
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Bir gün başıma şu gelecek ve çok mutlu olacağım.
Bir gün hayatıma birisi girecek ve güzel günlerim başlayacak diyorsanız...
Gencis. Günaydın,
iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde?
Ve hangi yılda bu bölümü dinliyorsanız Bilinç Akışı Podcast'ın 84.
bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Bugün için size iki tane güzel bölüm hazırlamıştım.
Kafamda böyle belirlemiştim.
İkisinden birisini yayınlayacaktım.
Ama ben robot değilim arkadaşlar falan diye bir çıkış yapsam ya şöyle.
Ya bugün de bir şeyi ciddi konuşmayalım istedim ya.
Biraz boş muhabbet yapalım.
Kendi modum böyleyken size karşı nasıl diyeyim?
Özenle data toplayıp onları bir bütün hale getirdiğim, özenilmiş bir bölüm sunmak istemedim.
Hani bugün biraz daha...
Mutfak masasında en yakın arkadaşınla davlumbaz ışığında muhabbet edersin ya öyle konuşalım istiyorum.
O yüzden biraz hani konular arası geçişler tam bir bilinç akışı olabilir.
Neyse. Ya arkadaşlar hayat ne biçim ilerliyor böyle ya?
Ben bazen çok düşüyorum.
Size de oluyor mu bilmiyorum.
Sanırım oluyor. Gelen mesajlardan bunu anlıyorum.
Mesela bir video vardı.
Kadın diyor ki... Ya da durun, buraya o videoyu koyalım direkt, onu dinleyin.
Hayatımızın en mutlu günlerinin ileride olacağına dair bir düşünce.
Belki de geçti arkadaşlar. Çünkü kimse bize böyle bir bilet kesmedi yani.
Bir şey olacak ve her şey iyiye gidecek.
Böyle bir taahhüt yok. Biz hayatla bir anlaşma imzalayıp buraya gelmedik.
Her şeyin ileride daha iyi olabileceği.
Bir de hangi ileri? Ya biliyorum biliyorum hep ileri.
Yani hiç, menzil hiç yaklaşmıyor da uzaklaşmıyor.
Bu ne biliyor musunuz? Modern sistemin cennet vaadi.
Hayatımın bir noktasında mutlu olacağım ve o nokta, ben mesela hep ilerliyorum ama o nokta da benimle beraber ilerliyor.
Hiç aramızdaki mesafe hiç kısalmıyor.
Ve ne olursa olsun hiç tatmin olmuyorum hayattan.
Ne yaşarsam yaşayayım hiçbir tatmin yok.
Çünkü hep orası. Biri çıkacak karşım.
Aşkı bulacağım. Biri bir şey.
Yani delirten şey bu birazcık.
Şunu zannediyorsunuz bakın. Bir gün spora başlayacağım.
Hayatım boyunca her gün spor yapacağım.
Öyle bir an başlayacak sanıyorsunuz.
Bir gün iyi beslenmeye başlayacağım.
Hayatım boyunca çok iyi besleneceğim.
Yani öyle bir istikrar dönemi başlayacak hayatımdan.
Bu hiçbir zaman olmayacak. Çok üzgünüm.
Çünkü siz o değilsiniz.
Makine, robot bunu yapabilir.
İnsan bunu yapmak için tasarlanmadı.
Elimizde ne kadar yanlış bir reçeteyle yaşadığımızı görüyor musunuz?
Ve bu cennet vaadiyle siz bugünü kaçırıyorsunuz.
Bugün, bugün, bu an. Geriye dönüp baktığınızda geçip giden hayatın böyle çok da değer vermediğiniz, ilerideki mutluluk için değer vermediğiniz yaşamın kendi hayatınız olduğunu göreceksiniz.
Gidecek yani. Gitmiş diyeceksiniz daha doğrusu.
Yıllar gitmiş. Niye?
Hep bekledim bir şey olacak diye.
Mutluluk gelecek, huzur gelecek, istikrarlı olacağım falan.
Hayır. Nicelik ve nitelik arasında dans etmeyi öğrenirseniz, düzey aracını kullanırsanız tatmin olacaksınız.
Söz veriyorum. Abla çok iyisin ya.
Abla o kadar haklısın ki beni haklılığınla mahvettin bu videoda.
Tam olarak böyle sanıyorum bazen.
Eskiden daha çok sanıyordum.
Sonra mutluluğun bir şey olunca erişilen değil de hayata koyduğumuz sermayelerin...
Zaman içinde bir bir karşılığını aldığımız bir şey olduğunu anladım.
Ya bir süreç aslında. Mesela şimdi bakıyorum.
Şu an ben genel olarak keyifli miyim?
Keyifliyim. Bu keyif hali aslında uzun süreli uğraşların karşılığında süre gelen bir duygu durumu.
Yani bir şey oldu ve ben keyifli olmadım.
Bir alışveriş yaptım ve keyiflendim diyelim.
Bu hepimize oluyor bazen.
O keyif çok kısa sürüyor.
Bunu biliyorsunuz. Oldu, keyiflendim, bitti.
Ama süregelen bir keyif hali için süregelen bir emek hali yaşanıyor.
Şu andaki huzurum için mesela düşünüyorum.
Geçen yıl, iki yıl önce, üç yıl önce ben bazı tohumlar ekiyordum farkında olmadan.
Mesela geçen yıl düzenli meditasyon yapmam.
Benim zihnimi regüle edip düşünce biçimimi sakinleştirdi.
Bunu kattı bana ve şu anda ben o meditasyonların ekmeğini hala yiyorum.
Anladınız mı? Ya birikim yapmak gibi.
Şu an birikim yapıyorsanız bunun ekmeğini 2 yıl sonra, 5 yıl sonra artık ne zamansa illa yiyeceksiniz.
Yapmıyorsanız onun da ceremesini çekeceksiniz.
Mutluluğu ya ulaşacağımız bir şey gibi düşünmek ablanın dediği gibi çok yanlış bir bakış açısı.
Neyse arkadaşlar bunu anlatamadım.
Her zaman her şey olmuyor.
Başka bir şeye geçiyorum. Ya ben bir koltuk aldım değil mi?
Alakasız. Ya bu ara düşündüğüm şeylerden bahsedelim bari.
Hani öyle bir bölüm olsun bu.
Koltuk aldım işte. Bayağıdır L koltuk istiyordum.
Ama gereksiz geliyordu.
Piyanom salonda duruyordu boş boş.
Satmaya kıyamıyordum. Ama düşündüm ya bu piyano boş boş duruyor.
Kıyamamakla ömür geçmiyor.
Yani kaç yıldır elimi sürmedim.
Koltuğa devamlı oturuyorum ama.
Kıyasladığımda. Günlük hayatımda koltuk daha ön planda.
Satıyorum ulan dedim. Sattım piyanoyu, koltuk aldım.
Keşke daha önce alsaydım bakın.
O kadar mutluyum ki.
Ya bir koltuk bir insanın hayatına bu kadar etki edebilir mi ya?
Akşam otururken ki konforum iyileşti ya.
Ben çok iyi hissetmeye başladım.
Günlük hayattaki konforlardan kısmamak lazım.
Bunu kesinlikle anladım.
Geçen birinin evine gitmiştim.
Biraz dedikodu. Evi eşyalı tutmuş tamam mı yıllar önce.
Koltuklar deri. Ya çok kötüydü.
Bakın gerçekten ben hiçbir evde bu kadar rahatsız hissetmedim.
3 yıldır öyle oturuyormuş.
Ya aslan yattığı yerden belli olur.
Akşam televizyon izlerken sen güzel bir koltukta oturmayı hak etmiyor musun ya?
İstese çok rahat alır bu arada.
Alamayan bir insana diyecek bir lafım yok zaten de.
Alasını alır ama almıyor.
Ya bence böyle şeyler insanın...
Kendine değer vermesiyle doğru orantılı.
Kendisinin bunda değer görmüyor.
Neyse bir de yuvarlak masa aldım.
Küçüklüğümden beri hayalim kendi evimde yuvarlak masaydı abi.
Ya bunu da evde zaten masa vardı gereksiz diye almıyordum.
Ama orada çalışmak, yemek yemek şu an var ya yani bayılıyorum.
O kadar iyi geliyor ki bana.
Bu arada birileri geldiğinde masada yemek yiyorum ama ben tek başımayken orta sehpada yere oturarak yemek yiyorum.
Böyle yapan var mı başka? Bilmiyorum bazen garip geliyor.
Ailemin evinde de böyle bir şey yoktu ama ben oradayken de orta sehpada yere oturarak yiyordum.
Niye bilmiyorum. Huzur veriyor.
İşte o masada hani çalışmak falan da çok hoşuma gidiyor.
Kendi dünyamda takılıyorum.
Peki bunlardan size ne?
Yani içerik üretmek garip bir şey var ya.
İnsan sık sık bunu soruyor.
Ben bunları anlatıyorum da kim ne yapsın falan oluyor.
Hep faydalı şeyler anlatmalıymışım gibi hissediyor insan.
Açıkçası ben de bu kaygıda olduğum için ilk kez böyle boş muhabbet bölümü yapıyorum.
Bilmiyorum bunlardan size ne.
Eminim kendisine pay çıkaranlar çıkarıyordur.
Benim pay çıkarmam gerekirse ya bazen çok gereksiz şeyleri daha mühim sanıyoruz.
Mesela üç palto varken dördüncüyü alıyoruz.
Kıyafetlerimize daha çok özen gösteriyoruz.
Ama bir bakın ya dolabınızdaki şeylere bir bakın.
Her gün işe gitmiyorsanız kaç tanesini kaç kez giyiyorsunuz?
Ben evden çalışıyorum genelde ve uzun süredir alışveriş yapmamama rağmen, bakın düşünüyorum gerçekten uzun süredir yapmıyorum.
Ona rağmen kıyafetlerime sıra gelmiyor.
Montlarıma sıra gelmiyor.
Zaten bir yaştan sonra zevkiniz oturuyor ve bedeninizle aynı kaldığı için her aldığınız kıyafetle devamlı dolabınız büyüyor.
O yüzden çok kıyafetiniz oluyor.
Mesela benim gibi uzun süredir alışveriş yapmasanız bile.
Ama yine de sıra gelmiyor.
Öbür taraftan kaç aydır bu masanın bana iyi geleceğini bilmeme rağmen onun yerine işte iki mont alırım falan diye düşünüyordum.
Masa da ucuz bir şey bu arada. Ikea 90 mı ne?
Çok sevdim yuvarlak masa.
İhtiyacı olan varsa alsın.
Reklam değil. İşte ben onun yerine iki mont alırım diye düşünüyordum.
Hayır abi yani nerede daha çok vakit geçiriyorsan ve neyi daha efektif kullanıyorsan önceliğine onu almalısın.
İnsanlar da şey diyordu bana ya masan var zaten ne yapacaksın masayı falan diyordu.
Ama o masa beni yansıtmıyordu.
Şu an evde beni yansıtıyor, masa da beni mutlu ediyor, koltuk da beni mutlu ediyor.
Kurduğum bu dünya beni çok mutlu ediyor.
Duvarlara da poster astım, paylaşmıştım Instagram'da.
Ya gebereceğim keyiften yani.
Böyle diyorum da şimdi ya bu ay çok zor geçti tamam mı?
O kadar dalgalı bir ruh haliyle gidiyor ki bölüm.
Bu ay çok zor geçti benim için psikolojik anlamda.
Psikolojik anlamda derken aslında şöyle şu ana kadar burada...
Anlattığım şekilde bir psikolojik anlamdan bahsetmiyorum.
Ya 10 yıldır falan bir gün bir sorunla uğraşmam gerekeceğini öngörüyordum tamam mı?
Ama hep ileride hep daha var diye hani o zamanda daha var diye çok üzerine düşünmüyordum.
Artık o sorunla uğraşmam gereken zamanlara geldiğimi fark ediyorum.
Bu ay onu fark ettim ve uğraşmaya başladım yani mecburen.
Duygusal olarak çok yıprandım.
Yani farkında mısınız bilmiyorum ama...
Yani niye farkında olasınız ki?
Sonuçta bir sürü içerik üretici takip ediyorsunuz.
Ama hani neyse ben hep evden story atıyorum tamam mı?
Dışarı falan pek çıkmadım bu ay.
Asosyal bir ay geçirdim.
İçime kapandım bayağı. Ya büyüdükçe bazı şeyleri kabul etmemiz gerekiyor tamam mı?
Ergenlikte, yirmilerde falan bazı şeyler çok uzakta geliyor.
Daha o zamanda çok varmış gibi geliyor.
Atıyorum mesela teyzeni çok seviyorsun.
Teyzen hiç yaşlanmayacak sanıyorsun.
Ailende sağlık sorunları yaşanmasına daha çok var sanıyorsun.
Bazı sorumlulukları almana daha vakit var diye daha rahat düşünüyorsun.
O yıllar geçip bunların yaşandığı zamanlar geldiğinde...
Bir eşikten geçiyorsun.
Getiskin olduğunu kabullenmen gereken bir eşik oluyor bu.
O kabullenme süreci ilk fark ettiğin anda zor geçiyor.
Yani sancılı geçiyor. İnsan ne olursa olsun bir...
Down oluyor. Bir yandan bu günlerin geleceğini hep bildiğin için hazırlıklısın aslında.
Hani sürpriz olmadı. Hayatın böyle bir şey olduğunu biliyordun.
Doğuyorsun, büyüyorsun, yetişkin oluyorsun.
Ailendekiler yaşlanıyor.
Onlara bakıyorsun. Onları kaybediyorsun.
Kendi ailenle ilgileniyorsun.
Çocukların büyüyor. Sen yaşlanıyorsun falan.
Aynı döngüde devam ediyorsun.
Ay ağlayacağım şimdi. Abi az önce çok yüksektim.
Birden çok duygusallaştım.
Neyse çoğunlukla bu böyle değil mi?
Biz böyle biliyoruz. Hayatın genel düzeni ekstrem şeyler olmadıkça bu şekilde ilerliyor.
Ama bunu bilsem bile o günlerin geldiğini fark etmek ağır geliyor işte.
Bence insanın kendi ailesini kurması böyle zamanlarda önemli.
Abi ağlayacağım şimdi. Niye bu kadar düştüm ya?
Boş muhabbet bölümü yapmak istemiştim.
Yani böyle zamanlarda önemli işte kendi ailesini kurması.
Üst jenerasyonla ilgili yaşadığın problemleri sırtlarken yanında eline tutabileceğin birisi gerekiyor.
Hatta sevgi aktarımı yapabileceğin çocuk gerekiyor tercih edenler için.
Tabii ki gerekmiyor da. İşte bana da geliyorlar arada.
Yani uzun zamandır takmıyordum bu konuyu.
Tamam ya kısmet falan modundaydım.
Anlatmıştım size de.
Ama bu ay benim dışımdaki bazı sorunların...
Hayatıma yaklaşmakta olduğunu ve benim bunlarla mücadele etmem gerekeceğini fark edince birine yaslanmak istedim.
Yani şu an hani çok öyle bir durumun içinde değilim ama bir şeyleri görürsün ya yaklaşmakta olan şeyi.
Yaslanmak isteyeceğim daha çok zamanlar olacak.
İhtiyaç duyduğum anlar daha da artacak.
Bunu fark ettim. Yalnızlık ilk kez bir korkuttu.
Yani bakın bazen hani sıkılırım yalnızlıktan, bazen çok severim, bazen lehime kullanırım.
Ama hiç yalnız kalmaktan korkmamıştım hayatım boyunca.
İlk kez bir korktum.
Ulan dedim bunca şeyle tek başıma nasıl uğraşacağım ben?
Yani sıçtık falan oldum.
Bu arada yanımda biri olsun ve bana yardım etsin onu sırf bu yüzden istiyorum gibi bir yerden söylemiyorum.
Aile kurmaktan bahsediyorum ya.
Dünya gözüyle bir aile kurasım var yani.
Çok bir şey istemiyorum. İçten gelelim, yemek yiyelim, çay içelim, televizyon izleyelim, muhabbet edelim.
Çocuk falan olsun ne bileyim hani bir alengir falan diyormuşum.
Ya mesela ben şeyi çok merak ediyorum.
Çocuklarım olsa onlardan neler öğreneceğim kim bilir.
İnsan çocukla tekrar büyüyor diyorlar ya.
Kendine has bambaşka bir insan geliyor dünyaya.
Senin çocuğun ve onunla tanışıyorsun.
Onun büyüme sürecini görüyorsun.
Bana neler öğretecek, neler fark ettirecek, hayatıma neler katacak.
Hani bunları düşünüyorum. Kalbimin ne kadar genişleyebileceğini merak ediyorum.
Şu an çok minnet doluyum mesela hayata karşı.
Güzel bir aile kursam daha ne kadar minnet dolu olabilir ki insan?
Bu duygular hayalimizin ötesinde ne kadar genişleyebiliyor?
Ya merak ediyorum bunları.
İşte ben böyle tam bunları düşünürken çok kötü bir şey oldu.
Bir astrolog bana mesaj attı.
Bakın yine yükselişe geçtim.
İşte böyle şeyler oluyor bazen.
Duygu dalgalanmaları.
Neyse bir astrolog mesaj attı.
Takipçisi de var biraz tamam mı?
Haritana bakmamı ister misin?
Memnun kalırsan paylaşırsın falan dedi.
Ben de ara ara istifa ediyorum astrolojiden biliyorsunuz.
Bayağıdır, çok uzun zamandır aslında hiç ilgim ve merakım yoktu artık.
Merakım yok böyle şeylere.
Ama kız öyle deyince...
Zaten boşluktayım ya. Tam o tarz bir şeye tutunmaya ihtiyaç duydu bu an tamam mı?
Merak ettiğim iki şey vardı.
Birincisi yıllık öngörü diye bir şey varmış tamam mı?
Doğum günden itibaren önündeki bir yıl yaşayacaklarından bahsediyor işte astrologlar.
Solar haritamın hep. Onu bir merak ediyordum.
Doğum günü de yeni geçtiği için.
Bir de hangi şehirlerin sana iyi geldiğine bakabiliyorlar mesela.
Onu da merak ediyordum. Bu arada daha önce bizim eve bir tane astrolog gelmişti.
Hiç böyle bir şey başımıza geldi mi bilmiyorum ama annemin arkadaşının kızıydı ve kadın da dindar bir insan yani.
Kızı astrologtu.
Neyse o kız bakmıştı benim o dünya haritasında sana iyi gelen yerlere bakıyor tamam mı?
Ve bakın çok garipti çok şaşırmıştım.
Çünkü ben kıza hiçbir şey demedim.
Kız da beni tanımıyor ilk kez tanıştık.
Mesela ben İngiltere'yi hiç merak etmem tamam mı?
Hani hiç gidesim gelmedi şu ana kadar.
Hatta en yakın arkadaşlarımdan birisi taşındı kaç yıldır.
Yine de gidesim yok yani.
Ben bunu anlattım mı daha önce hatırlamıyorum neyse.
Orası beni bir itiyor. Kız o haritaya baktı.
Dünya haritasında senin çizgilerin geçtiği yerlere bakıyor ve sana iyi gelen ve kötü gelen yerleri söylüyor.
Kız dedi ki İngiltere senin için hiç iyi bir yer değil dedi.
Dedim ne? Nereden biliyorsun falan oldum böyle.
Hani tabii ki bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum ama his olarak bile sevmiyorum ya, ilgiyi duymuyorum ya.
Çok şaşırdım mesela. Sonra benim böyle daha önce birkaç kez gidip çok sevdiğim yerlerin bana çok iyi geleceğini söyledi.
Kız yine bilmiyor yani dediğim gibi.
İşte Barcelona, Paris, Amsterdam falan ben bu şehirleri çok severim.
Malta. Ve gerçekten haritama göre bana çok iyi gelen yerlermiş.
Hatta Amsterdam'dan sanırım.
Venüs'ün mü ne geçiyormuş.
Orada aşkı bulabilirsin falan dedi.
Neyse işte. O zamandan beri buna bir hani detaylı olarak bakılır mı acaba falan aklımdaydı da.
Hiç öyle bir şeye yani gidip de baktırmam tabii ki.
Kız bana sorunca ben de dedim hani bu açılardan bakabiliriz istiyorsan.
Ama dedim hani beğenirsen paylaşırım.
Bak dedim ona göre bakıyorsan.
Bak öyle anlaşalım dedim.
Tamam dedi baktı. Ya kız anlatmış da ben beğenmedim abi kızın bakış şeklini.
Çok yüzeysel geldi bana.
Şu ana kadar bana kaç kişi baktı daha önce haritama.
Mesela şey diyor. Şubat ayında sağlığına dikkat et.
Mart ayında karşına biri çıkabilir.
Eylül ayında eşinle tanışabilirsin.
Eşin değişik biri olacak falan.
Hani ya böyle sayıyor.
Ne bileyim çok yüzeysel cümleler anladınız mı?
Spesifik bir şey yoktu.
Bir de yapay zekadan copy-paste bir yazı atmış.
Yani bu çok korkunç bence.
Hoşuma gitmedi o yüzden.
Yani öneremem. O kıza öneremeyeceğimi söyledim.
Ona da bir üzüldüm. Tamam kız hani bunu bilerek sonuçta bana yazdı.
Kendisi söyledi ve bunu kabul etti.
Beğenmezsem önermeyeceğimi.
Ama bence beğenmeyeceğimi tahmin etmiyordu açıkçası.
Yoksa niye uğraşsın ki?
Bir de profiline baktım. Başka influencerlara bakmış daha önce ve onlar önermiş falan.
Muhtemelen benim de önereceğimi düşürdündü.
Hani bir kod tanımlayanın takipçilerine falan dedi.
Ama abi ben şimdi bak benim hesabımda en çok gidecek şeyleri ben tahmin edebiliyorum.
Ya astrolog var ya. Astrologun hesabı patlar.
Yani daha önce birini önerdim. Kızın o kadar çok...
kişi kıza yazmış ki hani bilmiyorum insanlar buna para veriyor hiç içime sinmedi o yüzden de öneremedim ama üzüldüm de kızın emeği o şekilde gitti diye.
Burada daha önceden önerdiğim kişiyi lütfen sormayın artık önermek istemiyorum devamlı aynı kişileri.
Neyse işte hani Bir de ona üzüldüm.
Ya her astrolojiye düştüğümde kendime saygımı kaybediyorum zaten.
Gerçekten ya ben artık gerçekliğine falan inanmıyorum ya.
Evet gerçek ama çok düşük ihtimaller anladınız mı?
Atıyorum senin haritana göre 10 tane ihtimal var.
Astrolog onun 2 tanesini söylüyor sana.
Onun 2 tanesinin gerçekleşme ihtimali de çok düşük.
Yani belki diğer 8 ihtimalden birisi gerçekleşecek.
Ve astrolog sana her ihtimali söyleyemeyeceği için harita gerçek olsa bile bunun yorumlanması çok zor bence.
Biri mesaj atmış geçen, bir inanıyorum diyorsun, bir inanmıyorum diyorsun diye.
Ya o kadar haklı ki, yani fikrim değişiyor sürekli, bana bakmayın siz.
Mesela 4-5 astrolog bir şeylere baktı şu ana kadar, tamam mı?
Hepsi farklı tarih söylüyor mesela evlilik için.
2023'den 2030'a hepsi farklı tarihler söyledi.
Abi, hani 2023-2030 arada 7 yıl var ya.
Bu belli değil mi yani burada?
Bu daha net olması gereken bariz bir soru değil mi ya?
Herkes bunu soruyordur zaten.
2023 diyen olmadı.
2025 diyen olmadı.
Hani demek ki yanılma payı var.
Yanılma payı bu kadar yüksek olan bir şeye ben enerji harcamak istemiyorum.
Bakın çevrenize bir tane huzurlu, mutlu, hayatı yolunda giden insan astrolojiyle ilgileniyor mu?
Kimiz? Neyiz? Yani neysek ne?
Valla beni çok sıkıyor artık.
Bu kız da Allah'tan yüzdeysel bakmış ki iyice soğudum.
Detaylı baksa bir de ona şartlanacaktım.
Kapıyorum bu defteri. Zaten kapamıştım.
Bir an bir şüpheye düştüm hani kız öyle yazınca.
Aa dedim bir baksın hani. Aça yazdım hani o defteri bir an.
Hemen geri kapıyorum.
Ama ben size hiçbir şeyin sözünü veremem.
Fikirlerim değişiyor dediğim gibi.
Yarın bir gün birisi çıkar çok düzgün bakar.
O zaman da ona inanı veririm.
Hayatımda boşluk olduğu sürece böyle şeylere düşmeye meyilliyim maalesef.
Ama dediğim gibi bayağıdır düşmüyordum ve...
Düşmemeye çalışacağım. Ya ileriye dair bir umut taşımak insanı yoruyor bence aslında.
Yani bu anda kalmamız lazım.
Hep ileriyi düşün. Şu olur mu bu olur mu onu bekle.
Mesela işte solar harita dedim ya önümüzdeki bir yıla bakacaktı.
Şimdi kız orada detaylı baksaydı ben orada umutlanacaktım.
Ama yani bazı şeyler olmayacak arkadaşlar.
İstediğimiz ama hayal ettiğimiz bazı şeyler maalesef olmayacak.
Ben şu anki ruh haliyle mi bunu söylüyorum bilmiyorum ama bunu kabulleniyorum yavaş yavaş.
Dün bir arkadaşım dedi ki hani arkadaşın gelir senin böyle koltuğunda koltuk yine koltukta böyle loş bir ışıkta karşılıklı oturursun ya ya da işte dediğim gibi mutfak masasında benim şu an mutfak ayrı olmadığı için öyle bir durum olmuyor
ama çok severim o muhabbeti hani böyle oturup böyle konuşursun ya huzurlu huzurlu aynı öyle bir anda dedi ki sen dedi hani bu evlenme meselesini takmıyorsun hani hayatına bakıyorsun ama bazı insanlar çok takıyor dedi onu da çevresinde
varmış insanların bazı şeyleri kabul etmesi gerekiyor dedi.
Mesela hiç evlenmeyebilir.
Hiç çocuğu olamayabilir. Evlenip eşini kaybedebilir.
Hani hayatı boyunca mutlu bir yuvası olmama ihtimaline insanların kabul edip buna göre kendi hayatını yaşaması gerekiyor dedi.
Bir yandan doğru. Bir yandan da şimdi düşünüyorum.
Onu düşünüyorum. Kendisi yeni evlendi tamam mı?
Evlenmeyi de çok istiyordu.
Eskiden beri çok istiyordu.
Eğer evlenmeseydi kendisi acaba kabul edebilir miydi?
Bunu düşünüyorum. Sanmıyorum yani edemezdi muhtemelen.
Dışarıya bunu demek daha kolay sonuçta.
Ama dediği şey de doğru.
Yani onu da kabul edemeyecek olması dediği şeyin doğru olmadığını göstermiyor sonuçta.
Kız doğru söylüyor. Hani tüm hayatının odak noktasında evlenmeyi merkez alıp her hareketinde bunu düşünmek...
Tabii ki de yanlış. Tabii ki bazı insanlar evlenmez.
Bazı şeyler kaderdir.
Ben bu ihtimali kabul ediyorum mesela.
Çoktan kabul ettim aslında. Bence o yüzden de kafam rahat.
Hani bunu bir mesele haline getirmiyorum.
Zaten kendi hayatımı kurduğum ve kurmaya çalıştığım için ileriye dönüp de düşünüyorum.
Abi evlenmeyebilirim. Hani tamam üzülürüm.
Aile kurmak istiyorum.
Aile kurumuna inanıyorum.
Ama olmayabilir. Hani diyelim evlenmedim.
35'e geldim mesela.
Hala evlenmemiş olursam...
Evlat edinirim. O zamana bir şeyleri oturtmuş olurum herhalde.
Umarım. Çocuğa bakabilirim diye düşünüyorum.
Evlat edinirim abi. Onunla yaşar giderim mis gibi.
Onunla falan gezerim. Tevekkülleyim bu konuda.
Yani bir hırsım yok. Ya da çok iyi bir kocam olacak bilmem ne falan.
Hani bunların peşinde değilim açıkçası.
Nasip olmayabilir neticede.
Dediğim gibi hani gönlümden geçen şey aile kurup basit huzurlu bir hayat yaşamak.
Ama her gönlümüzden geçen şey kaderimizde olmayabilir.
Tamam Zeynep Hatipoğlu. Ya arkadaşımın demek istediği şey de bu.
Hayatını yaşamaya odaklanman lazım.
Hedeflerinden ziyade.
Bazısı evlenmeye takıyor.
Bazısı zengin olmaya takıyor.
Bazısı ünlü olmaya takıyor.
Bunları takıntı yapmak insanın günlük hayatından insanı daha da uzaklaştırıyor.
Taktığın şeyle sınanıyorsun bir de.
Ben şimdi bir ara, bir arada bayağı uzun bir süre o zengin olmaya takıktım ya.
Bilenler bilir yani. 84.
bölümdeyiz. Muhtemelen ilk 65 bölümde falan ben bununla kafayı bozmuş durumdayım.
O taktığım sürede abi hep bir şey oluyordu tamam mı?
Mesela çok iyi bir iş gelecek kaçıyor avukatlık işe.
Hani böyle o kadar çok iş gelmedi ki resmen böyle bir şey vardı üzerimde lanet gibi.
Hani ben bu konuyu taktıkça bu konudan uzaklaşıyordum.
Hayatımdaki gelir kapıları ile ilgili gelir kapıları.
Neyse gerçekten de uzaklaşıyordum.
Sonra saldım böyle daha tevekküle geçtim falan dedim.
Elimdekilere şükretmeye başladım.
Bakın var ya bu. Dünyanın en önemli şeyi ya elindekileri görüp elindekilere şükredebilmek.
Şükür benim hayatımda gerçekten hem iç huzurumu inanılmaz arttıran bir şey oldu.
Hem de bence bereketi de arttıran bir şey oldu.
Benim hayatımdaki bereket arttı ya.
Günlük hayatta atıyorum bugün patatesli omlet mi yedim?
Patatesli omleti görmeyip de ben orada ya işte şimdi Barcelona'da...
Patatesli omlet yemeliydim falan.
Buna odaklandığımda, buna odaklanmıyordum tabii ki abartıyorum şu anda da.
Yani şunu demek istiyorum. Elindeki şeye şükretmediğimde Barcelona'daki omletten de mahrum kalıyorsun.
Yani iyi bir örnek olmadı da demek istediğim şeyi anladınız bence.
Hani büyük büyük şeyler istiyor olabilirsin hayatında.
Büyük hedeflerin olabilir. Çok iyi bir arabaya binmek istiyor falan olabilirsin okey.
Ama o sırada elindeki arabanın da değerini bilmen gerekiyor.
Bunu söylemek istiyorum. Ya da elindeki arabanın yarısının da değerini bilmen gerekiyor.
Benimki kardeşimle ortak da arabamız.
O yüzden her zaman bende olmuyor.
Buna falan da takıyordum mesela ben.
Halbuki artık buna şükrediyorum.
Diyorum yani bu arabanın hiç olmadığı zamanlar da vardı.
Hatta bölümlerin en başında, ilk podcast'ın ilk zamanlarında bu yüzden ağlıyorum ben.
O günleri falan hatırlayıp sonra aşırı bir şükür moduna geçtim.
Şükür moduna geçince de gerçekten hayatımdaki bereket artmaya başladı.
Hani illa böyle para akışı gibi de düşünmemek lazım.
Günlük hayatta bereket o kadar önemli bir şey ki.
Hani bazen böyle bir şey istersin ve birisi sana alır gelir.
Hani bu da berekettir anladınız mı?
Şanstır. Mesela bakın çok garip.
Benim bir tane Rus bir arkadaşım var tamam mı?
Yakın bir arkadaşım. Yakın dediğim o kızla 2002'li ama çok iyi anlaşıyoruz yani yıllardır.
Çok görüşüyoruz işte o geliyor.
İşte bazen yurt dışında falan buluşuyoruz ama İstanbul'a çok geliyor.
Şimdi geçen geldiğinde bana hediye almış tamam mı?
Çok tatlı. Ben de tam o gelmeden önce bir tane saç yığım var.
Gizli o saç yığı. Bu Negin Merşey mi?
Neydi kadın bir tane? İranlı bir kadın var ilk influencerlardan.
Onun çıkardığı bir saç yağı.
Çok güzel ben çok seviyorum.
Saçım kuru olduğu için bana çok iyi geliyor.
Ama ne anlatıyorum şu an. Ama durun bak dinleyin.
Gizou diye yazılıyor. Tamam çok seviyorum.
Almıştım onu daha önce. Şimdi bitmek üzereydi.
Ondan sonra ama diyordum yani şimdi buna tekrar bu parayı veremem.
Hani o arada biraz zorlanıyordum tamam mı?
Ona verecek halim yoktu yani.
Başka bir şey bakayım falan diyordum.
Ondan sonra bir de far paleti almak istiyordum.
Ama diyordum ya artık güzel bir far paleti almak istiyorum.
Hani dandik dandik far paleti.
Kullanmıyorum zaten normalde.
Alıyorsam da iyi bir şey olsun falan diye düşünüyordum.
Ama bunları almayacaktım dediğim gibi.
O döneme için lükse giriyordum.
Sonra abi o Rus arkadaşım işte Sonya geldi İstanbul'a.
Bana geldi. Size yemin ediyorum.
Bakın Allah belamı versin.
Niye bu kadar yemin ettim bilmiyorum ama çok garip bence.
Kız Fransa'dan gelmişti işte o sırada.
Fransa'daki Sephora'dan. İkisini almış gelmiş.
Ben var ya bak o kadar şaşırdım ki dedim nereden biliyorsun yani ne düşünceli aldın bunları dedim.
Dedi ki saç yağını sana daha önce geldiğimde görmüştüm.
Sen kullanıyordun hani sevdiğini söylemiştin.
Oradan aklıma geldi dedi.
Far paleti de bu renkleri görünce hani tam senin rengin diye düşündüm ve o yüzden aldım dedi.
Ve renkler gerçekten benim sevdiğim renkler.
Bunun gibi birçok şey oluyor işte hayatta şükredince.
Mesela hani insanlar şaşırıyor benim çevremde böyle şeyleri duyanlar artık.
Çünkü son zamanlarda çok fazla olmaya başladı.
Bunun sebebinin de ben kesinlikle şükür olduğunu düşünüyorum.
Şükür, şükreden insanın hayatına bereket artıyor abi.
Bir de vermek yani işte sen de çevrene vereceksin.
100 kazandıysan 10 lirasını ihtiyacı olana vereceksin.
Bereket senin hayatına da geliyor.
Neyse bunu demiyorduk biz ne diyorduk bir dakika.
Ha işte ben de takıktım dedim.
Zengin olmaya takıktım. Onu hayat meselesi yapıyordum.
Ama bundan uzaklaşıyordum.
O dönem her şey çok zor gidiyordu.
Daha yeni çıktım o dönemin içinden.
Bazı insan da mesela ünlü olmaya takar atıyorum.
Ama bazı insan da evlenmeye takar dedik bu arada.
Onu da hatırlatayım. Ama bunları takıntı yapmak insanın hayatından bunları daha çok uzaklaştırıyor.
Onu söylemek istiyorum. Ya taktığın şeyle sınanıyorsun.
Önce kendin için yaşayacaksın.
Yani çoluğun çocuğun olsa bile mesela kendin için yaşayacaksın.
Bölümün başında videoda kadının dediği gibi bir gün bir şey olacak ve mutlu olacağız sanıyoruz.
Ama bugün yaptığımız her hareket yarınki mutluluğumuzu etkiliyor.
Bugüne odaklanmamız gerekiyor o yüzden.
Bugünkü hareketlerimize odaklanmamız gerekiyor.
Hep bir kurtarıcı, hep bir şey beklemememiz gerekiyor.
Bakın dün çok tatlı bir şey oldu.
Yine konudan konuya atlıyorum ama bu bölüm böyle.
Bu bölüm beni bu şekilde kabul etmenizi diliyorum.
Çok tatlı bir şey oldu. Çok sevdiğim erkek bir arkadaşım uzun yıllar tatsız şeyler yaşadı tamam mı?
Yani özetle. Evleneceği kişide bile bir sürü sorunlar oldu işte ailesel falan.
Sonra evlendiler bunlar eninde sonunda.
Yani gerçekten çok mutlu oldum ben de.
Evlendiler. Evlendikten sonra hayatları bayağı güzelleşti.
Ya arkadaşımın işleri oturdu.
Güzel bir muhite taşındı.
Dün çok güzel bir araba aldı.
Dün çok tatlı bir şey oldu dediğim şey buydu.
Araba aldı işte yanıma geldiler falan.
Ya gerçekten var ya hani böyle o kadar iyi bir andı ki size anlatamam.
Konuşuyoruz. Eşi anlatıyor işte.
Diyor ki arkadaşımın yaşadığı o zor günleri anlatıyor.
Yani onlardan bahsediyoruz. Ya daha bir iki yıl önce çok bitik hissettiği zamanlara şahit olduğu eşi de.
Olduk yani hep beraber. Tabii ki biz hiçbir zaman hani çok detayını bilemeyiz ama çocuğun zor bir dönemden geçtiğini biliyorduk.
Bayağı uzun yıllardır.
O yüzden o kadar mutlu oldum ki onun adına.
Yani uzun süre zor zamanlar yaşadı.
İlla maddi düşünmeyin bunu.
Cidden hani tatsız şeyler geldi başına.
Ama mücadeleye devam edince, emek verince eninde sonunda sevdiği şeylere böyle bir bir ulaşmaya başladı.
Dediğim gibi hani görebilene her hikayeden çıkacak dersler var.
Böyle şeyler beni... çok umutlandırıyor hayata dair.
Hani gerçekten güzel şeylerin olduğunu görmek çevremde beni bir şeylere inandırıyor ya.
Çünkü genelde kötü şeylerden bahsediyoruz ya.
İşte ülkenin durumu bilmem ne.
Her şey devamlı kötüye gidiyor gibi konuşuyoruz ama aslında ufak ufak güzel şeyler de oluyor.
O yüzden etrafında bunların olmasını çok önemsiyorum.
Bunlara şahit olmak yani bilmiyorum benim içime bir huzur, bir ferahlık katıyor.
Bir de şöyle bir şey yani böyle şeyler gördüğünüzde şunu düşünmek lazım.
Hani O insanın hayatı iyiye doğru gitti.
Benim de gidebilir, işte senin de gidebilir, hepimizinki gidebilir.
Anladınız mı? Mesela biz de dün şeyi konuşuyoruz.
Benim oturduğum muhitten çok memnun değilim, tamam mı?
İyi bir muhit değil. Site falan çok güzel, evi falan da çok seviyorum.
Ama işte muhiti sevmiyorum.
Bu arkadaşım da bu muhitte oturuyordu.
Biz de dün konuşuyoruz. İşte benle aynı sıkıntıları yaşıyordu.
Şu an yaşadığım sıkıntıları.
Diyorum ki, ulan diyorum umarım hayatım aynı çizgide ilerler.
Hani sonra hayatının aşkıyla tanışıyorsun, onunla evleniyorsun.
Böyle istediğin arabayı alıyorsun.
Her şey böyle bir bir rayına giriyor.
Güzel bir muhite taşınıyorsun falan.
Şu an oturduğum muhit insana demek ki şans getiriyor falan diyorum.
Böyle dalga geçiyoruz. Onlar da öyle söyledi.
Bilmiyorum tatlı ya. Böyle şeyleri, böyle anları paylaşmak bence çok önemli.
Maşallah diyelim. İşte demek istediğim şey şu hani dedik ya bir gün bir şeylerin olacağını takmak insanı o şeylerden uzaklaştırıyor.
İşte bir gün şu olacak zengin olacağım bu olacak istediğim arabayı alacağım.
Karşıma birisi çıkacak onunla evleneceğim ve mutlu olacağım diye bir bekleyişte olmak yerine bugününü yaşayıp bugünün de elinden geleni yaparak puanları toplaya toplaya bir şeylere ulaşıyor insan.
Hayat bir mücadele arkadaşlar yani ben bunu kabul ettim artık.
Belki bazı insanlar için böyle değildir ama çoğumuz için böyle.
Bence bu da kabul etmemiz gereken şeylerden birisi.
Bu ara üzerimde çok fena bir ağırlık var.
İçsel huzurum kaçmış durumda.
Daha doğrusu içsel huzurum yerinde ama bir ağırlık var yani anlamadım.
Hayatımda bazı kabullenmem gereken tatsız şeyler mevcut.
Ama artık tecrübeliyim.
Artık böyle şeyler hissettiğimde...
Kendimi yiyip bitirmek yerine bir duruyorum, bir bakıyorum.
Yaprak dökümüne sardım bu hafta.
Her gün aynı saatte onun başlayacağını bilmek ve evde olduğumda boş boş ona bakmak bana garip bir şekilde çok iyi geliyor.
Tanıdık bir his. Yani kendime böyle izinler veriyorum.
Böyle izinler verdiğimde çalıştığım zamanlardan kısmış oluyorum.
O kötü bir şey. Yani tabii ki onun da bedelini ödüyorum.
Ama yaptığımız her hareketin bir bedeli var.
Yani bunu da bilmek lazım.
İyi ya da kötü. Her türlü bir bedel var.
Sonracığıma film, kitap, dizi üçgeninde aşırı içerik tüketimi ve üretimiyle hayatıma devam ediyorum.
İçerik üretmek için tüketmek de gerekiyor tamam mı?
Ya bölümün başındaki videodan ilham almak için benim içerik tüketirken o videoya denk gelmem gerekiyordu mesela.
Yönetmenler çok film izler, yazarlar çok roman okur.
Her şeyden besleniyor insan.
Bu çok hoşuma gidiyor. Yıllarca içerik tükettiğim için 84 bölümdür aklıma devamlı yeni konu geliyor mesela.
Yani bu yaşa kadar biriktirmişim okuyarak, izleyerek falan, gözlemleyerek.
Şimdi onları sunuyorum.
Bunlar çok hoşuma gidiyor.
Bu arada yaprak dökümünde niye geçinemiyorlar abi?
Yani niye hep bir geçim sıkıntısı var?
Şevket çalışıyor bankada.
Yani iyi bir pozisyonda iyi maaş alıyor.
O zamanlar Türkiye şartları da şu anki gibi değil.
Market falan o kadar pahalı değil yani.
Ev kendilerinin. Ali Rıza kaymakam yani emekli kaymakam ama maaşı çok iyi onların.
Fikret el işi falan yapıyor.
Ferhan de çalışıyordu o niye bıraktı onu anlamadım.
Ama o geçim sıkıntısını anlamadım devamlı.
Yani normal geçinebilmeleri lazım aslında.
Neyse geçen sinemaya gittim.
Yan yana filmine. Ben kışın çok sinemaya giderim tamam mı?
Hani pandemiden sonra bırakmayan iki kişiden biri falan olabilirim.
Bayılıyorum yani. Hep yaptığım bir aktivite.
Şehir tiyatrolarına falan da giderim.
İkisini de çok seviyorum. Kaç aydır gitmemiştim işte.
Yaz girdi ya araya. O kadar hoşuma gitti ki şu an sinemaya gitmek.
Mısır alıp... Gişeden bilet alıp, hep internetten alıyordum bileti normalde.
Gişeden aldım ilk kez.
Çok safe hissettirdi.
Lütfen bunu yapın.
Sanki ortaokulda hafta sonu arkadaşlarıma burger yemiş ve sinemaya gidiyormuşum gibi hissettim.
Abart. İstanbul'da yaşayanlar için Torun Center var Mecidiyeköy'de.
İstanbul'daki en uygun sinema.
Beni o semalarda sık sık görebilirsiniz kışın.
Ofisime de yakın o yüzden orada çok sinemaya gidiyorum.
Tek başıma sevdiğim bir aktivite yani.
Bir de merak ediyorum ya acaba siz beni asosyal olarak mı görüyorsunuz?
Hep evdeyim abi storylerde.
Dışarıda story atmak aklıma gelmiyor.
Onu fark ettim. Ya evdeyken ya arabadayken atıyorum.
Hani böyle influencerların kalabalıkları içindeki yalnız hayatı falan gibi mi duruyorum acaba diyorum.
Bu ay çok dışarı çıkmadım da normalde severim.
Ay bir arkadaşımın doğum gününe gittim geçen.
Ya 5 dakikada olsa çekeyim diye açtığım bölümün normal bölümlerden daha uzun bir...
süreye gelmesi.
Neyse bir arkadaşımın doğum gününe gittim geçen.
Kimseyi tanımıyordum. Ya ben ilk başta çok çekingen oluyorum öyle ortamlarda.
Direkt herkesle muhabbete giremiyorum.
Sonra açılınca rahatlıyorum.
Ya açılmam bir 10 dakikada falan açılıyorum da.
Birinin benimle muhabbete girmesi lazım genelde.
İki çocuk vardı. Onlar girdiler işte muhabbete.
Homo arkadaşlarımız.
Abi tüm gece bir muhabbet ettik.
Acayip sardı. O kadar eğlendim ki.
Haricinde hiçbir şeye enerjim yok bu ara ama kendimi zorlayacağım.
Bu akşam için kuzenlerimi çağırdım mesela.
Onlarla böyle Yüzüklerin Efendisi serisini izleyecektik.
Onu izleyelim falan dedim. Normalde hani tek başıma oturmak istiyorum ama o istediğin şeyi yapmamak lazım böyle zamanlarda.
Zorlayacaksın kendini, sosyalleşeceksin.
Başka türlü insan o olduğu yerden çıkamıyor.
Şimdi ne yapacağım mesela biliyor musunuz?
Kendimi artık evden çıkarmam gerekiyor.
5 gündür evdeyim şakasız.
5. gün bugün yani inanamıyorum.
Sadece bir akşam yürüyüşe siteye çıktım o da hani.
Sitenin dışına bile çıkmadım.
Sadece bir şeyler izliyorum ve içerik üretiyorum.
Neyse Black Friday muhabbetinden nefret ederim.
İndirimde insanların birbirinin üstüne çıkması falan korkunç geliyor.
Ama sırf kendimi evden çıkarmak için bir şey almayacak olmama rağmen AVM'ye gideceğim şimdi.
Dolanacağım biraz. Dondurma yerim belki.
bölümü çektiğim için birkaç gün soğuk bir şeyler yiyebilirim.
Vişneli, bromlili dondurma of çok iyi.
Şu an bir şey anlayacağım da ben şundan çok sıkıldım ya.
Herkes aynı şeyleri giyiyor ve herkes birbirine benziyor.
Ya midem bulanıyor artık bundan.
Herkes dudağını şişiriyor, dolgu yapıyor.
Mesela benim bile dolgu yapasım var biliyor musunuz?
Hani buna karşı olmama rağmen o kadar gözüm alıştı ki dudak dolgusu görüntüsüne.
Hani istiyorum bazen ya yapmayacağım da.
Ya da ne bileyim herkes saçını Dyson'la düzleştirmiş.
Kürk giymiş, kiko parlatıcı sürmüş.
Düz renksiz şeyler falan hani.
Beni çok sıkıyor bunlar.
Avukatlıkta hep ceket, kumaş pantolon, palto falan giydim yıllarca.
Spor giyinince o kadar mutlu oluyorum ki.
Kendime sağlam bir alışveriş yapmak istiyorum.
Ama biraz daha zamanı var.
Ocakta indirim oluyor. O dönemde alırım belki.
O uzun bir indirim oluyor ya.
Şu an Pinterest'te beğendiğim şeyleri kaydediyorum.
Güzel bir çalışma yapacağım bu konuda.
Artık istediğim gibi renkli falan giyinebilmek istiyorum ya.
Saçma şeyler çok severim ben.
Yani ne bileyim böyle renkli mont falan.
Öyle şeyler giymek istiyorum.
Halledeceğiz onu da. Acelesi yok.
Devamlı düz, basic, kapsül dolap, siyah, beyaz, lacivert herkes aynı paltoya alıyor falan.
Özgün olalım ya biraz. Hani bakınca birisine beğenmeyelim.
Ya ne giymiş bu falan olalım.
Ama o onun tarzı olsun.
Bunu istiyorum. Gönül davalarının son bölümünü çok sevdiniz.
Çok mutlu oldum. İlk iki bölüm beni çok sarmamıştı açıkçası.
Beni de sarmamıştı, sizi de sarmadı.
Biliyorum, hissedebiliyorum. Çünkü benim içime sinmeyen bir bölüm zaten sizi de sarmıyor.
Ama ben biraz daha devam edip denemek istedim.
Bazen yeni bir konseptin oturması zaman alabiliyor.
Gerçekten de 3. Gönül Davaları bölümü daha güzel oldu.
26 Kasım 2025'teki.
Çarşambaları yayınlıyorum o bölümleri.
Mesajlarınızı bekliyorum. Aklınızı kurcalayan, hayatınızı etkileyen, içinden çıkamadığınız konularda ya da feedbacklerle ilgili konuşacağız.
Hayatınıza giren insanlarda hoşunuza gitmeyen şeyler veya hoşunuza giden şeyler de olabilir.
Mesela... sizin ilginizi çeken ve hoşunuza giden bir davranış yazabilirsiniz.
Bundan bahsedersek diğer insanlar da öğrenmiş olur.
Yazın bana ya, konuşalım bunları.
Instagram bilinç.akşı.podcast YouTube'a da bu ara devamlı vlog editliyorum.
Ya iki yıl önce çektiğim Paris vlogları, Beyrut vlogları, Kopenhag vlogları var.
Yani o zaman hiçbir şey bilmiyordum bu arada, hiç alakam yoktu.
Ama gittiğimde böyle ara ara çekmiştim çünkü YouTube vlog yayınlamak istiyordum ama cesaret falan edemiyordum.
Hani editlemeyi bile bilmiyordum o zaman.
İyi ki çekmişim. Çok hoşuma gidiyor şu an onları editlemek.
Ben de o günlere dönüyorum.
Önümüzdeki günlerde onları yayınlayacağım.
Köy vlogu var. Uzun bir köy vlogu.
Onu yayınlayacağım. YouTube'a bekliyorum.
Çok sevdim orayı. Umarım siz de seversiniz.
Bilinç Akışı Podcast olarak orada da bulabilirsiniz beni.
Açıklamada var zaten hepsinin linki.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
