
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
126. bölümde zamanında hiç geçmeyecek sandığım ve artık hiç aklıma gelmediğini fark edip aklıma gelmemesine şaşırdığım şeyler üzerine Bilinç Akışı’nda kalıyoruz🫠🫂💛
Instagram: zeynomental
Apple podcastte puanla
Youtube tıklayın
Tiktok zeynomental
Twitter zeynomental
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Bilinç Akışı Podcast'ın 126.
bölümüne... İyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Genciz, çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı, sevmediğim mesleğimi, astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı, bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma taksimi o kadar özledim ki, 2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin, ben Zeynep.
Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Nasılsınız? Umarım her şey yolundadır.
Yolunda değilse bile...
yoluna gireceğine olan inancınızı kaybetmiyorsunuzdur.
Ben şu an yine köşe koltuğunda oturdum.
Bölümümü çekiyorum.
Pencereden ay gözüküyor.
Yarım ay şeklinde şu an ve böyle sapsarı, çok güzel bir şekilde parlıyor.
Çok hoşuma gitti. Bazen böyle küçük şeyler beni mutlu ettiğinde eskiden böyle küçük şeylerin farkında değildim ve daha az şükür doluydum diye düşünüyorum.
O şekilde yaşamak bence çok zordu.
Şu anda hayattaki böyle...
Ufak şeyleri görüp onlardan mutlu olmak veya böyle bir tebessüm etmek sanki hayatımın geneline tezahür eden iyi bir yanmış gibi geliyor.
Hayatın şifresi şu, hayatın şifresi bu diye paylaşıyorlar ya bazen.
Bence en önemli şey şükür dolu olmak.
Küçük bir şeyi de görebilmek, ufak şeylere şükür etmek.
Ne bileyim mesela bu ara çok yoruluyorum diyorum ya.
Yorulduktan sonra ama hep ağzımdan otomatikman şu çıkıyor.
Neyse çok şükür yorulabiliyorum.
Veya geçen böyle çok yürüdüm.
Haldır huldur yürürsünüz ve ayaklarınıza kara sular iner ya.
Öyle bir şey yaşadım. Öyle anlarda diyorum ki neyse çok şükür yürüyebiliyorum, sağlıklıyım.
Bu şekilde yorulabiliyorum falan diyorum.
Bilmiyorum bu küçük detaylar bence bizim mentalimize, ruhumuza çok iyi geliyor.
Ay gerçekten çok güzel.
Biraz halim olsaydı akşam yürüyüşüne çıkardım şimdi.
Yürüyüş mürüyüş de yalan oldu bu arada biliyor musunuz?
Ben önceden bayağı akşamları yürürdüm.
Oldlar bilir. Artık hiç halim olmuyor hiç yürüyemiyorum.
Geliyorum böyle sadece oturuyorum ya yemek bile yapamıyorum.
Az önce makarna yaptım hazır makarna sosuyla.
Yarım paket falan makarna yedim ya of.
Bu beslenme işini düzeltebileceğimi olan inancımı yitirdim.
Abartmıyorum ama hani önceki gibi böyle bu konuda da kendime artık kızmıyorum.
En azından diyorum ki hani yarım paket makarnayla değil tabii ki.
Ama böyle bir...
Sezgisel beslenmeye geçsem belki iyi olabilir.
Sezgisel beslenmeyle ilgilenenler varsa onun bir kitabı var.
Onu okumanızı tavsiye ederim.
Aslında vücudumuzun bizim ihtiyacımız olan şeyi söylediğini ve böyle diyet mantığından çıktıktan sonra kendi vücudumuzu dinleyerek kendi dengemizi bulabildiğimizi anlatıyor.
Sezgisel beslenmenin o mantığını çok seviyorum.
Bu diyet kültürüne falan hepsine çok karşı geliyor.
Diyor ki mesela ben işte 1.66 boyunda bir insanım işte mesela kendi açımdan düşünüyorum.
Hayatım boyunca spor yaptım ve spora yatkınlığım varsa mesela kas kütlem de daha yüksek oluyor ya.
O zaman ben zaten olduğum kilodan daha zayıf gözüküyorum.
Yani tartıya takılma diyor o noktada.
Senin vücudun hiçbir zaman böyle incecik kızlar var ya böyle bacakları çok ince olan.
Öyle olmayacak. Sen kendi vücudunu kabul et ve bunu abartmadan yaşa.
Yani akşam yarım paket makarna yeme tabii ki.
Bir tabak makarna istiyorsan vücudun bunu istiyordur.
Ama sen diyet mantığında 3 ay diyet yaparsan 4.
ay zaten oturur bir gecede tüm abur cuburları yersin.
Genel mantığı bu sezgisel beslenmenin.
Bugünkü konudan tamamen alakasız bir şekilde aklıma geldiği için söyledim.
Bugünkü konu şöyle bir şey.
Son zamanlarda kendimde gözlemlediğim bir değişim var.
Zaten böyle şeyiz ya işte devamlı kişisel gelişimiz devam ediyor.
Devamlı üzerine koyarak ilerlemeye çalışıyoruz.
Bazen bunun için çok uğraşıyoruz.
Bazen hiçbir şey yapmasak bile artık farkındalığımız arttığı için midir nedir bilmiyorum ama böyle küçük değişimlerimizi, küçük bakış açılarımızı bile fark ediyoruz.
Ben bunun bir noktada biteceğini düşünüyordum.
Hani tamam yıllarca terapi aldın, kitaplar okudun, kendine bir şeyler kattın, mentalini iyileştirdin.
Tamam diyordum hani bir noktadan sonra bu artık bir rutine bağlar ve ben öyle bir insan olurum.
Ama öyle değil ya geçen bölümlerden birinde de bahsetmiştim.
Her geçen gün farklı ortamlara girdikçe, farklı insanlarla muhatap oldukça, farklı işler yaptıkça ve kendimize bir şeyler kattıkça biz de sürekli değişiyoruz.
Biz değiştikçe de bende şu değişti, bende bu değişti diye bunları da fark ediyoruz.
O yüzden bu böyle lineer bir çizgide ilerlemiyor.
Biz insan olarak dinamik varlıklarız ve değişimimiz de dinamik oluyor.
Bunu anladım. Kendimde fark ettiğim şey de şu.
Önceden arkadaşlarımla buluştuktan sonra böyle akşam eve tek başıma dönerken İçimde bir burukluk olurdu.
Hani eve geliyorum tek başıma kapıyı açıyorum veya eve tek başıma dönüyorum.
Arkadaşlarımı eşleri sevgilileri aldıysa ben hani yine tek başıma dönüyorum veya onlar bırakıyor falan.
Bunlar böyle bir içimi burkardı ya nasıl diyeyim hani oturup buna üzülmezdim.
Ama derinde böyle bir his yaşarsınız ya bir eksiklik.
Onu hep hissederdim.
Ondan sonra böyle güzel bir şey gördüğüm zaman derdim ki ya keşke hani hayatımda birisi olsaydı da buna onunla gitseydim.
Şu şehri... İşte ileride onunla giderim neyse şimdi gitmeyeyim.
Bu tam bir çift etkinliği ya neyse gitmeyeyim gibi şeyler yapardım.
Ya da tek başıma bir etkinliğe gittiysem, bir şehre seyahat etmeye gittiysem, sinemaya gittiysem en basitinden oradaki çiftleri gördüğümde yine aynı burukluğu hissederdim.
Ama son zamanlarda bunu hiç hissetmediğimi fark ettim.
Ya sanki önceden o eksiklik vardı bu arada yani orada çok büyük bir eksiklik vardı.
Ben bunu içimde hissediyordum ve şey düşünüyordum.
Bir gün bu eksiklik dolacak, o zamana kadar bu eksiklik benimle birlikte yaşayacak gibi düşünüyordum.
Hatta bir tane tweet atmıştım, o geldi aklıma şimdi bölümü açarken.
Şu tarz bir şey yazmıştım ya, her şey tamam ama bir şey o kadar eksik ki diğer her şeyi alıp götürüyor gibi bir şey yazmıştım.
Hani orada tek bir şeye odaklandığım için ilişkisel anlamda onun eksikliğini çok fazla hissediyordum.
Hayatımdaki diğer şeylerde hep böyle bir buruk oluyordum.
İşte bunların hepsinin geçtiğini fark ettim.
Nasıl geçti tam olarak bilmiyorum.
Önceden şey derlerdi.
Yani önceden dedim hala diyorlar ama ben önceden anlamazdım.
İşte önemli olan sizin kendi kendinize tamamlanmanız.
Kendinizi başkasıyla birlikte tamamlanacak gibi düşünmemeniz.
Hatta bir elmanın iki yarısı muhabbeti var ya ona da hayır siz birer elmasınız.
Bir elmanın iki yarısı değilsiniz.
Birisiyle bir bütün aile gelmeyeceksiniz derler.
Bunları falan anlamıyordum.
Çünkü sonuçta ortada aile kurabileceğim bir insan yok.
O zaman orası eksik.
Benim de diğer yarım yok gibi çok düz bir mantık kuruyordum.
Ama nasıl olduysa son aylarda kendi kendime tamamlandım.
Anlamadım bu nasıl oldu.
Bence en büyük etkilerinden birisi şimdi ben sevdiğim bir işe başladım ya daha doğrusu sevdiğim işleri daha çok yapmaya başladım ya bu bende çok büyük bir kısmı tamamladı.
Çünkü muhtemelen benim kendimi gerçekleştirme sürecimde Bu benim tamamlamam gereken bir şeydi.
Sevdiğim işe yönelmek, sevdiğim alanlarda projeler yapmak atıyorum.
Ve ben onu yapamadıkça kendimi eksik hissediyordum.
Bunu bilmediğim için de hayatımdaki birinin varlığına yoruyordum bu eksikliği.
Böyle tahmin ediyorum. almaya
başlayınca o eksiklik böyle yavaş yavaş tamamlandı ve şu an bir bütün haline geldim.
Çok soyut anlattım ama aynı şeyi yaşayanların anlayabileceğini düşünüyorum.
Öte yandan henüz o tamamlanmayı yaşamayanların da anlayamayacağını düşünüyorum.
Çünkü ben anlayamıyordum başkası anlattığında.
Bunu ne zaman anladım?
Buna şaşırdığımda anladım.
Aa diyorum ya şu anda ben önceden üzülüyordum veya buruk hissediyordum bazı anlarda.
Şu anda burukluğu hissetmiyorum.
Şu an böyle şeyim. Tamam.
Ne güzel işte. Eve tek başıma dönüyorum.
Mutluyum. Evim var ve dönüyorum gibi düşünüyorum.
Orada şunu bile düşünmüyorum.
Ya ben önceden bu eksikliği hissediyordum.
Şu an hissetmiyorum. Düşünmüyorum.
Anlatamadım ya. Şunu düşünmüyorum yani şimdi.
Önceden eve dönüyorum. Tamam mı?
Arkadaşlarımla buluştum. Herkes sevgilisi aldı.
Ben eve tıngır mıngır kendim dönüyorum.
İçimde o burukluk oluyordu.
Şu anda normal eve dönüyorum.
Mutlu bir şekilde veya mutsuz bir şekilde hiç fark etmez.
Sonra bir gün şöyle oldum.
Aa ben o eksikliği bayadır hissetmiyorum.
Bayadır hissetmediğimi fark etmedim.
Şey gibi düşünün.
Böyle birisiyle dinlediğiniz bir şarkı vardır ve şey sanarsınız.
Ya ben ömür boyu bu şarkıyı dinlerken bu insan aklıma gelecek artık sanarsınız.
İlk başta çok aklınıza gelir.
Hatta belki yıllarca o şarkıda o insan aklınıza gelir.
Sonra bir gün o şarkıyı dinlerken...
Hiç aklınıza gelmez ve şarkı tam böyle biterken aa böyle bir şey vardı ya eskiden bu şarkı bana onu hatırlatıyordu ve şu an şarkı bitti daha biterken fark edebildim.
Artık aklıma gelmiyor demek ki dersiniz.
Aynı öyle bir şey yaşıyorum ve bunu sizinle paylaşmak istedim.
Şimdi diyeceksiniz ki yani bunu bizle paylaşıyorsan bununla ilgili bir trik de vermen gerekiyor.
Hani bir bunu nasıl yaptığını da vermen gerekiyor.
Bunu nasıl vereceğimi tam olarak bilmiyorum çünkü ben de anlamlandıramadım.
Ama dediğim gibi bence kendi hayat yolculuğunda tamamlamam gereken şeyler vardı.
Kendime hizmet etmem gereken şeyler vardı.
Ve onları böyle iki yıldır yavaş yavaş yaptım.
Yaptım yaptım yaptım.
O sırada somut olarak belki faydasını görmedim.
Ama iki yılın sonunda bir an oldu ve birden tüm faydasını görmeye başladım.
Böyle kilo vermeye çalışırken ilk haftalar hiç kilo vermezsiniz, vermezsiniz, vermezsiniz.
Sonra birden... İki kilo verirsiniz atıyorum ve vücudunuzda bu direkt fark edilir ya.
Birisi gelip şey der. Ah sen zayıfladın mı?
Halbuki ben haftalardır uğraşıyorum.
Ama sonunda alıyorum bu sonucu.
Anlatabildim mi? Öyle bir şey oldu.
Ve bunun üzerine düşündüm baya.
Sonra şunu düşündüm. Şimdi diğer açıdan da bakınca.
Bir gün illaki hayatıma birisi girecek.
Aile kuracağım. Ve ben geleneksel bir insanım tamam mı?
Yani feminist dinleyicilerin.
Hoşuna gitmeyecek fikirlerim var.
İnsanlar zaten yazıyor hani, biz seninle hiç...
Aynı düşünmüyoruz bu konularda ama yine de dinliyorum seni, seviyorum dinlemeyi diyor.
Ben de sizi seviyorum.
Bence farklı görüşlerde olsak da aynı yerlerde buluşabilmemiz çok önemli bir şey.
Bunun kafa yapısı bana hiç uymuyor deyip bırakmaktansa farklı insanları dinlemek iyi geliyor.
İşte feministlerin veya daha modern düşünen insanların hoşuna gitmeyecek inançlarım ve yaşam tarzım var.
Mesela bu ilişkiler anlamında çok gelenekselim.
Ve yaşım ilerledikçe daha da geleneksel olduğumu fark ettim.
Bugün işte şeyi konuşuyorduk.
Bu hesap ödeme muhabbetini konuşuyorduk.
Ama hani ilk buluşmada değil, ilişkinin içinde hesabı işte erkek mi ödemeli, kadın mı ödemeli, beraber mi ödemeli falan diye.
Ya bana artık 30'dan sonra tek hesap değil, genel olarak erkek erkeğin görevlerini yapmalı, kadın kadının görevlerini yapmalı.
Görev değil de böyle erkek doğasına yakışan şeyleri yapar.
Kadın kadın doğasına yakışan şeyleri yapar gibi geliyor.
Mesela ilişkide bir etkinliğe gitmeyi kadın belirler genelde.
Çünkü kadınlar böyle şeylere daha ilgilidir.
Ne bileyim böyle daha heyecanlıdır.
Daha neşelidir.
Erkek de ona uyum sağlar ve oraya gidişi sağlar.
Mesela yolu erkek ayarlar gibi.
Anladınız mı? Hani böyle çok gelenekselim.
Çünkü benim ailem de öyle ve bence yetiştirilme tarzıyla alakalı.
Bu düşüncelerim hiçbir zaman değişmeyecek.
diye düşünüyorum. Çünkü gittikçe daha da geleneksel bir hale geliyorum.
Ve şuna karar verdim arkadaşlar.
Elite buluşmaların hepsini sileceğim.
Doğum günüm 23 Eylül.
Siz bunu ne zaman dinliyor olacaksınız bilmiyorum ama 23 Eylül 2026'dan itibaren ben bu profilde elite buluşma bölümlerinin olmasını istemiyorum.
Şimdi diyeceksiniz ki Zeynep sen şimdi hayatında hiç olmamış ve belki de hiç olmayacak bir insan için bunu yapıyorsun.
Hayır. Hayır onun için yapmıyorum.
Bunu ben kendi doğama, kendi bakış açıma uygun hareket etmek için yapıyorum.
Şöyle düşünün. Ben normalde geleneksel kafa yapısında bir insanım.
Ve karşımdaki insanın sosyal medyasında veya podcast hesabında eski buluşmalarını anlattığı bölümlerin olması beni çok rahatsız eder.
Hatta ben o insana yaklaşmayabilirim bile.
Yani o kadar derim ki ben geleneksel kafada bir insanım.
Bu erkek demek ki geleneksel kafada değil ve biz anlaşamayız diye düşünürüm ve yaklaşmam atıyorum.
Ya da hadi diyelim ki yaklaştım bu beni çok irite eder.
Ya düşünsenize siz birisinden hoşlanıyorsunuz ve o kişi eski date'lerini anlatmış bölümlerde.
Yani o kadar insanla görüşmüş ve buna ek olarak oturup bunları anlatmış.
O kadar insanla görüşmüş kısmı dışarıdan farklı anlaşılabiliyor.
Ben kendi içimde öyle değilim ama...
Beni hiç tanımayan bir insan zannediyor ki bu kız 50 kişiyle görüşmüş, 50 farklı kişiyi anlatıyor.
Veya işte daha da derine inersen kim bilir neler düşünüyorlar.
Ama ben normalde öyle yaşayan bir insan değilim.
Burada yansıttığım şey kendimden farklı bir şey oluyor.
Anlatabildim mi? Ve ben artık kendi düşünce yapımdan, kendi hislerimden, kendi bakış açımdan farklı bir şeyi hayatımın hiçbir alanında yansıtmak istemiyorum.
Bu mesela şurada bile geçerli.
Bir ortama girince sırf o ortamda kabul edilmek için düşüncemiz söylememezlik yapmak istemiyorum.
Oradaki herkesin düşüncesi benden zıtsa ama ben farklı bir şey düşünüyorsam hani orada onu söylememezlik yapmak istemiyorum.
Bazen böyle onaylanmak için veya kabul görmek için insan özünü göstermiyor ya bunu da yapmak istemiyorum ve artık hani yapmıyorum da.
E o zaman benim burada yansıttığım şeyin de Kendimden farklı olmaması gerekiyor.
Ben kendim Zeynep olarak geri kafalı da diyebilirsiniz buna, geleneksel de diyebilirsiniz, ateerkil de diyebilirsiniz.
İlişkilere karşı bakış açısı o şekilde olan birisiyim.
Ama dediğim gibi 50'lik buluşmalar benim gerçek halimi yansıtmıyor.
Bu benim hayatıma ömür boyu kimse girmese bile ben onların orada olmasını istemiyorum.
Çünkü yeni tanıştığım insanlarda da aynı etkiyi bırakıyor.
Ama ben öyle biri değilim.
Anlatabildim mi? O yüzden bir ay sonra tüm bölümleri sonsuza kadar kaldıracağım.
Belki başka zaman bambaşka bir platformda yayınlarız bilmiyorum.
Çünkü orada da çok ciddi bir emek var.
Ve en çok dinlenen bölümlerim.
Hatta ben ondan şu anda para da kazanıyorum açıkçası.
Ama hiçbirisi daha önemli değil ya bence.
İnsanın kendisinin olduğu gibi olması gerekiyor her yerde.
Bunu düşündüm ve böyle bir karar aldım.
İnsanlık için hiçbir anlamı olmayan ama benim için büyük bir karardı.
Çünkü önceden diyordum ki ya diyordum bana ne ya diyordum.
Belki de hayatıma kimse girmeyecek.
Beni işte buraya göre yargılıyorsa yargılamasın zaten falan diyordum ki.
Bu bölümden sonra bana böyle mesajların geleceğini de biliyorum.
Ya Zeynep sen niye insanların ne dediğini umursuyorsun diye.
Ama öyle değil arkadaşlar. Bizim her insan olarak bir CV'miz var.
Ve o görünüşümüz, o CV'miz de bence asıl olduğumuz kişiden çok farklı olmamalı.
O zaman orada bir dengesizlik oluyor.
Hayatta zaten şöyle bir kural var ya, sen bir şey istiyorsan ona göre davranmalısın.
Ya sen zengin olmak istiyorsan haftada üç gün, üç saat çalışıp, belki zengin olursun gerçi bu yanlış bir örnek oldu ama, sen bir kariyer yapmak istiyorsan evde oturup televizyon izleyerek kariyer
yapamazsın. Yani yaptığınla istediğin şeyin orantılı ve paralel olması gerekiyor.
Ben gelenekselim, geleneksel birini istiyorum ama geleneksel yönümü...
Göstermiyorum tam zıttı bir yön gösteriyorum gibi.
Bu konuda düşündüğüm diğer bir şey de ne biliyor musunuz?
Genel olarak hayatta hani böyle diyorlar ya işte hiçbir şeyinizi kimseye anlatmayın.
Bunu belki nazar değer gibi bir yerden söylüyorlar.
Ben nazar açısından demiyorum.
Ama insanlara bir şey anlattığınızda o insanın devamlı hayatında ve her gün gündeminde değilsiniz ya.
O insan sizin değiştiğinizi işte başınıza gelenleri her zaman bilmiyor ya.
Sizin o anlattığınız şeyle hatırlıyor sizi.
Sizin için belki o an önemli ama ileride önemsiz olacak bir konu.
O an konuşuyorsunuz, anlatıyorsunuz.
O insanın aklına öyle yer ediyorsunuz.
Sonra aradan zaman geçiyor.
O konu artık sizin için önemsiz oluyor.
Ama o insanın aklında anlattığınız konuyla kalıyorsunuz.
Ve onun enerjisini de bence yaşatmaya devam ediyorsunuz.
Bu açıdan her şeyi birilerine anlatmak doğru değil.
Bunu da anladım artık 30'dan sonra.
Bu date anıları da aynı şekilde.
Ben date anılarını muhabbetine böyle komiklik falan diye anlatıyordum.
Ama insanların aklında şöyle kalmaya başladım.
İşte deniyor deniyor olmuyor.
İşte bu kız da yalnız falan.
Hani böyle olumsuz açılardan çok kalmaya başladım.
Bu da ne olursa olsun olumsuz bir enerji yayıyor bence.
Hani ben bunu şimdi kaldıracağım ve olumlu bir enerji yayacağım gibi düşünmüyorum.
Ama insanların aklında böyle kalmak istemiyorum.
Çünkü ben onların çoğunu çoktan unuttum.
Ama her yeni dinleyen insanla birlikte benim unuttuğum şeyler tekrar canlanıyor.
Tek böyle şeylerde de değil.
Dediğim gibi genel olarak bence o an bizim için önemli olsa da tabii ki dertleşelim.
Tabii ki akıl alalım birilerinden, danışalım.
Ama böyle belki bir iki kişiye anlatmak lazım.
Daha fazlasına kesinlikle değil.
Bilmiyorum böyle şeyler böyle otuzu doldurduktan sonra eskilerin söylediği şeyler daha çok kafamda oturmaya başladı ya.
Boşuna değil işte insanlar...
Tecrübeyle sabit söylüyor.
Biz şu an her şeyi çok açıkta yaşıyoruz.
Sosyal medyadan dolayı.
Bir de bence hani böyle gençler olarak daha fazla meyilliyiz konuşmaya.
Ama ailelerinizi düşünün.
Annenizi, babanızı, işte akrabalarınızı, büyüklerinizi düşünün.
Kim her şeyini böyle birilerine anlatıyordu ki?
Önceden böyle bir şey yoktu.
Biz bunu biraz bence abarttık.
Biraz daha kendi içimizde yaşamak uzun vadede bizim için daha iyi olabilir diye düşünüyorum.
Ne olursa olsun... Hepimizin bu kendi marketingimizde var ya yani kendimizi pazarlamamızda var ya iyi konuşmak lazım sanırım ya.
Kötüyü çok konuşmayacaksın.
Bir de şöyle kötüyü dillendirdikçe o dillendirdiğin şey yaşamaya devam ediyor.
Ben kötü bir şey yaşadım diyelim ki.
Kötü değil de olumsuz bir şey yaşadım.
Bunu bir kere yaşadım kendi içimde hissediyorum.
Ben bunu ne kadar çok insana anlatırsam o olumsuz tecrübeyi o kadar fazla kez dillendirmiş oluyorum.
O gidiyor belki arkadaşına örnek vererek anlatıyor ve gittikçe böyle dallanıp budaklanıyor.
Daha fazla insana yayılıyor.
Biraz detay bir düşünce ama bunu da fark ediyorum artık.
Zaten genel olarak da olumluyu konuşmak bence daha pozitif oluyor ya.
Yoksa çok negatif anlatan, böyle çok olumsuz şeyleri anlatan bir insan olduğunuzda etrafa da öyle bir enerji yayıyorsunuz.
Mesela geçen birisi bana şey dedi.
İnsanların dediklerini çok umursuyormuşum gibi oldu şimdi bu bölüm de.
O yüzden de ilk kafama yatanları umursuyorum.
Dedi ki, bayağıdır profilime girmiyormuş.
Instagram'da beni görmüyormuş.
Ondan sonra arada böyle Reels'larım karşısına çıkıyormuş.
Dedi ki, ya dedi böyle 5 dakika kahve molamda Instagram'a giriyorum.
Orada Reels'ın önüme düşüyor ve ne zaman profiline baksam ondan bundan yakınıyor, bir şeylere ağlıyor oluyorsun dedi.
Halbuki benim profilimde böyle 3-5 tane falan avukatlığı eleştirdiğim için yakındığım video vardır.
Belki 150 tane video var ama ben onun aklında o şekilde kalmışım.
Anladınız mı? Bu sadece sosyal medyada değil günlük hayatta da böyle yaşanıyor.
Bence buna da dikkat etmek lazım.
Bu gibi sebeplerle ben de artık böyle date anısı falan anlatmamaya karar verdim.
Bir de ya düşünüyorum gerçekten eşim falan rahatsız olur ya.
Düşünsene potansiyel eşin gitmiş eski datelerini anlatıyor.
Ve onun için hiç önemli olmayan insanlar.
Rahatsız olmasını hiç istemem.
Kıyamam ben ona aşkito.
Her nerede ve kimleysen şu anda nasıl bir hayat yaşıyorsan sana kıyamam gerçekten.
Bana yapılmasını hiç istemezdim.
Öyle yani bunları düşünüyorum.
Bunu haber vermek istedim.
Biraz kafamdan geçenleri ve Bilinç Akışı anlatmak istedim.
İnstagram'a gelirseniz Zeyno Mental bekliyorum.
Podcast'ı da takip etmeyi lütfen unutmayın.
Dinleyip takip etmeyenler oluyor bazen farkında olmuyorsunuz.
Takip ederseniz çok mutlu olurum.
Apple'da puanlarsanız çok mutlu olurum.
Bugün biraz böyle bölümün enerjisi düşükse kusura bakmayın ama çok yorgunum, çok zor çekiyorum.
Yani konuşmak istiyorum kesinlikle, burada olmak istiyorum ama fiziksel olarak bir zorluk yaşıyorum bu ara.
Hayat bazen de böyledir.
Sizi seviyorum, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
