
Herkesin konuştuğu oyunu sizin için değerlendirdik. Neleri eksik nereleri güzel elimizden geldikçe yorumlamaya çalıştık. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Uzun zamandır yoktuk.
Umarım bizleri özlemişsinizdir.
Çünkü biz sizleri gerçekten özledik.
Podcast yapmayı, konuşmayı, dertleşmeyi, içimizi dökmeyi gerçekten özledik.
Evet, YouTube'da içeriklerimiz devam ediyor ama podcast bizim için gerçekten çok özel bir yer, özel bir alan.
Burayı bırakmıyoruz. Birkaç arkadaşımız sormuş bıraktınız mı abi diye.
Yok, bırakmadık. Normalde biz 10-15 gün önce içeriklerimize devam edecektik ama...
Ondan önce de hastane olayları aldı.
Necmettin rahatsızlandı.
Ailevi hastalıklar çıktı falan filan derken.
Tam toparladık kendimizi.
Onda da malum deprem olayını yaşadık.
O depremden dolayı odak toplamımız orası oldu.
Orayla ilgilenmek durumundaydık.
İnsanlar orada canlarıyla uğraşırken bizim burada oturup oyun konuşmamız gerçekten işimize sinmedi.
Konuşacak durumumuz da yoktu.
Ama artık bir yandan da...
Normal hayata geçmemiz gerekiyor.
Bazı şeyleri aşmamız gerekiyor.
Biz de elimizden geldiğince maddi manevi desteklerimizi yaptık.
Buradan da en azından insanlar kafalarını dağıtmak için devam etmeye karar verdik tekrardan.
Kaldığımız yerden aynı şekilde devam ediyoruz.
Bu haftamızın konusu Atomic Heart.
Keşke daha güzel bir oyunla, daha güzel bir konuyla başlasaydık ama en son Atomic Heart çıktı.
Madem öyle biraz onun üzerine konuşalım dedik.
Oyunumuz Bioshock'un evreninde geçen mi desek?
Bütünün rüyası mı desek?
Ne desek bilemedim yani böyle.
Atomic Heart öncelikle şunu söyleyeyim.
Güzel bir oyundu. Tek bir sıkıntısı vardı ve en önemli sıkıntısı da buydu.
Kimlik bulma noktasında çok büyük sorunlar yaşadı.
Şöyle ki birçok oyundan Last of Us'tan bile ilham almış.
Temelini Bioshock'a dayandırmış bir oyun matematiği vardı.
Ama işte sağdan soldan toplama özelliklerle oyun yaptığın zaman kendi evrenini oluşturamazsan eğer bunlar çok fazla göze batmaya başlar.
Atomi kartın en büyük sıkıntısı, temeldeki en büyük sıkıntısı kimlik bulma sorunuydu.
Ne demek istediğimizi birazdan daha iyi anlatacağız aslında.
Oyun çok güzel başladı.
Girdiğim zaman dedim ki ulan dedim ne güzel oyun lan dedim.
Şu sağa bakıyorum çok güzel detaylar var sola bakıyorum bir bot mu artık neyse böyle bir şeyin üzerinden gidiyoruz.
Bir nehrin üzerinden gidiyoruz.
Ondan sonra bir yere girdik böyle yine baya çok esintisi var panayır gibi böyle.
Şenlik havası var bir açılış bir kutlama var orada zaten.
Evet biri konuşma yapıyor bir şeyin kutlaması var sonra...
Elimizde bir eldiven var bizim, Charles adında.
Bu eldiven de bize konuşarak motivasyon veriyor mu diyeyim, yardımcı mı oluyor diyeyim, kafamızı sikiyor mu diyeyim.
Artık ne derseniz deyin buna yani.
Konuşan silahlar, konuşan eldivenler, oyunda konuşarak hikayeyi, atmosferi size anlatmaya çalışan elementler kullanan birçok oyun vardı.
Atomic Art bunu eldivenle yapmış.
Fena değil, güzel sistem, güzel mantık ama şöyle bir sıkıntısı vardı.
Normalde hikaye anlatımlarında...
Özellikle eğer konuşan bir karakter varsa oyun bir yerden bir yere giderken özellikle sinematik girdiği yerlerde, ara sahne girdiği yerlerde konuşur, ana hikayeyi size anlatırdı.
Ama burada aksiyon esnasında, bir yerden kaçma esnasında ne bileyim ya da bir şey bulmaya çalışırken durmadan sana bir şeyler anlatmaya çalışan bir meta var, bir karakter, bir nesne var.
E şimdi ben bir yandan loot mü yapacağım, düşmanla mı çatışacağım, nereye gideceğimi mi bulacağım, ne yapacağım onu düşünürken Dikkat edemiyorsun, takip edemiyorsun.
Bu da artık baş ağrıtmaya başlıyor.
Aslında en büyük temel sıkıntısı buydu.
Bir de şöyle bir sıkıntı vardı.
Oyunu biz Türkçe yamayla oynamamıza rağmen metin puntoları çok küçüktü.
Belki o yamadan kaynaklıdır ama bilmiyorum.
Yok orijinali de öyleydi. Bir de insanların kafasında çıkıyordu böyle biri konuştuğu zaman.
Böyle yazı orada küçücük akıyordu mesela.
Sen sağa mı bakacaksın, sola mı bakacaksın, yazıyı mı okuyacaksın yani.
Bunu bence en iyi yapan oyun...
Bir yerden bir yere giderken böyle konuşmalar, diyaloglar neredeydi?
Helal olsun sana. Mimir'in gevezeliği hiç göze batmıyordu.
Mesela bota biniyordum ya. Botta böyle konuşmaya başlıyordum Mimir.
Konuşuyordu, konuşuyordu. Ondan sonra bota inerken diyordu ki tamam daha sonra bu hikayeye devam ederiz.
Veya Kratos konuşurken de aynı şekilde.
Atreus konuşurken de aynı şekilde.
Daha sonra devam ederiz diyorlardı.
Kesiyorlardı onu. Burada Atomic Art'ta bu yoktu.
Sürekli konuşuyordu. Dediğimiz gibi giriş sekansı bildiğiniz baya çok infiniten alınmış, ilham alınmış diyelim.
Bir girişle başladı.
Yüksek bir aksiyon, yüksek bir tempoyla başlıyor.
Kendimiz bir Rus çarlığında, Sovyetler Birliği'nde bir binbaşıyız.
Bizim bir komutanımız, bir üst yöneticimiz var.
Böyle dönemin Elon Musk'ı diyebileceğimiz bir adam.
Şaşanov isminde.
Bu arkadaş yapay zeka ile robotlar üretmiş.
Robotlar da artık insanların gündelik işlerini robotlar yapıyor.
Ama bir yerden bir sızıntı oluyor.
Bu robotların da yapay zekasına girerek bizlere düşman belirliyorlar.
Aynen öyle. Amacımız da hem bu yapay zeka saldırılarını durdurmak hem de bu saldırıların arkasındaki baş kötü karakteri etkisiz hale getirmek.
Yani hikaye dediğimiz çok da böyle eli ayağı düzgün, ayakları yere basan bir hikayesi yok.
Aslında güzel işlenebilse güzeldi bence ama yine anlatımda sıkıntılar vardı ilk başta da dediğimiz gibi.
Yani bir de şu hikaye başlarken böyle hafızasını kaybetmiş bir karakterle başlıyorsun ya.
Evet. O da çok şey yani.
Wolfenstein'e çakmışlar oradan da birazcık.
Blas Komis biraz orada hafızasını kaybediyordu ya şeyde.
Wolfenstein 2'de. Oyunun en güzel olması gereken yanı oynanışıydı.
Özellikle trailerlarda görmüş olduğumuz, fragmanlarda görmüş olduğumuz görüntüler bize çok çeşitliliği olan, aksiyonu bol bir oyun vaat ediyordu.
Ama gel gör ki...
Kazına ya öyle olmadı.
Her şey istediğimiz gibi gitmedi maalesef.
Değil mi böyle ilk gördüğünde vurmalı, kaçmalı, oradan parçalamalı falan filan şeyler bekliyordun ama.
Hem silahlı çatışmalar hem yakın dövüş olarak böyle zengin bir oynanışı bekliyorduk ama maalesef olmadı.
Şundan dolayı olmadı. Ham durdu abi.
Yani bir kere oyundaki fizikler gerçekten seni hiçbir şekilde tatmin etmiyor.
Ya baltayla vuruyorsun ama böyle böyle şey olur ya oyunlarda mermi süngeri düşmanlar olur.
Aynı hissiyatı verdi bana.
Hani baltayla vurmanın tokluğunu hiçbir şekilde yaşayamadım.
Yakın düğün zaten inanılmaz sığdı.
E silahlara geldiğimiz zaman evet silah çeşitliliği gayet yerinde.
Hatta bu silahlarımızı toplamış olduğumuz lootlarla da geliştirebiliyoruz.
Çok daha sağlam hale geliyor ama.
İşte düşmanların buna vermiş olduğu tepkiler yavan kalınca etki ruhsuz kalınca zevk almamaya başlıyorsun.
Halbuki oyunda hem silah kullanabiliyoruz hem yakın dövüş silahları kullanabiliyoruz.
Balta gibi büyü dediğimiz.
Büyü ya da telekinezi artık ne diyebilirsin?
Eldivenin özellikleri var.
Eldivenin özellikleri var böyle özel yetenekleri var.
İşte elektrik çakma gibi, alev atma gibi, buz dondurma gibi.
Polimer falan. Farklı farklı böyle elementel özellikleri var.
Hem yakın duyuş silahlarıyla hem de ateşli silahlarımızla kombolar haline getirebiliyoruz.
Çok güzel mantık.
Hatta Bayaçok da bunu yapmak istediler.
Bayaçok tam bunu yapamamıştı.
Yarım bırakmışlardı.
Özellikle Infinity'de.
Burada belki tamamlanır dedik ama burada da tamamlanmadı.
Buradaki en güzel şey bence loot kısmıydı.
Loot toplamada elinizdeki eldiven süpürge gibi böyle bir yerdeki lootların hepsini çekebiliyordu, alabiliyordu.
O çok hoşuma gitmişti mesela benim.
Ama bazı oyuncuların da hoşuna gitmedi.
Neden? Çünkü loot aldığın zaman tek tek nerede ne var görmek hoşuna gidebiliyordu.
Valla ben loot sistemini sevdim.
Özellikle böyle anında her yeri temizleyip böyle hızlıca oyuna gitmek gayet güzeldi.
Şu... Ölülerle konuşmaktan kısaca bir bahsedeyim istersen.
Honda hangi oyunda yapmıştı ya?
Ölülerle konuşabiliyordun böyle.
Değişik bir şey vardı ya.
Hangi oyunda bilmiyorum ama bu oyundaki ölülerle konuşma olayı...
Boş. Güzel oldu aslında.
Oyunun evrenine uygun aslında.
Çünkü bir yapay zeka var.
Karakter ölüyor ama beyin fonksiyonları, yapay zeka fonksiyonları hala çalışır durumda.
O anlık beynindeki verileri alabiliyorsun.
Aynen öyle. Şey de vardı mesela bu.
Cyberpunk'ta vardı mesela hatırlarsan.
Ben bir oyunda daha vardı da hatırlayamadım.
Yapay zekaları yine öldükten sonra kısa süreliğine kullanabiliyordun hatta dedektiflik yapıp onun böyle yapay zekasına girip neler olduğunu anlayabiliyordun.
Burada karakter sana anlatıyor neler olup bittiğini.
Güzeldi ama oyun bir noktaya kadar özellikle 6.
saate kadar gayet güzeldi ama ta ki açık dünyaya çıkıyoruz işte orada her şey boka sarıyor.
Çünkü oyunun açık dünyası yok.
O kadar gereksiz ve o kadar böyle üstün körü yapılmış ki.
Hiçbir şey yapamıyorsun açık dünyada.
Açık dünya değil aslında bu.
Bence çizgisel bir oyun gibiydi.
Ama açık dünya kisvesi adında böyle şey yapmışlardı.
Son anda eklenmiş gibi duruyor ya.
Evet. Gereksiz böyle bir açık dünya var.
Nasıl Far Cry oyunlarında böyle kampları ele geçiriyorsun ya.
Aynı o sistem vardı. Bunda da açık dünya görevlerinde şöyle yapıyordun.
Şurada işte robot... şeyler var, düşmanlar var.
Git o bölgeyi temizle. Bu tarz açık dünya görevleri vardı.
O yüzden çok hoşuma gitmedi benim.
Şu sadece güzeldi.
Hani öldürmek zorunda değildin.
Kaçabiliyordun açık dünyada görmüş olduğun düşmanlardan.
Çünkü bir de öldürme istesen çünkü elindeki loot sistemi yeterli gelmediği için patlıyordun bir şekilde.
Dengesizlik vardı. Açık dünyada ciddi anlamda dengesizlik vardı.
İşi boştu. Hoş değildi.
Gereksizdi. Niye yaptınız?
Ulan. Bir de haritada şöyle bir şey vardı.
Harita... boktandı.
Hiçbir yere işaret koyamıyordun.
Nereye gideceğini bilmiyordun.
Açık dünyadasın ama bir yere işaret koyup oraya gitmen lazım mesela.
Ama sürekli haritayı aç kapa aç kapa aç kapa der diyeyim ulan diyordun yani oyunda.
Bir de açık dünyada yapmışlar açık dünyada ama durma her yere böyle alarm koymuşlar.
Oraya geçemiyorsun zaten.
Görüyorsun gidemiyorsun. Şey gibi bazı oyunlarda vardır ya böyle görünmeyen duvarlar vardır.
Gidemezsin o bölgeye. Bu oyunda görünmeyen duvarlar koymamışlar da alarm koymuşlar yani.
Büyük anne mesela çok tatlıydı.
Açık dünyayla hiçbir alakası yok ama evet.
Aklıma geldi. Söyledin. Büyük anne mesela ilk geldi böyle tam böyle robot üstümüzdeyken arkadan tırpanı bir soktu kafaya.
Bu konuşmalar falan tatlıydı ama orada bitti.
Ondan sonra tekrar geliyor ama çok efektif değildi mesela.
Daha da içi doldurulabilirdi mesela.
Büyük annenin oyunda aslında çok güzel yeri var ama işte hikaye sunumu o kadar tırt ki o kadar altı boş ki sana şey vermiyor böyle motivasyon sağlayamıyorsun onun sayesinde.
Kesinlikle düşman çeşitliliği de zaten çok kötü.
Çok iyi. Çok iyi yani bu kadar yaman düşman çeşitliliği herkes yapamaz yani abi.
Bir tane düşman vardı sana benziyordu o.
Yapay zekalı. Bıyıklı yapay zekalı.
Bıyıklı var ya sana benziyor.
Benim kel halim. Seni kelle yap aynısına aslında.
Şey ne diyeceksin? Tıkırdayanlara ne diyeceksin?
Allah'ım ya Rabbim ya Resulallah'ım zombilerin olduğu yerde neden bir şey pardon robotların olduğu yerde neden zombi var ya?
O da şeydi yani bir yerde böyle sera gibi bir yerde Cordyceps mantarından oradan tıkırdayanlar olmuş.
Hiç gerek yoktu. Yine gereksiz bir şey daha söyleyelim.
Bulmacalar oyunda zaten oyunda çok aksiyon yok.
Bir de olmayan aksiyonu bulmacalarla o kadar çok uzatmışlar ki.
Ya bir de bulmacalar sonucunda almış olduğun şey diyor ki hani bir ödül bir motivasyon kaynağı da değil yani.
Kapı açıyorsun sadece kapıyı açmak için.
Bazılarını ben çözene kadar belim çattı mesela.
O bir tane böyle düğme çektiğin var ya farklı düğmeleri çekiyorsun.
Onu nasıl kadar zorlandın yani hani.
Düğmeleri çektiğin şıklatma değil bir de düğmeleri böyle.
Çekip şey yaptırmadım. Elektrik akımını sağladın mı?
Ha onun mantığı ben de çok çözemedim.
Rastgele çektim. Rastgele.
Oldu anasını satayım. O kadar boştu.
O yüzden çok da şey yapselemedim yani.
Şey vardı mesela bir alanda 4 tane kapsül bulup ana kapıyı açıp sonraki bölüme geçmen gerekiyor.
Ha bu soğutuculu yani. Aynen.
O soğutuculu bölümde sadece bir kapsül buluyordun bu arada.
Seradan bir kapsül, bir tane laboratuvardan bir kapsül, bir yerden daha bir kapsül.
4 kapsül bulup ana kapıyı açacaksın.
Mantık bu. Arkadaş 4 kapsülü bulmak için nereden baksan 3 saat harcıyorsun abi.
Oyunun ilerleyen bölümlerinde de bu durum aynı şekilde geçerli.
Bulmacalar gereksiz uzatılmış.
Mantık olarak güzel. Fena değil.
Ama uzatılmış. Uzatılınca da oyunun at...
Masumeline giremiyorsun çünkü aksiyona girmek istiyorsun giremiyorsun.
Bulmacalar seni engelliyor, yavaşlatıyor vs.
vs. abi. Ama burada bir parantez açalım.
Boss savaşları gayet iyiydi.
Yani çok fazla olmamakla beraber fena değil yani.
Yani tatmin ediyordu adam boss savaşları.
Diğer düşmanlara göre baktığın zaman boss savaşları bir tık daha iyi.
Yani açık dünya çıkana kadar ki 6 saat geçiyor hemen hemen.
Bir tane boss görüyorsun zaten.
O da çok da zorlamadı beni yani.
Çok zorlayıcı değil. Zorlamadan ziyade...
Pattern'larını ezberlemek çok çok kolay.
Tasarımları güzeldi. Evet güzel.
O yüzden hani bir şey söyleyemiyorum.
Boss savaşları da iyiydi. En azından bir iki tane boss koymuşlar.
Birazcık yapımcısından bahsedelim.
Mandiş pardon. Mantfish.
Mantış niye dedim? Mantfish.
İlk oyunları adlandırdı. İlk oyunları.
İlk oyunları olmasına rağmen bence gayet başarılılardı.
Neden başarılılardı?
Koca koca firmaların yapamadıkları optimizasyon konusunda çok iyiler.
Optimizasyon iyiydi. Yani özellikle evet apartmanda böyle kayıt alırsak böyle böyle stüdyo olmayınca.
Optimizasyon noktasında başarılıydı ama yine aksiyonun yoğun olduğu yerlerde özellikle partikül efektlerinin yoğun olduğu yerlerde bir tık hani sıkıntı oldu.
FPS düşmeleri, drop gömeler oldu.
Ama genel anlamda birçok ekran kartının rahat rahat oynayabileceği bir oyun.
Kesinlikle. Ben 1660 Ti'de şey yaptım yani.
Yüksek ayarlarda rahat rahat oynayabiliyorum.
1660 Ti kötü bir ekran kartı değil yani.
Değil ama... GTX 1050'lerde, 1060'larda rahat rahat oynanabilir olması optimizasyon noktasında başarılı.
Değildi ama bu kadar renk paletinin olduğu...
Partikülün olduğu yerde zorlamadı beni.
O yüzden sıkıntı yoktu yani.
Yayıncı firma Fox Entertainment bu sene özellikle son 2 senedir güzel oyunlara ev sahipliği yapıyor.
Özellikle Plague Tale, Innocence ve Requiem gibi oyunların yayıncılığını yapmış.
Son zamanda da Evil West gibi çok güzel bir oyun yapmıştır.
Haklı gelen oyunlardan biridir bana göre.
Kesinlikle. Mükemmel bir oyun.
İşte Focus Entertainment ismini görünce insan biraz böyle şey yapıyor.
Daha güzel bir şey bekliyor.
Ama maalesef olmadı.
Ama bunu da yapımcı firmanın acemiliğine verelim.
Şöyle bir şey hata yaptılar aslında.
Çok büyük oynadılar abi.
Bu kadar büyük. Mesela açık dünya olayına hiç girmeselerdi, çizgisi ilerleyebilselerdi çok daha başarılı, çok daha...
Güzel oyun ortaya çıkar. Zaten şöyle bir şey vardı.
Ben açık dünya mevzusunu gördükten sonra soğudum oyundan.
Çünkü çok hype ile beklediğim, sevdiğim bir oyun olacak diye düşündüğüm bir şeydi.
Ama açık dünya olayını görünce eleştirmenlerin açık dünya noktasında puan kırdıklarını görecek.
Ulan dedim bu oyun niye açık dünya?
Kendi kendime öyle bir düşündüm.
Sonra bir soğuma geldi bana.
Bir de şu oyunun propaganda olayından biraz bahsedelim mi?
Rus propagandası üzerine.
Ya Rus propagandası bence çok şey değil.
Diğer bütün oyunlarda da oluyordu bu.
Mesela Call of Duty oyununda adamlar.
Hepsi propagandalı. Hepsi propagandalı yani.
Gidiyor Rusları öldürüyorlar mesela.
Örnek veriyorum. Hani burada şey yok.
Adamların oyunları hepsi böyle çıkıyor.
Hepsi bir yerde bir şeyleri öldürüyorlar.
Bir şeyler yapıyorlar. Yani Rusların da bunu yapmasında bence şey yok.
Ama şu anki Rusların Link çemesindeki sebep Rus-Ukrayna çatışmasından kaynaklanıyor.
Dolayısıyla bence çok da yadırgamadım.
Bazı kaynaklar çok aşırı derecede saldırdı oyunun propaganda sistemine.
Ama yani... Bence haksızlık yapıldı.
Şöyle oyunda öyle ahamşam abartılı bir şey propaganda görmedim ben.
Genel Sovyetler Birliği'ni anlatmışlar.
Yani çok da ekstra bir şey yoktu oyunda yani.
Sovyetler Birliği nasılsa öyleydi.
Tek tip araba, tek tip şeyler.
Standarttı yani oyun bence.
Kötü değildi yani. Abartılı bir şey.
Bazı oyunlara gerçekten çok fazla ve haksızca yükleniyorlar.
Mesela Last of Us'ın hikayesine yüklenildiği gibi.
Aslında Fast Party 2 kötü eleştiri yapanlara buradan selam söylüyorum.
Hepinizi bulacağım o. O oyunun metakritiği ne kadar çıkıyor?
5.8 şu an işi.
Şey eleştirmen kaçtı?
9.5 mi?
9.6 mı öyle bir şey? Kesinlikle Hakkı onun 9.5'ti.
Fanboylara kurban gittim. Güzel gitti hem de yani.
Joel'cular burada bastı.
Verin etkiyi, görün etkiyi.
Evet. Bu haftalık oyun, bu haftalık...
Konuşamıyorum ya. Uzun zamandır yapmayacağım.
Bu haftaki oyunumuz bu.
Oyunumuz bu. Haftaya biraz daha yine gündem belki.
Çünkü gündem hareketlenmeye başlandı.
Gündem yaparız yine. Birkaç oyun konuşuruz.
Başka yaparız bir şeyler ya.
Devamız yani. Buralardayız ya biz.
Buralardayız. Ölmezsek kalmazsak bir şey olmazsa buradayız yani.
Eğer beklenen İstanbul depremi yaşanmazsa yakın zamanda.
İnşallah buradayız diyelim o zaman.
Deprem hazırlığın ne alemi bu arada?
Hiçbir şey. Deprem şantası hazırlamadın değil mi yine?
Yok hazırlamadım. Her deprem sonrasında şey diyoruz mesela.
Deprem şantası yapmamız gerekiyor.
Hayat üçgenlerini evde belirlememiz gerekiyor falan.
Sonra yatıyoruz. Ne düdüğümüz var.
ne bir şeyimiz var. İnsanoğlu çok garip ya.
Çok çabuk unutuyor. Ölümü çok çabuk unutuyoruz ya.
Halbuki bize en yakın olan şey ölümken Bu kadar böyle umursamazca hareket etmemiz.
Ölümün unuttuğumuzu şuradan göz önüne getir.
Deprem bölgesinde yaşanan olayları göz önüne getir yani.
İnsanlar orada canıyla cebeleşirken bazı kansız insanların yapmış olduklarını düşün yani.
Çok enteresan ya. Hayat gerçekten çok enteresan.
Çok acımasız. Gittikçe de acımasızlaşıyor yani.
Ya hani Detroit incelemesinde söylemiştim ya işte.
Dünya yapay zekalardan dolayı işte kıyamet gelecek falan.
Ya kıyamet gelmiş abi. İnsanoğlunun kendi zekası varken yapay zekadan korkmaya gerek yok.
Aslında insanoğlunun zekası olmadığı için.
Ya da zekasını farklı şekilde kullandığı için abi.
Sosyal mesajımızı da verdik.
Podcast'ı da her türlü veririm abi.
O zaman hiç kapatasım yok şu an biliyor musun?
Kapatalım bence artık. Saat geç oldu ondan mı biliyorsun?
Kapı çalacak yoksa. Kapı mı çalacak?
Tık tık tık. Gel gel sen ne güzel tweetler atıyorsun öyle.
Gel bakayım sen. Atsınlar.
Bundan dolayı yatacaklasalar atsınlar anasını satayım.
Yani bu ülkede haklı insanlar haksız insanlar kadar bağırmadığı için ya da cesur insanlara korkaklıklar kadar sesini çıkartmadığı için bu hale geldik.
Ne geldiyse başımıza. Bu haftalık bizden bu kadar.
İyi tamam kapat abi. Silivri'de görüşünceye kadar.
Benim sesimi kesmen gerçekleri insanların duymasına engel olmayacak bu arada.
Senin sesini kesmiyorum ben.
Sen şimdi biz formattan çıkıyoruz.
Ya başlarım sokarım formatına.
Belkiyle konuşalım. Bir siyasetçiyi açalım o zaman.
Çok güzel olur. Değil mi?
Çok güzel olur. Bir çay bir siyaset.
Donum sende kalmış. Halt yer yerine tozumuzu toplar yani.
Bir çay bir siyaset.
Evet. Çaylı siyaset.
Neyse onun ismini düşünürüz.
Bence böyle oyunu şey bu podcast oyunu kapatalım böyle siyasete geçelim abi.
Olmaz abi oyun. Oyun kırmızı çizgisi.
Kırmızı çizgimiz. Bir onlarla kafa dağıtıyoruz yani.
Haftaya görüşünceye kadar kendinize iyi bakın.
Kendinize iyi bakın. Sağlıcakla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
