlik yaklaşık Yaklaşık 5-6 saatlik sizin oynayışınıza göre değişir.
5-6 saatlik bir oyun olmasına rağmen birazcık daha iki çeşit daha koysaydı mesela hiçbir olumsuz yönü kalmayabilirdi.
En azından aksiyon yapmayabilirsin.
Tamam tamam aksiyonu anlarım.
Dersin ki bu oyun aksiyon oyunu değil dersin.
Ama bulmaca noktasında psikolojik bir karakterin var abi.
Çok daha derinlemesine bulmacalar koyabilirdin.
7 yıl önce çıkartmış olduğun oyunla aynı bulmacalara sahip.
İmgeyi bul kapıya git.
İmgeyi ortaya çıkart. Sonra sembolü çevrede bul.
Yani bu ciddi alanda sıkıntıydı.
İnsanlar şunu dediği zaman 7 yıl boynumu geliştirdiniz işte.
7 yıl 5 yıl boynumu geliştirdiniz dediği zaman bu konuda sonuna kadar haklılar.
Çünkü ben de Daha bir şişlilik bekliyordu bulmacalar noktasında.
Burada bana göre sınıfta kaldı.
Oynanış noktasında ben bir tık daha şişlilik beklerdim.
Hani bu sadece aksiyon anlamında değil.
Hani dövüş mekanikleri anlamında değil de.
Biraz daha mesela bir platon belki eklenebilirdi.
Ya da oynanış noktasında biraz daha hareketlendirilebilirdi.
Bu olabilirdi ama bunların hiçbiri olmadı.
Bunu yapmadı firma ne yaptı?
Hikayesini ortaya koydu.
Kalitesini, grafiğini ortaya koydu.
Birilerini mesut etme derdi ne düştü demek ki ne bileyim yani.
Yani mesut olmazlarsa da bahtiyar olmalarını dileyerek burada noktaladım istersen.
Unutmayın ki oyunlar öznel bir nesnedir.
İşiden kişiye farklılık göstermesi de gayet doğaldır.
Bir sonraki sohbetimizde görüşünceye kadar.
Oyunla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
