
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Manifestlerimiz neden tutmuyor? Frekansımız farklı diye mi dileklerimiz gerçekleşmiyor? Rezonans Kanunu'ndan hareketle manifest ederken yaptığımız hatalar üzerine Bilinç Akışı'nda kalıyoruz.🐒 Yeni bölümler her çarşamba ve pazar saat 07.00'da tüm podcast platformlarında! Takip etmeyi unutmayınnn👇🏻
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Manifestlerinizin gerçekleşmesi için masanın altında 12 üzüm yemeniz gerektiğini biliyor muydunuz?
Tabii ki biliyordunuz. Hatta o masadan yeni kalkıp geldiniz belki.
Ben Zeynep. Hepimizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Ben tüm batıl inançlar, şehir efsaneleri, destanlar falan çok eskiden oluştu ve biz yüzyıllardır bunlara inanıyoruz sanıyordum.
Ama 2024'te yeni ve batıl inanç yürürlüğe geride belki duymuşsunuzdur.
Yılbaşı gecesi masanın altında 12 tane yeşil üzüm yemek.
Bunu daha önce ben hiç duymamıştım ve görmemiştim.
Bence yani sanırım TikTok'ta viral oldu.
Ve 2024 model bir batıl inancı bıraktık bu dünyaya.
Olayın aslını bilmiyorum. Çünkü ciddi tartışmalar var.
Birinci görüş dilek dileyip 12 üzümü aynı anda ağzınıza atmak yönünde.
İkinci görüş de 12 aya 12 dilek yazıp o dilekleri dilerken sırayla üzümleri ağzınıza atmak yönünde.
Hangisi doğru? Hiçbir fikrim yok.
Sonuç olarak 31 Aralık gecesi on binlerce insan masanın altındaydım.
Nereden biliyorsun diye sormayın.
Biz de arkadaşlarımlaydık.
12 dilek yazılacak dediler.
Hemen böyle bir 485 herzmine iyi frekans bir müzik açtık.
12 dilek yazdı herkes ama ciddiyeti görmeniz lazım.
Sonra da masanın altına sığıştık böyle dört kişi.
Ağzımıza 12 yüzümü aynı anda attık.
Ya inanmıyorum da öyle gulümüne bir etkinlik yani.
Ve tabii ki benim için sizle paylaşacak bir yeni bölüm konusu.
Dilekleri yazarken şunu fark ettim.
Önceden sadece istediğim şeyleri dümdüz yazıyordum bir şey isterken, manifestlerken.
Atıyorum, araba istiyorum, şu okulu kazanmak istiyorum, şu sınavı geçmek istiyorum falan gibi.
Ay şimdi ne olur şey demeyin biliyorum hani onu yaşıyormuş gibi yazman lazım.
Arabam var. falan detaylandırmaya lazım demeyin.
Tamam biliyorum üstün körü anlatıyorum.
Ama zaman içinde hem tecrübeyle hem de biraz gözlemleyince artık istediğim şeyleri düşünürken, yazarken ona nasıl ulaşabilirim kısmına daha çok odaklanmaya başladım.
Yani aslında şöyle evet nasılını evrene bırakmak lazım.
Tamam evet. Ama bir yandan da sonuçta bizim elimizde olan şeyler de var ya o yüzden ben bu kısmı önemsemeye başladım.
Dileklerinizi, hayattan beklentilerinizi isterseniz oturun sabaha kadar manifestleyin.
Şimdi bahsedeceğim maddelere dikkat etmedikçe hiçbirinin olacağını ben sanmıyorum.
Aynen tamam bayan manifest bakanı.
Ama gerçekten de geçmişe dönüp bakınca manifestlerimin neden tutmadığını anladığım bazı noktalar var.
Ve üstün görüşlerimi maddeler halinde anlatmaya başlıyorum.
Birinci madde. Kendi sesini duymamak.
Her şeyin başladığı o yer.
25 bölümdür anlattığım o kilit nokta.
Kendini tanımak, kendi derinine inmek, hayatta asıl istediğin şey üzerine kafa yormak, düşünmek, fark etmek.
Benim gözlemlediğim şey kendimde ve insanlarda, insan kendi sesini duyamayınca toplumdaki en optimal sesi alıyor, kendine bunu yakıştırıyor ve kendi sesi sanıyor.
Gerçekte istediği şey toplumun çoğunluğunun istediği şey sanıyor.
Bunun sebeplerine girmeyelim tabii ki şimdi.
Önceki bölümlerde de var.
Ama manifest yaparken manifesti banlayan bir konu bu.
Rezonans Kanunu diye bir kitap var.
Bilirsiniz bu yıl çok patladı ve patlamayı hak eden müthiş bir kitap.
Kitap 200 sayfa boyunca arka sekmede hep şunu anlatıyor.
Siz hangi frekanstaysanız hayatınızda o frekanstaki olayları ve kişileri çekersiniz.
Bunun eşittiri de sizde olmayan hiçbir şey size ulaşamaz.
Yani sizin gerçekten istemediğiniz, kalpten dilemediğiniz, kendi hayatınıza uygun olmayan, size uygun olmayan hiçbir şey...
Sizin frekans alanınıza giremez ve size ulaşamaz.
Aynı mantıkla hayatınıza çektiğin her şey aslında sizin frekans alanınızdadır.
Hani bazen böyle şey düşünüyoruz ya bu neden benim başıma geldi, neden aldatıldım, neden kandırıldım.
Çünkü ister istemez bir yerde biz aslında o frekansta olduğumuz için o şeyi hayatımıza çekiyoruz.
Ve kitapta söylenen diğer şey de...
Rezonans alanını kandıramazsınız.
Yani şimdi şöyle düşünen varsa, tamam o zaman ben şu frekanstayım, ben bu frekanstayım diye düşüneyim diyen varsa, kitapta diyor ki, istediğiniz kadar bunu söyleyin, kalbinizin derininde o niyet, o istek yoksa o
enerji alanına giremezsiniz.
Evreni, rezonans alanını hiçbir şekilde kandıramazsınız.
Bu yüzden istediğiniz şey size mi ait, yoksa topluma mı, arkadaşınıza mı, anne babanıza mı bunu fark etmek çok önemli.
Mesela ben 25 yaşında evlenirim falan sanıyordum hep.
Yani bunu istiyordum daha doğrusu.
Böyle düşünüyordum. Bunun çoğunluğu tercih ettiği bir düzen olduğunu anlayamıyordum.
Kendi isteğimin bu olduğunu sanıyordum.
Sonra böyle 23-24 yaşına geldim ve bu konuda bir eşikten geçtim.
O eşiğe gelince olaya aşırı derecede yaklaşınca anca fark ettim.
Hayır yani ben bunu istemiyorum dedim.
Yanlış kişidir falan demeyin şimdi ne olur.
Aklınızdan geçen ihtimaller muhtemelen benim tarafımdan da düşünüldü, ölçüldü, biçildi.
Ama şimdi onu uzun uzun anlatmaya gerek yok.
Demek istediğim asıl nokta böyle bir düzende büyüdüğüm için, bu normal olduğu için ben de bunu istiyorum sanıyordum.
Ama olmadı. Neden?
Kendi sesim bunu istemiyordu.
Hele de bu yıl mesela artık 29 yaşına girdim.
İnanın yani bu yıla ait o 12 dilek arasında evlenmek yok bile.
Çünkü artık kendimi tanıyorum.
Ya benim bu yıl istediğim şey evlenmek değil.
Bunu çok iyi biliyorum. Kendi üzerinde, kendi evimde yaratıcı işlerle uğraşıp üretmek, burayı büyütmek gibi şeyler istiyorum.
Mesela bunun diğer bir örneği.
Ben son yıllarda bayağı geziyordum.
İnsanlar şey diyordu hep. Ya bakın gerçekten hep hep hep duydum o klasik şey.
Ya nasıl geziyorsun? Biz gezemiyoruz.
İşte sonra ben de anlatıyorum hani sen de gezebilirsin zor değil.
Gerçekten kolay bir şey aslında.
Şöyle böyle yapabilirsin.
Şey diyorlar konuşmanın sonunda.
Ay üşeniyorum ya. Gidecek yerlere bakmak falan plan yapmak bana zor geliyor.
Eee? Yani sen şimdi ben bu yıl 10 ülke gezeceğim desen bunun gerçekleşme ihtimali var mı sence?
O frekansla değilsin ki.
Belki de sen şu anda daha evine bağlı vakit geçirdiğin bir zamandasın.
Ama başkasından gördüğün şeyi kendi hayatına uydurmaya çalışıyorsun.
Yanlış zamanda seyahat etmeyi manifestlersen bunun gerçekleşmemesi çok normal değil mi mesela?
Ben de bu yılın başında... Dedim ki Oversharing kapılarına dayandık yine.
Tamam ben bu süre hiçbir yere gitmeyeceğim dedim.
Kendimi dinlediğimde gerçekten yorulduğumu ve köklenmek istediğimi fark ettim.
Seyahat etmeyi kaçış olarak kullandığımı fark ettim.
Ve sorunlardan hayat planlamasından kaçmak yerine...
Oturup bunları çözeceğim diye bir karar aldım.
Bir süre sonra da gerçekten böyle kendi düzenimi kurmak istediğimi ama bunu evlenerek değil de öncesinde sadece kendim için yapmak istediğimi fark ettim.
Bu yılki isteğim eve çıkmak olduğu zaman içinde mesela.
Dediğim gibi durup düşünüp kendimi dinleyerek ben bunu buldum.
Ve şu an kimse bana bu yıl 5 ülke gezeceğim diye manifest yaptıramaz.
Yani yaptırsa da tutmaz zaten.
Çünkü hayatımın bu döneminde durmaya ve işlerimi geliştirmeye ihtiyacım var benim.
Belki siz de tam tersidir. Uzun yıllardır sakinsinizdir ve şu anda gezmek, keşfetmek istiyorsunuzdur.
Veya benle aynıdır. Bir süredir çok sosyalleşmiş, gezmişsinizdir.
Şu anda kendi evinizde huzurla oturmak, sakinleşmek istiyorsunuzdur aslında.
E o zaman tüm dünya Bali'ye gidiyor diye koşa koşa Bali'ye gitmeye, bunu manifestlemeye gerek yok tabii ki.
İkinci maddem. hayat akışını takip etmemek.
Ya kendi sesini duymak dedik.
Bu da onun gibi aslında. Ama biraz daha nasıl diyeyim böyle kendi sesimiz, kendi asıl istediğimiz şeyler var tamam.
Bir yandan da paralelde yaşadığımız gerçek bir hayat var.
Kendi hayatınızı bütün bir kitap, bir roman olarak düşünün.
Şu anda kitapta kaçıncı sayfada olduğunuzu fark etmek, hayat akışınızı takip etmek oluyor.
Böyle söyleyince belki de ya tabii ki farkındayım diye düşündünüz ama insan bazen fark etmeyebiliyor.
Gerçekten kayboluyor, akışta durup da böyle bir düşünmüyor, dalıp gidiyor.
Veya kitabın tamamına o kadar odaklı oluyor ki şu an kaçıncı sayfada olduğuna bakmıyor.
Gözü hep son sayfalarda oluyor.
Halbuki son sayfaları güzel bir şekilde gelebilmek için önce şu an bulunduğumuz yeri iyi anlamak lazım.
Of, lise edebiyat hocası gibi çizgi bir benzetmeyle anlattım ama bazen klişeler daha iyi iş görüyor.
Zeki Demirkubuz gibi bir metafor bulamadım şu anda.
Demek istediğim şey şu. İsteklerimizin haricinde hayatta bazı gerçeklikler var.
Dış faktörler var. Bizim dışımızda gelişen olaylar, yapmak zorunda olduğumuz şeyler var.
Bunların tamamıyla farkında olmamız gerekiyor.
Yoksa hayali bir dünyada olacak şeylerin umuduyla bekleyip duruyoruz böyle.
Mesela evlenmek istiyorsunuz ama ablanız henüz evlenmemiş.
Siz ondan önce evlenebilir misiniz?
Tabii ki hayır. Değil.
Ya üç gün düşündüğüm örnek olarak.
Ya hayır tabii ki. Böyle bir şey değil.
Şaka yapıyorum. Ama manifestleri ikiye ayırırsak ki bence ayırmalıyız.
Kısa... Yani biri şöyle.
Ben şu kadar zamanda bunu istiyorum.
Diğeri de ben bu hayata geldim ve tüm hayatım boyunca...
Hayatımın bir noktasında ben şuraya ulaşmak istiyorum.
Sıralamak ve o sırayı takip etmek çok önemli yani aslında.
Yani örnek olarak şunu verebilirim.
Mesela kamuda çalışan bir memursunuz.
Birden yılda oturmayı manifest edemezsiniz.
Yani edebilirsiniz ama olacağını sanmıyorum.
Önce ne olması lazım? Zengin olmanız lazım.
Zengin olmak için önce ne olması lazım?
Ya burada şimdi mirastır, piyangodur, işte bir savancı ile koçla evlenmektir.
Bu ihtimalleri yok sayıyorum.
Önce sabit geliriniz dışında bir geliriniz olması lazım.
Siz aylık sabit geliri olan ve her...
yıl alacağız zam dahi belli olan bir memur olarak birden yalın manifestilemeye başlarsanız bu sizin hayat akışınıza tamamen ters olur.
Isra'yla gitmek zorundasınız.
Hayatta nerede olduğunuzu, ne aşamayı yaşadığınızı, neler yapabileceğinizi belirleyip oradan sonra biraz daha makul bir şekilde ilerlemek gerekiyor bence.
Ya şimdi de işte hayatta hiçbir şey imkansız değil.
Yeterince istersen olur lafları araya girebilir.
Dediğim gibi miras, piyango ve evlilik ihtimallerinde çok dilediğiniz bir şeyi bu yollardan elde edebilirsiniz belki.
Normal Ama şartlar altında yani hayatın olağan akışında kurulan büyük hayallere gitmek için bence bir yol çizilmeli.
Sabit gelirli bir insan yalıda oturabilir ben ona hiçbir şey demiyorum.
Ama tüm hayat akışını yok sayıp birden yalıyı atlamayı hayal ederse o manifest gerçekleşemez tabii ki.
Bunun için de ben bu hayatta ne istiyorum?
Geldiğim noktada hangi aşamadayım?
Elimde neler var neler yok?
Elimdekilerle neler yapabilirim diye düşünmek lazım.
Üçüncü madde eylemsizlik.
Ya var ya ritüel yaparak her şeyin elde edilebileceğine dair umut satan herkes mahkemelerde yargılanmalı.
Onlara inananlar da yargılanabilir hatta.
Direkt örnekle başlıyorum.
Ev kadınları falan beni delirtiyor.
Yani tek ev kadınları değil de genel olarak hiçbir şey yapmadan oturduğu yerden bir şeylerin kucağına düşeceğine inanan insanlar beni delirtiyor.
Ev kadınlarından girdim çünkü şöyle.
Bazıları var çalışmıyorlar.
Hani evde oturuyorlar ve manifest ritüeli yapıyorlar her gün.
Mesela şey için. G kasa Mercedes için.
Ya Allah aşkına bunu nasıl alabilirsin?
Bunun için hayatta bir çaban, bir eylemin, bir girişimin yoksa G kasa Mercedes nasıl kapında olabilir?
Hayaller, dilekler, niyetler, mistik şeyler bunlara ben de sonsuz inanıyorum.
Ama insanın hayatla bağlantısının kesinlikle kopmaması gerekiyor ya.
Gerçeklikle bağlantı kopunca herkes hayal dünyasında yaşamaya başlıyor.
Ve şu an delice bir furya var.
Manifest eğitime falan veriyorlar.
İnsanlar bu eğitimi parayla satın alıp bayağı umut bağlıyor.
Ya doğru düzgün yapanları da vardır illaki.
Ama çoğu dolandırıcı kesinlikle.
İnsanlara umut satıyorlar. Neyse eyleme geçmeyen hiçbir şey karşılığını bulamaz.
Yani bu çok net. Bu hayatta bir şey istiyorsak hayata o şey...
istediğimizi göstermemiz gerekiyor.
O şeye ulaşmak için gerekeni yapmamız gerekiyor.
Ayet var ya ayet.
Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık diye.
Hadi ona inanmıyor olabilirsiniz.
Kader gayrete aşıktır var.
Ama o da İslamik. Rezonans kanunu da var ya arkadaşlar.
Rezonans kanunu da diyor ki düşünce ve eylemin birleşmesi gerekiyor diyor.
Düşüncelerimizin gücüne odaklanmalıyız.
Bu çok okey. Ama aynı zamanda eylemler de bu süreci itekleyen, bu süreci destekleyen şeylerdir diyor.
Evrenle işbirliği. Kitabın özetinde evrenle birlikte çalışarak isteklerimiz içinde eyleme geçtiğimizde evrenle ortak oluruz, birlikte hareket ederiz ve isteklerimize böylece ulaşırız diyor.
Bu kitabı mutlaka okuyun bence çok iyiydi.
Bonus olarak da Future Me diye bir site var.
Bunu önceki bölümde kısa mesaj hayallerini zamanlaması bölümünde daha detaylı bir şekilde anlattım.
Gelecekte kendinize mektup yazıp yollayabiliyorsunuz.
O bölümü dinleyip o siteyi de kullanmanızı mutlaka öneriyorum.
Kendi kendinize geçmişten bir mektubun gelmesi çok güzel oluyor.
Bugün biraz ukala bir şekilde manifesto tutmamasına ilişkin bazı gözlemlerimi aktardım.
Hepsi yaşandı denende onaylandı veya etrafımda görüldü.
Haftanın iki gününü siz izleyin biliyorsunuz.
Çarşamba ve pazar günleri.
Tüm manifestoyunuzun gerçekleşmesi dileğiyle.
Çarşamba günkü çıtır bölümde görüşürüz.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
