
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma teklifini o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde karşılaştıysak Bilinç Akışı podcast'ın 92.
bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Bazen mikrofonun başına oturduğumda diyorum ki Tamam kızım ya tamam.
Bitti artık. Buraya kadarmış.
Bugün çuvallayacaksın.
Bugün bir şey çıkmayacak diyorum.
Bir panik yaşıyorum.
Bu tatlı sayılabilecek endişe aslında beni dinç tutuyor.
Tamam ya çözdüm bu işi diye salmamı engelliyor.
Bu endişeyi seviyorum.
Bugün bayağıdır konuşmak istediğim bir kondan bahsedeceğiz.
Daha doğrusu bu kondan bir ufaktan bahsedeceğiz.
Ama önce dinlediğiniz platformdan takip edip...
Zili açmayı unutmayın lütfen.
YouTube'da da aktifiz artık.
Oraya da bekliyorum sizi.
Bugün bahsedeceğimiz konunun aslında birçok örneği var.
Ama dediğim gibi biz ufaktan bir genel konuşacağız.
Sizin aklınıza muhtemelen hayatınızdan onlarca örnek gelecek.
Birçok şeye, birçok duruma uyarlayabilirsiniz bunu.
Evet arkadaşlar, sınanmamışlığın kibri.
Bu lafı Twitter'da duydum ilk.
Ve kala kaldım. Ya iki kelime, sadece iki kelime nasıl bu kadar fazla şey anlatabilir?
Daha önce hiç duymamıştım.
Bence Twitter'dan biri buldu bu sözü.
TDK'ya falan geçmeli kesinlikle.
Böyle bazen atıp tutarız ya.
Ben olsam öyle demezdim.
Ben olsam şunu yapmazdım diye akıl dağıtırız etrafa.
O an yorumladığımız şey aslında onlarca parametreye bağlı bir olayın sadece gördüğümüz yani sadece bizim gördüğümüz kısmıdır.
Gördüğümüz kısım da muhtemelen o kadar küçük bir kısım ki daha da kötüsü orası aslında sadece bizim algılayabildiğimiz kadar.
Ya büyüdükçe daha doğrusu olgunlaştıkça bunu acayip fark etmeye başladım.
Bir insana bir şey anlattığımda onun yaptığı yorum veya verdiği tavsiye onun hayat tecrübesi kadar, onun hayata bakış açısı, onun vizyonu kadar, kendi inançları, kendisini sıkıştırdığı
kalıp ve kendi yaşanmışlıkları kadar.
Ya bu bana çok garip geliyor.
Ya örneğin değersizlik şeması olan birine şey desem işte ya çocuk bana iki saat cevap vermedi desem değersizlik şeması olan birisi der ki kanka senden hoşlanmamış hani seni takmamış falan
der böyle olumsuz konuşur.
E değersizlik şeması olmayan birine bunu desem tamam kızım işi vardır ya kendi hayatı vardır döner o sana der.
Ya bu çok basit bir örnek tabii ki ama genel olarak hayatta bunu çok fazla fark etmeye başladım.
Yetişkin olmanın beni en çok şaşırtan kısmı sanırım bu oldu.
Dikkat ederseniz kendinizde de yakalarsınız bu anları.
Bir şey yorum yaparken kendi kalıbınız kadar yorum yaptığınızı.
kendi deneyimlerinize, kendi önyargılarınıza göre yorum yaptığınızı fark edersiniz.
Halbuki bize sorulan şey de bizim doğru yorum yapabilmemiz için karşı tarafın yerine kendimizi bayağı bir koyabilmemiz lazım.
Hem konunun evveliyatını bileceksin, hem karşı taraf özelinde düşüneceksin, hem objektif bakacaksın, kendi önyargılarından ve hayat görüşünden sıyrılıp Baya zor bir mesele.
Bunu fark ettiğimden beri bir nebze rahatladım aslında.
Eskiden daha çok atıp tutardım.
Büyük konuşmak zaten tam bir cahillik, toyluk işi.
Mesela büyüdükçe fark ettiğim şeylerden birisi de şu.
Hayat biraz da büyük konuştuğun lafları yediğin yerdir ya.
Hani bazen düşünüyorum diyorum ki mesela.
Ya tamam diyorum. Bazı büyük konuştuğum şeyleri ben yaşayacağım.
Hayat bu ön kabulle devam etmeli diye düşünüyorum.
O yüzden hani böyle büyük konuştuğum şeyleri yaşadığımda falan çok koymuyor.
Artık bunun bilincindeyim.
Artık böyle bundan sonrası için de biliyorum mesela.
Önceden büyük konuştuğum muhtemelen bazı şeyler başıma gelecek.
İşte toyluk dedim ya mesela daha emin konuşurdum kendimden ya küçükken.
Daha erken yaşlarda daha doğrusu.
25 yaşındayken. Hayatta o yaşa kadar...
Öğrendiklerimle ilgili daha kesin düşüncelerim vardı.
Büyüdükçe, daha doğrusu daha olgun bir insan oldukça artık şunu biliyorum.
Şu an böyle düşünüyorum ama bu düşüncem 2-3 yıl sonra değişebilir.
Yaşadığım şeyler bu olaya bakış açımı değiştirebilir.
Artık bunu biliyorum ve bunu bilmek benim tüm köşelerimi yumuşattı diyebilirim.
Mesela insanlar hep der ya çocuğum olunca daha tahammüllü, daha anlayışlı bir insan oldum.
İnsanların davranışlarının kendi çocukluklarıyla ilgili olabileceğini, onların da bir zamanlar çocuk olduğunu düşünüyorum derler ya.
Sanırım insan kendi çocuğu olunca yetişkin insanlara karşı bile daha merhametli olmaya başlıyor.
İşte ben de bunun gibi kendimin son yıllarda geldiği daha esnek, daha kucaklayıcı hali düşündükçe insanlara özellikle de benden küçük insanlara Daha tahammüllü olmaya başladım.
Tamam diyorum. Henüz sınanmadı.
O yüzden bu konuda büyük büyük konuşabiliyor.
Böyle düşünce kızmıyorum çoğu şeye.
Ya toyluğuna veriyorum, geçiyorum.
Ama benim yaşlarda veya özellikle benden büyük insanlar görünce büyük büyük konuşup, akıl satıp, sormadığımız halde nasihat verdiklerini görünce bir tane çakasım geliyor ya.
Ay bakın geçen Twitter'da bir adamı linçlediler bu yüzden.
Bir float yazmış. Bakıyorum bir hemen.
Oha abi adam beni engellemiş.
Alıntılayıp şey yazmıştım sadece.
Sınanmamışlığın kibri böyle bir şey yazmıştım.
Bir şey de yazmamışım yani.
Normalde atıp tutuyorum millet.
Twitter'da geçen bir takipçim mesaj atmış.
Seni en baştan beri dinliyorum Twitter'da bu kadar agresif olmanı yakıştıramadım demiş.
Ya ben Twitter'ı öyle kullanıyorum bilmiyorum.
Neyse daha... Ters o yaptığım bir yer.
Neyse bu adama bir şey dememişim ama öyle bir linçlendi ki alıntılayan herkesi engelledi muhtemelen.
Şey demiş bakın. 24 yaşında evlenmiş 3 çocuğu olan ununu ellemiş eleğini asmış biri olarak 30 yaşına gelmiş evlenememiş insanlara nasibin seni bulur.
Allah geciktiriyorsa güzelleştirir deyip topu kadere atmam.
Bunu tercih etmem.
Ben gayret ederim. Elimden gelen çabayı gösteririm falan filan böyle bir şeyler yazmış uzun uzun.
Ama o kadar üstten ve o kadar kibir dolu bir tweet dizisi ki bu dediğimi Twitter'a yazarsanız çıkar direkt.
Ya okuduğumda şok oldum.
Şuna şok oldum. Ben böyle olduğu duruma güvenip, kendi haline güvenip, tamam ben nasılsa geçtim o yoldan deyip böbürlenen insanları çok şaşırıyorum.
Abi hiç mi korkmuyorsunuz ya?
Hiç mi ben neyime güveniyorum?
İnsanın başına her an her şey gelebilir demiyorsunuz.
Hayat bir gecede yerle bir olabilir.
Olduğu yere fazla güvenen ve bu güvene dayanarak millete akıl veren insanlardan tam anlamıyla midem bulanıyor.
Ya bir kere kibir sanırım en tehlikeli duygu.
Kibir görmek... Nasıl söyleyebilirim bilmiyorum.
Ya beni tiksindiriyor olabilir ya.
Hem inancımla ters düşüyor.
İnsan olarak, kul olarak, okyanusta damla denir ya öyle bir şey sonuçta.
Buna inanıyorum. Bizden çok daha büyük bir yaratıcı güç olduğuna inandığım için.
Hem de insani olarak inanç ekseninden çıkıp baktığımda da bana korkutucu geliyor.
Ürperiyorum ya bir insanın kendisini çok önemsemesi, kendisiyle övünmesi veya hayatta başına gelen güzelliklerle övünüp üstten üstten konuşması beni gerçekten ürpertiyor.
İşte bu adamın yazdığını görünce de çok garipsedim nasıl bu kadar üstten konuşabiliyor her an her şey olabilir sonuçta diye.
Ya maalesef evli insanlar bunu çok yapıyor tamam mı?
Hatta evlenir evlenmez yapanlar var.
Tırnak içinde söylüyorum birini bulduğu artık kendisini sağlama aldığı için.
Sana akıl vermeye başlıyor.
Sen de çok geciktirme.
Armudun sapı, üzümün çöpü dersen evde kalırsın.
Bakın burada normal bir söylemden bahsetmiyorum.
Ya şimdi her büyüğün veya her insanın dediğine oflayıp poflayan, yenilmesi şımarık insanlar gibi algılanmasın.
Bazı insanların dediği şeyler gerçekten çok kıymetli oluyor.
Bazen tecrübe dinlemeyi de ben çok seviyorum.
Ama bazısı da o kibiri hissediyorsun ya.
Şey gibi böyle, bak benim için bu aşama tamamlandı veya...
Benim çocuğum kurtuldu milletin diline düşmekten senle uğraşıyorum tarzı konuşuyorlar.
Bunu maalesef anne babalardan ben çok duyuyorum.
Böyle durumlarda en sinirlendiğim şey insanlar birbirine akıl verirken veya birini eleştirirken her eylem aynı sonuca gidiyor sanıyorlar.
Atıyorum bakın çok basit bir örnek.
Araba sürmek tamam mı?
Çok pratik yaparsan iyi sürersin.
Bak ben çok iyi sürüyorum falan.
Hayır abi çok pratik yapıp senin gibi araba süremeyebilir bir insan.
İkiniz bambaşka insanlarsınız ve onun refleksleri seninki kadar iyi çalışmıyor olabilir.
Onun buna yeteneği, bir yatkınlığı olmayabilir.
Her eylem her insanda aynı sonucu verseydi hayatta farklılık diye bir şey olmazdı.
Yani tüm hayatlar tek düze bir şekilde yaşanır biterdi.
Aynı noktadan başlayıp benzer seçimler yaptığımız insanlarla bile bambaşka hayatlar yaşayabiliyoruz.
İnsanın biricik olmasının sebebi tam olarak bu zaten.
Bir söz vardı. Birinin ayakkabılarıyla bir mil yürümeden onu eleştirmeyin diye.
Facebook duvar sözü gibi oldu yine.
Ama o kadar doğru ki.
Bir insanın geçtiği yollardan geçmeden, onunla tüm aynı ihtimallerde, aynı şeyleri yaşamadan hayatıyla ilgili onu eleştirmek gerçekten fahiş hata.
Bunu aile büyüklerimizde de çok yaparız mesela biz.
Eleştiririz şöyle yaptın, böyle yaptın, şöyle birisin.
Aynı şeyleri yaşasak belki biz de öyle olacaktık veya daha kötü olacaktık.
Bize sunulan imkanlarla bizim doğduğumuz zamanla düşünüp ben olsaydım şöyle böyle diyoruz ama parametreler o kadar farklı ki büyüdükçe her hayatın ne kadar bambaşka olduğunu
daha iyi anlıyorum. Bunu anladığım için de daha az eleştiriyorum, daha az yorum yapıyorum.
Bu aşamaya geçince dedikodu bile yapmıyor insan.
Ya onu yerine değilim, neyi neden yaptı kim bilir diye düşününce konu kapanıyor genelde direkt.
Hatta şöyle söyleyeyim bazı durumlarda empati bile yapılmıyor.
O empati yapılmayan anlarda sadece durup sesini kesmek lazım.
Ben olsam şöyle yapardım, git şunu bunu yap demek yerine faydalı nasihat değilse, bir hayat tecrübesi paylaşmıyorsan, yaptığın yorum iyi bir yerden değil de kendi içindeki kibirden, kendini
üstün görmekten, insan olmanın o zayıf ve karanlık tarafından geliyorsa bazen sadece sesini kesip oturmak lazım.
Birine alelade söylediğimiz şey o insanın aklında günlerce kalabiliyor.
O insanı bizim sandığımızdan çok daha fazla etkileyebiliyor.
Bence her yetişkinin bu asgari düzeydeki bilinçte olması lazım.
Dediğim gibi kendimden küçüklere kızmıyorum da kendimden büyüklerin o yoldan geçip üzerine düşeni yaptığı için sınavını verdiğini zannedip bana üstten üstten akıl vermesine kuruluyorum ya.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Kripto para piyasası kimine göre karmaşık ve anlaşılmaz olabiliyor.
İşte bu noktada Dikkat Boğa Çıkabilir YouTube kanalı devreye giriyor.
Bu kanalda kripto para piyasalarına yönelik bilgilendirici, sade, açıklayıcı, anlaşılır, samimi ve keyifli sohbetler yer alıyor.
Ve tabii alanında uzman konuklarında katılımıyla sohbetin keyfi kat ve kat artıyor.
Dikkat Boğa Çıkabilir'in YouTube ve Spotify kanalına şimdi abone olun, finansal okur yazarlarınıza değer katın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
