
ben bu hayatı kotaramıyorum ^ bahsettiğim film: die my love #reklam
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Ben bu hayatı kotaramadım arkadaşlar.
Giriş falan yok, direkt konuya giriyorum.
Sadece bu bölümü ikiye ayırdım.
Ardı ardı dinleyebilirsiniz aynı gün yayınlanacak ikisi de.
Şimdi balkonda oturdum.
Hava kaç derece bilmiyorum, anlamıyorum ama soğuk, çok soğuk.
Çoban Yıldız'ı dinleyerek yeryüzünde bulamadığım hisleri düşünüyorum.
Bu anı aylar önce de yaşamıştım.
Yazdı, balkonda oturuyordum.
Bu şarkıyı dinliyordum. İçim cız etmişti.
Ama o zaman bir umudum vardı.
Daha doğrusu bu yakın zamana kadar gerçekten genel olarak bir umudum vardı.
Her şey bir gün yoluna girecek.
Hatta yoluna giriyor.
Yavaş yavaş bir şeyleri hallediyorum gibi geliyordu.
Düzenli dinleyenler bilir.
Size de bahsediyordum. Ama halledemiyorum.
Yani galiba bunu kabullenmem lazım.
Kıyaslama olarak söylemiyorum da bir noktada objektif olarak da kendi hayatına uzaktan bakmak gerekiyor ya.
Düşünüyorum. Herkesle aynı noktada başladım sonuçta hayata.
Atıyorum şimdi 7 yaşında başladık okula hepimiz.
İlkokul, ortaokul, lise, üniversite.
Devamlı ilerledik ve seçimler yaptık.
Ben hep yanlış seçim yaptım herhalde.
Hep anı yaşadım ve hep ana odaklandım.
Kendimi mantıklı bir insan olarak tanımlıyorum genelde ama geçmişe dönüp bakınca çok da mantıklı kararlar almadığımı görüyorum.
Yaptığım seçimlere, hayatı nasıl ilerlettiğime bakıyorum.
Bir de insanların yaptıkları seçimlere ve geldikleri noktalara bakıyorum.
Yok abi bende bir sıkıntı var.
Ya ben hep yanlış ilerledim demek ki.
O an ne istiyorsam ve ne güzel geliyorsa, ne iyi hissettiriyorsa dürtüsel ilerledim.
Ya bu yaptığım çok büyük bir hataydı.
Bu dürtüsellik beni bir türlü adam edemedi.
Şu an bile dürtüselim bakın.
Hani bölüme giriş yapmadım.
Neden? Canım sıkkın.
Geçen hafta bölümü atmadım.
Neden? Canım sıkkın.
Ya bunu belki bir yerde samimiyete yorabiliriz.
Hani samimi bir dünya yarattık burada.
100 bölümdür aslı astarı olmayan hiçbir kelime dahi çıkmadı ağzımdan.
Hep şeffaf oldum burada.
Biraz da gerçek zamanlı olarak 30 yaşında bir insan neler yaşıyorsa onu yansıtmak da amacım.
Nacizane. Benim gibi hisseden insanlara ulaşmak ve yalnız olmadığımızı bilmekti.
Ama sonuçta bu artık bir işe döndü.
Ve işinde dürtüsel davranamazsın.
İçinden gelmese bile işe gidersin.
Oturursun. Zorla o dilekçeyi yazarsın, duruşmaya girersin.
Ben ne yapıyorum? Canım istemiyor deyip bölüm yapmıyorum ki bu hiç yaptığım bir şey değildi.
Canım istemiyor da değil aslında.
Ya tam tersi en çok burada konuşmayı istiyorum ama bir süredir o kadar takatim yok ki.
Takatim olmadıkça bu sorumluluğu yerine getiremedim.
Yerine getiremedikçe kendime saygım azaldı.
İyice uzaklaştım, bu döngüde kaldım.
Şimdi kafamı toplayamıyorum ama artık sizle konuşmayı gerçekten istiyordum.
Arkadaşlar bazı hisler var tamam mı dünyada?
Bir insanın ömrü boyunca yaşadığı, tattığı bazı duygular var.
Ben bunların bir kısmına çok özenirdim.
Mesela alışverişe giderdim.
Şu an değil de daha küçük yaşlarda.
Kabinde kıyafet deniyorum.
Dikkat edin hep böyle annesiyle gelen kızlar olur.
Annesi bir şeyler kız bir şeyler fikir alışverişi yaparlar.
Ben buna çok özenirdim.
Veya Trendyol yorumlarına bakın bir ürünün.
Kesin şöyle bir yorum vardır.
Anneme aldım çok beğendi.
Kendime de aldım. Bakın bu kadar basit bir şey.
Bundan mahrum olduğum için oturup da mağdura yatmıyorum şu anda.
Ama bakıp nasıl oluyor bu diye algılayamadığım çok oldu.
Geçen asansördeyim.
Akşam işten gelmişim böyle yorgun argın eve çıkıyorum.
Zaten biri dokunsa ağlayacağım.
Ya bakmayın şimdi yalnız yaşamayı çok istiyordum.
Bana çok iyi geldi. Ama bir yandan da belki de hiç iyi gelmedim.
Onu konuşuruz başka zaman.
İşte asansördeyim. Küçük bir kızla annesi babası bindi.
Kıza şaka yapıyorlar, trollüyorlar kızı.
Kız da inandı falan böyle çok tatlı bir muhabbet döndü aralarında.
Çocuğa karşı o kadar tahammülü olan, çocukla o kadar ilgili olan anne baba görünce bir garip oldum tamam mı?
Bunlar... Böyle İngilizce kitaplarındaki aileler gibi iyi akşamlar diyerek indiler asansörden gülerek.
Yemin ederim bakın yani çok saçma ama ya ağladım ya.
Beşinci katta indiler ben on beşinci kata kadar gözümden yaş akıyor.
Neden? Yani nedense neden işte düşünmek istemiyorum.
Bunlar doğuştan bazı insanlara bahsedilen, bazı insanların ne kadar şanslı olduğunu bilmediği, belki de bildiği ufak ufak anılar tamam mı?
Onlar için normal tabii.
Hani bilmiyor olabilirler.
Bazı şeyleri anlamak için o şeyden yoksun kalmak lazım.
Ben yoksun kaldığım şeylerin farkındayım.
Bu yüzden kızgın değilim artık.
Kabullendim. Okey. Bu his hiçbir zaman olmayacak benim hayatımda.
Bu ve bazı başka hisler.
Sonra Deniz Dülgeroğlu'nun...
Bir podcastinde şuna denk geldim.
Hatırlamıyorum hangisiydi.
Kardeşi demiş ki senin bir hissi ailende yaşamamış olman o hissi sonradan yaşayamayacağın anlamına gelmiyor.
Başka insanlar yaşatabilir o hissi sana gibi bir şey demiş.
Şimdi ben bunu duydum. O zamandan beri kendimi böyle telkin ediyorum.
Tamam diyorum. Yeryüzünde bulamadığımız bazı hisler var.
Herkesin var sonuçta.
Bu hisler sonradan tamamlanabilir.
Belki kendi kurduğun ailede, belki arkadaşında, belki teyzende, halanda bulursun bu hisleri.
Bu arada bu konuyu şöyle düşünmeyin.
İşte anlattığım bu aşırı basit örneklere takılıp da ben kafayı kırmışım, hayatta olup biten her şeyi buraya yoruyormuşum gibi düşünmeyin.
Sadece insanın aklına gelir ya bazen bir şeyler.
Bu mevzular da benim için öyle.
Ya da mesela arkadaşlarımla oturuyorum.
Ebesinin şeyindeyiz tamam mı?
Yani kalkıp gitmişiz bir yere.
Arkadaşım diyor ki sevgilim işte ya da eşim bir şeyim beni almaya gelecek.
Ben böyle bakıyorum. Diyorum ya hayatında biri var hadi bu tamam.
Bir de kalkıp seni buradan almaya gelecek kadar aranızda bir samimiyet var.
Veya seni o kadar benimsemiş, o kadar sahiplenmiş ki kalkıp geliyor buraya.
Bu bana... Çok garip gelen bir his.
Ya da evli insanlara bakıyorum.
Bu arada şunu fark ettim ya bu bölümü boğazımda kocaman bir yumruğuyla...
Çekiyorum sanırım. Neyse.
Evli insanlara bakıyorum.
Her şeyi birlikte yapıyorsun.
Birlikte bir hayatı inşa ediyorsun.
Bireysel değilsin artık. Yani o insan senin ailen.
Sen o aileyi seçtin ve bir hayat yaşıyorsun.
Bunu algılayamıyorum.
Anladınız mı? Daha önce ilişkim de oldu.
Çok sevdim de, çok güzel sevildim de.
Bunları ben de yaşadım aslında.
Ama o kadar uzun zaman geçti ki ben bunları algılayamaz bir hale geldim.
Beynim ilüzyon yaratıyor sanırım artık.
Ya diyorum ki sen gerçek bir şey yaşamadın.
Sana öyle geldi belki de.
Sonuçta bunu daha önce becerebilmiş olsaydın 5 yıldır bir kez ya.
Bir kez daha becerirdin yani.
Onca insan geldi geçti.
Düşünüyorum 5 yılda belki 20, belki 30 kişiyle görüştüm.
Kaçıyla ikinci kez görüştüm?
İkisiyle ikinci kez görüştüm.
20'de 2. Bu nasıl bir oran ya?
10'da 1. %10.
Bu nasıl bir istatistik?
Kafayı yiyeceğim. Ya bu insanların %90'daki başarısızlık bende öyle bir şey yarattı ki normalde olan özgüvenimi de yitirdim.
Normalde olan inancımı da yitirdim.
Bir yandan şunu da fark ediyorum.
Sadece karşı tarafta değil tabii ki suç.
Yani 30 yaşını geçip hala düzgün bir ilişkide kalamayan veya ilişki kuramamış herkes de bakın herkes de Bir sıkıntı var.
Ben de dahilim buna. Dışarıdan bakıyorum kendime, eleştiriyorum mesela.
Neyde eleştiriyorum? Her şeyi çok kurcalıyorum.
Ya bazı şeyleri geçeceksin, bazı şeyleri yutacaksın, bazı şeylerde fedakarlık yapacaksın.
Bu mesela objektif olarak eleştirdiğimde kendimi gördüğüm bir şey.
Yanlış yaptığım diğer bir şey de...
Bu aptal saptal, ya ben inanmıyorum dediğimiz ilişki videoları, ilişki podcastleri falan var ya, onlar benim algımı değiştirdi.
Yok kadın şöyle yapmalı, erkek böyle yapmalı diye diye, ya yemin ederim var ya beynim yıkandı, bakıyorum diyorum tamam, inanmıyorum.
Ben öylesini izliyorum.
Hatta artık izlemiyorum da geçiyorum.
Twitter'da bazı kelimeleri engelledim, okumuyorum.
Ama gördüğüm şeyler sübliminal olarak beynime yerleşiyor.
Zaten çok da mantıklı davranan bir insan olmadığım için, daha anda yaşadığım için bu sefer biriyle görüşürken bir videoda denen bir şey aklıma geliyor.
Ya bok ediyorum tüm görüşmeyi.
Ya tabii burada şuna hala inanıyorum.
Tank at. En azından buna inancım kaldı.
Bir şeyin olacağı varsa oluyor.
Olacağı yoksa da saçma sapan sebeplerle olmuyor.
Saçma sapan sebepler vesile oluyor.
O şeyin olacağı olmadığı için ben bok ediyorum görüşmeyi zaten mesela.
Anladınız mı? Ama artık bu düşünce de beni ferahlatmıyor.
Ya artık hiçbir şeye inanmıyorum ya.
Ya nasıl diyeyim? Bazı şeyler de kısmet değil belki de.
Geçen Die My Love diye bir film izliyorum, Geber Aşkım Türkçesi.
YouTube'da bir vlogda bahsetmiştim.
YouTube vloglarda ve Instagram'da aktifim bu arada storylerde.
Bilinç Akışı Podcast olarak her yerden bulabilirsiniz.
Filmde şunu algılayamadım, spoiler değil.
Kadın lohusalık depresyonuna giriyor.
Filmin konusu bu zaten. Ya adam, kadın ne yaparsa yapsın orada.
Kadının olduğu yerden çıkması, kurtulması için adam elinden geleni yapıyor.
Onu bırakıp da gitmiyor.
İzlerken var ya bunu...
Aklım almadı. İnsanlar birbirine öyle bir bağlanıyor ki hastalıkta, sağlıkta, iyi günde, kötü günde dedikleri şeyi gerçekten yaşıyorlar.
Ben artık dünya üzerinde bu hissi bulabileceğimi inanmıyorum.
Önceden inanıyordum ama artık yani bırak ben ne yaparsam yapayım yanımda kalacak insanı daha normal sıkıntılarda bile topukluyor herkes.
Bu bağı kuramıyorum kimseyle.
Ben de topukluyorumdur bu arada ama sonuç olarak kuramıyorum ve artık kurabileceğime de inanmıyorum.
Önceden inanıyordum dediğim gibi.
Karşıma biri çıkana kadar hani hiçbir şeyin yokken bir gün her şeyin olacağı umuduna tutunuyorsun ya.
Bu konuda öyleydim. Hep iyimserdim.
Tamam diyordum. Olur gelir hallederiz.
Bunca insan yapıyor. Biz de yaparız.
Sadece o kişiyle karşılaşmam lazım.
50 tane bölüm de çektim bu konuda.
Neden yalnızım bölümü. Aşk acısı bölümü.
Senin aradığında seni arıyor bölümü.
Aşağıya bırakırım onları.
Ya bir dinleyin. Dersiniz ki şu an dinlediğiniz bu bölümle o bölümleri aynı kişi mi çekmiş?
Nasıl bu kadar fikirleri değişebilir?
Değişiyor işte. Biri çıkıyor geliyor.
Sizi tüm güzelliklere ve her şeyin hallolacağı...
...bana inandırıyor. Sonra...
...siktir olup gidiyor.
Ya siz öncesinde... ...zaten iyiydiniz.
Kendi kendinize zaten... ...mutluydunuz.
Kimse yoktu ama... ...en azından bir şeylerin güzel olacağına...
...dair bir umudunuz vardı.
O kişi... ...geliyor. O umudu da sikip atıyor.
Ya affedersiniz. Beni dinleyen...
...büyüklerim var biliyorum ama tam olarak...
...böyle oluyor. O kişi gittikten sonra da...
Önceki halinizden daha da kötü bir hale dönüyorsunuz.
Hayır bari hiç gelmeseydi, bari hiç çıkmasaydı karşıma.
Ben bir umuda tutunuyorsam da, kendimi kandırıyorsam da tutunsaydım, kandırsaydım.
Tam düşündüğüm şeylerin hepsi karşıma çıkıyor ve buna inanamıyorum ben nasıl oldu bu diye.
Sonra sönüyor.
Bir de ufak tefek şeylere yansıması var.
İyice sinir bozuyor. Mesela normalde dinlediğim şarkı.
Sevdiğim bir şarkı.
Onunla da dinliyoruz. Sonra o gidince durduk yere ben sevdiğim şarkıdan da oluyorum.
Ya da Kinder Bueno.
Çok seviyorum. Atıyorum.
Atmıyorum da. Kinder Bueno alıp gelmiş.
O gidince Kinder Bueno keyfim bile kaçıyor.
Ulan hayatımın bu alanları bari bana kalsaydı.
Yok. İlla her bir detaya bulaşacaklar.
Her bir detayda iz bırakacaklar.
Defolup gidince o detaylardan da soğutacaklar insanı.
Neyse anlatacağım Eylül'le ilk buluşmada bu konuyu da.
Bazı şeyleri de anlatasım gelmiyor aslında biliyor musunuz?
Diyorum ki ben bunu yaşadım.
Ben olumsuz deneyim yaşadım.
Şimdi bunu dinleyen insanlar da umudunu yitirecek.
Bari kötü örnekler dinlemeyip bir şeylerin güzel olacağına dair inançlarını korusunlar diye düşünüyorum.
Şimdi diyeceksiniz ha tamam belli oldu.
Sen bir şeyler yaşamışsın.
Onun sıcayla hayata dair inancını kaybetmişsin.
Depresif hissediyorsun ama geçer.
Gelecek mesajları tahmin edebiliyorum.
Ama inanın şu an hayatımda ilk kez bazı şeylerin olmayacağını kabullendim.
Tamam abi herkes için hayat aynı şartlarda ilerlemiyor.
Bazı insanlar ailesinde mutlu oluyor.
Bazı insanlar kendi kurduğu ailede mutlu oluyor.
Ben de burada mutluyum.
O boşluğu demek ki burada sizde kurduğumuz şeyde dolduruyorum.
Zaten influencerlığın psikolojisi böyle bir şey.
Oyuncular gibi. İşte onay alma içgüdüsüyle görünür oluyormuş ya oyuncular.
Ailesinin alamadığı onayı hayranlarında alıyormuş.
Orada buluyormuş falan. Tamam belki bizimki de o şekildedir.
Mesela düşünüyorum. Biliyorum ya beni en baştan beri takip eden insanlar var.
Artık DM'lerden ben sizi tanıyorum.
Tüm hayat gidişatıma şahit oluyorlar.
İşte bir buçuk yıl önce...
Podcast'a başlamam, iş değiştirmem, kafa yapımın değişmesi hepsini gördünüz.
Bir noktada bu hayata birinin dahil olduğunu attığınız mesajlardan falan dolayı söylüyorum.
Düğünümün olduğunu göreceğinizi düşünüyorsunuz.
Bakıp şey diyeceksiniz muhtemelen.
Ya bak bu kız da ne kadar yalnız kaldı.
İşte ne kadar söylendi, o kadar bölüm çekti.
Eninde sonunda buldu o kişiyi.
Şimdi mutlu, ben de mutlu olabilirim.
Diyeceğinizi düşünüyorsunuz.
Ben de açıkçası hayat böyle ilerler, hayat akışım böyle ilerler diye düşünüyordum.
Artık buna karşı inancımı 101 bölümdür ilk kez tamamen kaybettim.
Çekiliyorum bu işlerden.
Yok ilişki koçu bağılmış, yok tevekkülmüş, yok kendini gerçekleştirmekmiş.
Ot gibi yaşayacağım artık.
Telegram'da girdiğim grupları bile siliyorum.
Bir tane daha insan evladıyla bir kere daha...
Görüşmek istemiyorum.
Benim yaptığım en büyük hata buydu zaten biliyor musunuz?
İşte dinen ne kadar doğru emredildiğini anladım burada.
Din ne emrediyor? Biriyle görüşürsün öyle vakit falan geçirmezsin hani günah da işlemezsin evlenirsin.
İki taraf için de genelde herhalde ilk görüştüğünle evlenmek makbuldür.
Yani ilk görüştüğün derken sevgililik kurumu yok sonuçta dinde.
En fazla bir çay içer kalkarsın sana uymuyorsa görüşmezsin.
Flört mülört yok öyle uzun uzun denemekler.
Benim şu ana kadar ilişkilerle ilgili...
yaptığım en büyük hata.
Bir dakika ya. Bir nefes alıp sonraki bölümde anlatacağım.
Siz direkt diğer bölüme geçebilirsiniz.
Ne yapıyorsun abla diyeceksiniz şimdi.
Bir şey deniyorum da. Apple'dan puanlayıp yorum yaparsanız çok sevinirim.
Üyeliğe gerek yok. Apple kullanan herkes Apple Podcast'tan yorum yapabiliyor.
Hemen bir sonraki bölümle geliyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
