
bazı seçimler ve bazı korkular potansiyelimizi ziyan ediyormuş gibi hissediyorum ^
Zihinsel ve bedensel iyi oluş yolculuğunda, aklından geçenleri özgürce konuşmak istersen BİLİNÇ25 koduyla Terappin ’deki ilk seansın 2026 sonuna kadar %25 indirimli! 💜 #AnlaşılmakİyiGelecek
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içermektedir.
Transkript
Genciz, çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma teklifini o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılla karşılaştıysak Bilinç Akışı Podcast'ın 100.
bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Yaşamayı en korktuğunuz his ne?
Kendinizi bulmaktan en korktuğunuz yer neresi?
Benimki biraz basit gözüken ama düşününce bayağı ağır bir tablo.
Şöyle düşünün, 50'li yaşlarımdayım.
Gece uyku tutmamış, evdekiler uyuyor.
Ben mutfak masasındaki sandalyede arkama yaslanmışım, davlumbaz ışığında sigara içiyorum ve böyle hayatıma dönüp bakıyorum, pişmanlıklarımı düşünüyorum.
Bu görüntü yabancı gelmemiştir size de eminim.
Benim için bu tablo hayatta istediklerini yapamamış, hayallerini ertelemiş, belki ailesi, belki çocukları için veya başka sebeplerle kendini feda etmiş bir insanı temsil ediyor.
Bizim ülkemizdeki birçok kadın sanki bu hissi yaşıyormuş gibime geliyor.
Ya sadece kadın değil aslında, birçok erkek, birçok insan bu hissi yaşıyormuş gibime geliyor.
Zamanında yapmak istedikleri hayalleri, potansiyeli varmış da hayatın gidişatında bir şekilde bunlar içinde kalmış gibi.
İçinde kalanlardan dolayı bazen ailesine ve çevresine hayatı zehir ediyormuş gibi.
Bazen aniden parlar ya mesela büyüklerden biri.
Hiçbir şey anlamazsın. Ne oldu ya?
Neden oldu falan olursun böyle.
Büyüdükçe o anlamsız yükselişlerin büyüklerin kendi hayatlarında bulamadıklarının acısı olduğunu anlıyorum.
Konu biz değiliz aslında. Yani bizle ilgili değil.
Konu kendilerinin ziyan ettikleri potansiyelleri.
Şimdi bu potansiyelle ilgili...
İşte dünyayı kasıp kavuran kişisel gelişim sektörünün pompaladığı.
Sen özelsin. Sen içinde yatan cevheri keşfetmelisin.
gibi bir balondan bahsetmiyorum.
Lütfen yanlış anlaşılmasın.
Bu kişisel gelişimin her insanı aşırı şımartması, aşırı egoist yapması bence şu an ilişkilerin ve hayatın handikapı oldu.
Hepimiz kendimizi bir şey sanıyoruz.
Egomuz gittikçe kabarıyor ve dışarıya tahammülümüz azalıyor.
Yalnızlaşıyoruz. Neyse bu başka konuda o anlamda söylemiyorum.
Benim demek istediğim şey illa çok büyük yeteneklerden, potansiyellerden bahsetmiyorum.
Ama herkesin hayatta gitmek istediği bir yön vardır ya.
Yapmak istediği bir iş.
vardır, yatkın olduğu bir şey vardır.
Ya onları keşfetmek, hayat akışında ucundan kıyısından da olsa o yönlerini kullanmak, bundan bahsediyorum.
Hatta biraz spritüel mekik çekmemiz gerekirse bu olayın karşılığı kendi darmanı bulmak oluyor.
Darma spritüel anlamda bireyin yaşam yolundaki görevini bulması manasına geliyor.
Herkesin kendi darması olduğuna inanılıyor.
Biz bu hayata gelirken burada ne yapacağımızla ilgili bir sözleşme yapmışız.
Buna inanılıyor. Mesela işte darmanız başkalarını yönlendirmek, eğitmekse bir yönetici olabilirsiniz, öğretmen olabilirsiniz gibisinden.
Biz kendi darmamızı ararken aslında birçok şey yaşıyoruz.
Bazı olayları, örüntüleri tekrar tekrar yaşıyoruz örneğin.
Mesela deriz ya işte benim bu konudaki sınavım bir türlü geçmedi, hep başıma aynı şey geliyor deriz.
Çünkü kendi darmamıza, kendi asıl halimize ulaşmak için o dersi geçmemiz gerekiyor ve biz o sınavı veremedikçe orayı bir türlü geçemiyoruz.
Darmamıza uygun düşünce ve davranışla hareket edene kadar bu sınavları hayat bize tekrar tekrar yaşatıyor.
gibi bir yerden düşünün. Bu benim çok düşündüğüm bir konuydu tamam mı?
Hani bu kadar spritüel bir yerden değil de eski yaşam sözleşme gibi bir şeyden değil ama hayatta neye yatkınım, ne yapmalıyım, ne yaparsam daha akışta bir şekilde yaşarım diye düşünüyordum.
Bunu herhalde bir 10 yıl falan düşündüm.
Bir sürü şey denedim.
Olmadı böyle olsa bile ben bir türlü rahat edemedim.
Bir akıp gidemedim.
Hep bir tökezledim.
İyi hissetmedim. Sonra bir şekilde podcast'a başladım.
Ve podcast'a başladıktan sonra 30 bölüm falan herhalde daha aklımda şüpheler vardı.
Acaba ben yanlış mı yapıyorum?
Ben avukatım. Avukatlık varken burada neyle uğraşıyorum?
Bir de toplumda da hani avukatsınız.
Böyle bir işle uğraşıyorsunuz.
O da hoş bir şey değil. Anladınız mı?
Müvekkillere karşı falan da hoş olmuyor.
Buradan bir toplum baskısı da oluyor zaten.
İşte bu yaptığım şey benim için boşa emek verilen bir şey mi gibi hep bir soru işareti vardı kafamda.
Dediğim gibi 30 bölüm.
Ama bir yandan da burada bir dünya kurarken duygularımı anlatarak ve insanları gözlemleyerek analiz yapıp bunu sizle paylaşırken o kadar rahat hissediyordum ki mantıken şüpheye düşsem de
Hissel olarak çok ait olduğum yerdeymişim gibi hissediyordum.
Böyle hissedince kafamda diğer ses beliriyordu hemen.
Hayır sen kafandan uyduruyorsun işte fazla romantik bakıyorsun.
Git normal işini gücünü yapmaya devam et.
Belki de hayat böyledir yani sevmediğin işte para kazanmak için çalışır uğraşırsın.
Sonra ölür gidersin falan diyordu diğer ses.
Bugün geldiğim noktada yani 100.
bölümde size sadece şunu söyleyebilirim.
Kafamdan uydurmuyormuşum.
Bu yolun beni getireceği bir yer varmış.
Bir yer varmış derken henüz bir yere gelmedim ama bu yolculuk olarak söyleyeyim.
Bunu hissediyormuşum.
Ama nasıl diyeyim ya daha çok başında olduğum için toplum baskısıyla, dış seslerle, işte hayat düzeni...
Ve Türkiye gerçekleriyle bu hissimin his mi yoksa benim inanmak istediğim için uydurduğum bir şey mi olduğunu anlayamıyormuşum.
Bunu anlamadıkça da inancımı yer yer kaybediyormuşum.
Şimdi diyeceksiniz peki ben neye yatkınım?
Ben hala bulamadım. Bence bunu bulmak için bakacağınız ilk yer çocukken nasıl bir çocuk olduğunuz.
Ben kendimi düşündüğümde normal bir çocuktum.
Öyle duruyordum diye hatırlıyordum.
Geçenlerde ben çocukken çok yakın olduğumuz bir tanıdığımla görüştüm.
Dedi ki... Sen çocukken nerede iki kişi var, nerede üç kişi var böyle birkaç kişi konuşuyor.
Hep yanlarında durur dinlerdin dedi.
Bu laf dinleyen çocuklar olur ya ben tam oydum işte.
Bunu biliyordum da onun söylediğine göre çok gözlemliyormuşum.
Büyükleri, insanları anlattıklarını gözlemliyormuşum.
Çocuk olmama rağmen hani kocaman insanlar baktığında ama ilgiyle dinliyormuşum.
Şimdi bakıyorum gerçekten de çok seviyordum insanların anlattıklarını dinlemeyi, onları izlemeyi.
E şu an yaptığım iş de bu işin ana unsuru zaten etrafı gözlemleyerek.
insan ilişkilerini gözlemleyerek yaptığım çıkarımlar bir noktada.
Anlatabiliyor muyum? Veya hep yazı yazardım ya günlük tutardım.
Sayfalarca hislerimi yazardım 9 yaşından beri.
E şimdi de hislerimi toparlayıp aktarıyorum.
Benim yapmam gereken şey buydu.
Artık eminim hislerini, düşüncelerini anlatarak insanlarla samimi bir bağ kurmaktı.
Benim yolum buradan geçiyordu.
Sadece bulmam çok uzun sürdü.
Ya benim için böyle işte. Neyse şunu söyleyeceğim.
Herkes için bir yol var aslında.
Bazısı belki o yolu çoktan buldu.
kendisine uygun sevdiği şeyi yapıyor.
Bazısı o yolun varlığını bilmeden mutsuz olduğu şekilde yaşamaya devam ediyor.
Bazısı ve belki de en üzücüsü de o yolun varlığını biliyor ama Adım atmaya cesaret edemiyor.
Aslında o yolun varlığını bilmeden yaşayıp gitmek de çok üzücü.
Küçüklükten beri tanıdığınız insanlar, arkadaşlarınız varsa büyüdükçe bazen fark edersiniz.
Bazılarının hayatta yaptığı seçimler sanki potansiyellerini köreltir.
Bakarsınız ve şey dersiniz.
Bambaşka bir yerde olabilirdi şu anda.
Onda o potansiyel vardı ama yapmadı.
Bu ihtimal beni inanılmaz üzüyor ya.
Böyle bir söz vardı ya.
Düşünsene ölüp gidiyorsun ve Tanrı sana diyor ki ben seni muhteşem bir keman virtüözü olarak yaratmıştım ama sen bir kere bile keman çalmayı denemedin.
Kalbim, kalbimi acıtıyor bu düşünce.
Bazı insanlar da bunu çok erken keşfediyor.
Mesela Şebnem Bozoklu'ydu sanırım bir röportajında söylüyordu.
8 yaşındayken falan bir tiyatroya gitmiş.
Ben demiş tiyatrocu olacağım.
Orada karar vermiş. Başka hiçbir şey düşünmemiş hayatı boyunca.
Ben 28 yaşında ne yapacağımı bulmuş bir insan olarak onu çok şanslı görmüştüm.
Ama 38 yaşında bulan da beni şanslı görür.
Şimdi burada bulmak neden bazı insanlarda daha geç, bazı insanlarda daha erken oluyor?
Ben bunu düşünüyorum bazen.
28 diyorum da hatta ben 29 olmuştum artık.
Bu yaş... Benim tam da kendimi çok iyi tanımaya başladığım zamana denk geliyor.
Önce kendimi çözümledim.
Ya hatta şöyle, önce yaşadıklarımı çözümledim.
İçimde biriken kırgınlıkları, öfkeleri, kalp kırıklıklarını masaya yatırdım.
Sonra onları bir güzel deştim.
Sonra o değiştiğim şeyleri yavaş yavaş onardım.
Geçmişten başlayarak güncel halime doğru geldim.
Ya geçmişi çözümledikçe güncel halimdeki kendimi de daha iyi keşfetmeye başladım aslında.
Kendimi keşfettikçe de hayatta ne istediğimi daha iyi anlamaya başladım.
Ne istediğimi anladıktan sonra bir şeyler denemeye başladım.
Deneye yanıla yol beni bir yerlere götürdü zaten.
Ya burada asıl mesele gerçekten insanın içine dönüp bakması ya kendini çözümlemesi.
Ben bunu o dönem büyük oranda terapiye...
Altyazı M.K.
Size özel pot 500 koduyla 500 TL indirimden yararlanabilirsiniz.
Detayları açıklamaya bırakıyorum.
Bir de şöyle bir şey var. Darma dedik ya darma demişken darma demeyelim de şimdi buna.
Kendi potansiyelimde içimizdeki potansiyel diyelim.
İçimizdeki potansiyeli uygun hareket ettiğimizde ne oluyor biliyor musunuz?
Ya böyle o yollar sanki açılıyor.
Rezonans kanunu gibi düşünün.
Hangi enerjideysen o enerjideki şeyleri hayatına çekersin ya.
Gerçekten potansiyelimize uygun hareket edince başımıza gelen olaylar da bize göre uyumlanıyor.
Ve istediğimiz şeylerin niyetlerimize ulaşmak inanın daha kolaylaşıyor.
Bazen de mesela bir yolu denerken çok tıkandığını hissediyoruz.
Ne yapsak? Sanki duvara çarpıp çarpıp böyle geri geliyoruz.
Oralar genelde bize uymayan yerler oluyor.
Ama biz inatla zorluyoruz.
Kendi inanç kalıplarımızdan, toplum yargılarından artık her ne sebeptense bize uymayan o kapıları zorluyoruz.
O yüzden önce kendimizi çözümleyip kendi isteğimizi ve bize uyanları bulduktan sonra bir şeyler denediğimizde bence yol daha hızlı akıyor.
Yani biraz soyut anlattım ama umarım anlamışsınızdır.
Bir de kendi potansiyelimizi bulmanın en basit yolu şu aslında.
Ne bize kolay geliyor? Bıraksalar ne yaparız?
Ve neyi diğer insanlara göre kolayca yapıyoruz?
Atıyorum iyi yazı yazıyorsunuz.
Sanıyorsunuz ki herkes bu metni kolayca yazar.
Halbuki hayır. Herkes kolayca yazamıyor.
Sen kolayca yazabiliyorsun.
Biraz daha içe dönüp gözlem yaparak bu yanlarımızı keşfetmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Bunu yapmazsak kendimize olan öfkemiz yıllar içinde birikecek, birikecek, başka insanlardan çıkacak.
Sonra ileride bir gün gecenin üçünde mutfak masasında oturup potansiyel ziyanıyla geçen ömrümüze bir sigara yakacağız.
Bunu hiç yaşamadığımız bir hayat diliyorum hepimize.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
