
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu serinin ilk bölümünde; hayatımızdaki tekrarlayan döngüleri fark etmek, kendimizi yargılamak ve şema terapi meseleleri üzerine Bilinç Akışı’nda kalıyoruz. Yeni bölüm her pazar tüm mecralarda!
Önerdiğim kitaplar:
1-Hayatı Yeniden Keşfedin
2-Çocuklukta İhmalin İzi Boşluk Hissi
3- Çocuklukta İhmalin İzi Çözümler
📩 info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Herkese selam.
Ya of ben hala giriş cümlesi bulamadım ya selamlaşma.
Buksen Ege bile bulmuş çocuk şey diyor.
Öncelikle hepinize merhabalar.
Çok tatlı bir çocuk bu kitap okuyan bir çocuk var ya.
Ben 6. bölümdeyim hala nasıl selam vereceğimi bilmiyorum.
Alt üstü böyle hello selam falan gibi bir şey diyeceğim.
Konuya giriş yapacağım.
Ama bunu bile gözümde...
O kadar büyütüyorum ki ya olmadıysa şimdi başkası da böyle diyorsa falan diye.
İşte bunlar hep yargılanmaya alışmaktan ve en çok da kendimizi yargılamaktan oluyor zaten.
Aslında bu yargılama konusunu büyük ölçüde hallettiğimi düşünüyorum.
2023 bilançosu çıkarmış herkes.
Ben pek çıkarmadım henüz.
Ocak bitti ama benim bir vaktim olmadı.
Ama benim için ruhsal açıdan bayağı iyi bir yıldı.
Kendimi bayağı geliştirdim diye düşünüyorum.
Öyle görüyorum. Bu konuda mütevaziye gerek yok.
Demek ki kendimi geliştirmem gerekiyormuş.
Gerekeni yapmışız. Neyse yargılama konusunu bayağı hallettiğimi düşünüyorum o yüzden.
Hem kendimi hem başkalarını yargılamayı, bardağın boş tarafını görmeyi...
Ve bunu ama ben mükemmelliyetçiyim, en kötü özelliğim bu diyerek kılıflamayı bıraktım sayılır.
Çünkü yargılamanın temeline indim.
Mesela böyle anlarda az önce bahsettiğim gibi giriş cümlesini söylediğimde ya uf bu kesin söylendi ya, sesim aptal gibi çıktı, ya hello demeyeyim işte Türkçe bir şey olsun
falan dediğimde durup bir ya bir dur.
Neden kendine yükleniyorsun şu an?
Neden kendini eleştirdin?
Çıkış noktasıyla sorular sormaya başladım.
O soruları sorunca zaten biraz da ilgiliyseniz cevapları daha kolay bulabiliyorsunuz.
Çok uzağa gitmeye gerek yok.
Tahmin edersiniz ki hepsinin cevabı ailede ve yetişme tarzında.
Peki o soruları sormaya nasıl başladın derseniz size kötü ve sıkıcı bir haberim var.
Yani farkındalık, anda kalmak, yazmak, meditasyon, terapi, kitap, psikoloji, podcast.
Hatta şöyle bir sıralama yapmam gerekirse, şimdi düşünüyorum benim sürecim nasıl ilerledi diye.
Ben 2020 yılında pandemi zamanında hepimiz evlerdeydik ya.
Ailemde herkes gibi çok fazla vakit geçirdim.
O zaman bana böyle aşırı geldiler.
Böyle şey anlamında değil işte çok sinirlendim, çok delirdim, birbirimizi delirttik anlamında değil.
Normalden farklıydı yani.
Daha sakin ve daha gözlemci oldum.
Geldiler derken de farkındalık perileri geldi öyle söyleyeyim.
İlk o zaman böyle bir fark etmeye başladım.
Ya evde herkes birbirine benziyor.
Aynı ses tonuyla konuşup aynı konulara aynı tepkileri veriyor.
Ne bileyim mesela anne mutfakta...
Bana şunu şöyle yap diyor.
Benim belli bir ses tonuyla cevabım var ona karşı.
Sonra ben kardeşime mutfakta işte şunu şöyle yap diyorum.
Aynı benim tonlamamla benim tarzımda cevap veriyor.
Buradan hareketle başladı her şey aslında.
Hepimizin birbirimize ne kadar benzediğini fark ettim ve bu güzel bir şey değil.
Biraz oradaki rahatsız edici şeyleri de görmeye başladım.
Normalde tartışırız, ederiz de.
O dönem öyle evde birbirimize sarıp tartışmamız da çok olmadı.
Sadece ben bunları fark etmeye başlamıştım dediğim gibi.
Sonra birkaç kitap aldım.
Mesela of bu çok kötü.
Nihan Kaya'nın İyi Aile Yoktur kitabını aldım önce.
Okuyorum ama yani kitap beni o kadar rahatsız etti ki.
Kitaba göre benim ailemin bu hayatta yani...
yaptığı doğru şey sayısı sıfır.
Çoğu ailenin de böyle çıkacaktır eminim.
Kitabın yarısına falan anca geldim.
Bıraktım, kitap beni tetikledi resmen.
Sonra böyle yürüyüşler yapıp ağlamaya başladım.
Bayağı sancılı bir sürece girdim.
Şimdi çok oversharing oldu ama tanıdığım insanlar da dinleyecek falan.
Neyse ben bunları anlatma cesareti göstermeye karar vermişim belli ki artık.
Hatta Cesaret bile değil yani canım anlatmak istiyor.
Ailesi mükemmel olup empati kuramayanlar vardır belki ve onlar çok şanslıdır.
Tebrik ederim bu hayatta böyle bir şansınız varsa.
Ama benim hikayem bu şekilde ve hikayesinden çekinenler veya henüz farkında olmayanlar için anlatıyorum.
Canım gerçekten bunu anlatmak istiyor.
Neyse ben devamlı ağlamaya bir şeyleri fark etmeye başladım 2020-2021 o pandemi sürecinde.
Zaten benim için çok kötü bir yıldı.
Muhtemelen ben o zaman depresyona girdim 2020'de.
O depresyondan da daha 2022 Ağustos'a falan çıktım.
Yani 25-27 yaş aralığıma tekabül ediyor.
Ne fark ettim derseniz öncelikle şu konu beni çok yıktı.
Mesela ailemizde gördüğümüz şeyleri ben öyle yapmayacağım, ben aynısı olmayacağım falan diyoruz ya.
Sen öyle sensen de aynısını yapacaksın.
Çünkü senin doğrun ve senin konfor alanın bu.
Bu gerçek beni çok yıktı onu fark ettikten sonra.
Bunu havadan söylemiyorum zaten.
O sırada okuduğum kitaplardan öğrendim.
Hayatı yeniden keşfedin kitabı mesela.
Adı neden böyle bilmiyorum. Korkunç bir kişisel gelişim kitabı gibi.
Ama kesinlikle ilk sırada okunması gereken psikoloji kitabı bence.
Benim şu ana kadar gördüklerim arasında.
Kitap şema terapiyi anlatıyor ve oradaki işte psikolojik şemaları anlatıyor.
Şemalar nedir derseniz kitabın ilk sayfasından direkt aktaracağım.
Oradan bir okuyacağım. Kitabın ilk sayfası şöyle başlıyor.
Şemalardan bazı örnekler vermiş.
Mesela sürekli size soğuk davranan kişilerle mi ilişkiler yaşıyorsunuz?
En yakını hissettiğiniz kişilerin bile sizi umursamadığını ya da yeterince anlamadığını mı düşünüyorsunuz?
Veya aslında bir şekilde kusurlu olduğunuzu ve sizi gerçekten tanıyan birinin sizi sevip kabullenmesinin olasılıklı olmadığını mı düşünüyorsunuz?
Başınıza korkunç bir şey geleceğinden, basit bir boğaz ağrısının bile ciddi bir hastalığın belirtisi olabileceğinden mi korkuyorsunuz?
Çevrenizden ne kadar takdir ve onay alırsanız alın hala bunu aslında hak etmediğinizi düşünüyor ve kendinizi mutsuz mu hissediyorsunuz?
Gibi örnekler vererek başlıyor kitap.
Devamında da Biz bu kalıplara şema diyoruz.
Bu kitapta en yaygın 11 şemayı tanımlayıp onları nasıl tanıyacağınızı, kökenlerinizi nasıl anlayacağınızı ve onları nasıl değiştireceğinizi gösteriyoruz.
Şema çocukluktan başlayan ve yaşam boyunca sürekli tekrar eden bir kalıptır.
Bize, ailemize ya da diğer çocuklar tarafından yapılan bir şeyle başlamıştır.
Terk edilmiş, eleştirilmiş, aşırı korunmuş, istismar edilmiş, yok sayılmış ya da yoksun bırakılmışızdır.
Bir şekilde zarar görmüşüzdür.
Sonunda şema hayatımızın bir parçası olur.
Diye devam ediyor kitap bu şekilde.
İki tane psikoloğun yazdığı bir kitap ve giriş cümlesi bu şekilde.
11 tane şema olduğunu bulmuşlar bu iki psikolog ve psikolojide de bu şemalar kabul edilmiş.
Kitapta da puanlamayı yaparak hangi şemaların sizde olabileceğine dair fikir ediniyorsunuz.
Eğer biraz bu konulara ilgiliyseniz ve başlamaya hazırsanız ben kesinlikle buradan başlamanızı öneririm.
Sonra başka kitaplar da önereceğim ama önce armut dibine düşerin psikolojideki yerine biraz bakalım.
Sonra da babamın dolandırıcılığı ve aileyi affetmek üzerine biraz bilinç akışında kalacağız bugün.
Bugün çok konuşasım var bu arada.
Hatta bu konuyu seri haline getirip birçok konuya bağlamak istiyorum aslında.
Mesela kendi markamı nasıl kurduğum da bununla alakalı ve babamın dolandırıcılığının benim bir gecede CEO olmama vesile oluşunu anlatmayı çok isterim.
Tabi abartıyorum yani CEO falan değilim de sonuç olarak bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Markamı kurmaya çalışıyorum şu anda.
Neyse az önce dediğim gibi sen farklı davranacağını sansan da ailende eleştirdiğinin aynısını yapacaksın gerçeği beni o dönem çok yıktı.
İlk kez yüzleşmiştim.
Bu duruma Freud tekrarlama zorlantısı gibi bir isim vermiş.
Muhtemelen bu çok kötü bir çeviri ya.
Çok saçma bir isim. Şimdi orijinaline baktım da şey evet Türkçesi aslında tekrarlama mecburiyeti olsa daha mantıklı olurmuş.
Yine kayboldum şekilcilikte of neyse.
Freud'a göre kişinin başına gelen travmatik bir tecrübeyi bir şekilde benzer koşullarda tekrar yaratıp tekrar yaşayarak travmanın yol açtığı nevrotik etkileri gidermeyi
amaçlaması tekrarlama mecburiyeti adlı teori olarak yerini almış psikolojide.
Kitaptan gidersek Alkolik birinin çocuğunun alkolik olması, taciz edilen çocuğun bunu tekrar eden biriyle evlenmesi, aşırı konsol edilen çocuğun
diğerlerinin onu konsol etmesine izin vermesi gibi örnekler var kitapta.
Bunlar gerçekten fark edince insana çok garip ve ironik gelen şeyler.
Çocukluktaki yıkıcı durumları, yani o...
Yıkıcılıkları yetişkin olunca da yaratmamız ve aynı durumların içine kendimizi sokmamız da şema denilen şeyi oluşturuyor.
Bütün bu kalıpları ve yaşamın erken yıllarında oluşan katı inançlarımıza sıkı sıkıya bağlı kalmak aslında şemalarımızı belirliyor.
Kitapta anlatıldığına göre bu inançlar bize aslında bir öngörü ve konsol hissi sağlıyor.
Garip bir şekilde kendimizi evimizde hissettiriyorlar.
Birçok örnek verilebilir tabii ama bilmiyorum aklıma gelen örnekler genelde özel oluyor şu anda.
Ama söyleyebileceğim bir şey var mesela bunu geçen fark ettim.
Benim ailem yani annemle babamın aileleri iki tarafta baya muhafazakar ve dindarlar.
Ben kendim muhafazakar değilim ama mesela yani şöyle muhafazakar değilim derken inançlı ve...
dindar bir insan olduğumu düşünüyorum ama muhafazakarlık farklı bir şey biliyorsunuz muhafazakar değilim o yüzden ama mesela geçen nasıl bir eşim olsun diye düşünürken ailesi benim
ailem gibi ama kendisi benim gibi olsun diye düşündüm bunu isteme sebebim de ben modern veya inançsız bir aileye de ayak uydururum evet sonuçta ben muhafazakar yaşamayan
bir insanım ama eşimin ailesi de muhafazakar Olmasa ne olur ki diye düşündüm.
Böyle bir beyin fırtınası yapıyordum kendi kendime.
Tabii ki bir şey olmaz ama benim alışık olduğum şey o değil.
Benim alışık olduğum şey ailenin yanında giyimine, kuşamına dikkat etmek, davranışlarına dikkat etmek.
Ne bileyim dedenin yanında kovsuz tişört, askılı bluz falan giymemek.
Ailenin yanında daha dikkatli hareket etmek.
Benim alıştığım ve...
Kendimi konforda hissettiğim şey kesinlikle bu.
Olduğumdan daha dikkatli olmak normalde ayrı bir efor tabii ki.
Ama bu durumda benim için zaten ailenin yanında böyle olmaya alışkın olduğum için kendim olmak ayrı bir efor olur.
Anlatabildim mi? Çünkü zaten bloke etmişim ben oraları.
Ben ailenin yanına giderken daha dikkatli giyinmem gerektiği benim normalim olmuş.
tabii ki çok uçlarda yaşamıyorum sonuçta ama bu ufak tefek şeyler ne bileyim kızılcık şerbetinde doğanın sinirlendiği ve herkesin şaşırdığı şeyler falan bana çok normal geliyor öyle bir ailedeyim öyle söyleyeyim
her neyse işte psikolojideki tekrarlama mecburiyetinin hepimize tesir etmesinden dolayı bu da bu arada verdiğim örnek de bununla ilgili ne bileyim ben çok
modern bir aileye evet ayak uydurabilirim ama ben Kayınbabamı deniyor, kayınpeder.
Onun yanına giderken askılı bluz giysem rahatsız hissederim, giyebilsem falan.
Giyememeliyim, benim normalim bu.
İşte bu tekrarlamamın mecburiyeti benim 2020'de tanıştığım bir kavram oldu ve bunları sorgulamaya başladım.
Tekrarları nasıl kırarız, o döngülerden nasıl çıkarız diye önce bu kitabı okudum.
Ya tek o yüzden de değil.
Herkesin bence zaten şemalarını bilmesi gerekiyor.
Kitapta şemalarınızı anlayıp örnekler üzerinden ilerliyorsunuz bu arada.
Kesin çözüm tabii ki sunmuyor kitap.
Sonuçta şu an bir terapi seansı 1500 lirayken bu kitaba baktım şu an ne kadarmış diye.
145 lira. Bir kitap okuyup tüm şemaları iyileştiremezsiniz sonuçta.
Ama bence başlangıç için müthiş farkındalıklar katıyor insana.
Zaten o farkındalıkları ucundan böyle bir yakalayınca hayatınız bir daha eskisi gibi olmuyor.
Farkındalık cehennemine giriyorsunuz, geçmiş olsun yani.
Tekrarları fark ettikten sonra ve kendi şemalarımı anlamaya başladıktan sonra bende ilk etapta bayağı öfke oluştu.
Nihan Kaya'nın İyi Aile Yoktur kitabı da bayağı aileye karşı dolduruyor insanı.
Ben önce böyle öfkelendim, çok sinirlendim aileme.
Bu uzun sürdü, yani bayağı uzun sürdü.
Ne kadar? 3 yıl falan da.
Şaka değil, gerçekten bayağı sürdü.
Çünkü psikoloji öyle bir şey ki, bir kitapla başlıyorsunuz, terapiyle devam ediyorsunuz.
Devamlı üzerine koyarak ve kar topu etkisiyle büyüyerek devam ediyor.
İnsan her geçen gün yeni bir şeyle yüzleşiyor.
Bu yüzleşmeler inanılmaz sancılı oluyor.
Bir de böyle biraz bulmaca gibi, puzzle gibi kendinizi tamamlıyorsunuz aslında gün be gün.
Dediğim gibi o yüzleşmeler inanılmaz sancılı oluyor.
Geçen bölümlerden birinde de söylemiştim.
Bazı insanlar benim travmam yok falan gibi cahil cühela takılıyorlar ama travması olmayan insan gerçekten imkansız.
Eğer çocuklarınıza da bazı şeyleri aktarmak istemiyorsanız bu travmaları, şemaları, döngüleri fark edip kırmak gerekiyor.
Ki ben her neslin bir önceki nesilden daha iyiye gitmesi gerektiğini düşünüyorum.
Herkes böyle düşünüyordur ama ben en azından bunun için kendi çapımda uğraşıyorum öyle söyleyeyim.
Bu yüzden 2020'de de böyle bir sürece girdim.
Dediğim gibi öfke ve üzgünlük aşaması çok uzun sürdü bende.
Özellikle de kendim yetişkin olarak çocuklarla vakit geçirmeye başlayıp artık çocuk istemeye başlayınca her şeye çok farklı bakmaya başladım.
Bir çocuğun masumiyeti, heyecanı, ne bileyim yaratıcılığı, çocuktan ilham alınacak yüzlerce şey olması gibi farkındalıklar ailemin ne kadar hebele hübele çocuk
büyüttüğünü fark ettirdi bana.
Tabii o nesil ve ondan önceki nesil bizim nesilden çok farklı.
Yani herkesin ailesi öyle aslında.
Şu anki anne babalar gibi işte.
Efekant bireyselliğini kabul haftasında.
O yüzden duvara patates fırlatmasına izin veriyoruz falan değillerdi tabii ki.
Bu da çok fazla.
Yani bunun bir ortası yok mu anlamadım.
Umarım bir noktada buluruz bunun bir ortasını ebeveyn olduğumuzda.
Neyse bu kızgınlık ve üzülük aşamaları yetmez gibi.
Ben bir de aynı dönemde terapiye başladım.
Bence terapi insana en çok doğru soru sormayı ve konuyu doğru yerden yakalamayı öğretiyor.
Sorulan sorular ve yakalanan noktalar sorgulama yapmayı sağlıyor.
O sorgulamalar da bir şekilde sizi cevaplara götürüyor, farkındalıklar yaratıyor.
Biraz pratik yaptıkça zaten artık algınız gelişiyor ve kendinizi çok daha kolay yakalıyorsunuz.
Mesela geçen çok saçma bir şey oldu.
Bir iş anlaşması için kurumsal bir yerle e-mailleşiyordum.
Bu marka kurması sürecindeyim dedim ya o markayla ilgili.
Bu arada benim için çok heyecanlı olduğum bir şey.
Hiç aklıma gelmezdi böyle bir şey olacağı.
Neyse işi çok istiyorum o yüzden.
Devamlı e-mail bekliyorum.
Mailleşiyoruz ya. Bunlar 2-3 gün e-mail atmadılar.
Ben bir tetiklendim.
Ya vazgeçtilerse, ya bıraktılarsa, ya artık cevap vermezlerse falan diye kendimi yakaladım bu duygular içindeyken.
Ve buyurun size terk edilme şeması.
Terk edilme şemanın da olduğunu fark ettikten sonra neden olduğunu düşündüm biraz ve psikoloğumla da birlikte konuştuk bunu.
Benimkinin sebebi küçükken ve hala, ya annem her yere ama her yere geç kalırdı.
Mesela karne gündür, okul etkinliğidir, okul gezisidir.
Bir şey varsa, aileler sonradan geliyorsa ben devamlı beklerdim.
Herkesin annesi gelirdi, annem ortalıkta olmazdı.
Veya işte antrenmanlarım oluyordu.
Ortaokuldayken haftada 3-5 gün ona gidiyordum.
Çıkışta beni alacak ya, en son ben kalırdım kapıda.
Gelecek mi, gelmeyecek mi?
Telefon yok, bir şey yok, kimse yok.
Yani hele kışın o yağmur yağı ıssız bir yerdeydi bir de bizim antrenman salonu.
Böyle bekle dur iğrenç bir his.
Şu an bile beni rahatsız ediyor o anı düşünmek.
Bu terk edilme şemasının ondan kaynaklandığını düşünüyorum ben o yüzden.
İlla ailenizden birinin not bırakıp sizi terk etmesi, dolapları boşaltması falan gerekmiyor.
Böyle terk edilme şeması için veya diğer şemalar için de çok büyük olaylar olması gerekmiyor.
Böyle şeylerden de olabiliyor.
Ama bilimsel değil.
Kendi tespitim ama yani bence doğru bir tespit.
Her neyse ben o kurumla e-mailleşirken bile bunu fark ettim.
Çünkü 3 yıldır kafam buralara çalıştığı için basit bir e-mailleşmede bile artık bunu yakalayabiliyorum.
Günlük hayatımda çok yakalıyorum.
Kendimi rahatlatıyorum sonra işte telkin ediyorum çok daha kolay atlatıyorum.
Veya çevredeki arkadaşlar...
Kesinlikle ama kesinlikle aile örüntülerini tekrarlayan kişiler oluyor.
Yakın arkadaşlarınızla aslında ya aile örüntüleriniz tekrarlanıyor ya da çocukken sahip olduğunuz travmalar benzer oluyor.
Artık buna da eminim yani bu gerçekten bir arkadaşım var mesela o da her yere geç kalıyor yakın bir arkadaşım.
Böyle bir ulaşamıyorum bir yok oluyor söz veriyor sözünde tutmuyor falan.
O da beni çok tetikliyor mesela.
Böyle insanları olduğu gibi kabul edip eğer sizi tetikliyorsa...
Mesafe
koymalıyız diye düşünüyorum artık.
Sonuçta ben o hislerle başa çıkmayı kendime öğretmiş olabilirim ama.
İstemiyorum 28 yıldır ben neden aynı soruna başa çıkmak zorunda kalayım.
Bir de tam böyle fark etmişim bir kademe atlamışım falan.
O yüzden bazı dönemlerde tetiklendiğimiz şeylere mesafe koymak çözüm bence çok iyi geliyor.
Ay bir şey diyeceğim bu bölüm biraz uzun olacak.
Çünkü çok derin bir konuya kafama o kadar aklıma o kadar çok şey geldi ki.
Neyse devam ediyorum.
Biraz daha örnekleri çoğaltasım geldim.
Mesela geçen şey oldu.
Ben her yere geç kalan arkadaşımla konuşuyordum.
O hayatında olgun ve böyle daha oturaklı bir erkek istediğini söyledi.
Ben de aslında ben de öyle istediğini sanıyordum ama bakıyorum onlar bana çok uzak geliyor.
Ben böyle daha hareketli, enerjik birini istiyorum.
Baba figürü değil de hani genç enerjik biri olsun istiyorum dedim.
O da dalgasına neden Zeynep yoksa sen erkeklerde babanı aramıyor musun falan yaptı böyle.
Ve benim jeton düştü.
Hayır arıyorum. Buradaki kilit nokta şu ki benim babam oturaklı ve sahiplenici böyle ağır abi bir baba figürü değil.
Hepimizin kafasındaki o ağır başlı baba figürüne sahip değilim.
Benim babam kendi şahsına münasır başka bir insan sonuçta.
O da daha böyle enerjik daha ne bileyim.
Çocuksu falan bir adam.
Tam tersi daha hareketli ve çocuksu olduğu için ben aslında evet baba figürünü arıyorum ama benim baba figürüm bu.
Herkesin yani çoğu insanın sahip olduğu baba figürü değil.
O yüzden ben baba figürü aramıyorum sanıyordum ama hayır benim baba figürüm bu ve ben de onu anlıyorum.
Ben de onu arıyorum. Öyle bir...
Aydınlanma yaşadım Freud'u haklı çıkaran türden.
Mesela ben her kız babası gibi birini ister falan derler ya ben sanırım ki yo bu bende geçerli değil ama geçerliymiş işte.
O tekrarlama mecburiyetine tekrar giriyoruz buradan.
Neyse oraya girmeyeyim şemalara geri döneyim.
Ya da ona da dönmeyelim.
Öfke ve üzüntüden devam edelim.
Öfke ve üzüntü süreci aslında bir de çocuklukta boşluk hissi ve çocuklukta boşluk hissi çözümler kitaplarını okudum.
Bu kitaplar da beni mahvetti.
Kitabın girişinde bu kitap çocukluğunuzda gerçekleşmeyen, hatırlamadığınız şeylerin farkına varmanız için yazılmıştır.
Çünkü gerçekleşmeyen şeyler bir yetişkin olarak kim olduğunuz üzerinde hatırladığınız olaylardan daha fazla güce sahiptir diyor.
Ve kitap duygusal ihmalkar ebeveynlerden bahsediyor.
Bu arada kitabın giriş cümlesini...
Tekrar okuyayım veya siz geri sarıp tekrar dinleyin bence.
Çünkü çok etkileyici. Asıl olmayan şeylerin rahatsızlığı aslında.
Ondan bahsediyor ve tüm kitap bunun üzerine kurulu.
Çok etkileyici bir kitap.
Duygusal ihmali yine çok büyük şeyler olarak düşünmeyin.
Zaten bu konulara ilgiliyseniz hiçbir zaman sadece çok büyük ve çok somut şeylerin büyük sorunlar doğurduğunu sanmayın diye öneririm ben.
Sanmamanızı öneririm. Çünkü bu kitapta da anlatıldığı gibi aslında çok küçük ve olmayan şeyler birikerek çok fazla sorun yaratıyor.
Kitapta mesela yediği abur cubura karışılmayan çocuğun ileride ne kadar keyfine düşkün ve disiplinsiz olacağı anlatılıyor.
Ama siz öyle bir çocuk görünce ne güzel ailesi izin veriyor, özgür yetiştiriyor falan diye düşünebilirsiniz.
Mesela devamlı erteleyen ve öz disiplini düşük insanların da duygusal ihmale maruz kalmış çocuklar olduğundan bahsediliyor.
Bu kitap daha derin ve daha sarsıcı bir kitap kesinlikle.
Farkında olmadan ne kadar çok duygusal ihmale kaldığınızı anlayacağınıza çok eminim.
Ebeveyniniz doğrudan sizi ihmal etmediyse bile iyi niyetli şekilde belki kendisini ihmal ederek de...
Dolaylı duygusal ihmale sebebiyet vermiş olabilir.
Bunları nasıl çözeceğinizle ilgili kitapta birçok öneri var.
Bu kitabın bence diğerlerinden farkı bu.
Çocuklukta boşluk hissi ve çocuklukta boşluk hissi çözümler iki kitap.
İkisinde de gerçekten bayağı çözüm odaklı şeylerden bahsediliyor.
Veya mesela şey duyguların farkına varmak için duygu gününü tutmak diye bir örneği var kitapta.
Ben bunu denedim.
Terapistim söylemişti.
İlk zaman o kadar zorlandım ki.
Günde üç kez duygularımı yazıyorum.
O öyle yapmam gerekiyordu.
Ama duygular üzüntü, sevinç, heyecan, sinirlenmek benim için.
Duygu çemberinden duyguyu tarif edin diyor adam bana.
Duygu çemberi altı temel duygunun kendi içinde farklı duygulara ayrıldığı bir çember.
Mesela üzgünüm diyorum.
Üzüntünün içinde on iki tane daha farklı duygu var.
Mahcup, hissiz, yetersiz, yorgun falan gibi gibi şeyler.
Ben de o zaman düşünüyorum diyorum bilmiyorum.
Hangisi olduğunu bilmiyorum.
Üzgünüm işte dümdüz falan diyorum.
Terapistim de biraz daha detaylı düşünün falan diye üzerine gidiyor.
Açmaya çalışıyor beni.
Ama yani üzgünüm işte dümdüz diyerek olmuyormuş o iş.
Duygularla temasımız ne kadar düşükse yani kendimizi ne kadar duyabiliyorsak o kadar tanımlayabiliriz.
Tanımlayabiliyormuşuz. Pardon duygularla temasımız ne kadar yüksekse kendimizi ne kadar duyabiliyorsak o kadar tanımlayabiliyormuşuz bu duyguları.
Ben ilk başladığımda gerçekten benim için 6 bile değil yani 4-5 temel duygu vardı.
Ben onlardan haberdardım.
Şu anda yıllar içinde farkındalığım artı artı çok daha iyi anlayabiliyorum kendimi.
Ve kendimi iyi anladıkça ailemi, çevremi, arkadaşlarımı da daha iyi anlamaya başladım.
Benim insanları üzme sebeplerim aslında kendi içimdeki sorunlardan kaynaklanıyor.
Bunu fark ettim önce. Sonra herkesin insan olduğunu ve herkesin davranışlarının kendi içindeki yaralardan geldiğini idrak ettim.
Zaman içinde hem kendimi hem insanları kabullenmeye başladım.
Bu da en zoru aile ve yakın arkadaşlar açısından oluyor.
Burada en çok zorlanılan şeyler bunlar bence.
Çünkü ikisi de size çok derin tesir edebilen kişiler ve ilişkiler veya eşiniz sevginiz açısından da çok zor olur eminim.
Bir insanın sizin duygusal dünyanızda tesiri ne kadar fazlaysa o insana hassasiyetiniz de o kadar fazla oluyor.
Ama aslında...
Herkesin farklı yollardan geçtiğini, farklı ailelerde büyüdüğünü, farklı çocukluklar yaşadığını kabul etmek, insanları yargılamak ve beklentileri düşürmek için çok
iyi bir başlangıç. Yani insanları yargılamamak ve beklentileri düşürmek için.
Dr. Vasey Cherry'nin dediği gibi hiçbir kardeşi aynı anne baba yetiştirmemiştir.
Kardeşlerin büyütülmesinde bile çok büyük farklar varken çevremizde her insanın Bambaşka bir yolculuğu var.
Bunu kabul etmek de daha kucaklayıcı bir ruh haline bürünmemizi sağlıyor.
İnsanların yolculuklarını ve özgünlüklerini kabul etmeye başlayınca aslında bu benim için dışarıdan içeriye doğru oldu bundan.
İnsanların yolculuklarını ve özgünlüklerini kabul etmeye başlamak.
Mesela önceden adliyede ters turşu yapan memurlara aşırı sinir olurdum böyle.
Artık bu bana özel değil, demek ki kendi içinde halledemediği şeyler var demeye başladım.
Gerçekten insanları olduğu gibi kabul etmeye önce icra dersindeki memurlardan başladım.
Sonra uzak arkadaşımı, sonra daha yakın arkadaşımı kabullenmeye başladım.
Zaten biraz hayatını, aile yapısını bildiğiniz biriyse karşınızdaki, kendinizdeki bağlantıları kurduktan sonra ondaki bağlantıları kurmak da zor olmuyor.
Tabii ben bunu genelde söylemiyorum.
Çünkü karşımdaki insana yani bunu söylersem bilmiyorum bu bana çok ayıp geliyor.
Oturup insanların sorunlarını daha onlar farkında değilken ve ben bu konuda yetkin bir insan değilken onların sorunları hakkında tespit yapmak etik değil bence.
O yüzden böyle arkalarından söylüyorum falan diyormuşum.
Şaka bir yana cidden tehlikeli bir durum bence ve biraz hadsizce.
O yüzden... Ne tespit yaptığım insanlara ne o insanla ilgili başkasına bu tespitlerimi söylememeye çalışıyorum.
Sonuçta benim için her zamanki gibi bilimsellik sıfır yani kendi tespitlerim.
Ama bu tespitler insanı daha affedici, daha kabullenici olmasını sağlıyor.
Tabii o da bir yere kadar, o ayrı bir konu.
İnsanları kabul ederken kendi sınırlarımızdan da vazgeçmememiz gerekiyor sonuçta.
Okey affederiz, kabulleniriz ama bize zarar veriyorsa mesafe de koymalıyız.
Yoksa alma verme dengesi bozuluyor biliyorsunuz Müslüm Gürses bölümden.
İşte böyle dışarıdan içeriye doğru giderken...
affetmeye ve insanları kabullenmeye.
En son aileme geldim, onu fark ettim.
Ailemin yaptıklarını ve yapmadıklarını ben daha Ağustos 2023'te kabullendim.
Bugün Ocak 2024'teyiz.
Bakın 2020'de başlayan bir farkındalık sürecinden bahsediyorum.
Ki tüm tuşlara bastım.
Yani kitap, terapi, podcast, psikoloji, makale, günlük bayağı üzerine çalıştım.
Yine de baya uzun sürdü.
Tabii bu herkesin kendi yolculuğu.
Benim için bu kadar uzun sürdü.
Bazısı belki birkaç ayda gelecek.
Bazısı belki daha uzun sürede gelecek oraya.
Ama zaten o affetme ve kabullenme de böyle bir olayla oldu.
Babamın beni dolandırdığını öğrendiğim gün.
O bölümü ayrı çekeceğim.
Şu an kabullenme ve affetme üzerine bir iki bir şey daha söylemek istiyorum.
Psikolojide içimizdeki çocuk geyini aslında biz çok haksız yere geyik hale getirdik.
Gerçekten hepimizin içinde yaralı çocuklar var ve o çocuklara zamanda şefkatli ebeveynlik yapılmadıysa o yaralar kalıyor.
Bizim inançlarımızı, doğrularımızı ve az önce bahsettiğim şemalarımızı oluşturuyor.
Terapide aslında yetişkin insanın kendi ebeveynlik yapmasını öğretiyor.
Önce siz terapiye başladığınızda orası sizin psikoloğunuzla, terapistinizle sizin aranızdaki bir ebeveynlik ilişkisi oluyor.
Sonra geliştikçe geliştikçe ilerledikçe artık terapide öyle bir noktaya geliyorsunuz ki zaman içinde kendi kendinize ebeveynlik yapabiliyorsunuz.
O yüzden bence terapi çok önemli.
Hywell alanında uzman psikologlarla etik değerlere saygılı bir platform.
Manifest 10 koduyla Hywell'den terapiye başlayabilirsiniz gibi şizofrence bir reklam uydurarak bu manifesti her bölüm yapacağım sanırım.
Bir gün gerçek olacak biliyorum.
Şu an için şakaydı.
Neyse dediğim gibi terapi önce terapistinizin size ebeveynlik yapmasını sağlıyor.
O terapi alanı sizin terapistle ilişkiniz...
Bir ebeveynlik ilişkisi oluyor.
Sonra da sizin kendi içinizdeki o yaralı çocuğa şefkat göstermenizi sağlıyor.
Mesela şimdi hatırladım.
Ben bir buçuk yıl terapiye gittim.
Neredeyse her hafta online görüşüyorduk.
İlk 10 seansta falan belki 12 seansta adama terapi günü terapi saatinden biraz önce mesaj atmışım.
Ful. Merhaba işte X Bey.
Bugün şu saatte görüşüyoruz değil mi diye.
Terapiste güvenmem yani onun söz verdiğimiz saatte orada olacağına güvenmem, inanmam.
10-12 haftamı almış.
Çünkü terk edilme şamasının kendi gösterdiği bir yer bu da.
Ben bunu normal sormamı, herkes soruyor sanıyordum.
Ama işte o 10-12 haftanın sonunda fark ettiğimde ben soruyorum ama herkes soruyor mu?
Yoksa ben bu terk edilme şamasından dolayı mı?
Bunu soruyorum dediğimde adam evet dedi.
Hani o da o zamana kadar bana söylememiş tabii ki.
Çünkü asıl olan kendinizin fark etmesi.
Ondan sonra sormamaya başladım.
Çünkü artık bana o güveni sağladı ve belki de terk edilme şemamı biraz iyileştirdik.
Ben de bunu fark edebildim falan gibi şeyler.
Zaten bu farkındalıkları yaşayıp çocuk halinizde şefkat göstermeye başlarsanız gerçekten iyileşiyorsunuz.
Nasıl anlatacağım bilmiyorum. Yani burada aşırı derecede ben bu işleri çok iyi biliyorum, bilir kişiyim falan gibi bir amaçla anlatmıyorum bunları.
Ben gerçekten bunları sadece ya ben yaptıysam sen de iyileşebilirsin.
İyileşmek derken iyiye gidebilirsin.
Daha iyi bir versiyonuna gelebilirsin.
Ruhsal ve mental açıdan, psikolojik açıdan kendini iyileştirebilirsin diye bir umut olmak istiyorum aslında.
Yani dinleyen bir kişi bile bundan yararlansa cidden çok mutlu olurum.
Ama tabii ki benim bir psikolog olmadığımı ve sadece kendi yolculuğumu anlattığımı da lütfen unutmayın.
Bu arada bu yaralı çocuk, içimizdeki yaralı çocuk muhabbetini fark ettikten sonra yani psikolojideki bu terimi ve incelediğimde o biraz daha dikkatli davranmaya başladıktan sonra
insanların çocukluk fotoğrafına bakmayı hep severdim ama artık daha farklı bir gözle bakıyorum.
Hem kendi çocukluk fotoğraflarıma hem insanların hele çok sevdiğim insanların var ya mahvolarım baktığında ya.
O kadar küçüktük, o kadar savunmasızlık ki ve dünyayı o kadar farklı algılıyorduk ki.
Tabii ki anne babalarımız kötü niyetle veya işte öyle algılayacağımızı fark etmeden yaptılar çoğu şeyi.
Onun da farkındayım. Ama orada asıl olan o çocuğun ne hissettiği, o çocuğun ne yaşadığı ve neyi nasıl algıladığı.
Onun üzerine nasıl bir kendisine inançlar...
İnşa ettiği tüm hayatımızı etkiliyor o yüzden artık çocuklukla ilgili şeylere çok önem veriyorum ya bir insan çok kızdığımda mesela böyle çocuk halini falan gözümün önüne getirmeye çalışıyorum bu beni gerçekten çok sakinleştiriyor
çünkü hepsinin sebebin o dönem olduğunu biliyorum ve bir de şöyle bir şey de var mesela ben çok aşırı Keyifçi bir insanım.
Bunu bazen abartıyorum, disiplinsizliğe kayıyorum.
Ama onun haricinde hemen aklıma gelen bir şey yapmak zorundayım.
Canım bir şey mi istiyor? Onu yemek zorundayım.
Kalkıp bir yere mi gitmek istiyorum?
Anında gitmek zorundayım. Yapabiliyorsam, imkanım varsa kesinlikle yapıyorum.
Bunun sebebi de yeni öğrendim.
Çocukken yeterli ilgiye maruz kalmadıysanız, büyüdüğünüzde daha keyifçi bir insan oluyormuşsunuz.
Çünkü artık... Kendi elinizde o an istediğiniz şeyi size vermek ve o yüzden olabildiğince veriyormuşsunuz.
Bunu öğrendim ve çok etkilendim.
Bilmiyorum. Yine oversharing bir şey oldu ama olsun.
Belki sizin de fark etmenizi sağlar.
Ve bunu tabii ki o çizgiyi bozmadan disiplin size kaymak ayrı bir şey ama kendimize vermeliymişiz.
İstediğimiz şeyleri yapmalıymışız.
Çünkü bu o içimizdeki çocuğun iyileşmesine bir katkıda bulunuyormuş.
Çok tatlı değil mi ya?
Of mahvolmuştum.
Neyse şu an artık sona yaklaşasım aslında hiç yok ama mecburen, neden mecburen bilmiyorum.
Ben kendi kendime konuştuğum bir yerdeyim sonuçta şu an.
Ama usulen sona yaklaşmam gerekiyor.
Sona yaklaşırken kendi geçtiğim yolu biraz anlattım size.
Aslında bu bölüm direkt babamın beni dolandırmasıyla ilgiliydi ama ona bir girizgah yapayım derken...
Bir baktım başka bölüm daha çekilmiş oldu.
Pire Dolandırıcılık bölümü.
Bölümde bahsettiğim kitapları aşağıya yazacağım.
Benim önerim yazdığım sırayla okumanız.
Dediğim gibi kendi tecrübem bu sadece.
Eğer böyle bir süreçten geçiyorsanız özellikle bu üç kitapla başlamanızı kesinlikle öneriyorum.
Şimdi bölüm sonu şarkısı benim 2020'de pandemide o süreçten geçerken her gece çıkıp sebebini bile adlandıramadığım şekilde ağlaya
ağlaya dinlediğim o şarkı olacak.
Bu bölümü bu şarkıyla kapatıyorum.
Bir dahaki bölüme kadar kendi çocuk haliniz için bir adım atmanız dileğiyle.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
