
Bireyselliğine alan açmak istersen, YUVA30 koduyla Terappin’de alacağın ilk tekil ve paket seansların Temmuz’a özel %30 indirimli! 💜 #AnlaşılmakİyiGelecek
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içermektedir.
Transkript
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda karşılaştıysak, Bilinç Akışı Podcast'ın 121.
bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldin.
Bugün videokes yapmak istedim.
Bayağıdır gerçekten bana en çok sorduğunuz sorulardan birisi...
Ayrı eve çıkmak. Bu süreci anlatmamı ayrı yaşamanın, yalnız yaşamanın nasıl hissettirdiğinden bahsetmemi istiyordunuz.
Ben de video kes yapmak istedim çünkü bölümün sonunda ufak bir ev turu yapmak istiyorum.
Şu ana kadar hiç yapmadım.
Sadece salonumda bazı yerleri görüyorsunuz.
Gerçi zaten evim çok ufak.
Bir artı bir bir ev. Ama yine de bölümün sonunda biraz gezebiliriz diye düşünüyorum.
Şimdi şuradan başlamak istiyorum.
Ben 30 yaşındayım.
Bir yıldır ayrı yaşıyorum ailemden.
Ailemle aynı şehirde yaşıyorum.
Ve muhafazakar bir ailem var.
Yani tüm sülale olarak biz muhafazakar bir aileyiz.
Bunu neden söylüyorum?
Çünkü bilenler bilir muhafazakar ailelerde...
Bir kızın ayrı eve çıkması, evlenmeden ayrı eve çıkması bir tık daha zordur.
Anca evlenince kendi evine çıkarsın.
Öncesinde bu çoğu ailede söz konusu dahi değildir ki bizim ailemizde de böyleydi.
Ben üniversiteden sonra çalışmaya başladığım andan itibaren ayrı eve çıkmayı istiyordum.
Ama yetişme tarzından dolayı düşünce yapımda hep şu şekildeydi.
Tamam ya, şu an gerek yok.
Kendi düzenim olmasını istiyorum evet ama zaten evlenirim ve evlenince kendi düzenim olur.
Böyle düşünüyordum. Her ne kadar istesem de ailemin düşünce yapısı benim de kafamın içinde oluyordu ve bunu ben nasıl diyeyim dile dahi getiremiyordum.
Bir de şöyle bir şey ailemi bırak yani çekirdek ailemi bir üst ailemi bırak sülalede zannediyorum iki taraftaki sülalemizde de ayrı eve çıkan kız yok.
Benden başka. Bunun bir örneği de olmadığı için ben bunu hiç dile getiremedim.
Sonra biraz para kazanmaya başladıktan sonra daha doğrusu düzenli işe girdikten sonra söyledim.
Hatta bir arkadaşım var tek yaşıyordu.
Onunla ev arkadaşı olmayı istiyordum.
Bunu söyledim. Hiçbir şekilde ciddiye dahi alınmadı.
Öyle anlatabilirim size ancak bu durumu.
Ben de o zamanlar 25-26 yaşındayım.
Kendimde şöyle bir gücü bulamıyorum.
Yani bu olgunlukta değilim.
Tamam ben bunu istiyorum.
Kesin olarak ben buna karar verdim ve bunu yapacağım.
İlla onay almak zorunda değilim.
Hani bu olgunlukta da olmadığım için yıllarım 29 yaşına kadar böyle geçti.
Bunu istemekle ama destek bulamadığım için vazgeçmekle.
Hatta çoğu zaman ailemin sesi kendi...
beynimde yankılandığı için bunu gereksiz bulmakla geçti.
Ki ben aslında 20'lerin başından itibaren şunu biliyordum.
Ben kendi düzenini gerçekten çok seven bir insanım.
Kendi düzenini derken hani böyle aşırı düzenli, derli toplu bir insan değilim.
Aksine çok dağınığım. O anlamda söylemiyorum ama kendi alanını seven, ev döşemeyi, dekorasyonu, evdeki alanını önemseyen bir insanım.
20'lerin başından itibaren ben bunu biliyordum.
Fakat dediğim gibi hep evlenince elde edeceğim bir şeymiş gibi empoze edilmişti.
Ve ben de buna karşı çıkacak olgunlukta olmadığım için her ne kadar düzenli gelirim, sabit maaşım olsa dahi bunu yapamadım.
Ve şu an anlıyorum bence bunu yapamadığım için, kendi düzenimi kuramadığım için hep kendimi gezmeye verdim.
Devamlı seyahat ediyordum.
Bir bilet alıyordum Avrupa'da bir yere, Asya'da bir yere, işte İran'a.
Lübnan'a böyle farklı ülkelere falan da her yere uçuyordum vakit buldukça.
Tüm maaşımı, tüm gelirimi buna harcıyordum.
Şu an fark ettiğim şey aile evinde istediğim gibi bir düzende olmadığım için, orada rahat hissetmediğim için kendimi devamlı dışarıya atıyordum.
Mesela bir yıldır hatta bir buçuk yıldır ayrı yaşıyorum ve inanın tatile gitmedim.
Tatili bırakın birkaç gün Giresun'a gittiğimde bile...
Hemen eve dönmek istiyorum.
Veya dışarıda eskisi gibi vakit geçirmiyorum.
Çünkü artık kendi düzenim var ve kendi alanımda o kadar huzurlu, o kadar mutluyum ki kendimi sanki 29 yıldır...
Aradığım alana kavuşmuş gibi hissediyorum.
Belki bu kulağa biraz abartıyorum gibi gelebilir ama dediğim gibi bu benim ihtiyacımla ilgili bir şeydi.
Benim karakter yapımla ilgili bir şeydi.
Şimdi ailemi nasıl ikna ettim?
Oraya gelirsek. Ailemi ikna edemedim arkadaşlar.
29 yaşını doldurdum.
Eve çıkmak istiyorum. Artık manifest diyorum.
Tüm tuşlara basıyorum. Para biriktirmeye çalışıyorum.
Devamlı ilanlara bakıyorum.
Ofise mi taşınsam diyorum.
İşte babamı ikna etmeye çalışıyorum.
Çünkü babam çok... Giresun'a gel git yapmaya başladı.
Bizim ofiste ev formatında bir yer.
Aslında orada diğer insanlar ev olarak kullanıyorlar genelde.
Ev olmaya çok müsait bir yer ve Gayretepe'nin merkezinde.
Benim için bulunmaz bir nimet.
Ben böyle ikna etmeye çalışıyorum.
Diyorum ki tamam diyorum kirasını ben ödeyeyim.
Burayı ben ev yapayım. Şu an yeni eve çıkarsam çünkü kiralar daha fazla depozitusuydu, masrafıydı.
Onunla uğraşamam. Sen zaten Giresun'la...
Çok gidiyorsun, uzaktan çalışıyorsun.
İşte kardeşim var ama o da gelir burada çalışıyor.
Böyle bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Anlatabildim mi? İşte ofisi taşımayı teklif ediyorum.
İstanbul'daki eve daha yakın bir yere.
O da yoldan bıktı çünkü uzun yıllardır.
Bir yandan ona bakıyoruz ama bir tamam diyor, bir vazgeçiyor.
Benim derdim Gayrettepe'deki ofisi İstanbul'daki eve yakın bir yere taşısınlar.
Ben de Gayrettepe'deki ofisin kirasını ödemeye devam edeyim.
Böyle planlar falan yapıyorum.
Hatta o ara o kadar istiyordum ki bunu.
Sabit bir gelirim olsun diye yıllar sonra bir tane ofise işe girdim.
Bunu Instagram'daki korkunç ofisler realsında da anlattım.
Ofis adı vermedim tabii ki ama ofisi bilenler oldu.
Şansıma çok garip bir ofisti.
Maaşı çok azdı.
Ofiste kahve makinesi bile yoktu.
Ben bunu deyince şımarıklık gibi algılanıyor da yani bir ofis gördünüz mü siz?
Türk kahvesi makinesi olmayan, filtre kahve makinesi olmayan.
Avukatlık ofislerinde böyle bir şey mümkün değil.
Zaten içtiğin tek şey gün içinde o.
Böyle cimri bir ofiste özetle.
Ona rağmen işte belki dayanırım falan diye düşünüyordum.
Ama hani işe girdim olacak gibi değil.
Zaten çok az maaş var.
Tam kirayı karşılayacak kadar maaşı.
Ona bile okey hani düşünün.
Ofise giderim haricinde akşamları kendi aldığım işleri yaparım.
Bir şekilde para kazanırım toparlarım diye düşünüyorum.
Gerçekten çaba göstermeye başladım ben o ara.
Hani dediğim gibi ailem ikna olmuyordu.
Ama ben hem spritüel olarak böyle manifestlemeye başladım.
Hem maddesel olarak fiziki bir emek vermeye başladım.
Hem de yol aramaya başladım.
Sonra bunlar çok karşılar.
İşte evlenmeden ayrı eve çıkamazsın.
Bizde öyle bir şey yok. Bu nereden çıkıyor?
İşte sen kimlerle takılıyorsun?
Arkadaşların mı aklına sokuyor falan?
Klasik olan şeyler. Sanki benim beynim yokmuş gibi.
Arkadaşlarıma veya çevreme bu sefer veya özendiğime falan lafı getirmeye başladılar.
Ben dedim ki kendi kendime.
Ben dedim bir şekilde eve çıkacağım.
Aralık ayı geldi. Yıl sonu kampanyaları var.
Bir televizyon alayım.
Bir çamaşır makinesi alayım.
En azından eve çıkana kadar bunun taksitlerinin bir kısmını ödemiş olurum.
Yıl sonu kampanyasından televizyon aldım.
Evim yok ortada ama arkası ışıklı olan çok sevdiğim bir televizyon vardı.
Hep böyle görüp özeniyordum o arkadaki led ışığa televizyonun kendisinde var.
Ona gittim bir de büyük ekran aldım.
7 taksit mi ne yaptım?
Hesaplıyorum Aralık Temmuz'da bitecek.
İşte ben o arada Mart'ta falan eve çıksam eve çıktıktan sonra da 3 ay taksit ödemiş olurum diye onu hesaplıyorum.
Sonra çamaşır makinesi aldım.
Olmayan eve çamaşır makinesi aldım, evet.
Çamaşır makinesini aldığım yerde tanıdıktı, tamam mı?
Öyle özellikle bir makine almadım, sadece şuna dikkat ettim.
Hani bazı ortamlarda sigara kokusu üzerimize siniyor ve ben ondan nefret ediyorum.
Sigara içmediğim için daha da rahatsız ediyor.
Sadece şu özelliğine dikkat ettim.
Havalandırma özelliği olsun.
Hani hayalim şu, dışarıdan evime geleceğim ve montumu havalandırma özellikli çamaşır makineme atacağım ama ortada ev yok.
Evi bırakın, evin e'si yok.
Depo stosu yok, boya badanası yok, kirası yok, hiçbir şey yok.
Çamaşır makinesini aldığım yere de dedim ki, tanıdık da bir arkadaşımın tanıdığıydı.
Aralık ayıydı işte. Ya dedim ben Mart'ta eve çıkacağım.
Mart'a kadar depoda tutabilir misiniz?
Onlar da sağ olsunlar tamam dediler.
Sonra ofis işi olmadı.
Ev bakıyorum bütçemi aşıyor.
Ama çok inanıyorum böyle eve eşyalar falan alıyorum.
Bir şeyler alıyorum. Çanak, çömlek, süs, böyle lamba falan alıyorum.
Arkadaşlar o sırada...
Çok alakasız bir şekilde bana bir arkadaşımızın arkadaşının kiraya verdiği bir ev denk geldi.
Bunu aslında kendi tanıdıklarına vereceklermiş.
Kendi tanıdıkları çıkacak diye biliyordum ben de o eve.
Ama vazgeçmişler. Evi küçük bulup o tanıdıkların ailesi vazgeçmiş.
Bana dediler hani sen istersen tut burayı diye.
Bana da bayağı uzak tamam mı?
Ailemin evine de uzak.
Ofise falan zaten çok uzak.
Hiç hayatımda oturmayı düşünmediğim bir İstanbul'un...
Öyle söyleyeyim.
İlk başta dedim ya acaba yapabilir miyim?
Hani çok uzak, çok asosyalleşir miyim?
Toplu taşıma da çok yok veya çok aktarma yapmak gerekiyor.
Zaten benim kendime ait arabam yok.
Kardeşimle kullanıyoruz. Nasıl olur falan.
Sonra dedim ki Zeynep dün böyle bir ihtimal yoktu dahi ve sen eve çıkmayı deli gibi istiyordun aylardır, yıllardır.
Bunu yap. En kötü.
Hiçbir şey kaybetmezsin.
Bir şekilde... Bir yerden başlamış olursun, kendini biraz toparlayıp daha merkezi bir yerde eve çıkarsın.
Böylece şu an bulunduğum eve çıktım.
Depozitosu falan da yani her şeyi bana benim bütçeme uygun şekilde ilerledi.
Tanıdık olduğu için ve onlar da tanıdık birisini istedikleri için.
Böyle birbirimizi bulmuş olduk.
Ve aslında gerçekten ben bu olaydan sonra manifestlemeye değil de...
Bir şeye kalpten inanmaya, bir şeyin aklına düşmesine ve onu kafaya koymaya inanmaya başladım.
Benim hayatımda en böyle şizofrenik bir şekilde yaptığım, inandığım ve gerçek olan şey sanırım buydu.
Bir buydu bir de podcast'tı.
Bunu önceki bölümlerden birinde anlatmıştım sanırım.
Hafif gidik kızlara özel manifest tarzında bir bölümde.
Sonra arkadaşlar ben bu eve çıktım.
Her şeyi kendim tek başıma yaptım.
Bu eve nasıl çıktım onu söylemeyi unuttum.
Ailem yine izin vermedi.
Ama o arada işte ben bunu kafaya koydum ya.
Evren de bana hayatı kolaylaştırmaya yolumu açmaya başladı.
Ailem Şubat ayında mı Mart ayında mı ne köye gitti.
6 ay falan gelmeyecekler ama orada baya işte işleri var.
Ben artık izin almadım.
Gerçekten bu fırsatı tepemezdim.
Emrivaki yaptım. Dedim ki ben eve çıkıyorum.
Babam gerçi son noktada şey demeye başlamıştı hani tamam yeter bu kadar istiyorsan içinde kalmasın tamam çık falan demeye başlamıştı.
Ama bence yapamayacağımı düşünüyordu.
Bu fırsat karşıma çıkınca ben dedim yani ben eve çıkıyorum.
Hiçbir şekilde destek olmadılar.
Ne maddi ne manevi.
Her şeyi kendim yaptım.
Bir iki arkadaşım tabii ki yardımcı oldu da yani insanların da işi gücü var sonuçta.
Nakliyesidir. Boya badanasıdır, eşya bulmasıdır, eşyaları Ikea'dan tek başıma taşımasıdır.
Ya o eşyaları, bakın Ikea'ya kaç posta gittim bilmiyorum.
Gidiyordum sadece ben yalnızdım.
Hatta orada bir tane Reels çekmiştim.
Herkes işte eşiyle, sevgilisiyle gelmiş biz tek başımıza herkül gibi taşıyoruz diye.
Gerçekten... O eşyaları ben bagajları nasıl yerleştirdim bilmiyorum ya.
Tek başıma yaptım onların hepsinde.
Ama o kadar istediğim bir şeydi ki o an bana bir güç geldi.
Normalde kaldıramayacağım şeyleri farklı böyle şeylerle, pozisyonlarla falan kaldırıp bagaja sokuşturmaya başladım.
Çok istediğim için bana yük gelmedi.
Aileme de dediğim gibi emrivaki yaptım.
Artık onaylarını almadım.
Şunu düşündüm. Mart'ta gitti bunlar.
Eylül'e kadar falan en az gelmeyeceklerdi.
Ben dedim Eylül'e kadar...
Zaten bana kızarlar, ederler, gönül koyarlar ama o arada bir şekilde alışırlar.
Bu düşünceye adapte olurlar.
Burada şöyle bir şey oluyor bence.
Siz kendi sınırınızı bildiğinizde hayatta ben bunu bunu istiyorum, ben böyle böyle bir insanım ve artık bunu bunu yapmak istiyorum.
Bunu kafaya koyduğunuzda, bu düşüncenizde sallantıda olmadığınızda Aileler de sizin direttiğiniz şeye boyun eğmeye başlıyorlar.
Onlardan fikir alınmalı, tecrübelerinden yararlanılmalı.
Ben buna asla hiçbir şey demiyorum.
Ama şunu da kabul etmemiz gerekiyor.
Ben farklı bir insanım, ailem farklı bir insan.
Bunu ilk başta kafada oturtmak gerekiyor.
Bakın bunu bilmek başka bir şey.
Kafada oturtmak ve idrak etmek farklı bir şey.
Ben dünyaya bir kere geliyorum.
29 yaşına gelmişim.
Ve yıllardır ailem işte evlenince çıkarsın, evlenince çıkarsın dediği için eve çıkamamışım.
Neden? Tek ailemi suçlamıyorum ben orada.
Onların bakış açısı buydu evet.
Ama benim de daha kendini bilen, daha özgüvenli, daha ne istediğini bilen ve bunun için uğraşan bir yapıda olmam gerekiyordu.
O olgunlukta olmam, o kadar kendimi iyi tanımam, kendi mentalimi sağlam tutmam gerekiyordu.
Ben o psikolojiye gelemediğim için aslında 23 yaşında, 25 yaşında, 27 yaşında eve çıkamadım.
Eminim o zaman kafaya koysam yine karşıma farklı fırsatlar çıkardı.
Fakat dediğim gibi o olgunlukta değildim, kendimi o kadar iyi tanıdığım bir aşamada değildim.
Benim kendimi bulmamda, kendimi tanımamda, hayatta ne istediğimi fark etmemde en çok işe yarayan şey terapiydi.
Bunu size 121 bölümdür söylüyorum.
Bu noktada bölümün sponsoru terapinden bahsetmek istiyorum.
Terapin 600'ü aşkın terapist, fizyoterapist, diyetisyen, spor eğitmeni olan bir platform.
Size uygun bütçeyle kendi konfor alanınızda bu uzmanlardan destek alabilirsiniz.
Temmuz ayına özel yuva30 koduyla %30 indirimden yararlanabilirsiniz.
Detayları açıklamaya bırakıyorum.
Bu terapin reklamlarının öylesine alelade bir bölüme denk geldiğini düşünmenizi kesinlikle istemem arkadaşlar.
Ben... Terapi sürecimde bana en çok yol gösteren, beni en çok etkileyen konuları seçiyorum.
Ondan sonra o konu üzerine terapinle sponsorluk yapıyorum.
Alelade bir şekilde ben bu hafta bunu çekeceğim, hadi buraya bir sponsorluk yerleştireyim şeklinde ilerlemiyorum.
Her detayına kadar özenli bir şekilde sizin gerçekten faydalanacağınızı düşündüğüm şeyleri öneriyorum.
Bunu özellikle bilmenizi çok isterim.
Benim açımdan her bir sponsorluk ayrıca tatlı oluyor aslında.
Ben de terapiye ilk kez bir podcast'e denk geldiğim indirim koduyla başlamıştım.
Gerçekten sonra hayatım değişti.
Yani terapi benim hayatımda yaptığım en iyi yatırımdı.
Şu an o indirim kodunu veriyor olmak beni ayrıca mutlu ediyor.
İndirim kodunu da özenle seçiyoruz.
O indirim oranını da özenle seçiyoruz.
Elimizden gelenin fazlasını yapıyoruz.
Umarım siz de faydalanırsınız.
O 20'li yaşlarında aldığım terapinin de etkisiyle, okuduğum kitapların kendimi geliştirmemin etkisiyle ben 29 yaşına geldiğimde ancak ve ancak ailemin karşısında sağlam durabildim.
Ve dediğim gibi siz sağlam durduktan sonra onlar her ne kadar onaylamasalar bile sizin kararlı olduğunuzu görünce bir şey diyemiyorlar.
Yani bir şey diyebilir tabii ki.
Bağırır, çağırır, kızar, küser, gönül koyar, tavır alır.
Ama günün sonunda önemli olan şey sizin hayatınız ya.
Yani insanlar bizim Türk toplumunda maalesef sınırlar, aileyle sınırları korumak çok zor.
Özellikle de benim gibi biraz daha muhafazakar ailelerde bu sınırları korumak daha zor.
Ama benim size önerim burada şu olur.
Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın öncelikle.
Hani onun ailesi izin veriyor, benimki izin vermiyor.
Neden böyle? Herkesin ailesi, aile dinamikleri farklı.
Size bazı şeyler şu an imkansız gibi geliyor olabilir.
Bana da imkansız geliyordu.
Ama dediğim gibi hani onu...
Ayrı eve çıkmak istiyorsanız ve buna karar verdiyseniz, gerçekten karar verdiyseniz ve bu yolda maddi manevi gerekli adımları atmaya başladıysanız bir şekilde ailenize de bunu rest
çekerek olur, küserek olur, bağrış çağrışla olur, tatlı diliyle olur, kabul ettireceksiniz.
Ya siz onların onayını bekleyecek kadar garanti bir hayat yaşamıyorsunuz.
Yarınımızın garantisi yok.
Yemin ediyorum son bir buçuk yıl.
Bu evde geçirdiğim bir buçuk yıl hayatımın en huzurlu bir buçuk yılıydı.
365 gün artı yarım yıl, 500 gün falan sanırım.
Hayatımın en huzurlu 500 günüydü.
Bu evdeki ev sahibime, kendime, bu fırsatı önüme çıkaran evrene, Allah'a şükretmediğim tek bir gün olmadı.
Bakın ben evden çıkarken eve görüşürüz aşkım falan diyerek çıkıyorum.
Bak o kadar seviyorum ki dışarıdan eve geliyorum böyle...
Mutlulukla ev. Hani sanki evim yuvan bir insanmış ve ben onu karşılıyormuşum gibi bir sevinçle kapıdan içeriye giriyorum.
Çünkü bunun sebebi sadece maddesel olarak ayrı bir evde yaşamak değil.
Huzurlu olmak. Bu huzuru sağladıktan sonra hayatımın diğer alanlarında da daha başarılı olmak.
Kendini daha iyi tanımak.
Ya ben 30 yaşındayım.
30 yaşında ben ADHD olduğumu anladım ya.
Ben sanıyordum ki... Aile evindeyim diye dağınığım, işte anneme sinir olduğumda odamı dağınık bırakıyorum.
Kendi evime çıksam çok düzenli olacağım.
Hayır, kendi evime çıktım yine çok dağınığım.
Mesela düşünüyorum arkadaşlarım 18 yaşından itibaren tek yaşıyorlardı.
Ayrı şehirden gelenler, başka şehirden üniversiteye gelenler.
İnsanların 18 yaşından beri...
10 yıldır yaptığı şeyi ben 29 yaşında yapmaya başladım.
Düşünüyorum diyorum ki ne kadar şanslılarmış.
Hani ben bu şansa ne kadar geç kavuştum.
Aslında o şansa geç kavuşmadım.
Kendim o şansı çok geç yarattım.
Çünkü geç olgunlaştım, geç fark ettim.
Bazı şeyler için geç çaba göstermeye başladım.
Bunun sebebi de neydi? Aileme bağlı kalmamdı.
Ya ben bağımlıydım hani ailenizle birlikte yaşıyorsanız siz ayrı bir birey olmuyorsunuz.
İsterseniz 40 yaşına gelin, 40 yaşına kadar ailenizle yaşadıysanız ben ayrı bir birey olabildiğinize gerçekten inanmıyorum.
Ben 30 yaşında, 29 yaşında ayrı bir birey olmaya başladım ve buna inanamıyorum.
Ne kadar garip bir şey ya.
Annemin evindeyken mutfakta annemin düzeni vardı.
Mesela yemek yapmayı sevmediğimi zannediyordum veya mutfaktaki şeylere ilgim olmadığımı zannediyordum.
Kardeşim daha çok anneme yardım ederdi.
Hayır ben yemek yapmayı çok seviyorum.
Mutfağa da ilgiliyim.
Sadece kendi düzenim olduğunda, o tabak çanak işte şu nerede, bu nerede, bunu niye buraya koydun, bunu niye böyle yaptın diyen birisi olmadığında, kendim olduğumda çok güzel şeyler yapabiliyorum.
Ve o sıradaki huzurum.
Bana terapi gibi geliyor.
Zaten yemek yapmak da yaratıcı bir iş mesela.
Podcast da yaratıcı bir iş.
İşte içerik üretmek de yaratıcı bir iş.
Birini seven insanlar genelde hepsini birden seviyorlar.
Yaratıcı yanlarını çalıştırdığı için.
Bunların hepsini ben çok geç keşfettim.
Ailem de dediğim gibi köye gittikleri için biraz karambole geldi.
O sırada da bu fikre alıştılar.
Akrabalarından destekleyen çok insan oldu.
Onlar da bence ailemi biraz olumlu etkiledi.
Mesela halam çok komik ya.
Halam diyor ki keşke ben de 1 artı 1 eve çıksam.
Şu anki aklım olsa şu anki ortamda olsaydım hiç erkenden evlenmezdim.
30'dan önce evlenmezdim.
Ben de böyle 1 artı 1 evde yaşardım.
Kitabımı okurdum kahvemi içerdim falan diyor.
Bu bizden önceki jenerasyonun aslında...
Hayali olan bir şey. Ben onu anladım.
Çünkü çok fazla, o üst jenerasyondan çok fazla kadında bunu duydum.
İmrendiklerini, hani keşke biz de böyle bir şey yaşayabilseydik dediklerini duydum.
Bakın bunlar da muhafazakar, bunlar da inançlı insanlar.
Ama empati kurduklarında, kendi gençliklerinde ne isterlerdi, bunu düşündüklerinde...
Destek olan insanlar.
Tabii destek olmayanlar da oldu.
Mesela dayılarımdan biri dedi ki Zeynepciğim dedi ayrı eve çıkan bir kadını erkekler istemeyebilir.
Ve dayım üniversitede ve sonrasında hep tek yaşamıştı.
Bunu söylediğimde çok üzüldüm.
Yani şuna üzüldüm. Bunu takmadım açıkçası.
Böyle bir düşünce kalmadı çünkü artık.
Eğer böyle bir kriteri varsa bir erkeğin veya bir kadının kendi zihni bulanıktır diye düşünüyorum.
Ama ben eve çıktıktan sonra bana bunun söylenmesine, bu şekilde demolize edilmeye üzüldüm.
Ve dayımın bunu kötü niyetle söylemediğini biliyorum.
Evlenmemi çok istiyor. Bununla ilgili şeyler söylüyor bana devamlı.
Neyse o onun bakış açısı.
Böyle şeyleri takmamak lazım.
Herkesin bakış açısı hayattaki deneyimleriyle, kendi görmüş geçirmişliğiyle ve hayata...
nereden baktığıyla şekilleniyor.
Bunun bize empoze edilmesine izin vermememiz lazım.
Ben anneme kalsa annem hala şey sanıyor.
Tamam hevesini aldın artık eve dön.
Abi sanki biz evde böyle çok mutlu yaşayan İngilizce kitaplarındaki böyle gülümseyen aileleriz de ben tekrar eve döneceğim.
Biz beraber yaşamaya devam edeceğiz.
Böyle bir hayali var kadının resmen.
Bunu bir türlü kabullenemedik.
Ben ona da kızmıyorum. O kendi ailesine göre kendisini Çok ileriye taşımış bir insan ve bir yere kadar bir şeyleri tölere edebiliyor.
O yüzden buna alışamıyor, bu fikre alışamıyor, bunun farkındayım.
Bunu takmıyorum. Bu düşüncelerin benim hayatımı, benim kararımı etkilemesine izin vermiyorum.
Maddi açıya gelirsek eve çıktığım günden beri aklımda hep şöyle bir soru işareti oldu.
Bu evin kirası benim diğer baktığım evlere göre uygun olmasına rağmen...
Ya kiraya ödeyemezsem, ya aidata ödeyemezsem, ya geçinemezsem.
Çünkü kendi işimi yapıyorum, ben sabit bir gelirim yok.
Her ay gelirim değişiyor.
Serbest avukatlık böyle bir şey.
İlk günden beri hep böyle bir kaygım oldu.
İlk bir yıl falan galiba her ay ben bu kaygıyı yaşadım.
Sonra dedim ki, Zeynep dedim, ya bir yıldır çok şükür öyle ya da böyle sen her ay...
Bu parayı kazandın.
Kendini geçindirdin.
Bundan sonra neden geçindiremeyesin?
Sonuçta yaş ilerledikçe maddi gelirimiz de aslında biraz daha artıyor ya.
Dedim ki buraya odaklan.
Yani sen geriye düşme korkuna değil, giderlerini karşılayamama korkuna değil, yaşın ilerledikçe, tecrüben arttıkça, networking genişledikçe daha fazla para kazanabilme.
İhtimaline odaklan.
İnsanın beyninin içinde hep ya yapamazsam, ya başaramazsam, ya geriye düşersem diye bir korku oluyor.
Lütfen o korkuya yenilmeyin.
Allah evlenene yardım eder diye bir söz var ya.
Bu gerçekten doğruymuş.
İnsan belli bir borcun altına girdiğinde veya her ay ödemesi gereken bir gideri olduğunda bakın o kadar alakasız yerlerden Allah o işin bereketini veriyor ki.
Mesela hiç unutmuyorum.
Çok kötü bir ay geçirdim maddi açıdan.
Sabit gelirim olmadığı için avukatlıkta bir ay iş gelmezse ve o sırada kenarda paranız yoksa sıfırdasınız.
Hatta belki eksidesiniz.
Kiraydı çıkartmam gerekiyor.
Kiranın son günde yaklaşıyor.
Ay çok kötü bir aydı gerçekten.
Dedim ki ben bu kirayı nasıl ödeyeceğim?
Sonra çok alakasız bir yerden şöyle bir iş geldi.
Bir arkadaşım boşanma davası almış.
Anlaşmalı boşanma yapacaklar.
İki taraf da kendisini vekille temsil edecek.
Yurt dışında yaşıyorlar. Birinin vekili arkadaşım.
Diğerinin vekili olarak da bana dedi ki sen olur musun?
Ben dedim olurum tamam. Hani bunun karşısında ücret ödeyeceklerini düşünmedim açıkçası.
Çünkü arkadaşımı ödediler ya zaten ben de arkadaşıma yardımcı oluyorum diye düşündüm.
Meğer kız bunu müvekkillere söylemiş.
Hani o avukata da ücret ödememiz gerekiyor diye.
Ve bana tam kiram kadar bir ücret ödediler.
Bu işin o ay, o hafta denk gelmesi...
Çok garipti çünkü arkadaşım başka bir sürü avukat arkadaşına söyleyebilirdi.
Ama sağ olsun bana söylemiş.
Daha da garip olanı söylüyorum.
Sonra boşanmaktan vazgeçtiler.
Ama biz davasını açmıştık.
O yüzden ücret iadesi yapılmıyor dava açıldıktan sonra zaten.
Daha doğrusu o arkadaşımın anlaşmasıyla ilgili bir durumdu.
Ama boşanmaktan vazgeçtiler ve ben durduk yere böyle bir para kazanıp kiramı ödemiş oldum.
Ya bereket öyle bir şey ki ben eve çıktıktan sonra bunu da anladım.
Bereket bizim hayal edebileceğimiz sınırlarda olan bir şey değil.
Mesela bazen alakasız bir sokağa saparsınız.
Navigasyon yanlış yönlendirir.
Sonra acıkırsınız. O an girersiniz.
Kıyı köşedeki bir bakkaldan bir yiyecek bir şey alırsınız.
O, o adamın bereketidir.
O, o gün sizin yanlış yola sapmanız sonucunda adamın akşam evine götürdüğü ekmektir.
Bereket böyle bir şey.
Ben buna çok şaşırıyorum ve her seferinde içim böyle umutla doluyor.
O yüzden benim size tavsiyem...
Ayrı eve çıkmak istiyorsanız, kendi düzeninizi kurmak istiyorsanız tabii ki gözü kör bir şekilde hiçbir dayanağınız yokken bu işe kalkışmayın ama biraz olsun bir şeyleriniz varsa elinizde tutunabileceğiniz
ben yapabilir miyim, ben edebilir miyim, ben bunu ödeyebilir miyim, bu gidilerin altından kalkabilir miyim diye düşünmeyin.
Gerçekten... yapılacak bir ödeme varsa o para bir şekilde bir yerden geliyor.
Ben buna serbest avukatlık yaparken de çok şahit oluyorum.
Aynı şekilde dediğim gibi eve çıktığımdan beri de çok fazla kez şahit oldum.
Bunları yaşadıkça zaten artık kaygılarım da azaldı.
Ben bir buçuk yıldır bunu yapabiliyorum, bunu başarabiliyorum, kendimi geçindirebiliyorum.
Ben bu parayı her ay kenara koyup birikim de yapabilirdim ama kendi mental sağlığıma yatırmayı seçiyorum.
Maalesef ailemizle iyi anlaşsak bile aynı evin içinde ev ev üstüne olmuyor derler ya biz de artık birer bireyiz ve ev ev üstüne olmuyor.
O evin içindeki sıkıntılar, evin içindeki kavgalar, gürültüler de bence insanlar bireysel olamadığı için, sınırlarını koruyamadığı için oluyor.
Yani herkes ayrı evde yaşasak bence kimse ailesiyle o kadar kavga etmez.
O kadar ayrı düşmez.
Yani ben mesela ayrı eve çıktığımdan beri ailemle daha iyi anlaşıyorum.
İlişkimiz daha iyi, daha kaliteli.
Çünkü haftada bir iki kez gidiyorum, yemeğe gidiyorum.
Normalde yemek yerim, odama çekilirim beraber yaşıyorken.
Ama gidiyorum ya... Sohbet ediyorum, yanlarında oturuyorum, akşam onlarla çay içiyorum, televizyon izliyorum.
İlişkimiz eskisinden daha kaliteli bir hale geldi ve önceden evde böyle devamlı bir gerilim hattı vardı.
Çünkü herkes 24 saat aynı evde yaşıyordu ve dışarıda yaşadığını, kendi iç dünyasını, hepsini o evin enerjisine yansıtıyordu.
Ama şu an herkes kendi alanında, kendi...
çözüyor içindeki o duygu değişimlerini ve bir araya geldiğimizde daha kaliteli vakit geçiriyoruz.
Keşke daha önceden eve çıksaydım diyorum ama geriye dönüp baktığımda da o olgunlukta değilmişim.
Bunu fark ediyorum. Biraz uzun oldu ama devam edeceğim.
Daha söyleyeceklerim var.
Olumsuz yanları da var tabii ki ayrı eve çıkmanın.
O olgunlukta değilmişim dedim ya onu söyleyecektim aslında.
Ben daha önceden ayrı eve çıksaydım biraz daha melankoliye yatkın bir insanım tamam mı?
Şu anda öyle değilim çünkü artık kendi düzenimde olunca Kendi yuvamda olunca kendimi daha iyi buldum.
Ama 20'li yaşlarımdayken biraz daha melankoliye yatkındım.
Ayrı evde olsaydım devamlı yalnız olacağım için bence daha melankolik, daha depresif bir insan olabilirdim.
Şu anda da olumsuz yanı bu.
Mesela akşam balkonda oturuyorum.
Ya Allah'ım sana şükürler olsun.
Gerçekten her neye inanıyorsanız artık Allah'a, evrene bilmiyorum ama hepsine şükrediyorum.
Oturuyorum. Bomboş oturuyorum böyle.
Dışarıya bakıyorum. Aşırı huzurlu hissediyorum ama bazen de öyle bir yalnızlık hissi vuruyor ki karşı bloklara bakıyorum, pencerelere bakıyorum işte başka insanlar balkonda hep birlikte oturuyorlar veya balkondan
böyle çatal kaşık sesleri falan gelir ya.
Kendimi daha yalnız hissediyorum.
Veya Instagram'da bir şeylere bakıyorsam, insanları birbiriyle görüyorsam kendimi daha yalnız hissediyorum.
Bu his bazen insanı zorlayabiliyor.
Daha depresifleştirebiliyor.
Ama bu bir ilizyon aslında.
Bunu kendime hatırlatıyorum devamlı.
Bu şekilde açtım. Bu hissede.
Mesela yılbaşında evde tek başımaydım ve çok kötü hissetmiştim.
Kendi isteğimle tek başıma kaldım ama yine de bilmiyorum kötü hissettim.
Telefonu kapattım Instagram'a falan bakmayayım diye.
Böyle boş boş televizyon izledim.
Bence tek olumsuz yanı bu.
Bir de şöyle bir şey oluyor.
Ben mesela aile evindeyken ev işi yapmaktan nefret ediyordum.
Evle ilgili hiçbir şey yapmak istemiyordum ve yapmıyordum da.
Bu yüzden de çok tartışıyorduk annemle.
Kendi evimde de yapmıyorum bu arada.
Kendi evimde de olabildiğince az yapıyorum.
Bana bazen yazıyorsunuz işte abla camları sil, abla eve halı al.
Halı almıyorum çünkü halı olması demek o halının ayrıca temizlenmesi gerek demek.
Onu dahi yapasım gelmiyor inanın.
Camları falan da çok silmiyorum.
Fakat yaptığım şeyler de bana hiç batmıyor.
Mesela aile evindeyken bir misafir gelir.
Kalabalık misafir gelir. Bize çok gelir mesela.
İşte aileden 15 kişi.
Mutfağı toplarsınız ya o size öyle bir batar ki lanet edersiniz.
Ya anne niye bu kadar misafir çağırıyorsun falan dersiniz.
Benim şu an evime isterse 20 kişi gelsin.
O mutfağı toplamak bana batmıyor.
Çünkü mutfaktaki her şey benim.
Benim kendi düzenim. Ve böyle olunca hiç zorlanmıyorum.
O bulaşığı yıkarken, o çamaşırı asarken, o temizliği yaparken hiç gocunmuyorum.
Çünkü kendi evime hizmet ediyorum.
Anlatabildim mi? Hani size bazı şeyler ailenizle yaşarken çok zor geliyorsa bilin ki kendi eviniz olduğunda öyle hissettirmeyecek.
Bence annelerimizin bize kızma sebebi de bu.
Onları öyle hissettirmiyor.
Tamam yılların bıkmışlığı, yorgunluğu falan var üzerlerinde.
Onu anlıyorum da. Onlara mesela daha kolay geliyor bazı şeyler.
Şunu yapıvereyim, bunu yapıvereyim diye.
Çünkü kendi düzeni. Çünkü kendi düzeni hizmet ediyor.
Ama biz orada yaşarken bizim düzenimiz olmayan bir şeye devamlı hizmet etmek zorunda kalıyoruz.
Bu da insanı sıkıyor. Anlatabildim mi?
Haricinde neyden bahsedebilirim?
Düşünüyorum. Ya ben aile evindeyken arkadaşlarım falan hiç eve gelmiyordu.
Çünkü evde dört kişiydik ve ev hiçbir zaman boş kalmıyordu.
Ben söylesem giderler tamam da yine de rahat edemiyordum.
Kendi masa düzenim, istediğim gibi bir sunum falan.
Böyle şeyleri de severim. Öyle şeyler de yapamıyordum.
O yüzden hiç arkadaşlarımı çağırmıyordum.
Ya en basitinden terapi dedim ya.
Terapiye giriyordum mesela. Ya o kadar zordu ki.
Anneme de söyleyemiyorum tamam mı terapiye gireceğim diye.
Çünkü bu sefer neyin var falan diyecek, anlamayacak.
Diyordum ki ben bir görüşmeye gireceğim.
Bir işte bir saat çıkabilir misin?
Çıkıyordu bak Allah için.
Onda bir şey yok da. Abi gidiyordu, 40 dakika sonra geliyordu.
Ben terapideyim, kapı çalıyor.
Böyle şeyler falan oluyordu.
Çok sinir oluyordum. Bu eve gelince podcast için de aynı şey geçerliydi.
Mesela daha çok ofiste akşamları kalıp akşamları ofiste çekiyordum.
Çünkü evdeyken aksilik tam ben çekerken ya birisi gelir ya içeriden duyacaklar diye ben rahat edemem.
Böyle şeyler oluyordu.
Ayrı eve çıkınca bu yaratıcı yanımı da çok...
iyi çalıştırmaya başladım bence.
Zaten podcast'imin büyümesi de tam ayrı eve çıktığım zamanla tekabül ediyor.
Ben Mart 2025'de ayrı eve çıktım.
Nisan 2025'den itibaren podcast'in böyle bir ivmesi artmaya başladı.
Bu tabii ki tamamen bağlantılı değil ama daha çok yalnız kalabildiğim için daha yargısız bir alanda olabildiğim için, kendi kafamın içini daha iyi dinleyebildiğim için Instagram'a daha rahat içerik
üretmeye başladım mesela. Bu podcast'ı etkiledi.
Sonra podcast'a daha rahat içerik üretmeye başladım.
Bunların hepsi kümülatif bir şekilde aslında birbirini etkiliyor.
En baştaki şey sizin kendinizi tanımanız.
Ben nasıl bir insanım? Benim kardeşim mesela ayrı eve çıkmayı hiçbir zaman istemedi.
İstemeyebilirsiniz. Ama eğer istiyorsanız, eğer içinizde sizin böyle bir şey varsa bunun peşinden gitmeniz gerekiyor.
Çünkü... Bunun peşinden gittiğinizde hayat size sizin hiç varlığını dahi bilmediğiniz yönlerinizi gösteriyor.
Dediğim gibi ben de yaratıcı yanım çok daha iyi çalışmaya başladı mesela.
İşte ADHD olduğumu öğrendim.
Bu bana çok fazla konuda katkı sağladı.
Şimdi de evim gerçekten uzakta ve biraz daha merkezde bir yere taşınmak istiyorum.
Önceden olsa şey derdim.
Ya merkezdeki kiralar çok fazla ben onları karşılayamam falan derdim.
Ama... Daha önceden bunu tecrübe ettiğim için, ummadığım bir şekilde karşıma bir fırsat çıktığı için şu anda da diyorum ki ben bunu kafaya koyarsam karşıma yine bir fırsat çıkar ve istediğim gibi bir lokasyonda
bir eve geçerim. Buna inanıyorum.
Zaten biraz da buna inandığım için ev turunu çekmeye okey oldum.
Çünkü bu evde böyle uzun yıllar yaşayacağımı düşünseydim ne bileyim evin tamamını ev turu çekmek hoşuma gitmeyebilirdi.
Aslında dediğim gibi çok küçük ve çok küçük bir alan ama yine de bir mahrem gibi geliyor bana.
Şu an taşınacağımı düşündüğüm için şizofrenik bir şekilde, buna inandığım için ev turu çekeceğim.
Bu konu üzerine sanırım sabaha kadar konuşabilirim.
Bir de şunu söyleyeyim.
Ben eve çıkmayı istiyordum ama hiçbir zaman tam olarak kafama koyamamıştım.
Sonra şunu fark ettim. Benim çevremde ayrı yaşayan arkadaşım yoktu.
Arkadaşlarım hep ailesiyle yaşıyordu.
Kendisi tek yaşayanlardı.
Kendi memleketine geri dönmüştü.
O yüzden artık İstanbul'da ayrı yaşayan, bana idol olabilecek bir arkadaşım yoktu.
Beş profesörün olduğu masaya oturursanız altıncı profesör siz olursunuz diye bir laf var ya gerçekten de çevrenizdeki insanlar hayat akışınızda çok etkili oluyor.
Onlardan gördükçe çünkü bazen şevk alıyorsunuz, cesaretleniyorsunuz.
Bunun normal bir şey olduğunu, bunun güzel bir şey olduğunu fark ediyorsunuz.
Sonra benim böyle yeni arkadaşlarım olmaya başladı ve o yeni arkadaşlarım kendileri ayrı yaşıyorlardı.
Ben onları gördükçe aslında bunun ne kadar güzel bir şey olduğunu, ne kadar normal bir şey olduğunu, ailemin bana empoze ettiği gibi anormal bir şey olmadığını fark etmeye başladım.
Ve onların da desteğiyle, cesaretlendirmesiyle bu fikre tam olarak adapte oldum.
Çevrenizdeki insanlara da bence bu konuda dikkat edin.
Eminim bu podcastı dinledikten sonra kafasında soru işareti olup böyle git geldi olup...
netleşen insanlar olacak.
Ayrı eve çıkarsanız lütfen bana Instagram'dan yazın.
Zeynep Keles'in Instagram adresim.
Bu kanalda hep bahsi geçen bir şey var.
Kendi bahçemizi yaratmak.
Ben kendi bahçemizi yaratmaya çok inanıyorum.
O bahçeye bir yerden başladıktan sonra kendimizle ilgili hiç bilmediğimiz yönlerimizi keşfediyoruz ve o yönlerimizi keşfettikçe de hayat bize daha fazla fırsatlar çıkartmaya başlıyor.
Bunca insan yapıyorsa hepimiz yapabiliriz.
Her zaman buna inanıyorum.
Düşünsenize kaç kişi kirasını ödemedi diye icralık oluyor.
Veya kaç kişi ayrı eve çıktı diye ailesiyle ömrünün sonuna kadar konuşmuyor.
Her şey bir şekilde çözülüyor.
Aileler de adapte oluyor.
Yeter ki siz sağlam durun.
Kendi isteğinize karşı inançlı olun.
Hayatta fırsatları çıkartıyor.
Bu bölümü burada bitiriyorum.
Ev turuna geçiyorum.
Spotify'dan izleyenler varsa görebilirler ama göremiyorsanız da bence çok önemli değil.
Aklıma gelmişken söyleyeyim podcast'ın ilk 70 bölümünde falan devamlı ayrı eve çıkmak istediğimden bahsediyordum.
Siz de benim hayatımın bu dönüm noktalarına şahit oluyorsunuz aslında.
Böyle bir hayalim vardı. Bundan bahsediyordum.
Sonra bu hayal gerçeğe dönüştü.
Bundan bahsediyordum. Şimdi bu hayali gerçekleştirdikten sonra artık benim için normalleşti.
Bundan bahsediyorum ve sizi de şevklendirmeye çalışıyorum.
Ben değişirken, hayatım değişirken bu yolculukta benimle olduğunuz için çok teşekkür ederim.
Sizin burada olduğunuzu bilmek bana her zaman çok iyi geliyor.
Ay ağlayacağım şimdi. Beni arkadaşlarınıza da önerirseniz çok mutlu olurum.
Apple Podcast'ta puanlarsanız inanılmaz katkı sağlamış olursunuz.
Ev turuna geçiyorum.
Hoş gelmişsiniz.
Fazla yabancı damat izliyorum bu ara.
Buyurun. Evet, evimizin girişinden başlamak istedik.
Kardeşim de bana yardımcı oluyor.
Şimdi evimizin girişinde şöyle bir alan var.
Burada benim küçüklük fotoğrafım var.
Bu fotoğrafı çok seviyorum.
Sonra burada Kopenhag'dan aldığım bir kartpostal var.
Bu kartpostalı çok seviyorum.
Kartpostalın sahibi olan sanatçıyı da çok seviyorum.
Kopenhag'da dükkanına gidip birkaç tane kartpostal almıştım.
Sonra onları böyle çerçevelettim.
Bu şekilde gözüküyor.
Hemen sola doğru döndüğümüzde burada bir Ford mantomuz var.
Ayakkabı ve montlar var.
Şöyle ufak gösterebiliriz.
Hemen burada da bildiğiniz üzere senin aradığında seni arıyor yazan bir çerçevemiz var.
Bu aralar bunu... Camdan aşağı yatmak istiyorum 15.
kattan. Sonra hemen solumuzda anılarla dolu bir buzdolabımız var.
Burada daha çok benim küçüklük fotoğraflarım var.
Burayı ben çekeyim istersen.
Şöyle küçüklük fotoğraflarım ve bazı anılar.
Kardeşim sağdaki çok tatlı.
Tarkan dansçısı ben.
Bazı magnetler, arkadaşlarımın yazdığı notlar gibi gibi şeyler var.
Şuradaki tipim çok komik ya.
Çok alık bakıyorum.
Bu da bilinç akışı podcast since 1995 modu.
Sahnede mikrofonla.
Şu Hail Girl dergisinden çıkan mıknatıslar, magnetler.
Şöyle bir mutfağımız var.
Şu an biraz bulaşıkları yıkamıştım ama şu ışık detayı çok hoşuma gidiyor.
Akşamları bazen sadece bunu yakıyorum.
Davlumbaz ışığını da severiz aslında ama benim ışığım bozuldu.
Yapamadım. Bu ne ya?
Baharatlıklarım böyle. Yemeğimiz her daim pişer.
Bugün de biber dolmamız var.
Yaklaşın efendim. Bu yaz biber dolması yapmayı öğrendim ve devamlı yapıyorum.
Geçen birisi evde biber dolması yapman çok tatlı demiş.
Onu ne demek istediğini anladım.
Önceden ben de böyle evde tek başına olup böyle yemekler yapan insanları tatlı bulurdum.
Böyle bir avokadomuz ve kahve, çay kahve köşemiz var.
Bu avokadoları Mersin'den dayımlar getirdi köye.
Ben de oradan buraya getirdim.
Bunlar da kuzenlerimin, kardeşimin hediyesi gibi şeyler.
Hemen salonumuzun diğer ve favori köşesine geçiyoruz.
Burada ofisten getirdiğim bir sallanan sandalye var.
Neredeyse hiç oturmuyorum.
Sadece misafir geldiğinde birisi oturuyor.
Burada bir tane daha sandalye vardı benim.
Ofis sandalyem vardı ama onu YouTube programı için dekora götürdüm.
Kardeşim kamerayla intihamlı.
Hiç benim kardeşim gibi değil yani.
Şu kadar alakasız olmak isterdim.
Ve favori koltuğumuz.
Bu koltuğu o kadar seviyorum ki bak.
Hayatta aldığın en doğru şey ne deseler bu koltuk derim.
Yumuşacık ve çok rahat.
Bu köşeyi bazen oraya alıyorum.
Bazen burada takılıyorum.
Bu aralar buradayım.
Full böyleyim. Köşe koltuk insanı...
Rahata alıştırıyor. Öyle bir şey var ama.
Koltuğumun hemen üzerinde posterlerimiz mevcut.
Bu bir iş birliğindendi ama ben zaten çok sevdiğim için o markayla iş birliği yapmıştım.
Çok nizami asamadık ama idare eder.
Bu arada Evri'ye ilgili merak ettiğiniz şeyler varsa DM'den yazarsanız muhtemelen görmeyeceğim.
Çünkü genelde böyle şeylerde herkes aynı soruları soruyor ve tek tek herkese aynı cevap vermek zor oluyor.
Instagram'da bu bölümün Reels'ının altına yazarsanız hepsinde cevaplarım yorumlardan.
Bu abajuru çok seviyorum.
Abajur mu deniliyor buna?
Şu ışıklarımı da çok seviyorum.
Şunu çok beğeniyordum ilgili mağazada ve İstanbul'daki tüm stokları bitmişti.
Benim evime de iki tane lazımdı.
Sonra takipçilerime yazmıştım Antalya'da olan var mı diye.
Sağ olsun birisi gidip almaya gönüllü oldu.
O sırada bir tane arkadaşım...
Gidip almış. İki tane bana gönderdi.
Bunların peşine düştüm ama peşine düştüğüm kadar da var bakın.
Bu evin ana olayı aslında bence aydınlatma.
Bu videonun bitiminde akşam da böyle bir kendimi çekip göstereceğim aydınlatmayı.
Bunlar da o aydınlatmayı bu fenerler de çok iyi sağlıyor.
İçindeki ampul akıllı ampul.
Rengi değişiyor ya telefondan.
Öyle bir şey. Bence o yüzden bütünü olarak çok güzel duruyor.
Şu mutfağın üstündeki de böyle bir fener.
Yemek köşemize gelirsek bu yuvarlak masayı ben almayı hep çok istiyordum.
Bu yuvarlak masayı ve şu koltuğu istiyordum.
İkisini de aldığım için aşırı mutluyum.
İyi ki almışım. Yuvarlak masa bana işte kullanışlı olmaz almayın falan dediler ama bence çok kullanışlı.
7 kişi sığdık biz bu yuvarlak masaya.
Evdeki en sevdiğim şeylerden birisi koltuk, diğeri de yuvarlak masam.
Perde kullanmıyorum. Perde sadece stor var ama onu bile indirmiyorum.
Çok çekme perdemi.
şey camları silmiyorum ya.
Şu sandalyeleri değiştirmek istiyorum ama yani sandalyelere yatırım yapmak şu an pek mantıklı değil benim için.
Bununla istediğim sandalyeyi story'den paylaşırım.
Bence onu alsam muhteşem ötesi olacak.
Renkli sandalyeler.
Bu tarafa dönersek burada böyle bir aynamız var.
Ben bu aynayı her gün kombinlerimi burada çekerim ve story atarım.
Video çekerim diye almıştım.
Bir kere bile burada çektim deyin.
Hayır çekmedim çünkü bu tarafta Ayakkabıyla duramıyorum.
Bölümde bahsettiğim televizyonum arkası ledli.
Kendiliğinden ledli ve çok seviyorum.
Bir de şöyle YouTuber bir kız var.
Onu da izleyebilirsiniz. Arada sarıyor.
Televizyonun altında böyle iki tane ışığım var.
Yine aydınlatma. Akşamları bunu da yakıyorum.
Şu bitkilere de led ışık doladım.
Ama bitki bakamıyorum.
Maalesef bitki. Yine bakamadım.
Bu tarafta da bir bitkimiz var.
Ama öldüler. Çok üzgünüm.
Bir daha da almayacağım. Çünkü çok üzülüyorum.
Burada bilinç akışı podcast pilağı var.
Bunu PR olarak göndermişlerdi.
Sadece plaktı. Ben bunu it's all that's yours, the universe yazan bir çerçeveye yapıştırdım.
Yani zaten senin diyor evren bize.
Burada anneannemden çoğaladığım bir saat var.
Bu saati çok seviyorum. Yemedim, içmedim.
Silifkeye gittiğimde gelirken bunu getirdim.
Burada mumlarım var.
Bu mumları hep akşamları yakacağımı zannetmiştim ama tek başıma olunca yakasım gelmiyor.
Hangi mumları yakıyorum? Şu mumları yakıyorum.
Burada böyle bir orta sehpamız var.
Halım yok. Halı almayacağım arkadaşlar.
Lütfen bana halı al demeyin.
Biliyorum buraya halı gerektiğini ama o ayrı bir temizlik kalemi olduğu için onunla uğraşmak istemiyorum.
Benim yaktığım mumlar şunlar.
Bu mumları çok seviyorum.
Akşamları bunlardan yakıyorum.
Çok güzel kokuyor. Son olarak salonun bu köşesinde de evden getirdiğim kitaplığım var.
Evde çok büyük bir kitaplığım vardı.
Buraya bu kadarını getirdim.
Bana yetiyor ama açık kitaplık olması sinirim bozuyor.
Gerçekten çok fazla tozlanıyor.
Bununla uğraşamıyorum. Kesinlikle kapalı cam kitaplık alırım.
Tekrar taşınsam. Evin bu tarafına geçersek.
Burada şöyle bir alan var.
Çamaşır makinesi ve ardiye gibi düşünün.
Çok dağınık değil o yüzden çekebilirsin.
Şurada da çamaşır makinesi var.
Eve çıkmadan aldım.
Havalandırma özellikli çamaşır makinesi.
Banyo kapımızda da bir diğer karikatür rümsü resim var.
Bunu internetten sipariş vermiştim.
Banyoya girelim. Banyoda resim var.
Bu resim büyüklerin hoşuna çok gitmiyor.
Banyoda resim olmaz diye.
Fakat ben bu resmi Brüksel'de bir tane müzeden almıştım.
İçini yani. Birkaç yıldır duruyordum.
Eve çıkınca bunu çerçeveledim ve buraya astım.
Bence çok güzel oldu. Sence?
Evet. Bu da böyle. Havlularım var.
Bunları da eve çıkmadan önce eve çıkarım diye almıştım.
Şunu arkadaşım almış Elif.
Teşekkür ederim. Bu da yine Copenhagen'da o karikatüristten aldığım kartpostal.
Hayat sana limon veriyorsa limonu ye yazıyor.
Sonra burada oda kokusu ve biten mumum var.
Şu da bu çöp kutusu da internetten aldığım bir şeydi.
Son olarak yatak odasına giriyoruz.
Sanki benden başka gören var da bunu görüp girmeyecek.
Yatak odamın kapılarını ilk kez açıyorum.
Gördüğünüz gibi büyük bir yatak odası değil zaten.
Şöyle bir tablo var. Bu aslında üçlü set halindeydi.
Bak şöyle. Ama diğer ikisi kırıldı ve şu an bana çok basit geliyor.
O yüzden takmak istemiyorum.
Bunu da çıkaracağım da odamın duvarları çok boş kaldı.
Burada böyle bir dolabımız var.
Bu dolap aslında benim aile evindeyken beşli bir köşe dolaptı.
Köşesini orada bıraktım.
Üçünü buraya getirdim.
İyi oldu. Sadece taşınırken şu ucunu kırmışlar aynanın.
Çok sinir oldum. Ve yaptığım enayiliği söylüyorum.
Burasını kırmalarına rağmen adamlara fazla para verdim.
Niye böyle bir mallık yaptım?
Onların indirim yapması gerekiyordu.
Ama bu fiziksel güç gerektiren bir iş ya.
Üzüldüm. Neyse.
Ve bir şey diyeyim mi? Bak daha saçmasını söylüyorum.
Sen de bilmiyorsun bunu. Adamlar nakliyeyle ben tek başıma uğraşıyorum.
Bilmediğim için yolluyor oradan. Hiçbir şey de diyemedim.
Adamlar geldi bu dolabı.
Şuradaki camı çıkarttılar.
Balkonun camını. Balkonun camını indirdiler.
Oradan dolabı sokmaya çalıştılar.
Sonra dolap oradan sığmadı.
Balkonun camını geri...
Balkonun camını geri taktılar.
Dolabı demonte ettiler.
İçeri sokup tekrar monte ettiler.
Bir de bana diyor ki bu bir daha demonte edilemez bu ömrünü tüketmiş.
Neden acaba? Neyse ki artık tecrübeliyim.
Bir daha böyle bir şey olursa dikkatli olurum.
Burada da içerideki fenerden var.
Bunun da rengi değişiyor.
Bence buradaki en önerebileceğim şey şu.
Bu çok kötü bir yatak başlığıydı.
Ve yatak başlığı ve bazayı değiştirmek istemiyordum.
Şöyle bir şey aldım. Bakın anladınız mı mesela şu ana kadar?
Anlaşılmıyor bence. Dışındaki kılıf.
Böyle bir şey varmış arkadaşlar.
Yatak bazası eski olanlar için kılıf varmış.
Eski baza ve üzerine kılıfla kapatıyoruz.
Kapat. Bu şekilde kılıf oluyor.
Son olarak yazın evde en sevdiğim yere gidiyoruz.
Full orada takılıyorum. Balkon.
İzlediğiniz için, dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu bölümü YouTube'a da yüklemeye düşünüyorum.
Oradan da bakabilirsiniz.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
