
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
tüm kişisel gelişim içeriklerinden istifa ediyorum^Instagram: bilinc.akisi.podcast
Apple podcast'te puanla ^
Youtube için tıklayın ^
Tiktok için tıklayın ^
Twitter için tıklayın ^
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma taksini o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda karşılaştıysak Bilinç Akışı Podcast'ın 105.
bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
105 bölümdür ilk kez tıkandım biliyor musunuz?
İlk kez değil tabii ki ama bu kadar günlerce saatlerce düşünüp de ne konuşsam bilemediğim bir bölüm olmamıştı.
Bir türlü hiçbir aklıma gelen şey...
İçime sinmedi. Normalde podcast'ı neye göre çekiyorsun diye arkadaşlarım, tanıdıklarım hep soruyorlar.
Benim telefonumda notlarda podcast fikirleri diye bir notum var.
Herhalde yıllardır, 3 yıldır falan oraya her gün, her an bir şeyler yazıyorum.
Podcast'a başlamadan önce de yazıyordum.
Yani bir buçuk yıldır düzenli yapıyorum ama bir ortamda bir şey konuşuyoruz mesela.
O konu beni alakasız bir yere götürdü diyelim.
O not alıyorum. Film izliyorum.
İlgimi çeken, üzerine düşünmek istediğim şeyi not alıyorum.
Birinin dediği bir şey, onu not alıyorum falan.
Böyle bugüne kadar da bir şekilde oradaki notlar sayesinde bilinç akışıyla bölümleri çektim.
Şöyle söyleyeyim şimdi 105 bölüm çok geliyor.
Bir insan 105 bölüm ne anlatır diye düşünüyoruz.
Ama 300 bölüm daha konuşacak konu var herhalde orada.
Bunun sebebi üzerine çok düşünüyorum.
Neden bunları anlatma ihtiyacım doğuyor?
Ya bu neden benim için artık su içmek gibi bir şey, yemek yemek gibi bir şey haline geldi diye.
Bunu düşünüyordum. Doğu Demirkol'un bir röportajını gördüm.
Röportajda şey diyor. Ben şaka yapıyorum.
Bu şakayı da insanlara sunmam gerekiyor.
İçimden öyle geliyor.
Bunu yapmam gerekiyormuş.
Bu bana verilen bir hediyeymiş de bunu paylaşmam gerekiyormuş gibi hissediyorum diyor.
Ya ben tabii ki bu kadar büyük bir yerden söylemiyorum ama.
Ben de yani sanki bu hisleri anlatarak içimden atıyormuşum.
Düşünceleri sanki anlatarak içimden atıyormuşum gibi geliyor.
Nasıl bu kadar çok aklıma konuşacak şey geliyor?
Bunu düşündüğümde de inanmazsınız ama.
Küçükken ben evde hiç konuşmazdım.
Ya konuşmazdım değil, konuşamazdım.
Ailem dinleyen bir aile değildi.
Hala da değiller. Bizde duygular konuşulmaz.
Olaylar da pek konuşulmaz gerçi.
Hani böyle eve gelip yemekte günün nasıl geçti hayatım?
E çocuklar okulda neler yapsanız bakalım diyen çocuklar duymasın dizisi tadında.
Bir ortam yoktu.
Daha doğrusu konuşuyorlardı gerçi de birbirleriyle konuşuyordu ailem yani ebeveynlerim.
Onlar her şeyi birbirlerine anlatıyordu.
Biz bir şey anlatmıyorduk abi.
Ben de evde konuşmadığım için dışarıda çok konuşuyordum.
Bakın lise sona kadar tüm veli toplantılarında öğretmenlerin şikayet ettiği tek şey Yani tek şeydir herhalde.
Hatırlamıyorum başka bir şey. Kızınız çok konuşuyor.
Hep bunu diyorlardı. En son lisede artık annem öğretmene demiş ki beyefendi ben biliyorum kızımın çok konuştuğunu.
Bu yaşa kadar çözemedik.
Başka şikayetiniz varsa onu söyleyin falan.
Üste çıkma şeklinde bakar mısınız?
Hani bir düşün değil mi? Neden okulda çok konuşuyor bu çocuk?
Hatta geçen bir aile dostumuzla görüştüm.
Eskiden çok yakın olduğumuz bir komşumuzdu.
Çok vakit geçiriyorduk.
Beni çok iyi tanıyor. Küçüklüğümü çok iyi biliyor.
Diyor ki ya Zeynep diyor o kadar çok konuşuyordun ki.
Şunu hatırlıyorum ben.
Annem kendi annesinin yanına gitmişti şehir dışına.
Ben de annem dönene kadar babam işteyken okuldan gelince o komşumuza gidiyordum.
Kadına okuldaki her şeyi anlatıyordum.
Bakın 8 yaşındaydım.
Anlatırken saçma olduğunun farkındaydım.
Ama yine de her şeye, her şeyi anlatıyordum.
Beni dinleyen bir büyük bulmuşum, o hazdı tatmışım, o hazdı devam ettirmek istiyordum.
Bunu o sırada adlandıramıyordum tabii ki ama hissini çok iyi hatırlıyorum.
Aynen böyle bir his. Yani tamam buldum ve şimdi onunla konuşmalıyım falan gibi bir histi.
Sonra bir arkadaşım bana günlük hediye etti.
Yazmak nasıl bir şey?
O günlükle tanıştım.
Hatırlarsınız belki eskiden böyle 2000'lerde kapağında kalp olan kırmızı defterler vardı.
Kilidi olurdu. Öyle bir günlüktü benimki de.
O zamanlar günlük tutmaya başladım.
Yazı yazarak duygularımı ifade etmeye başladım yani.
O zamandan beri de yazıyorum.
Geçen YouTube'da bir videoda muhabbet ediyorlar tamam mı?
Bir dedikodu varmış işte birinin günlüğünden bir olay ortaya çıkmış falan.
Şey diyorlar nasıl ya koca koca insanlar günlük mü tutuyor?
Bu bana hiç inandırıcı gelmedi falan diyorlar videoda.
Evet abi ben...
Tutuyorum yani hayvan gibi yazıyorum hem de öyle normal işte iki satır falan da değil.
Bana da günlük yazmayan insanlar garip geliyor.
Yargıladığım için değil tabii ki de empati yapamıyorum.
Düşünüyorum yaşadıklarınız öylece silinip gidiyor mu yani?
Ha sen çok önemli şeyler yaşadın o yüzden kayıt altına alıyorsun.
Ya hayır da rahatlıyorum.
Kendimi kötü hissettiğimde hep oturup günlük yazıyorum.
Sanki zihnimdeki düşünceleri regüle etmemi sağlıyor.
Bazen denklem kuruyorum yazdıkça.
Neden sonuç ilişkisi o?
oluşturuyorum. O neden sonuç ilişkisiyle beyne, zihne olayı anlatmak içinizdeki sıkıntıyı daha kolay yatıştırmanızı sağlıyor.
Hatta yıllardır hep düşünürüm ya evlenince ben bu günlükleri ne yapacağım?
Çok iyi saklamam lazım diye.
Artık evleneceğimi düşünmüyorum.
O yüzden rahatladım. Bu konuda bir rahatlık geldi.
Hindistan'a gitmiştim iki ay.
Evdeki tüm günlüklerimi topladım.
Tek bir arkadaşım var.
Okumayacağına emin olduğum.
İlkokul arkadaşım. İşte 19 yaşındaydım o zaman.
Aldım evdeki tüm günlükleri topladım.
Ona verdim. Onda kaldı iki ay boyunca.
Bizim dertler şaka mı?
Yok evlenince ne yapacağım günlükleri?
Yok Hindistan'a gittiğimde günlükleme kim bakacak?
Neyse ne diyordum? Tıkandım diyordum.
Aynen kanka bayağı tıkanmışsın.
Ya yok cidden bugün tıkandım.
Ne konuşsak bilemedim. Hiçbir konu içime sinmedi.
Son zamanlarda çok aşk, ilişki, evlilik konuştum.
Farkındayım. Şimdi burada şöyle bir şey var.
Benimle aynı noktada olan çok fazla insan var.
Hatta dinleyicilerin çok büyük bir çoğunluğu muhtemelen benimle aynı noktada.
O yüzden bu konuları devamlı konuşsak da sıkılmadan dinlemeyi seviyorlar.
Bıkmıyorlar da. Ama bu konuya bu kadar takma.
Başka şeyler de konuş diyenler de oluyor.
Bu insanlar benim diyenlerden gördüm.
Genelde ya evliler ya daha büyükler falan o durumdalar.
Ama haklılar. Bence de bu kadar takmamak lazım.
Ben saplandım ve çıkamadım sanki bir süredir.
Aslında saplandığımın farkında da değildim.
Gerçekten kendime odaklı yaşadığımı düşünüyorum.
Belki de hayatın gidişatında artık buraya bir tik atmalıyım falan gibi bir düşünceden işte aile baskısı oluyor, çevre baskısı oluyor.
İster istemez ne kadar onları umursamamaya çalıştığınızda öyle bir düşünceden bu konuları son zamanlarda çok konuştuk.
Son zamanlar şey 10 yıldır falan.
Ya kendim de farkındaydım bunun.
Böyle uyarılar gelince daha da bir farkına vardım.
Düşünüyorum mesela hayatı kaçırmaya başladım.
Ya şöyle çok uzun zamandır bakın gerçekten çok uzun zamandır full kendime odaklıyım tamam mı?
Biliyorsunuz artık herkes kendini öne koyuyor ve kendini her şeyden değerli görerek içe döndüğü bir hayat yaşıyor.
Ben de işte böyle kendimi bir şey sanmaya başladım bir süredir.
Ya aptal saptal kişisel gelişim kitaplarını bakın o konuda hakkımı teslim etmeliyim.
Hiçbir zaman okumadım. Psikolojik gerçekten terapistlerin yazdığı kitapları falan okuyordum.
Ama genel olarak bir mindset var ya.
Bir zihniyet var ya, kendine değer vermek, kendi önceliklendirmek, kendine şefkatli davranmak, içindeki çocuğu duymak.
Bazı günler tembellik yapabilirsin.
Bu senin en büyük hakkın diye bir ses fısıldıyor mesela.
Sen bunu hak ettin. Şşş, kendine bu kadar yüklenme.
Lütfen biraz daha şefkatli ol.
Sınır koy. Sınırları belli olan insan yenilmezdir.
Saygınlık. Gibi gibi her şeyin boku çıktığı ve bunlara maruz kaldım.
Ve kendimi bir dönem dinlediğim podcastlerle, izlediğim videolarla bu zihniyete maruz bıraktığım ve adadığım için önünü alamadım sanırım.
Hepimiz kendimizi bu kadar önceliklendirirsek...
İnsan ilişkilerini nasıl yöneteceğiz?
Bazen alttan almamız gerekiyor.
Bazen haklı olsak da alttan almamız gerekiyor.
Bazen gurursuzluk yapmamız gerekiyor.
Bazen re yapmamız gerekiyor.
Veya sadece adım atmamız gerekiyor.
Bazen pişman olmamız gerekiyor.
Yok pişman olma, demek böyle olması gerekiyormuş.
Hayır abi, bir halt yedim, yanlış yola saptım, bile bile bir hata yaptım veya dikkatsizliğimden bir hata yaptım.
Böyle olması falan gerekmiyordu.
Benim mallığımdı bu.
Ben mükemmel değilim.
Evet insanım ama insan olmak benim her yaptığımı aklamamalı.
Bazen kendimi kenara çekip ne halt ettin işte diye böyle kendimi dövmem gerekiyor.
Ağlamam gerekiyor.
Üzülmem gerekiyor.
Devamlı sırtımı sıvazlatarak bir fanusta yaşamaya itiyor bu kişisel gelişim dünyası beni.
Bazen haksızım ve sadece bunu görüp nedensiz, sonuçsuz, evet ulan haksızım demem gerekiyor.
Yok sen bunu yaptın çünkü senin 24 yıl önce ebesinin içinde yaşadığın o olay sende iz bıraktı.
Abi hadi ya. Her yaptığımızın da bir sebebi olmasın.
Son zamanlarda en sinir olduğum şey.
Ya sinir olduğum değil de.
Evet sinir olduğum da olabilir.
Yumuşatmayacağım artık hiçbir köşeyi.
Sinir olduğum şey evet.
İşte bu ara aşk acısı diyemem ama bir hayal kırıklığı yaşıyorum tamam mı?
Son bölümlerde bahsetmiştim.
Yeryüzünde bulamadığımı hisler bölümü.
Gerçekten... Çok güzel dinlendi ve mesajlarınız beni ağlatıyor her seferinde teşekkür ederim.
İşte benim kalbim kırgın ve kırık ve moralim bozuk.
Ve toparlanamadım bir süredir.
Her arkadaşım ayrı bir şey diyor.
Beklentini karşılıyordu sen o yüzden hoşlandın sandım.
Sana anlattığı gibi biri değilmiş o yüzden hayal kırıklığı yaşıyorsun.
Çok ayıp etmişsen ondan üzüldün.
Kardeşim hayır ya bunlar da bir sebeptir tabii ki.
Ama şunu görmek istemiyorlar.
Ben gerçekten...
Çok yüksek duygular hissettim.
Ve sonunda üzüldüm.
Ben bu insandan gerçekten hoşlandım ya.
Ben yıllar sonra bir insandan gerçekten çok hoşlandım.
Ve sonunda çok üzüldüm.
Yani bu kadar basit aslında.
İnsanım çünkü. Bu aşk acısı mı adı her neyse insana ait bir şey.
İlla ben kendimi kandırmak zorunda mıyım?
İlla her olaya bir kulp takmak zorunda mıyım?
Bazı şeyler dümdüz yaşanır.
Tamam tabii ki arkadaşlarım beni rahatlatmak için söylüyor da.
Ben bunun farkındayım yani.
Ben dümdüz çok hoşlandım.
Olmadı ve şu an bir hayal kırıklığı yaşıyorum.
Bir üzüntü yaşıyorum. Bir acının içinden geçiyorum.
O gitti demek daha iyisi gelecek.
Hayır kanka gelmeyecek.
Ya gelse de ben ondan çok hoşlanmıştım sonuç olarak.
Bu sonuç değişmiyor. Ben şu an onu istiyorum.
Kendimi kandırıp bu duyguyu gömmeye çalışmayacağım.
Tek ilişkisel de değil işle de ilgili.
O iş olmadı demek daha iyi bir iş gelecek.
E gelmedi. Bazen de gelmez, bazen de olmaz ve bizim devam etmemiz gerekir.
Bu sonsuz umut döngüsünde yaşamak istemiyorum ben artık.
Bazı şeyler sadece öyledir ve öyle kalması gerekir.
O durumu kabullenirsin, evet ulan dersin.
Ben çok hoşlandım bu insandan.
Olmadı, üzüldüm, çok üzüldüm ve üzülüyorum da.
Yok kanka çok iyiyim, unumda bile değil.
Bunu neden yapıyoruz mesela?
Neden kendimize toz kondurmuyoruz?
Eskiden böyle bir şey yoktu.
Eskiden saklamazdık böyle hisleri.
Şimdi kimse burnunu yere düşürmek istemiyor.
Ya gerçek bir insan olmayı özledim ya.
İnanın bu hisli süreçte bile bir ara durup şunu düşündüm.
O kadar uzun zamandır gerçek bir şeyleri yoğun bir şekilde hissetmemişim ki üstüne...
Belki bir şeylerle kapattım.
Belki işte denk gelmedi artık bilmiyorum.
Buradan bakınca iyi dedim ya.
Bir şeyler hissedebiliyormuşum hala.
Bu şey olumsuz bir his bile olsa insanlığımı hatırladım gibi bir şey oldu.
Hani devamlı kötü bir şey hissediyorum.
Hem demek öyle olması gerekiyormuş.
İşte Allah daha iyisini denk getirir.
Yok hemen manifest diyorum.
Sana hemen şöyle bir şeyler düşünüyoruz gibi.
şeyler yapmadan, üstünü kapatmadan dümdüz yaşayınca bir şeyler hissedebildiğimi fark ettim.
Oturup kendimi eylemeden, geleceğe dair yüksek yüksek beklentiler oluşturmadan, belki hiç gerçekleşmeyecek umutlara kapılmadan tam şu anda olduğum yerde üzülüyorum.
Ya bunu söylemekten de gocunmadım ne bileyim.
Burada da gocunmuyorum.
Gerçek bir insan olmayı özledim.
Çoğu zaman kendimi kandırıyormuşum gibi geliyor artık.
Dümdüz yaşamak istiyorum. Yok manefestir, yok psikolog videosudur, yok hayatı anlamlandırmaktır.
İstemiyorum ya. Dümdüz yaşayacağım.
Eski usul. Elimde olsa sosyal medyayı da kullanmayacağım.
Bugün böyle oturdum bir düşündüm.
Instagram, TikTok kullanmasam hayatım nasıl olurdu diye.
Hiçbir şeyden, kimseden haberim yok.
Devamlı story atmak, reels paylaşmak zorunda değilim.
İşe gidip geliyorum. Podcast çekiyorum.
Burada daha verimli olurum gibi geldi.
Haftada iki bölüm kesin yapardım Instagram'a enerji harcamasam.
Ama tabii ki bu işin bir parçası yani ilerlemek için Instagram'ı büyütmek zorundayım.
Yine de podcast dışında kullanmıyorum.
Kimseyi izlemiyorum, milletin stüdyolarına bakmıyorum.
Sosyal medyası olmayan insanları da çok cool buluyorum.
Vallahi gerçekten helal olsun.
Benim liseden bir tane yakın bir arkadaşım vardı.
Hala arkadaşız da.
Kız lisedeyken en güzel kızdı bakın gerçekten.
Hala da çok güzel. Onun hayatında sosyal medyası olmadı.
Dünyayı gezdi.
Tayvan'da yüksek lisans yaptı.
Evlendi. Şimdi çocuğu olacak.
Kızın sosyal medyası yok.
Hiçbir eski arkadaşımızla bağı da kalmadı ama bu yüzden sosyal medyası olmadığı için.
Aslında çok güzel insanlar kendisini...
Paylaşmayı sever genellikle veya işte gezen insanlar paylaşmayı sever.
Ama onu bırakın kızın fake hesabı bile yok.
Yapay buluyor bu işleri ilk çıktığından beri.
Çok izole bir hayat yaşıyor.
Kendi ailesiyle, yakın çevresiyle bu şekilde yaşayıp gidiyor.
O kadar saygı duyuyorum ki ona.
YouTube Shorts'la dahil hiçbir içeriğe maruz kalmasam keşke ya.
Zihnim ne kadar berrak olurdu, hayal bile edemiyorum.
Belki de kendimi kandırıyorum, bilmiyorum.
Belki de o zaman da başka bir şey, bir bahane bulacaktım.
Yani bilmiyorum. Ki yani ben oturup kadran bir insan değilim.
Artık hiç değilim. İnstagram'dan takip edenler bilir.
Akşam evde full film izliyorum, dizi izliyorum, kitap okuyorum.
Bana soruyorsunuz zaten nasıl bu kadar şey izliyorsun diye.
Cevabı o kadar basit ki içerik üretmekten başka sosyal medyayı kullanmıyorum.
O reels'ı çektim, editledim, attım ya sosyal medyaya.
Atıyorum yani artık kalıyor orada.
Oturup da başkalarının reels'larına bakmıyorum.
Ki benim izlemem lazım. Kendimi geliştirmek için içerikleri, trendleri...
Takip etmem lazım. İnanın ona rağmen çok soğudum yani hiç bakasım gelmiyor.
Bilmiyorum ya eski usul yaşamak keşke mümkün olsa.
Her şey çok abartıldı sanki artık.
Manifest diye bir şey var mesela tamam inanıyorum.
Tecrübe de ediyorum. Podcast bölümüm de var bununla ilgili.
Hafif gidik kızlara özel manifest.
Ama... Normal düzeyde ya.
Bir şeyler normal düzeyde kalmalı bence.
Hayatın akışını etkilememeli.
Oturup hayatını manifeste, meditasyona, ona buna endeksleyip büyük umutlar bağlamamalısın.
Millet umut tacirliği yapıyor bu meseleyi köpürte köpürte anlatarak.
Kim dinliyor onları? En umutsuz olanlar, o sırada en üzgün olanlar, en çaresiz hissedenler.
Hazal Kaya bile o R2'lere, NLP'mle, o eğitimlere verdiğim parayla garimenkuz zengini olurdum diyor.
Ay ne bileyim arkadaşlar ya.
Ben olabildiğince düz yaşamaya çalışıyorum artık.
Kişisel gelişimin k'sini g'sini hiçbir şeyini duymak görmek istemiyorum.
Hayattaki örüntülerimizi, davranışlarımızı, psikolojimizi anlamalıyız tabii ki.
Buna sonsuz inanıyorum.
Hayal kurmalıyız. Bir şeylere inancımızı yitirmemeliyiz.
Yeri geldiğinde manifestlemeliyiz.
Buna da inanıyorum. Ama bunlar tüm hayatımızın ortasına gelip oturduğundan beri ben iyi hissetmiyorum.
Kendimi bulacağım derken daha da kaybettim.
Gerçek halimi özlüyorum.
Hesapsız, kitapsız, taktiksiz, beklentisiz, gerçek bir insan gibi yaşamak istiyorum.
Tıkandım dedim konu konuyu açtı.
Zorla gittiğin misafirlikte kalkasın gelmez ya.
Buraya kadar dinlediyseniz bölüm sizi sarmıştır.
Apple'dan ve Spotify'dan takip edip puanlayarak bir teşekkür edebilir.
Arkadaşlarınıza gönderebilirsiniz.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
