
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Çok çalışıyorum ama bir türlü istediğim yere gelemiyorum diyorsanız...
Çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi, astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma taksimi o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin bilginç akışına hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda karşılaştıysak...
Arka sokaklar uzunluğundaki o podcast'ın 90.
bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Geçen bir Arka Sokaklar uzunluğunda podcastinde diye çok güldüm, öyle cidden.
Buradayız, burada olmaktan mutluyuz ama Arka Sokaklar'daki oyunculara şaşırıyorum bazen ya.
Düşünsene, 20 yıldır aynı dizide, aynı sette çalışıyorsun.
Ya artık oyuncu değilsin, artık Arka Sokaklar'ın bir çalışanı gibisin.
Feyyaz Yiğit gibi bu yüzden bitirdiklerini söylemişti.
Devam etseydik artık gibi çalışanı olacaktık demişti.
Aynı programda kendisinin şanslı olduğu için buralara geldiğini de söyledi.
Bu beni bayağı düşündüren bir söylem oldu.
Ya katılıyor muyum, katılmıyor muyum bilemedim.
Sanırım çoğunlukla katılmıyorum ve bugün Feyyaz Yiğit'e diss atmaya geldim.
Şimdi Feyyaz Yiğit İbrahim Selim'in programında diyor ki yalnız var ya ben bu bölümü o kadar çok erteledim ki şu an bu muhabbeti unuttunuz muhtemelen.
Olsun arkadaşlar haftaya da Dubai çikolatası yeriz.
Ya programda diyor ki ben çok çalıştım ve başardım demiyorum.
Şansım yaver gitti diyor.
Yani öyle... İşte yeterince çalışırsan başarırsın.
Hiç sevmediğim bir laftır bu diyor.
Yeterince çalışıp başaramayabilirsin.
Bazen yeterinceden de daha fazla çalışırsın.
Yine başaramayabilirsin diyor.
Ya tamam bak şimdi hani yeterince çalışıp başaramayabilirsin.
Şansa ulaşamayabilirsin.
Ama senin özellikle de zaten senin Feyyaz Yiğit olarak şansının yaver gitme sebebi çok çalışman.
Başka bir yerde şunu demişti.
Ben bir yere girip çalışacak donanımdaydım ama yazmam gerekiyordu.
Yazmak istiyordum. E şimdi benim maaşımla geçiniriz, sen yazmaya devam et dedi.
Bizim o yüzden geçimle ilgili çok zor zamanlarımız oldu falan demişti.
E sen her seferinde sanatı, üretmeyi, içindeki o yaratma arzusunu seçmişsin.
Yazdığını, çizdiğini kimse görmezken bile, evlendikten sonraki sorumluluğunda bile bunun peşinden gitmeyi seçmişsin.
Açlığa mı daha dayanıklıyım, sevmediğim şeyi yapmaya mı diye düşünüp açlığa daha dayanıklı olduğunu fark etmişsin.
Şansım yaver gitti demek ya kendine haksızlık değil mi ya?
Bunu bu zamanda kaç kişi söyleyebiliyor?
Ya kaç kişi her karar vermesi gereken durumda sanatı seçiyor?
Daha önemlisi sanatı seçme lüksü olmamasına rağmen sanatı seçiyor.
Bu yayılan videoda o yüzden ben kendisine haksızlık ettiğini düşünüyorum.
Çünkü video öyle bir anlaşıldı ki ya işte adam haklı işte bizden birisi harbi adam doğruları söylüyor falan oldu herkes.
Ya adam doğruları söylüyor da bu adamın inanılmaz bir backgroundu var.
Ya adamın çıkıp sana bir şeyler söyleyeceği koltuğa oturması 15 yılını alıyor.
Mesela işte şey diyor tam hatırlamıyorum ya kesinlikle bulamadım şimdi ama.
gidip para kazanmak arasında kaldığında parayı ileride de kazanabilirim.
Ama şu anda benim bu yaşımda benden çıkacak olan üreteceğim şeyi ileriki yaşımda üretemem diye düşünüp üretmeyi seçmiş para kazanmaktansa.
Ya para birçok şeyi çözüyordu ama en önemli şeyi çözemiyordu diyor mesela.
Ya adam o derece bağlı ve tutkulu yaptığı işe.
E sen her yol ayrımında yeteneğini seçip Riske giriyorsun.
O şansın seni bulmama ihtimali var mı?
Ya bence yok artık.
Böyle konuşarak kendisine tamamen haksızlık ettiğini düşünüyorum.
Tamam bir sürü yazar, çizer, ressam işte her neyse açlıktan öldü veya değeri yaşarken anlaşılmadı.
Mesela geçenlerde Kendall Jenner'ın Kürk Mantolu Madonna'yı paylaşması baya konuşuldu.
Sebahattin Ali yaşarken gün yüzü görmedi.
Ölünce değeri biliniyor diye.
Ya Canım Ali'ye Ruhum Filiz diye bir kitap var tamam mı?
Sebahattin Ali'nin eşine ve çocuğuna yazdığı mektuplar.
O kadar güzel bir kitaptı ki onu hatırladım.
Onun gibi bir de şey var mesela.
Orhan Veli'nin Yalnız Seni Arıyorum muydu ya?
Kitabın adı buydu sanırım.
Zaten kendi şiirinin adıydı.
Aşık olduğu kadına yazdığı mektuplar.
Ya bu mektuplarda biz mesela Orhan Veli'nin Bildiğimiz Orhan Veli ya bizim için ne kadar ünlü, ne kadar büyük bir şair falan değil mi?
O mektuplarda şehre inmek için para bulamadığından bahsediyordu.
Ben bunu ilk okuduğumda üniversitede falan şok olmuştum.
İşte böyle şeyler birçok sanatçının başına geldi.
Hala da geliyordur.
Ama dönemin şartlarına göre de değerlendirmek lazım.
Ya günümüzde şansın seni bulması nispeten daha kolay.
Tamam rekabet daha fazla ama mesela rekabet beni korkutmuyor böyle şeylerde.
Dünyada ne kadar fazla insan varsa insana ulaşan bir iş yapıyorsak...
O kadar fazla şansımız var gibi geliyor.
Ya tabii ki şimdi gidip de atanmak istiyorsanız ya da ne bileyim bir yere girmek istiyorsanız orada çok fazla insan olması dezavantaj oluyor da ben üretken işlerden bahsediyorum veya ne bileyim daha fazla insana
ulaşmayı amaçladığınız işlerden bahsediyorum.
Avukatlıkta da podcastta da hiçbir zaman o yüzden rekabetle ilgili bir kaygım olmadı.
Ya podcast zaten bence...
Bir noktada rekabetin düşük olduğu bir alan.
Sonuçta dinleyici ya beni ya başkasını dinlemek zorunda değil.
İkimizi de dinleyebilir. Üçümüzü beşimizi de dinleyebilir.
O yüzden hepimizin şansı var gibi geliyor.
Belki de yanlış düşünüyorum bilmiyorum.
Avukatlıkta da ya çok avukat var.
Bu yüzden herkes yakınıyor.
Tamam da her şeyden çok var artık.
Ya mühendis de çok fazla.
Doktor da çok fazla. Aynı oranda nüfus da çok fazla.
İnsan da çok fazla. O yüzden dert de çok fazla.
İnsanın çok olduğu yerde kısmetle ilgili...
Kaygı yaşamıyorum o yüzden ben.
Ama tabii bununla ilgili dediğim gibi başka meslek kollarında o şekilde olmayabilir.
Neyse ya sonuç olarak o kısmet sen evde otururken gelmiyor ayağına.
Birçok parametre var bir işte başarılı olmak için.
Değişmeyen... Tek bir parametre var bana göre.
O da hazır olmak. Ya gerçekten en sevdiğim motto mu denir?
Sözlerden biri başlığa da koyduğumuz şans hazır olana gelir.
Bitti abi. Ya hazır değilsen, şans seni bulana kadar gerekli çabayı göstermediysen sana gelen şey zaten artık şans değildir.
O bir ne bileyim denk geliştir.
Seni sıyırır ve geçer muhtemelen.
Bazen de gerçekten hazırsındır ama bir türlü gelmez, bir türlü yaver gitmez veya sana göre o şansın seni bulması çok gecikir.
Öyle ya da böyle her iki versusta da çok çalışman gerekiyor.
Hiç çalışmadan şans ayağına gelen kaç kişi var ya da hak etmeden?
Mesela hak etmeden şanslı olan bir insan olarak ben şu an Feyzacı Velek miydi kızın adı?
Kızılcık Şerbeti'ndeki Nilay, o geliyor aklıma.
O kızın başrole evrilmesi.
Annesinin senarist olmasından dolayı şanslı.
Ama hani onun gibi kaç örnek var?
Kaça sürdürülebilir? Mesela aileden gelen ayrıcalığı olan insanlar var diyeceksiniz şimdi.
Onlar şanslılar, evet.
Ama inanın böyle... şeylerde yani başarıda ve ilerlemede insan kendini bilir ya ya başarılı olmadığı halde şanslı olduğu için hasbelkader ilerlediğini veya işte orada bulunduğunu bilir
ya bu insanlar içten içe o tatmini yaşayamadıkları için çünkü bir nitelik yok veya hak edilmiş bir şey yok ortada torpille bir yerde olduklarını bildikleri için kendi içlerinde bir huzur hissettiklerini
o kendi kendine bir şeyi başarmanın hak edilmiş bir başarının tatminini hissettiklerini hiç sanmıyorum.
Bence bu da baya önemli bir kriter.
Neyse onlar bizi ilgilendirmiyor.
Ya bizi ilgilendiren kısım.
2026 yılında artık yok abi bizde şans yok.
Yok milletin osu busu var diye bahaneler üretip mağdur edebiyatı yapan insanlar Sadece kendini kandırıyor.
Feyyaz Yiğit de ya öyle dediğine bakmayın.
Hayatını yazmaya çizmeye adamış bir insan.
Ve denemekten, üretmekten vazgeçmemiş bir insan.
Şimdi geçip öyle deyince insanların inancı da kırılıyor bence.
Sanki her şey sadece şansa bağlıymış gibi bir algı çıkıyor.
Hiçbir şey tek bir şeye bağlı değil ama dediğim gibi hani yapman gereken default tek bir şey var.
O da çalışmak. Döndemin şartları da etkiler, çevresel koşullar da, şansının yaver gitmesi de.
Ama bu denklemde o değişmeyen şey çok belli.
Çok bariz bir şekilde çalışmak.
O default. Mesela bazen de şey oluyor.
Bir şey gerçekten çok fazla deniyorsun.
Ama hiç ilerleyemiyorsun.
Hep bir aksilik, hep bir sorun, hep bir negatiflik çıkıyor.
İnsanın inancı düşüyor.
Ya ben o işlerin hayırsızlığından dolayı öyle ilerlediğine inanıyorum.
Israrla olmayan şeylerde menfi bir işaret olduğuna inanıyorum.
Şimdi diyeceksiniz ki Feyyaz Yiğit yıllarca uğraşmış ve başarmış.
O zaman işte o yıllarca uğraşırken...
Menfi bir işaret mi vardı?
Şimdi bakın orada bu yaratıcı işlerde bence olay daha farklı ilerliyor.
Adam uğraşmış da bir yandan bir şeyleri ufak ufak da olsa olduruyormuş.
Evren ona tamam buradan devam et diyormuş bence.
Mesela Okan Bayülgen'in ekibinde çalışırken onun yaptığı işleri Okan Bayülgen'in fark etmesi.
Feyyaz'ın cebine doğrudan bir şey sokmamış ama önemli birinin fark etmesi bile orada üreten insan için bir işaret aslında.
Böyle işler yapan insanlar için bu işin üstadı tarafından fark edilmek yeterince büyük bir motivasyon.
Motivasyon her zaman sadece para kazanmakla olmuyor.
Hatta genelde en son para kazanıyorsun.
Başta başka motivasyonların oluyor yaratıcı işleri yaparken.
Devam edersen kazanmaya başlıyorsun.
Bazı işte de hiç olmuyor.
Yani ne yaparsan yap bir türlü olmuyor.
Orada yine bence görmek ve kafanı başka yöne çevirmek lazım.
Ya ben buna inanıyorum. Bunu tecrübe de ediyorum hayatımda.
Mesela bundan 6-7 ay önce ben böyle şey oldum hani podcastı bıraksam mı falan diye düşünüyordum.
Bunaldığım bir zamandı. Avukatlığa tekrar abanmaya başladım tamam mı?
Ama hangi iş potansiyeli olsa hiçbiri olmadı.
Ya bir iş gelecek gibi oluyor gelmiyor.
Ya psikolojim bozuldu artık var ya hiç öyle bir dönem yaşamamıştım.
4-5 tane böyle büyük büyük işler oldu.
Yani gerçekten çok iyi işlerin.
kıyısından döndük. Anlaşamadık.
Şimdi düşünüyorum. O zaman çok zorlandım ama o işler olsaydı ben burayı bırakırdım.
Hem vaktim olmayacaktı hem zaten bunalmıştım.
Aynı anda birkaç iş yapmaya artık böyle mecalim kalmamıştı falan.
Birini seçecektim günün sonunda.
Neyse o işler olmadı peş peşe.
Benim acayip canım sıkkın tamam mı?
İşte orada deprem oldu falan.
Babam zorla köye götürdü.
İşte oraya da hiç gidesim yok.
Eve dönmek istiyorum. Sonra köyde Böyle bir video falan çektim, böyle bir vlog falan çektim.
Onu da Instagram'a atmayacaktım.
TikTok'a çektim. O kadar daha direkt çektim ki hani umurumda değil, sırf vakit geçsin diye.
Yakın bir arkadaşım ısrar etti.
Tamam bak dedi bunu Instagram'a dağıt falan.
Ama ben nasıl utanıyorum. Gerçekten utanç verici bir şey zaten.
Siz izlerken hani size komik geldi o videolarım ama bilmiyorum.
İlk kez paylaşırken ben çok çekinmiştim.
Sonra neyse ben attım. Abi o videolar bir patladı.
Instagram'ı birden büyümeye başladı.
Tabii o büyüyünce podcast da acayip ivmelendi.
O arda arda gelen işlerin olacak gibi olup olmaması, işte sonra benim köye gitmem, köyde video çekmem, yüklemem patlaması falan.
Bunların hepsi iki hafta içinde falan oldu bakın.
İlk video patladığı an dedim ki tamam öbür işler bu yüzden olmadı.
Benim podcast'ı bırakmamam, buradan devam etmem gerekiyor.
Bunu belki işte 3 yıl önce yaşasaydım işaret olarak göremezdim tamam mı?
Çünkü o zaman böyle bir kafa yapısına ve ne bileyim nispeten böyle bir olgunluğa sahip değildim.
Yine belki üzülmeye devam ederdim.
Ama bu yıl geldiğim noktada ben bunu bir işaret olarak aldım.
Oradan sonra zaten bu taraf da yokuş aşağı gitmeye başladı.
Ama dediğim gibi böyle işlerde motivasyon ilk başta sadece ürettiğin şeyin manevi karşılığını almak oluyor.
Kesinlikle maddi bir karşılığını almak.
aklı olmuyor. Yokuş aşağıdayken maddi kısımdan bahsetmiyorum hala.
Ama artık şunu biliyorum.
Sıkıntı yok. O sinyali aldık.
Ben bunu artık bir sinyal olarak aldım ve devam ediyorum.
O yüzden mutluyum, keyifliyim.
Oradaki manevi karşılık da şu an beni besliyor.
Zaten ben mental konularda da, maddi konularda da önce yatırım yapmak...
Düzenli bir şekilde. O kurduğun mindset seni hayatın boyunca götürüyor.
Tabii ki arada eklemeler çıkarmalar oluyor ama bir zemin kuruyorsun öyle düşün.
Ama bu zemini de bir günde kurmuyorsun.
Kimse bir günde değişmiyor.
Kimse bir günde iyileşmiyor.
Belki tüm 20'lerin bunun için geçiyor.
Buna emek vererek geçiyor.
Önemli olan düzenli bir yatırım yapmak kendine.
Maddi konularda da aynı şekilde.
Ya kendi işini yapıyorsan önce yatırım yapıyorsun.
Dükkan açmak gibi düşünün.
Önce mal alıyorsun. Sonra müşteriler böyle bir iki gelmeye başlıyor.
Sonra düzenli müşterin oluyor.
Her meslekte bu böyle. Ya sosyal medyada bile böyle.
İşte Feyyaz Yiğit örneğinde senaristlikte, oyunculukta da tüm işlerde böyle.
Ama insanlar o yatırım sürecini hemen atlamak istiyor.
Hemen sonuca gitmek. Hemen şansının yaver gitmesini falan istiyor.
Bu dalga geçilen şeyler var ya.
İşte zenginlerin TEDx konuşması.
Zengin çocuklarının. Ben bir yerde...
Stajyer olarak çalışıyordum. Sonra startup'ımı açtım.
Sonra yurt dışına açıldık falan.
Aradaki hiçbir süreç anlatılmıyor.
Hiçbir şey yok falan. Tamam hani zengin çocukların da öyle gidebilir ama normal insanlarda bunların hepsi yıllara yayılan uzun emeklerle ilerliyor.
Biz onları gördüğümüz için genelde hemen sonuca varmak, işte hemen şansın bizi bulmasını falan istiyoruz.
Hatta ben şuna da inanıyorum.
Bir noktadan sonra sana gelen şey şans olmuyor bence.
Şans ne zaman şans oluyor bence biliyor musunuz?
Olayın daha en başında.
Bir iş için uğraşıyorsundur.
Birden birisi sana destek atar.
O zaman şanslısındır bak gerçekten.
Ya Allah yürü ya kulum demiştir.
Ama sen uzun süre emek verip çalışırken biri seni bir noktada görüp kolundan tutarsa ya ben buna tam olarak şans diyemiyorum ya.
Belki de yanlış düşünüyorum bilmiyorum.
Ama zaten hak etmişsin.
Artık buna hazırsın. Doğru yerdesin.
Olması gereken bir denk geliş gibi geliyor bana bu.
Şansla daha kolay ulaşılan bir şey gibi.
Mesela beni hiçbir influencer paylaşmadı tamam mı?
Onların hepsi birbirlerini paylaşarak büyüyorlar genelde.
Hani hızlı büyümen için olması gereken şey bu.
Sude belki paylaşmıştı gerçi ama onun da aslında kitlesi iyidir ama nedense hiç katkısı olmadı benim podcast'e.
Neyse manevi olarak mutlu etti beni tabii ki o ayrı bir şey.
Etkileşimi yüksek birisi paylaşsa şu anda benim bana belki çarpı 5 çarpı 10 katkısı olacak.
Daha en başta paylaşsaydı ben kendime şanslıyım derdim.
Ama bu noktadan sonra paylaşırsa ben buna artık şans demem.
Buraya kadar yani en zor kısma kadar en zor süreçte ben kendimi zaten yaptım tek başıma destek görmeden.
Keşke görseydim tabii ki.
Keşke herkes görse. Ama okey denk gelmeden hani bunun için kendime ne şanssızım derim ne de bu saatten sonra birisi beni paylaşırsa ben kendime şanslıyım derim.
Mesela siz şey biliyorsunuz bana seni yeni dinlemeye başladım diye mesaj attıysanız şunu bilirsiniz.
Size verdiğim cevap hoş geldin olmuştur.
Ya ben her bir mesaja hoş geldin diye cevap vererek ilerledim buraya kadar.
Bundan sonra bir milyon takipçili, etkileşimi de yüksek biri beni paylaşırsa kimse çıkıp bana ya Zeynep ya ne şanslısın diyebilir mi?
Diyemez abi ben bunu kabul etmiyorum.
Bu durumu ben ancak birinden destek görmüş, biri beğenmiş paylaşmış sağ olsun teşekkür ederim derim.
Devam ederim aynı şekilde yoluma, çalışmaya.
Ama beni ilk kez gören biri ulan şanslı kızmış falan diyebilir belki.
Biz de bazen insanlara bunu diyoruz ya.
Çünkü bunun şanslı olduğuna inanmak bizi rahatlatıyor.
Yeterince uğraşmadığımızı içten içe bildiğimiz için bir kılıf bulmuş oluyoruz.
Tamam abi ya şans işte bize gelmez diyoruz.
Ya bu devirde, bu teknolojide, bu şartlarda hala başarmak için...
ihtiyacı olan şeylerin kendisi hariç diğer insanlarda olduğunu düşünen varsa net söylüyorum tembeldir.
Başka açıklaması yok bunun.
Tembeldir, mağdurdur, bir şeydir.
En sinir olduğum insan tipi ya.
Aklıma şey geldi şimdi.
Bir çocuk vardı tamam mı?
Fenomen bir çocuk. Çok çalışıyor falan öyle bir tip.
Neyse. Bende ekliydi işte.
Bir gün konuşuyoruz, bir şey dedim hatırlamıyorum.
Bana diyor ki, hayatta hiçbir derdi olmayan insan sözleri, siz garibanlık nedir bilmezsiniz falan diyor.
Ve bunu neye göre diyor biliyor musunuz?
Sadece Instagram'ıma bakarak.
Halbuki şunu bilmiyor. Daha iki hafta önce çok önemli bir ameliyat olmuşum ama ben onu orada paylaşmadığım için çocuk benim instagramda paylaştığım diğer şeylere bakarak işte hiçbir derdi olmayan insan falan bir de bu garibanlık
muhabbeti pardon ya var ya bu benim birkaç defa karşılaştığım bir profil kendini acındıran erkek profili bunu özellikle de gariban kelimesi üzerinden yapıyorlar kesin denk gelmişsinizdir
ya bak Eminim denk gelmişsinizdir.
Ben şu ana kadar herhalde beş kere falan denk geldim.
Mesela işte ya gariban adam ne yapsın?
İşten çıktık eve gidiyoruz.
Abi bunu niye yapıyorsunuz?
Garibansan bile yapmaman gerek ki değilsin.
Ama baştan karşı tarafı kendinden yukarıda gördüğün için içten içe ona şey mesajı vermeye çalışıyorsun.
Bak benden beklentin olmasın.
Bak ben senden aşağıdayım.
Bunu bil ona göre gel.
Anladınız mı? Ya bu konuşma tarzı beni acayip irite ediyor.
Bakın zaten bu erkeklerin yani çirkinleşmek istemiyorum ama kendileri çirkinleşiyor.
Twitter'da falan görüyorum.
Abi hani böyle bir geyik var ya Twitter'da işte kıza bir kahve ısmarladık.
Servet ödedik falan. Hani böyle kendilerini bir şey sandıkları için ısmarladıkları bir kahvenin bile lafını yapıyorlar ya.
Abi sizin gerçekten bu kompleksiniz beni çok sinir ediyor ya.
Ya bir kahveden bile acizsiniz.
3 kuruş maaşınızla falan bakın çirkinleşmek istemiyorum ama kendileri çirkinleştiği için söylüyorum.
Çünkü bunu genelde üç kuruş maaşlı olan tipler söylüyor.
İşte kızım benim paramda gözü var.
Ya of bilmiyorum çok aşırı komik geliyor bana ve bunu gerçek hayatta gördüğümde de karşıma böyle tipler çıktığında da beni çok irite ediyor.
Çok kompleksli geliyor.
Bir kere hiçbir konuda insanın kendisini daha altı bir konuma sokarak konuşmaması lazım bence.
İtibar her şeydir ya.
Sen özellikle de daha yeni tanıştığın bir insana şakayla bile bir şeyler söylesen o insanın aklına bunu kazımış oluyorsun.
Kendi kendi olumsuz kelimelerle tasvir etmek senin için bir problem.
Demek ki kompleksisin.
Karşı taraf için de bir problem.
Ya şaka yapıyorsan bile o insanın aklına öyle yer ediyorsun.
Mesela bu kızlar için de geçerli.
İşte ne bileyim yeni tanıştığınız birine atıyorum ne diyor olabilir kızlar?
He he ben zaten hep trip atıyorum ya falan diye böyle şaka yapmayın mesela.
Çünkü o zaman trip atmıyorsanız bile o insanın aklını trip atıyormuş gibi kalıyorsunuz.
Neyse bu fakir edebiyatından nefret ediyorum.
Bunu özellikle de gerçekten fakir olduğu için değil, kendi psikolojik probleminden dolayı yapan insanlardan acayip soğuyorum.
Asıl konuya geri dönersek, niye bu kadar güldüm bu konuya bilmiyorum.
Gerçekten Twitter'daki muhabbetler falan çok komik.
Ya geçen birisi, bakın evleneceklermiş tamam mı nişanlısıyla.
Kendi maaşı 35, nişanlısının maaşı 45 bin lira.
İşte nişanlısı demiş ki, nişanlısı erkek olan.
Demiş ki işte evlenince her şey yarı yarıya olacak.
Kira faturalar her şey yarı yarıya olacak falan demiş.
Kız da demiş ki ya demiş hani ben bunu doğru bulmuyorum.
İşte bence öyle olmamalı.
Ben tabii ki evinden geleni yaparım ama.
İşte bence öyle olmamalı demiş kız.
Kızın düşüncesi de şu ben hem dışarıda çalışacağım hem evdeki tüm o kadınsal işler de bana kalacak.
O zaman niye benim dışarıda çalıştığım maaşımı da ben eve yatırıyorum kafasında?
Çocuk da buna demiş ki nişanlısı sen işte benim paramda senin gözün.
Sen beni sömürmeye çalışıyorsun falan.
Abi kusura bakma da zaten sen kızdan sadece 10 bin lira fazla kazanıyorsun.
Hani bu erkekleri gerçekten o yüzden anlamak mümkün değil.
Neyse dediğim gibi tekrar konuya dönersek.
Mesela bazen de insan kendini sabote ediyor tamam mı fark etmeden.
Belki şans sana gelecek ama içten içe kendine bir inançsızlığın var.
Büyümeyi ya da daha başarılı olmayı bir şekilde sabote ediyorsun.
Veya büyüdüğünde olacak şeylerden korkuyorsun.
Daha başarılı olduğunda olacak şeylerden korkuyorsun.
O zaman o sana gelecek kısmeti de o yolları da kendin tıkıyorsun.
Bence mesela bazı insanların daha şanslı olma sebebi...
Bu olabilir. Kendilerine daha inançlar, daha eminler.
O yüzden daha hızlı bir şekilde o yola giriyorlar.
Öyle ya da böyle. Hala aynı muhabbet aklına geliyor, gülesin geliyor.
Burada şunu söylemem gerek.
Umarım buraya kadar dinlemişsinizdir.
Çünkü bu bölümün başındaki performansından çok memnun değilim.
Nedense bir açılamadım.
Daha yeni açılıyorum ve gülme krizleri tutmaya başladı.
Hani keşke şu an başlasaydım bu podcast'ta, öyle söyleyeyim.
Neyse ya şöyle, başarı, şans, ilerleme konularında çok fazla düşünen, insanların hikayelerini de çok fazla dinleyen, çevresinde çok örnek olan, kendisi de bu süreçte ilerleyen bir
insan olarak benim yaptığım çıkarım, şans kimseyi durup dururken bulmuyor.
Şöyle düşünün, diyelim buldu.
O şansı yakalamaktan da önemli olan şey, o şansın sana getirdiği fırsatları sürdürebilmek.
Sürdürebilecek niteliğe ve tecrübeye sahip olabilmek.
O yüzden aslında yolun başında gelmeyen şans bazen gerçekten daha iyi olabiliyor.
Yol ilerledikçe gelen şans daha kıymetli oluyor bence.
İngilizce'de çok sevdiğim bir söz var.
Şöyle çevirebiliriz sanırım.
Çok çalışmak senin şansın bulabileceği yere götürür.
Ben çok çalışıyorum, uğraşıyorum ama hala olmuyor dediğiniz noktada benim nacizane önerim.
İki şeye bakın. Bir, dürüst ve samimi bir şekilde mi çalışıyorsunuz?
Yoksa birilerine nispet olsun diye kendinizi kanıtlamak için mi çalışıyorsunuz?
Hani ben de çalışıyorum, ben de kazanıyorum falan gibi.
Bir masa üretiyorsunuz atıyorum.
Bu masa sizin özgün tasarımınız mı?
Kullandığınız malzeme iyi mi?
Yoksa... Bugünü kurtarmak için öylesine bir şeyler mi yapıyorsunuz?
Ya ben öylesine yapılan, günü kurtaran sallapeti hiçbir şeye inanmıyorum.
Ya oradan kazanılan paranın ne bereketi olur, ne huzuru, ne bir şey olur bence.
Herhangi bir konuda sağlam ve yıkılmayacak bir başarı istiyorsak, onun altyapısını da oluşturmuş olmamız gerekiyor.
Ya background'ı da onu hak etmiş olmamız gerekiyor.
Dün aklıma bir fikir geldi, bugün onu yapmaya başladım, yarın zengin olacağım, yarın başarılı olacağım diye bir şey yok.
Bunların hepsi kolaya kaçmak, hepsi artık sosyal medyada gördüğüne inanmak veya niyetini temiz tutmamak.
Diyelim bu bahsettiğim şeyde, yani birinci baktığımız şeyde sıkıntı yok.
Gerçekten hepsini doğru düzgün yapmanıza rağmen, uzunca bir sürede emek vermenize rağmen bir türlü olduramıyorsunuz.
O zaman ikinci bakacağınız şey, benim için başka bir ihtimal olabilir mi?
Hayatın bana göstermek istediği başka bir yol mu var?
Ya burada aklınıza gelen ama yok ya dediğiniz bir şey olacak.
Yok canım ne alaka ya o değildir falan dediğiniz bir şey.
Muhtemelen denemeniz gereken şey odur.
Burada yine akıl dağıtıyor gibi olmak istemem.
Her zaman dediğim gibi karşı görüşlere açığım ve naçizane kendi düşüncelerimi, kendi tecrübelerimi paylaşıyorum.
Sizde olduğum sürede bazen düşüncelerim de değişiyor biliyorsunuz.
Belki bir yıl sonra, iki yıl sonra bu bölümde anlattıklarıma da katılmayacağım.
Bizim dinleyici kitlesi 23-34 yaş arası...
Aşırı yoğun tamam mı?
Sonra 44'e kadar da güzel bir yoğunluk var.
Bu beni acayip mutlu ediyor.
Genelde 18-22 yaş arası dinleyiciler daha yoğun oluyormuş podcastlerde.
O kitleye de bayılıyorum bu arada.
Hani o abla diyen kitle.
Ama benim şu anki kitlemden mutlu olma sebebim sanırım şu.
Ben benden küçük podcasterları dinlemeyi çok sevmiyorum.
Ya ne olursa olsun ben birinden bir şey dinleyeceksem ve bu şey bilgi değilse, mizah değilse, tecrübeye dayalı bir şeyse, benim konsepte bir şeyse.
Benden küçük olduğunu dinlerken hep fark ediyorum ve bir noktada beni tatmin etmiyor.
O yüzden benle yaşıtların veya benden büyüklerin burada olması, burada kalması beni acayip onur ediyor.
İyi ki varsınız, iyi ki sizler varsınız.
Buraya kadar dinlediyseniz sevdiklerinizle paylaşmayı ve her yerden takip etmeyi unutmayın.
Ben şimdi YouTube edit'e kaçıyorum.
Vlog yorumlarında görüşürüz.
Sizi YouTube'a da bekliyorum.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
