
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kıvanç Tatlıtuğ’un hayat felsefesi, bereketi şansı hayata çekmenin sırrı, kıyas şirk midir? Hepsi bu bölümde🌹
Önerdiğim eğitim: İlişki Koçu Bal
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Ben bir şeyleri elde etmek için uğraşıyorum, emek veriyorum.
Hiç uğraşmayan insanlar kolayca ulaşıyor.
Ben niye bu kadar mücadele ediyorum diyorsanız...
Genciz, çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi, astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma teklifini o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde dinliyorsanız 69.
bölüme iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Bölüm kaydına girerken gözlerim doldu ya.
Ansızın garip bir şey fark ettim.
Onu anlatacağım da. Şimdi bugünkü konuya Kıvanç Tatlıtuğ'un şu söylemlere ilham oldu.
Beni yakın çevrem bilir.
Kendimin dışında etrafımda çok fazla ilgilenen bir insan olmadım yani.
Ben her zaman önümdeki tabağa yedim.
Önümdeki tabağa odaklandım.
Ve herkesin önünden yemesi gerektiğine de inanan bir adamım yani.
Öndeki yemeği herkes yemeli.
Başka birisinin tabağına baktığı zaman öndeki lezzet kaçıyor.
Ben her zaman o motivasyonda bir adam olduğum için o beni hep kendimle yarıştırdı.
Yani kendimle yarıştım, kendimle ilgili derdim vardı.
Kendi kendimin canını sıktım, kendi kendimi zehirledim ama yine hırsım da vardı yani.
O yüzden hep böyle...
Kendimin en iyisi olmaya çalıştığımdan dolayı şu andaki halimden de memnunum.
Başlangıcımdan da çok memnundum.
Ya bu adamın böyle bir adam olduğu zaten ekrandan bile anlaşılıyor.
Çok delikanlı bir tip.
Dünyada koluna takamayacağı kız yokken kendisinden 7 yaş büyük 2 evlilik yapmış ve görüntü olarak da...
İnsanların çok eşleştirmediği bir kadını eşi yaptı.
Ya Başak Dizer bu arada müthiş asil bir insan.
O ayrı bir şey. Demek istediğim şey böyle toplumsal ve geleneksel normlara aykırı bir şekilde şöhretin verdiği bir şımarıklık yaşamadan adam kendi bildiğini kendi kalbinden geleni yaptı.
Bu röportajı da beni çok etkiledi.
Hayatta en benim istediğim şey bu sanırım.
Ya kendi önünden yemek.
Sadece kendinle kendi yolunla ilgilenmek.
Bu bölümde anlatacaklarımı lütfen böyle hani kendi övmek veya bir şeyleri göstermek gibi bir yerden almayın.
Öyle anlamayacağınızı bildiğim için anlatacağım.
Gerçi de yardımla ilgili, ibadetle ilgili şeyler gizli kalmalı, göze sokulmamalı derler.
Ben artık buna katılmıyorum.
Çünkü mesela benim sosyal medyada gördüğüm...
Birinden duyduğum şeyler bir cümle bile olsa hayatta yeni bir bakış açısı kazanmamı sağlayabiliyor.
Atıyorum biri bir ibadet paylaşmış olsun.
Normalde hani bu paylaşılmaz falan denir.
Ama ben onu görünce motive oluyorum.
Bakıyorum altındaki yorumlara.
Yok neden göze sokuyorsun?
Bunun gizlisi makbuldür.
Hayır abi ya herkes görmek istediğine...
Bazısı motive olur, bazısına itici gelir.
Sen ne almak istiyorsan zaten onu alırsın.
İşte ben de buradaki sanal dünyadaki sosyal medyadaki varlığımı hayatta fark ettiğim şeyleri iyisiyle kötüsüyle eş zamanlı olarak sizinle paylaşıyorum.
Bugünkü konu da bir kişiye bile katkı sağlasa benim için anlamına ulaşır.
Biz küçükken şöyle bir şey duyardım hep hani insanın tek rakibi kendisi olmalı diye.
O zamanlar anlamazdım.
Ya rakip nasıl kendimiz olacağız diye düşünürdüm.
Şu an... En önemli şeyin bu olduğunu fark ediyorum.
Özellikle de bir yolda bir işte ilerlemekte kesinlikle en önemli şey.
İnsan kendini başkalarıyla kıyaslayıp başkalarını rakip olarak gördüğünde çok etrafa odaklı yaşıyor.
El alem nederciler var ya zaten hani genel olarak onlar böyledir.
Komşuda gördüğünü alır, arkadaşının eşinin yaptığı jesti kıskanır, kendi eşine söylenir.
Akrabasının verdiği kiloyu bile hani görüp diyete girer falan.
Ya o kadar geniş bir yelpazeden bakılabilir ki bu konu.
Bence hayatta ve toplumda en en en küçük şeylerden en büyük şeylere kadar her alanda örnekler verilebilir.
Mesela çok zengin olup yatı olan insanlar Marina'da kendi yatının yanında daha uzun bir yat çekince falan bu sefer onu istemeye başlıyorlarmış.
Yani Allah başka dert vermesin.
Ama dediğim gibi her alandan örnekler verilebilir.
Biz küçükken ışıklı ayakkabılar vardı.
Sonra ışıklı ve tekerlekli ayakkabılar çıktı.
Hatırlıyor musunuz bunu? Abla ne alaka?
Bakın o kadar müthiş bir şeydi ki.
Görünce var ya aklım çıkmıştı.
Ayakkabının altından tekerlek çıkıyordu.
Kayıyordun böyle fışt fışt.
Neyse kardeşim bir arkadaşı almış bunu.
Kardeşim eve geldi ben de istiyorum dedi.
Bakın çok küçüktük.
Ben 8 yaşında falandım ama hiç unutmuyorum.
Annem dedi ki sen bunu arkadaşında olduğu için mi istiyorsun?
Yoksa gerçekten sen kendin beğendiğin için mi istiyorsun?
Hani bunu bir düşün ona göre bakalım dedi.
Kardeşim de düşündü.
Şüpheli 6 yaşında falan.
Ben kendim beğendiğim için istiyorum dedim.
Sağ olsun o sayede bana da alındı tabii ki.
Yanlış cevap verse pataklardım ama şaka şaka.
Neyse ben ailemle ilgili çok eleştiri yapıyorum.
Tüm bölümlere hakim olanlar bunu iyi bilirler.
Ama bu konuda hiçbir şey diyemem.
Yani kendi önümüzden yemeği bize annemle babam öğretti.
Biraz öğretilen biraz da doğuştan gelen bir şey olduğunu düşünüyorum bunun.
Bölümün girişinde aklıma geldi gözlerim doldu.
Böyle gerçekten etkilendim.
Bir an şunu fark ettim çünkü işte ben burada hep söyleniyorum ya babam etrafına çok yardım eder işte ailesine çok yardım eder öyle olmasaydı benim bazı şeylere daha erken ulaşabilirdim işte araba gibi mesela.
Babamda en kızdığım şey bu gerçekten ama bu huyu babamdan öyle bir almışım ki sadece kendi hayatıyla ilgili olup etrafla ilgilenmemek, karşılaştırmamak, insanlara sadece yardımcı
olabilecekse bakmak ve elinden geldiği kadar yardımcı olmak şeklinde.
Babamda en kızdığım şey aslında şu an beni en çok ben yapan ve bence hayatta ilerlememi sağlayan şey.
Hani bölüme girerken birden buna ayıktım.
Ya aileden kalan en önemli miras böyle huylar ve böyle alışkanlıklar ya aslında.
Annemde de var bu arada, kardeşimde de var.
Ama babamla bende farklı bir boyutta var bu.
Babam tabii o döneme göre veya şu anda da hani bunun dengesini çok iyi kuramadı.
Kendinden çok verdi, ailesinden çok verdi.
Ben bunu daha kendimden ödün vermeden dengeli bir şekilde ilerletmeye çalışıyorum.
Mesela düşünüyorum. Hep söylüyorum ya sizden müthiş mesajlar geliyor diye.
Buna çok şaşırıyorum tamam mı?
Ama bir yandan da artık şunun farkındayım.
Bu mesajlar geliyor çünkü ben Instagram çıktığından beri beğendiğim insanlara hep destek mesajı attım.
Arkadaşlarım benimle dalga geçiyordu.
Cansu Akın'la falan mesajlaşıyordum.
Mesaj atmadığıma da yorum atardım, paylaşırdım.
Sevdiğim hesaplara hep bir şekilde katkı sağlamak isterdim.
Veya YouTube'da da aynı şekilde.
Ki o zamanlar benim aklımın ucunda yoktu böyle bir iş yapmak.
Bunun o insanlara ne kadar faydası olduğunu dahi anlamıyordum bence.
Sadece hani öyle kendini geliştirmek isteyen, iyi yerlere gelmeyi hak ettiğini düşündüğüm insanlara ufak bir destek sağlamak istiyordum.
Şimdi her ne kadar aynı amaçla siz bana bunu yaptığınıza şaşırsam da benim zamanda karşılıksız bir şekilde içimden gelerek ya böyle gerçekten pure bir hisle Yaptığım şeyi hayatın şu an
bana verdiğini, bana geri verdiğini fark ediyorum.
Hatta şöyle söyleyeyim.
Belki ben o an o insanlara çok küçük bir katkı sundum.
Ama o katkının karşılığında yıllar sonra bana gelen bu tarz mesajlar, destekler benim burada devam etmemi sağladı.
Yani bana çok daha büyük bir şey olarak geri döndü.
Zamanda yaptığım o küçücük şeyler, adımlar mı diyeyim, destekler.
Sadece sosyal medya da değil ya.
Hani günlük hayatta da. Geçen bir WhatsApp mesajımı gördüm.
2018'de sanırım. Şehir dışına gitmişim.
Araba kiralamak için de büyük bir firmaya değil de küçük bir esnafa yazmışım.
Adam senet imzalatmak istemiş.
Ben de adamı terslemişim.
İşte biz küçük esnaf kazansın diye size geliyoruz da siz dolandırma peşindesiniz de beyefendi falan böyle.
Ya ne bileyim hani böyle ben gittiğim otelden yemek yediğim yere kadar gerçekten hayatım boyunca bunu hep gözettim.
En sevdiğim şey olabilir bu kendimde.
Ya herkes kendisinin iyi olduğunu düşünür tabii ki burada.
İnanın şimdi bunu bu şekilde anlatmak biraz garip de geliyor.
Ama çok şeffaf bir şekilde anlatıyorum abartmadan.
Bu bakış açısının dinleyen herkese veya bir kısmına bile katkı sunmasını çok isterim.
Ben bana kattığı şeyleri daha yeni fark ediyorum, yeni anlamlandırabiliyorum.
Bunu şöyle düşünebiliriz.
Şimdi çok iyi biliyor gibi anlattığıma bakmayın.
Dediğim gibi ben de yeni fark ediyorum daha.
Aktarmakta güçlük çekiyorum o yüzden biraz.
Şimdi hayatta birçok insandan, birçok kaynaktan bir şeyler alıyoruz tamam mı?
Bir şeylerden faydalanıyoruz, bize yararı dokunuyor.
Bazen sokaktaki bir kediyi sevmek bile bize iyi geliyor.
Bunu her zaman karşılığını direkt muhatabına veremeyebiliyoruz.
Ya ne yapacağız mesela gidip kediye bunun için teşekkür mü edeceğiz?
Alakasız. Şunu demek istiyorum.
Hayatta bize iyi gelen şeylerde her zaman direkt muhatabına teşekkür edemiyoruz ya.
Ama sonuçta orada aldığımız bir şeyler oluyor.
Hayatın düzeninde alma verme dengesi şeklinde ilerliyor.
Devamlı alıp alıp hiç vermemek evrenin işleyişine aykırı sonuçta.
O yüzden bazen bir yerden alırsın başka bir yere verirsin.
Ya mesela... Senin bana attığın destek mesajı bile hayata bir şey vermektir.
Veya önerebileceğim başka bir şey de bunu ben kendimde alışkanlık haline getirmeye çalışıyorum.
Daha doğrusu böyle yıllardır üzerinde çalıştığım bir şey ve artık alışkanlık haline getirdim.
Ya bir para olarak mesela bir para mı geldi bana?
Ben hep şey yapmaya çalışıyorum.
Ya bir sadaka veririm 3 lira.
Cidden ama bakın 3 lira bile olsa 3 lira 3 liradır tamam mı?
Bu da hayata sen bana verdikçe ben de hayata veriyorum deme şeklidir bence.
İyi para geldiyse mesela işte öğrenci kuzenlerim var onlara bir harçlık atmaya çalışırım.
Ne bileyim böyle şeyler yapmayı alışkanlık haline getirmek bence çok önemli.
Dediğim gibi bir yerden aldığımı başka bir yere vermeyi hayatın işleyişinde artık bir görev olarak görüyorum.
Bence bu bizim bir vazifemiz.
Çok mu abartıyorum bilmiyorum. Hayır ya bunun kesinlikle katkısı oluyor.
Size de bir kulağınızda küpe olsun diye anlatıyorum açıkçası.
Böyle şeyleri dediğim gibi belki de anlatmamak lazım ama iyi geleceğine eminim.
Şimdi ben bunu vazife olarak gördükçe, bunu hayatıma adapte ettikçe bunun karşılığında artık başıma gelen şeylerde fark ediyorum.
Özellikle de geçenlerde bir buluşma yaptık.
Orada, oradan sonra yani baya...
Ne bileyim bir şeyleri fark ettim.
Ben bu buluşmayı bayağıdır düşünüyordum tamam mı?
Hani dinleyicilerle bir araya gelelim diye.
Ama düşünüyorum şimdi atıyorum bir kafede buluşacağız.
İnsanlar kalkıp gelecek. Ben orada herkese kendim ikram etmeliyim gibi düşünüyordum.
Şu anda ödeyemeyeceğim için atıyorum 30 kişi geldi öyle bir şeyin altına giremem.
Bayağıdır erteliyordum bu buluşma işini.
Hiç öyle düşünme bunu yapmak zorunda değilsin falan diyenler olacak biliyorum.
Ama benim bu konudaki görüşüm bu şekilde tamam mı?
Sonra ise sahilde toplanalım herkes bir şeyler yapıp getirsin dedim.
Instagram kanaldan konuştuk bunları.
Instagram bilinç.akışı.podcast bu arada.
Gelenlere de ufak bir hediye ayarlamak istiyordum.
Sonuçta insanlar vakit ayırıyor, işte emek harcıyor, geliyor.
Hani böyle küçük bir tatlılık olsun diye.
Başta doğum günümle alakası yoktu bu arada.
Bilmeyenler için hep beraber toplanıp, hani hem toplandık hem de doğum günümü kutlamış olduk.
Ama başta bu düşünceler birbirinden bağımsızdı.
Ondan sonra hani düşüne düşüne böyle birbirine bağlandı.
Neyse o noktada... Hiç beklemediğim şekilde yani bu hediye noktasında bir sürü marka ürün göndermeyi kabul etti.
Ben aslında bir tanesi kabul etse yeter diye 5-6 tane markaya yazmıştım.
Sonra hepsi kabul etti.
Şu ana kadar ben birkaç PR haricinde hiç iş birliği yapmadım tamam mı hiçbir markayla.
Ama o buluşma o kadar bereketli oldu ki var ya hani 5-6 da değil ya 6-7 marka falan vardı buluşmada.
Bence bunun sebebi en başta gelenleri düşünmem ve onlara bir tatlılık yapmak istememdi.
Hani benim sonuçta oradan bir karım yok markaların herkese bir şey göndermesinden.
Orada iyi niyetli bir çıkış noktası olunca işler acayip yolunda gitti.
Ve birden böyle markalarla çok güzel iletişimler olmaya başladı.
Birkaç kişi hediye almış mesela gelenlerden.
Hatta birisi ofisime göndermiş.
Ya Allah'ım o kadar şaşırım ki.
En baştan beri beni dinliyor ve destek oluyor.
Hatta o da podcast'a başladı şimdi ve çok yetenekli olduğunu düşünüyorum.
Onu da dinlemenizi ve şans vermenizi öneririm.
Hissi Kabilal Vuku podcast.
Açıklamaya bırakacağım. Mesela Sıla bir tişört göndermiş bana.
Ben geçenlerde tişört alırken iki tişört arasında kaldım tamam mı?
Birisini aldım diğerini bıraktım.
O diğer bıraktığım tişörtün aynısını göndermiş tesadüfen.
Ve ben bunu hiçbir yerde paylaşmadım.
O kadar alakasız ki.
Sonra birisi kupa almış.
O da böyle git gel bakıp da almadığım bir kupaydı.
Bunlar işte bence kısmet işi.
Ve bence aslında burada hani temiz bir kalple hareket edip aldıkça vermenin de bir sonucu.
Sadece kendi önüne bakmak, kendi öndeki yemeğe odaklanmak, diğerinin işi gücü nasıl gidiyor ya da ne bileyim ya sosyal hayatta hani sevgilisiyle her şey yolunda mı, ay aman evleniyor mu, evlendi mi diye bakmamak
insanı hep ileriye taşıyan bir şey.
Mesela şöyle bir örnek düşünelim.
İki arkadaş var. Uzun zamandır ikisi de bekar olsun.
Biri güzel bir ilişki yapsın.
Diğerinin hayatına hala kimse girmesin.
Ya hatta bu benim başıma geldi tamam mı?
En yakın arkadaşlarımdan birinin hayatına birisi girdi.
Ben de bayağıdır bekarım.
O da bekardı. Neyse onun hayatına birisi girdim.
Şimdi burada benim hissedebileceğim iki duygu var.
Birincisi ya bende neden olmuyor?
Niye benim başıma güzel şeyler gelmiyor?
Biz ikimiz aynı noktadaydık.
Niye onun önce oldu falan gibi bir hisse girebilirim.
İkincisi de ya bu müthiş bir şey.
Demek ki dışarıda hala düzgün insanlar var.
Hani arkadaşımın hayatına birinin girmesi bana bunu gösterdi.
Buradan bakabilirim.
Kendime bu olaydan olumlu bir sonuç çıkararak yani nasıl diyeyim?
Hani umutlanabilirim.
Ya başkasının başına geliyorsa çünkü senin de başına gelebilir ve buna iyi bir yerden bakabilirsin.
Her şey bir bakış açısı ve insan kendini eğitmezse çok ilkel içgüdülere sahip olabilir tamam mı?
Haset, kıskançlık yani bunlar korkunç ötesi korkunç hisler.
Hatta spritüel anlamda da şey derler hani bunlar çok düşük frekanslardır.
İnsanın enerjisini çok düşürür, aurasını çok düşürür derler.
Bazı insanlar da bence bu doğuştan geliyor.
Doğuştan hani biraz daha kıskanç bir mizaçla doğabiliyorlar.
Ama şuna inanıyorum ben.
Bunlar her zaman bu hisler, bu mizaç bile olsa bu durumlar yönetilebiliyor.
Yani insanın kendi iradesiyle, kendi hislerini, kendi reflekslerini, kendi düşünce yapısını ve kendi duygu dünyasını yönetebileceğini düşünüyorum.
Kendine odaklanarak, sadece kendinle ilgilenerek, herkesin hayatının kendine has bir yolda ilerlediğini fark ederek yanındakiyle Kendini kıyaslamadan yani kaçıncı kez kendin diyorum bilmiyorum ama kıyaslamadan
ilerlemek lazım. O şekilde yaşamak lazım.
Bir de şöyle bir şey var. Hiç kıskanmam ama eskiden şöyle kötü bir bakış açısına sahiptim.
Bakın şeffaf anlatacağım dedim o yüzden şeffaf anlatıyorum.
Bu kız bu tiple bu çocuğu nasıl tavlamış?
Hani böyle bakarsınız ya bazı insanlara.
Böyle yargılayıcı bir yerden düşündüğüm zamanlar oldu.
Utanıyorum şu an söylemeye ama neyse şeffaflık esastır dediğim gibi.
Şimdi bu çok kötü bir bakış açısıydı.
Birincisi her şey zaten tip değil.
Bunu geçiyorum. İkincisi ben o kızın hayat yolunu bilemem.
Kim bilir ne yaşadı, neyle imtihan oldu veya neyle imtihan olacak.
O ilişki, o evlilik onun için belki ödül, belki bir sınav.
Hani o an ben sadece gördüğümü gördüğüm anda yorumlayarak aslında Allah'ın o kişiye verdiği bir nimeti sorgulamış oluyorum.
Geçen bir arkadaşım, yani bir FF'im, bir FF'lerimden biri.
Şimdi kaç tane bir FF'in var senin muhabbeti oluyor.
Ama benim çok bir FF'im var.
Çünkü ben tek bir kişiyle yakın arkadaş olamıyorum.
Enerjimi dağıtmam gerekiyor.
Neyse, en yakın arkadaşlarımdan birisi.
Benim ilişki koçu bağlı muhabbeti var ya, işte hayatını doğru insanı çekmekle ilgili bir eğitimi vardı.
Ona katılmıştım. Bana lütfen sormayın, kadının profiline bakın.
Eğitim dediğim, podcast dinliyorsun Telegram'dan.
Öyle düşünün, çok iyi. Neyse, arkadaşım dedi ki...
Ben hiç uğraşmadım ama doğru insanı buldum, onunla evlendim.
Bu nasıl oluyor dedi. Dedi ve düşündüğü şey mantıklı.
Neden bazı insan hiç uğraşmazken bazısı uğraşarak hayatına çekiyor bir şeyleri?
İşte burada az önce söylediğim şey devreye giriyor.
Biz bunun sebebini bilemeyiz.
O insanın iç dünyasının, çocukluğunu, gençliğini veya ileride ne yaşayacağını bilmiyoruz ki.
Belki yaptığı bir iyiliğin karşılığını aldı.
Belki çocukluğunda yaşadığı çok mutsuz bir aile hayatının ödülünü yaşıyor.
O yüzden hani daha kolay ve daha eforsuz bir şekilde...
O hayatında doğru insanı buldu.
Veya belki de ileride o evlilik onun imtihanı olacak.
Ya da hani o konuda kolay ilerledi ama başka konularda da onun uğraşması gerekecek.
Özellikle evlilikten örnek veriyorum.
Çünkü bekar insanların aklında...
Böyle soru işaretlerinin çok fazla kaldığını biliyorum.
Ben çok uğraşıyorum, çok dua ediyorum.
Olmuyor. O hiç uğraşmadı, onun neden oldu falan gibi.
Ya kıyaslamak şirktir diyorlar tamam mı?
Kıyas şirktir diye bir laf var.
Sebebi bunlar işte. Ya biz Allah'ın, evrenin artık dediğim gibi her ne diyorsanız bir insana sunduğu güzelliğin hesabını soramayız.
O yüzden sadece kendi önümüze odaklanmamız gerekiyor.
Kendimizi devamlı sadece ve sadece kendimizle kıyaslamamız gerekiyor.
Ben geçen yıl nasıl bir insandım?
Bu yıl kendime neler kattım?
Bu işte başarılı olmak istiyorum.
O zaman şu ana kadar neler yaptım ve bundan sonra daha iyisini nasıl yapabilirim?
Hani sağa sola bakmayacaksın.
Ben podcast'ı mesela sadece kendi istatistiklerimle, kendimle kıyaslıyorum devamlı.
Ya zaten başka istatistiklere erişemiyorum sonuçta ama erişebilseydim de eminim.
Hani en azından merakım derecesinde belki bakardım.
Olabildiğince bakmamaya çalışırdım.
Bölümlerde mesela en çok dinlenen bölüme bakıyorum.
Sonra hep onu geçmeye çalışıyorum her yeni kendi bölümümde.
Başkası kaç dinlenmiş, ne yapmış, ne etmiş, kaç takipçisi varmış bununla ilgilenmiyorum.
Bu arada bununla ilgilenmemenin güzel bir yanı da şu.
İlgilensen belki motivasyonun düşebilir.
Sen bir sektörde kendine böyle yakın gördüğün, aynı şekilde ilerlediğini düşündüğün birisi vardır.
Bu bir hesap olabilir, başka işlerde olabilir.
Sen şey sanıyorsundur hani biz eşit seviyede büyüyoruz, eşit seviyede aynı zamanlamada gidiyoruz.
Ama mesela podcast'te o senin sandığından çok daha fazla dinleniyor olabilir.
Ona bakarsan bu sefer umutsuzluğa düşersin.
Ben başkalarına baksam veya bu işin bu kadar sabır istediğini bilseydim inanın başlamazdım.
Diyorum ki iyi ki hiç bakmamışım.
İyi ki hiç araştırmamışım ve bodozlama dalmışım.
Ya sen sadece kendine bakacaksın.
Kendi yapmak istediğin şeye inanıyorsan eğer sadece o yolla ilgileneceksin.
Bu ticarette falan da böyle.
Yani yıllarca insanlar uğraşıyor.
Hiç böyle ilerleme kat edemiyorlar maddi anlamda veya somut anlamda.
Sonra bir şey oluyor. Birden o yılların emeğini bir gecede kazanabiliyorlar.
Şimdi mesela bana böyle PR'ler falan bir şeyler geliyor artık.
Umurumda değil onlar. Ben bunları hep size göndermeye çalışacağım.
Çünkü bir insanın günlük kullanabileceği en fazla 10 kozmetik ürünü.
15 makyaj malzemesi.
Hadi 20 farklı tişört vardır tamam mı?
Ben buna inanıyorum. Bu şekilde yaşamaya çalışıyorum.
Daha fazlası açgözlülüğe girer.
Ya her şey bana gelsin. Bu hediyeler benim olsun.
Ya ne yapayım abi? Bu kadar ürünü ben evde gözümün önünde tutunca bu bana zevk mi verecek?
Etrafındaki insanlar da zaten kendi parasıyla alabilirler yani bunları.
Tabii ki yine veririm sağa sola da.
Ben sadece bu hesapta özellikle öğrencilerle hediyeleşmeyi bol bol yapmak istiyorum.
Bu duruş benim hesabımın bir özgünlüğü, özgün bir duruşu olsun istiyorum.
Ya da bazı işbirliği teklifleri geliyor artık.
Beğenmediğim ya da riskli gördüm hiçbir şeyde.
Böyle sırf reklam alayım, 3-5 kuruş kazanayım diye o topa giremem.
Bugün o 3 kuruş kazandırır ama yarın 10 kuruş kaybettirir.
Yani bu işlerle ben gerçekten karmaya çok inanıyorum.
anı kurtarmak, anı kurtarmak için insanları kandırmak veya içime sinmeyen bir şey yapmak eminim yarın bir gün bana daha fazlasını kaybettirir.
O yüzden bu hesaptaki hedeflediğim şeylerden birisi sadece böyle kaliteli ve nasıl diyeyim...
Özgün, içime sinen, o şekildeki reklamları, sponsorlukları almak.
Benim hedefim bu. Zaten 10 aydır ben karşılıksız yapmışım.
2-3 ay daha yaparım. Yani bugünü kurtarmanın derdinde değilim.
Daha büyük düşünmeye çalışıyorum.
Geri kalan da işte hediyedir.
Yok bedava yemektir, şudur budur.
Ya inanın umurumda değil.
Ben kendi kalbimi biliyorum ve neye göre ilerlediğimi de biliyorum.
Kendime özgü bir yol oluşturmaya ve orada ilerlemeye çalışıyorum.
Henüz olmasa da ben bir gün eminim ki en iyi şekilde bana dönüşü olacak bu düşünce yapısının.
O yüzden dediğim gibi anı kurtarmak için saçma sapan şekilde kafamın bulanmasına hiç gerek yok.
Bugün anlattıklarım sizin için de farklı alanlarda, farklı konularda bir bakış açısı katar umarım.
Bunları ben hem ailemden hem özellikle babamdan öğrendim.
Hem de büyüdükçe çevremde ya da sosyal medyada beğendiğim insanları gözlemleyerek fark ettim.
Onların etrafına olan davranışlarına örnek almaya çalıştım.
Benim hayatımdaki şansı, bereketi, güzellikleri acayip çoğalttığını düşünüyorum bu bakış açısının.
Umarım siz de sadece kendiyle ilgilenen, kendiyle yarışan, kendini hep bir üste taşımaya çalışırken sağını solunu da kollayan insanlarla rastlaşırsınız.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
