
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Glow up nasıl yapılır, nerden başlanır? Kendimizi geliştirmek için öneriler ve içten gelen parlamanın asıl sebepleri üzerine konuşuyoruz!! İkinci part gelecek 🌟 Sevdiğiniz bölümleri paylaşmayı unutmayıın 🤍🐒
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Her sonbaharda, her hafta başında, her yeni yılda hayata yeniden başlıyorsanız Genciz, çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi, astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma taksimi o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hatta hangi yılda, hangi zamanda bu podcast'e geldiyseniz 70.
bölüme iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Bu repliği Fazlı Polat'tan çarptım maalesef.
İlk duyduğumdan beri keşke ben bulsaydım diyorum.
Meğer o da Cem İşçiler'den çarpmış.
İzninizle abilerim. Ben ikinizden de çarpmış bulundum.
Siz şu an ne yapıyorsunuz bilmiyorum ama ben iki duruşma arasında otoparkta çekiyorum bu kaydı.
Ya bu biraz aslında şu açıdan da belki bir ilham olabilir.
Mesela kaç gündür belli bu bölüm.
Konusu falan belli. Her şey hazır.
Hep böyle güzel bir an rahat rahat çekeyim.
Bunu bekliyorum. Ama o anı bekleyince o an asla gelmiyor.
Böyle mükemmeli aradıkça insan gerçekten her şeyi çok fazla erteliyor.
O yüzden dedim ki artık ikinci duruşmama bir saat falan vardı.
Otoparka iniyorum dedim. Arabayı böyle...
Böyle duvara doğru çektim ve başladım.
O yüzden seste bir tık sorun olabilir belki.
Arkadan arabalar falan geliyor.
Hatta bugün battaniyem de yok.
Neyin altındayım tahmin edersiniz.
Evet arabanın içinde cübbenin altındayım.
Olsun sıkıntı yok buna da şükür diyelim.
Ve hemen çok güzel bir konuya geçelim.
Bugünün konusu bir tane DM gelmiş.
Oradan ışık yaktı bende.
Şey yazıyor DM'de. Abla 25 günlük bir glow up yapmak istiyorum.
Yüksek lisans ödevlerimi yapacağım.
Kitap okuyacağım. Seni dinleyeceğim.
Başka ne önerirsin? Please help me yazmış.
Öncelikle yüksek lisans yapacak yaştaysan abla dememeni öneririm diyormuşum.
Şaka şaka. Ya glow up ne demek?
Önce oradan başlayalım. Şimdi bu glow up son yıllarda sosyal medyada çok ünlenen bir sosyal medya terimi aslında.
Galiba TikTok'tan çıktı.
Abi arabanın camında da film yok.
Zaten bu beni sinir ediyor şu an.
Bir de iyice sinir ediyor ya.
Meslektaşlarım bakmayın. Neyse glow up şöyle bir şey tamam mı?
Kişinin dış görünüşünde, yaşam tarzında, hayatında, böyle her şeyde, mental olarak da, fiziksel olarak da baştan aşağı bir değişim yaratma süreci gibi düşünün.
Kendine yatırım yapmak aslında.
Hani parlamak, parıldamaya başlamak anlamında kullanılıyor.
Bir düşündüm ben de bu mesajı görünce.
Kıza ne desem, ben ne yapardım falan diye düşündüm.
Çünkü 1-2 yıla kadar ben de böyle glow up yapayım hadi moduna çok giriyordum.
Pazartesileri hayata yeniden başlıyordum.
3 gün spora gideyim, düzenli besleneyim.
Böyle her pazartesi böyle...
Kararlar alıyordum. Ya da ne bileyim yılbaşında 90 gün 100 gün kaldı.
Şöyle bir çizelge yapayım falan.
Ya bu TikTok'ta da çok pompalanan bir şey bu arada.
Ya da sosyal medya detoksu yapayım falan.
Böyle şeyler düşünüyordum. Ama hiçbir zaman sürdüremiyordum.
Böyle her seferinde hedef koyup istikrarlı şekilde o alışkanlığı sürdürmek istiyordum.
Ama kesinlikle yürümüyordu.
Sonra mesajı görünce düşündüm ya şu an hayatımın geneline baktığımda.
Ben bunun için ayrıca bir çaba sarf etmiyorum.
Mesela işte hadi bir glow up yapayım demiyorum.
Ama zaten glow up kafasında yaşadığımı fark ediyorum.
Slay. Ama cidden bakın.
Bu olay artık benim normalim oldu.
Tabii burada yaşın verdiği tecrübeler de yatsınamaz.
Şimdi kızcağız bir soru sordu kendisini kötü hissetmesin.
Onun özelini de söylemiyorum. Sadece ben kafamda ışık yakan konuları anlatıyorum.
Neyse işte şu anda ben böyle vakit ayırıp da şimdi bir glow up yapayım moduna geçmiyorum hani.
Böyle bir şeye ihtiyaç duymuyorum çok şükür elhamdülillah.
Bu nasıl oldu derseniz kendime baktığımda böyle geçmişe baktığımda hayatımda bir şeyleri düzeltmek için hep aynı yerden başlıyordum.
Şey sanıyordum böyle, mesela sağlıklı besleneceğim, 3 film izleyeceğim, 4 kitap okuyacağım.
Hep aynı yerden başlıyordum ve oradan başlarsam hayatımın çok düzene gireceğini, böyle çok güzel, huzurlu bir hayat yaşayacağımı falan zannediyordum.
Ama dediğim gibi zaten sürdüremiyordum ve 3 gün devam edip 4.
gün eski normal düzenime dönüyordum.
Çünkü mentalitem sağlıklı beslenen bir insan mentalinde değildi mesela.
O yüzden sağlıklı beslenmeyi devam ettiremiyordum.
Veya film izlemeyi falan sevsem de normalde kendime bunu yapılacaklar listesinde sunduğum için...
Görev gibi oluyordu ve onu bile yapasım gelmiyordu.
Ondan bile soğuyordum. Sonra bu Glow Up muhabbetinden bağımsız olarak son bir yıl içinde falan kafa yapım çok değişti.
Şimdi size önceden kafa yapım nasıldı, artık nasıl ve veya nasıl bir kafa yapısına geçmek istiyorum.
Bu konudaki en önemli noktaları anlatmaya çalışacağım kendimdeki.
En son da bu noktaları birleştirerek Glow Up'a bağlayacağız diye umuyorum ama bakalım.
Şimdi bir, yargılayıcı ve eleştirel olmak.
Bakın bu var ya, bu...
Bir insan pasif bir moddayken bile yani herhangi bir eylemi yokken, dümdüz dururken bile insana acayip zarar veren bir şey.
İlla öyle çok büyük yargılar, eleştiriler olmak zorunda değil veya büyük konuşmalar.
Günlük hayattaki en basit şeylerde bile Mesela trafikteyiz.
Önümüzdeki saçma bir şey yapıyor tamam mı?
Atıyorum önümüze kırıyor. Direkt böyle şey oluyoruz.
Ya senin süreceğin arabaya falan oluyoruz.
Ya da markete giriyoruz. Kasiyer biraz yavaşsa ya böyle of pof falan oluyoruz.
Bakın bu kadar basit şeyler bile en dar açıdan yargılayıcı ve eleştirel bir insan olmamıza sebep oluyor.
Daha doğrusu öyle olduğumuz için bu basit şeylere bile takılıyoruz.
Bu örnekleri tabii ki...
Daha fazla derinleştirebiliriz ama biraz daha basit düşünmeye devam edersek.
Bir insanın giydiği elbiseden, ilişkisindeki davranışına, iş yapma şeklinden attığı story'e her alanda fazlasıyla biz bence yorumda bulunuyoruz.
Ben de böyleydim. Bir de kendime karşı da aşırı böyleydim.
Zaten en çok kendimi eleştirirdim.
28 yıl falan böyle geçti.
Ama bunun nasıl diyeyim böyle çok farkında değildim.
Şimdi düşündüğümde fark ediyorum.
Mesela kasiyer. Ya onun işi olabildiğince hızlı şekilde ödeme almak ya orada.
E işini düzgün yapmıyorsa ben buna laf edince neden ben suçlu oluyorum diye düşünürdüm.
Sonuçta ortada objektif bir gerçek var.
Ona uygun davranmıyorsa bir insan ben de bunu eleştirebilirim gibi gelirdi.
Bu herkeste var bu arada.
Özellikle Türkiye'de çok fazla var.
Büyüdüğün ortam bu eleştirme, yargılama işini baya körüklediği için insan da olsa...
Mesela bir varsa bizim aileler yüzünden ikiye çıkıyor belki de.
Genetik olarak aktarıyoruz resmen bu yargılama işini.
Dedikodu diye bir kültürümüz var yani bir kere bizim.
Daha ne olabilir? Bu arada bunu böyle şey olarak söylemiyorum.
Ya abi Türkiye'de böyle ama Avrupa'da böyle değil.
Avrupa'da yaya yola adım attığı an duruyorlar falan.
Hani böyle çok sığ bir yerden söylemiyorum.
Gerçekten karşılaştırmayı yapacak kadar gözlem yapma şansım oldu bu yaşa kadar.
Çok farklı kültürlerdeki farklı insanlarla ona dayanarak söylüyorum tamam mı?
Neyse bu konuda benim kafamda ışık yakan an şöyle bir an oldu.
Daha önce de bahsetmiştim sanırım.
Babaannem çok umursamaz biridir tamam mı?
Nasıl diyeyim böyle etraftaki olayları falan çok takmaz.
Hani kim ne yapmış, kim ne etmiş.
Babam da aynı öyledir.
Dedikodu yapmaz, kimsenin hayatıyla, hareketiyle ilgilenmez.
Hep böyle şey der. Ya o da öyle biri demek ki.
Ne yapabilirsin ki der, geçer.
Oturup da babamla dedikoduyu yapamazsın, sürdüremezsin bile yani.
Yıllardır ben babamdan bu lafı duyarım.
Hani o da öyle biri demek ki diye.
Sonra dedem vefat edince...
15 gün falan babaannemle kaldım ben.
Hani hayatımda ilk kez babaannemle birebir o kadar uzun süre yalnız kaldım.
Böyle her gün bir şeyler anlatıyordu alakasız.
Şimdi anlatacağım şey de hani bu anlattığında 12 kere falan dinledim.
Hala aklında değil bu arada.
Yaşların neden anlattığı belli olmayan böyle önü arkası anlaşılmayan anıları olur ya.
O tarz bir şeydi. Ama iyi ki anlatmış.
Çünkü bende bir ışık yaktı.
Şimdi babaannem gençliğinde kaynanası ile otururken.
Burada büyük bir hikaye beklemeyin.
Kaynanası ile otururken kaynanası da buna birini çekiştiriyormuş sanırım.
Şöyle yaptı böyle yaptı bak görüyor musun falan gibisinden.
Babaannem de demiş ya o da öyle biri demek ki anne ne diyeyim ki ben falan demiş.
Bu kısmı da hani sadece anlattığı şeyde gereksiz bir detay olarak verdi tahmin edeceğiniz üzere.
Ama var ya ben o an böyle şey oldum.
Babam da yıllardır hep bu cümleyi kullanıyor.
Babaannem de kullanıyormuş hani demek ki gençliğinden beri.
Babamın kimse yargılamaması babaannemden babama geçmiş demek ki falan diye düşündüm.
Sonra dedim ya bana da geçseydi keşke, babamdan da bana geçseydi falan.
Ya sonra bakın her şeyde ben böyle düşünmeye başladım.
Ya buna beynimi zorlamaya başladım resmen.
Biri bir şey mi yapıyor? Ya tamam o da öyle biri demek ki diyorum.
Kendimi böyle düşünmeye, böyle bakmaya itiyorum.
Hemen çok iyi bir seviyeye gelemedim tabii.
Mesela trafikte saçmalayan adama sinir olmaya devam ediyordum, atıyorum.
O tarz anlık davranışları kuruluyordum.
Çünkü o refleksim sonuçta 28 yıl devam etmiş.
Sonuçta 28 yıl bende olan bir refleks hemen kesilip atamıyorsun.
Ama yine de bu bir bakış açısı olarak cepte kaldım.
Diğer taraftan da genel olarak hani böyle kendimizi bir geliştirme sürecindeyiz ya bu yaşlarda.
En azından bir uğraşıyoruz, okuyoruz, çiziyoruz, yazıyoruz falan.
Normal konularda kendimi geliştirmeye çalıştıkça genel anlamda daha kabullenici bir insan olmaya başladım.
Bu kabullenicilik sanırım mesela çocuk doğuran insanlarda da oluyor veya çocuğu olan insanlar da dışarıya karşı daha tahammülü oluyor falan.
Ben de öyle bir şey olmadığı için ben böyle kendimi geliştirmeye çalıştıkça...
Okuyup çizdikçe, okuyup izledikçe falan olmaya başladı.
Çünkü daha farkındalıklı yaşamaya başladım.
Atıyorum, bakın çok basit bir şey ya.
Adliyeye gidiyorum, memurdan bir şey istiyorum.
Memur ilk başta yok burada diyor.
İyi bakın diyorum. İkinci bakışında görüyor tamam mı?
Önceden olsa şey derdim.
Ya yapacağın tek bir iş var onu da düzgün yap falan böyle söverdim.
Ama kendimi... Geliştirmeye başladıkça tamam olabilir adam belki yorgun, belki dikkati dağınık bugün ya da morali bozuk hani sıkıntı yok olur böyle şeyler demeye başladım.
Bunu nasıl demeye başladım?
İşte hani dediğim gibi gün içinde daha farkındalıklı yaşayarak.
Mesela ben kendi duygularımı anlamlandırdıkça normalde yapmayacağım bir hatayı yaptığımda kendime direkt ya ne masum bu hatayı nasıl yaparsın falan demek yerine ya çok yorulmuşum ki ben normalde yapmayacağım
bu hatayı yaptım demeye başlayınca diğer insanlarla da daha iyi empati kurmaya başladım.
Şu ana kadar bu podcast'ta anlattığım en önemli şeylerden birini anlatıyor gibi hissediyorum.
Aktarması aşırı zor ama anladıktan sonra insanın hayatını hani domino taşı etkisiyle yoluna koyan ve Huzura erdiren bir düşünce yapısı bu.
Demek istediğim şey, herkes diyor ya böyle.
Kendiniz nasılsanız etrafı da öyle görürsünüz.
Şefkat insanın kendisinden başlar.
Önce kendini seveceksin ki insanları seveceksin falan.
O kadar doğru ki.
Eskiden yine...
Yani hiç anlam veremediğim bir şeydi.
Yaşadıkça anlıyorum.
Yani şöyle aslında ben önce kendi duygularımı, kendi hareketlerimi, kendi psikolojimi fark ederek yaşamalıyım ki başka insanlara, başka olaylara da daha farkındalıklı yaklaşabileyim.
Ama harada gürede öyle dümdüz gelişine yaşayınca o an neyi neden yaptığımı anlamadan, anlam vermeden devam edince kendimi anlamadığım için kendim gibi insanları da anlayamıyorum.
E anlamadığım için de devamlı yargılıyorum.
Mal mısın? Niye böyle yaptın?
Bilmem ne. Ya yaptı abi çünkü her şey her zaman çok iyi gitmiyor.
Ve karşımdaki de bir insan.
O da hata yapar. O da kötü bir gün geçirir.
Ve size bir şey diyeyim mi? Bakın ben şey düşünüyordum.
Ya son yıllarda dedi ki memurlar ne kadar iyi falan oluyordum.
Hep kolayca işimi hallediyorlar.
Eskiden böyle değillerdi diyordum.
Hayır abi eskiden de aynılardı.
Herkes aslında aynı.
Ben kendimi değiştiğim için, kendi bakış açımı değiştirdiğim için daha pozitif, daha kabullenici bir insan olmaya başladığım için adliyeye girince böyle etrafa yargı dağıtıp tek işim bu, onu da düzgün yap, işte beni ver yeminle çalışıyorsun
falan. Gerçekten böyle iğrenç anlar oluyordu.
İnsanın sinir harbi yaşadığı zamanlar oluyor çünkü.
Ama artık böyle sinirlenmediğim için o enerji karşı tarafa geçiyor ve karşı tarafın da bana tahammülü daha yüksek oluyor.
Daha elinden geleni yapıyor.
Bunun en somut örneği adliye benim için.
Çünkü 8 yıldır aynı kişilerle aynı işle muhatap oluyorum.
Değişen şey benim ve ben değişince işler değişmeye başladım.
Hatta size şöyle söyleyeyim.
Ben buna çok inanıyorum. İnsan hep kendi enerjisindeki insanlarla karşılaşıyor.
O gün bana denk gelen memur mesela.
Ben pozitifsem, ben düzgün davranıyorsam o da öyle oluyor.
Ama ben negatif basıyorsam...
Her işim ters gidiyor. Çünkü kendime benzeyen enerjideki işleri ve insanları çekiyorum.
Mesela bu dosyalarda, müvekillerde falan da oluyor.
Bazı müvekil çok negatif tamam mı?
Yok işte ne yapacağız, ne edeceğiz de, niye böyle oldu da, niye şunu göndermedik de zart uzurtta.
O adamın işi asla rast gitmiyor.
Duruşması geç tarihe veriliyor.
İşte müzekkereden cevap gelmiyor bilmem ne.
Ama tam tersi olup böyle pozitif tam avukat hanım ben size güveniyorum hallolur bir şekilde falan böyle takmayan pozitif insanların işi tıkır tıkır tıkır böyle ilk celsede falan karara çıkıyor.
Hatta bugün sabahki ilk duruşmamda tam da böyle pozitif bir müvekkilim var.
Adamın her işi tıkır tıkır gidiyor ve gerçekten de ilk celsede karara çıktı.
Yani bu noktada özetle Bir insanın karakterini eleştirmek yerine tamam o da öyle bir insan demek ki demeyi, bir insanın yaptıklarını, eylemlerini eleştirmek yerine ya tamam belki de bir sıkıntısı vardır
ya da bugün kötü günündedir ya da onun ben backgroundunu önceden yaşadıklarını bilemem, bugüne ne şartlarda nasıl geldiğini bilemem, belki aynı şartlarda gelsem ben de aynı davranışı gösterirdim demeyi
öğrendim. Bir de burada şöyle yine bir Facebook sözü gibi olan ama çok doğru bir söz var.
Sınanmadığın günahın masumu değilsin.
Tamam mı? Bunu MSN'e yazın.
Ya gerçekten ama bu sözü bir düşünün çok doğru.
Biz dışarıdan çok kolay eleştirebiliyoruz ama o insanın o noktaya nasıl geldiğini bilmiyoruz.
Şimdi ben bunları öğrendim ama başta direkt uygulayamadım dediğim gibi.
Hani zamanla güzel bir noktaya geldi.
Eminim çok daha iyi bir noktaya da gelir.
En başta kendimi şeye zorluyordum.
Direkt yorum yapmak yerine bir es vermeye.
Hani önce kendime bunu öğrettim.
Es verdikten sonra aklıma bunları getiriyordum.
Önce bir es vermeyi öğrettim.
Direkt tepki vermek yerine.
Ama işte zamanla kendimi daha iyi tanıdıkça zaten dünyaya ve insanlara da bu gözle bakmaya başladım.
Bu düşünce hepsi artık normalim oldu.
Çok... Çok mutluyum bu konuda.
Kendimi aşırı insancılı hissediyorum.
Bazen tamam abi en iyi sensin falan diyenler oluyor.
Ama bunun iyilikle ilgisi yok.
Bu hepimizde olması gereken bir bakış açısı.
Ben de o bakış açısında kalmaya çalışıyorum.
Yani aslında eksiden sıfıra çıkmaya çalışıyorum.
Sıfırdan on düzeyinde bir iyilik seviyesine değil de.
Neyse öyle işte. En başta bana iyi geliyor.
Daha huzurlu ve sakin bir insanım artık.
Bir de şöyle bir şey. Asla bitirmemem konuyu.
Bir de şöyle bir şey var burada.
Avukatlık mesleği böyle gerçekten sert olmanız gereken bir iş tamam mı?
Yoksa öyle herkese iş yaptıramıyorsun işte canım cicim falan diyerek.
O da bence çok körüklüyordu beni.
Böyle bir meslekte ben hani daha sakinleşmeye başladıysam eminim siz çok daha kolay başlayabilirsiniz.
İki, beklentisiz olmak.
Podcast kaydında olmam sebebiyle mazeretimin kabulüne.
İnşallah aramazlar. Neyse.
Şimdi beklentisiz olmak.
Bu var ya anayasaya falan eklenmeli.
Doğduğumuzda kulağımıza fısıldanmalı.
Beklentisiz yaşa diye böyle ismimizle birlikte okunmalı ya yemin ederim.
İnsanı hayatta en çok yıpratan...
Arkadaşlar ben bir duruşmaya gidip geliyorum.
Devam edeceğiz. Evet arkadaşlar devam ediyoruz.
Türkiye'nin ve hatta dünyanın belki de ilk kez mübaşir tarafından bölünen podcastine tekrar hoş geldiniz diyeceğim.
Siz zaten kayıda devam ediyorsunuz.
Neyse beklentisiz olmaktan devam ediyorum tamam mı?
Şimdi beklenti bence insanı hayatta en çok yıpratan şeylerden birisi.
Ama güzel haber bu da düzeltilebiliyor.
Benim kendi gözlemlerime göre.
Beklentinin sebebi insanın kendi değerini dış dünyaya bağlaması oluyor tamam mı?
Mesela ben biriyle görüşüyorum inşallah hocam.
O kadar imkansız geliyor ki artık.
Neyse mesela ben birisiyle görüşüyorum.
Devamlı bana yazmasını beni aramasını bekliyorum.
Bunu neden bekliyorum?
Sakın bana olmuyor demeyin hepiniz olduğunu biliyorum.
Çünkü... Daha yeni görüşmeye başlamışız.
Onun tarafından değer gördüğümü hatta belki onaylandığımı hissetmek istiyorum.
Hani tamam bu kız iyiymiş, tamam bu çocuk iyiymiş hissini almak istiyorum.
Bu belirli bir düzeye kadar normal tabii.
Hani insan psikolojisinde onaylanma ihtiyacı her zaman var.
Asıl sorun bu ihtiyacın düzeyi.
Ve beklentim karşılanmadığında benim ne hissettiğim?
Ya hemen böyle işte aramadı, sormadı, beni takmıyor.
Bunun da böyle olacağı belliydi.
diyorsam ki ben bunu çok derim yani derdim eskiden kötü bir hisse kapılıyorsam orada asıl olan şey karşı tarafın bana yapmadığı eylem ya da beni aramaması değil mesela.
Asıl olan şey benim kendi değerimi başkasına bağlamış onun eylemine bırakmış olmam.
Ya bu çok saçma değil mi? Düşünsenize ben bunca yıldır bu hayatta varım bir şekilde ve kendi ailem, arkadaşlarım işte yaşadıklarım var.
Sonra hayatıma birisi giriyor.
Üç gün önce falan tanışmışım.
Adamı veya kadını o ana kadar hiç bilmiyorum.
Ama kendi değerimi tamamen onun bana atacağı böyle hani küfretmek istemiyorum ama dandirik diyeyim.
Dandirik bir mesaja bırakıyorum.
Ya böyle bir şey olabilir mi? Ama oluyor işte.
Psikoloji çok garip bir şey.
Hatta genelde şöyle olur.
Karşı taraf yazana kadar hep insanın gözü hani bir göz ucuyla bir telefonda olur tamam mı?
Gider gelir hani bir bakar.
kötü hisseder, değersiz hisseder işte dediğim gibi.
Sonra karşı tarafın attığı tek bir mesajla bile hatta bakın mesaj bile demeyeyim.
Hani bir Reels ya, bir Reels'ı göndermesiyle bile insan hemen mutlu olur.
Aa tamam hani bendeymiş, oradaymış.
falan olur, bir rahatlar.
Sanki devlet dersine kaşe imza onayı alıyormuş gibi hisseder.
Ya da mesela ben düşünceli biriysem, herkesin düşünceli olmasına dair bir beklentim olur.
Ben onu düşünüyorum, o niye düşünemiyor?
Ben ona böyle mi yaptım?
Ben onun hep yanında oldum ama o benim hiç yanımda olmadı.
Mesela insanları suçlayan bir bakış açısıyla mağdur psikolojisine girilir.
Şimdi burada tabii ki her zaman sadece olay beklentiden kaynaklanan bir şey değildir.
Bazen de gerçekten alma verme dengesi bozulur.
Gerçekten de o insan sizin için hiçbir şey yapmıyordur.
Ve orayı bir gözden geçirmeniz gerekiyordur.
Ama aslında orada da şöyle bir şey var.
Yani bazı insanlar...
Yine sevilmek için, değer görmek için fazlasıyla verme eğilimindedir.
Vermeden alamayacağına dair bir inançları vardır.
Önceden bu bende de vardı, farkında değildim ama ya verici bir insandım, bu benim normalimdi.
Verici olduğum için de beklentimi karşılamıyordu insanlar hiç.
Sonra kendi içimdeki dengeleri oturttukça, kendi değerimi dış dünyaya bağlamaktan uzaklaştıkça hem alma-verme dengesinde çok sağlıklı bir noktaya geldim diye umuyorum.
En azından. Hem de insanlara karşı beklentim inanılmaz azaldı.
Şimdi burada tabii ki sıfır beklenti değil.
Sıfır beklenti de normal bir şey değil.
Orada da çünkü yine insan vericiliğe gidiyor.
Salaklık boyutuna ulaşabiliyor.
Ama dediğim gibi yani en olması gereken şey denge.
Beklenti var aslında çok derin bir konu.
Şimdi düşünüyorum yani şöyle bir şey de var mesela.
Babaannemin dediği şey burada da geçerli.
Her insanın zihni farklı çalışır tamam mı?
Herkesin zihni aynı çalışıyormuş gibi kabul edip buna inanıp sonra o neden benim gibi düşünmedi diye tribe girmemek lazım.
Özellikle de... İnsan iş hayatına başlamadan önce öğrenciyken veya işsiz olduğu dönemlerde abi oturup bir şeyleri çok fazla düşünüyoruz.
Çok fazla kuruluyoruz işte çok beklentiye giriyoruz falan.
Bunu yapmamak lazım. Atıyorum düşünceli olmak konusunda.
Senin gibi düşünmedi diyelim ki bir insan.
Yani burada hemen tribe girme yine.
Hani o insan senin gibi düşünmedi çünkü zihnin seninki gibi çalışmıyor.
Sen düşünceliysen onun da atıyorum.
İşitsel zekası yüksek.
O sana gelip şey diyebilir mi?
Neden melodileri benim gibi aklımda tutmuyorsun falan diye söylenebilir mi?
Hayır. İşte zihnin farklı çalışması tam olarak böyle bir şey bakın.
Hani o düşüncelik mevzusunda bazı insan daha detaycıdır, daha iyi düşünür.
Bazı insanın işte ne bileyim başka bir zeka çeşidi daha gelişmiştir.
İşte bu görsel, işitsel gibi şeyler gibi.
Hani biraz salladım galiba şu an ama anladınız bence.
Benim en yakın arkadaşım mesela.
Benle ilgili her şeye...
Çok hakim tamam mı? Yıllardır biliyor yani.
Bana değer veriyor falan zaten bunu biliyorum.
Ama bazı söylediğim şeyleri hani en basit şeyleri benim hayatımla ilgili en basit şeyleri asla hatırlamıyorum.
Halamdayım diyorum mesela. Abi her seferinde şaşırıyor.
10 yıl olmuş bakın 10 yıldır biz devamlı konuşuyoruz ve hala...
Hala öğrenememiş. 50 kez sordu şu ana kadar.
Aa senin halan mı vardı diyor.
Yarın yine soracak biliyorum.
Şimdi bunu benim en yakın arkadaşım yaptığında ben bunu hani onu artık tanıyorum.
Onun zihninin bu şekilde olduğunu biliyorum.
Atıyorum ufak saçma sapan detayları ya da daha basit detayları aklına tutan bir insan değil demek ki.
Ben bunu tölere edebiliyorum.
Ama mesela yeni tanıştığım birisi olsa, hayatımı almayı düşündüğüm birisi olsa, işte duygusal ilişkim olacak birisi olsa.
Karşı cinsten diyecektim de abi her şeye korkuyorum artık gerçi linçleneceğim diye.
Sadece karşı cinslerimi hayatımıza alıyoruz homofobik misin falan diyecek biri diye ödüm kapıyor.
Neyse bunu duygusal ilişkiye gireceğim bir insan yapsa bozulabilirim.
Ya sen beni önemsemiyorsun beni dinlemiyorsun falan derim.
Mesela eminim hani kesin aklından geçer en azından.
İşte öyle düşünmemek lazım tamam mı?
Bazı insan her şeyi aklında tutmaz bazısı daha detaycıdır.
Mesela. Şimdi insanların davranışlarıyla ilgili de aynı şekilde, aynı mantıkla ilerlemek lazım.
Tabii ki ben her zaman onları aklayalım falan demiyorum.
Şu an sadece ama sadece optimum düzeyden bahsediyorum.
Kendi içimizdeki huzuru sağlamak için büyüttüğümüz, abarttığımız şeyleri biraz fark edelim.
Kendi üstümüze düşeni görelim diye anlatıyorum.
Aslında kendi sorumluluğumuzu alıyoruz burada.
Düşünce sistematiğimizdeki.
Bu konu da her konu gibi değer meselesine bağlanıyor aslında beklenti konusunda.
Bir örnek verirsek mesela düşünüyorum.
Ya da şey ya çok düşünme gerek yok.
Bak gerçek bir örnek anlatacağım.
Daha yeni oldu. Geçen Kozmetik Sırları Eylül var ya.
Onunla buluştuk. O Fransa'da yaşıyor.
İstanbul'a geldiği iş için.
Kız gelirken bana tatlı bir hediye almış tamam mı?
Ben var ya hiç düşünemedim.
Hani buluşacağız. Aslında düşünmeliydim hani baktığımda.
Kızlar arasında böyle şeyler vardır çünkü.
İlk kez görüşeceğiz. Böyle bir tatlılık ne bileyim uzun süre görüşemeyeceğiz muhtemelen.
İnsanın içinden gelebilir.
Normalde de düşüncesiz bir tip değilimdir.
Ama düşünemedim yani sıfır.
Şimdi Eylül burada şöyle düşünürse.
Ya ben Zeynep'i düşündüm.
Onu hediye getirdim. Ta Fransa'dan taşım ettim.
O yaşadığı şehirde bile bir şey almayı düşünememiş.
Demek ki bana o kadar değer vermiyor.
Hani ben daha çok önemsiyorum falan.
Böyle bir bakış açısına girerse haklıdır, önemsemiyorum falan demişim.
Ya hayır bu gerçek olabilir mi?
Hatta şimdi düşünüyorum tam tersi aslında.
O gün çok koştur koştur zorlandığım bir gün geçiriyordum.
Eyle buluşacağım diye işte kardeşimi arabaya aldım, ofiste onu bekledim.
İşte yorgunum orada biraz uyuk uyukladım falan.
Arka planda bu vardı.
Ve normalde düşünceli bir insan olmama rağmen o gün bunu akıl edemedim.
Kendi hayatımla ilgili sebeplerden dolayı.
Bu arada onun öyle bir beklentisi olmadığını biliyorum.
Sadece o an ben mahcup oldum ve onun üzerine düşündüm.
Herkes tabii ki birbirine hediye alıyor diye bir şey yok böyle buluşmaya giderken.
Sadece mahcup oldum düşündüm onu anlatıyorum şimdi size.
Zaten Eylül de orada şey düşünmüştür.
Ya ay ne olacak ya demiştir.
Ben zaten öyle beklentiyle almadım.
İçimden geldi aldım demiştir.
Neden? Çünkü kendi değerini kendisi zaten biliyor.
Benim onu önemsediğimi de biliyor.
Kendi değerini bilip kendisine güvenen insan gidip de böyle noktalara takılmaz.
Beklentiye girip sonra ah vah falan yapmaz.
Kendi değerini bilmeyen insan da diğer bakış açısıyla bu ne ya şuradan şuraya geldim bir de düşüncesiz.
falan diye alınır. Şimdi ben burada arkadaşlık ilişkisinden örnek verdim.
Yakın zamanda bunu yaşadığım için.
Ama flörtümüzle, sevgimizle, eşimizle de aynısı tıp atıp geçerli bence.
Sonuçta onlarla da her şeyden önce iki arkadaşız, iki insanız ve herkesin hayatı artık özellikle yani ileriki yaşlarda çok yoğun ve çok karmaşık ilerliyor.
Anlık şeylere çok takılmamak lazım.
Neticeten her insanın farklı olduğunu herkesin kafasının farklı çalıştığını, farklı hayatlar yaşadığını kabul etmek, beklentiye girmemek ve bana önem verip verilmediğini anlamak için karşı tarafın sadece
böyle bir eylemine göre karar vermemek de benim aydığım konulardan birisi oldu.
3. İçerik tüketmek.
Şimdi günümüzün en büyük sorununa Kendi bakış açımı anlatacağım biraz.
Farklı düşünüyor olabilirsiniz. Bu glow up sürecinde ekran kısıtlaması yapılıyor tamam mı?
Yani genelde görüyorum. Günde bir saatten fazla Instagram'a bakmama kararı falan atıyorum.
Bunun da derinine inmek lazım aslında bence.
Mesela ben eskiden YouTube bağımlısıydım.
YouTube'da video izlemeden yemek yiyemiyordum.
İşte ne bileyim yaşayamıyordum.
Hala o şekilde yemek yiyorum da.
O zamanlar çok bağımlıydım.
Şu an anlıyorum ki aslında kendi içimdeki duygusal konuları bastırıyormuş.
Yani onları düşünmemek için Avrupa yakası aç, YouTube'dan video izle, bir şeyler izle falan devamlı üstünü kapatıyormuşum.
Artık hiç öyle değilim.
Instagram falan da bakın ben o kadar az kullanırım ki bunu herkes çok şaşırıyor.
Önceden daha çok kullanıyordum.
Ama kendim içerik üretmeye başladığımdan beri çok az kullanıyorum.
Sadece içerik üreticisi olarak kullanıyorum bile diyebilirim.
Ya tabii ki burada şöyle bir şey var.
Diğer içerikleri de izlemek gerekiyor biraz.
Hani feyiz almak için, yeniliği takip etmek için falan filan.
Ya da daha kötüsünü görüp onu yapmamak için.
Ama o da yine içerik üreticisi gözüyle izlemek oluyor.
Ben kullanıcı olarak artık çok az kullanıyorum.
Arkadaşlarım Reels falan atıyor 3 gün sonra görüyorum böyle.
Hatta geçen BFF'im kahvaltıya geldi.
Bana devamlı Reels atıyor tamam mı?
Ben de hiç bakmıyorum hani tıklamıyorum bile onun mesajına.
Bu da sinir oluyor. Oturdu tek tek zorla izletti bana attığı Reels'ları.
Ya kardeşim ben Reels izlemek istemiyorum.
İzlediğim Reels'ın bana hiçbir faydası yok.
Yani o yaprak dökümü kesitlerinin benim hayatıma herhangi bir pozitif katkısı yok.
Mizah istiyorsam Twitter'a gidiyorum zaten.
Artık bunu oturup üzerine düşünüp bilinçli olarak ekran süren bitti, Reels izlemeyeceğim daha demiyorum.
Zamanın ne kadar değerli olduğunu, yaşadığım her anın benim faydam olması gerektiğini bildiğim için Instagram'da takılmaktan otomatikman zevk almıyorum.
Çünkü artık kafa yapım bu şekilde işliyor.
Bir de bakıyorum influencerlara.
10 yıldır aynı tarz, aynı şeyler ya.
Hani gerçekten sıkıldım.
Ben tüketen değil, üreten tarafta yer almak istiyorum.
Bunu seçtim ve ona göre bir düzen oluşturdum kendime.
Her ne kadar benim içeriklerimi tüketiyor olsanız da samimiyetle söylüyorum.
Eğer size bir katkısı yoksa tüketmeyin, salın.
Ama size katkısı olmayan şeyleri takip etmeye devam ediyorsanız salmayın.
Şimdi bir insanı takip ederken bence şunu düşünün.
Bu insanın bana katkısı ne?
Bir vizyon mu katıyor? Zevkimi mi geliştiriyor?
Güldürüyor mu? Bakış açımı mı genişletiyor?
Mesela Caner Yıldırım. Abi adamı ben gülüyorum.
Komik bir adam çünkü. DM paylaşıp komik şeyler yazıyor aslında baktığında.
Ama ne bileyim mizahını seviyorum.
O yüzden takip ediyorum. Ama bunlardan hiçbirisi yoksa o insanın oturup da hayatını izlemeyin.
Instagram'ı aktif kullandığım için artık çok daha iyi anlıyorum.
Yani içerik üreticisi olarak aktif kullandığım için çok daha iyi anlıyorum.
Yıllardır hayatlarını izlediğimiz influencerlar açısından bakabiliyorum şu an.
Abi ben mesela, diyelim ki içerik üretici olarak söylüyorum tamam mı?
Güzel bir an yaşıyorum, güzel bir yemeğe gittim diyelim.
Senin çok gitmek istediğin bir restorana yemeğe gittim.
3 saniyemi ayırıp bir story atıyorum tamam mı?
Bu benim sadece 3-5 saniyemi alıyor.
Ama sen o restorana çok gitmek istiyorsan ve gidemediğin için üzülüyorsan, o story'i gördüğünde, yani sen bunu yaşayan insanın story'sini tükettiğinde, Benim 3
saniyemi alan ve hayatımda hiçbir önemi olmayan o story sana zarar veriyor.
Yani senin canını sıkıyor en basitinden.
O yüzden mesela ben hep gerçek şeyler paylaşmaya çalışıyorum.
Ne bileyim otobüste metroda falan hani böyle saçma sapan anlarda da paylaşıyorum.
Çünkü diyorum ki hani izleyen insan en azından her şeyi gülük gülistanlık sanmasın.
Ya ben sadece arabada story attığımda bu sefer izleyen insan şey düşünebilir.
Ne bileyim mesela hani bu kızın bile arabası var.
Ya hayır öyle düşünmüyorsunuzdur eminim de.
Bu arada bu araba mevzusunda da bana işte otobüste falan attığımda soruyorsunuz veya ben söylendiğimde araban vardı senin diye.
Ya araban var çok şükür ama yarım araban var.
Çünkü diğer yarısı kardeşime ait ve kardeşime uzak oturuyoruz.
O yüzden arabayı devamlı bir bölüşme muhabbeti var.
Bu benim hayatımı çok zorluyor çünkü benim evim merkeze çok uzak.
Yine de yarım sıfırdan büyüktür diyerek ona da şükür ediyorum.
Halledeceğiz artık bir şekilde.
Neyse işte öyle störler de atıyorum.
Bir de öbür türlü diğer izlediğiniz insanları düşünün.
Sadece beni izleyin gibi oldu da.
Hayır tabii ki. Ya şunu düşünün tamam mı?
Görüyorum ya ben de takip ediyorum sonuçta.
Böyle clean girl makyajı yapıp arabaya binip spora gidip akşam sevgilisiyle fırında somon yiyip Netflix açan, dersiz tasasız gözüken, bir dünya çizen kendisine insanlar ne
diyeceğimi unuttum ya. Ya işte o insanları izlemek bana hiçbir şey katmıyor tamam mı?
Özet olarak. O yüzden ben içerik tüketimimi bayağı sınırladım.
Her ne kadar bu bir entertainment dünyası diye geçiyor sonuçta.
Herkes güzel vakit geçirmek için izliyor.
Ama bir noktada eğer psikolojinize iyi gelmiyorsa bunu otomatikman sınırlamak zorundasınız.
Hani telefonu kenara koyup ben şimdi bir saat bakmayacağım çünkü Glovap'tayım diye düşünmek bir çözüm değil.
Bunu içten içe siz şöyle olmalısınız.
Ben zaten kendine hayat kuran bir insanım.
Kendi hayatıyla ilgilenen ve kendi hayatına emek verip yatırım yapan bir insanım.
Şu an ben bunu izlemeye o yüzden istemiyorum.
Ben onun yerine daha faydalı bir şey ya da ne bileyim daha boş vakit geçirsem de bana daha iyi hissettirecek bir şey izlemek istiyorum diye düşünmelisiniz bence.
Şimdi şey diye ne olacaktır?
Her anımız dolu olmak zorunda mı?
Her anımız verimli olmak zorunda mı?
Tabii ki öyle değil. Ama sosyal medyaya bakmanın insanı çok...
büyük bir yetersizlik hissi verdiğini düşünüyorum.
Çünkü bana da veriyor. Hatta bakın bir kere şöyle bir şey olmuştu.
4 yıl önce ben podcast dinliyordum.
Bir arkadaşım da biliyordu devamlı dinlediğimi.
İşte onunla denk geldi dinlerken.
Biraz da akıl satan bir podcastti tamam mı?
Arkadaşım şey dedi. Sen bu kızdan daha akıllısın ama sen onu dinliyorsun dedi.
Oha dedim ya. Ben daha akıllıyım bilmiyorum tabii ki ama o üretiyor ben tüketiyorum.
İşte. Demem o ki her zaman üreten tarafta olmamız lazım.
Parlayan insanları izlemek değil de parlayan insanlar gibi yaşamaktır.
Şimdi bu arada ben de boş vakit geçirmek istediğimde bomboş bir Türk dizisi falan izliyorum.
Mesela ben Kızıldık Şerbeti izliyorum.
106 bölüm oldu. Bundan hiç utanmıyorum.
Mesela en yakın arkadaşım diyor ki bırak artık şu diziyi.
E o da reis kaydırıyor abi.
Sen hani bunun muadili olarak daha iyi bir şey yapmıyorsun zaten.
En azından ben milletin hayatlarını görüp kendimi yetersiz hissetmeyeceğim bir şey seçiyorum.
Anlatabildim mi? Bu doğru diye demiyorum sadece bir fikirdim.
4. İyi alışkanlıklar.
Ay var ya bölüm çok uzadı ya.
Ama bunu eklemeden geçmek istemiyorum.
Alışkanlık edinmek baya zor bir şey tamam mı?
Şöyle düşünün 25 yaşındaysanız mesela 25 yaşına kadar yapmadığınız ve hayatınızda olmayan bir şeye en azından istikrarlı bir şekilde olmayan bir şeye 5 günde alışamazsınız.
Bunu beklemeyin.
Beyninizin buna adapte olmaya ihtiyacı var.
Sizin de aynı şekilde. Nasıl alışkanlık edineceğinizi geçiyorum.
Onu aslında ben bayağıdır bir bölüm yapmak istiyorum.
Çünkü Atomik Alışkanlıklar diye bir kitap var.
O kitap benim böyle popüler olup da sevdiğim nadir kitaplardan birisi gerçekten.
Çünkü o kitap sayesinde ben son yıllarda bir sürü alışkanlık edindim.
Ve onunla ilgili bölüm yapmak aklımda var.
Neyse şu an çok uzar alışkanlık nasıl edinir konusuna girersek.
Onu anlatmayacağım. Ama çok basit bir düşünce sistematiği olarak şunu önereceğim.
olmak istediğiniz kişiyi, yaşamak istediğiniz hayatı yaşayan kişiyi düşünün.
Hatta gördüğünüz, tanıdığınız veya internetten falan da gördüğünüz birisi varsa sizin istediğiniz hayatı yaşayan, sizin böyle ilerideki hayalini kurduğunuz hayatı yaşayan onu bir gözlemleyin.
Neler yapıyor? Nasıl alışkanlıkları var?
Rutini nasıl? Ben mesela hem zihnen sağlıklı, kendine vakit ayıran bir insan olmak istiyorum.
Hem de bedenen fit ve esnek.
Kondisyonlu iyi bir insan olmak istiyorum.
Hayatımın geri kalanını bu şekilde idame ettirmek istiyorum.
Herkes ister zaten bunu. Benim şu an oluşturduğum alışkanlık kurmak istediğim hayata hizmet etmeli.
Anlatabiliyor muyum? Benim kurmak istediğim, yaşamak istediğim hayatta mentali güçlü birisiysem eğer ilerideki halimde ben akşam oturup reels kaydırmamalıyım.
Taktım bu konuya da. Ya ama bakın bence çok önemli.
Çünkü ben bunu çok fazla görüyorum.
Mesela bir arkadaşımla hani çok uzun vakit geçiriyorum.
Ya da birlikte kaldığımızda falan.
Abi herkes Instagram bağımlısı.
Bu beni. Ya beni şahsi olarak rahatsız etmiyor tabii.
Herkesin kendi hayatı. Ama bence bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülüklerden birisi.
Neyse işte o yüzden akşamları oturup Reels kaydırmamalıyım.
Mentali güçlü bir insan bunu yapmaz.
Ne yapar? Kendi vakit ayırır.
Yarın bir gün eşi çocuğu bile olsa kendi vakit ayırmayı zaten çok eskiden beri bildiği için, bu onun alışkanlığı olduğu için her zaman, her şartta o alanı kendisine yaratır.
Bakın var ya bunun bence en güzel örneği Ece Targıt.
Şimdi gerçekten nasıl bir hayatı vardır bilemiyorum tabii ki.
Ama ben ona bakınca hep şunu görüyorum.
Ece Targıt diye bir kız var işte influencer bilmeyenler için.
Ya bu kız yıllardır takip ediyorum.
Atıyorum 6 yıldır falan takip ediyorumdur.
Kız... Hep mentaline yatırım yaptı tamam mı?
İşte düzenli meditasyon yapıyordu.
Zaten podcast'i çok güzel onun yoldayız geliyor musun podcast?
Oradan onun hayatta kendisine kurduğu bakış açısını anlayabiliyorsunuz.
Şimdi iki tane çocuğu oldu, ikizleri oldu.
İkizleri olan bir insan normalde delirir değil mi?
Hani bu arada düzenli yardımcısı falan da yok kızın.
Söylüyor zaten. Olduğunda da söylüyor.
O konuda salladığını düşünmüyorum.
Öyle fake bir dünya yaratan bir insan değil.
Ama ben onda şunu görüyorum. İkizleri olmasına rağmen...
şu ana kadar kendi hayatına kendisine o kadar güzel alışkanlıklar edinmiş ki onları minimum düzeyde de olsa şu an sürdürüyor.
Atıyorum kız diyor ki ben diyor kendime söz verdim.
Çocuklar olduktan sonra da ayda bir kez kuaföre gideceğim.
Ve kız geçenlerde söyledi işte 9 aydır mı ne gerçekten bu sözünde durmuş ayda bir gün de olsa Kuaföre gitmiş.
Ya bu bile bir şeydir biliyor musunuz?
O lohusalıkta veya yeni çocuğu olan hatta iki tane çocuğu olan bir kadın için bu çok büyük bir şey.
Ama onun bu alışkanlığı devam ettirebilmesinin sebebi ne?
Yıllardır kendisine kurduğu o düşünce sistematiği ve alışkanlık sistematiği aslında.
Ben böyle şeylerde o yüzden bahaneye hiç inanmıyorum.
Çocuk tabii ki farklı bir şey ama daha basit şeylerde çevremde gözlemleyebiliyorum.
Bir insanın normalde alışkanlığı varsa...
Her ne şartta olursa olsun o onu devam ettiriyor.
Eğer normalde öyle alışkanlıkları, güzel şeyleri falan yoksa şey hep bir bahane üretiyor.
Böyle işte şu vardı, bu vardı. Hayır abi zaten bu senin alışkanlığın olsa, bu senin hayatının normalinde olsa sen bunu zaten yaparsın.
Mesela ben bu konuda ne yaptım mental konusunda?
Kendime yürüyüş alışkanlığı edindim birkaç yıl önce.
Ya hep yürürdüm. Hani tabii ki hepimiz yürüyüş falan yapıyoruz ama zayıflamak için falan yürürdüm.
Artık tamamen mentalime iyi geldiği için yürüyorum.
Salına salına yürüyüp bir yandan da telefonla konuşmuyorum.
Çünkü o zaman benim mentalim için kurduğum bir alışkanlık olmaz.
Hatta şöyle söyleyeyim.
Bir çocuk vardı tamam mı?
Görüşüyorduk işte. Ben yürürken aramıştı akşam yürüyüşündeyken.
Şey dedim ya ben şu an yürüyüşteyim.
Telefonla konuşmayı yürüyüş sırasında çok sevmiyorum.
Hani me time gibi görüyorum.
Sonra konuşalım olur mu demiştim.
Ya bu benim. Me time'ım kardeşim.
Ne yapayım? Hani orada çok hoşlandığım bir insan bile olsa benim önce kendimi düşünmem gerekiyor.
Şimdi böyle çok fazla şey söylemiş gibi oldum.
İşte şu gerekiyor, bu gerekiyor.
Şöyle düşünün, böyle düşünün. İşte hani sanki oturup da hepsine tik atmalıymışız gibi oldu.
Ama aslında öyle değil. Bunlar hayatımızda oldukça zamanla böyle otomatikman refleks olarak yaptığımız şeyler haline geliyor.
Bunları düşünmemizde işte çocuk beni ararsa ben me time'dayım diyeceğim diye taktik yapmamıza gerek kalmıyor.
Çünkü bu bizim doğalımız oluyor.
Benim niye böyle bir me time'ım var?
Biraz ileriyi düşünerek biraz da o sıradaki ihtiyaçlarıma göre bu alışkanlığı kazanmıştım.
Hayat zaten çok yoğun.
Her şey kafamda birbirine karışıyor.
Hele şu anda var ya yani bin parçaya bölünüyorum.
Hem fiziksel hem de mental olarak.
O yüzden evde olduğum günlerde bir saat kendimle baş başa kalıp bir düşüncelerimi tartarak yürümek bana inanılmaz iyi geliyor.
Hatta buna da mental yürüyüş diyorum.
İnstagram'dan görenler vardır.
Bilinç.akşı.podcast Bu arada yazı yazmak da kendime kazandırdığım bir alışkanlık.
Günlük tutuyordum hep. Hayatım boyunca tuttum.
Ama sabahları yazmayı hiç sevmezdim.
Artık sabahları böyle bir yarım saat, kırk dakika falan erken uyanıyorum.
Bu da alışkanlık haline geldikten sonra zorlanmamaya başladım.
Aslında şimdi düşünüyorum da hepsi birbirine bağlı.
Yarım saat erken uyanıyorum.
Biraz günlük yazıyorum.
O günkü duygularıma böyle bir bakıyorum.
Sonra kahve yapıyorum. Kitap okuyorum.
Ya sabah mesaiyle işe giden insanlar şu an bana küfrediyordur.
Ama şöyle söyleyeyim. geçen bir arkadaşım diyor ki bir tane erkek o da bağlı çalışıyor diyor ki kızım diyor biz senin gibi sabah öyle aa güneş ışığı yüzüme vurdu deyip böyle esneyerek sakince uyanıp da kahvemizi
içip de güne başlamıyoruz falan diyor ben ne dedim peki ben dedim bu hayat için Mücadele ettim ve ediyorum.
Zaten 5 yıl bağlı çalıştım.
İğrenç şartlarda. Bakın ben İstanbul'da yaşayanlar bilir.
Bebekte bir ofise gidiyordum.
Tamam mı? O kadar korkunçtu ki.
3 vesayet gidiyordum.
3 vesayet işe mi gidilir ya?
Çok iğrençti. Ki şu anda da bunun dezavantajlarını yaşıyorum zaten.
Kendi işini yapmanın öyle o kadar gülük gülistanlık bir şey değil.
Baya bir dezavantajı var. Özellikle de mentalinin de işte orada çok güçlü olması gerekiyor.
Çünkü aylık sabit bir gelirin falan olmuyor ya.
Ya da ne bileyim podcast'e başlamak.
Hani ben podcast'e şu an yatırım yapıyorum.
İleride sabahları daha çok kitap okuyabilmek için.
Ama sonuçta şu anda o riske giriyorum ben de aylardır.
Sen her ay düzenli iyi bir para kazanırken ben o parayı kazanmıyorum sen yatırım yaparken.
Hani onu anlatmak istiyorum. Neyse.
İşte sabahları erken kalkıyorum, bir şeyler yazıyorum, sonra kitap okuyorum, kahve içiyorum dedim.
Böyle bir rutin oluşturdum. Güne öğle başlıyorum.
Onu da şöyle düşünüyorum. Normalde bunu hiç yapamam aklımda iş olacağı için.
Artık sabahki o yarım saat, kırk dakikayı fazladan zaman yaratmışım gibi düşünüyorum.
Hani yoksa saatinde kalksam yapamıyorum dediğim gibi.
Aklımı kitaba falan veremiyorum.
İşte ya bunların hepsi alışkanlık tamam mı?
Bölüm inanılmaz uzun oldu, inanamıyorum.
Bakın bana uzun bölüm yap deyip duruyorsunuz.
Şimdi bu bölüm istatistiklerine bakacağım tamam mı?
Eğer bölümde kalma süresi çok iyiyse yani gerçi şu ana kadar çıkan çıkmıştır da hani bir oturuşta dinleniyorsa bölüm çoğu kişi tarafından uzun bölüme ben okeyim zaten çok seviyorum.
Ama sorun şey oluyor genelde uzun bölümlerde nasıl diyeyim bir oturuşta dinlemiyor insanlar.
Mesela bölümün 30. dakikasında çıkıyor artık kalan 30 dakikası dinlenmiyor bu sefer.
O zaman da algoritmada ben iyi bir yere gelemiyorum.
Neyse. Bunların hepsi alışkanlık dedik.
Mesela çok sosyalleştiysem, hatta biri olsa hayatımda, aşkımdan ölsem bile, çok sosyalleştiysem, onunla çok görüştüysem, sonraki iki gün falan tek kalırım mutlaka.
Bir sakinleşirim, kendimle ilgilenirim, evle ilgilenirim, işte böyle bir maske yaparım, cilt bakımı bilmem ne falan.
Bunlar Globop'ın ömürlük kuralları işte.
Öyle yazarak, çizerek olacak şeyler değil.
Niye atarlandım bilmiyorum ama şimdi Globop falan konuşuyoruz ya, şuraya gelmek istiyorum.
Şimdi glow up rutinleri yapılır tamam mı?
Dönemlik şeylerle uğraşılır, insan kendiyle ilgilenir.
Bunlar çok güzel tabii ki.
Ama en en en başta önce kendi içimizde bir şeyleri değiştirmeye başlamalıyız.
Onu değiştirmezsek ister cilt bakımı ister spor rutini hiçbiri sürülebilir olmuyor.
Günlük hayatta olabildiğince sakin ve huzurlu yaşamak için eleştirel olmamak mesela çok önemli bir nokta.
Eleştirel olunca etraftaki kusurları çok fazla görüyoruz.
Ya da cilt bakımı yapmak için, spora gitmek için kendimizi zorlamamalıyız.
Kendimize o kadar önem vermeli, o kadar kendimizle ilgili olmalıyız ki bu zaten bizim ömürlük bir alışkanlığımız olmalı.
Bu zaten bizim, bize verilen bu bedene bir saygımız olmalı.
Ya da bize verilen hayatın her anına o kadar minnet duyuyor olmalıyız ki bir saniyesini bile başkalarının hayatını izleyip kendimizi kıyaslayarak geçirmemeliyiz.
Biz kendi habitatımızı kurmalıyız.
Bu yaşlar tam olarak o yaşlar.
Bize yarar alışkanlıkları, bakış açılarını, düşünce sistematiğini hayatımıza adapte ettikçe kendi iç huzurumuz da artacak.
Bu iç huzur dışarıya zaten glow up olarak yansıyacak.
Onu da geçtim. Bu şekilde yaşayınca hayattaki her günde kendi bir şeyler katan, her fırsatta güzellikleri seçen, kabullenici, humanist, duyarlı...
Olursa ne güzel, şükür sebebi.
Olmazsa da vardır bir hayır.
Yaparsan mutlu olurum, yapmazsan da canın sağ olsun.
Vay bunda, bir insan olacağız.
Bir şey diyeceğim, sanırım bunun ikinci partını yapacağım.
Çünkü kendi hayatıma adapte edip çok faydasını gördüm.
Bir bu kadar daha konu var şu an aklıma gelen.
Hatta hiç ertelemeden haftaya çeksem müthiş olur.
Siz de kendi hayatınızdan örnekleri, fikirlerinizi benimle paylaşırsanız belki yeni bölüme ilham olursunuz.
Instagram, TikTok, Twitter, YouTube, internetin olduğu...
Tüm sosyal mecralardayız.
Açıklamadaki linklere ulaşabilirsiniz.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
