
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Daha zengin, daha vizyonlu, daha başarılı olacağını hissediyor; kabına sığamıyorsan bu bölüm senlik🤤💛🫵🏻Takip edip zili açmayı unutmayıın🔔
Instagram: bilinc.akisi.podcast
Apple podcastte puanlayın
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hatta hangi yılda dinliyorsanız...
Gencis. Bu
hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Hukukçular anladı. Dilekçelerde.
Hep kullanırız bunu. Nereden dinliyorsanız takip edip zili açmayı unutmayın lütfen.
Bu sandığınızdan çok daha büyük bir destek benim için.
Bir de PowerTürk Podcast ödüllerine aday olmuşuz.
Valla şaşırdım. Rakipler de bayağı güçlü.
Onore oldum yani. Açıklamadaki linkten yine üşenmeyip oy kullanırsanız çok tatlı olur.
Anyways. Bugün 4 yıl önce dinleyip unutamadığım...
Hatta hayatımı şekillendirmeme yardımcı olan bir video kestiğinden yola çıkıyoruz.
Hemen size de dinletmek istiyorum.
Çay da yaptım, fotokopi de çektim, editörümün kıyafetlerini kur temizlemeden de aldım.
Hepsini ben de yaptım.
Bunu yapmak istemedim sadece.
Bu beni suçlu yapmaz.
Bakın bu var ya. O kadar kilit bir cümle ki.
Çay da yaptım, kuru temizlemeye de gittim ama bunları yapmak istemedim.
Hayatın seçimlerden ibaret olduğunun kanıtı bir cümle.
Bu videoyu ben 2021'de yayınlandığında izledim.
Duygu Özdaslan ekşi sözlükteki soruları cevaplıyordu.
Bu arada bu bölümdeki tüm bahsettiğim videoları açıklamaya bırakacağım.
Ulan dedim, bu hayat bizim seçimimize bağlı bir şey.
Kız bunu istememiş ve kendine istediği gibi bir hayat kurmuş.
Ben de kurabilirim o zaman falan oldum.
Hep diyorum ya bazen insanın içinde bir şey oluyor.
Orada burada duyduğu tek bir cümle içindeki potansiyeli çıkartması için son bir dokunuş, son bir cila oluyor.
Ben de bu cümleyi duyduğumda bir ofiste çalıştığım ama kendi ofisimi açıp özgür olmak istediğim bir zamandaydım.
Aslında şimdi bakıyorum daha 25-26 yaşındaymışım ya ofis açmak için riskli bir zaman.
Ama o zaman bile içimde bir rahatsızlık vardı biliyor musunuz?
Yani bir yerde çalışıp birinden talimat almak, hesap vermek, onun istediği saatte işe gitmek istemiyordum.
Bu beni çok rahatsız ediyordu.
Ya kabına sığmazsın ya o hissi yaşıyordum.
O his aslında bayağıdır yaşıyordum.
Ya nasıl diyeyim? Ben orta sınıf bir ailede büyüdüm tamam mı?
Ya daha doğrusu belki çekirdek ailem bir dönem orta üst sınıfta kalıyordu 2000'lerde.
Artık o sınırlar bayağı küçüldü biliyorsunuz orta sınıf bayağı küçüldü.
Ama akrabalarım, yakınlarım falan herkes alt orta, orta sınıf karışıktı.
Baktığında hayatının potansiyeli belli.
Ama ben hep doğduğum tarafta kalmayacağımı hissediyordum.
Küçüklüğümden beri bu his vardı.
Büyüdükçe de o kabına sığamama hissi gittikçe arttı.
Geçenlerde köye gittim.
Şimdi kondan konuya atlamış olacağım ama durun bağlayacağım.
Köydekilerle konuşuyorum işte babamın akrabaları falan.
Herkes şunu söylüyor.
Baban hep farklıydı ya onda hep bir farklılık vardı diyorlar.
Babamlar bakın altı kardeşler.
Köyde doğmuş büyümüşler.
Küçükken ya böyle zeytini bile sayıyla yerlermiş.
Dedem Yemen'de işçi olarak çalışmış gelmiş arıcılık falan yapmış.
Babam okulu bırakmış çoban olmuş.
Ya okumayacakmış aslında.
Ne yapacaktın diyorum çobanlığa devam edecektim diyor.
Sonra hem fırsatların karşısına çıkması hem babamın onları değerlendirmesi bir şekilde okula devam etmiş.
Dışarıdan okumuş o sırada çalışmış.
Bir akrabası mesela babamı muhasebe kursuna yollamış.
O akrabasıyla konuştum köyde.
Dedim babam hep söylüyor siz yollamışsınız hani bu yüzden çok büyük bir vefa duyuyor falan dedim.
Adam dedi ki ben yolladım ama baban da o kursa birinci oldu kendisi çok çalıştı dedi.
Mesela ben bu kısmını bilmiyordum.
Ya da lisede İstanbul'a taşımış bunlar ailece.
Babam bir tane semtten geçerken hep şey dermiş hani.
Ben ileride burada oturacağım.
Yengemler falan da gülermiş.
Aynen Mustafa falan derlermiş.
Babamlar orada oturuyor şu an.
Lüks bir semt değil bu arada.
Ama babamın geldiği yer ve onların...
ailesi için o zamanlar ulaşılamaz bir semtmiş.
80'lerden bahsediyorum.
Bu arada kötü durumda bir aile değil ama bence ailesi bu seviyede olanlar anlamıştır demek istediğimi.
Mesela şey diyorlar, baban lisedeyken bile kaliteli kıyafet almaya çalışırdı, özen gösterirdi diyorlar.
Bakın bu o kadar garip bir şey ki.
Yani garip olan şu, bir insanın eğer isterse ve emek verirse sıfırdan belli bir noktaya gelebileceğine ben tüm hayatım boyunca birebir şahit oldum.
Benim doğduğum evle büyüdüğüm ev farklıydı.
Benim gittiğim okulla kardeşimin gittiği okul farklıydı.
Bizimkiler genç ebeveyn olduğu için o ilerleme dönemlerinde ben her şeye şahit oldum.
Bunu önceden dezavantaj olarak görüyordum.
Çünkü biz beraber büyüdük ve o gelişme dönemlerine şahit oldum.
Mesela ailesi, daha büyük yaşlardaki arkadaşlarım hep daha iyi bir ekonomik düzeyde büyüdü.
Ama bizimkiler daha genç olduğu için adamlar zaten hayatını oturtamamış.
O sırada ben üniversiteye gelmişim artık.
Yani daha iyisi olabilirdi.
Bu yüzden ben bunu dezavantaj olarak görüyordum.
Ama artık bakış açımı biraz değiştirdim.
Kendim de şu anda o yollardan geçtiğim için o sürece bakıyorum ve bana ilham oluyor.
Toplumun sosyoekonomik olarak alt sınıfından gelip...
köyde doğup büyüyüp kendine metropolde bir düzen kurmak, o düzeni büyütmek ve sürdürmek size ne kadar mümkün geliyor şu an mesela?
Ben burada zenginlikten bahsetmiyorum bakın.
Yani toplumun alt sınıfından orta üst sınıfa çıkabilmekten bahsediyorum.
Kendisine daha çok inansa üst sınıfa falan da çıkardı.
Alttan ortaya çıkmak ortadan üste çıkmaktan daha zor bir şey bence.
Bir de o zamanlar daha keskindi bu sınıflar.
Ya ben de sınıf atlamak gibi çiğ bir yerden söylemiyorum ama dediğim gibi doğduğum tarafta kalmayacağımı hep hissediyordum.
Benim ailemde yurt dışına giden, gezen falan hiç insan yoktu mesela.
Ben küçükken televizyonda sunucular oluyordu ya hep geziyorlardı.
Hafta sonları program yapıyorlardı.
Abi onlara bir kitleniyordum.
Şimdi düşünüyorum kendimi o televizyon programlarına maruz bırakmışım.
O yüzden düşünce yapım da ona göre şekillenmiş.
Onları izleyip böyle Atlas falan karıştırıyordum.
Çok iyi hatırlıyorum. Hatta bakın daha da büyüdüğümde 2013'te Instagram geldi Türkiye'ye tamam mı?
Açtım baktım tek Buse Terim falan var.
Hiç unutmuyorum. Dershanedeyim.
Buse Terim'in Shake Shake hamburger postunu gördüm.
İlk postuydu gözümün önünde şu anda.
New York'tan atmış. Bunu ben screenshot aldım.
Dedim ki Amerika'ya gidince yerim.
Ama hani bunu şu anki gibi düşünmeyin.
2013'te ben 18 yaşını bile doldurmamışım.
Daha lise sondayım. Muhafazakar bir ailede büyümüşüm.
Ailemde bırak bir kızın yurt dışına gitmesini.
Erkek olarak bile örnek yok önümde.
İdol alabileceğim birisi yok.
Etrafımda yurt dışına giden arkadaşım da yok.
Ben şey diyorum. Dersem de salak salak sırada otururken tamam ya Amerika'ya gidince yerim diye fotoğraf kaydediyorum telefonuma.
Hala gidemedim Amerika'ya.
Şey şey Türkiye'ye geldi o sırada ama başka bir sürü ülke gezdim gerçekten de.
Bunların olacağını hissediyordum bir şekilde.
Babam da böyleymiş. Yeni öğreniyorum.
İşte biz bu içimizdeki hisleri...
Kabına sığamama, şartları bir ileriye taşıma hissini nasıl pratiğe dökebiliriz?
Bu hissi nasıl yönetebiliriz?
İçimizdeki potansiyel noktalara doğru nasıl yol alabiliriz?
Bunun üzerine konuşalım istiyorum biraz.
Benim uzun yıllar boyunca yaptığım hatadan başlamak istiyorum.
Çevrende senin olmak istediğin türden insanlar olmalı.
İçinde hayatını bir ileriye taşıma hissi varken çevrendeki insanlar sadece senin şu anki hayatından insanlar olunca Perspektifin hep aynı kalıyor.
Mesela lisede dedim ya çevremde yurt dışına giden arkadaşım yoktu diye.
Benim olduğum lisede, dershanede falan kesin vardır o zamanlar.
Ama ben onlarla arkadaş değildim.
Kendime benzeyen insanlarla arkadaştım.
Benle aynı seviyedeki insanlarla arkadaştım.
Üniversitedeyken de bakıyorum o zamanki arkadaşlarıma.
Çoğunun maddi durumu bizim aileden daha iyiydi tamam mı?
Zaten benim üniversite dönemlerinde böyle bizim ailede bir durgunluk dönemi oldu.
Yani benim için tatsız bir dönemdi.
Ama benim takıldığım insanların vizyonları rezaletti.
Ya gittikleri yerler, hayat tarzları falan.
Ya Başakşehir'de kafeye gidiyorlardı abi.
İstanbul'da yaşıyorsun. Üniversiteden sonra bir sürü boş vaktin var.
Ya istediğin her yere gidebilirsin.
Bunlar Başakşehir'de kafeye gidiyorlardı.
Aileleri benim ailemden çok daha zengin olmasına rağmen babamın bizi götürdüğü yerleri bilmiyorlardı.
Ya bu... Mesela o ortamda en vizyonlu ben kalıyordum ama benim kalmamam gerekiyordu.
Çevrenizdeki insanların ileride yaşamak istediğiniz hayatla bir bağı olması gerekiyor.
Anlayacağınız üzere burada demek istediğim şey maddi durumla ilgili değil.
Burada demek istediğim şey vizyonla ilgili.
Hayatı yaşama tarzıyla ilgili.
İşte benim lisede ve üniversitede takıldığım insanlar beni ileriye taşıyan insanlar olmadı.
İnsan o yaşlarda...
Hayatı çok anlamlandıramadığı için kendisinden daha iyi yaşayan insanlarla yakın olamıyor.
Ama en azından bir gözlemlemek, bakmak falan çok iyi olurdu.
Şu anki gibi Instagram, TikTok da aktif değildi.
Ben bunu yapamadım. Bu çok söylenen bir şeydir mesela.
Bir ortamdaki en akıllı sizseniz yanlış ortamdasınızdır muhabbete.
Demek istediğim şey de biraz öyle aslında.
Bir ortamda en vizyonlu olmak, en çalışkan olmak, hatta en komik olmamak lazım.
İnsanı yerinde saydıran, dünyasını daraltan bir durum oluyor.
Biz dünyamızı hep genişletmeye çalışmalıyız bence.
Hep daha geniş bir açıdan bakmaya çalışmalıyız.
Herkes bizim gibiyse ve herkes yaptığımızı, dediğimizi tasdikliyorsa orada ilerleme mümkün olmuyor.
O arkadaş grubum öyleydi.
Ya ben mesela onlara diyordum işte şuraya gidelim buraya gidelim falan.
Gidiyorduk hani seviyorlardı da.
Ama abi bilmiyorum ya dar bir alanda kalıyordum bence.
Üniversitedeki şansım şu anki en yakın arkadaşımla tanışmak oldu.
Onunla da aynı üniversitedeymişiz ama okulda tanışmadık.
Kendi çevremin dışına o kadar çıkmıyordum ki.
Ya kızı görmemişim bile.
Yaz stajına başlamıştım.
Bayağı iyi kurumsal uluslararası bir ofiste.
O da orada yaz stajına başlamış.
İki yıldır aynı okulda olmamıza rağmen stajda tanışmıştık.
Onun aile büyükleri bulunduğu şehirde iyi bir aile tamam mı?
Ya benim aile büyüklerime bakınca işte o zamanlar köylü, tüccar falan diye ayrılıyorsa sınıflar.
Bizimkiler köylü, onlarınki tüccar sınıfta olurdu sanırım.
Eğitimli bir aileler. Dededen beri.
Benim ailemde okuyan ilk insan babamken onun ailesinde dedesinin babası falan muhtemelen.
Bu nesil farkı ne olursa olsun sen kendini ne kadar geliştirirsen geliştir genetik bir davranış kalıbı olarak yerleşiyor bence.
Şimdi somut bir şey örnekleyemiyorum ama benim hayatımda o en yakın arkadaşım kesinlikle bir vizyon olmuştur.
Yani onunla yakın arkadaş olmak bana eminim fark etmesem de çok şey katmıştır.
Bunun gibi farklı çevreden insanlarla arkadaş olmak lazım diye düşünüyorum.
Ya senin ailene benzeyen aileden insanlarla sınırlı kaldığında çok dar bir alanda kalıyorsun ya.
Farklı aile dinamikleriyle tanışmak lazım.
İlla herkes çok iyi çevrelerde, şartlarda olsun demiyorum.
Ama çevrenin farklı profillerden oluşması gerektiğini düşünüyorum.
Eğer hayatınızı bir ileri noktaya taşımak istiyorsanız...
Yaşam tarzınızı ailenize göre daha da geliştirmek istiyorsanız, farklı çevrelerden insanlarla takılmayı bir konforsuzluk, bir yetersizlik olarak değil, vizyon olarak, katma değer olarak görmeniz gerekiyor.
Ben bunu daha yeni anlıyorum.
Ya Instagram'da takip ettiğiniz insanlar bile, istediğiniz hayat tarzını yaşayan insanları takip edin.
Onları izleyin. Ya hep söylüyorum, o insanların rutinlerine bakın.
Hayatlarını inşa etmek için neler yapmışlar, bunları dinleyin.
Mesela ben podcast'ı büyütmeye çalışırken o kadar çok başarı hikayesi dinledim ki bakın.
Arkadaşım geçen diyor ki sana konsekmanı atmıştım hepsini ezberledim bunların demiştin diyor.
Gerçekten ya hepsini ezberledim.
Sıfırdan gelip kendi işini büyüten özellikle de böyle meslek değiştiren yaratıcı sektöre geçen herkesin hayatını ezberledim.
Onları izlemek bana her zaman inanç verdi.
Hepsinden farklı bir şey öğrendim.
benim büyüdüğüm aileye göre sıfırdan gelenleri izlemem gerekiyordu tamam mı?
Burada bence önemli bir nokta bu.
Gidip de babasının yatırımıyla start-up kurup başarıyı hikayesi anlatanlar benim hikayemde bana ilham olamazlar.
Ancak küfreder kapatırım onlara.
Benim ailem bana destek falan olmadı çünkü.
Anlatmıştım daha önce. 3 ay dedim ya bakın 3 ay bana destek olun.
Sosyal medyayı büyütmek istiyorum.
Aynı anda 2 işi yapamıyorum artık hani çok bunaldım.
Bunu bir denemek istiyorum dedim.
Yok dediler. Olmayız.
İnanmıyorlar çünkü anlamıyorlar.
Kale bile almıyorlar. Mesleğin varken ne işin var oralarda diyorlar.
Destek olmak için de önce kendilerine inanmaları lazım.
Biliyorsunuz. Onlara göre bizim ne düşündüğümüzün hiçbir önemi yok.
Neyse. O yüzden ben sıfırdan gelenleri dinledim hep.
Kendi olduğunuz yer neresiyse o insanları dinleyin.
Ya ailesi zengin olanlar bir tık ileriye nasıl gitmiş?
Onları dinleyin mesela. Atademir Erben'im.
Çok örnek aldığım bir insan.
Sıfırdan geldiği için ayrıca seviyorum.
Nasıl olunur da şöyle bir şey söylüyordu.
Ben hiçbir zaman para için yapmadım.
Ben kendi içimdeki üretme isteği için yaptım diyordu.
Siz bunu yapınca zaten paraya kapıyı kapasanız da para size bir şekilde gelir.
Oradaki amaç yaratmaksa, üretmekse bunu içten şekilde yaparsanız paranın size gelmesi çok kolay diyordu.
Bunu hiç unutmuyorum. Bakın iki yıl olmuş dinleyeli.
Kulağıma küpe oldu hep.
Hasan Can Kaya mesela. Tutku partam yapılmıyor.
Risk aldım işimi bıraktım demişti.
Bu lafı da hiç unutmam.
Bunu duydum. Çok mantıklı geldi.
Tam zamanlı vakit ayırmaya başladım istediğim şeylere.
Ya siz zaten bir şeyler kapmaya hazırsanız çevrenizdeki her bir insan ve maruz kaldığınız her bir şeyden içinde bulunduğunuz duruma göre bir ders çıkarırsınız.
Ben bunu bana gelen DM'lerden de çok net görüyorum.
Algıları açık dinleyici benim alelade söylediğim şeyden bile kendine bir pay çıkarıyor.
İçerik tüketirken bile önemliyken bu konu kanlı canlı vakit geçirdiğimiz insanlar daha da önemli.
Bunu söylemek istiyorum. En kötü ihtimalle inşa etmek istediğiniz hayatı yaşayan insanları Görebileceğiniz yerlerde takılın.
Bunu dediğim gibi illa maddi olarak düşünmeyin.
Mesela çalışkan bir insan olmak istiyorsanız çalışkan insanlarla takılın.
Spor yapan bir insan olmak istiyorsanız spor yapan insanlarla takılın.
Hayatınıza istediğiniz her türlü katma değeri uygun bir insan tipi vardır.
Bunları hayatınıza dahil etmeye çalışın.
Benim kafama açan şeylerden birisi de İmangassi diye bir çocuk var.
Yine açıklamaya ekleyeceğim.
Belki biliyorsunuzdur.
Çocuk sıfırdan gelen ve küçük yaşta çalışmaya başlayan, şu anda şirketin zar turu işte her şey kurmuş, aşırı zengin olmuş bir çocuk.
Bu hikaye ne kadar doğrudur bilmiyorum tabii ki.
Ama ben onun videolarını çok izliyordum.
Ondan öğrendiğim şey şu oldu.
Çocuk diyor ki, Starbucks'ta bir kahveye 5 dolar vereceğinizde, güzel bir otelde için o kahveyi veya lüks bir restoranda için, hani en lüks restoranda kahveyi vereceğiniz maksimum ücret 15 dolardır diyor.
Aradaki 10 doları o an siz kayıp olarak görürsünüz.
Ama lüks bir restoran.
yıllık 50 bin dolardan fazla para kazanmanın mümkün olmadığı iken o lüks restoranda kolundaki saat 250 bin dolar olan insanları gördüğünüzde 50 bin dolardan fazla kazanmanın da mümkün olduğu bilincinize
yerleşir diyor. Bakın bu o kadar doğru bir yaklaşım ki.
Lütfen bunu uygulayın.
Devamlı dışarı çıkacağınızda ayda bir kere iki kere çıkın ama güzel yerlere gidin.
Kaliteli yerlere gidin. Mesela yediğiniz yemekten falan kısmayın.
Bu insanın öz değerini düşüren bir şey bence.
Abi devamlı dışarıda yeme.
Çok az ye ama kaliteli bir şey ye.
Oradaki insanlarla aynı enerjide olmak bile bakış açısını değiştiren bir şey.
Ben bu bakış açısını genel olarak hayatıma uyarlıyorum.
Eskiden de farkında olmadan yapıyormuşum.
İnanılmaz etkili bir şey bence.
Şöyle ince bir çizgi var burada.
Siz özentilikten işte gideyim de o otelde kahve içeyim, story atayım, güzel fotoğraf çekeyim, millete göstereyim kafasında giderseniz o iyi mekanlara.
Aşırı çiğ ve kalitesiz bir hareket olur.
Sırf insanları bir şeyler göstermek için sınıf atlamaya çalışmaktan bahsetmiyorum.
Bu zaten çok hissediliyor tamam mı?
Mesela story'e mekan etiketleyen insanlar.
Abi neyin kafasını yaşıyorsunuz ya?
Bu bana o kadar kalitesiz bir hareket olarak geliyor ki.
Mesela içerik üretirken ben bazen etiketliyorum.
Hatta bakın düşünüyorum şimdi muhtemelen etiketlemiyorum ama hadi bazen etiketliyorum diyelim.
Bunun sebebi de... Neredesin?
Burası neresi diye sorulmasın.
DM'de kalabalık yapmasın diye etiketliyorum.
Normalde kendi hesabımdan attığım hiçbir story'i etiketlemem.
Bu bana bilmiyorum çok bayağı bir hareket gibi geliyor.
Görmemişlik gibi geliyor.
Ben burada dediğim gibi sınıf atlamaya çalışmaktan bahsetmiyorum.
Aitlikten bahsediyorum.
Kabına sığamamak dedik ya.
Bunu hissedenler beni anlar.
Bunu hissetmeyenler de özentilik görür.
Hayır abi bu özentilik değil.
Ya nasıl diyeyim? Daha kaliteli bir hayata ait hissetmek.
Frekansının orada olması ya.
Bakın geçen şöyle bir şey oldu.
Biraz utanıyorum aslında bundan ama size de belki bir düşünce yapısı olur, bir perspektif olur diye anlatacağım.
Ben bayağıdır gömercin kuşlarına gitmek istiyorum tamam mı?
YouTube'da izliyorum, çok seviyorum.
Seyircili haline de gitmek istiyorum.
Kaç kez bilet alacağım, alacağım ama birinci kategori pahalı, ikinci, üçüncü kategoride almak istemiyorum.
Bakıyorum bilet ekranına.
Yok diyorum ya ben artık 3.
kategoriden gösteri izlemek istemiyorum.
Kendimi o koltuğa ait hissetmiyorum falan kafasındayım.
Allah başka dert vermesin.
Öğrenciyken falan çok giderdim tamam mı?
Tiyatro, sinema işte gösteriler bilmem neler.
Böyle şeyleri çok severdim.
Ama tabii ki öğrencisin ve harçlığınla gidiyorsun.
Hep en düşük kategoriden alıyorsun o yüzden.
Şimdi ben bakıyorum bilet ekrana ya diyorum ben artık oraya ait hissetmiyorum moduna girdim.
Sırf bu yüzden almadım bilet.
Ama bir yandan da gidip canlı izlemek istiyorum.
Hem çok seviyorum hem de Ayşe Balıbey'e örnek aldığım için diyorum bakayım bir nasıl yapıyorlar bu işi.
Hani bir göresim de var tamam mı?
Sonra gösteri günü.
Dedim ki tamam alacağım bilet.
Girdim ekrana. Birden aklıma geldi.
Ya dedim kadına bir mesaj atayım belki görür.
Benim bildirimim kapalı mesela Instagram'da ama ben Instagram'da dolaşırken üstten mesaj geldiğinde direkt görüyorum.
Hatta şaşırıyorsunuz nasıl direkt cevap verdin diye.
Instagram'da dolaşırken geldiği için o mesaj o yüzden görüp cevap verebiliyorum.
Dedim belki öyle bir şey olur.
Aşırı derecede utanarak bakın hani şu ana kadar yaptığım en utanç verici şeylerden biriydi sanırım.
Böyle birine mesaj atmak tarzında.
Böyle şeylerden çok rahatsız olurum.
Ama üçüncü kategoride izlemeyi o kadar istemiyorum ki.
Kadına mesaj attım. Bir de artık empati yapabiliyorum tamam mı?
Düşündüm dedim. Ben böyle bir gösteri yapsam, bir takipçim bana mesaj atsa, gösterime gelmek istese ben normal karşılar okeylerdim.
Sonuçta o insan beni sevdiği için gelmek istiyor.
Ama o sırada bilet alamıyor belki ve rica ediyor.
Bunda bir şey yok diye düşünürdüm.
Tabii ben burada bilet alamıyor değilim.
Ben burada birinci kategoriden bilet alamıyorum.
Bu lükse giriyor. Yine de mesaj attım.
Dedim ki... Ex meslektaşım, selam.
Akşamki gösterinizde mümkünse tek seferlik.
Davetli olarak izlemeyi çok isterim.
Söz zengin olunca hep hep hep birinci kategoriden bilet alacağım.
Öyle geleceğim dedim.
Kadın direkt gördü ve gel Zeynepciğim yazdım seni dedi.
Sonra gittim işte arkadaşımla gidiyoruz.
Dedim ki ya dedim ben artık bu gösterileri birinci kategoriden en önden izlemek istiyorum.
Hani yoksa gitmek istemiyorum falan dedim.
Güldük. Abi gittik.
Kadın en önden yer ayırtmış.
İlk başta en öndeki herkes davetlidir sandım.
Öyle bir olay var falan sandım.
Ama yanımızdakiler hep biletliydi.
Hatta davetli olan birkaç kişi daha vardı.
Onlar daha arka sıralardaydı.
Ya anlatabiliyor muyum demek istediğimi?
Ben artık kendimi oraya ait hissetmediğim için öyle ya da böyle ait hissettiğim yer benim hayatıma dahil oldu.
Bu her konuda böyle.
Mesela yeni ruhsat aldığımda aşırı saçma bir yerde çalışıyordum.
İğrenç bir ofiste.
Evime çok uzaktı.
Üç vesayet gidiyordum.
Evden metrobüse gidiyordum.
Metrobüsten inip otobüse biniyordum.
Otobüsten inip başka otobüse biniyordum.
Dünyanın en saçma olayıydı.
Ama altı ay çalıştım orada.
Neden biliyor musunuz?
Çünkü ofis bebekteydi.
İstanbul'un en iyi semtlerinden biri.
Ben orayı ve oradaki insanları izlemeyi çok seviyordum.
Ya manavı bile farklıydı.
Bakıyordum manavdaki sebzelere.
Abi maydanoz farklı olabilir mi?
Yemin ederim farklıydı.
Manavın, bakkalın, düzeni, tertibi, her şeyi farklıydı.
Köyden gelen şaban gibi anlattım da.
Ben oraya normalde de gidiyordum hani gezmeye falan da hafta sonu falan akşamları falan da gidiyordum.
Ofisi de orada seçtim çünkü hani biraz çalışma hayatının orada nasıl olduğunu görmek istedim.
Mesela öğle arasında sahildeki insanları izliyordum.
Bakıyordum diyordum ya bu insanlar ne iş yapıyor ki gün içinde sahilde arkadaşıyla yürüyüş yapabiliyor.
Benim öğle aram bir saat onda da bir dakika geç kalsam laf yapıyorlar hesap veriyorum.
İnsanlar hafta içi gündüz vakti sahilde takılıyor.
Bunu görmek bana öyle bir hayatın, öyle bir iş hayatının mümkün olduğunu gösterdi biliyor musunuz?
Ben şu an hafta içi, gündüz vakti sahilde yürüyüş yapma özgürlüğüne sahibim.
Buna aşırı minnettarım, aşırı derecede şükür doluyum.
Tabii ki bunun da dezavantajları var.
Kendi işini yapmanın işte serbest avukatlar çok iyi anlar beni.
Kendi işini yapmanın da bazı dezavantajları var.
Ama ben o özgürlüğü seçtim.
Orada her zaman seçmeniz gereken bir şey oluyor zaten.
Mesela bizim olayımıza ya bağlı çalışacaksın, her ay garanti bir şeyi seçeceksin, birikim yapmayı seçeceksin ya da özgürlüğünü seçeceksin ve biraz daha mentalini bozmayı, biraz daha sabit gelirsiz, önünü göremeden
yaşamayı seçeceksin.
Ben özgürlüğümü seçtim.
Bunun için gerçekten dediğim gibi çok minnettarım.
Bunlar aşırı önemli şeyler.
Yani hepsi bedava arkadaşlar.
Benim gidip orada 6 ay çalışmam, oradaki insanları gözlemlemem bedava.
Ben evimin dibindeki bir ofise de gidebilirdim.
Ama bu hayatın mümkün olduğunu o zaman göremezdim.
Beynin başka bir hayatın mümkün olduğunu, başka insanlar başardıysa sizin de başarabileceğinizi görmesi gerekiyor.
Çevrenizdeki insanlarla vizyonu genişletmesi gerekiyor.
Duygu Özaslan da memur bir aileden geliyor.
Benim bu piyasada en saygı duyduğum insan.
Danılabileceği falan saygı duymuyorum çünkü o zaten bir proje olarak çıktı tamam mı?
Ama Duygu Özaslan...
12 yıldır ben onun her aşamasını takip ettim.
YouTube'da 10. yıl videosunu izleyin Duygu Özastan'ın.
İlk kamerasını babası kiralıyor.
Pahalı diye onu bile almıyor.
Kız sonra babasına Mercedes alıyor.
Ay tülim diken diken oldu. Bu maddi yönü.
Diğer taraftan bakarsak kız o zamanlar dünya gündemini takip ettiği ve vizyonlu olduğu için daha üniversitedeyken bile YouTube'a başlamayı akıl ediyor.
Özgüvenli olduğu için...
Kimse bunu yapmazken insanların onunla dalga geçmesini göze alıp videolar çekebiliyor.
Kendini geliştirdiği için makyaj öğrenip makyaj öğretebiliyor.
O yaşta kendisine kattığı bu değerler toplanıp şu anki duygu öz aslanı oluşturdu.
Çoğu insan saygı duymuyor, laf ediyor ama bence kadın bir marka.
Ben çok saygı duyuyorum ve çok seviyorum.
Bir de pahalı ruj teorisi diye bir şey var tamam mı?
TikTok'ta yabancı bir kadın şunu iddia ediyor.
Bir kere çok istediğiniz pahalı ruju alırsanız...
Onun hissine alışırsanız o rujdan daha aşağısını kullanmak istemez ve kendinizi hep o seviyede tutmaya çalışırsınız diyor.
Daha çok uğraşırsınız diyor.
Ben buna aşırı katılıyorum.
Ya ve hep yaptım da zaten.
Önceden hep L'Oreal falan kullanırdım tamam.
Normal makyaj malzemeleri kullanırdım.
Geçen yıl dedim ki ben bunları iyi markalardan alacağım artık.
Hani ben istemiyorum bu markaları kullanmak falan.
Ne oldum? Yine bir iyiye geçme perileri gelmişti.
Dior Nars falan aldım her şeyi.
Makyaj çantamda onların olması ve her gün onlarla makyaj yapmak bile bana daha iyi hissettiriyor.
Mesela hiç şöyle de demiyorum.
Atıyorum köye gittiğimde de ben o makyaj malzemelerini kullanıyorum.
Çünkü onlar benim için özel ve özel günlerde kullanılması gereken markalar değil.
Onlar benim günlük hayatıma dahil ettiğim ve normalim yaptığım şeyler artık.
Bunlar çok küçük şeyler gibi duruyor.
Bence zihnimizde normalleştiriyoruz göre göre.
daha iyi hissettiriyor. Burada yine ince bir çizgi var.
Hiçbir şey alamayıp 12 taksitle saçma sapan lükse para harcayan beyaz yakalı modunda yaparsanız bence işe yaramaz.
Ama ben bu ürünleri kullanan bir insanım ve bunlar hani benim normalim modunda.
O aitlik hissiyle yaparsanız hayat standartınızı iyileştiriyor.
Son 2 yıldır falan hayat standartımı ben kendi emeğimle, kendi vizyonumla daha iyi bir yere taşıdım.
Bunda çevremdeki insanların gittiğim yerlerin de çok etkisi oldu.
Son 4 yıldır Herkeste caddede buluşuyorum mesela.
En son çalıştığım ofis oradaydı.
Ya o kadar sevdim ki orada olma hissini.
Yine öğle arasında çıkıp millete bakıyordum.
Hani oğlum diyordum bunlar nasıl bir hayat ya falan oluyordum.
Adam pazartesi günü öğlen kafede oturuyor.
Bu nasıl bir çalışma düzeni yani?
Veya mesela ofisten çıkıyor evine yürüyerek gidiyor.
Sporuna yürüyerek gidiyor.
Ya bunlar bilmiyorum. Benim mesela kurmak istediğim düzen bu şekilde.
Hala kuramadım. Ama kuracağım bir gün yani biliyorum.
Instagram'dan takip edenler bilir.
Bazen geldik yine semtime falan diye story atıyorum.
Instagram bilinç.akşi.podcast.
İşte o kadar sevdim ki ben orada olma hissini.
O zaman karar verdim tamam dedim ben burada bu şekilde yaşamak istiyorum.
Dedim gibi yaşarım bir gün acelem yok kendime kurmak istediğim düzen o şekilde ve onu kurarım biliyorum.
O zamana kadar da hep orada takılıyorum.
Hem orada yaşama hissi nasıldır bunu anlamış oluyorum.
Zaten bir noktadan sonra acaba nasıl ya burada yaşama hissi diye bakmıyorsunuz.
Kendinizi oraya o kadar ait hissediyorsunuz ki zaten başka bir yere gideseniz gelmiyor.
Hem bunu görüyorsunuz hem de öyle bir hayatın mümkün olduğunu anlıyorsunuz.
Mesela eve çıkmak istiyordum ama bir türlü cesaret edemiyordum.
Arkadaşlarım da hep ailesiyle yaşıyordu.
Sonra yeni arkadaşlarım oldu.
Onlar ailesinden ayrı yaşıyordu.
Onları görmek bana ayrı yaşama hissinin, kendi düzeninin olmasının ne kadar böyle tatlı bir his olduğunu idrak ettirdi.
Gözümle gördüğüm, onlardan dinlediğim için bunu da normalleştirdim göre göre.
Ailemin manipüle etmesi baskın geliyordu önceden.
Aynı şehirde kız çocuğu ayrı eve mi çıkar saçmalama falan asla izin vermiyorlar diye.
Bizim sülalede olan bir şey değil bu.
Ama arkadaşlarımda kendi düzenini kurmanın hayatına katkısı olduğunu görmek benim bu manipülasyondan çıkmamı sağladı.
Her şey her an aşırı verimli ve işe yarar olmak zorunda değil bu arada.
Ama hayat şartlarımızı iyileştirmek, kabuğumuzu kırmak için çevremizdeki insanların, vakit geçirdiğimiz yerlerin, tükettiğimiz içeriklerin, gittiğimiz mekanların önemi çok büyük.
Bunu anlatmak istiyorum. Bu arada sınıflardan kastım sınırları esnek olan sınıflar.
Ya orta sınıftan orta üste veya üste çıkabilirsin.
Ama Burjuva'ya çıkmanın mümkün olduğunu düşünmüyorum açıkçası.
Bazı şeyler nesillerle aktarılıyor.
Bourgeois'e çıksan da orada sırıtırsın.
Mesela Duygu Özden'sini seviyorum, okey.
Ama şimdi celebrity takılmaya çalışıyor.
Ünlü kategorisine koyuyor kendisini.
Hani o ve onun gibiler. Değilsiniz abi.
Hiçbir zaman o celebrity sınıfına çıkamayacaksınız.
Günün sonunda link vererek o maddiyata ulaştınız.
Sanatınızla falan ulaşmadınız yani.
Celebrity olamazsınız.
Hande Erçel mesela. Celebrity'den Burjuva'ya geçemez.
Ya Instagram'ında aboneleri özel içerik kısmı açık ya.
Abi oradan kazanacağım paraya senin ihtiyacın mı var?
Ne kadar low bir hareket.
Sen abonelik açarak Sabancı'ya gelin gidebilir misin?
Bak saygı duyuyorum. Kendisini bu konuma getirmesine gerçekten saygı duyuyorum.
Çok güzel bir kadın. Ama bazı sınırlar parayla pulla aşılamaz.
Bazı şeyler doğuştan gelir ya bazı şeyler kaderdir.
Bu ülkede nesillerdir ticaret çarkını döndüren sistemin kurucusu ailelerden birine fanatik gelişmemiş Arap ülkeleri sayesinde son 10 yılda ünlü olup para kazanmış oyuncu gelip ya gidemez.
Gitse de oraya yakışmaz maalesef.
Duygu Özaslan Hande Erçel olamaz.
Hande Erçel de Pınar Sabancı olamaz.
Pınar Sabancı'nın ailesi de öyle çünkü.
Ama bir işçi çocuğu Duygu Özdaslan olabilir.
Bir işçi çocuğu Hande Erçel olabilir.
Ya herkes durması gereken yeri bilirse istediği hayatı yaşayabilir bence.
Şimdi bu düşünceme katılmayanlar olacaktır.
Hakan da böyleydi, şöyleydi falan.
Ya arkadaşlar, burada konu Hakan'ın, Hande'nin nasıl olduğu değil.
Objektif bazı gerçekler var dünya düzeninde.
Nesillerdir burjuva olan sınıfın, bakın şöyle söyleyeyim, selamlaşması, sarılması bile farklı.
Adamlar dümdüz kıyafet giyiyor.
Dümdüz duruyor. Old money kokusunu alıyorsun.
Üzerine işlemiş artık.
Onlarla yarışamazsın.
Ya istersen Hande Erçel ol.
Sabancılara istediğin kadar laf et.
O ailede sırıtırsın.
Sınıfkini beslemenin de anlamı yok.
Hiç umurumda değil. Saygı duyuyorum.
Benim dedem köyde toprak ekerken adamın dedesi kafayı kullanmış, potansiyel görmüş, risk almış, hamallıkla başlamış, ticarete atılmış, ülkesinin ekonomisine katkıda bulunmuş.
Ya öyle ya da böyle benim dedemin seçtiği hayatı seçmemiş Duygu Özaslan'ın dediği gibi.
E torunları da bunun ekmeğini yesin yani hakkıdır okey.
Ben buna saygı duyar, yerimi bilir susarım.
Dediğim gibi hedefim Duygu Özaslan...
Ama hedefim koç Sabancı olmaz.
Veya onlara gelin gitmek falan da olmaz.
Hayat nereye götürür bilemezsin tabii ki hiçbir zaman.
Ama yok işte ben koça Sabancı'ya gelin gideceğim falan diye böyle hani çok salak bir hırsa kapılmanın hiçbir anlamı yok.
Bu insanın sadece kalitesini düşürür.
Yasemin Ergene'ye bakın. Dedikoduya bağladık ama.
Yıllarca cemiyet hayatında yaşadı.
Boşandığı an yine eski oyuncu Yasemin Ergene oldu.
Hayatı boyunca farklı bir kesimde...
Farklı bir refah düzeninde yaşayacak tabii ki.
Ama anlatmak istediğim şey burada maddiyatla ölçülebilecek bir şey değil.
Toplumsal statü diye bir şey var.
Hayatın gerçeklerinden kopmadan kendi potansiyelini fark edince kabına sığamama hali çiğ durmuyor.
Önemli olan potansiyelini küçümsemeden ilerlemek ve ilerlerken de yerini bilmek bence.
Neticeten. İnsan neye maruz kalırsa onu normalleştiriyor.
Umarım kendinizi önce hayalinizdeki hayata maruz bırakır, sonra o hayatın mümkün olduğuna inanırsınız.
Dağda gezen kurdu görür.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
