
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hırslarımızdan kurtulmak, para kazanmak, alışkanlık edinmek, takılı kalmadan yolumuza devam etmek, meditasyon, zikir, yürümenin felsefesi üzerine konuştuğumuz ikinci glow up bölümü 🌟 Sevdiğiniz bölümleri paylaşmayı unutmayıın 🤍🐒
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Her sonbaharda, her hafta başında, her yeni yılda hayata yeniden başlıyorsanız Genciz, çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem...
Bayan Manifest Bakanı. Sevmediğim mesleğimi...
Astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma teklifini o kadar özledim ki...
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepimizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde?
ve hatta hangi yılda, hangi zamanda bu podcast'e geldiyseniz 72.
bölüme iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Geçen bölüm Fazlı Polat'tan çarptım diye telifini vermişim bu lafın.
Abla Fazlı Polat, Mesut Süreyi savundu.
Kardeşim, sonuç olarak adama ait bir lafı çarpıyorum.
Hani onun ne yaptığı benim telifi belirtme zorunluluğumu ortadan kaldırmıyor.
Niye bu kadar yükseldim bilmiyorum da.
Anyways, Ömürlük Globop'un birinci bölümünü çok sevdiniz.
Aşırı mutlu oldum. Geçen bölüm 3 maddeden bahsetmiştik.
Bu bölüm 4. maddeden tam gaz devam ediyoruz.
4. glow up maddemiz kendine verdiğin sözü tutmak.
İnsan beyni o kadar garip bir şey ki her öğrendiğim şey karşısında şok oluyorum ya.
Kendimizi istikrarsız, disiplinsiz, yetersiz hissettiğimiz zamanlar vardır ya.
Bunun asıl sebebi şöyle bir şeymiş.
Bizim hafızamızda daha önce kendimize verdiğimiz Büyük büyük sözleri tutamamamızmış aslında.
Yani şöyle, şimdi psikolojik olarak açıklamasını unuttum tamam mı?
O yüzden bu psikolojik bir açıklama değil.
Ama benim kendi cümlelerimle yeniden anlatışım olarak görünsüz.
Psikologlar falan kızmasın şimdi bana.
Şimdi şöyle düşünün. Hayatımız boyunca her pazartesi diyete başlıyoruz ama perşembe günü bırakıyoruz.
Pazartesi tekrar başlıyoruz falan diyelim.
Beyin bunların hepsini kayıt altına alıyor.
Biz sözümüzü tutmadığımız her seferde kendimize güvenimizi biraz daha kaybediyoruz.
Kendimize inancımızı kaybediyoruz.
Her yeni hedefte daha disiplinsiz, daha yetersiz hissediyoruz.
Neden? Çünkü son koyduğumuz hedefi gerçekleştiremedik.
İlla hatırlamak zorunda değiliz bu arada neler koyduk, neler başaramadık diye.
Zihnimiz ve duygularımız hatırlıyor ama.
Zihin orada kodlanıyor.
Tamam yine söz veriyor ama yine tutmayacak diye düşünüyor atıyorum.
O da bize bilinçaltımızda bir inançsızlık hissi yaşatıyor.
Zaten inanmadığımız için de sürdüremiyoruz.
Daha önce de yaşadık aynısını.
Bunu içten içe biliyoruz.
O yüzden arkadaşlar millete verdiğimiz sözde ne kadar özenliyse kendimize verdiğimiz sözlerde çok daha özenli olmamız gerekiyor.
Ben bunu öğrendiğimden ve tecrübe ettiğimden beri Kendime nasılayım böyle çok büyük sözler verip sonra altında ezilmiyorum.
Büyük sözler, büyük hedefler koyunca yapabileceğimden fazlasını hedefleyince büyüklüğü gözümü korkutuyor, hiç yapmıyorum.
Daha sürdürülebilir ve gerçekçi hedefler koyunca atıyorum bu hafta 5 kez spora gideceğim demek yerine 3 kez giderim deyip canımın istemediği günlerde de ya bugün canım istemiyor ama hadi bir adım atayım da en
azından olduğu kadar yaparım deyip gidiyorum.
Mesela şey falan diyorum hani tamam ya belki 20 dakika yapacağım ama gideyim yine de diyorum.
Bu sefer gidince yani zaten o ilk adımı atınca 20 dakika ile sınırlı kalmıyor.
Bir saat spor salonda kesin kalıyorum.
Önemli olan burada oraya gidebilmek.
Ya da ya bakın en ufak şeylerde bile ev işleri diyelim.
Bugün eve gideceğim, her şeyi bitireceğim, evi derli toplu yapacağım.
derdim önceden olsa. Sonra hiçbirini canım istemezdi.
Yani hepsi şimdi bir sürü görev olarak düşününce çok büyük geliyor ya gözüme.
O yüzden de hiçbir şey yapasım gelmezdi.
E yapmayınca da kendimi çok kötü hissederdim.
Artık diyorum ki bugün eve gideceğim ve sadece çamaşırları yıkayıp asacağım.
O çamaşırı yıkamaya başlayınca kendime verdiğim sözü tuttuğum için beynim bir tik atıyor ve kendime güvenim geliyor.
Kendime inancım geliyor belki de bilmiyorum.
Ama diğer işlere de otomatik olarak başlıyorum.
Bu dediğim gibi hani psikolojik olarak tam olarak doğru bir aktarım yaptım mı bilmiyorum ama kendimde gözlemlediğim şey bu şekilde.
Hedefi küçük tutup kendime alan tanıdığımda zaten çok daha fazlasını yapmaya istekli oluyorum.
Yani böyle arka arkaya geliyor.
Bu kişiden kişiye değişiyor olabilir tabii.
Siz benim böyle dediğime bakmayın.
Hani kendi zihninizi tanımaya çalışın.
Ben büyük hedeflerden darlanıyorum mesela.
O yüzden böyle minik minik düşünüp öyle hareket ediyorum.
Bir bakmışım beklediğimden çok daha fazlasını yapmışım.
Kendine verdiğin sözleri tutmak, kendine saygını arttırdığı için, kendinle aranı iyi tutmanı sağladığı için kesinlikle bir glow up yaratıyor.
Ben kendime verdiğimi sözü tutmuşum hani.
O self disiplini, kendi kendime disiplini olma işini bile halletmişim.
Başkasının baskısı olmadan irademi kontrol edebilmişim.
Senle mi uğraşacağım falan oluyorsun dışarıya karşı.
Bir özgüven getiriyor.
Çok büyük şeylerle başlamayın dediğim gibi.
Kendinize haftada bir kitap okumak değil de günde bir sayfa kitap okumak hedefi koyun mesela.
Bir sayfa okuyun, bırakın.
Tik atmış olursunuz kendinize verdiğiniz söze.
Tabii bu biraz tehlikeli bu arada.
Vokunu çıkarmamak lazım.
Kendime verdiğim sözü tutacağım, küçük hedef koyacağım deyip de tembelliğe götürmeyin işi.
Fazla öz şefkat tembelliktir.
Kendini aklamaktır, kendini kandırmaktır.
Bunu unutmuyoruz. Beşinci glow up maddemiz hırslarını kontrol edebilmek.
Ya çok garip biliyor musunuz?
Bu başlıkta bir şey anlatacağım hiç aklıma gelmezdi.
Hayatım boyunca hiç hırslı bir insan olmadım.
Yani hırs, azim aynı anlamda kullanıyorum şu an.
Azimli de olmadım gerçi de.
Yani böyle bir şeyi kafaya koyup da ben buradan ilerleyeceğim, şunu yapacağım, şuralara geleceğim diyen bir insan hiç olmadım.
Sonra birden abi zengin olmaya takık hale geldim.
Arada ne oldu hiçbir fikrim yok.
Galiba sıkıldım aynı tek düzelikte yaşamaktan.
Bir ivme istemeye başladım hayatımda.
Ya tutturdum böyle, ya ben zengin olacağım ya falan diye.
Ya bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum.
Hani oturup da tırnaklarımı yiyerek zengin olacağım falan demekten bahsetmiyorum kesinlikle.
Hissel olarak olduğum yer yetmemeye başladı.
Kabına sığmamak derler ya, şey gibi hissediyorum böyle.
Hani sanki başka bir yerde olmalıyım ama hayat beni...
Zorla burada tutuyor.
Ben de bulunmam gereken yerde olamadığım için böyle rahatsız hissediyorum, sinirleniyorum.
Evet tam olarak hissim bu yönde.
Böyle hissetmeye başlayınca çok çok çok yanlış bir düşünce sistematiğine kapılmışım.
Şimdi ben kendi işimi yapıyorum bilmeyenler için.
Serbest avukatlık yapıyorum yani.
Bu arada şu an son 2 yıllık dönemden bahsediyorum.
Son 2 yılın içinde küçük bir dönemden, 6 aylık falan bir dönemden, hırslı olduğum zamandan bahsediyorum.
Şimdi kendi işimi yapıyorum birkaç yıldır.
Ama hırslı olmaya başlayınca böyle gelen parayı küçümsemeye başladım.
Atıyorum... 2025 yılındayız şu an.
5 bin liralık bir iş yapıyorum.
5 bin lira ne ya? Öf!
Daha büyük bir iş lazım falan diye düşünüyordum.
Orada 5 olmasın, 50 bin lira olsun yine küçümsüyorum.
Çünkü hedefim çok daha fazlası.
Bu noktada ben gereksiz bir hırsa kapıldım his olarak.
Eylem olarak hala öyle hırslı bir insan değilim.
Ama düşünce olarak hırslı olmaya başladım.
Başlamışım daha doğrusu. Bunun farkında değildim bir de.
Şey düşünüyordum hani büyük paralar kazanmam gerekiyor.
O yüzden böyle düşünmem normal gibi görüyordum.
Neyse sonra bu podcast'e de yansıdı.
Diyorum tamam hani ben bir gün şöyle bir iş birliği yapacağım.
O işten çok para kazanacağım.
E tamam bunu demen güzel bir şey aslında bir yandan ama bunu abarttığında yani abartmıyordum da ya nasıl diyebilirim?
Beklentiye giriyordum. E bu olmadıkça da motivasyonum düşüyordu.
Aslında orada hayat bana daha acımasız davranabilirdi biliyor musunuz?
Podcast'ta dinlenmelerin artması, Instagram'ın büyümesi falan hep çok güzel ilerledi.
Ama düşünüyorum şimdi kendimi hani kaptırdığım için Orada da ilerlemeyebilirdi.
Yani hayat beni bir cezalandırabilirdi.
Gerçi manevi olarak yani niyet olarak hep çok temizdim.
Çok iyi bir insanım.
Ya hayır da o yüzden bence manevi büyümede, destek görmede falan hiç sorun yaşamadım.
Çünkü manevi bir hırsa kapılmadım.
Dünyevi bir hırsa kapıldım.
Neyse farkında değildim ben bu maddi hırsın.
BFF'imle konuşurken laf arasında bir şey dedi.
Bir şey yorum yaptı. O fark etti aslında.
Oradan ayıktım. Abi ben gerçekten hırs yapmışım ya falan oldum.
Hani biraz rahat olmak lazım.
Ya elinden geleni yapıp kalanını hayata bırakmak, tevekkül etmek falan aslında bu oraya bağlanıyor.
Rızık da kısmet de bir nasip işi sonuçta.
Allah herkesin rızkını verir.
Buna güvenmek lazım. Birden nasılayım?
Böyle aydınlandım ya. Dedim tamam ben hırs yapıyorum.
Bu tuzağa düşmemeliyim.
Bu arada şunu da söyleyeyim. En başta hırs yapma sebebim...
Maddi olarak zorlanmaya başladığım noktada hırslandım aslında.
Ya avukatlığı bırakmaya çalışıyorum, podcast'a geçmeye çalışıyorum ama o kadar zor bir noktadayım ki artık yani.
Hani şey kafasına girdim ya bu işin bir an önce düzene girmesi lazım.
Yoksa ben öldüm bittim modunda çok büyük bir kaygıya kapıldım tamam mı?
Böyle çok endişelendim.
O endişe de beni hırslandırdı.
Zaten o noktada ya hırslanırsın ya pes edersin.
pes etmemek lazım evet ama hırsı da abartmamak lazım.
Bir kere çok hırslanınca Beklenti çok artıyor.
Beklenti artınca oradaki enerji tıkanıyor.
Bir şeyler akmıyor.
Hedefler gerçekleşmiyor.
O zaman da insanın morali acayip bozuluyor.
E moralin bozulunca bu sefer ya pes edeceksin ya hırslanacaksın.
Tekrar hırslanıyorsun ve tekrar aynı döngüye giriyorsun.
Bunu Allah'tan çok çabuk fark ettim BFF'im sayesinde.
Çabuk dediğim 6 ayda falan fark ettim de.
Daha kötü de olabilirdi.
Fark edince bakın şöyle bir kafaya girdim.
Ben elimden geleni yapıyorum işle ilgili.
Ne işle uğraşırsanız uğraşın bu arada fark etmez.
Belki terfi almaya falan çalışıyorsunuz bilemiyorum.
Bakış açısı şu olmalı bence.
Ben elimden geleni yapıyorum.
Yapmaya da devam edeceğim.
Ayarında sakin bir şekilde emek vereceğim.
Güzel bir niyetle verilen emeğin karşılığı her zaman alınır.
Buna güveniyorum. Doğru zamanda emeklerimin karşılığı gelir.
Ya tamamen bu bakış açısına teslim olmalıyız bence.
Ben onu anladım. Aslında demek istediğim şey evet.
Burada şey teslimiyet.
Şöyle düşünün. Elimden geleni yapıyorum.
İyi bir şekilde çalışıyorum.
Kalbimi ferah tutuyorum.
Kimsenin öndeki yemeğe göz dikmiyorum.
Abi zaten gelir benim rızkım bana.
Hani kısmet. Şimdi gelir rızkım da, bereket de, bolluk da artık her neyse.
Ama ben bir an duraksayıp bir şüpheye düştüğümde ya gelmezse diye korkup endişeye kapıldığımda tüm sistem çöküyor.
Hırslı insanların hırslı olma sebebi bu bence.
Kötü senaryoyu, kötü ihtimal düşündüklerinde korkuyorlar.
Kötü ihtimal olmasın diye böyle çok hırslanıyorlar.
Hani böyle fakir insanlar falan daha hırslıdır ya bunun sebebini anladım gerçekten.
O sınıra geldiğimde anladım.
Ama bir işte hırslanınca...
Su, oradaki su direkt bulanıyor.
Suları hiç bulandırmayın.
Kalbinizi, niyetinizi hep ferah tutun.
Mesela geçen birisi DM atmış.
Bana verilen primi ekibime dağıttım.
Çok pişmanım yazmış. Pişman olmasını çok iyi anlıyorum.
Ama artık böyle durumlar yaşadığımda diyorum ki yani böyle durumlar dediğim prim gibi bir durumum yok benim ama atıyorum benden başkasına fazla para çıktığında falan gibi düşünün.
Şöyle düşünüyorum. Anlık bir gafletle pişman olacağım bir şey yaptım veya işte benden bir para çıktı.
Demek ki o insanın orada rızkı varmış.
Onun kazanması gerekiyormuş.
Benden de çıkması gereken bir para varmış.
Hani bunu sadaka gibi, iyilik gibi düşünüyorum.
Bir şeyden korumuştur diyorum.
Yoluma devam ediyorum. Oraya takılı kalmıyorum.
Herkesin rızkı o kadar farklı ki bakın gerçekten.
Hayattaki küçük şeylerde bile bunu görebiliyoruz.
Ben geçen eczane arıyorum.
Ana caddede duramadım, giremedim oradaki dükkana.
Alakasız böyle çok saçma sapan sapa bir yerde bir eczaneye girdim.
Bayağı da pahalı bir ilaç alacaktım.
Adam bir yerden falan getirdi hatta.
Ya dedim hani adamın resmen kazanacağı para varmış bugün.
Yolum yanlışlıkla buraya düştü ve adam kazandı.
Ya kısmet böyle bir şey işte.
Bizim rızkımız, kısmetimiz nerede biz bunu bilemeyiz.
Dükkanı açarsın, o gün orada hazır bulunursun.
Sen gereğini yaparsın.
Sana gelecek para, sana gelmesi gereken zamanda gelir zaten.
Ki ben bunun daha önce yaptığın iyiliklerle falan da alakalı olduğunu düşünüyorum.
Yani sen ne kadar verdiysen sana da senin ihtiyacın olan zamanda gelir gibi geliyor bana.
Bu arada burada İslamik terimleri kullanıyorum ama geleneksel anlamda kullanıyorum.
İlla inançlı olmanız gerekmiyor bence bunu anlamak için.
Her türlü inanış da aynıdır diye tahmin ediyorum.
Tek para konularında da değil bu arada.
Mesela çok güzel bir ilişkim olacak.
Herkes görecek bunu falan demekle ya çok güzel bir ilişki mi olacak?
Hani güzel güzel böyle istemek bambaşka şeyler.
Ya da ne bileyim ya çok günlük şeyler.
İşte kilo vermek, fitleşmek falan gibi düşünün.
Bunlarda azimli olmak tamam çok iyi bir şey.
Ama hırslı alana geçmek korkunç bir enerji.
Bir gün bunu anlatacağım gerçekten hiç aklıma gelmezdi.
Çünkü dediğim gibi hiç hırslı bir insan olmadım hayatım boyunca.
Bu hayat beni bile hırslı bir insan yaptıysa bir dönem...
Ya herkesi yapabilir. Ama belki fark etmezsiniz.
Hırslı olduğunu fark etmek ve direkt sakinleşmek, kendi o enerjiden almak, teslimiyete geçmek, azimle ilerleyip emeklerimi karşı...
Alırım demek müthiş bir rahatlık.
Hep orada kalmalıyız.
Ha şunu söylemeyi unuttum.
İşte paraları küçümsüyordum.
Sonra bakış açımı değiştirdim.
Şuradan bakmaya başladım. Para paradır abi.
Bu biraz da gözlemli oldu.
Zengin olmak istiyorsan mesela zenginleri gözlemleyeceksin.
Bakıyorum ben devamlı. Bizim ofisi çok fazla zengin arıyor tamam mı?
Veya geliyorlar falan işte. Babamlar mal müşavir olduğu için onların mükellefleri.
Bunları ben devamlı gözlemliyorum.
Abi en ufak paranın hesabını soruyorlar.
Ya bu neden böyle? Bu neden şöyle?
Ya da benim yabancı arkadaşlarım.
Ben mesela Türkiye'de yaşıyorum ve euro benim için çok daha değerli bir şey onlara göre.
Ama onlar bir euronun hesabını yapıyorlar.
Ben yapmıyorum, onlar yapıyorlar.
Halbuki ne kadar yanlış bir şey.
Adamlar kazandığı her kuruşun değerini biliyor.
Verdiği emeğin karşılığında kazandı çünkü onu.
Özünde kendi emeğine değer verdiği için harcadığı her bir kuruşu da soruyor yani.
Onu demek istiyorum. Cimrilik değil bu.
İkisi çok farklı şeyler. Veya zenginler açısından da peşine düşüyor küçük paralarından.
Yine burada cimrilikten bahsetmiyorum.
Adam onu zaten ödeyecek ama sebebini sorguluyor.
İşte hiçbir parayı küçümsememek lazım.
Gelen parayı veya giden parayı küçümsersen daha büyük meblalara ulaşamıyorsun.
Şükürle bağlantılı bir şey aslında yani bu.
Şöyle düşünün. Evren bize bir hediye göndermiş.
Tükenmez kalem göndermiş atıyorum.
Ama biz dolma kalem istiyorduk.
Söylenirsek ya bu ne ya?
Niye tükenmez kalem geldi?
Benim dolma kaleme ihtiyacım vardı dersek bir daha gönderir mi?
Örneğe bak. Ya ama evrenin de hevesi kaçar.
Ama tükenmezin değerini bilip tamam tükenmez kalem geldiyse dolma kalem de gelir.
Dolma kalem gelene kadar ben bununla yapabileceğim şeyleri yapayım, yazayım diye düşünürsek ve şükredersek dolma kalemin var ya alasını gönderir.
İşte zengin insanlar da hiçbir parayı küçümsemez ve kendinden çıkan her paranın önemini bilir, hesabını tutarlar.
Bunu sakın unutmayın. Ben artık 1000 lira da gelse, 500 lirayı bile gelse bak 1000 lira 1000 liradır deyip devam ediyorum.
Zaten böyle yapınca bereket inanılmaz artıyor.
Şükür enerjisinde kalmak yani.
Altıncı glow up maddemiz takılı kalmamak.
Var ya glow up'ın altın kurallarından birisi.
Takılı kalmamak.
Bayılıyorum buna. Önceden çok takan, takılı kalan, ne bileyim kafada döndürüp döndürüp kuran bir insandım.
Abi bu huyumu nasıl düzelttim bilmiyorum bakın.
Hep söylüyorum. Her şey bütün halinde düzeliyor aslında.
Yine de ben buna çok şaşırıyorum.
Mesela önceden kendimi Başak Burcu gibi hissediyordum.
Artık terazi gibi hissediyorum.
Doğum günüm 23 Eylül ve Burcu'ma herkes farklı bir şey söylüyor.
29 derecenin tam bitiminde miymiş neymiş o yüzden orası da teraziye geçiyormuş.
İşte çoğunluk terazi diyor.
Neyse. Hani düşünün ben bunca zaman Başak gibi hissettim.
Çünkü takıntılı bir insandım.
Yani takan bir insandım.
Takılı kalan bir insandım.
Ama son bir yıldır tam bir teraziyim.
Hiçbir şeye takılı kalmıyorum.
Böyle next deyip devam ediyorum.
Tek ilişkisel değil bu arada her konuda.
Arkadaşlık, gündelik şeyler, işte başıma gelen olaylar.
Geçen bölüm anlattığım o yargılama ve beklentisiz olma maddelerin de çok etkisi var bunda.
İnsanları yargılamayı bırakınca herhangi bir insan veya olaya takılı kalmayı da bırakmış oluyorsun otomatikman.
Bir de Allah aşkına şu ana kadar takılı kaldığımız neyden hayır geldi ki?
Bazı şeylerde tecrübeyle zihnimizi eğitmemiz lazım.
Ya atıyorum. biriyle ayrıldık.
Takılı kalsak ne olacak abi?
Yani daha öncekilere takılı kaldık da ne oldu?
Kendimize zarar verdik.
Bırak devam et ya yolunda ilerle.
Her şey yolunda güzel falan.
Ya yine tevekküle bağlanıyor ama başıma gelen her şeyin geniş zamanda benim yararma olacağına inandığımda bunun iç huzurunu yakaladığımda evet tabii ki üzüldüğüm şeyler yaşıyorum.
Sinirleniyorum, alınıyorum.
Ama bir duyguyu yaşamakla ona takılı kalmak Bambaşka şeyler.
İşte böyle düşündüğümde, buraya tekrar edeceğim çünkü çok güzel oldu.
Başıma gelen her şeyin geniş zamanda benim yararımı olacağına inandığımda, bunun iç huzurunu yakaladığımda artık hiçbir duyguya takılı kalmıyorum.
İlerleyip devam ediyorum.
Bu da zaten öyle bir özgüven veriyor ki insanlar hissediyor.
Yani şunu hissediyor.
Bir yanlış gördüğünde senin buna karşı çıkacağını veya çok büyük bir yanlışsa senin oradan yürüyüp gidebilecek güçte olduğunu.
Hissediyorlar. Daha özenli davranıyorlar.
Bakın var ya bu müthiş bir glow up.
Müthiş ötesi. Özellikle de şey diyorsanız ya niye insanlar bana devamlı aynı hataları yapıyor?
Niye benim sınırlarımı aşıyorlar diye düşünüyorsanız sebebi bu olabilir.
Sizi o güçte görmüyor olabilirler.
İlişkisel anlamda bakarsak bu biraz eşikte durmak gibi oluyor.
Hani denersin ama olmazsa da bırakıp gidebilirsin gibi bir his geçiyor karşı tarafa.
O his de bence karşı tarafı baya dinç tutuyor.
Bunu ultimatum vermek, yukarıdan bakmak anlamında söylemiyorum.
Ama kimsenin cebinde olmamak lazım ya.
Yani senin gerektiğinde sana uymayan yerden çekip gidebileceğini karşı taraf çok iyi bilmeli.
Aynı şekilde ben de bilmeliyim.
Yani karşı taraf da bana onu göstermeli.
Karşımdaki insanda ben zaten bunu görmek istiyorum mesela.
O güçlü olduğunu görmek istiyorum.
Yani nasıl diyeyim? Kendisine o kadar saygısı olsun ki yani olması gereken bu zaten.
Beni ne kadar severse sevsin önce kendisini düşünsün ya.
Ben onu ayıp edersem ve telafi edemezsem yani tabii ki ayıp edebilirim veya o bana ayıp edebilir.
Önemli olan telafi edebilmek bence.
Telafi edemezsem çekip gitsin abi.
Beklemesin orada hani affetmesin.
Zaten ben telafi edemiyorsam affedilmeyi de hak etmemişimdir.
İşte o noktada onun gidebilecek güçte olması lazım.
Anlatabiliyor muyum? Kadın erkeği yok bunun o yüzden.
Hani şimdi tek erkekler açısından söylediğimi zannetmeyin.
İşte şöyle bir yerden söylemiyorum. Hep kapı eşiğinde durun ve sizin her an gideceğinizi düşünsün falan.
Ya bunlar falan aşırı toksik geliyor artık bana.
O anlamda söylemiyorum. Tamamen eşitlikçi bir yerden tamamen insan olarak söylüyorum.
Yani insancıl bir yerden söylüyorum.
Herkes hak etmediği yerden, ait olmadığı ortamdan çekip gidebilmeli.
Her, her, her konuda bu böyle.
Takıl kalmadan yoluna devam edebilmek müthiş bir glow up.
7. Ruhunu beslemek.
Yine en başta söylememiz gereken şeyi en sonda söylüyoruz.
Ama ruhunu beslemek, bunun binbir türlü hali var.
Bazısı meditasyon yapar, bazısı namaz kılar, bazısı kitap okur, film izler, müzik dinler.
Ya aklınıza ne geliyorsa, size ne uyuyorsa, önemli olan size uyması.
Film izlemekten nefret eden birine oturup da zorla film dayatmanın anlamı yok yani.
Ama meditasyonu herkese öneriyorum.
Benim zihnen durulmamı, daha sakin bir insan olmamı sağladı uzun vadede.
Mesela geçen bölüm anlattım ya yargılayıcı olmamak, daha sakin tepkiler vermek.
Benim oradaki sakinleşmemde meditasyon çok etkili oldu.
Çünkü zihnin durulmasını sağlıyor.
Zihni durulmayan bir insan nasıl oluyor biliyor musunuz?
Çok hızlı hareket ediyor, çok hızlı düşünüyor, hızlı karar veriyor.
Meditasyon yapmak burada işe yarıyor.
Şimdi meditasyondayken 5 dakika bile olsa her gün yapmaya başladığında o 5 dakika boyunca hiçbir şeyle ilgilenmiyorsun.
Kendine odaklanıyorsun. Ve sadece duruyorsun.
Zihninde artık zamanla durmayı öğreniyor.
Durmayı öğrenmek demek, tepkilerini konsol edebilmek demek.
Ağzından çıkacak olan cümleleri konsol edebilmek demek.
Sakinleşmek demek, düşünerek konuşmak, daha sakin hareket etmek demek.
Geçen bir FF'me anlatıyordum.
Ya ben artık hiç sinirlenmiyorum biliyor musunuz?
Ya tabii ki sinirleniyorum da sinir eşiğim çok yükseldi.
Önceden çok daha kolay sinirlenen bir insandım.
Hatta geçen bir polisle var ya çok fena bir kavga ettim.
Arabadan indim falan. Sonra bana saygısızca araç kullanıp trafiği tehlikeye atmaktan ceza yazmış.
Görecek o, iptal ettireceğim o cezayı da.
Orat diye normalde çok daha hızlı gelirdim.
2 birimde gelirdim mesela.
O gün 12 birimde geldim.
Bakın yemin ederim. Meditasyon sayesinde zihnimin refleksleri, çalışma düzeneği bayağı duruldu çünkü.
Regüle oldu. Hepsi bir bütün dediğim gibi ama meditasyon müthiş bir destekleyici.
Her gün 1 dakika bile olsa başlayın yeter.
Yani siz onu her gün yaptığınızda zihninizdeki farkı göreceksiniz.
Aslında bu sadece spritüel bir şey değil.
Bence bunun... Fiziksel bir açıklaması da olmalı.
O beynin regüle olmasıyla bir ilgisi olmalı ama orasını bilmiyorum.
Sonra zikir çekmek.
Ya ben buna yeni başladım.
Görüp başlayanlar oluyor. Bölüm çek diyorsunuz ama yani tövbe haşa böyle bir bölüm çekemem.
Sadece şunu söyleyeyim. Ben hayatım boyunca hep inançlıydım ama hiç zikir çekmemiştim.
Yani bunu anlamamıştım ve denememiştim.
Sonra halam zikirmatik hediye etti.
Bir başladım bir denedim.
O kadar iyi geldi ki bana.
O an neye ihtiyacım varsa yazıyorum Google'a.
Esma ya da zikir işte atıyorum.
Ferahlık zikiri nedir yazıyorum.
Çok basit bir şekilde sayısına göre çekiyorum.
Şimdi zikir çekerken sadece söylediğim kelimeye odaklanıyorum.
Ya fettah atıyorum.
Çok şey İslamik bir bölüm oldu.
Ya fettah derken tek ona odaklanıyorum ve işlerimin kolaylaştığını hissediyorum.
Böyle bir ferahlık, bir teslimiyet, tamam halloluyor hissi geliyor.
Tüm dinler ve inanışlardan...
belli kelimeleri tekrarlamak şeklinde ruhsal bir pratikmiş bu aslında.
Buna özellikle baktım çünkü dinden bağımsız olarak benim ruhuma çok iyice gidip konuştum.
Ama gerçekten hani böyle ruhsal olarak bir huzur hissettim.
O yüzden de diğer inanışlardaki yerine de baktım.
Bunun inanışla değil de insan ruhuna iyi gelmesiyle bir alakası olduğunu düşündüm.
Gerçekten de İslam'da, Hristiyanlık'ta, Yahudilik'te, Hinduizm'de, Budizm'de, bu modern ruhani akımlarda hepsinde varmış.
Mesela mantralar popüler oldu son zamanlarda.
Bunların hepsinin ortak paydası.
Tekrar ediyorsun bir kelimeyi veya bir cümleyi.
Bu tekrar senin odaklanmanı sağlıyor.
Zihninin sakinleşmesini sağlıyor ve daha derinleşmeni sağlıyor.
Kalbine odaklanıyorsun aslında o anda.
Benim için de gerçekten böyle oluyor.
Acayip huzurlanıyorum.
Yazın akşamları böyle balkonda oturup dışarı bakıp böyle gökyüzüne bakıp 10 dakika da olsa yaptım bayağı bunu.
Müthiş iyi hissettim.
Bir de biz çok fazla uyarana maruz kaldığımız için manuel şekilde zikir mahtiye basarak güzel kelimeler tekrar etmek bilmiyorum bana çok iyi geldi.
O an sakinleşiyorsun ve başka hiçbir uyaran yok ve elinde gerçekten olan bir şeye sanal bir şeye değil gerçekten olan bir şeye basarak kelimeleri tekrar ediyorsun ya bayağı iyi bir şekilde odaklanmamı sağladı.
Trafikte falan da yapıyorum.
Bir rutin artık benim için.
Instagram'da da daha fazla paylaşacağım.
Çünkü ne zaman paylaşsam ya ben de başladım ben de aldım falan diyenler oluyor.
Çok seviniyorum. Instagram bilinç.akşi.podcast.
Ruhu beslemekle ilgili başka bir şey de evi toplu tutmak.
Bu fiziksel gibi duruyor ama inanın acayip ruhsal bir şey.
Bu arada ben çok dağınık bir insanım.
Sırf bu yüzden YouTube'a vlog falan çekemiyorum zaten.
Evde her daim bir şeyler dağınık.
Ya zihnim dağınık çünkü. Bununla evin çok ilgisi var biliyor musunuz?
Bir de şöyle bir şey, yaratıcı bir iş yaparken insanın zihni çok dağınık oluyor.
Mesela her yerde böyle devamlı not alabileceğim bir defter var, işte her yerde bir kalem var, kağıt var.
Bir iş bitmeden diğerine geçtiğim için hiçbir yer böyle tamamen toplu değil.
Bunu olabildiğince minimalize etmeye çalışıyorum.
Çalışmaya başlamadan önce mesela gözümün önündeki şeyleri güzelce bir toparlıyorum.
Uymadan önce evi toplamaya çalışıyorum.
Çünkü sabah uyanınca evi toplu görmek bana çok iyi geliyor, bir huzur veriyor.
Veya birkaç gün bir yere gideceksem gitmeden önce evi temizliyorum ki geldiğimde evin temiz olması yine bana çok güzel bir huzur veriyor.
Deli toplu yaşama işini sindiremedim hala ama olabildiğince yapıyorum diyelim.
Daha iyisi için uğraşıyorum.
Kesinlikle mental bir rahatlık veriyor insana.
Şimdi son olarak yürüyüş ekleyeceğim buraya.
Hep söylüyorum mentalimiz için yürüyüş müthiş bir araç.
Geçen bölümde söyledim sanırım.
Freud gibi düşünürler, yazarlar falan.
O zamanlarda yani çok eski zamanları düşünün.
Saatlerce yürürlermiş.
Yürümenin felsefesi diye bir kitap var.
Yürürken üretirlermiş yani bunu anlatıyor.
Tarhtaki insanlar için yürümenin önemini anlatıyor.
Kitaplarını yürüyerek yazdıklarını söyleyenler var mesela.
Ya insan ruhuna müthiş iyi gelen bir şey.
Bence eli ayağı tutarken, yatacak yeri varken, karnı tokken yürüyüşe çıkmamak biraz acıtasyon oldu ama insanın kendisine yaptığı bir haksızlık gibi geliyor bana.
Hadi sporu geçtin bakın belki de alışamıyorsunuz hiç sevmiyorsunuz.
Ama yürüyüş yapmak su içmek yemek yemek gibi ya fiziksel bir ihtiyaç aslında.
Bundan mahrum bırakmayın bedeninizi ve zihninizi.
Benim aklıma gelen ömürlük glow up yaşamamız için kendimize kazandırabileceğimiz bakış açıları, alışkanlıklar bu şekilde.
Alışkanlıklarla ilgili bölüm hazırlıyorum.
Bu arada var ya, bu bölümü çok zor hazırladım.
Çok yorgundum. Hem regle oldum hem zor bir hafta geçiriyorum.
Hem fiziksel hem duygusal anlamda.
Sponsor yok mesela bu bölümde.
Hani zorunluluk yok. İstesem bu bölümü es geçebilirdim.
Ama size verdiğim bir söz var.
Daha da önemlisi.
Kendime verdiğim bir söz var.
Haftada iki bölümle burada olma sözü.
Ben bugün kendime verdiğim sözü tuttum.
Siz de kendinize verdiğiniz bir sözü tutun bugün.
Ömürlük Glow Up gazamız mübarek olsun.
Çarşamba ve pazar günleri buradayız.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
