
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Bunca hengamenin içinde kurduğunuz dünyada pıtı pıtı yaşayıp hayatı romantize ediyorsanız...
Genciz.
Çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi, astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma teklifini o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hatta hangi yılda bu podcast'a geldiyseniz...
74. bölüme iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Bu bölüme dün aldığım bir DM ilham oldu.
Zehra şöyle yazmış bir storyme.
Ya tatlı tatlı pıtı pıtı kendi hayatını yaşıyor olman çok güzel.
Biliyorum yalnızlık zor, nereden biliyorsun diye sorma.
Ama bugünler ilerideki çok güzel günlerin temeli.
Ha bir de asla yalnız değiliz, günün sonunda Allah hep bizimle.
Seni bir yiyeyim de gör ya, gerçekten.
Hani tatlı tatlı pıtı pıtı kendi hayatını yaşamak betimlemesine...
Bu tam olarak ben, tam olarak siz ve halam ve Fatih Altaylı.
Kendi bahçeni yaratmak birinci bölümde bahsetmiştim halamdan ve Fatih Altaylı'dan.
Bugün de benim kendi kurduğum bahçeden bahsedeceğiz biraz.
Birinci bölümde anlattığım gibi küçüklüğümden beri hep kendi alanına ihtiyaç duyan bir insandım aslında.
7 ay oldu ayrı eve çıktım ve kendime kurduğum düzene şu anda o kadar bağımlıyım ki, o kadar mutluyum ki bu konuda.
Şöyle bir rutinim var mesela.
Sabah işim kaçta olursa olsun biraz daha erken uyanıyorum.
Bu arada rutinim dediğim bunu daha yapalı böyle 2 ay falan oldu ama ömür boyu devam ettirmek istiyorum.
Biraz daha erken uyanıyorum işte.
Bir iki bardak su içiyorum önce.
Evi havalandırıyorum. Ortalığı bir düzenliyorum.
Genelde uyumadan önce toplayıp uyumaya çalışıyorum.
Çünkü sabah evi toplu görmek bana iyi geliyor.
Ama onu yapamadıysam okey sabah toparlıyorum.
Kahvemi yapıyorum. 15 dakikada olsa bir kitap okuyorum.
Sabah kitap okumak var ya.
Ya aşırı iyi bir lüks.
Bu bana ciddi anlamda lüks geldiği için 8 yıldır çalışma hayatında hiç yapmamıştım.
Kitap için de erken kalkmıyordum açıkçası.
Şimdi zaten gece rutinim de bir düzene girdiği için 12 gibi direkt uyuyorum.
Erken kalkabiliyorum öyle olunca da.
Bayağı da sevdim biliyor musunuz?
Aklımda hep iş güç olur, böyle rahat edemem, kafam bulanır diye düşünüyordum.
Ve denediğimde de hiç huzurlu hissetmemiştim.
Artık şöyle yapıyorum. Sabah sekizde kalkmam gerekiyor ya mesela.
Yedi buçukta kalkıyorum. Uyanırken zorlanmıyorum.
Kitap okuyacağım için zaten bir hevesle uyanıyorum.
İşte dediğim gibi kahvemi yapıyorum.
Önce biraz günlük yazıyorum.
Aklımda hiçbir şey yok sandığım zamanlarda bile böyle akıp gidiyor düşünceler.
Zihnimi bir sakinleştirmiş oluyorum.
Bunu her gün yapmıyorum bu arada da işte çoğunlukla yapıyorum diyelim.
Sonra biraz kitap okuyorum.
Yazın sabahları duş alıp çıkıyordum.
Saçımı kurutmadığım için. Ama kışa dönerken artık geceleri alıyorum duşu.
Benim oversharing. Ama hani böyle şeyleri sevdiğinizi biliyorum.
O yüzden anlatıyorum. Sabah hazırlanıyorum sakin sakin.
Sabahları telaşsız bir şekilde uyanmak, hazırlanıp işe gitmek müthiş bir rutin.
Bakın bunu ne yapın edin hayatınıza empoze edin.
Nacizane önerimdir.
Ben hep uyanıp telaş içinde evden çıkardım.
Hayatım boyunca böyle oldu.
Makyajımı metrobüste yaptım yıllarca.
Ya da ofise gidince yapıyordum.
Ama artık telaşsız bir hayatım peşindeyim.
Rahat rahat hazırlanınca çok tatlı, keyifli hissediyorum.
O gün modum da yükseliyor.
Enerjim de daha iyi yansıyor dışarıya.
İşlerim daha rast gidiyor.
Kelebek etkisiyle hepsi aslında birbirine bağlı.
Kelebek etkisi de akşamdan başlıyor bence.
Akşamları kendine bir hafif bir yemek hazırlamak.
Youtube'dan sevdiğim bir şey izlerken yemeğini yemek.
Bu arada YouTube'a başladım. Yemek yerken izleyebilirsiniz artık.
Yemekten sonra sevdiğin diziyi açmak.
Biraz yemeği sindirince hafif bir yürüyüşe çıkmak.
Yürüyüşte böyle yine yormayan şeyler dinlemek veya hiçbir şey dinlemeyip düşünerek yürümek.
Bunu yapmak çok zor biliyorum.
Ben de hala yapmaya çalışıyorum.
Ama yapabildiğim günlerde çok iyi geliyor.
Hatta bunu yapabildiğim günlerde yani sadece düşünerek yürüdüğümde ne kadar yürüdüğümü var ya fark etmiyorum.
Geçen 75 dakikaya falan gelmiş artık.
Hala yürüyesim vardı ama yani sırf daha...
Daha fazla yorulmayayım diye bıraktım yürümeye.
Neyse eve geri gelip duşunu almak.
Duştan çıkınca banyonun sıcak olması.
Ben banyodaki peteği sonuna kadar açıyorum tamam mı?
Çok yakar öyle yapma falan diyorlar.
Yaksın abi ne yapayım?
Yani bu dünyada duştan çıkınca sıcak banyoda olma şansım varken bunu çok yakar diye değerlendirmiyorsam bu benim ayıbım olur.
Abart. Ya yaksa yaksa ne yakacak?
Hadi 300 lira fazla yaksın.
2 kahve parası. Bunu hesap etmemeliyim.
O an benim konforum daha önemli olmalı.
Duştan çıkıp sırf ağız yakacak diye soğuk banyoda durursam bu sefer konforsuz yaşadığım için ve bu benim elimde olmasına rağmen yapmadığım için kendime saygım azalır.
Neyse işte duştan sonra sevdiğin diziye devam edip yavaştan uyku moduna geçmek.
Akşamları cilt bakımına üşeniyorsanız bu arada ben şöyle yapıyorum bayağıdır.
Küçük bir kutuya akşam kullandığım toniğim, serumum, nemlendiricim böyle her şeyi koydum.
Pamuk falan da var. İhtiyacım olan her şey.
Salonda orta sehpanın üstünde duruyor bu.
Umurumda değil yani birisi gelirken kaldırıyorum da.
Genel olarak orada duruyor.
Duştan çıktım ya dizi izlerken yavaş yavaş onları sürüyorum yüzüme.
Bu şekilde sürdürülebilir oluyor.
Hani hiç aksatmadan devam edebilmiş oluyorum.
Çünkü insan banyoya gidip orada vakit geçirmeye bazen üşeniyor.
Muhteşem bakın hani anlatırken ağzım sulanıyor ya.
Çok seviyorum bu şekilde yaşamayı.
Akşamları dışarıda olduğumda böyle olmuyor tabii ki.
Yine de genel olarak artık hafif beslenmeye çalışıyorum.
%70-%80 güzel beslenmeyi alışkanlık haline getirmeye çalışıyorum.
Bunu 2 aylık kalkınma planında anlatmıştım ya.
O zamandan beri baya bir yol katettim aslında.
Kendime eziyet etmeden hayatım boyunca sürdürebileceğim bir alışkanlık edinmenin peşindeyim.
Mesela bu hafta regle öncesi öyle bir iştahım açıldı ki.
Ama takmadım. Böyle zamanlarda esneme olabilir.
Önemli olan bu esnemeleri her güne yaymamak.
Bunu alışkanlık haline getirmemek.
Regli zamanlarında veya işte canın cidden sıkkın olduğunda, duygusal yeme oluyor ama okey.
Veya güzel kutlamaların olduğu zamanlarda esnemeliyiz diye düşünüyorum.
Atıyorum doğum günü. Benim veya başkasının.
Ya doğum gününe giderken de beslenmenin derdine düşmemeliyiz ya.
Bu alışkanlık şu şekilde olmalı.
Hiçbir yere giderken ya ama ben dikkat ediyorum ne yapacağım şimdi diye kendimizi geride tutmamalıyız.
Sosyalleşmekten korkmamalıyız.
Güzel beslenmek, az az yemek.
Bizim o kadar doğalımız olmalı ki en güzel yemeklerin olduğu ortamda bile böyle az az yiyeceğimizi bilmeliyiz.
Hiçbir şeyden kısmamalıyız.
Ama hiçbir şeyde abartmamalıyız.
Ya hayatın her alanında sakin ve telaşsız olmalıyız yani.
Bunu bayağı adapte ettim son zamanlarda hayatıma.
Çok memnunum bu durumdan.
30 yaşına gelen bir sakinlik sanırım.
Bir tokluk hissi genel.
Sonra düşünüyorum...
Yatağa telefonla girmemek.
Ya bunu yapmak çok zor, biliyorum.
Sizi diğer insanlardan ayıran her alışkanlığınız zor olacak zaten.
Kolay olsa herkes yapardı, öyle düşünün.
Bunu ben de çok yapamıyorum aslında.
Ya şöyle, kaç yıldır yapıyordum, yıllardır gerçekten bakmıyordum ve müthiş gidiyordum.
Ama hesap büyüdükçe, Instagram, podcast falan, özellikle akşamları çok DM geliyor.
Onları okumak istiyorum, merak ediyorum, bakasım geliyor.
Yani burada benimki daha kötü bence.
Çünkü eğlence amaçlı değil ne olursa olsun iş amaçlı bakmış oluyorum.
Don't the way yapmamalıyım.
Yine de çok dikkat ediyorum.
Özellikle artık böyle hani bazen aşırı uykunuz dalınca...
Yatağa girersiniz ya ben genelde öyle girerim.
Diziyi falan son ana kadar izlerim.
Artık böyle şey yapmaya çalışıyorum.
O ana kadar beklemiyorum.
Bir 10-15 dakika önce yatağa girip meditasyon falan yaparak uykuya dalıyorum.
Videolardaki kızlar gibi oldum ama her gün olmuyor arkadaşlar bunlar tabii ki.
Yapmaya çalışıyorum diyeyim.
Ya da hayal kuruyorum ya.
İstediğim şeyleri düşünüyorum.
O şekilde uykuya dalıyorum.
Beynin o uykuya geçme anı en değerli anmış.
O anda beyin dalgaları alfa dalgalarından teta dalgalarına geçiyormuş.
Teta dalgaları da bilinçli halden bilinç altına doğru geçiş aşamasıymış.
O anda kurulan hayaller mantıksal filtremiz azaldığı için çok daha canlı hissediliyormuş.
Bilinç altına daha güçlü şekilde kaydediliyormuş.
Bir de o an mesela yaratıcılığı acayip besliyormuş.
Sanatçılar, yazarlar falan o anda gelen fikirleri not alıyorlarmış.
Murat Gülsoy'dan yaratıcı yazarlık eğitimi almıştım.
Murat Hoca anlatmıştı. Uykuya geçiş anının ne kadar önemli olduğunu ben o eğitimde öğrendim.
Mesela... Salvador Dali eline küçük bir obje alıp böyle kaşık falan uykuya dalıyormuş.
Tam uykuya geçiş anında elindeki kaşık düşünce o sesle birlikte uyanıp zihninde oluşan ingeleri resimlerine geçiriyormuş.
Bunu yaratıcı zekası olanlar aslında zaten anlar.
Cem Yılmaz da bir röportajında ben uykunda çok senaryo yazdım diyordu.
Abi bana da çok oluyor. Bakın gerçekten uykunda edit yapıyorum, podcast konusu buluyorum.
Podcastta bahsedeceğim bir şeyle ilgili daha derin bir şey aklıma geliyor.
Gece uyanınca mesela not alıyorum bunları.
Benim mesainin asla bitmemesi.
Ama bence yaratıcı bir zihin böyle bir şey zaten.
Gerçekten mesainiz bitmiyor.
Tek yaratıcılıkla da ilgili değil aslında.
İşle ilgili şeyleri çok kanalize oluyorsak uykuda da düşünüyoruz.
Tabii burada bir dilekçeyi gönderdim mi acaba diye stresle uyanmak var.
Bir de aklıma güzel bir fikir geldi diye not almak için uyanmak var.
Ya da bazen o... Tam uykuya geçiş anında hatırlayamadığım bir şey falan aklıma geliyor.
Veya çok eski bir anı aklıma geliyor.
İlla yaşamışsınızdır bunu.
O uykuya geçiş anınızda sizi hiç ilgilendirmeyen, size hiçbir faydası olmayan insanların hayatlarına bakmayı bırakın lütfen ya.
TikTok bile olsa bu. TikTok herkese iyi geliyor biliyorum.
Bana da iyi geliyor. Ama ne olursa olsun bize bir faydası yok uyumadan önce onları izlemenin.
Kendinize odaklanın. Hayal kurun.
Rahatlayın. Ya huzurlu bir şekilde uyuyun.
Bu şekilde uyuyunca sabah uyanmak da zor.
olmadığı için erken uyanıp telaşsız bir şekilde güne başlamak mümkün oluyor.
Akşamdan sabaha böyle geçiyor günlerim genelde.
Haftada birkaç gün dışarı çıktıysam diğer günler mutlaka evde durmak istiyorum.
Kendimde kalmak istiyorum.
Sabit işi olanlar için mesela tatil günleri çok güzel bence.
Ya işten çıktın o gün tatil.
İşle ilgili hiçbir şey düşünmene gerek kalmıyorsa çok şanslısın.
Özellikle kamuda çalışanlar açısından falan bence çok güzel.
Benim için pek öyle olmuyor.
Yani Instagram falan devamlı aktif kalman gereken bir yer olduğu için 7-24 çalışmış oluyorsun.
Yine de bazı günler diyorum tamam bugün ne edit yapacağım, ne podcast yapacağım, ne story atacağım.
Hiçbir şeyle uğraşmayacağım. Hiçbir şeye bakmamaya çalışıyorum.
Oturup böyle bir şeyler izliyorum, kitap okuyorum.
Şimdi havalar soğuyor ama yine de güneş çıktı.
Üşenmiyorum, balkonda oturuyorum.
Ya 8 yaşındaki Zeynep tek başına yaşadığı balkonlu bir eve olduğunu bilse var ya kafaları yerdi.
Çok şükür doluyum bu konuda.
Hiç olmayacak bir şekilde çıkabildim çünkü eve.
O kadar istiyordum ki.
Bayağı manifest demiştim.
Aslında aksini hiç düşünmedim tamam mı?
Hani şey diyordum. Nasıl olacak bilmiyorum ama bu olacak.
Ben biliyorum kendi evime çıkacağım falan diyordum.
Ki bayağı geç kaldım baktığında.
Yani 29 yaşında çıktım.
Neyse işte evin tadını çıkarıyorum.
Evlenince yalnız yaşadığım zamanları özleyeceğim.
Bunun çok farkındayım.
Eninde sonunda olur podcast bir story atmış geçen.
Evlenmiş o da, bekarlık evini çok özlüyormuş.
Aile evinden bekar evine çıkarken hiç ağlamadım ama bekar evimden evlendiğim eve çıkarken çok ağladım dedim.
Eminim ben de öyle olacağım.
O yüzden şu an odaklandığım şey yalnızlık değil mesela.
Bunun yayını çok yapıyorum hani storylerde, vloglarda falan ama dalgasına diyorum.
Gerçekte kendime hep şunu hatırlatıyorum.
Bir gün şu an yalnız kalabildiğim zamanları...
Bu anları çok özleyeceğim.
Olabildiğince hakkını vermeliyim.
Olabildiğince kendi kendime tatlı bir hayat yaşamalıyım diye düşünüyorum.
Tamam bayağı hakkını verdim. Artık öbür aşamaya geçebilir miyiz?
Şaka şaka. Ya ama bilmiyorum ya.
Evimi o kadar seviyorum ki bakın.
Her gün evden çıkarken böyle eve şey diyorum.
Görüşürüz aşkım falan diyorum.
Gelince aşkım beni özledin mi?
Ben seni çok özledim falan yapıyorum şizofreni.
Şükrediyorum devamlı. Aile evindeki odama karşı da böyleydim bu arada.
O alanın nereye olduğu önemli değil.
Olduğum yerle bağ kurmak, oraya değer vermek, özen göstermekle ilgili bir şey.
Ya geçen birinin evine gittim.
Ev yaşamıyor abi. Öyle evlerden var ya.
Bana daral geliyor. Hiç sevmem yani.
Zaten yeni tanıştığım bir insanın evine gitmeyi de hiç sevmem o yüzden.
Evde bir tane obje yok, duvarda bir tane obje yok, ışıklar beyaz.
Ya 2025 yılında genç bir insanın ışığı nasıl beyaz olabilir ya?
Yok flora santak bir de soba kur odaya ya.
Balkon var kullanmıyor ya.
Balkonu olup kullanmayan insanlar sizin probleminiz ne?
Aslan yattığı yerden belli olur arkadaşlar.
İnsanların evi, karakterlerini...
çok fazlasıyla yansıtıyor bence.
Evinize, odanıza ne kadar önem veriyorsanız kendinizle de o kadar bağlantılısınızdır.
Kendinize de o kadar değer veriyorsunuzdur.
Önceden erkekler çok umursamıyor böyle şeyleri sanardım.
20 yaşındaki erkekler umursamıyor olabilir öğrenci kafasıyla ama işi gücü oturmuş kaç yaşında adamlar eğer kendine biraz saygısı varsa, biraz iyi yaşamayı seviyorsa, konforunu önemsiyorsa gayet
de umursuyor evinin eşyasını.
Tamam belki bizim kadar değil.
Ama gözüne bir şeyler takılıyor.
Yani ne bileyim en azından ışığın beyaz olmasından rahatsız oluyor.
Evinde bir düzen oluyor.
Neyse rutinlerimden bir diğeri de her gün evden çıkarken kahve yapıp çıkıyorum.
Wow. Ya metro, otobüs, araba fark etmez.
Neyle gidiyorsam o yüzden anlatıyorum yani.
Sadece arabanız olması gerekmiyor.
Evden çıkarken böyle bir rutininiz olması için.
Termos taşımıyorum çok. Onu sevmiyorum da.
Marketten çoklu bardaklar oluyor ya.
Yazın buz koyabileceğim plastik bardak alıyorum.
Kışın karton bardak.
Evden çıkıyorum elimde kahve, kulağımda müzik ya da podcast.
Arabayla açsam trafiğe çıkmadan sıraya diziyorum dinleyeceğim şeyleri.
Bu basit rutinlerin hepsi birleşip benim günümü güzelleştiriyor.
Şimdi havaalanına gideceğim mesela.
Havalanında yiyeceğim akşam yemeğimi.
Dışarıda yemek taşımak için plastik tek kullanımlık şeyleri aldım.
Ya biliyorum arkadaşlar. Ünlüler gezegenin içinden geçerken ben de günlük hayatımda bunlardan feragat edemeyeceğim ya.
Havalanına metro ile gideceğim işte.
Yolda edit yapacağım.
YouTube vlog editi.
2 saat falan sürecek metro ile gitmem.
Ama o yolda böyle kahve içip edit yapacağım.
Bunu düşünüyorum. Kendimi güzelleştiriyorum o yolu.
Anlatabiliyor muyum? Böyle anlarda yolda trafikte beklerken falan söylenmiyorum artık hiç.
Çok şükür diyorum. O an ne varsa iyi yanından bakıyorum.
Mesela şimdi anneannemin yanına gideceğim.
Diyorum anneannem hayatta çok şükür ki ben onun yanına gidebiliyorum.
İşimi ayarlayabiliyorum.
Yol uzak evet havaalanına bilmem kaç aktarmayla falan gideceğim evim uzak olduğu için.
Ama diyorum en azından kendi evim var hani sonuçta ona şükrediyorum.
Havaalanına gidince de evde hazırladığım yemeği yerim.
Uçakta dinleyeceğim podcastları indiririm.
Podcastta otomatik indirmeyi açın bu arada.
İnternet gidince...
İnsanı sinir ediyor. Podcastsız kalmayın.
Bir de yıllardır her uçağa bindiğimde bir dahakine kesin boyun yastığı alıp geleceğim diyorum.
Uçakta değilken de dışarıda gördüğümde de gereksiz geliyor almıyorum.
Bugün alacağım. Bugün kendime boyun yastığı alacağım yola çıkmadan önce.
2 saat 2 saattir.
O 2 saatlik yolculuğu daha konforlu bir hale getireceğim.
Bunu hak ediyorum abi. Twitter'dan sizlerle de takipleşiyoruz.
Görüyorum çoğunuz böyle yaşıyorsunuz.
Hatta çok daha güzel yaşıyorsunuz.
Ben bayılıyorum sizi takip etmeye.
Yaşadığımız hayatı güzelleştirmenin peşindeyiz.
Bir de gözlemlediğim şey ya bunu yapmayanlar veya hep dışarıda hep başkalarıyla vakit geçiren insanlar kendilerinden kaçıyorlar genelde.
Kendileriyle bağlantıda değiller.
Duygularını anlamlandırmıyorlar, fark etmiyorlar.
Devamlı böyle bir her şeyin üstünü kapatmaya çalışıyorlar.
İnsan çok fazla içe dönük de olmamalı.
Ama arada bir dönüp bir şeyler yaşadıktan sonra kendi içine bir bakabilmeli ya.
Ben ne yaşadım? Ben ne hissettim?
Neden böyle davrandım?
Bunları sorgulayacak bir alan tanımalı kendisine.
Ben yine birilerine laf sokuyorum da.
Laf soktuğum insanlar dinlemiyor bunu.
Neyse. Sizin de çevrenizde vardır illa böyle insanlar.
Benim de böyle olduğum dönemler oldu da neyse ki artık yapmıyorum.
İşte insan kendisiyle vakit geçirebilmeli.
Şimdi kış geliyor, sinemaya falan giderim arada.
Çok seviyorum ben sinemaya gitmeyi.
Geçen yılbaşında yıllık masaj paketi almıştım.
Bakın, yaptığım en iyi şeylerden biriydi.
Yılbaşı zamanı indirim oluyor hep masaj paketlerinde.
Bir yerden alın, bakın.
Müthiş bir şey. Her ay gidiyorum.
Bir de ben böyle şeylerde çok şanslıyım tamam mı?
Bir yerden aldım ben masaj paketini ama evime bayağı uzaktı.
Ama çok güzel bir yerdi ve bayağı indirimdeydi.
Ondan sonra bunlar benim evime daha yakın bir yere şube açtılar.
Spor salonu, O Wellness.
Aynen O Wellness, Vadi İstanbul'un oraya da açtı tamam mı?
Ve o kadar güzel bir yer olmuş ki.
Şu an... Benim aldığım, benim geçen yıl aldığım masaj paketi abartmıyorum 5-6 kat daha pahalı.
Ama benim hala hakkım var.
Çok iyi. İşte oraya her ay gidiyorum.
Çok iyi geliyor. Bu bölümde anlattıklarım masaj hariç.
Farkındaysanız bütçeyle alakalı şeyler değil.
Öğrenci, işsiz, ev hanımı yani ne olduğunuz önemli değil.
Önemli olan elindeki imkanla kendine rahatlık sağlayabilmek.
Olduğun yeri güzelleştirebilmek.
Bu bir mindset, bir zihniyet.
Bu zihniyeti... Şimdiden ne kadar iyi kurarsak her koşula zihniyetimiz sayesinde uyum sağlarız.
Ya hayat hep lineer bir çizgide ilerlemiyor tamam mı?
Ben mesela hayatım boyunca ya hayatım çok büyük bir çoğunluğunda rahat sayılabilecek şekilde yaşadım.
Son 6 aydır falan maddi olarak baya zorlandığım bir süreçten geçiyorum.
Kardeşime borcum var çoğu zaman evde kalmam gerekiyor.
Gidemediğim buluşmalar oluyor.
İhtiyacım olup alamadığım şeyler oluyor.
Golden Goz gibi falan diyormuşum.
Bazen biri bir şey diyor ve bayağı koyuyor mesela.
Ama kendime kurduğum zihniyetten dolayı ben şunu biliyorum.
Bu sadece bir süreç.
Bunu hayatımın mutlak gerçeğiymiş, nihai sonucuymuş gibi düşünmüyorum.
Tamam diyorum, yetişkin hayatı zaten böyle bir şey.
Bazen işler istediğin gibi gitmez.
Bu da o zamanlardan birisi.
Bazen duygusal olarak zorlanıyorum sadece.
YouTube vlogta da bundan bahsediyorum biraz.
Yani bakıyorum insanlar böyle zor zamanların içinden hep biriyle birlikte geçiyorlar.
Tek başıma geçiyor olmak beni yoruyor biraz.
Ama bu zamandan geçiyor olmak yormuyor açıkçası.
Çünkü geçici bir süreç olduğuna eminim.
Aksini hiç düşünmüyorum.
Hatta bu süreç geçer, rahatlarım, ferahlarım.
Her şey yoluna girer. Ama hayat o kadar uzun ki 10 yıl sonra, 15 yıl sonra ben yine bir düşüş yaşarım.
Düşüşün içinden de çıkarım.
Dediğim gibi yani hayat böyle bir şey.
Kimse kredi kartını kapatamadığı için ölmedi.
Kimse istediği ruju alamadığı için ölmedi.
Bir tweet vardı ya. Kredi kartlarımı patlattım.
Borcu varlık yönetime devrettiler.
Üstüme bir şey olmadığı için hiçbir şey yapamıyorlar.
Ne yapacaklar? Canımı mı alacaklar diye.
Adamın rahatlık seviyesi.
Yani tam öyleyim şu an. Bilmeyenler için bu arada avukatlığı bırakıp podcaster'la...
Geçmeye çalıştığım için artık çok az dosya alıyorum ve sınırda yaşıyorum.
Hani giderlerimi karşılayacak kadar.
Açıkçası umurumda değil.
Bunu bir yatırım olarak görüyorum.
Ya ben ömür boyu istemediğim bir iş yapmaktan kurtuluyorum şu anda.
Yaşıtlarım güzel sabit paralar kazanıyor.
Parasını değerlendiriyor.
İşte gayrimenkul alan var, araba alan var falan bilmem ne.
Bir risk aldım bende.
Her şeyin olduğu gibi bunun da bir bedeli var.
Biraz sınanıyorum. Nefsimi körelttiğim bir hayat yaşıyorum.
Elimdeki şeylerle idare ediyorum.
Bu sürecin de bana öğrettiği şeyler oluyor.
Ya dünyanın %80'ine göre falan hala çok iyi şartlarda yaşıyorum bakın.
Bunun idrakındayım. Bunu dinliyorsanız muhtemelen siz de öylesiniz zaten.
Söylenmeyi kendime hak görmüyorum ben.
O yüzden hiç söylenmiyorum. Sadece bazen sizinle paylaşıyorum.
Bence böyle zamanların da paylaşılması gerekiyor.
Hani mağdur edebiyatı gibi değil de çünkü mağdur olduğumu düşünmüyorum.
Peki şizofren yapar mı bu beni?
Ya hayır mağdur edebiyatı gibi değil de ne bileyim.
Ne var ki abi olabilir.
Hani hayatımdaki her şeyi paylaşıyorum.
Bunu da paylaşabilirim bence.
Dediğim gibi yani benim umurumda değil.
Ben gelecekteki halimde istediğim refah düzeyinde yaşayacağımı biliyorum zaten.
Yani kendime güveniyorum. Avukatlıkta nasıl para kazandıysam bunda da para kazanırım.
Hatta daha iyisini kazanırım.
Daha önce yaptım yine yaparım.
Daha önce de sıfırdan yaptım çünkü avukatlıkta da.
İşte öyle sadece durum bildirimi yapıyorum şu an size.
Eminim aranızda aynı durumda olanlar vardır.
Zaten mesajlar geliyor.
İşle ilgili sıkıntısı olanlar, atanamayan çok kişi var.
O insanlara gerçekten hepinize sabır diliyorum.
Ama böyle şeyler her zaman doğru zamanda olur.
Biliyorum çok klişe ama atandığınızda şunu anlarsınız.
Neden daha önce atanmadığınızı anlarsınız buna eminim.
Neyse insanlar zor süreçleri paylaşmıyorlar pek.
İnsanlar arkadaşları ile bile paylaşmıyor.
Ben burada sizle paylaşıyorum ama...
Dışarıdan herkesin durumu çok iyi sanıyoruz.
Benim instagramıma bakan bir insan da iyi sanar muhtemelen.
Değil abi. Hayat öyle bir yer değil.
Ben bunları dediğim gibi hayatın lineer bir çizgide ilerlemediğini bu yaşa kadar ailemde de tecrübe ettim.
Şimdi kendi başıma da tecrübe ediyorum.
Sıkıntı yok. Allah sağlık versin.
Aklımız fikrimiz yerinde olsun.
Her şey çözülür. Kendimize kurduğumuz bu zihniyetle...
Minimuma da adapte oluruz, optimuma da adapte oluruz, maksimumu da elde etmeyi başarırız diye düşünüyorum.
Sizi seviyorum, hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
