
meslek değiştirmek ve kendimize ördüğümüz ağlar
18 Ekim 2023 · 25 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
"İşimden sıkıldım ama yeni bi yol da bulamıyorum" diyenler için yaşadığımız iç sıkışmasını, üretme isteğini, “acaba geç mi kaldım?” soruları üzerine Blinç Akışı'nda kalıyoruz.🎙️Nereden başlayacağını bilmiyorsan meslek değiştirme isteğinin arkasındaki derin sebepleri birlikte düşünüyoruz
Dilerim bu bölüm, senin için o ilk adım olur🤍🎙️
📩 info.bilincakisipodcast@gmail.com
Yeni bölüm her çarşamba&pazar 07.00'da tüm platformlarda!
Bahsettiğim kitaplar: 1)Martin Eden 2)Sıfırdan Bire
Transkript
Herkese selam.
Bilinç Akışı Podcast'ın ilk bölümüne hoş geldiniz.
Bu podcastı dinlemeye başlamışsanız...
Yüksek ihtimalle hayatta aradığını henüz bulamamış, şu anda sahip olduğu mesleğinde ruhsal doyum yaşayamayan, sınırlarını genişletmek isteyen ve bunun
için motivasyon arayan birisiniz.
Ruhsal doyum diyorum çünkü maddi tatmini arttırmak için meslek değiştirmek isteyen biri muhtemelen finans konularındaki podcastlere yönelecektir.
Biz ise burada motivasyon ve cesaret konuşacağız.
Ama ondan önce iş değiştirme meselesi üzerine biraz Bilinç Akışı'nda kalalım istiyorum.
İş değiştirmek isteyen ve yıllardır bu konu üzerine düşünen biriyim.
Hatta ilk başta sevmediğim mesleğimi bu süreçte sevmeye başlayacak kadar uzun yıllar bu konuyu düşünmekle geçti.
Ve şimdi fark ettim ki aslında iş değiştirmek istemem yalnızca mesleğimi sevmemekle ilgili değilmiş.
Kendi içimde var olduğunu hissettiğim ama keşfedemediğim ve keşfedemedikçe dışarıya iş değiştirme isteği olarak yansıyan bir rahatsızlıkmış.
Bunu şöyle açıklayabilirim.
Ben avukatım ve hukuk fakültesine başladığımdan beri ben avukatlık yapmak istemiyorum diyorum.
O zamanlar okuduğum bölümde çalışmak zorunda olduğumu sandığım için fakülteden sonra Direkt staja başladım.
Hiç böyle başka bir iş yapabileceğimi, başka bir alanda çalışmayı deneyebileceğimi falan düşünmedim.
Stajdan sonra direkt avukatlık ruhsatımı aldım ve çalışma hayatına başladım.
Henüz 1-2 yıldır kendi işimi sevdiğimi düşünürsek aslında toplamda 9 yıldır avukatlıkla ilgili çekincelerim vardı ve yapmak istemediğimi düşünüyordum hep.
Peki şu an mesleğimi sevmeme rağmen neden hala içimde bu mesleği değiştirme isteği var?
Çünkü hayatta asıl yapmak istediğim bana ruhsal doyum verecek başka bir şey olduğunu seziyorum.
Bunca yıl içimdeki huzursuzluk da aslında ya ben meslek değiştireceğim ya diye basit bir istekten ibaret değilmiş bunu anlıyorum.
Çünkü zaten sorsanız birçok insan meslek değiştirmek ister ama sadece o rahatsızlığa dayanamayanlar bunu yapmak için peşinden gider.
Arayanlar bulanlardır.
O rahatsızlığın sebebi de aslında içimizde kullanılmayı bekleyen, bekledikçe köpüren ama taşamayan, üretim isteğinden kaynaklı bence.
Şöyle düşünün, içinizde bir potansiyel var ve siz onu...
Uzun yıllardır o kadar statik enerjide tutmuşsunuz ki o içinizdeki potansiyel artık dinamik enerjiye dönüşmek istiyor.
Dönüşmedikçe asileşiyor, asileştikçe siz içten içe bir rahatsızlık duyuyorsunuz.
Ama kendinizi susturmaya o kadar alışıksınız ki o sesle karşı yok ya falan deyip geçiyorsunuz.
Vücudu katman katman düşünürsek en içte çok çok derinde Bir katmandan rahatsızlık hissediyorsunuz.
O rahatsızlık çok minik.
Ama zaman geçtikçe içten dışa doğru iğne gibi batıyor ve kendi hissettiriyor.
Katlanılmaz olduğu noktada zaten eh yeter artık deyip böyle podcastler dinlemeye başlıyorsunuz veya kendiniz podcast çekmeye başlıyorsunuz.
Peki kendimizi susturmaya neden bu kadar alışığız?
Bu konuda biraz bilinç akışında kalalım istiyorum.
Geçenlerde Nuri Bilge Ceylan'ın son filmi Kuru Otlar Üstüne'de üstüneye gittim.
Çok güzeldi. Yani Nuri Bilge Ceylan'ı ya çok sıkıcı, çok uzun, işte ben sanat sineması sevmiyorum diyenleri bir kenara ayırıyorum.
Öyleyseniz okey zaten izlemezsiniz.
Ama biraz yakın olan veya işte böyle filmleri seven insanlar için kesinlikle Kuru Otlar Üstüne mükemmeldi.
Orada Geçen muhteşem bir replikte aynen şöyle diyordu.
Bana öyle geliyor ki dünyada güzel olan her şey daha insana ulaşamadan insanın kendi ördüğü ağlara takılıp kalıyor.
Bu replik beni o kadar etkiledi ki.
Zaten o yüzden ilk podcastımın adında da yer vermek istedim.
Çünkü zaten kafamda olan şeyleri bu repliği duyduktan sonra böyle çat çat çat çat oturmuş oldu.
Bu işte iş değiştirmek, meslek değiştirmek neden yapamıyoruz, neden kendimize sınırlar koyuyoruz veya neden kendimize susturuyoruz gibi şeyler için bu replik bana bir yol gösterdi.
Evet dünyada güzel olan her şey olmasa da çoğu şey bize ulaşamadan kendi ördüğümüz ağları takılıp kalıyor.
O ağları o kadar uzun yıllardır örüyoruz ki çoğu çocuklukta örülüyor bana kalırsa.
Mesela... Çocukken keman kursuna gitmek istediğinizde babanız böyle evde tangır tungur ses olmasın şimdi diyor.
O öyle deyince müziği gürültü olarak algıladığınız ilk ağa örülüyor.
Belki derste doğru cevabı parmak kaldırmadan verdiğiniz için cezalandırıldığınızda kendinizi ifade etmenin değersizliğine dair bir ağ daha ekleniyor buraya.
Sonra ergenlikteki ağlar, lise, üniversite...
Gittikçe o ağların sayısı azalsa da örülmesi kolaylaşıyor bence.
Ağların sayısı azalıyor çünkü insanın hayatta yapmak istediği şeylere karşı cesareti azalıyor.
Bu yüzden yeni şeylere daha az adım atıyor ve kolayca bahane ürettiği için bazen dışarıdan duyduğu tek bir yorum bile o adımı atmak yerine koca bir ağ örmesine sebep
olabiliyor. Bu ağlar da filmde dediği gibi bize gelecek çoğu güzelliğin.
Bize ulaşamamasını sağlıyor.
Belki çok yetenekli bir keman virtüözü kemanı dokunamadan geçip gidiyor buradan.
Bununla ilgili bir tane İngilizce bir söz vardı sanırım.
Öldükten sonra Tanrı sana şey diyor.
Aslında seni mükemmel bir keman virtüözü olarak yaratmıştım.
Böyle bir söz vardı. Gerçekten öyle ama.
Belki kendinizi ifade etseniz başka yollar açacak bir kapı, siz ifade etmeye dahi cesaret edemediğiniz için çoktan yüzünüze kapanıyor.
İşte içimizde var olan potansiyelleri bulabilmek, onların peşinden gidebilmek de böyle böyle zorlaşıyor.
Kendimizi susturmaya böyle böyle alışıyoruz.
Hukukçu tabiriyle hayatın olağan akışında en uzun saatleri çalışırken geçirdiğimiz için olsa gerek, İçimizdeki o potansiyelin varlığını en kolay işle ilgili rahatsızlıklar
yaşadığımızda fark ediyoruz.
Fark ediyoruz ve susturuyoruz.
Bu sefer susturmadık diyelim, peşinden gidelim dedik.
Nereden başlayacağız, ne yapacağız?
Bildiğimiz, para kazandığımız mesleğimizi bir günde bırakıp diğer gün hayır ben artık bu işi yapacağım mı diyeceğiz?
Böylesini hayal etsek de böylesinin mümkün olmadığını biliyoruz maalesef.
Bunu bildiğimiz için de o meşakkatli yola girmeyi hep erteliyoruz.
Daha önceki deneyimlerimize örnek gösterip kendimizi sabote ediyoruz.
Ama önceki deneyimlerimizin bugün ön yargılarımızı oluşturmasını bırakmakla başlamalıyız bence bu yola girmeye.
Çünkü yaşadığımız her şeyi o an içinde bulunduğumuz psikolojik ve sosyal gelişimimiz kadarıyla algılıyoruz.
Tecrübe önyargıdır deyişi de bu yüzden çok yerinde bir deyiş aslında.
Tecrübe edindiğimiz olaylar, o olayları yaşadığımız sırada dünyaya bakış açımız kadarıyla o kadardan ibaret.
Mesela 5 yıl önce yaşadığımız bir olaydan edindiğimiz tecrübeyi şu an farklı bir olay için önyargıya çevirmemiz o kadar yanlış ve o kadar sabote edici ki.
Çünkü o zamanki halimizle şu anki halimiz oldukça farklı.
Veya farklı olmalıdır.
Bu yüzden yaşayacağımız yeni olaylarda aynı tepkileri vermemiz de mümkün değil.
Artık o tecrübeden dersler çıkarılmış ve davranış biçimi bir şekilde değişmiştir.
Biz eski halimize takılı kalarak şu anki halimizde vereceğimiz tepkileri belirleyemeyiz ve belirlememeliyiz de.
Sıfırdan Bire diye bir kitap var.
Aslında start-up kurmakla ilgili bir kitap ama orada şöyle bir soru soruluyor.
İş hakkında bildiklerinizin ne kadar geçmiş hatalara verdiğiniz hatalı tepkiler tarafından belirlendi.
Bunu uyarlarsak sadece iş hakkında bildiklerimizin değil, hayattaki düşünce kalıplarımız, deneyimlerimiz, önyargılarımız için de ne kadar geçmişte yaptığımız hatalara
verdiğimiz hatalı tepkiler tarafından belirlendi diye sorabiliriz bence.
En kolay yerden başlamalıyız.
Her gün... doyum yaşayarak çalışacağımız mesleğe geçiş yapmaya.
Ve o kolay yer bence kendimizden başlıyor.
Bu sorulara cevap aramak, kendi kendimize ördüğümüz ağları fark etmek, eski bizle şu anki bizim aynı olmadığını kabullenip eski halimize tutunmamak gerek öncelikle.
Kendimize ördüğümüz o ağlar olmasaydı şu an nasıl düşünürdük?
Özümüzdeki kişi bu hayatta ne yapmak isterdi?
Aslında neye yatkınız ve bu yatkınlığımızı nasıl körelttik?
Hangi şekillerde kendimizi sabot etmeye izin verdik?
Gibi sorularla başlayabiliriz bence.
Farklı şeyler denemenin bizim toplumumuzda maymun iştahlılık olarak adlandırılması mı kırdı mesela bizim hevesimizi?
Bunu yaptım, şimdi şunu da yaparsam bana daldan dala atlıyorsun diyecekler diye mi korktuk?
Peki bunu diyecek olan üçüncü çoğul kişiler hayatlarında yeni bir şey denemeye cesaret edebilmiş insanlar mı?
Yoksa daha böyle sıkışıp kalmış, bu kafada olmayan insanları oturdukları yerden yargılayan insanlar mı?
Büyük ihtimalle ikincisi.
Çünkü hayatında bir kez olsun zor bir yola girmeye cesaret etmiş hiç kimse yeni bir deneyimin peşinden gitmek isteyen birini aşağıya çekmez.
Yani ben böyle düşünüyorum. En fazla dene kendin gör der yani en kötü ihtimalle.
Ama maalesef kasabını bile değiştirmeye cesaret edemeyen insanlar herkesten fazla yorum yapar.
Bu insanların dedikleriyle ben kendime yıllarca ağlar ölmüş biri olarak her şeyden önce tavsiye almayacağınız insandan eleştiri duymamaya davet ediyorum sizi.
Aşırı klişe ve biraz cringe ama gerçekten çok doğru bu söz.
Zaten insan bunu aslında genel olarak biliyor bu sözü.
Veya işte insanları takmaması gerektiğini, etrafındaki cesarsız insanların yorumlarını duymaması gerektiğini.
Bunları hep biliyor ama yalnızca hazır olduğumuzda bunları fark ediyoruz ve uyguluyoruz.
Dışarıdaki sesleri ondan önce susturamıyoruz.
Sonra bir gün uyanıyoruz ve eh yeter artık.
Ben bu hayata bir kere geldim.
Son ne olursa olsun deneyeceğim diyoruz ki bu...
İyi ihtimal. Ama meslek değiştirmek için birden gaza gelip çok büyük adımlar atmamak lazım.
Orası kesin. O zaman ilk tökezlemede başarısızlık hissine kapılıp geri dönmek istiyoruz.
Ve bu bence en tehlikelisi.
İnsanın direkt böyle şevkini kıran ve kendisine güvenini kıran bir şey.
O yüzden yavaş yavaş önce kendimizi fark ederek, şu an sahip olduğumuz mesleği belki geçici görerek devam etmek lazım.
Biliyorum şu anki mesleğimiz konfor alanımız.
Mesela ben ne kadar rahatsız olduğum şeyler de olsa avukatlıkta önüme gelen her türlü sorunu nasıl çözmem gerektiğini bildiğim için, yani burada her şeyi biliyorum anlamında demiyorum kesinlikle.
Zaten hukuk fakültesinin amacı da o.
Hiçbir şey öğretmiyorlar ama sizin nerede, ne zaman, nereye bakmanız gerektiğini öğretiyorlar.
Her şey bildiğim için değil ama nereye bakmam gerektiğini bildiğim için veya kime gitmem gerektiğini bildiğim için avukatlık benim konfor alanım.
Ama içerik üretmek, edit yapmak, bu podcast'ı çekmek hepsi bana çok yabancı.
Bu bölümü çekip yayınlamak benim abartmıyorum en az 10 günümü aldı.
Çünkü bir değişimden geçiyorum ve ayaklarım geri geri gidiyor.
O yüzden ben de bu sorulardan başladım.
Ben ne istiyorum?
Peki ben bunu istediğim halde neden bu içeriği üretmekten kaçıyorum?
Sorularına cevap verdim önce.
Sonra kimin dediklerini umursuyorum dedim.
Ve bu kişiler hayatlarında ne yapmış veya neye cesaret etmiş ki benim...
hevesimi kırmalarına izin vereyim diye ikna ettim kendimi bir noktada.
Hatta bazılarıyla böyle bir süre için iletişimi kestim.
Çünkü artık bu yola girmeyi ben o kadar istiyorum ki kendimi seçmem gerektiğini anlayabildim.
Belki bunu daha önceden de biliyordum.
Kendimi seçmem gerektiğini her zaman biliyordum muhtemelen.
Hepimiz biliyoruz. Ama o yola girme isteğimiz aşırı derecede arttığında artık yeter artık diye uyandığımızda Bunu idrak edebiliyoruz ve kendimizi seçebiliyoruz.
Yeni bir alana başlamadan önce benim bu şekilde onlarca sorum oldu.
Ne yapacağım?
Nasıl yapacağım? Ama ben o teknik yolları bilmiyorum ki gibi.
Burada da çok klişe ama denediğimde doğru olduğunu anladığım sadece başla önerisine tutundum.
Çünkü gerçekten de başlayınca yolda öğreniyorsunuz çoğu şeyi.
Şöyle düşünün, şu anki mesleğinize de başla hiçbir şey bilmiyordunuz ama mezun olup o işe başlamanız gerekti.
Belki stajyer olarak başladınız ve o yolda öğrendiniz.
Yolda birçok şey şekilleniyor.
Beyniniz ne yönde çalışmaya başlarsa orada beyin fırtınaları yapmaya başlıyorsunuz.
Ben buna kesin olarak karar verdiğimde...
Yani podcast çekmeye ve böyle içerik üretmeye ki bu tam 16 gün önce.
İlk 8-9 gün geceleri uyuyamadım.
Uyuyorum ama beynim devamlı çalışıyor.
Bunu hissediyorum. Aklıma o kadar çok fikir, içerik, edit geliyor ki beynim susmuyor.
Rüyamda sadece editler görüyorum.
Ama gece çok kalitesiz uyumama rağmen...
Sabah çok mutlu uyandım bu süreçte 16 gündür.
Çünkü bu sefer kendimi seçmemin huzurunu hissettim.
Ve daha 16 gün olmasına rağmen bazı şeylerin yolda anlaşıldığını da fark ettim.
Mesela Instagram'a da içerik üreteyim diye düşündüm ama yani orada kendimi devamlı paylaşmak, gezdiğim yerleri paylaşmak bir noktada takip eden insanlarda
bir eksiklik... Duygusu yaratabiliyor bence.
Biz de birilerini takip ettiğimizde biz de bunu yaşayabiliyoruz.
Ve devamlı kendimi paylaşma olayını mesela sevmedim.
Ve bunu sadece iki haftada anladım.
Bilmiyorum bir yerden başladıktan sonra zaten anlamaya başlıyorsunuz ve neyi istemediniz de çok daha kolay buluyorsunuz.
Bu konuda Martin Eden kitabını bilirsiniz.
Jack London'ın yazdığı ve ana kahramanı Martin'in yazar olma tutkusu peşinde koştuğu bir roman.
Kitapta beni... Çok etkileyen bir kısım vardı.
Yani daha doğrusu birçok kısım vardı.
Ama şuradan örnek vermek istiyorum.
Martin yazı yazmayı çok seviyor.
Önce korku hikayeleri deniyor.
Bu arada bundan önce işte orada burada çalışıyor, işçilik yapıyor falan.
Sonra yazı yazmaya başlamak istiyor.
Önce korku hikayeleri deniyor ama hep başarısız oluyor.
Bu hikayeleri dergilere gönderiyor, dergiler kabul etmiyor, dönüş bile yapmıyorlar.
Bu sırada... Aslında Martin de kendisinin de korku hikayeleri yazmak istemediğini fark ediyor.
Kendisini konforsuz hissediyor ve başka alanlara yöneliyor.
Bir yerden başladıktan sonra deneye deneye o da aslında doğru yolu kendisi için sevdiği yolu buluyor.
O konforsuzluğu hissedeceğiniz alanı bulmak bu yüzden çok önemli.
Zaten yeni bir yola başladığınızda az önce dediğim gibi neyi istemediğinizi keşfediyorsunuz önce.
O yüzden sadece başlayın.
Startup mu kurmak istiyorsunuz?
Birden gaza gelip istifa edip kafamda manyak fikirler var diyerek ortalarda dolaşıp heyecanlanmayın.
Ama en kolay yerden başlayın.
Mesela bir yerde çalışıyorsanız, beyaz yakalısınız bir yerde çalışıyorsunuz ama startup kurmak istiyorsunuz.
Öğle aralarında bununla ilgili kitap okuyun, makale okuyun, ilham verecek konuşmalar izleyin.
Belki aylarca sadece bunu yapacaksınız.
Sadece... Öğlenleri 10 dakika TEDx konuşması izleyeceksiniz belki.
Ama hazır olduğunuzda ki bu tamamen hazır olmakla ilgili tamamen başlayacaksınız.
Hazır olmak da kendine dönmekle, mentalini geliştirmekle sağlanıyor bence.
10 yıl önce istediğiniz hayatı, işi, eşi hala istemek zorunda değilsiniz.
Her geçen gün değişiyoruz.
Dünyada değişiyor. Ve bizde yeni ışıklar yanıyor.
Yanmalı da. Mesela benim şu anda...
hayatta hiçbir fikrimin olmadığı ve aklımdan bile geçmeyen bir şeyi ben bu kaydı kapatıp YouTube'a girdiğimde tesadüfen karşıma çıkan bir videoyla görebilirim.
Dünya artık böyle bir yer.
Aşırı hızlı değişiyor.
O yüzden bizim isteklerimizin ve kendimize keşfettiğimiz şeylerin devamlı değişmesi de çok normal.
Hatta bence hayattaki en güzel şey bu.
Daha önceden böyle söylerlerdi işte kadınlar 30 yaşından önce kendini farkındalıklarını keşfedemiyor.
30'lar kadınların en güzel yaşları diye.
Ben daha 30'a gelmedim ama yaklaştıkça bunu gerçekten hissediyorum.
Bulmaca gibi insanın kendini keşfetmesi.
Kadın erkek herkes için bu böyle.
Bence hayattaki en güzel şey de bu zaten.
Her an kendinizle bir yolculuktasınız ve her an yeni bir şey keşfediyorsunuz.
Zaten siz şu anda bu podcast'ı dinliyorsanız değişime açık birisinizdir.
Değişime kapalı ve stabil bir hayat yaşamak isteyen insanlar.
Bu arada bunlara da çok saygı duyuyorum.
Herkesin karakteri çok farklı.
Ama öyle insanlar bu podcast'ta işte bu ses kaydına vakit bile ayırmaz.
Veya muhtemelen Spotify'a meslek değiştirmek yazdınız ve bu podcast'ta denk geldiniz.
Spotify'a meslek değiştirmek yazıyorsanız sizde zaten bir ışık içinizde.
O çözülmesi gereken bir şey vardır.
Belki içinizde küçücük bir yerden o rahatsızlığı hissediyorsunuz.
Belki artık dayanamıyorsunuz, bilmiyorum.
Sadece bir dakika da olsa isteklerinize hizmet edecek bir şey yapmaya başlamanız gerektiğini biliyorum.
Ben en azından kendi yolumu o şekilde buldum diyemem.
Daha çok başındayım, daha 16 gün oldu.
Kendi yoluma girmeye o şekilde cesaret ettim.
Şimdi bölüm sonu şarkısına geçiyorum.
Bu şarkı benim 22 yaşımdan beri falan her doğum günümde özellikle dinlediğim ve günlük hayatta da çok sevdiğim bir şarkı.
Hatta önceden Spotify'da yoktu.
İşte 2017, 2018 muhtemelen 2019'da da yoktu.
Ve ben şarkıyı söyleyen gruptaki insanlara Instagram'dan...
Devamlı mesaj atıyordum.
Ya bu şarkı ne zaman Spotify'a gelecek?
İşte ben çok seviyorum falan diye yıllarca bekledim gelmesini.
Çok da anlamlı.
Eminim sizin de sevdiğinize.
Bir dahaki bölüme kadar kendinizi ördüğünüz ağlardan kurtulmanız dileğiyle.
Hoşçakalın. Bir
podcast fikriniz
var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
