
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
9-6 mesaisine, dayatılan hayata ait hissetmeyip tek başına kendi yolunu bulmaya çalışanlara🌹 Bu sefer umut dolu bi hikayem yok, dertleşiyoruz. Desteğiniz için hepinize çok teşekkür ederim♥️😭♥️ Sevdiğiniz bölümleri sevdiklerinizle paylaşarak destek olabilirsiniz mucxx
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Bu yaşıma kadar hep her insanın hayatta gerçekleştirebileceği bir potansiyeli olduğunu, bu potansiyeli bazıları çok erken yaşlarda keşfetmesine rağmen bazılarınınsa uzun yıllar aradığını ve bir insan en iyi versiyona
ulaşmak istiyorsa bunu en de sonunda başaracağını düşünüyordum.
Ben Zeynep, hepimizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Ama son zamanlarda bu düşüncenin hayalperestlik olduğundan şüphelenmeye başladım.
Ya sanırım artık çok yoruldum.
Hayatımda ilk kez ilkokul, ortaokul, lise zamanlarını özlüyorum ya.
Dümdüz okula gidiyordum. Önü arkası yoktu.
Yapmam gereken tek şey o gün okula gitmekti.
Şimdi ise yaptığım her şeyde önde, arkasında, sonrasında daha iyi bir şey yapılabilir mi diye düşünüyorum.
Beynimin içinde bir köşede iş geliştirme uzmanı full mesai çalışıyor sanki.
Bazen bahsediyorum ben avukatım, stajda...
birlikte 7,5 yıldır çalışıyorum.
İlk stajımı 2015'te yapmıştım.
20 yaşındaydım daha. Ya size yemin ederim o stajda anlamıştım.
Ben buraya ait değilim demiştim.
Ya bu işi mi yapacağım ben ömür boyu diye düşünmüştüm.
Sonra yıllarca avukatlığı sevmeye çalıştım.
Stajım bitsin ruhsat al seversin dediler.
Sevemedim. Ruhsat aldım bir ofiste çalışmaya başladım.
Sevemedim. Kendi işini yapsan seversin dediler.
Kendi ofisimi açtım. Sevemedim.
Bu sefer sevdiğin alanda çalış o zaman seversin dediler.
Cezada çalıştım yine sevemedim.
Böyle böyle yıllarım geçti yani.
Bu arada güzel geçti.
Yani meslek olarak aslında yatkın olduğumu düşünüyorum.
Ama Türkiye'de bu işi yapacak sabır ve sinir sistemi bende yok.
Sorumluluğun büyüklüğü bazı geceler uykumdan uyandırıyor.
Yani tüm avukatlar böyle zaten.
Mental huzurum kalmıyor.
O yüzden de bu meslekte kalmak istemiyorum.
Yıllardır içimde gittikçe büyüyen bir problem haline geldi bu durum.
Hatta kanaldaki ilk bölümde meslek değiştirme cesaretiydi.
O zaman buna tam olarak cesaret edemiyordum.
Ama artık nokta koymaya kesin olarak karar verdim.
Meslekteki ihtimalleri denemek için uğraştıkça, çalıştıkça asıl istediğim diğer şeyleri deneyemiyorum.
Yani her şeye vakit kalmıyor sonuçta.
Neyse bu ayrı bölümün konusu.
Bu bölümde potansiyellerimiz ve en iyi versiyonlarımıza ulaşmaktan bahsedeceğiz.
Story'da bahsetmiştim.
Bir dizi izliyorum. Living With Yourself adı.
Aslında çok basit çerezlik bir dizi.
Ama kendi potansiyelinizi gerçekleştirmekle ilgili kafanızda soru işaretlerinin olduğu bir dönemdeyseniz baya anlam kazanıyor.
Kafa açıyor. Şöyle, dizideki adam beyaz yakalı.
Yıllardır aynı işe gidip geliyor.
İş yerinde başarısız bir dönemde.
İnsanlar onu takmıyor.
Eşi var. Eşinin kariyeri ondan çok daha iyi.
İşte çocukları olmuyor. Adam tükenmişlik noktasında ve bıkmış durumda.
İçindeki potansiyeli açığa çıkarma.
tüm eforuyla orada olmak yerine tembelliği seçiyor.
Söylenmeyi, yargılamayı, boşvermeyi seçiyor.
Sorumsuz davranıyor.
Sonra karşısına bir fırsat çıkıyor ve adam klonlanıyor.
Klonlandığı hali de adamın en iyi versiyonu.
Dizide sadece klonlama kısmı bilim kurgu bu arada.
O da adamın iki versiyonu da görebilmemiz için metaforik olarak kullanılıyor.
Dizinin kendisi öyle wow falan değil bu arada ama anlatmak istediği konu beni bayağı düşündürdü bir bakabilirsiniz.
Adamın klonlanan versiyonu adamın olabileceği en iyi versiyonu ya.
Adamla ilgili her şeyi biliyor, tüm anılara sahip ama dünyadaki hayatına daha yeni başlamış.
Dünyaya daha yeni gelmiş.
Yani bu anılarla ilgili evet biliyor hatırasında var ama bir yaşanmışlığı yok.
Henüz yorulmamış, yıpranmamış.
Olaylar onu duygusal olarak hiç etkilememiş.
Hayatta hiç alt üst olmamış.
Belki hiç ağlamamış bile daha.
O yüzden adamın en iyi versiyonunda mutlu mesut ideal şekilde takılabiliyor.
İşte bu dizi üzerine düşündüm ben de biraz.
Yani aslında hepimizin içinde gerçekleştirebileceği bir en iyi hal yatıyor ya.
Ama bu hale ulaşmak isterken hayat bir yandan devam ettiği için dış etmenler, olaylar, yaşanmışlıklarımız bizi bıktırıyor, yoruyor, demotive ediyor.
Bazen o kadar çok şey deniyoruz ki veya o kadar çok kez aynı şeyi deniyoruz ki.
10 kez denedik diyelim ve belki olması gereken şey 11.
denemede. Ama 10 kez denediğimiz için bitap düşüp, olumsuz önyargılar geliştirip 11.
denemeye cesaret edemiyoruz.
Bu arada olumsuz önyargı anlatım bozukluğu mu oluyor ya?
Aslında olumlu önyargı, evet anlatım bozukluğu neyse.
Ya da halimiz kalmıyor tekrar denemeye.
Bu noktada en iyi versiyonumuza ulaşma isteğimiz bile kaçıyor.
Tamam diyoruz ya yeter. Hani bari eforsuz bir şekilde yaşayayım.
Bununla daha fazla uğraşmayayım.
Mücadele etmekten yoruldum.
Mesela dünyada sonsuz zamanımız olsaydı, ölmeseydik, yaşlanmasaydık.
Muhtemelen sonsuzluk içinde bir noktada hayatta asıl yapmak istediğimiz, kendimizi mutlu hissettiğimiz o şeyi bulurduk.
ve yaşardık. Ama zamanı aleyhe işleyen bir ölçüt olarak ele alınca bari rutinimi koruyayım, belirsizlikle uğraşamam deyip stabil ve risksiz olan yolu seçebiliyoruz.
Ben de bunun hesabını yapıyorum günlerdir.
Hatta haftalardır.
Üzerine bu dizi denk gelince daha çok etkilendim.
Mesela şu ana kadar uğraştığım şeyleri düşündüm.
Şu ana kadar dediğim tüm hayatım boyunca değil bu arada.
Son bir buçuk yıla kadar hiçbir şey denemedim ben.
Avukatlığı sevmeye çalışmakla meşguldüm.
Meslek değiştirebilme ihtimali aklıma gelmiyordu.
Yani istiyordum ama bu yaştan sonra olmaz diyordum.
Bu yaş 26. Sonra bir buçuk yıl önce bana bir geldiler.
Ya dedim neden ben istediğim her şeyi denemiyorum ki?
Sırayla deneyeyim yani ne olabilir diye düşündüm.
Başladım denemeye. Önce kendi ofisimi açtım.
Zaten kendi ofisim devam ediyor.
Hani dışarıdan iş alıyorum bilmem ne.
Onunla bir uğraşıyorum. Onun yanında da önce bir Instagram hesabı açtım.
Ama sonra devamlı kendimi paylaşmak çok sıkıcı ve saçma geldi.
Sonra ofiste atölyeler yapabiliriz diye düşündük.
Bir arkadaşım var böyle işler yapıyor.
Onu yapacağı atölyeleri ofiste yaptık.
Ona da bir Instagram hesabı açtım.
Çok keyifliydi o atölye işi.
Ama atölyeden kazanılacak para benim kendi işime göre çok az kaldı.
O yüzden bunu eledim. Sonra ürün tasarlamak, marka kurmak falan böyle bir isteğim vardı.
Hala var bu arada. Yani bir şey tasarlamak ve onu pazarlamak konusunda bu konuya çok ilgim var.
Mesela podcast da öyle bir şey aslında.
Bir şey tasarlıyorum burada ve onu sonra pazarlıyorum.
Yani bunu seviyorum. Neyse bunu denedim.
Geçen ay kısa süreli bir deneme oldu kış sezonda.
Küçük bir tecrübe edineyim bir bakayım nasıl olmalı bu iş diye düşündüm.
Kışlık bir şapka ürettirdim.
Ama şapkanın her şeyini kendim yaptım.
Tasarladım, kalıbını çıkarttırdım.
Böyle 10-12 kumaştan, bir sürü farklı kumaşçıdan en iyi kumaşı bulmaya çalıştım.
Her bir kumaşta, her bir kalıpta ya sayısız deneme yaptık atölyede.
Sonra şapkanın modelini bulduk.
Sonra Instagram'ı açtım, satışa koydum, reklamını çektim.
Bu benim için o kadar keyifli bir süreçti ki.
Sıfırdan kurulan bir işe göre de bayağı iyi gitti.
Hatta Hippicon diye bir internet sitesi var belki bilirsiniz.
Onlar mail attı onların bünyesinde satışa çıkmamız için.
Orada da satışa çıktı.
İlk deneme için minimum riskle elimden geleni yaparak böyle bir şeyle uğraştım.
Oradan bir sürü tecrübe edindim mesela.
Ya benim için o kadar iyi oldu ki.
Marka kurmayı bir noktada farklı bir misyonla hayata geçirmek istiyorum hayatımın bir döneminde.
Çünkü bununla ilgili daha... Bazı kitlelere hizmet eden ve böyle yardım ayağı olan bir şey olmasını istiyorum.
O yüzden onun şu an vakti değil.
Biraz daha belki tecrübeye ihtiyacım var.
Ama bu küçük deneyim benim için çok iyi oldu.
Sonra podcast'a başladım.
Podcast'a aslında kendi içimdeki karmaşadan dolayı başladım.
Yani iş olarak değildi hiçbir şekilde.
Kişisel gelişimle falan uğraştığım zamanlarda böyle en top noktada hani en çok ilgili olduğum zamanlar içimde birikmiş çok konu vardı.
Amatör şekilde başlamıştım.
Ama reklamıyla çok uğraşmamama rağmen hatta hiç reklam bir kere verdim şu ana kadar onu da yapamadım zaten.
Ona uğraşmamama rağmen bu podcast ilk günden beri Çok desteklendi.
Yani desteklendi derken burada Evren bu podcast kanalını hep destekledi.
Bence denediğiniz şeylerde buna dikkat etmek lazım.
Ya bazı şeyleri Evren gerçekten destekliyor.
Siz minimum efor gösterseniz de verdiğiniz efora oranla daha fazla karşı kalıyorsunuz mesela.
Ama bazı şeylerde de ne kadar uğraşsak da olmuyor.
Sistem sanki dışarı atıyor.
Ben mesela avukatlık konusunda 6-7 ay...
Sistem beni banlıyor gibi hissediyorum.
Çünkü aylardır avukatlıkla ilgili ne yolu denediysem bir türlü böyle tutmadı.
Ve hayat beni daha çok podcast'e yöneltti.
Bu dediğim başta komik gelebilir daha önce hiç duymadıysanız veya deneyimlemediyseniz.
Ama biraz dikkatle gözlemlerseniz eminim sizin hayatınızda da bir bir türlü olduramadığınız bir de böyle şak diye olan şeyler vardır.
Hatta şak diye olan şeylere şaşırırsınız.
Bu nasıl kolayca oldu ya dersiniz.
Kolayca oluyor çünkü evren destekliyor.
O yoldan gidebilirsin burada güzel şeyler var diyor.
Her şey bir başarıya ulaşmak zorunda değil tabii ki.
Bazen de oradan edineceğin tecrübeyi destekliyor belki onu görmeni istiyor.
Ama ben son... Son zamanlarda artık gerçekten çok yoruldum.
Belki de üst üste çok şey denediğim ve bir yandan da avukatlık gibi stresli bir işe devam ettiğim için bilmiyorum.
Sonuçta burada da iki bölüm çekiyorum haftada.
O da zor. Avukatlık zaten çok stresli.
Ama bu bölüm diğer bölümlerden farklı olarak biraz daha dertleşmek üstüne olacakmış gibi duruyor.
Yani normalde hep ben burada insanları motive etmeye çalışırım ama sanırım bugün ben biraz demotiveyim.
Podcast'i, bu kanalı, sizinle olan bağımızı...
DM'den konuşmamızı, dertleşmemizi gerçekten çok seviyorum.
Yani nedense bana çok iyi geliyor.
Çünkü şöyle bir şey var benim Instagram hesabımda.
Bazı hisleri insan sadece kendisi yaşıyor.
Bazı olaylarda sadece kendisinin başına kötü şeyler geliyor sanar ya.
Benim bu podcast'a başlamamdaki amaç aslında hayır sadece senin başına gelmiyor.
Bak benim başıma da geliyor.
Hani bu ortak hisler hepimize ait gibi bir bakış açısıydı.
Instagram hesabımdaki insanlar da gerçekten bu ortak hislerle ilgili konuştuğumuz insanlar.
O yüzden bana çok iyi geliyor.
Bugün 33. bölümü çekiyorum.
33 bölüm bir işe emek vermek, adım adım büyütmek de çok güzel.
Yani kendi emeğimle burayı geliştirdim ve hep üstüne koyarak ilerlemeye çalışıyorum.
Yani çoğu bölümde yeni bir şey deniyorum, Instagram'da yeni bir şey deniyorum.
Yaratıcı bir şeyi ortaya koymanın hazlı bence başka hiçbir işte yok.
Ama maddi geliri olmadan emek vermek bir noktada insanı gerçekten bunaltıyor.
Zaten düşünsenize rutinde haftada iki bölüm yaptığım bir şeyi bir de maddi karşılığı olarak yapsam çalışıyor sayılmam.
Yani normal hayatımı yaşayıp üstüne para kazanıyor olurum.
Aklıma bu ara hep bir arkadaşımın dediği şey geliyor.
Geçen yıl onunla ikimiz podcast kanalı kurmuştuk.
Bayağı da bölümü çekmiştik.
Onun düştüğü bir anda onu motive etmeye çalışırken şey demiştim.
Ben ilk podcast çektiğimde arkadaşlarım hariç dinleyen birkaç kişi var diye mutlu olmuştum.
Sonra o kişiler arttı.
Vay be kanalı dinliyorlar oğlum falan diye onu anlatmıştım.
O da bana şey demişti.
Eee dinlesinler yani ne oluyor ki nereye varıyor demişti böyle umutsuz bir şekilde.
Mesela şimdi düşünüyorum, avukat olarak kendi işimi yapmayı bile bırakıp dümdüz bir ofise girsem, işe gidip gelsem, maaşımı alsam, sporuma gitsem, hayatıma devam etsem.
Bu yolu neden seçemiyorum?
Ya neden başka işler peşinde koşuyorum?
Hayat böyle bir mücadeleyle mi geçecek hep?
Yani belki de bölümün en başında dediğim şey, belki de bu sadece hayal payesliktir.
Belki de daha iyi bir versiyonumuz vardır evet ama ona ulaşmak zorunda değilizdir.
Bunca insan normal bir şekilde yaşıyorsa, başına böyle ekstra işler alıp da dünyadaki sınırlı ömründe zamandan feragat etmiyorsa belki de onlar haklıdır.
İşten gelince dizi izleyip, uyuyup, diğer sabah işe gitmek vs.
işten gelince podcast çekmek veya her neyse hayaliniz, isteğiniz olan o diğer şey, onun için uğraşmak, biraz uykusuz kalmak ve diğer gün yine işe gitmek.
Bu ikinci vs. insanı bir noktada çok yoruyor.
Biraz yaratıcısın ve böyle şeylere ilgin var diye tüm hayatını podcast yapmaya adamak zorunda mısın mesela?
Sonu belli olmayan riskli bir yatırım bu sonuçta.
Ve buradaki yatırım para da değil daha da değerli bir şey.
Zaman, emek. Bu riske girmesen belki biraz mutsuz olsan ama stabiliteyi korusan daha iyi olabilir belki de.
İşte ben böyle düşünceler ve bıkkınlık içindeyken...
Diziye denk geldim. Dizideki olaylar bir adamın en iyi versiyonu tarafından bir de adamın kendisi tarafından gösteriliyor.
Diziyi izleyince biraz daha fazla çalışıp biraz daha konsantre olunca aslında insanın daha iyi bir versiyona ulaşmasının çok da zor olmadığını düşünüyoruz.
Sadece belki bazen bakış açımızı değiştirmek lazım.
Bazen daha fazla efor sarf etmek lazım.
Bilmiyorum. Ben böyle zamanlarda yani bir şeyde pes edip etmemekle ilgili kararsız kaldığım zamanlarda işaretler var mı diye görmeye çalışıyorum.
Bundan kastım saatte 12-12'yi 17-17'yi yakalamak gibi şeyler değil bu arada.
Ya mesela podcast ile ilgili ne zaman pes etsem pes etmeye yakın olsam biri o gün mutlaka öyle bir mesaj yazıyor veya öyle bir şey diyor ki yani tekrar motive oluyorum.
Az önce de bu bölümü çekmeye başlamadan önce Bir DM geldi ve beni öyle bir ağlattı ki hani oturdum ağlamaya başladım.
DM'i atan kişi mesajın bir yerinde şöyle yazmış.
Benim görüp görmeyeceğimden bile emin olmadan yazmış mesajı bu arada.
Mesajın başından bunu anlıyoruz.
Böyle ilk başta çok güzel şeyler demiş söylemiş ki.
Podcastlerini dinlerken sanki kendi ablamla sohbet ediyormuş gibiyim.
Belki farkında değilsin ama hiç bilmediğin yerlerde bilmediğin bir kız senin sayende korkularını aşıp potansiyelini gerçekleştirmek için o ilk adımları atacak gücü, cesareti kendinde bulmaya çalışıyor.
Teşekkürler her şey için.
Eminim ki ileride çok daha iyi yerlere gelip çok başarılı olacaksın.
Ay alacağım tekrar. Ya o kadar tatlı bir mesaj ki.
Burada şey gibi anlamayın lütfen hani tanrısal bir yerden ben insanların hayatına böyle etki ediyorum falan gibi bir şey değil.
Sonuçta ben burada kendi deneyimi paylaşıyorum.
Aslında kendi geçtiğim yolu anlatıyorum ve benden belki daha küçük olan insanlar o yüzden etkileniyor.
Çünkü onlar henüz oraya gelmedi ama birileri daha aynı şeyi yaşıyor ve uğraşıyor.
En azından bunu görüyorlar.
Yani umarım en kısa zamanda artık şunu görürsünüz hani birileri daha bunları yaşıyor, uğraşıyor ve başardı.
Onu görebilirsiniz. Tanımadığım bir insana zaman ayırıp bu mesajı yazmak o kadar tatlı bir hareket ki.
Belki yazmadan önce hani şey düşündü.
Ya şimdi bu mesajı görse ne olacak kız ya?
Hayatında ne değişecek diye düşündü.
Ama benim şu an içinde olduğum ruh halinde bana o kadar iyi geldi ki.
Ya birden duyguseli yaşadım ve tekrar motive oldum.
Ve dediğim gibi hani işaret bakıyorum dedim ya.
Bu mesaj bugünün bir işareti oldu.
Bir de birisi daha mesaj atmış.
O da aynı şekilde. Bu yüzden diyorum zaten bence hepimizin birbirine bağlı olduğuna inandıran şey beni bu oluyor.
Yani kolektif olarak gerçekten bağlıyız ve birimizin ihtiyacı olduğu anda mesela belki bu podcast sizin karşınıza çıkıyor.
Benim karşıma sizin bir mesajınız çıkıyor.
Bilmiyorum ben buna inanıyorum.
Arkadaşımın dediği gibi insanlar bunu dinlese ne olacak ki diye düşünüyorum bazen.
Ama bazen de dediğim gibi hani birbirimize kolektif bağlarla bağlı olduğumuza o kadar inanıyorum ki zaten böyle şeyler de bu inancımı destekliyor.
Ve buranın bana ve size iyi geldiğini bir şekilde hissediyorum ve görüyorum.
Belki de her şeyin çok büyük anlamları olmasına gerek yok.
Yani içimizde bir his, bir potansiyel var ve dışarı çıkmak için bizi rahatsız ediyorsa belki de nasıl denediğimizin önemi yok.
Ya sadece eyleme geçip denememiz gerekiyor.
Ufak da olsa, büyük de olsa bir adım atmamız gerekiyor.
Bugün biraz kafam karışık olduğu için dağınık gittim.
Umut dolu, iyi sonlu bir hikayem de yok da anlatacak.
Gerçek zamanlı büyüyen bir kanala siz de benimle birlikte şahit oluyorsunuz.
Belki sizin aranızda da yeni bir iş denemek isteyen birisi vardır diye her aşamayı paylaşmaya çalışıyorum.
Bunu illa podcast veya sosyal medya olmasına gerek yok.
Burada anlattıklarım aslında her şeyi uyarlayabilirsiniz bence.
Ortak bir deneyim olacağına eminim.
İşte bu aşamalar arasında umutsuzluğa düşmek, ikilemler yaşamak, buraya kadar geldim buradan geri dönemem düşüncesiyle, zararın neresinden dönsen kardır düşüncesi arasında kalmak bu yolun bir parçası.
Bu noktada pes edip devam etmeyen binlerce insan olmuştur.
Ama devam eden onlarcası bu işi başardı.
Ben o onlarca kişiden biri olabilme ihtimalimi seçiyorum.
Zaman ne gösterecek bilmiyorum.
Ama daha yüksek düzeyde efor harcadığımda bu kanalın nereye gideceğini çok merak ediyorum.
O yüzden devam edeceğim. Desteklemek isterseniz tüm platformlarda takip edip beğendiğiniz bölümleri paylaşabilirsiniz.
50 İlk Buluşmanın yeni bölümü salı günü önce YouTube'da, çarşamba günü tüm platformlarda olacak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
