
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Fatih Altaylı, halam, ben ve sizin ortak paydası kendi kendini mutlu etmek mevzusuna kısa bi giriş yapıyoruz 🌱♥️✨ favori kitaplarımın bazıları https://app.hb.biz/1QjFhPaGIdzf #reklam #ortaklık Yeni bölümler çarşamba ve pazar saat 05:00'da tüm podcast platformlarında! ❤️🔥
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Bazı insanlar onlarca sorunun içinde hala pozitiftir.
Bazı insanlar da kuş üste negatif basar.
Sizce bunun sebebi ne olabilir?
Genciz, çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi, astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma teklifini o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde dinliyorsanız, 63.
bölümde. Maslow'un ihtiyaç piramidine dahil edilmesi gereken çok mühim bir konuyu konuşacağız.
Ama şimdi pozitiflik deyince yani pozitif kalmak deyince aklıma bir tweet geldi.
Tweet şöyleydi. Bir keresinde bir arkadaşımla evlerimizde yürürken sen çok güçlüsün ben olsam zorlanırdım demişti.
Kavşakta yollarımız ayrılmıştı ve ben eve gidene kadar ağlamıştım yazmıştı biri.
Tam benim atacağım türden bir tweetti ya okuduğumda kalbim sızlamıştı.
Neyse ben küçükken her yıl...
Köye giderdik. Gittiğimde de halamlarda kalırdım.
Yani benimle yaşlı kuzenlerim var.
Çok seviyordum onlarda kalmayı.
Ama asıl sevdiğim şey halamın kendine kurduğu dünyaydı.
Masalar hazırlar, böyle süsler koyar, bir şeyleri hep özenle dizer.
Böyle bir tipti tamam mı?
Burada kelli felvi bir masadan bahsetmiyorum.
Hani bazı insanların ailesi böyle şeydir ya halasına giderler mesela Kadıköy'ün en nezih semtinde flörünü takıp masasını hazırlayan ve evet evet hayatım diye konuşan İstanbul hanımefendisi
bir hala vardır orada. Bu değil kesinlikle.
Hatta tam tersi ya Giresun'da köyde büyümüş sonra evlenmiş hani merkeze taşınmış ama merkezde olsa da hala sonuçta küçük bir yerde yaşayan belki sınırlı imkanlarla hayatını sürdüren bir haladan bahsediyorum.
Belki hatta üzerindeki baskıya veya çevresindeki olumsuzluklara rağmen kendi rutini olan, minik minik şeylerle böyle evini süsleyen, biz gelince tatlı şeyler yapan, ne bileyim bir mum yakan, kendi
dünyası olan bir halam var yani.
Çok küçükken bile onun böyle bir dünyasının olması o kadar hoşuma gidiyordu ki.
Ya çok değişik geliyordu.
Çünkü bizim evde öyle bir vibe yoktu.
Geçen Instagram'da 8 yaşındayken yazdığım oda kurallarını paylaştım.
Hani oradan pay biçebilirsiniz.
Ben başka bir şey demiyorum.
Neyse halama gidince o farklılık çok hoşuma gidiyordu.
Anlamlandıramıyordum ne oldun ama ya böyle bir huzurlu hissediyordum.
Büyüdükçe anladım. Halam aslında kendi bahçesini yaratmıştı.
Kendi rutinleri vardı.
Sevdiği şey... Şeyler özenerek yaptığı çok basit şeyler vardı.
Hatta geçen yılda şöyle bir konuşma geçti.
Bir kolesi vardı tamam mı?
Kim aldı bunu çok güzelmiş falan dedik.
Enişten aldı dedik. Bu arada enişteme aşık.
Yani deliriyor. Çok seviyor kocasını.
Neyse biz de eniştem aldı sandık.
Sonra güldü. Yani ben aldım.
Enişten düşünemez böyle şeyleri.
Hani gittim aldım. Öyle birinin seni mutlu etmesini beklemeyeceksin, kendin mutlu olacaksın falan diyor.
Bunu hep yapıyor tamam mı?
Gidiyor kendisine bir şeyler alıyor ama böyle çok ufak şeyler bazen.
Hediye paketi yaptırıyor onu, özenle eve geliyor, onu açıyor, kullanıyor.
Hani genel olarak böyle bir vibe de takılıyor yani.
Çok hoşuma gidiyor bu durum benim.
Ve Giresun'un halamla İstanbullu, Frankofon, Fatih Altaylı arasındaki müthiş benzerlik.
Fatih Altaylı da öyle. Farkındaysanız.
Adam cezaevine girdi.
Her gün kendisine oluşturduğu bir rutin var.
Sabah ve akşam böyle günde iki kez dar alanda da olsa yürüyüş yapıyor.
Kitap okuyor. Maydanozu bardağa koyup masaya koyuyormuş.
Çiçek gibi düşünüyormuş. Beyaz pantolon, beyaz gömlek falan giyiyormuş.
Ütülü gözüksün diye yatağın altında hafif nemli bir havluyla presliyormuş sanırım.
Mayo giyip kayısılı meyve suyu ve sodayı karıştırıp avluda güneşleniyormuş.
Ümit Özdağ anlatırken Fatih Altaylı cezaevinde değil tatil köyünde gibi diyordu.
Adam gazpaço yapıyormuş ya cezaevinde.
Hani kendi hayat standartlarını orada bile yaratıyor.
Ya tabii ki ben burada cezaevi güzellemesi yapmıyorum da zaten konunun cezaevinde ile hiçbir ilgisi yok.
İngilizce'de bunun bir tabiri var aslında.
Hani Türkçe'de de keşke böyle kısa bir kelime olsa.
İngilizce'de resilience deniliyordu sanırım.
Böyle olumsuz durumlara karşı devam edebilme kapasitesinin olması bir insanın.
Fatih Altaylı da bunun çok ezber bozan bir örneği aslında.
Fato da kendi bahçesine sahip olanlardan yani anlayacağınız.
Benim yaşım ilerledikçe fark ettiğim bir konu oldu bu.
Bazı insanlara bakıyorum.
Elinde her şey var. Bak her şey, her türlü imkan.
Ama hala bir mutsuzlar.
O imkanları değerlendiremiyorlar.
Devamlı söyleniyorlar.
Burada bu arada psikolojik bir mutsuzluktan bahsetmiyorum.
Gerçekten bir doyumsuzluktan bahsediyorum.
Bazı insanlara da bakıyorum.
Abi hiçbir şey yok veya az şey var veya daha umutsuz bir durumda aslında.
Ama hani böyle huzurlu, iyimser, daha yapıcı.
Bunlar bana insanın kendi bahçesini yaratmasının hayatı boyunca kendisine yapabileceği...
en büyük iyilik olduğunu fark ettiriyor.
Biraz da mizah meselesi tabii ki.
Bazı insanlar daha optimist oluyor.
Her şeye daha iyi yanından bakabiliyor.
Kendisini mutlu edebiliyor.
Bazı insanlar daha bencil oluyor.
O yüzden her zaman kendisini ön plana koyuyor ve...
kendisini mutlu edebileceği şartları her durumda oluşturuyor.
Bazı insanlar daha mantıklı oluyor.
İçinde bulunduğu koşullardan en çok fayda sağlayabilecek şekilde hareket ediyor.
Yani bunu mantığıyla yapıyor.
Bunların hepsi kendi bahçeni yaratmanın farklı varyasyonları oluyor sanırım.
Benim gözlemim bu şekilde. Bazı insan da kendi bahçesini çocukluktan itibaren yetiştirmeye başlıyor.
Aslında belki de zorunda kalıyor.
Mesela çocukken bir şeyler kendisine altın tepside sunulmayan, altın tepsiyi de geçtim hadi.
Hani normal şekilde dahi sunulmayan, güzel şeylere ulaşması bir koşula bağlanan ya da ne bileyim...
Daha yalnız bir çocukluk geçiren insanlar bu bahçeyi çocukken yaratmaya başlıyor.
Çocuklar yetişkinlere göre çok daha kolay adapte olabiliyorlar her duruma biliyorsunuz.
Çok daha kolay bir şekilde bir şeyleri kabullenip veya içinde bulunduğu durumu kabullenip unutup devam edebiliyorlar.
Unutmak derken psikolojik kısmını geçiyorum bu konuna.
Demek istediğim şey, çocukken yalnız başına büyüyorsan, yaşıtlarına göre ihmal ediliyorsan, parka gideceğiz ama işte önce odanı toplaman lazım.
Ödevlerini yaparsan... Senle oyun oynarım falan gibi.
Hani böyle sen bir şey yapmadan sana bir şey verilmeyecek şekilde yetiştiriyorsan bir noktada sen kendi kendini mutlu etmek zorunda kalıyorsun.
Daha küçük şeylerle uğraşmaya başlıyorsun.
Ne bileyim ailenin oyuncak için yalvarmaktan yorulup kendi oyuncağını yapmayı öğreniyorsun mesela.
Hatta bence biraz daha kafanda yaşamaya başlıyorsun hayatı.
Yani gerçekte sahip olmadığın şeyleri varmış gibi hayal ediyorsun.
Az imkanla kendini mutlu etmeyi öğreniyorsun.
Burada maddi imkanlardan bahsetmiyorum.
Zaten anlamışsınızdır diye tahmin ediyorum ama mesela dedim ya az önce bazı insanların daha fazla imkanı var ama bir huzursuzlar diye.
Belki de o insanlar büyürken her dedikleri koşulsuz yapılan böyle Daha şımartılarak büyüyen insanlar.
O yüzden doyumsuz oluyorlar belki de bilmiyorum.
Ama bazen cidden çok şaşırıyorum ya buna.
Her şey olmasına rağmen söylenen bir insan görürsem ya deme öyle hani Allah'ın gücüne gider falan diyorum artık.
Ya bu arada ben her şeye olup travmatik bir geçmişi olup işte ailesinde kötü şeyler yaşayan o yüzden mutsuz olan insanlardan bahsetmiyorum.
Çok normal düzeyde.
İhtimallerden bahsediyorum öyle söyleyeyim.
Yoksa tabii ki illa parası var diye o insan mutlu olmak zorunda değil yani.
Ben mesela hayatta olduğum yerden asla şikayet etmiyorum.
Her zaman her şey için şükreden bir tipim.
Ama benden çok daha iyi konumda olup mevki anlamındaki konum değil genel.
Benim sahip olmadığım şeylere sahip olmasına rağmen bu konuda hayata sitemli konuşup bana dert yanan insan görünce inanın ne diyeceğimi bilemiyorum.
Hani orada şunu anlıyorum.
Bu insanın sahip olacaklarının sonu yok.
Çünkü edeceği şikayetin de sonu yok.
Yani ne kadar fazla şeye sahip olsa da her zaman daha iyisine gitse de bu insan her zaman şikayet edecek bir yanını bulacak o şeyin zaten.
Öbür yandan da hiçbir şey olmadığı halde ya da illa çok dramatik bir yerden düşünmemize, çok uçlarda düşünmemize gerek yok.
Az şeyi olduğu halde elindekine şükreden insan görünce işte yani şaşırıyorum ya ama mutlu da oluyorum.
Her şey maddiyat ya da zenginlik değil.
Hani bunu anlıyoruz zaten.
Bu bir zür teselsi değil aslında.
Mutluluk, iç huzur, keyif, kendi halindelik.
Bunlar var ya yani parayla pulla olan şeyler gerçekten değil.
Tabii ki hani burada otobüste ağlayacağımıza kendi arabamızda ağlayalım.
Ben buna sonsuz katılıyorum.
Para mutluluk getirmese de bir konfor getiriyor sonuçta.
Ama o konfor insanın kendi huzurunu sağlaması için yeterli mi?
Asla değil. Neyse herkesin bu bahçeyi yaratmasının farklı sebepleri vardır eminim.
Kendi açımdan ele alınca ben de mesela bunun çocuklukla ilgili bir şey olduğunu fark ediyorum.
Yani bir çeşit dayanıklık aslında.
Biraz da hayal gücünü geliştiriyor.
Ya ben böyle bir tipim mesela hani artık 30 yaşına giriyorum ve şunu biliyorum.
Beni dünya üzerinde nereye koyarsan koy Fatih Altaylı gibi yani Allah korusun da bir şekilde orada da kendi yolumu bulurum.
Ki bunu daha önce çok fazla kez tecrübe ettim zaten.
Bir de kendi alanıma aşırı takık bir insanım.
Yani çocukken de böyleydim.
12 yaşında falandım tamam mı?
Kardeşimle aynı odadaydık.
Evde fazladan boş oda olmasına rağmen.
O oda oturma odası değildi bu arada.
Bazı ailelerde böyle bir şey vardı.
Evde mesela fazla olan oda oturma odası yapılırdı.
Salonun kapısı hep kapalı olurdu ve çocuklar aynı odaya sıkışıp kalırdı.
Bizde öyle de değildi.
Evde fazladan bir oda vardı ama ben kardeşimle aynı odada kalıyordum.
Zorla. Neyse o kadar sinir oluyordum ki buna.
Bir gün evde kimse yokken böyle yerleri viledayla sildim.
Hani zeminin ıslaklığından yararlanmak için.
Kendi eşyalarımın hepsini diğer odaya taşıdım.
Bakın bunu nasıl yaptım bilmiyorum.
Nasıl gücüm yetti yani?
Dolabımı, yatağımı falan her şeyimi öbür odaya götürdüm.
Sonra da yani hep uğraştım ya.
Böyle işte duvarı boya, duvar kağıdı al.
Hani harçlığımı biriktirip bile böyle şeyler yapardım.
Yok işte büyüdükçe dolabını değiştir, şunu al, şunu yap falan.
Bunlarla uğraşıyordum çünkü o yaşam alanını güzelleştirmek benim için bir ihtiyaçtı.
Mesela bazı insanlar da bunu çok önemsemez.
Çünkü doğuştan bence öyle bir içsel bir ihtiyaçları olmuyor.
Neyse çocukluktaki...
Küçük şeylerle başlıyor kendi bahçeni yaratma işi aslında.
Ama büyüdükçe hayatındaki her şey yansıyor.
Ya bir insanın iş yapmasına bile yansıyor biliyor musunuz?
Veya gündelik hayatını kolaylaştırıyor.
Mesela ya en basitinden trafikte kalacağını biliyorsun mesela.
O yolun daha çekilir kılması için atıştırmalık hazırlayıp yola çıkıyorsun.
O trafikte söylenmek yerine kendi işte podcast listeni yapıyorsun.
Onları hazırlıyorsun. Ya hayatı daha romantize ediyorsun.
Kendi rutinlerin oluyor. Çok etrafla ilgilenmiyorsun.
Daha kendi dünyan odaklı yaşıyorsun.
Böyle deyince aklıma bir alıntı geldi.
Belki duymuşsunuzdur.
Facebook sözü gibi oldu ama çok güzel bence.
Neyse bu konuyu başka zaman daha derin, daha iyi örneklerle tekrar konuşmak istiyorum.
Ama bugün böyle minik bir kısa giriş yapmak istedim.
Siz de kendi bahçesini yaratanlardan mısınız?
Bunu merak ediyorum ama bir yandan da...
O kadar eminim ki.
Ya bu podcast'ı dinleyenlerin büyük bir kısmı kendi bahçesini yaratmayı geçmiş zaten artık.
O bahçeye çok güzel bakıyor.
Özellikle Twitter'dan takip ettiğim takipçilerimin tweetlerini görüyorum.
Ya o kadar benziyoruz ki.
Beni Twitter'dan takip ediyorsanız DM atın bu arada podcast'tan geliyorum diye.
Açıklamada tüm sosyal medyaların linki var.
Çünkü Twitter'dan siz takip edince ben de sizi geri takip ediyorum.
Böyle bilmiyorum. Sizin yazdıklarınızı görmek falan çok hoşuma gidiyor.
Veya oradan bir tweet atıyor biri.
Ne bileyim böyle şeyler hoşuma gidiyor.
Ve sevdiğiniz bölümleri de sizle benzeyen insanlarla paylaşın lütfen.
Daha çok kendi bahçesi olan insanla kesişelim.
Takipçi kitlesi açısından çok ya aşırı şanslıyım.
Eminim daha fazla bizim gibi insan da vardır.
Henüz bizi keşfetmemiş olan.
Bir gün bu konuyu daha derin konuşacağız dediğim gibi.
Sizi seviyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
