
yirmili yaşlarda keşke yapsaydım/ iyi ki yapmışım dediğim bazı şeyler ^
Zihinsel ve bedensel iyi oluş yolculuğunda, aklından geçenleri özgürce konuşmak istersen BİLİNÇ25 koduyla Terappin ’deki ilk seansın 2026 sonuna kadar %25 indirimli! 💜 #AnlaşılmakİyiGelecek
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
Transkript
Bu bölüm karşınıza çıktıysa, kuvvetle muhtemel sizde iyi gelecek bir şeyler duyacağınız için karşınıza çıktı.
Genciz, çıtırız, yeniden başlarız.
Otuzuna yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi, astrojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı, bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma taksini o kadar özledim ki, iki binli erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin, ben Zeynep.
Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda karşılaştıysak terapinin sunduğu 94.
bölüme iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Bu bölümün sponsoru terapine başlarken teşekkür etmek istiyorum.
Benim için çok anlamlı bir yola çıktık terapinle.
Ya 94 bölümdür ortak hislerimizi pişirmeye çalışıyorum burada biliyorsunuz.
Kendimi iyileştirme yolculuğumu, hayatımı paylaşıyorum aslında.
Hayatımın en çok değiştiği, kendimi en çok keşfettiğim zaman diliminde burada sizleydim.
Şimdi neden bu işbirliği benim için manidar?
En baştan beri dinleyenler bilir, ilk bölümlerde manifest yapardım.
İyi olma halinden bahsettiğim bölümlerde, o zamanlarda bölümün sponsoru olmamasına rağmen online terapi için Zeynep10 koduyla indirim falan diye sponsor almışız gibi manifestlerdim.
Şimdi zamanda manifest dediğim nitelikte bir markayla çalışmak...
Ne diyebilirim ki ya?
Life happens arkadaşlar. Bu bölümün konusuna gelirsek 20'li yaşlardan bir konuşalım istedim.
Aslında daha önce 20'li yaşlara abla tavsiyesi olarak 2 bölüm yaptık kanalda.
Ama değil 2, 200 bölüm bile yetmez sanırım 20'lerimize ya.
30'a girer girmez benim tripler.
Ya gerçekten ama. Hayatımın en inişli çıkışlı, en özgüvensiz, en roller coaster tadında yıllarını geride bıraktığımı görmek.
Bir yandan içime su serpiyor.
Allah'ım diyorum ya neydi o, neydi o?
Ya hiç geçmeyecek sandığım duygular yaşatan yıllar.
Bir yandan da sanki daha iyi yaşayabilirdim, şunu da yapmalıydım, bunu da yapmalıydım gibi geçip giden zamanıma biraz üzülüyorum.
O günleri geri getiremeyecek olmanın hüznü çöküyor içime.
Dedim bari hali hazırda o günleri yaşayanlara.
Nacizane bir şeyler söyleyeyim.
Belki bir yol gösterir, bir iz bırakır.
Şimdi... 20'lerde idrak edebilseydim dediğim şeyleri bir düşündüm, toparladım.
Bunlardan birisi, dünya bizim etrafımıza dönmüyor.
Ya inanmazsınız ama gerçekten dünya bizim etrafımıza dönmüyor arkadaşlar.
Bazı şeyleri yaparken utanıyorsanız, bazı adımları atmaktan çekiniyorsanız, muhatabına bir soru sormaktan, birinden bir şey istemekten, denemekten, rezil olmaktan korkuyorsanız, dünyanın sizin etrafınızda
dönmediğini hatırlayın. Mesela babanızın bir arkadaşını arayıp bir işiniz için aracı olabilir mi diye yardım istemekten çekiniyorsanız...
Direkt şöyle düşünün. Ya kaç yaşında adam?
Hayatında ilk kez biri ondan yardım istemiyordur.
Bam, direkt arayın böyle düşünün.
Ya ben davaları açmadan önce hakimlerden görüş alırım bazen.
Adliyeye giderim, rastgele bir hakimin kapısını çalarım.
Ya müsaisseniz hukuki bir şeye danışmak istiyorum falan diye sorarım.
Bu fikir aklıma ilk geldiğinde, bir 4-5 yıl önce çok çekinmiştim.
Sonra dedim ya tamam, kaç yaşında insan?
Kim bilir ne kadar saçma şeyler gördü.
Genç bir meslektaşının yardım istemesi onun için anormal değildir.
Gerçek... de şu ana kadar hiçbir hakim terslemedi, etmedi.
Hepsi çok yardımcı oldu.
Sizin aklınıza gelen düşünce, yapmak istediğiniz eylem, karşı tarafın muhtemelen daha önce karşılaştığı bir şey tamam mı?
Bunu düşünün. Hadi diyelim öyle değil.
Daha önce hiç karşılaşmadı.
İlk kez sizin talebiniz, sizin hareketinizle böyle bir şeyle karşılaşıyor.
Ne olabilir ki? Ya dünya bizim etrafımıza dönmüyor.
En fazla bu ne saçmalık der, iki üç laf eder, unutur gider.
Gece yatağa girdiğinde kimse bizim yaptıklarımızı düşünüp kıs kıs gülmüyor.
Veya gidip her önüne gelene bizim yaptığımız şeyden bahsetmiyor.
Bu dediğim şey duygusal olaylarda da geçerli.
Ya birinden hoşlandınız, birinden etkilendiniz.
İlk adımı atmaktan çekinmeyin.
Ben şimdi yirmilerime bakıyorum.
Birini beğendiysem ona yaklaşmaktan çekinmedim hiçbir zaman.
Hatta gidip alırım yani genelde.
Serena'nın bir videoda söylediği bir şey vardı.
Bakın hemen dinleteyim.
İlk adımı sen mi atarsın yoksa bekler misin?
Herhalde ben atarım. Gider, ininden alır çıkartırım onu.
İbo'cum hiçbir...
Her şey için beklemem. Öyle tabii zaman geçiyor.
Kısacık hayat ya. Onu mu bekleyeceğim?
Hemen ben atarım. Ya ben de böyleydim gerçekten.
20'lerimdeyken gözüme kestirip de gidip almadığım kimse olmadı sanırım.
Ya bunu gidin gurursuzluk yapın anlamında söylemiyorum tabii ki.
Ama kadın erkek fark etmez.
Birini beğendiniz mi? Ya arkadaşça yaklaşmaktan çekinmeyin.
Kendi halinizde, kendi doğallığınızda bir bahaneyle, bir şeyle ya ona direkt yürüyormuş gibi değil de muhabbet kurarak yaklaşabilirsiniz.
Ya en fazla ne olabilir ki?
Ya bu da bana şansını denedi der, iki güler unutur gider.
Ama tersi ihtimalde güzel şans.
20'lerde bunu yapmak bence çok eğlenceliydi.
Biraz challenge gibi de oluyor.
Bakalım yapabilecek miyim gibisinden.
Diğer bir konu hayatımıza giren her insanın bir görevi var.
O görevi tamamlayınca gidiyorlar.
Bu çok duyduğunuz bir şeydir belki.
Ama şu açıdan söylüyorum.
Her insan, her sevdiğimiz insan hayatımızda sonsuza kadar kalmak zorunda değil.
Bazıları sadece bize bir şeyleri fark ettirmek için gelmiş oluyorlar ve görevlerini tamamlayıp gidiyorlar.
Biz o fark edeceğimiz şeyi belki o an fark edemiyoruz.
Belki 3, belki 5 ya belki 10 yıl sonra fark edeceğiz.
Ama o insan bize onu fark ettirmek için gelmiş oluyor.
Bazen. Mesela bazen birden bağlarımız kopar bir insanla.
Ne olduğunu anlamayız.
Sessiz sedasız bir kopuş yaşanır.
Hiç yolumuzun ayrılacağını dahi düşünmemişizdir.
Ama bir şekilde yolumuz ayrılır.
Bence en çok üzen bu oluyor.
İnsan bunu kabullenmek istemiyor.
Diretmek istiyor. Düzeltmek istiyor.
Ama hem karşı tarafa saygı duymak lazım.
Hem de kendi hayatımızda o kişinin veya o kişiyle...
belki sessiz sedasız kopuşumuzun dahi bize bir şeyler kattığını görmek lazım.
Olmayan şeyleri oldurmaya çalışmak yerine bu olmayan şey bana ne öğretiyor diye bakabilmek lazım.
Biliyorum çok zor. Bazen çok kolay bazen çok zor.
Ama maalesef bu böyle.
Bitmez sandığımız arkadaşlıklar bitecek.
Ayrılmayı sandığımız insanlardan ayrılacağız.
Bazılarıyla yolumuz tekrar kesişecek.
Bu da olan bir şey. Bazen insanlar birbirine bir dönem iyi gelmediği için yolları ayrılıyor.
Yıllar sonra tekrar barışıp arkadaşlık...
Hatırlarsanız 50 İlk Buluşma 18'de anlattığım çocukla ilgili şunu söylemiştim.
Bitmesine üzüldüm ama şunu biliyorum.
Benim artık dışarıda kimse yok, bana göre biri yok dediğim zamanda geldi.
Dışarıda bana uygun insanların olduğuna beni inandırdı demiştim.
O çocukla bitince üzüldüm gerçekten.
Ama üzülmeye değil de benim hayatımdaki görevi neydi acaba?
Buna odaklandım. Buna odaklanınca bir şeyler daha kolay hallediliyor.
Görevini tamamlama olayının tek taraflı olmadığını da unutmamak lazım.
Yani bazı insanlar mesela geliyor sonra gidiyor.
Diyorum bu neydi şimdi ya?
Niye ben bununla muhatap oldum?
Belki de biz karşı tarafa bir şey öğrettik o zamanda.
Görünürde hiçbir işe yaramayan bir iletişim gibi gözüküyorsa muhtemelen karşı tarafa anlamlıdır.
Karşı tarafın öğrendiği bir şey vardır.
Ya evren bizim ihtiyacımıza göre insanlar gönderiyor.
Ben buna inanıyorum. Buna inanmak hayata biraz heyecan da katıyor.
Yaşayacağım yeni şeyler için heyecanlanıyorum.
Size de naçizanne tavsiyem hayatınızdan çıkan insanlara, kopan bağlara tutunmaya çalışmayın.
Ya ömrümüzün 80 yıl olduğunu varsayarsak...
Daha hayatımıza girecek çok fazla insan var ve kuracağımız çok fazla bağ var.
Diğer bir konu, benim yine yaptığım en büyük hatalardan birisi, kendinizin...
En iyi versiyonu merak edin.
Ya ben bunu son iki yıla kadar hiç merak etmedim.
Elimde ne varsa öyle yaşadım.
Tabii ki bazı çabalarım, bazı isteklerim vardı ama oturup da benim sahip olduğum nitelikler bunlar, sahip olmak istediğim hayat bu, ben bu sahip olmak istediğim hayat için elimdekileri nasıl kullanabilirim?
Veya öbür yandan kendime nasıl yatırım yapabilirim?
Kendimi en iyi halime nasıl getirebilirim diye son birkaç yıla kadar hiç düşünmedim.
Şimdi bakıyorum mesela en temel konularda.
Spor, beslenme falan oradan düşünelim.
Sporla geçen bir hayat yaşadım.
Ama spordan sonra nasıl beslenmem gerekirdi?
Öncesinde ne yapmam lazımdı?
Bunları hiç araştırmadım.
Lisedeyken haftada 3 gün antrenmanımız olurdu.
Ve gerçekten çok sağlam antrenmanlar yapıyorduk.
Çıkışta börgüre gidiyorduk.
Ya tabii o zaman şu anki gibi internet yoktu, TikTok yoktu.
Ya şu anki jenerasyon...
Acayip farkında bazı şeylerin.
Bu çok hoşuma gidiyor. Lisedeki kızlar yaptıkları makyajı bile çok güzel yapıyorlar.
Nasıl güzel yapılacağını araştırıyorlar falan.
Spora gidenler nasıl yapacağına bakıyorlar.
Ya biz de öyle değildi. Biz daha gelişine yaşıyorduk açıkçası.
Sonrasında da 20'li yaşlarda düşünüyorum.
Bedenini makine yapabilirsin tamam mı?
Gerçekten doğru beslenme ve doğru sporla bedenini gelebileceği en iyi hale getirebilirsin.
Bunu yapmadığım için çok pişmanım.
Birkaç kilo vermekten falan bahsetmiyorum.
Güzel beslenmeyi öğrenmekten bahsediyorum.
Gerekirse bu konuda destek almaktan, bir diyet isteyenden enine boyuna konuyu öğrenmekten bahsediyorum.
Bu vücudun olabileceği en fit hal, gelebileceği en iyi hal nedir?
Buna oynamaktan bahsediyorum.
Aslında bunu yapamamanın bir sebebi de...
Kendine değer vermekle ilgili bence.
İnsan kendine değer verince yediği yemeğe de dikkat ediyor.
Gittiği spora da özen gösteriyor.
Veya spordan çıktım o kadar emek verdim.
Benim verdiğim emek değerli deyip gidip böğüre oturmuyor.
Proteinini alıyor güzelce.
Neyse şimdi bunu kafaya koydum.
Buna çalışıyorum. Bence mentalimi güzel bir noktaya getirmiş olmamın da etkisi var.
Kendimi böyle yaşamaya değer görüyorum artık.
Ama düşünsenize 20'li yaşlardaki Zeynep bunun tadını hiçbir zaman bilemeyecek.
Neyse en azından mentalin için uğraşsın be Zeynuş.
Şimdi hakkımı yiyemem bakın gerçekten.
Bazı duyguları kendi başıma halledemeyeceğimi fark ettiğim noktada şartlarımı zorlayıp mentalime yatırım yapmaya başladım.
Hatta bazen en olmayacak yerde yapasını tutar ya bir şeyleri.
Yurt dışında olduğum bir dönemdeydim.
Bayağı uzun kalacağım aylarca.
Bu belli. Ama terapiye başlamayı o kadar çok istiyorum ki.
Dedim online başlayayım bari.
Bu online terapi işi de yeni yaygınlaşıyordu işte 2021'de.
Ben haldır huldur terapist arıyorum.
Acil terapist yardımı diye.
Dönmeyi bile beklemeden başlamıştım.
Hatta dinlediğim bir podcasttaki indirim koduyla başlamıştım.
Bakın yemin ederim ki çok garip geliyor şu an.
Çünkü ben de kendi mentaline, bedenine en iyi hale ulaşmak isteyenler için terapinden indirim kodu getirdim size bugün.
Ben kalkıp gidemem, online danışmanlık istiyorum diyenler veya bütçesi kısıtlı olanlar için terapinin avantajları bence muazzam.
Tek fiyat değil bir kere.
600'ü aşkın terapist, diyetisyen, fizyoterapist.
Spor eğitmeni olan bir platform düşünün.
Size uygun saat ve bütçeye göre bir uzmanla eşleşebiliyorsunuz.
Öğrenciyseniz de size uyan bir uzman vardır.
CEOysanız da size uyan bir uzman vardır.
Bütünsel bir iyileşme yoluna girmek, kendinin en iyi versiyonuna ulaşmaya çalışmak.
Uzun bir yol, istikrarlı ve sürdürülebilir bir destek lazım.
Hem zamansal hem bütçesel olarak ulaşılabilir olması lazım.
Terapin tam böyle bir platform.
İstediğiniz yerden, istediğiniz zaman, bütçenize uygun uzmanlardan danışmanlık alabilirsiniz.
Size özel bilinç25 koduyla terapindeki ilk seansınız 2026 sonuna kadar %25 indirimli.
Detayları açıklamaya bırakıyorum.
Ben terapiye başlayıp uzun süre sürdürdüğüm için kendime şükrediyorum şu an.
Gerçekten. Dediğim gibi keşke spor ve beslenme konusunda da yapsaydım bunu.
Şükretmek demişken bir diğer konu da bu.
Şükretmeyi alışkanlık haline getirin.
Benim daha bu da 2 yıldır farkında olduğum bir konu.
Keşke diyorum 20'lerimde bu konuyu idrak edebilseydim.
Ya şöyle insan büyürken hep olmayana takılı kalıyor.
Özellikle de üniversite çağında ve sonraki birkaç yıl ne yoksa ona odaklanıyor.
Zihin hep yoksunlukları, eksiklikleri gözünde büyütüyor.
Şimdi düşünüyorum ben olan şeylere hiç odaklanmıyordum.
Cildim sorunluydu mesela. Yani tabii ki herkesin zaten 20'lerin başında cildi sorunlu oluyor.
Ona takılıyordum. Öbür taraftan kendimde olan güzel şeyleri görüp de onlara şükür etmiyordum.
Diyelim saçlarım.
Saçlarımı seviyordum ama saçlarımın güzel olmasına şükür etmiyordum.
Cildime takılı kalıyordum.
Ya da bakın şu an okuduğum kitap sayesinde fark ettiğim bir şey.
Değersiz bir hayat kitabını okuyorum.
Karakterlerden birinin ailesiyle bağları çok iyi değil.
Ama kötü de değil. Bu karakter üniversite yıllarında ailesinin her şeyi kabul etmesini ilgisizlik olarak görüyor.
Yol göstermiyorlar bana gibisinden düşünüyor.
Ama yıllar geçtikçe geriye dönüp bakınca ailesine kızdığı şeyler olsa da...
olumlu yanlarını zamanda göremediğini fark ediyor.
Mesela ailesinin hiçbir zaman onda başarı baskısı kurmadığını fark ediyor.
Bu ben gerçekten arkadaşlar.
Ben de 20'lerimdeyken diğer şeyler gibi ailemle ilgili de hep olumsuz yanları görüyordum.
Şimdi bakınca olumsuzları görmeye ve iyileştirmeye çalışmak şart ama dünyada yaşananların biraz daha farkında olup en basitinden kışın sıcak bir evde uyuyabilmenin, okurken çalışmak zorunda olmamanın,
Ailem de bana öyle çok yol göstermese de en azından üzerinde başarı baskısı kurmamalarının şükredilecek şeyler olduğunu fark ediyorum.
Hem ailesel, hem bireysel, hem toplumsal, hem de gündelik hayatta şükretmek gereken şeyler gerçekten çok fazla.
Bunları çok daha erken fark etmek isterdim.
O şükür benim ağzımda hep bir olsun isterdim.
Mesela Orta Doğu'yu gezmeyi seviyorum ben tamam mı?
Lübnan, İran bir yerler falan şimdi söyleyeyim neyse.
İlgiliyim ve gezdim de bayağı.
Bizimle aynı coğrafyadaki ülkelere bakınca inanın bu ülkede yaşadığıma bile şükrediyorum.
Ya sokakta gasp edilme riskinin düşük olması bile şükür sebebi.
Trafik kurallarına riayet edilen bir ülkede yaşamak bile şükür sebebi.
Önceden şöyle bakardım.
Ya trafik kuralı bu zaten uyulması gerekiyor diye bakardım.
Ama aynı coğrafyada farklı bir senaryoda yaşayabilirdik.
Bunu görmezdim. Hep daha iyisini görüp aksine mesela bu versus da bu konuda ülkemi yetersiz görürdüm.
Artık gerçekten her şeye polyanlacılık mı diyeyim o taraftan bakmaya çalışıyorum.
Lütfen gördüğünüz her şeye şükredin.
Farkındalıklarınızı arttırmaya çalışın bu konuda.
Sahip olduklarını fark edebilmek insanın hayatına çektiği güzellikleri arttırıyor.
Son olarak 20'li yaşlarda gözden kaçırdığım bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Bu arada dinlediğiniz platformdan takip edip Instagram, TikTok ve YouTube'a da gelmeyi unutmayın lütfen.
20'lerde gözden kaçırdığım şey dedim.
Yaşanan hiçbir şey sonsuza kadar kalmıyor.
Bunu lafta biliyoruz belki ama bazı hislerin içinden geçerken insan bunu unutuyor.
Bir şeyleri yaşarken hiç geçmeyecek sanıyoruz.
Leyla ile Mecnun'un dizisinde bir sahne vardı.
İsmail abi şey diyordu, bu acı geçiyor mu diyordu.
O zamanlar 2010'larda baya trend olmuştu.
Duvarlara yazılıyordu.
Geçiyor İsmail abi, yani her acı geçiyor.
Bazılarının sızlısı kalıyor, yalan yok.
Ama o sızlılar da insanın kalbini genişletiyor.
İnsana bir şeyler katıyor.
Onlarla yaşamayı öğreniyorsun.
Bazen bir hayal kırıklığına uğradığımda artık kendime şey diyorum.
Hayat böyle bir şey ve bazı şeylerde hayal kırıklığına uğrayacağız.
Bazı şeyler istediğimiz gibi gitmeyecek.
Bazı şeyler içimizde kalacak.
Bunu bilmek o hissin içinden daha sağlıklı, daha kolay bir şekilde geçmemi sağlıyor.
Öbür türlü sonsuza kadar kalacağını sanarsam büyüteceğim gözümde, takacağım, direteceğim.
Hayatta sanki bir şeylere yer ayırmamız gerekiyor gibi geliyor bana artık.
Hayal kırıklığı kotası mesela.
Tüm hayatımız boyunca gerçekleşmeyen hayaller kotası.
Koptuğumuz insanlar kotası, içimizde kalanlar kotası, rezil olduğumuz anlar, maddi sıkıntı yaşadığımız zamanlar, mental çöküş zamanlarımız.
Umarım hiçbiri sonuna kadar dolmaz.
Ama hepsinden biraz biraz yaşadık ve yaşamaya da devam edeceğiz.
Bunları yaşayınca, yani böyle hisleri yaşayınca, böyle düşünerek paketliyorum artık.
Tamam diyorum, kotam doldu mu?
Dolmadı. Bu da hayatın olağan akışında başıma gelen şeylerden biri.
Hayat böyle bir yer. Sizin de öğrendiğiniz, kendinize öğrettiğiniz düşünce şekilleri varsa benimle paylaşın lütfen.
Düşünme şeklime faydası olan şeyleri öğrenmeyi çok seviyorum.
Bazen bir şey gerçekten yeni bir kapı açıyor, yeni bir bakış açısı elde ettiriyor.
Umarım size bir şeyler katmıştır bu bölüm.
Ay aklıma ne geldi? Bir şey diyeceğim.
Benim çok küçük bir dinleyicim var.
13 yaşındaymış. Adı Ömer.
İlk önce mail atmış bana.
Şey demiş, sen yatakta podcast çekiyorum deyince aklıma küçükken ablamın bana uyumadan önce anlattığı masallar geliyor abla demiş.
Kalbim. Instagram'dan da arada yazıyor şimdi.
Aşırı tatlı. Geçen şey demiş, kilo verdim abla sen verdin mi?
Vermediysen de en güzellik podcastersın.
İltifat aldığım tek erkek bu ara kendisi.
Ömerciğim yani keşke onlu yaşlara tavsiyeler diye de bir bölüm çekebilsem.
Çok öpüyorum Ömer'i ve sizi seviyorum.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
