
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Her şey anlamını yitirdiğinde yetersizlik hissi insanı intihara sürükleyebilir mi? İnsanın Anlam arayışı üzerine Bilinç Akışı'nda kalıyoruz.
Oversharing kapılarına dayandığımız yeni bölüm her çarşamba&pazar tüm platformlarda🎧
📩 info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Bazen her şey çok boş ve anlamsız geliyor.
Bir gün öleceksek neden bu kadar uğraşıyoruz?
Yaşama hevesimi bulamıyorum diyorsanız ben Zeynep.
Hepimizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Bu haftaki bölümde hassas unsurlar olabilir.
Ben bir uzman değilim biliyorsunuz.
Sadece ilgimi çeken bir konu üzerine konuşacağız.
Bu bölüm sizi tetiklerse lütfen direkt kapatın ve bir uzmandan destek almaya çalışın.
Herkese oluyor mu bilmiyorum ama bana bazen yok olma isteği geliyor.
Her şey inanılmaz boş ve anlamsız.
Öleceğini bilerek yaşamak çok saçma.
Bununla uğraşsam ne olacak?
Belki 5 dakika sonra öleceğim diye düşünüyorum.
Ve böyle zamanlarda...
Rahmi Koçu, Haldun Dormeni, İlber Ortaylı'yı falan düşünmeye çalışıyorum.
Benim önümde yüksek ihtimalle 40-50 yıl var normal şartlarda.
Adamlarsa bir yılı zor çıkarabilir ama hala üretiyorlar diye düşünüyorum.
Bunun anlamını sorguluyorum.
En başta ipin ucunu nasıl tuttular?
Bu yaşama hevesini hiç ölmeyecekmiş gibi hayata yatırım yapma motivasyonu nasıl geliştirdiler merak ediyorum.
Şunun farkındayım. Yaş ilerledikçe insanın yapmak istediği şeylere daha çok bağlanıyor.
Ergenlikte ve üniversitede daha umutsuz oluyor sanki.
Henüz hiçbir yerinden başlamadığı için sanki oho ben nereden başlayacağım da ilerleyeceğim gibi düşünüyor.
Ama yıllar geçtikçe her geçen yıl kendine bir şeyler katabildiysen tamam ya oradan buraya geldim, buradan da güzel yerlere giderim diye daha bir şevkle bağlanıyorsun hayata.
Daha çok çalışasın, üretesin geliyor.
Ama bazen de her şey inanılmaz anlamsız gelmiyor mu ya?
Ben umudu kestiğimde gerçekten yok olasım geliyor.
Hatta bazen bu fikre tehlikeli bir boyutta yaklaşıyorum bence.
Geçenlerde yine böyle yaklaştığım bir zamanda arkadaşlarım ne düşünüyor diye merak ettim.
İlk kez böyle bir şey merak ettim.
Ve endişelenmemeleri için yaratıcı yazarlıkta bir ödevim için soruyorum diye söyledim.
Hani intihar etseniz sebebiniz ne olurdu?
Hadi söyleyin falan dedim.
Burada mantık şu. Bir olay sizi intihara götürmeyebilir.
Sağlıklı bir psikolojiye sahipseniz zaten götürmemelidir.
Ama hadi diyelim götürüyor.
Kafayı bozdunuz. Sizi buna iten sebep ne olurdu?
Bu şekilde soru sordum.
Bazılarının hazırda intihar mektubu varmış.
Direkt çıkarıp gönderdiler.
Şaka umarım.
Şakadır. Ama bu konuyu daha önceden düşündükleri, kafalarında bir şekillendirdikleri kesin.
Bazılarını sizinle paylaşacağım bugün.
Başlıyorum. Çocuğu olan bir arkadaşım şöyle dedi.
Ben intihar etsem beceremediğimden olur.
Anneliği, eş olmayı, evlat olmayı, yaşamayı, kendimi gerçekleştirmeyi beceremediğimden intihar edebilirim dedi.
Normalde hep pozitif ve enerjik olan bir arkadaşım şöyle dedi.
Ben intihar etsem negatif durumları bile pozitife çevirmenin hep yolunu bulurken pozitif anların bana artık yabancılaşmasından, kendimi mutluluğa layık bulamamaktan intihar edebilirim dedi.
Uzun zamandır ilişkisi olmayan bir arkadaşım şöyle dedi.
Ben intihar etsem sevildiğim, ait olduğum, kök saldığım bir aile kuramamış olmak, hayatta işlevsel anlamda...
üretim, kariyer, rutinler gibi yeterli hissetmemek, kendini gerçekleştirememiş olmak, heveslerin ve umutların düzenli olarak kursakta kalması sebebiyle intihar edebilirim dedi.
Heveslerin ve umutların düzenli olarak kursakta kalması mı?
Of, füze atsaydın reis.
Psikolog bir arkadaşım şöyle dedi.
Ben intihar etsem kendimi gerçekleştirememekten, dokunabileceğim çok insan varken, doyumsuz sıradan bir hayat yaşamaktan ve ben ne yaptım diye zamanı boşa geçirdim diye düşünmekten intihar edebilirim
dedi. Ve son olarak benim en çok şaşırdığım, şimdi okuyacağım da, baktığınızda her şeye sahip olan, uzun süre terapi almış, kendini geliştirmiş, farkındalık düzeyi çok yüksek olan bir arkadaşım
şöyle dedi. Ya bu bildiğin önceden intihar mektubunu yazmış sanırım.
Belki intihar ettiğimi görenler ve duyanlar ne kadar şımarık diyecek.
Belki doyumsuz diyecek.
Ama keşke her şey dışarıdan göründüğü gibi mükemmel veya kusursuz olsa.
Evet birçok şeyim vardı belki ama yine de çok uzun zamandır eskisi gibi olmadığımın farkındayım.
Ve düzeltmek için çok çabaladım.
İyi olmaya çalıştım ama bir noktadan sonra bir daha eskisi gibi olabileceğime yönelik umudum tükendi.
Hayat ışığım söndü.
Eskiden sabah uyandığında her şeye ya da birçok şeye pozitif ve mutlu bakan o kız çok uzaktı artık.
İçimdeki bu boşlukla yaşamakta artık zorlanıyorum.
Dışarıdan keyifli ve mutlu ve belki de birçok şeye sahip gibi görünüyor olsam da...
Aslında içimde kocaman bir boşluk ve huzursuzluk var.
Bununla yaşamak artık çok zor.
Çözmek için de çok çabaladım ama bir şey olsa da ölüversem keşke diye beklemektense kendim bitirmeye karar verdim.
Sanırım benim şu an kaydı bırakıp koşarak bu arkadaşımın psikiyatra falan götürmeliyim saat gecenin 3'ü.
O kadar gerçekçi ve içten yazmış ki bunu daha önce düşündüm muhtemelen.
Benim bu verileri toplamaktaki amacım Aslında bir insana çok büyük gelen sorunlara dışarıdan bakmaktı.
Yani benim kafamda çok büyük gördüğüm sorunlar var.
Arkadaşlarım da vardır. Onlarınki dışarıdan nasıl gözüküyor acaba gibi bir çıkış noktasıydı.
Gerçekten de hepsine baktığımda hepsi farklı farklı ifade etmiş.
Ama ortak noktası sanırım yetersizlik hissi.
Ya benim kendi sorunlarım da temeli yetersizlik hissine dayanıyor.
Ya şunu da yapamadım, bunu da halledemedim.
Ne anlamı var yaşamanın gibi bir yere gidiyor bazen.
Halbuki dışarıdan duyunca anne olarak yazan arkadaşım bence müthiş bir anne.
Elinden geleni yaptığını ben görüyorum.
Kızıyla çok tatlı ve sakin bir iletişimi var.
Buna şahit oluyorum, bayılıyorum.
Ama o kendisini yetersiz görüyor.
Hep pozitif olan arkadaşım kendini artık mutluluğa like görmediğine...
Ve eski mutluluğunu yakalayamadığını söylemiş.
Ama şu ana kadar yakaladı sonuçta.
Bu yetmez mi? 30 yıldır enerjisini ve mutlu bakış açısını dengeli şekilde koruyabilen bir insan bir durgunluk dönemine girdi diye bu onun yetersiz olduğunu gösterir mi?
Uzun süredir ilişkisi olmayan arkadaşım kök salamamakla ilgili yetersiz hissetmiş.
Aile kurmakla ilgili.
Halbuki kendisi bir abla ve kardeşleriyle ilişkisi çok güzel.
En azından elinden geleni yapıyor.
Bunu görüyorum. Hiçbir kardeşi aynı anne babayı yetiştirmemiştir diye bir laf var.
O da evdeki en büyük çocuk ve kardeşleriyle onu aynı anne baba büyütmedi.
Buna rağmen o kardeşlerine bunu yansıtmadan çok iyi bir abla oluyor.
Henüz kendi ailesini kuramadı ama kardeşleriyle ebeveynleri arasında bir geçiş köprüsü oldu aslında.
Çoğu şeyin cefasını o çekti.
Bu yüzden kardeşleri ona nazaran daha rahat büyüdü.
Yani aslında sadece varlığıyla bile kendi aile bireylerinin daha şanslı büyümesi.
Belki de kendi ailesini kurana kadar hayat onu dinlendiriyor.
Ama o bunu fark etmeden kendisini yetersiz hissediyor.
İnsanlar ağır şeyler yaşayarak büyüdüklerinde çocukluklarının yeterince yaşanmasına izin verilmediğinde o yaşayamadığı çocukluğun er ya da geç içinden çıkması gerekiyor.
Bence genelde insan özgür olmaya başladığı anda çıkıyor bu.
O özgürlük anı.
Ailenin artık laf geçiremediği zamanla başlıyor.
Ve o zamandan sonra insan daha dağınık, daha sorumsuz, daha kaybolmuş davranmaya başlayabiliyor.
Çocuk gibi yani. Olabildiğince içgüdüsel bir davranıştan bahsediyorum.
Çünkü artık içgüdüsel davranma özgürlüğünüz var.
Sanki 8 yaşında yaşaman gereken şeyler sana verilmemiş de 18 yaşında, 28 yaşında o yaşayamadıklarını yaşıyormuşsun gibi.
Arkadaşım da kendi gerçekleştirememek, düzenli bir hayat ve rutin oturtamamak yazmış ya.
Demek istediğim şey o rutini oturtamaması sebebin senin henüz yaşayamadığın, bu yüzden de bitirip de yetişkinliğe geçemediğin çocukluğun olabilir.
Önce o yönünü beslemen, kendine şefkatli ebeveyn olman lazım.
Bu gayet de yapılabilir bir şey, çözülebilir bir sorun.
Zaman alır ama çözüldükten sonra da çok tatlı olur mesela.
Psikolog arkadaşım yeterince insana dokunamamaktan bahsetmiş.
Halbuki kendisi kimle konuşsa karşısındakinin zihninde yeni bir sekme açan, yeni bir düşünceye vesile olan birisi.
Bunun illa kitlesel bir şekilde, mesleki bir şekilde veya yüzlerce kişiyle yapılmasıyla mı yeterli seviyeye ulaşılır mesela?
Kendi karakteristik özelliği olarak bizim küçüklüğümüzden beri muhatap olduğu her insanda rahatlatıcı etki bırakan bir insan.
Bu bile onun varoluşu için tek başına bir sebep aslında.
Burada herkes yetersizlikten bahsederken aslında herkesin ya kendi hayat yolunda onları buraya getiren sebepleri var ya da bu zamana kadar yaptıklarını görmezden gelerek sadece yapamadıklarına
odaklanıyorlar. Bu yüzden kendilerini yetersiz hissediyorlar ve dışarıdan bakan bir insan olarak bu bana çok üzücü geliyor çünkü onların ne kadar yeterli olduğunu görüyorum.
Ben bu dertlere... Bu şekilde dışarıdan baktığımda gerçekten hepsi çözülebilir geliyor.
Aile kuramadın mı? E ne acelen var?
40 yaşında da kurarsın.
Kariyerine oturmadı mı? 10 yıldır memur olsan daha mı mutlu olacaktın?
O zamanda neden her gün aynı işi yapıyorum diye kendine saygı duymayacaktın?
Şu ana kadar ne yapmak istemediğini anlamış oldun en azından.
İyi bir evlat, iyi bir anne olamadın mı?
Ailen sana ne kadar iyi hali oldu ki?
Bu bir süreç sonuçta.
Hayat boyu devam eden. Buraya kadar olamadığını düşünüyorsan bundan sonra elinden geleni yaparsın.
Bunları böyle polyanna gibi bir yerden söylemiyorum.
Kendim de aynı şeylere hep dert ediniyorum.
Ama arkadaşlarım bunları sorun yapınca ne kadar çabaladıklarını gördüğüm için kendilerine haksızlık etmelerine şaşırıyorum.
Çünkü herkes ilk kez geliyor hayata.
Herkesin ilk deneyimi.
Ve herkes elinden geleni yapıyor.
Yapamadığı zamanlar da olabilir.
Ama hayat uzun zaten. Bazı dönemler kötü geçebilir.
Bazı dönemler iyi geçebilir.
Bu böyle inişli çıkışlı bir yol.
Sanırım ilk önce hepimizin bunu kabul etmesi gerekiyor.
Biz hayat böyle hep tek düze bir şekilde aynı en azından ortalama bir normallikte mutlulukta gitsin diye bekliyoruz.
Ama bu aslında hiç gerçekçi bir beklenti değil.
Ben bu muhabbetten sonra, bu intihar mektubu muhabbetinden sonra şunu anladım.
İnsan kendine çok yüklendiğinde bunu birileriyle paylaşmalı ve dışarıdan yorum almalı.
Kendimize karşı çok acımasız oluyoruz.
Objektif bakmıyoruz.
Geldiğimiz yolların neler başardığımızı, neleri atlattığımızı unutuyoruz.
Bu da kendimize en büyük haksızlık oluyor.
Böyle zamanlarda, böyle kendinize acımasız bir şekilde yüklendiğinizde bir arkadaşınız size bunları söylese ne yorum yapardınız?
Ona nasıl yaklaşırdınız?
Lütfen bunu düşünün.
Kendinize de öyle yaklaşın.
Kaçıncı kez kendinize dediğimi bilmiyorum.
Kendinize metre koyacağım şuraya.
Bu sorunlar nasıl aşılacak diyorsanız bazısının sadece zamana ihtiyacı var.
Bazısı sizi çok güzel bir yere ulaştırmak için hayatınıza girdi.
Bazısı bugün size büyük geliyor ama iki yıl sonra anlamını çoktan yitirmiş olacak.
Hayatta varoluşumun bir amacı yok, bir şeye hizmet etmiyorum diyorsanız bunun kararını siz veremezsiniz.
İster kabul edin ister etmeyin ama bizden çok daha büyük bir sistem ve çok daha büyük bir...
düzenin içindeyiz.
Bazılarımız doğumuyla, bazılarımız ölümüyle bir amaca hizmet edecek muhtemelen.
Belki bu hizmet koskoca bir ömürde söylenecek tek bir cümleyle amacına ulaşacak.
Orasını bilemiyorum. İnsanın anlam arayışı diye bir kitap okuyorum.
Bu intern muhabbetinden sonra rastgele sipariş etmiştim konusunu bilmeden.
Kitabı açtım ve şok oldum.
Çünkü ön sözün ilk cümlesi aynen şöyle.
Kitabın yazarı Dr.
Frank İrili ufaklı birçok ızdıraptan müzdarip olan danışanlarına neden intihar etmiyorsunuz diye sorar.
Verdikleri cevaplarda genellikle psikoterapisinin ana hatlarını bulabilir.
Sahip olduğu her şeyi kaybetmiş, her değeri yok edilmiş, açlık, soğuk ve zulüm çeken ve her saat öldürmeyi bekleyen bu adam kendi yaşamını nasıl yaşamaya değer bulabilmiştir?
Bu muhabbetin üzerine bu kitabın denk gelmesine çok şaşırdım.
Kitabın yazarı bu psikiyatr, 2.
Dünya Savaşı'nda nazilerin toplama kamplarında tutsak olarak kalmış ve çok kötü şeyler yaşamış.
Oradaki gözlemleri üzerinden insanın anlam arayışını anlatıyor.
Kitaba bayıldım.
Mesela düşündüğünüzde bu adama nazilerin toplama kampında tutsak olarak kaldığı zamanlarda hayat anlamsız gelmemiş midir?
Yani ne kadar anlamsız gelmiştir?
Zaten kitap bunun üzerine kurulu.
Ama adam onlarca yıl sonra bile bir sürü insana ışık tutabiliyor ve orada yaşadıklarından sonra psikoloji dünyasına logoterapi adı altında bir metot geliştiriyor.
Freud'dan sonra kendisi...
psikoloji biliminin en önemli insanlarından birisi olarak kabul ediliyor.
Tabii ki bu çok uç bir örnek ama şu an ülkenizde savaş yoksa, toplumsal bir kriz yoksa, karnınız doyabiliyorsa dünyanın büyük kısmından daha şanslı olduğunuzu şükrederek
fark etmenizi diliyorum.
Geri kalan her şey bugün olmasa, yarın olur, öbür gün olur, bir şekilde çözülüyor.
Bakın bana, dinliyorsunuz ama takip etmiyorsunuz.
Ben bu sorunu büyütüyor muyum?
Gecenin üçünde bölüm çekiyoruz burada.
Çok mu zor mesela bir tuşa basmak diye söylenebilirim normalde.
Ama sizin canınız sağ olsun.
Kanalı takip etmenin önleminin farkında değilsiniz.
Ondandır diye düşünüyorum.
Yine de varoluşsal sorunlarınızın arasında bulanık gözlerle bir takip et tuşuna basarsanız sevinirim.
Çarşamba ve pazar günleri anma hizmetinizle buradayız.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
