
olur gibi olup olmayan şeylere bi tane çakasım geliyor ^ bahsettiğim dizi: bize bi şey olmaz #reklam-
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
102. bölümle geldim.
Yeryüzünde bulamadığım hisler bölümünün ikinci partı arkadaşlar.
İlk parttan başlayın lütfen dinlemeye.
Şu ana kadar ilişkilerle ilgili yaptığım en büyük hata dedim.
Devam ediyorum. En büyük hatam şuydu.
Çok insanla görüştüm.
Ya o insanların hepsi benim tahammülümü azalttı.
Olmayan her seferde inancım biraz daha köreldi.
İnancım köreldikçe de umutsuzluğa kapıldım.
Depresifleştim. Ya da iki taraflı bakalım.
Belli bir yaşa geliyoruz. O yaşa kadar o kadar çok yaşanmışlık ve bıkmışlık, yorulmuşluk oluyor ki belki de asıl insana karşı harcayacak enerjimiz kalmıyor.
Karşı taraf için de geçerli bu.
Adam normalde seninle oturup uğraşırdı belki ama senden önce kaç kişiye emek vermiş, yorulmuş, sana takati kalmamış artık.
Seni de kestirip atıyor.
Ben de o şekilde. Ya belki bir iki adım atsam, biraz uğraşsam olacak bir şeyler.
Belki o kişiye vermem gerekiyor o emeği ama daha önce o kadar çok hayal kırıklığı yaşamışım ki yine hayal kırıklığı yaşarsam diye ödüm kopuyor.
En ufak bir şey yapmaya dahi korkuyorum.
Fark etmeden kaçıp gitme eğiliminde oluyorum.
Sonra bunu fark ediyorum.
Bakın hani fark etmeden kaçıp gitme eğiliminde hadi tamam bir şeyler yaptım sonra bunu fark ediyorum.
Burada o zamana kadar kendi geliştirmen işte terapinin falan da etkisi oluyor.
Gerçekten fark ediyorsun.
Tamam diyorum kendimi ittiriyorum.
Son gücümle bakın kalan son gücümle kendimi ittirdiğim insan da yanıltınca ay delireceğim.
Ya bunu yaşayanlar çok iyi anlamıştır.
Düşünüyorum o kadar insana bir şans vermiş olmasaydım.
defalarca defalarca hayal kırıklığına uğramasaydım bugün geldiğim noktada bu kadar vazgeçmiş olmazdım.
Daha teslimiyetli olurdum.
Daha tahammüllü olurdum.
Biri kalbimi bu kadar kolay kıramazdı.
Ama ben daha önce o kadar çok kırıldım ki kalbim ya defalarca defalarca o kadar çok kırıldı ki artık kırılacak yer kalmaz değil mi?
Dersin tamam alıştım zaten.
Daha önce geçti yine geçer.
Biri beni daha fazla kıramaz.
Hayır işte. Daha da kırılgan oldum.
Daha alıngan oldum. Daha tahammülsüz oldum.
Şu aptal dizilere, filmlere de kuruluyorum.
Ya o içerikler yüzünden sevince her şeyi yapan, sevince her şeyi yapmayı da geçtim.
Seven bir erkeğin olduğunu inandım.
Belki de yok işte. Hani belki de benim için yok.
Herkes her işi yaşamak zorunda değil.
Herkes farklı konularda şanslı ve farklı konularda eksik hayat.
Tüm güzel hisleri yaşamamız mümkün değil.
Deniz Dülgeroğlu'nun kardeşinin dediği şey belki de doğru değil.
Ailemizde bulamadığımız hisleri başka birinde de bulamayacağız.
Bazılarımız istediği aileyi kuramayacak.
Sonuçta herkes aile kurmuyor.
Ben böyle şeyler deyince illa bir iki kişi, genelde erkek bunlar, çıkıp şey diyor, evlenmekle kafayı bozmuşsun.
Konu evlenmek değil ya, bunu anlamıyorlar.
Belki de ben yanlış anlatıyorum.
Konu benim için hayatı paylaşmak, güzel yaşamak, basit yaşamak.
Yatlar katlar bilmem nelerde gözüm yok yani ve hiçbir zaman olmadı.
Para mefhumu olan bir insan değilim zaten.
Sadece bu dünyaya bir kere geliyoruz ve bir şekilde yaşayıp gideceğiz.
Yaşadığımız hayatı daha da güzel...
kılan şey benim için manevi duygular.
Bu maneviyatın büyük bir kısmında da aile kurmaya ihtiyaç duyuyorum.
Seviyorum çünkü. Buna yatkınım.
Akşam eve gelip çay içip dizi izlemeyi ve sevdiğim insanla konuşmayı seviyorum.
Hayat herkes için zor ve karmaşık ve hep bir mücadele.
Bu mücadele de sevdiğim insanla birlikte olmak istiyorum.
Derdim buydu tamamen.
Kedi falan almayacağım. Kedi sahiplen, kedi sana çok iyi gelir diyorsunuz da istemiyorum.
Kediye tek başıma bakabilecek bir hayat yönetimim yok benim.
Bazı açılardan cidden birinin desteğine ihtiyaç duyuyorum.
Ailemle şikayet etmek için demiyorum çok şükür tabii ki ama bana hayatım boyunca yol gösteren kimse olmadı.
Yolu hep kendim buldum.
Deney yanıla, ine çıka ve hep kaçırarak buldum.
Gerçi hala bulamadım belki.
O ayrı da. Öyle sorumluluklara tek başıma giremiyorum demek istediğim şey.
Gerçi asıl korktuğum şey bu değil.
Bir şeyi sevince aşırı seviyorum.
Yani onu abartıyorum. Kedi alsam kafayı yerim.
Yani eninde sonda ölecek gidecek bir de ona üzülemem.
Sonuç olarak istemiyorum.
Kedi sahiplensem onu sevsem o da gider kaybolur falan kesin şu an öyle gibi geliyor.
Çok olumsuz bastım biliyorum ama her zaman dediğim gibi eminim ki benle aynı hisseden insanların karşısına çıkacak bu bölüm.
Eee çıktı da ne olacak yani içinizi kararttım ben de.
Maalesef bugün güzel şeyler, umutlu yarınlar pompalayacak bir ruh halinde değilim.
Hayatımda hiçbir zaman her şeye karşı inancımı bu kadar yitirmemiştim.
Hep iyi yanından bakarım, hep iyiye odaklanırım.
Yapı olarak öyleyim. Bu kadar düştüğüme şaşırıyorum açıkçası.
Anladınız mı bilmiyorum ama konu tek ilişkiler de değil.
Her şey, gördüğüm, yaşadığım her şey.
Genel bir hevessizlik mevcut.
Eskiden böyle anlarda durup bir nefes alıp...
Derdim ki hayat her zaman insanı daha fazlasıyla sınıyor.
İleride muhtemelen şu anki dertlerini hatırlayıp keşke o günlerin değerini bilsem diyeceksin.
Kendine gel derdim.
Böyle telkin ederdim kendimi.
Artık bunu da diyemiyorum.
Allah daha büyüyle sınamasın tabii ki ama insanı ayakta tutan şey genel olarak heves ve umut.
Bunları yitirince boşluğa düşüyorsunuz.
Bakın mesela bir örnek daha vereyim.
aklıma geldi. Disney Plus'a bir dizi gelmiş.
Bizde bir şey olmaz diye.
Miray Daner'le Mert Ramazan Demir oynuyor.
Diziyi çok sevdim nedense.
Toksik ilişki anlatıyor diyorlar ama bana toksik gelmedi.
Yani normal çift kavgaları gibi geldi.
Diziyi izliyorum. Ağladım abi.
Neye ağladım biliyor musunuz?
Bir insanla kavga edebilme seviyesine gelmelerine ağladım.
Aşırı yıkık geliyor kulağa biliyorum.
Ama o kadar uzağım arkadaşlar bakın.
Bir insanla kavga etmek için o insanın hayatına çok girmesi lazım.
Bir şeyler paylaşman lazım.
İlişkide kavga edebilmek yer kaplamakla ilgili bence.
Bağırıp çağırıyorsun. Bir konuyu tartışıyorsun.
Çünkü o insanla bir şeyleri düzeltirim belki diye düşünüyorsun.
O kadar uzun zamandır o kadar yüzeyde kalıyorum ki kimseyle tartışacak seviyeye bile gelemiyorum.
Geçen biriyle tartıştım işte.
Bu kinder bueno muhabbeti olan kişiyle.
Yemin ederim mutlu oldum.
Tartışabilecek kadar yer kapladığımız için birbirimizin hayatında Hoşuma gitti ya.
Bu nasıl bir yokluk ya?
Şaka gibi. Umarım ne demek istediğimi anlamıyordur çoğu insan.
Gerçi ben biliyorum yani çoğunuzun anladığını biliyorum maalesef.
Sonuç olarak ben bu piyasadan çekiliyorum.
Teyzem geçen duamua atmış bunları yap diye.
Ya istemiyorum dedim ya.
Gerçekten istemiyorum.
Etimle kemiğimle soğudum her şeyden.
Şükrettiğim şeylerin farkındayım ama.
Çok basic şeyler yani çok yüzeyde şeyler.
Onun haricinde olacak gibi olup olmayan şeylere bir tane çakasım geliyor.
Hatta artık çakasım bile gelmiyor.
Ardından bakıyorum böyle.
Ben bazı hisleri yeryüzünde bulamayacağım artık.
Bunu kabul ediyorum. 30 yaşında havlu atıyorum.
En azından kabullenip alnımın akıyla ot gibi yaşarım.
Sizi seviyorum. Apple'dan yorum yapıp puanlarsanız çok sevinirim.
Bu ara bana motivasyon veren tek şey oradaki yorumları okumak.
Burada devam etmemi sağlayan tek şey.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
