
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Neden hep aynı şeyleri yaşıyoruz? Neden hep aynı insanları hayatımıza çekiyoruz? Tekrarlayan döngüleri nasıl kırabiliriz? soruları üzerine Bilinç Akışı’nda kalıyoruz. Yeni bölüm her çarşamba&pazar tüm platfotmlarda!
Kaynakça:
https://open.spotify.com/episode/5SIAK8QzSEtYmOI3BfFuOZ?si=ypKjISenTemUpYV0Ztx9Lw
https://youtu.be/K-kJdBMPl-w?si=QOwEmkDwA0ua8UKr
📩 info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
O kadar sıkıldım ki devamlı bunlarla uğraşmaktan diyorsanız...
Ben Zeynep. Hepimizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Tekrar eden döngülerden sıkılıp daha da önemlisi bunu fark edip merakla dinlemeye geldiyseniz süpersiniz.
Muhtemelen o lanet döngüyü kırmaya çok yaklaştınız.
Çünkü en önemli kısmı halletmişsiniz.
Fark etmek. Bir süredir devamlı kafamı kurcalayan bu konuyu baya bir araştırıp geldim bugün.
Kendime ve çevremdeki insanlara baktığımda hepimizin kendi içinde hep aynı şeyler yaşadığını görüyorum.
Bir arkadaşım var mesela.
Kız devamlı para kaybetmekle ilgili problem yaşıyor.
Başka bir arkadaşım 2-3 yıl hangi işe girdiyse o işten çıkarıldı.
Başka bir arkadaşım hep kendisini manipüle eden insanlarla birlikte oluyor.
Ve kız aşırı zeki bir kız.
Hani hiçbir şekilde manipüle edilmesi mümkün değil normalde.
Ama hayatına giren erkekler bir şekilde kızı aklından şüphe ettiriyorlar.
Suçu ondaymış, o kafasında kuruyormuş, o yanlış düşünüyormuş gibi konuşuyorlar.
Ve kız manipüle oluyor. O erkeğe inanıyor.
Olayı bana anlatıyor.
Normalde ben ve o yani her konuda birbirimize akıl verebiliyoruz.
Birbirimizi dinliyoruz. Ama bu konuda ne desem kızın davranışlarına etki edemiyorum.
Dışarıdan görüyorum ama dokunamıyorum.
Çok saçma. Bunlar hepimizde olan şeyler.
Farkındayız ama üzerine aşırı düşüp de çözmeye uğraşmamıştık.
Daha doğru sıra gelmedi.
Başka dertlerimiz vardı.
Ama geçenlerde başka bir arkadaşımın, çok yakın bir arkadaşımın yaşadığı 17 yıldır tekrarlayan bir döngüyü fark ettik.
Birden o kadar aydınlandık ki oturduk masaya yatırdık yani her şeyi.
Kızın 12 yaşından bugüne kadar benzer hissettiği tüm konuları incelemeye aldık.
Şimdi size bu konuyu anlatacağım ve bu bölüme girişi de bence çok iyi bir örnek olacak.
Belki sizde de ışık yakar hem.
Arkadaşımın adını söyleyemeyeceğim tabii ki.
Ama Eros diyeceğim çünkü biz küçükken grup hepsi olduğumuzda o Eren oluyordu.
Hem de Eros aşk tanrısı falan uydu.
Şimdi Eros'un şöyle bir durumu var.
Hayatı boyunca hep çok güzel ilişkiler oldu.
Aşık oldu, sevdi, sevildi, değer gördü.
Ama bu insanlara ilk adımı hep Eros attı.
Eros kız bu arada. Gözüne birini kestiriyor.
Sonra gidip adım atıp o çocuğu alıyor.
Eros adım atmasa olaylar ilerlemiyor.
Ama adım atınca da çok güzel bir şekilde ilerliyor.
Asla kimseyi zorlamıyor bu arada.
Hani hoşlanmayan birine platonik kafeyi takma falan onlar falan söz konusu asla değil.
O yüzden biz bu durumu bir problem olarak görmedik hiçbir zaman.
Tamam olur yani hani kimin başlattığı önemli değil.
Sonuçta karşındaki seni seviyor.
Sen onu seviyorsun diye düşünüyorduk.
Bir de hayatına giren insanlar hep evlenmek istediler.
Uzun yıllar hayatında kaldılar falan.
Onu da verdiği bir özgüvenle yeni insanlara daha da kolay adım atmaya başladı.
Bayağıdır uzun ilişkisi yok, devamlı flörtleri oluyor.
En son bir flörtünde yine aynı şey oldu.
Çocuk aslında kızı beğendi, kendisi kıza yürüdü yüz yüze görüştüklerinde.
Ama yine bir şekilde Eros'un eyleme geçmesi gerekti.
Bu birinci örüntü, bunu artık yakaladık.
Zaten biliyorduk da döngü olarak adlandırmamıştık.
Bu ara üst üste çok yaşanınca fark ettik.
Daha önce kızın zaten iki yıl ilişkisi oluyor mesela.
Orada ilişkinin başlama döngüsünü falan unutuyorsun.
Ancak böyle üst üste flörtler geldiğinde böyle şeyler biraz fark ediliyor.
Neyse biz bunun karşısında hep eyleme geçen değil, eyleme geçtikten sonra ona karşılık veren insanların çıktığını fark ettik birinci örüntü olarak.
Bu arada ilk eyleme geçen karşı tarafsa Eros etkilenmiyor.
Kendisi gidip o kişiyi oradan alacak.
Öyle daha değerli oluyor.
Ki bu aslında kadın doğasına aykırı bir şey.
Neyse dişil enerji muhabbetinden aşırı baydım.
Hiç oralara giremeyeceğim şimdi.
Cinsiyetleri bir kenara bırakıp psikolojik olarak döngüleri konuşacağız biz bugün.
Birinci örüntü onun adım atması gerekiyor dedik.
İkinci örüntü de mesela konuşuyorlar, görüşüyorlar.
Sonra karşı taraf yazmıyor, aramıyor.
Eros çocuğa tekrar yazıyor.
Ya ezikçe bir yazma değil.
Atıyorum komik bir şey yazıyor özgüvenli bir şekilde.
Dalgayı alıyor falan. Ama mutlaka bir iletişime geçiyor.
Geçen birine şey yazmış.
Naber gelmedi senden bir haber yazmış.
Allah'ım ya. Naber gelmedi senden bir haber.
Veya çok hoşlandığı biri ise soruyor ne oldu babanı mı deştik diye.
Şaka tabii o kadar değil de.
Ya ne oldu diye soruyor yani.
Konuşmaya zorlamıyor.
Sadece sebebini anlamaya çalışıyor.
Çünkü sebebini illa kafasında oturtması gerekiyor.
Yoksa o şeyi orada bitiremiyor.
Özetle karşı taraf bitirdiğinde.
Onu kabul edip de tamam ben de bitiririm o zaman olmuyor.
Karşısındaki insan yok olduğunda onun üstüne gidiyor.
Tekrar yazıyor, tekrar soruyor.
Biz bunu da umursamıyorduk.
Ama aslında normal bir şey değil.
Çünkü normal şartlarda seni takmayan birine tekrar yazmazsın yani.
Ama yok kız yazmadan duramıyor.
Bu sefer dedi ki yazmayacağım.
Ben dedi bu durumu kıracağım artık.
Dışarıdan bakınca evet yazmaması zaten doğal olan.
Ama içinde yaşarken merak ediyor.
Bir şey yazısı geliyor. Manipüle edilen arkadaşım gibi veya senin gibi benim gibi hani bilirsiniz o hissi yanlıştır ama yapasınız gelir ya.
Eros da dedi ki bu sefer yazmayacağım.
Yazsa belki de ilerleyecek bu arada.
Ama bu döngüyü kırmaya yeminler etti.
Şimdi döngüyü de ilk nasıl fark etti?
Son zamanlarda üst üste aynı şeyi yaşayınca bu çocukta bile böyle olunca hani kendisi yürüyen çocukta bile biz bu konuyu düşündük.
12 yaşından beri hayatına giren tüm erkekleri yazdık.
Sevgilisi flörtü hoşlandığı herkesi.
Hatta sadece erkekleri değil hani başka normal arkadaşlık ilişkilerini falan da yazdık.
Ve fark ettik ki onu en çok seven insanlardan, onu en az takan insanlara kadar hepsinde Eros bir şey yapmasa hiçbir şey olmayacakmış.
Atıyorum güzel bir ilişkisi var sonra bir şekilde ayrılmışlar.
Ondan sonra Eros adım atınca tekrar barışmışlar.
Karşısındakinin adım attığı da olmuş ama hani karşı taraf adım atınca...
Devam etmemiş Eros kabul etmemiş bunu.
Yani tüm süreci her zaman kendisi yönetmiş.
Ve aslında hep birine kendini sevdirmiş.
Kız orada birini görüyor.
Ondan çok ufak bir sinyal alıyor muhtemelen en başta.
Hani onu sevebileceğine dair.
Sonra zaten eyleme geçip hareket edince adım atınca işte ne şeysiyle bilmem neyle karşısındaki de düşüyor.
Şimdi kulağa e ne güzel ne var bunda gibi gelebilir.
Ama 17 yıldır onlarca erkekte ve arkadaşlıklarında hep aynı şey tekrarlanıyorsa burada kırılması gereken bir şey vardır.
Fark edilmesi gereken.
Muhtemelen babasıyla ilgili bir durum.
Babasıyla ilgili arasında aslında sevgi konusunda hiçbir sorunu yok.
Ama adam sevgisini gösteren bir baba değil.
Hani sevdiğini bilirsin ama hiç söylemez ya.
Eros bunu biliyor. Evet babam beni çok seviyor.
Ama bu sevgi sadece onu soyut olarak hissettiği bir duyguda kalıyor.
Sevgiyi veren kişi...
Bunu eylemiyle belli etmemiş hiçbir zaman.
Şimdi ben burada anlatınca bunu nasıl fark etmemiş yıllarca diyebilirsiniz belki.
Ama işin içindeyken öyle olmuyor.
İnsana normal geliyor.
Veya dışarıdan bakınca da biz ne güzel ya diye düşünüyorduk.
Gidip istediğin insanı alıyorsun işte.
Hani dışarıdan bakınca bu bir sorun gibi de değil.
Bu kızın ilişkilerdeki dinamiği böyleymiş gibi geliyor.
Ama her zaman gidip alamıyor.
Veya alamadığında da orada kalmaya çalışması bu ayrı bir problem.
Sebebini kafasına oturtana kadar oradan gitmemesi bu ayrı bir problem.
Bir de insan bazen de biri kendisi için bir şey yapsın istiyor ya.
Azıcık kapı aralığı bulduğu yerden içeri girmek değil de kapılar sonuna kadar kendisine açılsın istiyor.
Neyse konu üzerine çalışması devam ediyor.
O yüzden sebebini şu an tam olarak bilemiyoruz.
Güncellerim sizi. Ama belki sizin için de bir fikir olur şu anda.
Size normal gelen ama aslında devamlı tekrarlayan bir şeyler aklınızda canlanıyor olabilir.
Şimdi sebebine o bakacak veya siz de bakarsınız ama bence bu konuda sebebi her zaman direkt bilmeye gerek yok.
Döngüyü fark etmek önemli olan ve onu kırmak için tekrar aynı konu karşı çıktığında farklı davranmak.
Çünkü bazı döngüleri de aile dizinine bağlıyorlar mesela.
Atalardan gelen travma aktarımı.
Yok işte büyük büyük deden başkasının hakkına girmiş o yüzden senden devamlı para çıkıyormuş.
Amcam bir kadını yarı yolda bırakmış, o yüzden hep terk ediliyorsun gibi şeylere de bağlanıyor bu konu.
Oralara girmeyelim, biz kendi sorumluluğumuzu alıp yapabileceklerimize odaklanalım.
Peki bu döngüler neden oluşuyor?
Neden hep aynı şeyler başımıza geliyor?
Neden hep aynı tipleri, aynı olayları hayatımıza çekiyoruz?
Cevabı her zamanki gibi çocukluk, çocukluk, çocukluk.
Yani merak ediyorum, insan olmaya dair 0-7 yaş arasına dayanmayan...
Herhangi bir problem var mı bu dünyada?
3 aylıkken ben ağlamışım da annem zamanda kucağına almamış da ben 30 yaşında kaygılı bağlanmayı çözmeye çalışıyorum.
Ya rezalet ya. Neyse ne yapalım yapacak bir şey yok çözeceğiz bir şekilde.
Şimdi bir insanın devamlı aynı döngüleri yaşamasının sebebi şuymuş.
Bilinçaltı bir... kayıt cihazı gibi.
Bunu biliyoruz. Her şeyi direkt anladığı şekilde kaydediyor.
Ya önüne arkasına bakmadan sebep sonuç nitelendirmeden ve çocukken yaşanan deneyimleri de mantıklı bir çerçevede oturtmadan konfor alanı olarak kaydettiği orada rahat hissettiği için yetişkin hayatında
o konfor alanını bildiği şekilde yaşamak istiyor.
Hayatında çocukluk deneyimlerindeki tanıdık hislerle devam etmek istiyor.
Diyelim çok kaos dolu bir evde büyüdük.
Devamlı kavga, gürültü vardı.
Yaprak dökümündeki ev gibi.
Oradaki en küçük kızı düşünün.
Ayşe gibi kaos dolu bir evde büyüdüysek, yetişkin hayatımızda her ne kadar yanlış olduğunu bilsek de kaostan besleniriz.
Öyle ilişkilerden çıkamayız.
En basitinden markete girince bile birileriyle kavga ederiz.
Bilinç düzeyinde bundan rahatsız oluruz.
Ama bilinç dışımız, bilinç altımız her neyse...
Bizi o bildiği tanıdık ortama sokar bir şekilde.
E markette bana haksızlık yaptılar.
Şu bana bulaştı, bu beni ittirdi.
Böyle bahanelerle kendimize haklı çıkarız.
Ve garip bir şekilde o kaosu yakalayabileceğimiz olayları hayatımıza çekeriz.
Çektiğimiz olaylara müdahale edemeyiz.
Sanki dışarıdan birisi Sims'de karakter yaratıp oyun oynatıyor gibi bize müdahale eder.
İşte o dışarıdaki kişi, o dış güç bilinç dışı.
O oynatıyor aslında her şeyi.
Şemaların içinde kalmamız için aynı olayları hayatımıza çekip çekip duruyor.
Çünkü o şemalar onun konfor alanı.
Şemalarla ilgili hayatı yeniden keşfedin diye bir kitap var.
Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Daha önce de önermiştim.
Böyle saçma sapan bir kişisel gelişim kitabı gibi değil.
İki tane terapistin oturup yazdığı çok özenli, çok güzel bir kitap.
Şema nedir şimdi kısaca bahsetmek gerekirse?
Çocukken zihnimizde oluşan...
inanç ve düşünce kalıpları aslında.
Şema terapide bu inanç ve düşünce kalıplarını fark edip buradan iyileşme sağlayan bir terapi yöntemi.
Şema terapi bakış açısına göre 11 tane şema var.
Psikologlar 11 tane şema belirlemişler.
Terk edilme, kuşkuculuk ve kötüye kullanılma, bağımlılık, dayanıksızlık, dudusal yoksulluk, sosyal izolasyon, kusurluk, başarısızlık, boyun eğicilik, yüksek standartlar, haklılık.
11 şema bunlardan oluşuyor.
Kitapta da bu şemalardan hangilerinin sizde olduğunu anlayabiliyorsunuz.
Oradaki işte bazı testler falan var.
Ve bunları iyileştirebilmek için güzel bir rehber yani.
Tabii ki psikoloğa gitseniz daha iyi ama bu kitapta bence çok işe yarayan bir rehber.
Mutlaka okuyun. Neyse bu konuyu uzmanlara bırakalım.
Biz basitçe ele aldığımızda mesela çocukken bize yerleşen inanç ben ancak uslu durursam sevilirim veya derslerim iyi olursa beni severler gibi koşullu bir sevgi inancıysa İlişkilerimizi
de belki de yalnızca verdikçe alabilen taraf oluyoruz.
Yani kendimizi o pozisyona düşürüyoruz.
Hep bunu yaşıyoruz.
Ya ben insanlara yardım edersem insanlar beni sever diye düşünüyoruz.
Kendinden çok veren insanlar enayi değil aslında.
Yani sevilmenin tek yolunun bu olduğunu.
Kendilerinden vermezlerse sevilemeyeceklerini sanıyorlar.
Ve bu durum farkındaysanız hep genelde kötüye kullanılıyor.
Çünkü sistem bu döngüyü kırıp bu dersi almalarını istiyor.
Sen insanlar hep beni kötüye kullanıyor diye üzül ki kendi kullandıracak şeyler yapma.
Sevgiyi koşullanmak zorunda değilsin gibi dersler vermeye çalışıyor sistem.
Bunun gibi bir sürü örnek verebiliriz.
Bazı insanlar her ilişkisinde terk edilir.
Bazısı hep aldatılır.
Tek romantik ilişkiler açısından da değil.
Herkeste olan ilişkilerimizden bu döngüleri anlayabiliriz.
Bazı insanlar hep yalnız kalır mesela, bazısı hep dışlanır.
Herkesin kendi hikayesi de, kendi döngüsü de bambaşka.
Ama ortak olan sebep şu, bizim bize yerleşen kök inancı şifalandırmamız gerekiyor.
Bu yüzden tekrar tekrar aynı şeyleri yaşıyoruz.
Ya neden şifalandıralım, böyle yaşayıp gidelim işte diyebilirsiniz.
O da sizin hayata bakış açınızdır.
Hani öyle bakınca hepimiz bir toz zehresiyiz ve hayatta hiçbir şey yapmanın anlamı yok zaten.
Ölüp gideceğiz. Ama hayata geliş amacımız ve ulaşmamız gereken ruhsal bir doyum olduğuna inanıyorsak yani ruhun tekamülüne inanıyorsak tekamül nedir?
Süleymancı yurtlarında hoca olmak için verilen bir kurs.
Neyse cemaat şakası yapmamı durduk yere.
Kendim birden karakolda ifade verirken ya o sadece bir şakaydı memur bey.
Podcast'ta şaka yapmıştım falan derken hayal ettim.
Tekamül en basit şekliyle başımıza gelen olaylara içsel gelişimize katkı veren deneyimler olarak yaklaşmamızı sağlayan bir olgunlaşma hali.
Ruhun gelişimi gibi bir şey.
Onu ayrıca konuşuruz.
Ben de o konuyu araştırma sürecindeyim.
Baya derin bir konu.
Neyse biz kök inançtan devam edelim.
Kök inanç dedik yani bizde çocukken oturan ve doğru bildiğimiz yanlış kalıpları iyileştirmemiz için sistem tekrar tekrar aynı döngülerin içine sokuyor bizi.
Yaşadığımız olayları kendi lehimize dönüştürene kadar, yani bilinçaltımızda o konuyu iyileştirene kadar aynı şeyleri yaşıyoruz.
Gerekli dersleri almayıp olaylara hep şikayetle yaklaştıkça aynı şeyler daha da fazla karşımıza çıkıyor.
Çünkü insan hep şikayet ediyor böyle şeyler deneyimledikçe.
Sıkıldım artık, bıktım, hep aynı şeyler karşıma çıkıyor, aynı insanlarla uğraşıyorum diyoruz mesela.
Aslında burada yapmamız gereken şey, o olay tekrar karşımıza çıktığında Evrenin ve sistemin bizim aleyhimize hareket ettiğini, bize karşı hareket ettiğini düşünmek yerine evren benim iyiliğim
için işliyor. Benim burada almam gereken bir ders vardır.
Kendi tekamülümle bir üst seviyeye çıkmam için bu olay bir fırsattır diye düşünmek.
Bizim asıl yapmamız gereken.
Tabii bu o kadar kolay olmuyor da.
İngilizce'de bununla ilgili çok güzel bir tabir var.
Ya acılarını sev, onlara karşı direnç göstermek gibi çevriliyor.
Biz evrene karşı hep böyle bir sanki bizim aleyhimize işliyormuş da biz onunla mücadele ediyormuşuz gibi düşünüyoruz.
Halbuki hayatı bizim mücadele ettiğimiz, ona karşı geldiğimiz bir yer olarak değil, yaşadıklarımızla birlikte akıp gittiğimiz, kendimize bir şeyler katarak ilerlediğimiz bir oluş hali gibi düşünmemiz
lazım. Bir video izledim bu konuda kaynakçıya bırakacağım.
Kadın diyor ki bazen durup dururken çocukluğunuzda, geçmişe yaşadığınız ama şu anda hiç ilgisi olmayan bir olay devamlı olarak aklımıza geliyorsa orada da şifalandırılması gereken, iyileştirilmesi
gereken bir şey vardır diyor.
Onu da fark edin ve o konu üzerine düşünün diyor.
Tabii bunları düşünmek, kendi sesimizi duymak için...
Biraz yalnız kalabilmemiz gerekiyor.
Yalnız kaldığımız alanlar olması gerekiyor.
Evliyseniz, ilişkiniz varsa, ailenizle çok ilgileniyorsanız, çok çalışıyorsanız hayat koşturmayla geçerken insan böyle şeyleri atlayıp neden hep başıma aynı şey geliyor diye sadece sonuca bakıp
şikayet ediyor. Ama oturup biraz bunların üzerine kafa yormak lazım.
Videoda kadının verdiği örnekler mesela.
Devamlı aldatılmak karşı cinse karşı olumsuz inancınız olabilir diyor.
Hep evli insanları hayatınıza çekmek, gerçekte aslında ilişkiye hazır olmadığınızı gösterebilir diyor.
Hep uzak mesafe ilişkisi oluyorsa, hep hayatınıza böyle insanları çekiyorsanız, kız çocuklar için özellikle babanın hep uzak mesafede olması büyürken ve sevgiyi uzaktan alınan bir şey olarak görmenizden
kaynaklanıyor olabilir diyor.
Böyle gibi gibi örnekler yani bu örnekler hep çoğaltılabilir ama bence totalde çok çok farklı yüzlerce binlerce de değil yani.
İnsanların yaşadığı döngüler aslında temelde muhtemelen atıyorum 20 tane falandır bence.
Hep benzer sorunları yaşıyor çünkü bir sürü insan.
Tamam bunları yaşıyorlar hep beraber yaşıyoruz da bu döngüleri kırmak için neler yapabiliriz diyorsanız bilmiyorum falan diyormuşum.
Ya tabii ki biliyorum diyemem sadece ben de araştırıyorum ben de öğreniyorum.
Ama bence bizim yaptığımız gibi bu döngüleri oturup tüm detayıyla bir kağıda yazmak, fark etmek çok işe yarıyor.
Çünkü insan kafasında düşünüyor.
Mesela yolda giderken belki düşünüyorsunuz.
Ya evet benim başıma hep şu gelmişti.
Ama inanın yazmaya başlayınca ve kişiler, olaylar ve hisler arasında böyle bir bağlantı kurunca kafada inanılmaz oturuyor.
Oradaki olaylar, kişiler farklı gibi gözükse de alakasız olayların hepsinde ortak tek bir his olabiliyor.
Atıyorum sporda 3 kilometre koşamayınca yetersiz hissettim.
Ama öbür taraftan yabancı bir arkadaşımla İngilizce konuşurken de yetersiz hissetmiştim.
Burada kişiler, olaylar, yerler bile bambaşka.
Ne aynı? Hissettiğim şey aynı.
O yüzden hisse odaklanmak ve o hissi geçmişte yaşadığım bir hisle benzer mi diye düşünmek çok iyi bir başlangıç olabilir.
İpin ucu oradan yakalanıyor diye düşünüyorum.
Belki ilk gün aklınıza gelmez ama oturup biraz düşünüp üzerine pratik yapınca algıyı oraya yöneltince cevaplar gelmeye başlıyor.
Zaten biraz düşünmeye başlayınca gün içinde aklınıza başka örnekler de geliyor.
Mesela onları da not alın.
Olayın ve hislerin ortak kaynağını yakalamak lazım burada.
Tabii olayı insan her zaman hatırlamıyor.
Mesela hani olayın kaynağına dönmek istiyorsunuz.
Çok eskiden yaşandı muhtemelen.
Atıyorum yetersizlik hissi.
Bununla ilgili çocukluktaki olayı hatırlamaya çalışıyorsunuz belki.
Hatırlamayabilirsiniz. Çünkü beyin travmaları kendi korumak için unutuyor.
Hani onu günlük hayatta hatırlamıyoruz.
Zaten o kadar travmayla kimse günlük hayatına devam edemez.
Ama hisleri hatırlayabilirsiniz.
Ve hisleri... Hatırladığınızda birbirleriyle bağdaştırdığınızda bir örüntü çıkıyor ortaya.
Bu arada o travmaları biz hatırlamıyoruz ama destek alabiliyorsanız psikologlardan, terapistlerden onlar tabii ki kendi yöntemleriyle danışanlarını hatırlatıyorlar.
Yani burada döngüyü kırmak için önce tekrarlayan hisleri, döngüleri fark etmemiz lazım.
başıma bu geliyor işte ya benim kaderim de buymuş annenin kaderi kızına falan gibi böyle şeyler deyip geçmek yerine sorumluluğu üzerimizden atmak yerine bunların sorumluluğunu alıp oturup yazarak detaylı düşünerek
bağdaştırarak örüntüleri yakalayabiliriz diye düşünüyorum.
Ondan sonra bu his geçmişteki hangi hisse benziyor diye o hissin kaynağını bulmamız lazım.
Dediğim gibi o kaynak her zaman hatırlanmayabilir ama üzerine kesinlikle düşünülmesi lazım.
Hissi anlayıp, kabul edip, geçmişle yüzleşmek aslında sanırım burada ilk yapılabilecek şeyler.
Tabii bunları detaylı bir şekilde inmek profesyonel bir destek ister ama benim araştırdığım kadarıyla yapılabilecek şeylerden birisi de aynı olay karşısına çıktığında bunu fark edip, kendini zorlayarak bu sefer
aynı tepkiyi vermemek, aynı şekilde davranmamak o döngüyü kırma noktasında çok işe yarıyormuş.
Burada bir tavsiye olarak karşımızdaki kişiye ve olaylara deneysel bakabiliriz bence.
Eros'un yaptığı gibi düşünün.
Evet yazmak istiyorum, dayanamıyorum ama bu kişi ve olay benim için bu döngüyü kırmam için bir fırsat.
Ben bunu araç olarak kullanacağım, deneysel yaklaşacağım ve kendi irademle yazmayacağım gibi düşünebiliriz.
Hem böyle düşününce orada yazmamak mesela daha kolay bir hale gelir veya her zaman davranımızdan farklı bir şekilde davranmak.
Bu konuyu araştırırken öğrendiğim şeylerden birisi de döngüyü kırmaya ne kadar yaklaştıysak daha çok sınanıyormuşuz.
Bu hayatın bize dersleri aldım diyorsun, anladım diyorsun, sınavını yapalım bakalım, bu dersi geçebilecek misin deme şekliymiş.
Birkaç kez pratik edip aynı sınavı geçtikten sonra artık o konuda sınanmıyormuşuz.
Bu konuda birkaç içerik koyacağım açıklamaya.
Ben kendim araştırırken faydalandım, bu bölümde de bana biraz rehber oldular.
O içerikleri de tüketmenizi öneririm.
Tanrılar okulunda kendisini, kendi oluşunu, düşüncelerini, fikirlerini, davranışlarını bilen kişi aynı zamanda geleceğini de bilir.
Ruhsal durumlarımız bizim kaderimizdir diyordu.
Biz kısaca ders alınana kadar devam eder diyelim.
Bir dahaki bölüme kadar döngülerinizi kırmaya başlamanız dileğiyle.
Haftaya görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
