
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
yeni işim nasıl gidiyor, hiç geçmeyecek sandığım hisler nasıl geçti ve geçtiğini bile fark etmedim.. gecenin 3’ünde davlumbaz ışığında mutfak masamdayız🥲🥲
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Bu bölüm karşınıza çıktıysa burada size dokunacak bir şey vardır.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda karşılaştıysak Bilinç Akışı Podcast'ın 123.
bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Arkadaşlar şu anda saat cumartesi günü, cumartesi gecesi saat 2-2.30 arası bir şey şu an göremiyorum.
Ve aslında pazar bölümü bu hafta yetişmedi.
Ekip de çok yoğundu.
Ben cumartesi günü atarsam editleyemeyeceklerdi.
Bu bölümleri 4-5 gün önceden atmam gerekiyor edite.
Ve dediler ki hani biz yetiştiremeyeceğiz istersen çarşamba günü yayınlayalım.
Ben de dedim ki tamam bu haftayı pas geçeyim o zaman yapacak bir şey yok.
Çünkü bilenler vardır ama ilk kez karşılaştıysak yeni bir işe başladım.
İki haftadır çok yoğunum.
Bu sebeple yetiştirememiştim.
Normalde çok huyum olan bir şey değil.
Hani bölüm atlamayı hiç sevmiyorum.
Her hafta pazar günü burada buluşuyoruz.
Neyse dedim ki tamam hani bu hafta yetişmedi olmadı elimden gelmedi.
Fakat rahat edemedim.
Şimdi uyuyacaktım dedim ki ya Zeynep hani 122 bölüm boyunca.
Neredeyse her hafta pazar günü bölüm yayınladın ve insanlar buna alışık.
Pazar günü kahvaltı hazırlarken, yürüyüşe çıktıklarında, bir kahve içerken dinliyorlar.
Bunu yapmamalısın.
Yani bilmiyorum. İçim hiç el vermedi.
Şimdi diyeceksiniz hani sanki dünyayı mı kurtarıyorsun?
Bir hafta bölümü yayınlamasan ölmeyiz.
Ama öyle bir şey değil ya bu.
Gerçekten aramızdaki bağı o kadar kuvvetli bir şekilde hissediyorum ki.
Umarım güzel bir şey çıkar.
Şimdi bunu da editsiz bir şekilde yayınlamak zorunda kalacağım.
Kanaldaki ilk editsiz bölüm olacak.
İlk 10 bölümü kendim editliyordum.
Çok amatör bir şekilde editliyordum.
Fakat yine de bir şekilde editliyordum.
En azından bu boşlukları kesiyordum falan.
Şu an o da olmayacak.
Tamamen doğal akışında, gecenin köründe, mutfak ışığını açmış bir vaziyette, mutfak masasında oturuyorum.
Sizin bunu dinlediğiniz anı hayal ediyorum.
Bu da beni motive etti açıkçası.
Şöyle düşündüm yani bu hafta ne konuşalım diye düşündüm.
Belki son zamanlarda hayatım nasıl geçtiğinden.
Ay bir şey diyeyim mi? Heyecanlıyım biliyor musunuz?
Resmen editsiz bir bölümü yayınlayacağım için onun baskısı var şu an üzerimde.
O heyecan da sesime biraz yansıyor bence.
Neyse birkaç dakikaya geçer.
Son zamanlarda hayat nasıl geçiyor, hayatımdaki değişiklikler, biraz böyle fark ettiğim duygu durumları gibi şeylerden bahsedebilirim diye düşündüm.
Instagram'dan takip edenler bilir ben avukatlığı bırakmaya çalışıyorum son 5 yıldır falan.
Ya hayır da son 2 yıldır çok istiyorum bırakmayı.
Bununla ilgili de işte podcast'e devam ediyorum falan ama tabii ki podcast'te tam bir iş değil sonuçta.
Veya olmamalı da hani olabilir tabii ki ama tek işin bu mu olmalı şüpheli.
İşte ben podcast'e devam ederken bir YouTube programı çıktı bir projesi.
Onu çekmeye başladık.
Şimdi Ağustos'ta yayında olacak o da.
Onun için de çok heyecanlıyım.
O sırada bir iş fırsatı çıktı karşıma.
Bu işte 9-6 mesaili beyaz yaka işi.
Bir tane startupta marketing ekibine dahil oldum.
Şimdi diyeceksiniz marketing ne alaka?
Ben de bilmiyorum ne alaka.
Hayatımda hiçbir fikrimin olmadığı bir alan.
Hiç orada çalışmadım.
Ne iş yapıyorlar onu bile açıkçası bilmiyordum.
Biz bu iş görüşmesini yaparken de şöyle oldu.
Hani benim podcast'ımdan, reels'larımdan falan bildiğim bir ekipliğim.
O şekilde yolumuz kesişti.
Ve ya şey dediler aslında hani sen zaten bu işi yapıyorsun.
Çünkü sosyal medyada bir marketing yani kendini pazarlamak aslında.
Kendi mesela podcast'ını pazarlıyorsun orada.
Veya çektiğin reels'larla.
Sosyal medya hesabını pazarlıyorsun.
Marketing zaten bu dediler.
Sen sadece yaptığın işin adının ve kurumsallığının farkında değilsin.
Kurumsal karşılığının farkında değilsin dediler.
Böyle bir sağ olsun yüreklendirme yaptılar bana.
Böylece başladım. İki haftam doldu.
Bir ilk iki ay deneyelim dedik.
Çünkü hiçbir fikrim olmayan bir alan.
9-6 çalışmadım.
Son 5 yıldır serbest avukatlık yapıyorum.
Bir yandan kendi dosyalarım...
Devam ediyor. Müvekkiller, duruşmalar, dilekçeler her şey devam ediyor.
Bir yandan podcast zaten bakın mesela ikinci haftadan asmış oldum hani podcast'ı.
Edite bile yetiştiremedim.
Bu yüzden bir ilk iki ayı deneme süresi olarak belirledik.
Hani ben de yapabilecek miyim?
Onlar da şirket açısından nasıl bir şey olacak?
Hani tabii ki onlar da bakacak, ben de bakacağım.
Böyle bir dönemdeyim.
İlk iki haftamdan bahsetmem gerekirse...
Çok güzel geçti biliyor musunuz?
Şöyle baktığınızda şimdi bu startup benim evime çok uzak.
Arabayla bir buçuk saat falan sürer sabahları en az.
Ben de dedim ki hani alışana kadar ben bir ofiste kalayım.
Ofisten çünkü yarım saatte gidebiliyorum Mesro ile falan.
İki haftadır ofiste kalıyorum arkadaşlar.
Cuma akşamı eve geliyorum.
Pazar akşamı tekrar ofiste gidiyorum.
Yani ben sadece cuma cumartesi evimde kalıyorum.
Pazar günü gündüz kıyafetlerimi yıkamış oluyorum.
Onları ütülüyorum. Tüm haftalık kombinimi, takılarımı, makyajımı, temizlik ürünlerimi, her şeyimi ofise götürüyorum pazar günü.
Pazar günü kalıyorum. Pazartesi işe gidiyorum.
Böyle bir tempodayım.
Ve ofiste yatak yok tabii ki.
Benim odamdaki deli koltuk var.
Onda yatıyorum.
Bu da pek konforlu sayılmaz açıkçası.
Ama bu konforsuzluğa rağmen...
Mutlu hissediyorum.
Bir kere şöyle bir şey.
Aranızdaki avukatlar beni anlayabilir belki.
Hukuk bürolarında çok resmi bir ortam oluyor bence tamam mı?
En basitinden şöyle düşünün.
Bizim yaptığımız iş çok ciddi bir iş olduğu için konuşmamız da öyle oluyor.
Sizle konuşuyoruz herkesle.
Attığımız mailler ona göre oluyor.
Ne bileyim böyle daha bir kasıyoruz ve avukat egosu diye bir şey de...
kesinlikle var veya oradaki işte bizden daha kıdemli insanlar oluyor üstad diyoruz işte daha kıdemli avukatlara böyle çok saygılı davranıyoruz arada o hiyerarşi her zaman oluyor mobbingler
oluyor falan burası bambaşka bir alan ama yani inanın şoka girdim ben ilk bir hafta hele gerçekten çok şaşırdım çünkü şöyle tabii ki iç yüzünü
tamamen bilemem daha yeni dahil oldum ekibe ama Şirketteki marketing ekibi çok samimiler bence.
Rahatlar böyle relaxlar bir kere isime hitap ediliyor.
Siz veya hanım bey zaten yok.
Bu bile bana enteresan geldi.
Başta hatta bazı insanlara siz diyordum ve insanlar da siz demene gerek yok diye karşılık veriyordu.
Şirketteki diğer insanlar da aynı şekilde.
Genel olarak çünkü gençler.
Hatta oradan dinlenenler de vardır şimdi.
120 kişi falan şirket ve ilk gün gittim işte beni tanıştırdılar herkesle tek tek.
Ya tek tek değil de bir 50 kişiyle tanışmışımdır.
Orada tanışırken hani söyleyenler oldu.
Ben seni biliyorum podcastini dinliyorum diye.
Onlara da selam olsun.
Böyle ilk iki haftaki gözlemlerimi Twitter'a biraz yazmıştım.
Ya bir kere şey var ya.
Hukuki işlerde bizim gerçekten stresimiz çok fazla.
O yetişmesi gereken iş bir insanın...
Hakkı ya hayati öneme sahip bir şey yani kişisel hak olabilir bu işte anayasal hak olabilir.
Yani atıyorum dava açma süresi bile oluyor o sürede davayı açtın açtın açamadın adam bir yıl açamıyor atıyorum kira davalarını düşünün.
Onun stresi insanın üzerine çok büyük bir yük oluyor bir de bu bir kişi de değil iki kişi de değil tüm müvekkillerde böyle.
O dilekçelerin süresidir duruşma zamanıdır o stres devamlı devam ediyor.
Fakat bu tarafta yani marketing tarafından bahsediyorum.
Tabii ki çok önemli bir iş.
Ortada bir marka var ve onun reklamlanması gerekiyor ya.
Bu da tabii ki çok önemli.
Yine de düşünüyorum burada yapılacak bir yanlış veya bir gecikme kimsenin hak kaybına sebebiyet vermiyor ya.
Bu benim...
İçimi serinletiyor.
Bakın gerçekten ilk hafta hatta iki haftadır hissettiğim en önemli duygu bu sanırım.
Böyle işe gidiyorum.
Tabii ki çok özenliyim ve şu an işi anlamaya çalışıyorum.
Ekibi anlamaya çalışıyorum. İşleyişi anlamaya çalışıyorum.
Üstümde o stres olmadığında çok daha verimli çalıştığımı fark ettim.
Ya işte şu dilekçeyi göndermediysem, ya bunun süresini yanlış hatırladıysam, ya hak kaybına sebebiyet verirsem, ya mağdur olursa müvekkil benim yüzümden gibi.
Stresler olmadığı için işte özenliğim ve aynı zamanda stressizim.
O stres olmayınca da daha verimli çalışıyorum.
Bunu fark ettim. Başka ne fark ettim?
Düşünelim bir şey mesela. Şimdi bir startup olduğu için ve yeni kurulan bir startup olduğu için ya da o yüzden mi bilmiyorum ama çoğu insan genç.
Ve çoğu insanın genç olması da çok hoşuma gitti.
Sonracığıma... Mesela marketing ekibinde herkes yaratıcı bir işle çalışıyor ya herkes.
Ve bu insanların zihni yaratıcı bir şekilde çalışıyor.
Avukatlık da öyle değil.
Analitik işler yapıyoruz avukatlıkta.
Ama ben daha yaratıcı zekası daha iyi olan bir insan olduğum için orada bazen zorlanıyordum.
Burada şimdi yaratıcı zihinlerle bir arada olmak da bana çok iyi geldi.
Böyle her şeyi dinliyorum.
Çünkü gerçekten merak ediyorum.
Benim işim olmasa bile onu öğrenmek istiyorum.
O beyin fırtınasına şahit olmak istiyorum.
O işleyişi anlamak istiyorum.
Buna karşı böyle bir...
İştahım var. Anlatabildim mi?
Bu da çok hoşuma gitti.
Sonra ya bilmiyorum genel olarak ortamın relaks olması ve böyle herkesin sakin sakin, özenli ama sakin sakin çalışması hoşuma gitti.
İlk iki haftaki gözlemlerim bu şekilde.
Dediğim gibi hani o deli koltukta yatmama rağmen her akşam ve altı mesai ama genelde altıyı geçerken çıktım.
7'de diyelim ki ofiste oluyorum.
Yoruluyorum ya. Niye yoruluyorum bilmiyorum.
Sanırım 5 yıldır bağlı çalışmadığım için mental olarak buna hemen adapte oldum ama fiziksel olarak 9-6 mesaisine henüz alışmadım bence.
Ama bu da sorun değil çünkü biliyorum tamam fiziksel olarak bir noktadan sonra alışacağım.
Spora gittiğiniz ilk haftalar ara verdiyseniz daha önce.
İlk haftalar bir hamlarsınız ya.
Şu an öyle bir moddayım.
Okey bu da hiç dert değil.
Böyle küçük şeyleri dert etmiyorum mesela onu düşündüm.
Böyle 25 yaşındayken falan böyle şeylere daha çok söylenirdim.
Şu an hiç söylenmiyorum. O okey benim için.
Benim için en önemli şey zihnimin rahat olması çünkü.
Mesela geçen hafta bir gün gittim ofise.
9'da falan uyuyakalmışım.
Diğer gün sabah uyandım düşünün.
Nasıl hani zihnim ve bedenim yorulduysa.
Bir yandan şunu fark ediyorum bu arada onu da söyleyeyim.
Avukatlıkta şöyle bir şey var.
Mesela sadece ofise gitmiyorsunuz.
Bunun da çok avukatlık muhabbeti olmasını istemiyordum ama şu an akış böyle gelişti.
Sadece ofise gitmiyorsunuz.
Adliyeye gidiyorsunuz mesela sabah duruşmaya gidiyorsunuz sonra ofise geçiyorsunuz.
Veya orada burada işiniz oluyor ya fiziksel olarak da dışarıda yorulduğumuz bir iş yapıyoruz biz avukatlıkta.
Ama şirket işlerinde veya böyle işte benim babamlar mal müşavir ya onlar da böyle.
Genelde ofisteler. Tüm mesai de ofiste olduğun işlerde daha rahatsın aslında.
Onu da fark ettim. Avukatlıkta öyle bir amelilik de var.
9-6 ay ne kadar yorulsan bile sadece zihinsel yoruluyorsun şirketin içindeyken.
Onu söylemek istiyorum. Ayrıca buna bir fiziksel yorgunluk eklenmiyor.
Bu da güzel bir şey. Öyle yani ilk iki haftaki gözlemlerim bu şekilde.
Bakalım nasıl ilerleyecek hiç bilmiyorum.
Nerede çalıştığımı tahmin edenler olmuş.
Fakat nerede çalıştığımı şu an söylemeyeceğim.
Çünkü bir şeyler hani olumsuz giderse markanın da sanki markadan kaynaklıymış veya orada bir sorun varmış gibi gözükmesini istemem.
O yüzden şu an gerek yok diye düşünüyorum nerede çalıştığımı anlatmaya.
Böyle bu konuda zaten...
Devam edersen veya devam etmesen bile ayrı bir başlıkta, YouTube'da veya Instagram'da da olabilir de podcast'ta kesin bahsederim.
Ve şunun için aslında ben bölüm çekmeye karar vermiştim.
Konu başka bir yere gitti. Geçenlerde bir tane Twitter'dan birisi bana şey yapmış, mention atmış bir mesajıma.
Pardon bir tane tweet atmıştım.
Hepsi geçti yazmıştım.
Melike Şahin'in Hepsi Geçti şarkısı var ya onu dinliyordum.
Gerçekten de böyle balkonda oturuyordum, dinliyordum ve şunu fark ettim.
Gerçekten hepsi geçti ya.
Aralık ayından beri benim böyle Mayıs'a kadar falan ara ara duygusal iniş çıkışlı, sancılı bir zamanım olmuştu çeşitli sebeplerden.
Sonra geçen hafta sonu evde böyle balkonda otururken o şarkıyı dinliyordum.
Ya o kadar şükrettim ki o hiç geçmeyeceğini zannettiğim hisler geçtiği için.
O kadar iyi hissettim ki hepsi geçti diye bir tweet atmıştım.
Birisi de mention atmış.
Bir şeyleri aştığıma ve iyi gözüktüğümü söyleyen, bunu fark ettiğini söyleyen bir tweetle karşılık vermiş.
Ya da mesaj mı atmıştı hatırlamıyorum.
Arkadaşlar şu an saat gece ve beynim gerçekten bulandı.
Neyse önemli olan orası değil.
Ben de bununla ilgili gerçekten bir bölüm yapmak istiyordum.
Çünkü hani size anlattığım o son 50 ilk buluşma serisi var ya son 5 bölümü falan 50 ilk buluşmanın.
Kalbimin ne kadar kırıldığından bahsetmiştim.
İsyanımı yanışıma diye bir bölüm yapmıştım sonra.
Hani bunların hepsinde anlatıyorum kalbimin ne kadar kırıldığını.
Yeryüzünde bulamadığım hisler orada da anlatıyorum.
Ve her şeyin geçtiğini, o içinden çıkamayacağımı zannettiğim hislerin artık beni hiç buraları kesemeyeceğim için boşlukları
Ama bir yandan yutkunuyorum.
O hislerin beni artık üzmediğini fark ettim.
Hatta şöyle anlar yaşıyorum ya artık.
Önceden şey sanıyordum mesela birkaç ay önce bazı şeyleri her...
Birkaç ay önce bazı şeylerin her gün aklıma geleceğini, ömür boyu aklıma geleceğini falan zannediyordum.
Ve şunu yaşıyorum artık.
Bakıyorum diyorum ki bugün hiç aklıma gelmedi o olay ya.
Kaç gündür hiç aklımın ucundan bile geçmedi.
Nasıl oldu bu falan oluyorum.
Ya bilmiyorum o hiç aklımızdan çıkmayacağını zannettiğimiz şeyler bir gün çat diye...
Ve biz çıktığını bile fark etmiyoruz.
Mesela bugün şeyi öğrendim.
O 50'lik buluşmada anlattığım o tatlıcı çocuk vardı ya.
Hani birden böyle arkadaşa falan bağlamıştı.
Sen her şeyi yanlış anlamışsın'a falan bağlamıştı.
Herkesin nefret ettiği Cem abi.
Onun o benden önceki kızla tekrar görüştüğünü öğrendim.
Ve buna hiç üzülmedim.
Hani bunu zaten tahmin ediyordum ben o bölümleri anlatırken.
Siz de tahmin ettiniz attığınız mesajlarda.
Hani ben o araya kaynayan insan oldum.
Bunu fark ediyordum. Ama bugün bunu kesin olarak öğrendim.
Şey sanıyordum hani öğrenirsem bunu çok üzülürüm sanıyordum.
Ama böyle şey oldum. Okey.
Hiç etkilemedi bu durum beni.
Çünkü O konuda da kendimi suçlamayı bıraktım.
Yani orada dönüp dönüp şeyi düşünüyordum.
Ya ben hani nerede yanlış yaptım, ben mi yanlış anladım, ben mi çok anlam yükledim diye düşünüyordum.
Kendimde hata aradığım yerler oluyordu.
Şu an birkaç ay önce geri dönüp baktığımda, genel bir analiz yaptığımda ve bunu da duyduktan sonra dedim ki ya bu seninle ilgili bir sorun değildi.
Bu onun ne istediğini bilmemesi, onun tamamen...
Şerefsizliği demek istemiyorum ama artık demiş bulundum ve kesemeyeceğim.
Yani o yaşa gelmiş bir insanın kendini bilmezliğiyle ilgili bir şeydi.
Bunu kabullendim mesela.
Bu his de bana, bu kabullenme hissi de bana çok iyi geldi.
Tam şu hani Emlisan'ın Gönül Çelen şarkısını yorumlamasını çok beğendim.
O kadar çok dinledim ki aylardır.
Ama dinlerken hani orada diyor ya bölümün girişinde de açtım.
Kırıklarını aldırdım kalbimi diye başlıyor şarkı.
Orasını böyle bir şey yapamıyordum.
Nasıl diyeyim? İçselleştiremiyordum.
Hani dinlerken böyle çok hoşuma gidiyor şarkı ama kırıklarını aldırdım kalbimin.
Bunu böyle bir idrak edemiyordum.
Şu an onu idrak edebildiğimi fark ettim.
Bunu da direkt bölüm başlığı yapacağım zaten.
Bir şeyler... Geçiyor ya arkadaşlar hani diyeceksiniz Zeynep evet tabii ki geçiyor neyden bahsediyorsun.
Ya geçiyor ama o süreci yaşarken hiç geçmeyecek zannediyoruz ya.
En mantığımızı kaybettiğimiz yer bence o oluyor.
Mesela bundan sonra bakacağım şey şu olacak yani yine olumsuz şeyler tabii ki yaşayacağım hayat bu.
Ama diyeceğim ki Zeynep 2026.
Mart'ta, Nisan'da sen şöyle bir şey yaşamıştın ve hiç geçmeyeceğini zannetmiştin ama geçti.
Hatta öyle bir geçti ki sen geçtiğini bile fark edecek kadar önemsemiyordun artık o hisleri.
Bunu hatırlayacağım.
Bence yaşadığımız şeylerde bunu göz ardı etmemek gerekiyor.
Geçmiş tecrübelerimize bakarak ya geçmişti yine geçecek demek gerekiyor.
Bunu yapmak her zaman kolay değil ama yaş aldıkça bence daha kolay bir hal alıyor.
Başka düşünüyorum neyden bahsedebilirim?
Bugün bir de şunu düşündüm.
Akşam misafirliğe gitmiştik tamam mı?
Hatta oradan da yani daha yarım saat önce falan geldik.
O yüzden de direkt uyumayı düşünüyordum.
Bölüm yalan oldu diye düşünmüştüm.
Şimdi akşam misafirliğe gittik orada şunu düşündüm.
Kardeşimin evleneceği kişi...
Nişanlısı yani artık.
Nişanlısının ailesine gittik tamam mı?
Yani bizim dünürlerimiz oluyor.
Ve şey gibi hissettim ya ben bu insanları işte 10.
kez görüyorum belki daha.
Koca ömrümde 30 yılda henüz 10.
kez gördüm bir araya geldiğim insanlar.
Hatta 10 bile değil 7 falan.
Ama bakıyorum sanki hep tanıyordum gibi geliyor.
Ya bilmiyorum şimdi burayı anlatabilecek miyim bilmiyorum ama.
Bazı insanlarla kaderimiz bir noktada birleşecekse biz bunu önceden yaşadığımız için veya paralel bir evrende gelecek halimizi
yaşadığımız için o insanlarla tanıştığımızda zaten ben bu insanları önceden de tanıyordum gibi geliyor.
Sanki hep hayatımızda varmış gibi geliyor.
Bunu fark ettim. Bu sadece duygusal ilişkilerde değil.
Mesela biz artık bir aileyiz o insanlarla da.
Kardeşimin nişanlısı ve ailesiyle de.
Ve ben bile bunu hissediyorum.
Bu insanlar sanki hep hayatımdaymış gibi geliyor.
Sonra şunu düşündüm.
Misafirlikte millet konuşurken benim kafadan geçenler.
Dedim ki ya Zeynep sen de bir yuva kuracaksın.
Senin hayatına yepyeni bir insan girecek.
Eşinle tanışacaksın.
Ve şey hissedeceksin. Sanki eşin önceden de varmış.
Sanki hep hayatındaydı gibi hissedeceksin.
Mesela bunu düşündüm ve heyecanlandım.
Kendimi böyle şeylerde artık yükseltmiyorum.
Çok büyük umutlar duymuyorum.
Büyük umutlar hissetmiyorum.
Fakat biliyorum.
Kalbimde olan bir şey bu.
Ben bir aile kuracağım.
Bunu hissediyorum. Okey.
Bunun için de...
Evrenin doğru bir zamanı.
Allah'ın bir zamanlaması vardır.
Hani kadere inanıyorum. Ve bir yandan da şunu düşünüyorum.
Şimdi mesela bir yandan kendi işlerim var.
Avukatlık işlerim devam ediyor.
Bir yandan podcast ciddi bir mesai.
Sosyal medyam var. İşte YouTube'um var.
Bir de şimdi 9-6 mesaili bir işe girdim ya.
Biraz çekincelerimden birisi de şuydu.
Hani bu kadar işe yetişebilecek misin dedim ya.
Hani bu kadar kendini yormana gerek var mı dedim.
Sonra da dedim ki var yani 30'lu yaşlar 20'li yaşlar zaten kendimizi yormamız için her şeyi denememiz ve olabildiğince kendimize bir şeyler katmamız.
Yolumuzu bulmak için başka yollara girmemiz bazen orada kaybolmamız yani her şeyde başarılı olmak zorunda değiliz zaten.
Özellikle 20'lerde değiliz yani deneyin ya aklınızda ne varsa deneyin bana yazıyorsunuz podcast'a başlamak istiyorum bir yıldır başlamak istiyorum.
Abi başla artık ya.
Aç mikrofonu konuş yani yayınlama ama mikrofona bile gerek yok.
Aç telefonunu hoparlörünü konuş yani orada seni kaybedeceğin hiçbir şey yok ki.
O 20'ler özellikle bence denemekle geçmeli.
30'larda da daha çok maddi olarak işte bir stabilite sağlamak, birikim yapmak, böyle sabit bir gelir elde etmek buna odaklanmak
gerekiyor diye düşünüyorum.
O yüzden de dedim ki yani yorulacaksın evet aynı anda 3-5 iş yapmış oluyorsun çünkü.
Ama bu yaşlar dinlenme yaşları değil.
Ben normalde serbest çalışırken her gün ofise gitmiyorum çünkü.
Daha çok işte istediğim saatte uyanıyorum, istediğim saatte çalışıyorum hani rahat bir düzendeyim.
Ama bu rahat düzenin bana iyi gelmediğini fark ettim.
Daha doğrusu iyi gelmiyor değil hani çok şükür gerçekten işlerim hani iyi de gidiyor genel olarak.
Ama niye daha fazlasını yapmayayım ki?
Çok şükür ki buna enerjim var.
Elim ayağım tutuyor. Zihnim çalışıyor.
Üretebiliyorum. Daha fazlasını yapma şansım varsa yorulabilirim.
Ya işte kendimi yormayayım.
Şunu da yapmayayım, bunu da yapmayayım.
Bu yaşlarda değiliz ya.
Yapacağız. Gerekirse iki işte de çalışacağız.
Bunu fark ettim.
Hatta böyle olunca hafta sonları çok daha kıymetli oluyor.
Ben önceden mesela hafta içi de arkadaşlarıma buluşuyordum.
Ve 25 yaşındayken falan o işte 25-27 yaşındayken falan bağlı çalışırken hafta içi arkadaşlarıyla buluşan insanlara çok özlenirdim.
O yüzden şu anda hafta içi arkadaşlarımla buluşabildiğimde de kendimi çok şanslı hissediyordum.
Fakat... 5 yıllık serbest çalışmanın sonunda dedim ki senin hafta içi çalışman gerekiyor.
Arkadaşlarınla buluşman gerekmiyor.
Senin şu an olabildiğince çalışman gerekiyor.
Sen ileride aile kurmak istiyorsun.
Çocuğun olsun istiyorsun.
Ve mesela Allah nasip ederse çocuğun olursa bu kadar çok çalışamayacaksın zaten.
İnşallah gerek de kalmaz tabii ki.
Allah mecbur bırakmasın.
Gerekirse de çalışırız bu arada.
Ama hedefim çocuğumla daha çok ilgilenmek olacak.
O zaman ben o zamana kadar geçen süreyi daha verimli kullanabilirim.
Şu andaki rahatlığıma değil üretebileceğim maksimum seviyeye bence yaklaşmam gerekiyor.
Böyle düşündüm. Bir de bir konu daha var.
25 dakika olmuş bölüm inanmıyorum.
Daha da çok konuşasım var biliyor musunuz?
Bir saat daha konuşurum da sadece şeyden endişeleniyorum şu an.
Acaba edit yapmayınca böyle akıcı bir bölüm olmaz mı diye bir endişem var.
Ama zaten 1.5x de hani hızlandırıp dinliyorsunuz.
O yüzden sarabilir diye düşünüyorum.
Bir yandan da şunu düşünüyorum.
Diğer konu şu. TikTok'ta özellikle çok gördüğüm bir şey var tamam mı?
İşte 25 yaşında ilk evimi aldım.
Yok işte 7 haneli yatırım portföyüm.
29 yaşında falan diye.
Abi o insanlar nasıl yapıyor ya?
Ben o insanları izleyince kendimi çok yetersiz hissediyorum.
Ve benim gibi düşünen de çok fazla o insan olduğuna eminim.
Hani kendisini kötü hisseden çok fazla insan olduğuna eminim.
Şimdi mesela geçen öyle bir kıza denk geldim yine.
Kız diyor ki işte maaşımın %70'ini kenara ayırdım.
Yok işte ailesiyle yaşıyormuş zaten.
Maaşını biriktirerek ev aldığını falan iddia ediyor.
Bilmiyorum mümkün mü?
Bence sırtını bir yere yaslayamıyorsan bu muhtemelen ailen.
Hani ailenin yanında yaşıyor olmak bile sırtını bir yere yaslamak oluyor.
Düşünsenize kira vermiyorsun, market alışverişi yapmıyorsun, fatura ödemiyorsun.
Abi o zaman maaşının %70'ini atarım kenara zaten.
Ne bileyim ya bu yani orada tabii ki takdir ediyorum bir yandan.
Maaşını alıp ailesiyle yaşamasına rağmen har vurup harman savuran insanlar da çok fazla.
Zaten ben birikim yapsam işe yaramayacak deyip işte gidip de Dior allık alanlar falan da çok fazla.
Dior allık ne alaka bilmiyorum da hani anladınız siz demek istediğimi.
O maaşını alışverişe yatıran insanlar da çok fazla.
Ama diğer yandan da böyle şeyler bir yetersiz hissettiriyor ya.
Şeye inanmıyorum yani.
Aile desteği olmadan kimin maaşı ne kadar ki bu kadar çok birikim yapıp ev alabiliyorsun 25 yaşında.
Bunlara da düşmemeye çalışıyorum.
Böyle şeyler artık geçiyorum zaten.
Bana kötü hissettiriyor çünkü.
Biraz da şeyden dolayı da beni tetikliyor.
Benim aklımda hep son birkaç yıldır...
Şu soru vardı. Acaba bu kadar erken serbest çalışmaya başlamamalı mıydım?
Acaba sabit gelirli bir yerde çalışmaya devam mı etmeliydim?
Hani o şekilde birikim mi yapmalıydım?
Acaba ayrı eve çıkıp boşa masraf yapmamalı mıydım?
Bunlar da olduğu için aklımda devamlı beni tetikliyor bir yandan.
Gerçi şu an geldiğim noktada cidden ayrı eve çıkmak da müthiş bir yatırımdı.
Mentalime yatırımdı, bireyselliğime yatırımdı.
Bir aile kurmadan önce, biriyle aynı evde yaşamadan önce kendimi tanımam için, kendi yuvamı, kendim kurabildiğimi görmem için, kendi özgüvenimi inşa etmeye
de çok büyük bir katkısı olduğu için kesinlikle güzel bir yatırımdı.
Veya gezdiğim zamanlar 20'li yaşlarda müthiş bir yatırımdı.
Yine de insan bazen şüpheye düşüyor.
Acaba öyle yapmamalı mıydım?
Acaba paramı biriktirmeliydim diye.
Kafamda da bu şüpheler olduğu için bu videolar beni iyi etkilemiyor.
Ama dediğim gibi hani gerçekten şu an son noktada son tahlilde şeyim iyi ki öyle yapmışım diyorum.
Böyle. Arkadaşlar bilmiyorum nasıl bir bölüm oldu.
Apple'dan yorumlarsanız çok sevinirim bu arada.
Oradaki en son yazılan yorumları da okudum.
Çok tatlı çok güzel yorumlar yazmışsınız.
Ben burada her pazar sizinle buluşmaya bayılıyorum.
2 yıl olacak neredeyse.
Bu podcast'a başladığım güne var ya Allah'ım hani şükürler olsun.
Bana bu kadar iyi gelen bir şey olmadı hayatımda.
Size de iyi geldiğini biliyorum.
Bu da beni çok mutlu ediyor.
Zaten bu yüzden şu anda gecenin üçünde bu bölümü çekiyorum.
Bilmiyorum ya. Bunun için de kendime teşekkür ediyorum.
Gerçekten güzel bir disiplin tutturdum.
Ve ne olursa olsun.
Ben burada zaten belli bir seviyeye geldim.
Bir hafta bölümü atmasam kimse bana hesap soramaz kafasında.
Görmüyorum. Yaşamıyorum.
O şekilde de ilerlemiyorum.
Bu yüzden de kendime teşekkür ediyorum.
Bu disiplini kurmak bence biraz zor bir şey.
Ama onu tutturduktan sonra da insanı inanılmaz tatmin eden bir şey.
Başka alanlarda da kendinize şunu görüyorsunuz çünkü.
Tamam ben mesela her pazar bölümü çeken bir insanım.
Atıyorum. Haftada 3 günde platese giderim, bunu yaparım gibi.
Veya yeni girdiğim işte bile.
Ben kendime o kadar şey açısından güveniyorum ki, kendimi geliştirebileceğim, öğrenebileceğim açısından güveniyorum ki.
Çünkü podcast'ı da sıfırdan öğrendim.
Veya gidip müvekkil bağlamayı da sıfırdan kendi başıma öğrendim.
O yüzden şu an 30 yaşında bilmediğim bir işe girdiysen bile kendime bir güvenim var önceki olaylardan dolayı.
O önceki datalar hep böyle...
İnsana referans oluyor.
Hatta kendinden ilham almak diye bir bölümüm var.
Lütfen onu dinleyin eğer böyle bir bölüm arıyorsanız.
Kendinizden ilham almaya başlıyorsunuz artık.
O da güzel oluyor. Kendimi övmüşüm gibi oldu ama size belki bir motivasyon veya ilham olur diye anlatıyorum.
Bu şekilde. Umarım bölümü beğenmişsinizdir.
Sizi seviyorum.
Sizi gerçekten çok seviyorum.
Anlıyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Apple'dan Spotify'dan takip etmeyi unutmayın.
Instagram Zeynep Kelesin.
Aşağıda Instagram linkim falan her şeyimin linki de olacak zaten.
Böyle. Haftaya görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
