
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
onu değil ama ona yüklediğim anlamı aşmam uzun sürdü🥲 anlamlı bi hayat yaşamanın peşindeyiz^ biz kendi yolumuza bakalım da sonrası sonra.. playlistim ❤️🩹
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda karşılaştıysak?
Bilinç Akışı Podcast'in 119.
bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Arkadaşlar, nereden başlayacağımı hiç bilmediğim bir bölümdeyim.
Bölüm başlığı da biraz kroca oldu.
Yabancı Damat izlemeye başladım.
Ya hayatımda 10 saniye bile izlememiştim.
Buna şaşıranlar oluyor ama evde ne izlenirse onu izlerdik ya, bizim evde herhalde izlemiyorlardı.
Şu an izleyince bayıldım.
Ya gerçekten bayıldım.
Tam böyle eski, güzel, pozitif, hiç izlemediğim bir Türk dizisine ihtiyacım vardı.
Dizide de Gökhan Kırdar'ın şarkısı çalıyor devamlı ve ağzıma dolandı.
Bu bölüme de uygun olduğunu düşündüm.
Çünkü bugün 50 ilk buluşmada son anlattığım hikayeden içimde kalanları konuşacağız.
Bir kapanış yapmak istedim.
Bilmiyorum siz de böyle misiniz ama...
Bir konuyu kendi içimde çözmem için ya mutlaka kapanış yapmam gerekiyor.
Önceden bu kapanışı yazarak, günlük yazarak falan yapardım.
Artık size anlatarak yapıyorum.
Sanki kendi içimde sindirip size anlatınca hissel olarak binlerce, on binlerce insanla bağ kurunca bu durum beni iyileştiriyor.
Ya çok mistik bir etkisi var burada sizinle konuşmamın.
Bunca şeyi, bunca hissi burada benimle yaşadığınız için teşekkür ederim hepinize.
Çoğu zaman en yakın arkadaşlarıma dahi anlatmadığım şeyleri anlatıyorum.
Beni anladığınızı biliyorum.
Daha çekerken sizin dinlediğiniz anlar gözümün önüne geliyor.
Cem abi meselesinde de son bölüm daha bugün yayınlandı ama o kadar çok mesaj geldi ki hepsini okudum.
Yine de ilk kez bu bölümle karşınıza çıktıysam çok ufak bir özet geçeyim.
Yıllar sonra gerçekten etkilendiğim biriyle karşılaştım.
Bu kişi çocukluktan tanıdığım ve çok güvendiğim biriydi.
Güzel vakit geçirdik.
Hem hissel hem mantıksal olarak çok klik oldum ben.
O da öyle gibiydi.
Yüksekten yaşadı, beni de yükseltti durduk yere.
Sonra sen kafanda kurmuşsun deyip siktir olup gitti.
Affedersiniz. Hikayenin tamamı 50 İlk Buluşma 24'ten başlıyor.
Şimdi şöyle arkadaşlar. Öncelikle ben Cem abinin benden hoşlanmadığını bakın kesinlikle düşünmüyorum.
Gelgitleri, dengesizlikleri ve sonda yaptığı şerefsizliği saymazsak neden saymıyoruz Zeynep?
Sayıyoruz da yani işte benden hoşlanmayan insanı da, hoşlanan insanı da anlayabildiğimi düşünüyorum.
Gözü kör, hayal aleminde yaşayan biri değilim yani hiç olmadım.
Bir kere ben çok derine girmiş olacağım ama dengesiz bir ortamda büyüdüm.
Duygusal olarak stabil bir evde büyümemenin insana kattığı en iyi şey sezgilerinin kuvvetli olması.
Karşındakinin duygularını iyi yorumlayabilmesi oluyor.
Şöyle düşünün. Siz büyürken karşınızda duygusal olarak dengesiz insanlar, ebeveynler varsa çocuk olarak kendinizi korumak için aslında insan olarak adaptasyonla ilgili bir şey sanırım bu.
Karşınızdaki insanın...
Ruh halini iyi çözümlemeniz gerekiyor.
Bazı şeyleri önceden sezebilmeniz gerekiyor.
Ona göre davranmanız gerekiyor.
Bu refleks 5-6 yaşından itibaren gelişiyor.
Benim yorumumu, benim gözlemim.
İleriki yaşlarda da bir ortamda insanların ya da ikili ilişkilerde karşınızdakinin ruh halini diğer insanlara göre çok daha kolay tahlil edebiliyorsunuz.
Bu en basit bir şekilde.
Bir ortamda sıkılan insanı...
Diğer insanlardan çok daha kolay fark edebilmek gibi düşünün.
Tabii bu basit şekli dediğim gibi.
Bu hikayede de Cem abinin bana ne noktada yükseldiğini, ne noktada uzaklaştığını iyi anladığımı eminim açıkçası.
Güveniyorum kendime.
Benden hoşlanmayan birine karşı gidip de kafamla kurup da tırnak içinde hayallere dalmadım yani.
Kafamla kurmadığımı herkese ispatlamaya çalışıyorum artık manyaka oldum ya.
En son bana ilişkim var görüşmemiz doğru olmaz dedi ya.
Ondan bunu duyunca ben rahatladım.
Keşke daha erken atsaydım o fotoğrafı.
Bu cevabı keşke daha erken alsaydım biliyor musunuz?
İnanın bu gurursuzluk değil.
Onun açısından değişen bir şey yok ki.
Ama ben kafamda soru işaretleriyle duruyordum.
Acaba şöyle mi? Acaba şundan mı çekindi?
Bundan mı korktu? Bundan mı uzaklaştı?
Çünkü karşınızdaki insanın...
Dedikleri var tamam ama ondan önce öyle bir davranışları var ki o davranışlar sonuçta rol olamaz.
Bir insan istemeden öyle davranamaz.
Hal böyle olunca soru işaretlerinin sırasında böyle bir kafanız karışıyor.
Acabalar oluyor hani. Acaba şundan mı bundan mı oluyor?
O soru işaretleri sırasında da en kötü cevap bile cevapsızlıktan iyidir bence.
Çünkü soru işaretleri giderilmeden kafadan atılmıyor birisi.
Onun ne düşündüğü de umrumda değil.
Orada ben bana katkı sağlayacak şeyim peşindeydim.
O yüzden en son beni Instagram'dan engellemesine rağmen fotoğrafı attım.
Çünkü o fotoğrafı attığımda vereceği cevaptan soru işaretimin gidereceğini biliyordum.
Ki aldığım cevapla da ilişkisi olduğunu öğrendim.
Neyse o günden sonra biz bir daha hiç konuşmadık.
Ben geri dönülemez bir şekilde koptuğumuzu düşündüm.
Artık düğün davetiyesi gelir falan diye tahmin ediyordum.
Biraz zaman geçti.
Dedim ki... Ben bu konuyu artık aştım.
Kendi içimde hallettim.
Podcast'e de anlatayım.
Paket deyip kalbimi kıran anılar köşesine kaldırayım.
Çünkü podcast'e anlatmak benim için bir konuyu kapatmak oluyor.
Bir gece oturdum. Size anlattığım o ilk bölümü çektim.
Rahatladım. Oh ya dedim.
Cidden bu konuyu aşıyorum ki ben bu bölümü çekebildim.
Güzelce uyudum.
Sabah uyandım. Cem abi mesaj atmış.
Ya işte hayat böyledir.
Ne diyebilirim ki?
İşle ilgili bir şey sormuş ama alakasız yani avukatlıkla alakalı değil.
Babamlara soracağı şeyi gelmiş bana yazmış.
Mesajı gördüm. İlk hissettiğim şey yani şaşırdım tabii de korktum biliyor musunuz?
Ona vereceğim herhangi bir cevabın bizim aramızdaki iletişimi devam ettirmesinden ve o iletişimin devam etmesi sonucu tekrar üzülmekten korktum.
Beni tekrar üzmesinden korktum.
Bakın sadece işle ilgili ama o bile kaygılandırdı beni.
Neyse yine de düz bir şekilde cevap verdim.
Attım istediği şeyi. Müsait olursan kahve içeriz dedi.
Bunu beklemiyordum bak.
Gerçekten işle ilgili yazmıştır belki.
Yine kafamda kuru muyum diyordum içimden.
Ama bu mesajı görünce tamam bahaneyle yazmış.
Daha da tırstım.
Ulan ne diyeceğim buna şimdi?
Ben yok ben istemiyorum desem tribal olan duruma düşeceğim.
Tamam ok görüşelim desem beni üzebilir.
Şeytan karşımdaki anladınız mı?
Abarttım mı bilmiyorum. Ama gerçekten manipülatif bir insan olduğu için bilemedim ne diyeceğimi.
Ben de ok işareti reaksiyon bıraktım.
Adam resmen bakın resmen hissetmiş.
Zaten hisleri çok güçlüydü.
Şimdi beni pataklayacaksınız ama cidden aramızda telepatik bir bağ vardı bence.
Çok iyi hissediyorduk birbirimizi.
Hayır bana öyle gelmedi.
Bunu o da söylemişti.
Hissetmiş yine. Demiş ki...
Bu kız beni dün gece unuttu.
Dün gece beni rafa kaldırdı.
Hatta paketledi. Böyle evrenin derinliklerini fırlattı.
Saldı. Ben gideyim.
Tekrar bir dengesini bozayım demiş ya.
Bu arada bölüm daha yayınlanmamıştı.
Ben sadece bölümü çektim.
Edit'e gönderdim.
Daha yayınlanmadım. O zaman attı yani mesajı.
Neyse sonra bir 10 gün önce falan tekrar konuştuk.
Bana diyor ki ben sana arkadaş kalalım dedim.
Sen direkt başka avukatın numarasını attın.
Şok oldum, hiç beklemiyordum, çok sinirlendim.
İşte sen bana yabancıymışım gibi, hiçbir geçmişimiz yokmuş gibi davrandın.
Zarsu hala beni manipüle ediyor.
İnstagramdan engelleyerek yabancıymışım gibi davranan sendin dedim.
Cevap yok tabii bu kısma.
Bana işte dengesizsin falan diyor ya böyle bir manipülatiflik olamaz.
Sonra dedi ki yarın işin yoksa işte bir buçuk saate sendeyim kahve içelim konuşuruz.
Hala da ilk bana geldiği güne atıfta bulunup bir şeyler diyor.
Hani arkadaş olarak görüyordun abi.
Bakın ben manipüle etmeye çalıştığının da o şeytanlığının da çok farkındayım.
O an tek istediğim şey neden?
Neden abi? Bunu öğrenmek.
O yüzden tamam dedim gel.
Gel sana laflar hazırladım.
Onları söyleyeceğim. Sonra siktir olup gideceksin tamamen.
Bu arada mesajda sanki aramızda hiçbir şey yaşanmamış, hiç olumsuzluk yaşanmamış gibi konuşuyoruz.
Normal durumdayız.
O sadece böyle çok sinirlendim, hiç beklemiyordum falan diye takılıyor bana.
Ben de bozmadım, tribe girmiş gibi gözükmek istemedim.
Bir de üzerindeki o trip gitmişti.
Umrumda değildi zaten artık.
Vakit geçti ya sonrasında.
Hani oturup o konuları bile konuşasım yok ama sırf sonradan aklıma takılmasın diye konuşacağım diye düşünürken...
O gün biz görüşemedik.
Bunun işi yine geç bitecekti.
Benim de uykum vardı. Bir kere daha kendimden feragat edemezdim.
Kraliçe. Uykusuz kalmanı beklerdik.
Neyse görüşemedik o gün.
Bir daha da konuşmadık.
Kızla barışmıştır yine.
Toksik ilişkiden çıkan 38 yaşındaki adamın cepte tuttuğu kız oldum ben arkadaşlar.
Buyum ben işte bu kadarım.
Sinirim bozuldu ya. Yazar yine 10 gün sonra tekrar yazar kızdan ayrılınca.
Ya inşallah yazmaz. İnşallah bir daha karşıma da çıkmaz.
Hatta ben bu bir buçuk ay sonra yazmış oldu işte.
İyi ki o bir buçuk aylık süreçte yazmadı.
O sırada da diyordum ya Allah'ım diyordum.
Hani tamam ben üzüldüm ama inşallah karşıma çıkmaz.
Hani çağırsan gelirim ama inşallah çağırmazsın modunda falandım.
Şu anda da hani çağırsan gelirim modundan da çıktım Allah'tan.
Yine de muhatap olmak istemiyorum.
Son bir kapanış istiyorum her şeyde dedim ya.
Şunun farkındayım. Bana yaptıkları zaten kapanıştı.
Beni suçlaması, beni manipüle etmesi, benden kaçması, dengesizlikleri bir kapanıştı.
Güvenimi kırması, soru işaretleriyle bırakması.
Bunların hepsi güzel bir kapanıştı.
Bunun çok farkındayım.
Gurursuz değilim, değersizlik algım yok ne bileyim.
Onun değer vermediğini de düşünmüyorum hala mesela.
Ya da onun yaptıkları üzerinden değer biçmiyorum kendime.
Sadece... Bazen uyanıyorum, bunu siz de düşünüyor musunuz bilmiyorum ama bazen uyanıyorum, 10 yıl önce kafaya taktığım şeyleri düşünüyorum.
5 yıl önce, hatta geçen yıl kafaya taktığım şeyleri, karşımdaki ne der, benim hakkımda ne düşünür diye önemsediğim konuları düşünüyorum.
Hiçbirinin önemi yok bugün.
En azından ben kendi aklımdakilere bir cevap alayım, sonra herkes yoluna gitsin.
Bu mantıkla yaklaşıyorum, anladınız mı?
Çünkü şu an benim gurur yapmamın veya yapmamamın...
Bir yıl sonra hiçbir önemi olmayacak.
En azından kendime bir faydası olsun.
Hatta iki hafta önce bu soruların cevabını hala merak ediyordum.
Bugün ediyor muyum?
Düşünüyorum. Artık etmiyorum.
Gerçekten artık önemi yok.
Zaten artık etmediğim için bu bölümleri çekebiliyorum.
Bugün enerjim var mı oturup bunları konuşmaya?
Onu düşünüyorum mesela. O da yok.
Çok güzel bir şekilde sıyıldım sanırım bu meseleden.
Baya güzel sırıldın kanka.
7 bölüm podcast, 3 sezon dizi, 2 kitap.
Tamam biraz uzun sürdü.
Bu olaydan sonra yeryüzünde bulamadığım hisler diye bir bölüm çekmiştim.
Orada çok iyi anlatmışım hislerimi ya.
Bir baktım da üzücü ama müthiş bir bölüm olmuş.
Onu hala dinlemediyseniz dinlemenizi öneririm.
Mesele hiçbir zaman birini aşamamak olmuyor aslında.
Herkes aşılır, herkes unutulur.
Millet 20 yıllık eşinden boşanıyor.
İki gün gördüğümüz insanı mı unutamayacağız?
Kimleri unuttuk, kimleri aştık?
Benim onu değil ama ona yüklediğim anlamı aşmam uzun sürdü.
Mesela ben onun büyüdüğü evi biliyorum.
Bunu bilmek birçok hareketini tölere edip ona daha merhametli yaklaşmamı sağladı.
O da benimkini biliyor.
Bilmesi bana şöyle bir his verdi.
Biriyle yeni tanısınıza hep düşündüğüm bir şey var.
Hatta... Uzun süre evlenmeyi istememe sebebim de buydu.
Bazı karmaşık durumları birine izah etmekten, onun yargılamasından korkuyorum.
Sanki izah ettiğim şeyleri kabul etmezmiş gibi geliyor yeni tanıştığım bir insan.
Ya öyle büyük konular değil ama karmaşık şeyler işte anlatamıyorum.
Benim en çok güvendiğim şey buydu.
O beni anlar, anlar ve iyi gelir.
Yargılamaz, sorgulamaz.
Gerek yok zaten biliyor, zaten oradaydı.
Zaten o da benzer şeyler yaşadı.
Aynı yerlerden sınandık.
Aynı meseleler tezahür etti hayatımızda.
Bunları bir yabancıya anlatmak zor ama bilen biriyle paylaşmak iyileştiriciydi.
Anlatabiliyor muyum bilmiyorum ama ki biz bunları paylaştığımızda, konuştuğumuzda o da hep aynı şeyden endişelendiğini söylemişti.
O da hep başkalarıyla aynı sorunu yaşamış.
Bu benim... En rahat ettiğim kısımdı.
Şöyle düşünün. Normalde herkese karşı en korktuğum ve en konforsuz hissettiğim kısım onda en rahat ettiğim kısımdı.
Ve bence bu beni çok yükseltti.
Şimdi sıfırdan tanıştığım ve beni, ailemi hiç tanımayan biri bazı şeylere adapte olamaz veya olmak istemez gibi geliyor.
Önceden biriyle bunları konuşacak olgunlukta değildim ben.
Bu yüzden hiç yeltenmemiştim.
Şu anda o olgunluktayım ama takatim yok.
Hali hazırda aynı hissi paylaştığım biriyle olmak bana çok iyi hissettiriyordu.
Biz koptuktan sonra da en çok üzüldüğüm kısım bu oldu.
Ya bugün hala buna üzülebilirim.
Bir gün bir şey oldu. Çok duygulandım.
Çok üzüldüm. Eve geldim.
Balkonda oturuyorum gece.
Bayağı ağladım falan.
Şunu düşündüm. Cem olsaydı beni anlardı.
Ve daha kolay olurdu her şey.
Yani o balkonda yanımda oturuyor olsaydı...
Daha kolay olurdu.
Yani onun varlığının böyle bir etkisi vardı.
Ona bir şey anlatmama gerek yoktu.
Bir şeyi açıklamaya çalışmama, kabul ettirmeye çalışmama gerek yoktu.
Default bir şekilde sırtımı sıvazlardı.
Ama bu onun karakteriyle ilgili bir şey değil de bizim ortak geçmişimiz sayesinde olan bir şeydi.
Onun karakterinden zaten bir bok olmayacağını anladık da.
Son 2-3 ayda da en çok hissettiğim şey bu oldu.
O olsaydı daha kolay olurdu.
Olmayışına bazen bu yüzden öfkelendim.
Şimdi diyeceksiniz sen hayatını kolaylaştıran birini arıyorsun.
O zaman bencilsin. Ya öyle değil.
Bazı durumları oturup yabancı birine anlatmaya gücüm yok.
Bazı şeyleri yaşamak zor.
Yaşadığın şeyi anlatabilmek, izah edebilmek daha zor.
O kişinin sinirlendiği anda seni oradan vuracağından endişe etmek daha da zor.
Bundan endişe edip kendini kapatmak da zaten iyice mahvediyor her şeyi.
Bir de şöyle bir şey varmış.
İnsan çocukken varlığına ihtiyaç duyduğu kişiyi arıyormuş büyüdüğünde.
Benim varlığına ihtiyaç duyduğum kişi de böyle biriydi.
O kişiyi buldum ve kaybettim.
Keşke hiç bulmasaydım.
Keşke dünya üzerinde böyle bir varlık olduğunu bilmeseydim.
Bulup kaybetmek daha da kötü oldu.
Dramatize etmek istemiyorum.
Dediğim gibi onunla ilgili bir şey değil bu.
Tamamen... Ortak paydamızla ilgili bir şey.
Ama bulduğunu sanıp sonra kaybetmenin ağırlığı bazen cidden sırtıma biniyor.
Geceleri yürüyüş yapıyorum mesela.
İnstagram'dan görüyorsunuzdur.
Paylaşıyorum hep yürüyüşe çıktığımda.
Oradan görüp yürüyüşe çıkanlar da oluyor biliyorum.
Çok tatlı geliyor bana. O geceleri yürüyüş yaptığım sırada omzumda hissediyorum o ağırlığı ya.
Omzum çöküyor yürürken.
Böyle anlatınca da kara sevdaya düşmüşüm gibi anlaşılıyor ama ondan değil ona yüklediğim anlamdan bahsediyorum.
Onun benim hayatımdaki tezahüründen bahsediyorum.
Yoksa biliyorum ondan hayır gelmeyeceğini dediğim gibi.
Tüm bölümleri çektikten sonra olaya uzaktan bakınca çok daha iyi anladım.
İnsan ovçun ovç olduğunu çok sonra anlıyor bazen.
Korkmuş, kaçmış, kaçıngan bağlanıyormuş vs.
diyenler oldu. Ben de düşündüm bunları.
Adam Evde Yok bölümünde bahsettiğim kitap var ya, bağlanma kitabı, bağlanma stillerini anlatan.
Onu okuyunca da anladım.
Ama inanın yok kaçınganmış, yok geçirgenmiş ya umurumda değil ya.
Sebebi her neyse onun en büyük problemi dediği şeylerin karşısındakine ne hissettirdiğini fark edememesiydi.
Duygusal zekası çok kötüydü dedim ya.
Aynen öyleydi. Erkek bir dinleyicim mesaj atmış o bölümden sonra.
Duygusal zekayı geliştirmek için kitap önerir misin diye.
Çok tatlı ya çok güldüm.
Bakın isteyen erkek kız gözünden podcast dinliyor.
Üzerine bir de mesaj atıp öneri istiyor.
Duygusal zekanın gelişmesi için bu arada bence olabildiğince farklı insanlarla muhatap olmak lazım.
Yani toplumun her kesiminden, her zeka seviyesinden, her meslekten, her yerden insanla muhatap olduğunuzda Ve öyle üstün körü değil yani karşınızdakini gerçekten dinleyip gerçekten gözlemlediğinizde
duygusal zekanız çok iyi gelişiyor.
Artık her neyse yaptıklarının sebebi günün sonunda sadece ne yaşattığına bakıyorum ben.
Bence hepimizin de bunu yapması gerekiyor.
O gece yürüyüşlerinde düşünüyorum mutluyken ellerim ceplerimde salına salına yürüyorum.
Kafamı kaldırıyorum, ağaçlara bakıyorum, yapraklara dokunuyorum.
Çimlerin, havanın kokusunu hissediyorum.
Hayata karşı bir umutla doluyor içim.
Ama onu düşündüğümde kendimi kafamı öne eğmiş, sadece adımlarıma bakarken buluyorum.
Benim üzerime boca ettiği o hayal kırıklığıyla yürüyorum.
Kendimin bu halini de sevmiyorum.
Bu ilk oldurama işim değil ama takatim kalmadı artık.
Çok kişiyle görüşüp şans vermen iyi bir şey, ben kimseyle görüşmüyorum diyenler oluyor.
Sizi de anlıyorum. İki durumun da farklı avantajları, dezavantajları var.
Kalbinin yorulması bayağı tatsız.
Öbür türlü en azından insanın hep bir umudu oluyor.
Umudun defalarca kırılması daha yıpratıcı bence.
Mesela bakıyorum bakın yabancı damat izlerken ya sevdiği kız onu beğensin diye baklavacının ortasında şınav çekiyor Kadir.
Takım elbise giyen bir Antepliyken saçını boyatıyor, küpe takıyor, kot pantolon, krampon falan giyiyor 2005 yılında.
Örneğe gel ama dizimizde de sonuçta gerçek hayat bunlar.
İnsan birini sevince onun için eyleme geçiyor.
Bunu söylemek istiyorum. Bir de şöyle bizim ailedeki erkekler çok hanım köylü.
Ne bileyim babama falan bakıyorum.
Annemi çok seviyordu hep.
Her istediğini yapardı.
Hala öyle. Bana aksi mümkün değilmiş gibi geliyormuş.
Bu inancımı fark ettim.
Bu alışkanlığımı fark ettim.
Hani biri bana deli gibi aşık olmalı.
Benim için her şeyi yapmalı.
Yoksa yoktur. Ortası yok.
Normal olan buymuş gibi geliyormuş bana.
Çünkü babam bize karşı öyle değildi ama anneme karşı öyleydi ya ve benim gördüğüm ilişki modeli oydu.
Ben ilişkiler böyle sanıyordum ve ailemdeki diğer erkekler de böyle.
Böyle zannettiğim için de biri benden hoşlanınca aşık olmuştur diye düşünüyordum.
Sadece beğendiyse de beni hiç sevmemiştir ve benden hiç hoşlanmadığı, bana karşı hiçbir şey hissetmeyecek.
Gibi düşünüyordum. Ortası yok yani her şey çok uçlarda.
Halbuki insanlar bu kadar anlam yüklemiyor.
Cem'in mesela bu olanlardan haberi bile yok.
Neler oldu ruhun duymaz.
Gözün görse gönlün bilmez.
Çocuk şok olur ya bunları dinlese.
Ben bilmiyordum Zeynep falan der.
Ona göre basit bir olaydı.
Geldi geçti muhtemelen.
Ama ben kendi içimde bir tık büyük yaşadım.
Çoğu zaman kadınlar daha yüksek yaşıyor zaten böyle şeyleri.
Erkeklerin açısından bakınca ne olumlu ne olumsuz yanlar bu kadar dramatik hissedilmiyor.
Böyle yükselişlerden ve düşüşlerden sonra dedim ya eskiden hep yazıyordum diye.
Hala yazıyorum tabii de kendi içinizde hesaplaşamadığınız insanlara mektup yazmak iyi geliyor.
Bakın biraz gidik bir laf oldu yine ama bunu bir kitapta görmüştüm.
Konu ve kişi her ne olursa olsun içine oturan bir şey varsa, içinde kalan bir şey varsa...
Konunun muhatabına onunla konuşuyormuş gibi mektup yazmak ve sonra o mektubu yakmak insanın duygularını regüle ediyormuş.
Konuyu aşmasını sağlıyormuş.
Bunu yıllar önce, birkaç yıl önce Malta'da bir arkadaşımda görmüştüm.
Macar bir çocuktu. Hayatıyla ilgili düşünüyormuş işte o dönem.
30 yaşında falandı o zaman.
Taşa yazılar yazıp denize atıyordu.
O zaman anlamamıştım.
Garip gelmişti. Sonra kitapta görünce yapmaya başladım.
O kadar iyi geliyor ki.
Sanki içinizden uçup gidiyor o konu.
Geçen bir dinleyicim TikTok çekmiş bununla ilgili.
Daha doğrusu onu şöyle keşfettim.
Kız podcast'ı dinliyormuş.
TikTok'ta da önermiş hani bilinç akışı podcast diye.
Oradan gördüm. Yeni açmış herhalde hesap bilmiyorum.
Bin takipçisi falan var.
Özleve hesabın adı bitişik.
Kızın muhabbeti bir sardı beni var ya.
Bir TikTok'unda da işte bu mektup yazma olayını anlatıyor.
Şimdi o mektup deyince aklıma geldi.
Ama şunu diyeceğim. Kızın muhabbeti bir sardı.
Onunla YouTube'da program yapacağım ama onun haberi yok.
Gözüme kestirdim. YouTube'da interaktif bir şey yapmak istiyorum.
Böyle muhabbet ettiğimiz.
Ama biriyle iş yapmaktan da tırsıyorum.
O enerjiyi yakalamak çok zor.
Hele interaktif olunca çimen şov gibi düşünün.
Baya zor bir olay.
Cidden çok istiyorum. Hem sizle yüz yüze gelelim.
Böyle konularla dalga geçelim istiyorum.
Artık bir ileriye taşıyalım buradaki dünyamızı.
Yanıma birini düşünüyordum bayağıdır.
O kız veya başka enerjimin tuttuğu birisi.
Mümkünse tanımadığım birini bulacağım.
Az kaldı hissediyorum.
Her hissimiz bir yerimize patlıyor ama olsun.
İşle ilgili olanlar patlamıyor en azından.
Eskiden, iki ay önce, bu günler geçecek.
Sizin de benim de yaşadığım saçma sapan şeyleri gülerek hatırlayacağız sanıyordum.
Olmayan şeyler iyi ki olmamış diyeceğiz ve gençlik anıları olarak kalacak bu yaşanmışlıklar sanıyordum.
Son zamanlarda çokça söylediğim gibi bu konuya inancımı yitirdim.
Artık bu işi beceremediğimi düşünüyorum.
Bu konu benim kaderimde yok demek ki diyerek güzelce sindirdim.
Hayatın diğer alanlarına yöneldim.
Tüm enerjimi daha anlamlı ve daha eğlenceli bir hayat yaşamaya kanalize ediyorum artık.
Evlat edinmeyi çok istiyordum.
Bir kendi çocuğum olur bir de evlat edinirim diye planlamıştım küçüklüğümden beri.
Planımı güncelledim.
35-37 yaşına kadar falan aile kurmamış olursam tek başıma evlat edineceğim.
Hatta şu an bile girebilirim o yola.
Bu istek kafamda yıllardır net.
Yapabileceğimi de düşünüyorum.
Yalnız da yapabilirim.
Kendime güvenim var artık.
Hani bu bir heves değil çünkü.
Bu gönlüme düşen bir şey.
Sadece hayat şartlarımın olgunlaşması lazım.
Anlamda bir hayat yaşamanın binbir türlü yolu var ya.
Tek bir şeyin yokluğu tüm hayatın anlamını alıp götürmemeli.
Bu meseleyi de böylece söküp attım içimden.
Oh var ya öyle bir rahatladım ki.
Bu konuda sizin yorumlarınızı okumak da çok iyi geldi bana.
Hepsine dönmem gerçekten mümkün değil.
Bir de uzun uzun mesajlar hepsini okuyorum ama benim de uzun yazmam gerekiyor.
O şekilde yapamayacağım için buradan konuşalım istedim.
Ama görüyorum ve boşluğa gitmiyor yazdıklarınız.
Bunu bilmenizi istiyorum. Vakit ayırıp yazmanız zaten çok kıymetli.
Çok teşekkür ederim. Bu noktada kendime de teşekkür etmek istiyorum ya.
Birçok riski göze alıp burada içimi açma cesareti gösterdiğim için, bazılarının aksine kaçmadığım için, tam tersi hislerimin arkasında durabildiğim için teşekkür ediyorum kendime
de. Playlistimi açıklamaya bırakıyorum.
Müthiş şarkılar keşfettim bu dönemde.
Artık tek isteğim, daha doğrusu tek isteğim değil ama bu konudaki tek isteğim, o olmayan onun gibi biri.
Nasibim de yoksa da...
Hayatın yakasına yapışmaya başka ihtimallerden devam ederim.
Allah izin verirse yarın alarmsız uyanacağım.
Sonrası sonra.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
