
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kendi sesini duyma ihtiyacı hissediyorsan bu bölüm senin için.🥹🤍 Bu bölümde üretirken, kendimizi ortaya koyarken ya da sadece var olmaya çalışırken içimizde ve çevremizde biriken yargılayıcı sesleri konuşuyoruz❤️🔥
Kendimizi sürekli düzeltmeye, kanıtlamaya, başarmaya zorlayan kültürel ve içsel baskılar üzerine Bilinç Akışı'nda kalıyoruz!🎙️
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
İnsanların yaptığı yorumlarla acaba yanlış bir şey mi yapıyorum diye düşünüp kendinizden şüphe ettiğiniz oldu mu?
En yakınızdaki insanlardan beklediğiniz desteği göremediğiniz veya yargılandığınız için içinizden gelen şeyleri denemeyi ertelediğiniz oldu mu?
Tabii ki oldu ve buradasınız.
Ben Zeynep, hepimizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Bugün podcast yayınlamak örneği üzerinden çevrenizdeki insanların ihtiyaç duyduğunuz zamanlarda size destek olmaması üzerine bir Bilinç Akışı'nda kalacağız.
Ama bunu mağdur rolüne...
kurban rolüne ve kurban triplerine girmeden yapacağız.
Aksine benim istediğim şey bu bölümü dinledikten sonra içinizde yanan ama yakamadığınız o ateşi harlamanız.
Yani bunu umut ediyorum bu bölümle.
Podcast örneği üzerinden gitmem de buradaki amaç aslında yalnız değilsin mesajı da vermek bir yandan ve benim şu anda en iyi örnek verebileceğim şey podcast örneği.
O yüzden siz podcast örneğini Kendinize uyarlayarak yapmak istediğiniz her neyse, belki bir iş, belki sosyal medya, başarmak istediğiniz bir şey veya başlamak istediğiniz
bir hobi, içinizden gelen ama utandığınız veya yargılanmaktan korktuğunuz her şey olarak düşünebilirsiniz.
Anlayacağınız üzere gömme seansı başlıyor.
Bu bir gömüş bölümüdür.
Kardeşimin podcastlerini dinlemediğini...
Biliyor muydunuz? Ya tabii ki nereden bileceksiniz ama tahmin edebilir misiniz?
Ne dinliyor, ne paylaşıyor, ne birine öneriyor, ne destek oluyor.
Nedenini ben daha yeni öğrendim.
Nedeni şuymuş. Cringe buluyormuş.
Düşünsenize siz bir şeyle uğraşıyorsunuz ve kardeşiniz size şey diyor.
Dinlemiyorum çok cringe.
Wow hadi ya. Senin 2010 yılındaki çok güzel hareketler bölümlerini hala izlemen hiç cringe değil ama.
Bana daha geçen gün söyledi bunu.
Bu arada kardeşim böyle 2005'li ergenlerden falan da değil bildiğin.
Benim yaşlarımda olgun bir insan.
Bana daha geçenlerde söyledi bunu.
Bir de yeni tanıştığım birinin yanında söyledi.
O kadar tuhaf hissettim ki.
Tuhaf hissetme sebebim orada aslında hiç utanmadım.
Utanmam falan değildi.
Hatta bence bunu söylediği için kendisi utanmalı.
Tuhaf hissetme sebebim daha önce hiç dinlemediğin, adam akıllı oturup dinlemediğin bir şeyi nasıl cringe bulabilirsin ki?
Bunu anlayamadım. Hani dinle, yorum yap, eleştiri yap, içeriğini cringe bul.
Abla ne konuşuyorsun?
Bu bölüm hiç olmamış de.
Ya ben bunları çok okeyim zaten.
Ama o içerikten bağımsız olarak benim podcast yapmam olayını utanç verici buluyor.
Neyse iyi ki geldi de söyledi.
Yani yeri geldi de söyledi. Çünkü ben direkt bu bölümü çektim kafamda.
Arka planda böyle bir zamandır pişen başka düşüncelerden sonra onun böyle demesi...
aslında son noktayı koydu ve kafamdaki düşünceleri toparlamamı sağladı.
Burada garip olan ne biliyor musunuz?
Podcast'ı dinlemeyen ilk yakınım kardeşim değil.
Benim çevremdeki çok çok çok az insan ya benim tanıdığım çok çok çok az insan buraya dinliyor.
Bu podcast'ı dinleyenler %95 hatta belki orana baksak %98 bile olabilir.
Benim hiç tanımadığım, alakamın bile olmadığı insanlar.
Muhtemelen siz de yapsanız aynı işi, sizde de aynısı olacak.
Çünkü insanlar yakınlarının yaptığı şeye ikna olmuyorlar, inanmıyorlar.
Yedi kat yabancıyla saatlerce konuşuyorlar ama bazen en yakınlarının sesini duymuyorlar.
Duymak istemiyorlar. Ya neticede ben ne olursa olsun bir yıldır podcast yapıyorum.
İyisinde kötüsünde orasında burasında değilim.
Ama ben buna emek veriyorum.
Ne kadar emek verdiğimi çabaladığımı...
En yakından kardeşim olarak sen görüyorsun.
Aynı evde yaşıyoruz, aynı ofise gidiyoruz.
Bir bölümü hazırlamak benim en az 6 saatimi alıyor.
Bunu sen çok iyi biliyorsun.
Yazın tatile giderken arabayı sana sürdürüp yan koltukta edit yaptığımı da çok iyi biliyorsun.
Bu kadar istemişim demek ki bunu yapmayı ve bunda yol almayı.
Ve sen hiç dinlemiyorsun çünkü cringe buluyorsun.
Normal şartlar altında beğenmeyebilirsin, eleştiri yapabilirsin.
Ama önce sevdiğin bir insanın uğraştığı şeye kıymet verip ona merakının olması lazım.
Onunla ilgilenmen lazım.
Merak insan ilişkilerinde çok önemli ve çok belirleyici bir faktör.
Mesela bunu şeyden de anlayabilirsiniz.
Birinden hoşlandığınızda, birini beğendiğinizde duygusal anlamda, romantik anlamda...
Ona karşı içinizde çok büyük bir merak oluşur.
Bu aynı şekilde yakın arkadaşlarınız, aileniz, kuzenleriniz.
Onlara karşı da bence böyle.
Ben gerçekten bir insan yeni bir şeye başladığında bir şeyden bahsettiğimde ona merak ediyorum o insana değer veriyorsam.
Ama o insanı önemsemiyorsam hiç umurumda bile olmuyor.
Merak etmiyorum. Soru bile sormuyorum.
O yüzden bunu benim aklım almıyor.
Mesela en yakın arkadaşlarımdan birisi.
Kız benim podcastımı...
10 ay sonra dinledi.
Bakın abartmıyorum.
8. bölümdeydim ben artık.
10 ay boyunca ignor etti.
Bir kere bile bana sen ne anlatıyorsun diye sormadı.
Şimdi muhabbetimiz yok veya biraz az görüşüyoruz falan sanılabilir.
Asla öyle değil. Devamlı görüşüyoruz.
Çok fazla muhabbetimiz var.
Hatta fazla var. Şöyle söyleyeyim.
Ben onun ofisine gitsem, bugün işe başlasam hiç zorlanmadan adapte olacak kadar çok dinledim onun ofisi.
Hikayelerini, ofis muhabbetlerini, dedikodularını.
Ya da başka bir şehirde yaşayan eniştesin, halasının, kızın evine falan gitsem yine direkt adapte olacak kadar aile muhabbetlerini de çok dinledim.
Ama o benim 10 ay uğraştığım şeyi bir kere dikkate alıp sen ne yapıyorsun ya diye sormadı.
Ya bunu aklınıza alıyor mu?
Benim de almıyor. 10 ay sonra dinleme sebebi de bu arada başka bir arkadaşımızın sanırım.
ona söylemesi miydi öyle bir şeydi yani diğer beni destekleyen arkadaşımızın sanırım ona çıtlatması gibi bir şeydi yine dinlemezdi bence ya dinlesin dinlemesin zaten umurumda değil hani burada 2-3 yakın
arkadaşım dinleyince ben bir yerlere gelmiyorum zaten inanın 10 tane yakın arkadaşım varsa 8'i bu şekilde şimdi diyeceksiniz ki Böyle yakın arkadaş mı olur?
Oluyor işte. Hepsi çok uzun süredir bağ kurduğum yakınımdaki insanlar.
Bu konuda böyle olsalar da başka konularda gerçekten yakın olduğumuz ve derin bağlarımın olduğu insanlar.
Hani vefadan dolayı, zamandan dolayı öylesine devam eden dostluklar değil.
Her neyse. Şimdi şöyle.
Benim son iki yıldır çok...
boş vaktim oluyor. Hayatınızda biri yoksa, işiniz kendi işinizse aile evinde yaşıyorsanız bir gün 24 saat değil 38 saat falan sürebiliyor.
Çünkü bir kere hayatınızda birisi yok işte onunla ilgilenmiyorsun, onunla telefonla konuşmuyorsun, buluşmuyorsun.
Bu bir zaman kazandırıyor.
Veya onunla enerjini harcamıyorsun.
Kendi işinizi yapıyorsanız her zaman zaten daha fazla vaktiniz var.
Çünkü haftada 40 saat çalışmanız gerekmiyor genelde.
Ailemde yaşıyorsanız evin sorumlulukları sizin üzerinize çok az düşüyor.
Oradan da yine zaman kazanıyorsunuz.
O yüzden benim de düşünecek ve gözlemleyecek etrafımdaki şeylere çok fazla vaktim oldu.
Herkesi tahlil etmeye başladım ben kendimce.
Bir ortamda oturuyorum ve hani gözlem yapıyorum ister istemez.
Bunu biraz hadsizce bulanlar da olabilir tabii ama...
Genelde zaten söylemiyorum insanlara çünkü bana düşmez diye.
Ama bir şeyler üzerine de düşünmeye vaktim oluyor açıkçası.
Bu konudaki tavırlarını da düşünüyorum çevremdekilerin.
Gözlemlediğim kadarıyla çok sığ sebeplerden yapıyorlar bunu.
Ya üzgünüm ama zaten dinlemeyeceklerdir.
O yüzden haberleri olmaz diye düşünüyorum.
Çok sığ sebepler.
No offense yani. Mesela beraber düşünelim.
Şimdi bir şeye başladınız ve arkadaşlarınızın size...
Instagram'dan destek olması gerekiyor.
Mesela bir arkadaşım başlasa normalde ne yaparım?
Gerektiği şekilde paylaşım yaparım.
Arada story atarım. Post like'larım en basitinden.
Ama insanlar bunu yapmıyor.
Neden biliyor musunuz?
300 kişilik takipçilerinden utandıkları için.
Hayatlarında yeri bile olmayan 200-300 hadi 500 kişi.
Kendileri hakkında ne düşünür diye endişelendikleri için.
Destek olmaları gereken yakın arkadaşlarına destek olmuyorlar.
E şimdi siz bu insana laf anlatabilir misiniz?
Spot ışığı kompleksi diye bir şey var ve buraya cuk oturuyor.
Yapay zeka aynen şöyle açıklıyor spot ışığı kompleksini.
Spot ışığı kompleksi bir kişinin kendi davranış veya görünümüne diğer insanların gerçekte olduğundan daha fazla dikkat ettiğini sanmasıdır.
Bu durum kişinin dünyanın merkezinde olduğu, herkesin ona kınayan gözlerle baktığı gibi bir yanılgıya düşmesine ve gereğinden fazla endişelenmesine neden olur.
Peki bunun sebebi neymiş biliyor musunuz?
Yani bu spot ışığı kompleksinin sebepleri neler olabilirmiş daha doğrusu?
1. Sosyal kaygı bozukluğu.
Yani başkaları tarafından olumsuz olarak değerlendirilme korkusu.
2. Mükemmelliyetçilik.
Ama bu iyi anlamda değil.
Hata yapmaktan aşırı derecede korkmak anlamında.
Bu da nedir? Zaten çok yargılandığınız için falandır.
Üç ve kilit nokta düşük benlik saygısı.
Kendi güvenine olmayan kişiler başkalarının kendileri hakkında olumsuz düşündüğünü düşünmeye daha yatkın oluyor.
Bu hepimizin bildiği bir şey zaten.
İşte böyle yani bu sıpa dışı kompleksi yüzünden ben zaten story atamayan insanlar tanıyorum.
Ya bro bir rahat olur musun ya?
Kimse gece uyurken senin o gün attığın bir saniyelik story'ini düşünmeyecek.
Instagram'ı sadece kendi ifade edebileceğin bence yaratıcılık alanı olarak kullanabilirsin.
Senin orada attığın story'i kendi ifade etme şeklindir.
Ama tabii bu demekle olmuyor.
İnsanın bu düşünce yapısına gelene kadar düşük benlik saygısı problemi üzerine çalışması lazım önce.
Bu arada her bölümü söylüyorum yine hatırlatayım.
Benim burada yaptığım hiçbir tespit psikolojik görüş ve uzmanlık içermemektedir.
Zeynep Keleş fikir ve sanat kurumuna aittir.
Yani şahsi gözlemlerime.
Benim işim psikologluk falan değil çünkü.
CEO'yum. Şizofreni neyse.
Bu insanların yani az önce bahsettiğim o destek vermeyen insanların yakınlarının çıktığı yolda onları çok basit bir şekilde destekleyebilme şansı varken bu sebeple desteklememesi bana çok salakça
geliyor. Ve asıl cringe olan şey bu bence.
Çünkü bazen içinden gelmese bile bir insanı seviyorsan, değer veriyorsan onun istediği yolda ilerlemesi için destek vermen gerekir.
Burada artık senin şahsi varoluş sancılarının, özgüvensizliğinin, Instagram'da takip ettiklerinle takipçilerinin eşit sayıda olmasının falan hiçbir önemi yoktur.
Üzerine düşeni yaparsın, biter, gider.
Bu kadar basittir. Neyse, ben şimdi bir yıl oldu başlayalı.
Dediğim gibi her şey de Instagram'dan yürüdüğü için bu podcast'in yayılması için de insanların bölümleri sitelerinde paylaşması gerekiyor.
Bir yıldır bir kere paylaşmadı çoğu arkadaşım.
Ben zaten kimseye hiçbir zaman paylaş falan demiyorum.
Hani dinleyip bana yorum yapan, bana Whatsapp'tan veya Instagram'dan yazan bir tanıdığım olursa ona diyorum ya paylaş alabilirsin diye.
Çünkü insanın aklına gelmeyebilir.
Ben de gerçekten yüzlerce podcast dinliyorum ama çoğunu paylaşmak aklıma gelmiyor.
O yüzden öyle bir şey söylüyorum ama hayatta durup dururken gidip de birine ya beni paylaşır mısın ya falan yapmıyorum.
Neyse konu bu değil. Bir yıldır dediğim gibi bir kere bile paylaşmadı çoğu arkadaşım.
Emekle ortaya konan bir şeyi paylaşırlarsa 300 kişilik takipçilerini rezil olacaklar diye düşünüyorlar sanırım.
En iyisi şey paylaştılar ya Türk kahvesi storiesi.
Kimsenin dinlemediği arabada şarkı storiesi falan.
Neyse yani bu ligde benim işim yok zaten gerçekten.
İnanın o kişilerin... takipçi kitlesine hitap bile etmiyorum ben yüksek ihtimalle veya o kişinin beni paylaşması beni bir yere taşımayacak oradan belki bir iki kişi görecek zaten ama bu bölümde
genel olarak niyetten bağ kurduğumuz insanların bizi kıran davranışlarından ve Asıl olarak bizim o yolda devam etmemiz gerektiğinden bahsediyorum aslında.
Yoksa asla demek istediğim şey benim yaptıklarım, benim işte başarmaya çalıştıklarım, beni alkışlayın falan böyle şeyler değil.
Niyetiniz güzel olsun.
Yaratıcı işleri, yeni işleri birbirinizi bu dünyada her zaman destekleyin.
Ben gerçekten hep bunu yapmaya çalışıyorum.
Bu bakış açısı bana da sonradan geldi.
Hiç fark etmiyordum. Tanımadığım bir insan mesela atıyorum YouTube'da belki 100 tane görüntülemesi var o videonun.
Ben o videoyu eğer benim işime yaradıysa içeriği beğendiysem mutlaka like atarım veya abone olurum atıyorum.
Çünkü o insan bir şey yapmaya çalışıyor belli.
Bilmiyorum şu an günümüzde destek olmak böyle bir şey.
Bu internetten böyle şeyler üzerinden yürüyor sonuçta ve o an benim abone ol tuşuna basmam benden bir şey götürmüyor.
Neyse gözlemlediğim başka bir sebep de...
Geçen bir arkadaşım şey dedi.
Son 10 yıldır bir kere bile boş durduğunu görmedim.
Devamlı ona buna gidiyorsun bir şeylerle uğraşıyorsun falan dedi.
Ama hani bunu iyi bir yerden söylemedi.
Şöyle söyledi hatta.
Zeynep niye böylesin canım ya gibi söyledi.
E ne yapayım ya eve gidip yatağa girip saatlerce Reels mi izleyeyim?
Gel beraber gidelim öyle diyeceğine İlla sana da uyan bir şeyler vardır Onu görmeye çalış Boş boş dedikodu yapmak yerine Bana riyası atmak yerine Birlikte bir aktivite yapmış olalım Sen
niye orada Kendi stabilizasyonunu Ve muhtemelen bundan duyduğun rahatsızlığı Sanki ben yanlış bir şey yapıyormuşum gibi Yansıtıyorsun ki İşte böyle şeyler Yeterli bilinç ve farkındalık
seviyesine gelmeden önce İnsanın kendisinden şüphe etmesine sebep oluyor Orada aslında karşındaki insan kendi içindeki yetersizlik veya rahatsızlık hissini sana borcu ediyor.
Çünkü kendisinde eksiklik olduğunu kabul etmek istemiyor.
Sende yanlış olduğunu düşünmek onun için daha kolay.
E senin de öyle düşünmeni istiyor.
Bilinçli şekilde değil ama içten içe aslında seni de aşağıya çekmek istiyor.
Yani bunu burada kötü bir niyet bilmem ne olarak söylemiyorum ama ilkel insan içgüdüleri mi diyeyim?
İlkel sosyal içgüdüler mi diyeyim?
Bence öyle. Bu sefer sen henüz kendinden emin değilsen ya bende mi yanlış var ben niye böyleyim ki diye düşünüyorsun.
Mesela yıllar önce böyle bayağı yıllar önce ben stajyer avukatken ve henüz beyin gelişimim tamamlanmamışken biz birileriyle böyle toplandık.
Arkadaşlarım işte bazı insanlar büyük insanlar da vardı.
O büyüklerden birisi de kendisini çok severim ama çok hırslı biriydi.
Böyle çok iyi dereceler yapmak çok iyi bölümler okumak falan istemiş.
Çok iyi okullara gitmek istemiş ama istediğinden daha düşük seviyede kalmıştı.
Neyse hep beraber yemek yiyoruz biz masada.
Bakın şimdi nasıl örnek vereceğimi bilmiyorum.
Tamamen atıyorum. Çünkü o kadar alakasızdı.
Ben salatayı uzatır mısın dedim mesela.
Kız bana dönüp şey dedi direkt.
Zeynepciğim sen avukatlığı yanlış anlamışsın.
Avukatlık öyle bir şey değil.
Herkes de güldü. Zaten böyle baskın da bir karakter.
Ben var ya Dumuroğlu'm.
Alakayı asla anlamadım.
Çünkü ortada alaka yok.
Kendimden şüphe ettim.
Aa salatayı uzattırmaz mı ki ya bir avukat falan oldu mu?
Öyle, öyle bir saçmalık ve alakasızlıktı.
Orada kendi bilinç seviyemi oluşturmuş bir yaşta olsaydım belki şey falan diyebilirdim hani.
Herkes temel hukuk eğitimi almalı ya.
Salatayla hukukun ne alaka bağdaşlarını anlamadım falan deyip bir şekilde onu utandıracak bir cevap verebilirdim belki.
Ama ben kendimden şüphe ettim.
Çünkü henüz kendimden emin değildim.
Dışarıdan söylenenleri özellikle benden büyük biriyse daha doğru gibi direkt kabul ediyordum.
Kendi filtremden geçiremiyordum.
Halbuki orada o belki de benim hukuk okumamın ama onun istediği şeyi yapamamasının altındaki ezilmişlikle hani ilk fırsatta bana bununla ilgili Bir yansıtma yapmıştı.
Ama ben bunu tabii ki o an çok anlayamamıştım.
Ama bu da normaldi.
Sonuçta 22 yaşında falandım.
Hatta belki daha küçüktüm.
Ama şu an düşününce ben o halime üzülüyorum.
Yani o yaşlardaki insanlar gerçekten çok tatlı oluyor bence.
Ve ben böyle şeylere üzülüyorum.
Zaten o yüzden de bu bölümü çekmek istedim.
Siz insanların kendinizden şüphe etmenizi sağlamasına hiçbir zaman izin vermeyin.
Dilerim izin vermezsiniz.
Çünkü bazı insanlar kendi içinde kalanlarla, başarısızlıklarıyla, terk edilmeleriyle, yetersizlik hisleriyle ancak bunları dış dünyaya boca ederek
başa çıkabiliyorlar. Ve bu boca etmek genelde sizin yolunuza tümsek olmak olarak size yansıyor.
Niye bu kadar duygulandım burada bilmiyorum.
Ama çok fazla yaşadığım bir şey hayatım boyunca.
Sanırım o yüzden ve umarım...
Size biraz ışık olabilir bu bölüm.
Bu insanlara sorsanız yani size destek olmak yerine tümsek olan insanlara sorsanız.
Emin olun çok mantıklı bir açıklamaları vardır.
Ama ben çoğunun samimi olacağına inanmıyorum.
O yüzden hiç sormuyorum.
Takmıyorum da. Yani takmıyorum derken kırılıyorum evet.
Ama oturup bunu bir mesele haline getirmiyorum.
Çünkü ben artık büyüdüm ve...
O 22 yaşındaki halimde değilim veya 17 yaşındaki halimde değilim.
Artık kendimden eminim.
İstediğim şeylerden, yapmak istediklerimden, bunlardan eminim ve ben bu dünyaya bir kez geldim.
Kimsenin hatırında yaşamıyorum.
Bir insanın ya neden devamlı bir şeylerle uğraşıyorsun demesi üzerine ben yaratıcı yazarlığa gittiğim için kendimden utanmayacağım.
Sen gitmiyorsun da ne yapıyorsun diye soracağım mesela.
Çünkü bence böyle şeyleri yüzlemek gerekiyor.
O insanlar yoksa daha fazla yüz buluyorlar.
Komik olan da bence şu. Gitmiyor, bir şey yapmıyor.
Ama alternatif olarak bana bir şey de sunamıyor.
Evde Reels izliyor, video izliyor, YouTube izliyor.
E sen o haldeyken benim hayatımda söz hakkın olamaz.
Yani gereken cevabı verdim de ben orada daha suçlu duruma düşemem.
Evde Reels izleyen, tüm gün dedikodu yapan, atacağı bir story'i bile 40 gün düşünüp...
story'e bile photoshop yapan çünkü hani kaç yaşına gelip hala yüzündeki geçici sivilceyle bile barışamamış insanlar üretmeye, yaratıcılığa öğrenmeye, kendi bir ileriye
Kullar da olamazlar.
Bazı insanlar daha derindir, bazıları daha sığdır.
Veya bazı insanlar bazı konularda derindir, bazı konularda daha sığdır.
Ama sonuç olarak sığ olduklarının farkında değillerdir.
Yani benim de sığ olduğum konular vardır ve ben de farkında değilimdir.
Ben her ilişkide anlamlık ve derinlik aramıyorum zaten.
Hatta yıllar önce bir tane arkadaşım her insan bir cevherdir demişti.
Her insanın içinde bir cevher vardır demişti.
Bu lafı hiç unutmuyorum.
Çünkü en sık gördüğün insanda bile görebilirsen aslında senin için bir şey vardır.
İnsanları yargılamak yerine anlamaya çalışıyorum artık.
Yani olabildiğince tabii ki.
Ben burada mükemmel bir portret çizmiyorum kendimle ilgili.
Ama dediğim gibi anlamaya çalışıyorum.
Tamam daha o kafaya gelememiş demeye çalışıyorum.
Bu düşünce yapısı beni dünyanın en iyi insanı falan da yapmıyor.
Bu düşünce yapısı sadece aslında olması gereken düşünce yapısı.
En default insan ilişkisini...
Bu şekilde yürütülmesi gerekiyor.
Sadece benim üzüldüğüm şey 16-25 yaş arasında bir kitle var.
Bunca sosyal medyakirliği, akran zorbalığı, yaşıtlarının tek düzeleşmesi, herkesin birbirine benzemesi.
Böyle durumların içinde kendi istekleri olan, kendi özgünlükleri olan ve bu isteklerini takip etmek isteyen, bunu dileyen bir kitle var.
Ve ben bu kitleyi aşırı seviyorum.
Ya ben kendimden küçük insanlarla muhatap olmayı çok seviyorum.
Çünkü hepsi...
Hepsinin değil ama çoğunun beyni böyle pırıl pırıl.
Hepsine böyle tek tek sarılmak istiyorum.
Çünkü şu anki zamanda içimizde bir şeyleri büyütmeye çalışmanız, kendinizi geliştirmeye odaklanıp hayaller kurmanız, üretmekle uğraşmanız, özgün olmaya çalışmanız o kadar zor ve
o kadar tatlı ki. Bence bunun ayrıca takdir edilmesi gerekiyor.
Gitmek istediğiniz her ne yol varsa sadece o yola çıkın.
Birileri ne der diye utanıp sıkılıp isteklerinizi kenara atmayın.
İnanın kimsenin hayatında o kadar önemli değilsiniz.
En fazla iki çift laf ederler.
İşte sizin attığınız bir story'i atıyorum.
Tamamen salakça bulup birbirlerine iletip dalga geçerler.
Ama o iki çift lafın içinizdeki ateşi söndürmesine izin vermeyin.
Bu dünyada hiç kimse ama hiç kimse bir şeyin hayalini kursun da ona ulaşamasın diye yaratılmadı.
Eğer sizin içinizde böyle en en en ufak bir heves varsa herhangi bir şeye karşı bodozlama dalın.
Belki de hiç sevmeyeceksiniz.
O yoldan gitmek istemeyeceksiniz.
Gerçi o zaman da istikrarsızsın ama bir şeyler deniyorsun falan diyecekler.
Ya desinler denemeye cesaret ettiğiniz için siz kendinizle gurur duyun.
Hatta şöyle söyleyeyim.
Bir şeyler denedikçe ve biraz da yol aldıkça aslında iyice yalnızlaşacaksınız.
Çünkü bu grafik böyle gidiyor maalesef.
Başta yalnız başlıyorsunuz.
Sonra destek olan birileri ekleniyor o grafiğe.
Görüyorlar hani uğraşıyorsunuz ediyorsunuz.
Sonra bir şeyler daha zorlaşıyor ve en zor en pes edeceğiniz o kırılma anına geliyorsunuz.
Orada yine yalnızlaşıyorsunuz.
Ama orayı da geçerseniz bayağı yol almış oluyorsunuz.
İşte bayağı yol aldığınızda en başta hiç destek olmayan insanlar size destek olmaya başlayacak.
Bunu bu arada ben asla kindar bir yerden söylemiyorum.
İnanın yol aldıktan sonra bir insanı destek olmak çok kolay.
Başarılan bir projeyi herkes alkışlar zaten.
İlla tanıdıklarınızın alkışlamasına gerek yok burada.
Sokaktan adam çevirin ona projenizi gösterin.
Ben bunu başardım deyin.
Adam bir sırtınızı sıvazlar zaten.
Ama önemli olan en baştan daha o risk varken tırnak içinde rezil olma ihtimali varken o aşamada destek olabilmek.
Ya neyse hep tümseklerden bahsettik.
Biraz da tam tersi yolumuza asfalt dökenlerden bahsedelim.
Yine podcast örneği üzerinden gidiyorum.
Ben kendi kendime uğraşırken...
Daha en baştaki zamanlarda bir gün çok eski bir arkadaşım mesaj attı.
Podcast'ı dinlemiş ve o kadar güzel bir mesaj attı ki aslında alakamız da yoktu.
Zaten tesadüfen görmüş ve dinlemiş bir yerler yani bir şekilde.
Podcast'ın içeriğinin kalitesi, güzelliği, kötülüğü bunlar değil burada mesele.
Buradaki mesele benim 12 yıldır görmediğim arkadaşımın podcast'ı dinleyip beğenip boş geçmemesi ve içten bir mesaj atması.
Burada asla benle veya dinlediği bölümle alakalı değiliz zaten.
Bu tamamen o kızım benim...
Liseden takım arkadaşım kendisi.
Onun bir insanı takdir edebilme becerisiyle bir şeye baktığında olumsuz yanını gördüğü kadar olumlu yanını da görebilme becerisiyle ilgili bir şeydi.
Sonra neyse beni doğum gününe çağırdı.
Onu da şaşırdım ama bence çok tatlı bir hareketti.
Ben de gittim. 12 yıl sonra voleybol takım arkadaşımı görmek falan ayrıca tatlıydı.
Bir de ben pasördüm o pasör çaprazıydı.
Takımın içinde de kendi içimizde bağlantılıydık.
Yani bilmiyorum çok hoşuma gitti benim bu durum.
Bir insanla yolun bir daha kesişmez sanabilirsin.
Ama hayatın zamanlaması hakkında bir fikrin olamayacağı için belki 20 yıl sonra bile doğru zamanlamada o insan karşına tekrar çıkabilir.
Ve o insanın sana ne katacağını, seni nasıl etkileceğini bilemezsin.
İlla herkes herkese bir şey katmak zorunda değil bu arada.
Bu da çok toksik bir şey.
Her insan ilişkisi de bize yararlı olmak zorunda falan değil.
Bazen sadece sana iyi hissetir.
Yani onunla muhabbet etmek güzeldir atıyorum.
Hayatın bu öngörülemez yanını da çok seviyorum.
İşte o zamanlar benim daha podcast...
3-4 bölüm falandı.
Mikrofonum bile yoktu.
Ben de o güne gittim, içeri girdim.
Beni herkese şey diye tanıttı.
Avukat ve podcaster.
İlk kez bir ortamda öyle tanıtılmıştım.
Dediğim gibi kendi yakın arkadaşlarım bile beni ignorluyordu.
Ben de kendi kendime takıldığımı falan düşünüyordum.
Birden o kadar şaşırdım ki hiç beklemiyordum.
Böyle panik oldum. Bir sosyal anksiyete falan bastı.
Ama en tatlısı neydi biliyor musunuz?
Ortamdaki herkes...
Bunu çok ilgiyle karşıladım.
Aa podcast mi ya ne üzerine falan diye çok ciddiye aldılar.
Ya ben o gün çok duygulandım.
Hatta 10 ay oldu. 10 aydır benim podcast fikir listemde Boğaziçilerin Mevlana bakış açısı diye bir madde kayıtlı.
Oradaki herkes Boğaziçiliydi.
Ve bana Boğaziçili olmayı çok güzel temsil ettiler aslında.
Çünkü hepsi bir Mevlana bakış açısıyla yani kucaklayıcı ve yargılamayan ilgili bir tavırla yaklaştılar.
he he hevestir ya okey falan deyip arkalarını dönmediler.
Benim çevremdeki insanlardan farklı olarak.
Tabii tüm Boğaziçileri çemberin için alamayız.
Ama bir ortamda hiçbir fikir küçümsemeyip her fikre saygı duymak, ilgilenmek, ciddiye almak Boğaziçi teamüllerinden biri demek ki diye düşündüm.
Zaten en çok start-upçı da oradan çıkıyor diye biliyorum.
Bunun sebebini biraz o gün anlamış oldum.
Herkes yeni bir fikre çok açıktı.
Ve dediğim gibi olay benimle alakasızdı yine aslında.
Çünkü tek benim üzerimden değil yani benim orada gözlemlediğim şey herkes kendi işinden bahsetti.
Herkes kendi fikirlerinden bahsetti.
Herkes herkesi böyle aynı ilgiyle sorular sorarak merak ederek dinledi.
O gün onların tavrından yeni bir fikre yeni bir heyecana nasıl yaklaşmak gerektiği konusunda ben de baya ilham aldım.
Çok tatlıydı o gün. Biraz algılarınızı açıp etrafa daha dikkatli bakınca, konsantre olunca aslında her insandan gerçekten de alınacak bazı şeyler oluyor.
En sevmediğiniz ortamdan bile bir şeyler görebiliyorsunuz.
Bu arada şimdi ben böyle anlattım ama bu olanlara aslında genel olarak çok da kırılmıyorum.
Ya kırılıyorum ama o kırılganlığı üretime dönüştürmeye çalışıyorum.
Ve tavsiyem, nacizane, siz de böyle yapın, yapmaya çalışın.
İnsanların yanınızda olmadı diye kendinizi mağdur psikolojisine, kurban tribüne falan sokmayın.
Bu çünkü bir bahane olur ve bu sizin hatanız olur.
İnsanların yaptığı veya yapmadığı şeyler onların kendisiyle ilgilidir.
Bir gün sizin yanınızda durmak veya durmamak çoğunlukla o insanın kendi karakter hepsiyle veya kendi içsel gelişimiyle ilgilidir.
Ve başka insanların eylemleri sizin yapmak istediklerinizi yapmamanız için bahane olamaz.
Siz kendi yolunuza bakın.
Faturalarınızı o insanlar ödemiyor sonuçta.
Ya da size hayalinizdeki dünya turunu o insanlar çıkarmayacak.
Sadece maddi şeyler için de söylemiyorum.
Hayalinizdeki şeyler için de.
Hiçbiri o insanlar bazında gerçekleşecek şeyler değil.
Onlar sadece belki yorum yaparlar.
Aslında özünde herkes kendinden sorumlu.
Sadece kendinden sorumlu.
Sen aile de olsan, ailen de olsa, arkadaşlığın da olsa.
Her durumda...
En başta birey olarak tek başına var olabilmen gerekiyor.
Ben tabii ki aile arkadaşlık bu kavramlara inanıyorum.
Ama her koyun kendi bacağından asılır diye de boşuna dememişler.
Anadolu bilgeliği diye bir gerçek var.
Günün sonunda tek başınasınız.
Ve belki biliyor musunuz yani aslında tek başına olmalısınız da.
Çünkü etrafınız çok kalabalık olunca bu sefer herkesten ayrı bir fikir, ayrı bir yorum çıkıyor.
O durum da sizin kendinizi duymanızı engelliyor.
Bu arada bir şey söyleyeceğim az önce boğazcıları anlattım ya o gün eve dönerken şunu diledim kendi arkadaşlarım var evet kemikleşmiş bir kadro ama dedim bana şu ortamdaki vibe'da insanlar
denk gelsin ve yeni arkadaşlarım olsun hani beni böyle merakla dinleyen benim onları merakla dinlediğim böyle hayatta hedefleri istekleri olan hayalleri olan böyle arkadaşlar
istiyorum ya bu hayatta diye düşündüm ve bunu gerçekten çok kalpten istedim.
Ve sonra ne oldu biliyor musunuz?
20 gün sonra falan tamamen tesadüfi bir şekilde bir tane etkinliğe gitmiştim.
Orada iki kızla tanıştım.
Daha doğrusu birini daha önceden tanıyordum ama hiç böyle alakamız olmamıştı.
Ve o iki kız şu an benim 10 aydır çok yakın arkadaşlarım oldu.
Ben normalde bir yaştan sonra insanın yeni yakın arkadaşları olacağına çok inanan bir insan değildim.
O önyargımı da kırdılar.
O da benim hatamdı mesela buna inanmamak.
Aslında her zaman her şey mümkün yani böyle kalıplara kendimizi sokmamamız gerekiyor.
Ve o iki arkadaşım gerçekten hayalleri olan böyle hayata karşı bir heyecan duyan bazen hayata karşı çok düşen ama bunu her buluştuğumuzda böyle bana bir şeyler katan benim böyle içimi çok güzel
bir şekilde huzurla dolduran insanlar oldular.
O yüzden onu da ayrıca eklemek istiyorum.
Şimdi anlattığımda işte o boğaziçiler falan ya benim böyle arkadaşlarım yok diye düşünebilirsiniz.
Benim de yoktu çok ama bunun yaşla falan alakası yokmuş.
Gerçekten biraz manifest işi sanırım ve...
Buna ihtiyacın olmasıyla, o zamanın gelmesiyle ilgili karşınızda çıkabiliyor böyle insanlar.
Şimdi yolunuza asfalt döken insanlardan devam etmek istiyorum.
Bazı insanlar da o kadar yeniliğe açık oluyor ki bu insanların içinde kendi yapmak istedikleri şeyler oluyor benim gözlemlediğim kadarıyla.
Ve o kendi yapmak istediklerine belki bir cesaret, belki bir ilham arıyorlar farkında olmadan.
Örneklemek lazım burada. Ben podcast yapıyorum.
Beni dinleyen biri de podcast yapmayı çok istiyor.
Ama çok cesareti yok.
Ama aslında cesaret etmeye de çok yaklaşmış bir yandan.
O cesaret etmeye çok yaklaştığı için benim yaptığım şeyde kendisine ilham olabilecek bir şey çıkartıyor.
O onun bahanesi oluyor aslında.
Benden çıkmıyor o ilham.
Ben sadece aracı oluyorum.
Onun o şeyi göresi var.
Onun içinde o cesaret var, yaratıcılık var.
Sadece bardağı taşıracak son bir damlaya ihtiyacı var.
O an karşısına ben çıktığım için o damlayı bende buluyor.
Sanıyor ki ya bu kız işte cesaret etmiş ne güzel bana da ilham oldu işte işini gücünü bırakmış avukatla bırakmış bunu yapmaya başlamış.
Hayır dostum sen kendi içinde olan ve ortaya çıkarmaya çok yaklaştığın o durumdan dolayı.
Seninle karşılaştın ve bu karşılaşma sana motivasyon oldu.
Aslında sen kendi kendinde buldun buradaki cesareti.
Mesela bir arkadaşımın arkadaşı var.
Bizim hiç alakamız yoktu.
Sadece ismem biliyordum bu podcast olayına kadar.
Ama bana en baştan beri o kadar çok destek oldu ki.
O arkadaşımla onun arkadaşı da ikisi birlikte.
Dinleyip paylaşıp böyle tatlı tatlı yorum yapıp beni o kadar çok gazladılar ki.
Bu arada benim beklentim ya her zaman her şeyi çok sevmesi falan değil insanların ya olumsuz yorum da yapsın herkes.
Ama onlar böyle çok tatlı tatlı gazladılar.
Yolumdaki asfaltın yarısını onlar döktü diyebilirim hatta.
Ya ben korkuyla bir adım attıysam onlar bana yol yaptılar.
Ama dediğim gibi bu benim ürettiğim şeyden ziyade benden ziyade.
Onların da kendi içinde cesaret etmek istedikleri şeylerle ilgiliydi.
Bunu görebilme becerileriyle ilgiliydi.
Mesela birisinin çocuğu var ve ikinci üniversitesine başladı.
Yaş, maaş, çocuk, uzaklık, yol, okul, çocuğun okulu falan evlilik hiçbir şey dinlemedi ve kız ikinci üniversiteye başladı.
Anlatabiliyor muyum bilmiyorum. İnsanların içinde kendi potansiyelini kullanma arzusu olduğunda etrafında yapılan işlerde de o işin dolu yanını görebiliyorlar.
Bu hep böyledir. Kendi içi dolu olan insanlar hevesi, üretimi, çabayı görebilirler.
Kendi içi boş olan insanlar etraftaki her şeyi ya yargılar ya ignorlar ya eleştirir.
Çünkü kendi boşluğunu kapamaya çalışıyordur.
Bu kafadaki bu potansiyellik insanlar belki dediğim gibi sadece %20 oranında olacak hayatınızda.
Bu arada %20 bile olmayabilir biliyor musunuz?
Şu an düşünüyorum %10 falan da olabilir.
Ama inanın o %10, o %20 %80'den çok daha güçlü şekilde etkileyecek sizi.
Mesela başka bir örnek.
O %20'lik kısımda da çok tatlı insanlar var bu arada.
Hepsini anlatamayacağım şimdi ama.
Onlar kendilerini biliyorlar.
Onlara da aşırı minnettarım.
Şimdi şey demeyin hani. Ya ne yaptın sanki ya?
Nobel mi aldın? Ne yaptın?
Alt üstü bir podcast ile başladın demeyin.
Bir şeye başlamak, bir şeye de içerik üretmek, ona çok uzun süre istikrarlı bir şekilde devam etmek veya edit yapmak, oturmak, kaydetmek, araştırmak.
Bunlar kusura bakmayın ama baya bir iş yani ki benim normalde kendi mesleğim de çok stresli bir işken.
İstediğim bir şeye uzun süredir devam ediyorum neticede.
Bu da bir yol. Neyse.
Fransız bir arkadaşım var.
Kız geçen mesaj atmış.
Kendi hesabımdan podcast paylaşımı görmüş.
Zeynep ben anlayamayacağım maalesef ama podcast linkini bana atarsan en azından takip edip dinlendiği yapayım demiş.
Niyet budur işte anladınız mı?
Destek budur. Herkes bir insanın yanında olmak için ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor.
Bu evrensel bir şey ayrıca gördüğünüz gibi.
Sadece bu bazı insanların işine gelmiyor, içinden gelmiyor.
Bu kız Fransız.
Biz Belçika'dayken tanışmıştık ve sadece 3 gün falan geçirdik orada.
Ondan sonra İstanbul'a geldi.
İstanbul'da da böyle... 5-6 gün geçirmişizdir en fazla.
Fransız ve şu an Avustralya'da yaşayan hayatımda yan yana en fazla 10 gün geçireyim arkadaşım bunu diyorsa e kimsenin hiçbir bahanesi olamaz kusura bakmayın.
İstememiştir. Bitti bu kadar.
O yüzden siz kendi yolunuza bakın.
Kendinizden şüphe etmeyin.
Sylvia Platt'ın bir sözü var.
Yaratıcılığın en büyük düşmanı kendinden şüphe etmektir diye.
Eleştirilere açık olmadan, önemsemeden bir şeyde iyi olmak evet mümkün değil.
En önemsediğim şey benim şu an.
Olumsuz eleştiriler mesela.
Bir olumlu yorum yapınca diyorum ki olumsuz yorum da yap lütfen.
Çünkü çok iyi olmak istiyorum.
Anladınız mı? Yani ben bu işi yapmak istiyorum ve bunda çok iyi olmak istiyorum.
O yüzden de olumsuzlukları da duymak istiyorum.
Geri bildirim almak istiyorum. Başka türlü tek başıma çok ilerleyemem zaten.
Bu ancak çok diktatör bir bakış açısı olur.
Ben biliyorum, ben doğruyu biliyorum olur.
O yüzden yaptığınız işte her zaman olumsuz eleştirilere, sizi ileri taşıyacak kötü yorumlara da açık olmanız lazım.
Ama daha dinlemeden fikri olan hiçbir insanın benim yaptığım şeyden şüphe etmesine de izin vermiyorum.
Bu da aslında yıllar içinde kendime kurduğum bir mindsetle oluyor.
Kendinize sağlam bir mindset kurmak çok uzun zaman alıyor bazen.
Kötü tecrübeler yaşamanız gerekiyor.
Gerçekten bazen kötü olaylar yaşamanız gerekiyor.
Bazen ağlamanız ve depresyona girmeniz gerekiyor belki.
Ama o mindset'i kurduktan sonra bırakıyorsunuz ve tıkır tıkır işliyorsun.
Mindset yani zihniyet üzerine bir bölüm çekeceğim.
Bence en önemli mevzu bu hayattaki.
Çünkü zihniyetiniz nasılsa hayatı da öyle görürsünüz.
Anyways, %20'lik arkadaşlarım dışında hiç tanımadığım ama dünyanın en tatlı mesajlarını atan dinleyicilerime de çok teşekkür ediyorum.
Bu bölüm biraz kırılganlık içeride için duygusalım ve şöyle bir şey yapmaya karar verdim.
Ben gittiğim ülkelerden objeler toplamaya bayılıyorum.
Onları böyle eve gelince kaldırıyorum paketiyle.
Bir süre hiç açmıyorum.
Sonra aklıma gelince bir şeyleri açıyorum falan kullanıyorum.
Yeni almışım gibi oluyor. Geçen yılda Copenhagen'dan bir şey almıştım.
Henüz açmadım.
Buraya kadar dinleyenler sağlam bir dinleyicidir diye düşünüyorum.
O yüzden teşekkür amaçlı olarak o aldığım şeyi buraya kadar dinleyenlerden birine...
Hediye etmek istiyorum. Ben çok severek almıştım çünkü.
Şimdi nasıl yapabiliriz?
Bu podcast'ı nereden dinliyorsanız Spotify, Apple, YouTube nereden dinliyorsanız oradan takip etmenizi rica edeceğim.
Sevdiğiniz herhangi bir bölümü de Instagram hikayenize paylaşıp beni etiketlerseniz yani bilinç akışı podcast Instagram hesabını etiketlerseniz açıklamada var.
Etiketleyenler arasını artık rastgele seçeceğim.
Ama profilinizin açık olması gerekiyor.
Çünkü kitli profildeki paylaşımları ben maalesef göremiyorum.
İnstagram'dan açıklayacağım kime göndereceğimi de.
Zaten o kişiye de yazarım.
Ama hangi gün? Sanırım 17 Kasım pazar günü açıklayacağım.
Çünkü bölümün insanlara ulaşması uzun sürüyor.
Herkese rağmen müsait olmuyor dinlemek için.
Büyük bir şey değil bu arada.
Ama benim için anlamlı bir şey.
Ayrıca Karmaize Beach.
Yaratıcılığı her zaman desteklemekten yanayım.
Beni tanımadan verdiğiniz destek karşısında ufak da olsa bir şey hediye etme fikri bana tatlı geldi.
Ve belki sizin başka insanları da desteklemenizi sağlar böylece.
Bu arada tanıdıklarım tabii ki bu olaya dahil değil.
Yani bu hediyeleşme olayına zaten 3-4 tanesi falan dinliyor.
Onlar buraya kadar dinlemez.
Hile yapamam merak etmeyin.
Bir dahaki bölüme kadar kırılganlıklarınızı yaratıcılığa dönüştürmenizi ve tümsteklere değil asfaltlara odaklanmanızı diliyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
