
127. Meslek değiştirmek, yeni bir işe başlamak, atanmak vb. kariyer değişiklikleri ve yönetimi için geç kaldığınızı düşünüyorsanız önce benim hikayemi dinlemenizi isterim🥹👉🏻💛👈🏻
Instagram: zeynomental
Apple podcastte puanla
Youtube tıklayın
Tiktok zeynomental
Twitter zeynomental
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Ben artık bir şeylere geç kaldım.
Bu yaştan sonra yeni bir şey deneyemem.
Şuraya gidemem, bunu yapamam diyorsanız...
Genciz, çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem...
Bayan Manifest Bakanı.
Sevmediğim mesleğimi...
Astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma teklifini o kadar özledim ki...
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep.
Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda karşılaştıysak
Bilinç Akışı Podcast'ın 127. bölümüne
İyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Arkadaşlar, nasılsınız?
Ben iyiyim.
Mental olarak iyiyim en azından.
Fiziksel olarak yine koltuğumun köşesine oturdum.
Buradan size seslenmeyi çok sevmeye başladım.
Önceden hep böyle şey yapıyordum.
Önceden dediğim iki yıldır falan oturuyorum.
Böyle çok ciddi bir şekilde sanki dilekçe yazıyormuş gibi hazırlanıyorum.
Konu başlıklarını belirtiyorum.
İşte alt başlıklarımı vermem gereken örnekleri falan tasnif haline getiriyorum.
Bölüm çekerken kolay olsun diye.
Sonra bildiğiniz masada oturuyorum veya yerde böyle dik bir şekilde oturuyorum.
Öyle çekiyorum.
Öyle çekiyordum yani.
Fakat son zamanlarda yorgunluğun da verdiği bir şeyle böyle daha doğal akışta, daha koltukta takılmaya başladım.
Ve şunu fark ettim. Böyle ben de daha iyi hissediyorum.
Önceden öyle çekmemin sebebi diyordum ki insanlar sonuçta buna bir vakit harcıyor dinlemek için.
Benim daha hazırlıklı olmam, daha saygılı olmam lazım falan diyordum.
Halbuki ne yapıyoruz dünyayı mı kurtarıyoruz sanki?
Burada hepimiz güzel vakit geçiriyoruz.
Benim daha rahat olmam size de bence yansıyor ve bana da yansıyor.
Daha keyifli oluyorum.
Bu arada bugün 1 Eylül. 1 Eylül'de çekiyorum bu kaydı.
Yazın bitmesi beni çok üzdü.
Hani sanırsınız ki yazın bitmesi beni çok üzdü.
Yani sanırsınız ki yazın İstanbul'dan gidiyorum.
Bodrum'daki denize sıfır yazdığımda.
Dışı beyaz bir villada.
Tüm yaz takılıyorum.
Her gün denize gidiyorum.
İşte kahvaltımı biri hazırlıyor.
Akşam yemeğimi, zeytinyağlarımı biri hazırlıyor.
Öyle bir yaz geçiriyorum da o yüzden yazın bitmesine üzülüyorum.
Halbuki her gün bir de bu yaz mesaili işe başladım.
Her gün 9-6, 9-7, 9-8 mesaiye taşımayla gittim İstanbul sıcağında.
Ona rağmen yazın bitmesi beni çok üzdü.
Hani böyle şey gibiyim.
Yazın bittiğine dair içimde öyle bir burukluk var ki.
Geçen Sibil Çetinkaya annesini paylaşmış.
Kesin görmüşsünüzdür çoğunuz.
Annesi şey diyor Sibil'e.
Sibil diyor, Derev'in evlendiğine artık inan.
Yok inanamıyorum, inanamıyorum.
İnanamıyorsan da bunu dile getirme.
Bunu kafana sok, bize söyleme falan diyor.
O kadının isyanlı gibiyim şu an.
Yani birisi çıkıp diyebilir ki Zeynep tamam yaz bitti kes artık ya.
Ama uzattın falan diyebilir.
O kadar kabullenemiyorum.
Niye böyle oldu anlamadım.
Çok hüzün çöküyor içime.
Galiba genel anlamda bir duygusal kotam boşta kaldığı için böyle şeylere daha çok anlam yüklemeye başladım.
Ya da yaşım ilerlediği için mi?
O da olabilir.
Ya ne bileyim yazın böyle her şey daha rahat ya.
En azından daha basit giyiniyoruz mesela.
Veya her şey sanki daha kolay akıyormuş, daha neşeli akıyormuş gibi geliyor bana güneş olunca.
Sanırım kışın depresyonundan, kışın getireceği o karanlık gri havalardan falan korkuyorum.
Sırf bunu aşmak için geçen yıl çektiğim, daha doğrusu geçen kış çektiğim, daha bir yıl olmadı da vloglara baktım, YouTube'a yüklediğim.
Onları izleyince böyle kendi kendimi izleyince biraz daha motive oldum kışa karşı.
Çünkü kışta da şöyle bir şey oluyor ya daha herkes kendi düzenine dönüyor.
Akşamları evde oluyoruz.
Daha böyle kendimizde kaldığımız bir zaman oluyor.
Ve o zamanlarda mesela ben vlog çekmeyi çok seviyordum.
Bu kış bunu daha da çok yapmak istiyorum.
O vlogları böyle biraz izledim.
Hani altındaki yorumları falan okudum.
Karşılıklı sohbet, her hafta gittiğim filmler, okuduğum kitaplar.
İşte böyle genel düşünceler falan onlardan bahsetmişim.
Ve yorumlar da çok güzel yorumlar gelmiş.
Bu kışa karşı kendimi böyle motive ettim.
Sanırım şeyden dolayı da ben yazın bitmesini istemiyorum.
Şimdi yıllardır ben alıştım kışın hava kötüyken mesela işe gitmemeye.
Zorunlu durumlar haricinde.
Şimdi mecbur gideceğim ya bilmeyenler için 9-6 mesaili bir işe başladım.
Onu başka bir bölümde çok kapsamlı bir şekilde anlatacağım.
Henüz benim de kafamda oturmayan kısımlar var.
Onu bekliyorum.
Soranlar için şimdi söylemiş olayım.
Galiba onun için içimde böyle ufak bir tedirginlik var.
Hani yıllar sonra kışın tekrar mesail işe gideceğim diye.
Neyse olsun okuyacağım yeni kitaplar için.
Gideceğim yeni filmler için.
Heyecanlıyım.
Bir de mesela podcast dinlemesi de düşüyor yazın.
Herkes zaten sezon finali falan yapıyor ya millet haziranda.
Seneye ben de yapacağım muhtemelen.
Çünkü dinlenmeler ciddi anlamda düşüyor.
Herkes orada burada oluyor.
Hani oturup çok podcast dinlemiyorlar.
Çok içerik de tüketmiyoruz ya.
Kışın böyle daha bir düzene oturuyor her şey.
Bunları düşünerek kendimi motive ediyorum.
Şimdi de işten geldim.
10.30'da falan evde olabildim.
Çeşitli sebeplerden dolayı.
Ve geçenlerde bana bir tane mail gelmişti.
Bu maili ben okudum.
Bu arada direkt okuyorum.
Yani spam'a düşse bile benim onu görmem en fazla 3-5 günümü alıyor.
Yazdığınız hiçbir şey evrenin boşluklarında kaybolmuyor.
Bunu bilmenizi isterim.
İşte sizden gelen bir maili okudum.
Ve dedim ki bugün kesinlikle bunu konuşmalıyım.
Mail beni hem çok üzdü hem de bir yandan benim son 3 yıldır içinde olduğum o çalkantılı ruh hallerini birkaç cümlede özetlediğini fark ettim.
Çok kısa bahsetmem gerekirse mail atan kişinin tabii ki adını vermeden ama kendisi anlayacaktır.
Kısaca şundan bahsetmiş.
Atanmak isteyen bir öğretmenmiş.
Sıralaması iyi olmasına rağmen bu atama sayıları kontenjanı az açılıyor ya o yüzden endişe duyduğundan bahsetmiş.
Ve hani ailesi de şey diyormuş artık 30 yaşına geldin olmuyor atanamıyorsun hani boşver falan diyorlarmış.
Bununla ilgili tekrar ayağa kalkmak istiyormuş ve hani bir öneri beklemiş sanırım mailde.
Ben de oturup bölüm çekmeye karar verdim.
Çünkü bu bana böyle hani bazı tip mesajlar çok geliyor tamam mı?
İşte geç kalmışlık hissi, yalnızlık hissi, arkadaş edinememek gibi şeyler çok gelen konu başlıkları.
Ve geç kalmışlıkla yalnızlık hissi sanırım benimle bağdaştırılıyor.
Yani ben de atıyorum şimdi 30 yaşında 31 yaşında sıfırdan başka bir işe başladım.
Bunu insanlar sosyal medyada podcastta görünce diyorlar ki bu kız da benim gibi ben ona bir mesaj atayım.
Hani belki bir önerisi vardır diyorlar.
Ya da yalnızlık da yine aynı şekilde yalnız olduğum için bekar olduğum için orada bir yakınlık hissedip mesaj atıyorlar.
Benim açımdan bakarsanız bu sizle kurduğum bu yakınlıktan dolayı çok mutluyum.
Hatta bu yakınlığı kurabilmem için başıma bunların geldiğini düşünüyorum artık.
Çünkü bahsettiğim mesaj sayısı veya mail sayısı 1, 2, 5, 10 değil.
Yani yüzlerce hatta şu ana kadar binlerce bile olmuş olabilir.
O yüzden bunu da artık diyorum ki tamam belki de bu yollardan geçmemin böyle bir amacı vardı.
Bu insanlarla tanışmaktı, dinleyicilerle yakınlık kurmaktı ve podcast'a baktığınızda bu yalnızlıktan doğdu mesela.
Bu geç kalmışlıktan doğdu, bu meslek değiştirme isteğinden doğdu.
Hepsinin sebebi belki de buydu diye düşünüyorum bazen.
O yüzden de genel olarak düzenli dinleyenler şunu bilir zaten.
Hiçbir konuda böyle akıl satıp da işte büyük büyük konuşmayı hiç sevmem.
Fakat geç kalmışlık hissiyle ilgili gerçekten bazı şeyleri söylemeye yetkili mi denir?
Hani buna hakkı olan bir insan olduğumu düşünüyorum.
Şimdi bu maili okudum ve dedim ki ben bence insanlara en baştan kısa bir özet geçmeliyim.
Ben şu ana kadar neler yaptım, neler denedim, ne kadar kayboldum?
Bunu bir anlatmak istiyorum.
Bunun sebebi de şu.
Diyelim ki beni en baştan beri takip edenler var ama
diyelim ki benim Instagram'ıma 6 ay önce denk geldiniz.
Muhtemelen 6 aydır böyle enerjik, pozitif, işte istediği işi yapan,
istediği projeleri yapan bir kız görüyorsunuz.
Ama o kızın 3 yıl önceki halini bilmiyorsunuz.
O zaman ben yoktum çünkü sizin hayatınızda, piyasada yoktum.
İki yıl önceki halini ya yüzde biriniz falan biliyordur belki.
O yüzden ben şimdi ne yapacağım biliyor musunuz?
Şöyle bir liste yaptım.
İlk çalışmaya başladığım andan itibaren denediğim şeyleri kısaca size özetleyeceğim.
Bakın çok kısa.
Ben avukatım.
İlk kez denk geliyorsanız bu temel bilgiyi de vermiş olayım.
O yüzden de ofislerde çalıştım.
Ofis olarak bahsedeceğim.
Bakın listeye bakın şimdi.
Kronolojik bir liste.
Uluslararası ofis.
Türk kurumsal ofis.
Yani lokal kurumsal ofis.
küçük ofis, tek kişinin yanında ofis, butik ofis, kendi işim, tekrar bir butik ofis, tekrar kendi işim, marka kurmak, böyle bir girişimim vardı.
Podcast'a başlamak, podcast'ı bırakmak, podcast'a tekrar başlamak.
Çünkü ben ilk bölüme bakarsanız 2023'te yani 3 yıl önce yayınlamışım.
Fakat ondan sonra bir yıl içinde böyle ayda bir bölüm falan yayınladım ama o bir yılım şu düşünceyle geçti.
Podcast'a başlamalı mıyım, başlamamalı mıyım?
konuşamadım neyse başlamamalı mıyım
demek istiyorum. Bir yılım
bu düşünceyle geçti. O sırada sadece
gidip gelip arada amatör amatör
bölümler çekiyordum. O bölümleri de bilerek
silmiyorum. İlk 10 bölümü
dinleyip kendinize cesaret
bulabilirsiniz. Hani bu kız bile yaptıysa
gibisinden. O yüzden o bir yılda
podcast'ı bıraktım sonra tekrar başladım.
Bir yıl boyunca karar veremedim.
Sonra sosyal medyaya başlamak.
Sosyal medyada kendimi göstermek.
Kendimi göstermekten vazgeçmek.
göstermemek. Sonra tekrar
göstermek. Ondan sonra bu arada
olanlar mesela işte çevremdeki
ne bileyim eniştemin kurduğu bir iş var atıyorum.
Ben ona diyordum ki ya enişte
hani istersen deneyebilirim
ben de burada çalışmayı falan diyordum. Çünkü
avukatlıktan uzaklaşmak istiyordum.
Böyle yani bu liste
okuması kolay ama yaşaması
çok zor bir listeydi. Düşünsenize
sürekli bir şeyde böyle
inişli çıkışlı karar verme
vermeme bir şey deneme yeni bir hesap
açma. O hesabı kapama. Başka bir hesap
açma. Ondan sonra bir işi deneme
sonra işte atıyorum uluslararası ofisin
sana göre olmadığını anlama. Sonra küçük
bir ofise gitme. Küçük ofiste kafayı yeme.
Tek bir kişiyle çalışıyorsun çünkü.
Ve o kişi de
mal olabiliyor falan böyle saçma insanlarla
karşılaşıyorsun. Hani devamlı
böyle bir şeyler vardı tamam mı? Ve bu
devamlı böyle farklı şeyler denediğim
için artık ailem ve arkadaşlarım
da çok sıkılmıştı. Mesela atıyorum
podcast'a başlıyorum. Destek oluyor
bir arkadaşım. Sonra podcast'ı bırakıyorum.
desteği çekiyor. Sonra tekrar başlamaya karar veriyorum.
Bu sefer o insan da artık zaten
destek olmak istemiyor. Veya
Instagram hesabı veya marka kurma girişimi
yani marka kurmadım ama aklımda
bir istek vardı, bir fikir vardı.
Geleceğe dair bir vizyon vardı. Hala
var. Hayatımın bir noktasında bunu
yapmak istiyorum. Onu acaba yapabilir
miyim diye demo bir şey denedim.
Ve onun için de çok uğraştım. Ve onun için
de sıfırdan uğraştım. Hiç bilmediğim
bir alandı ve onu denedim.
Devamlı ben şunu yaşadım hayatımda. Avukatlık
Devam ediyor default bir şekilde.
Ama nerede çalışacağımı nasıl çalışacağımı bulamıyorum.
Bu bir.
İkincisi de avukatlıktan uzaklaşmak ya bırakmak istiyorum ya buna ek olarak böyle yaratıcı bir iş yapmak istiyorum.
Ama o alanda hiçbir tecrübem yok ve orada aklıma gelen şeyleri istediğim şeyleri deniyorum.
Sürekli sıfırdan bir şey öğreniyorum.
Düşünsenize.
Bu benim son 3 yıldır yaşadıklarım bunlar.
Ve o kadar yorduk ya arkadaşlar.
Bakın hani mental olarak ben henüz son 4 aydır falan zihnim nefes alıyor.
Onun öncesi devamlı bir kaos.
Kafamın içinde sanki bir sis bulutu, bir belirsizlik, ne yapacağım hissi ve korkusu ve endişesi.
Bir yandan da pes etmeme isteği.
Bu arada son 9 yıldır ben iş hayatındayım.
O başlasaydım ofisler falan 9 yıla dahil, avukatlığa dahil.
Ama avukatlık dışındaki işler son 3 yıla dahil.
Hani böyle şey bir tweet mi laf mı böyle bir kişisel gelişim şeyi var ya dışarıdan bakanlar çok mutlu bir hayat görüyor ama uykusuz geceleri görmüyor falan diye.
Bunu dalga geçiyor millet işte dışarıdan bakanlar çok mutlu bir hayat görüyor ama uykusuz geceleri görmüyor çünkü o uykusuz geceler hiç yaşanmadı falan yazıp trolleyenler oluyor.
O uykusuz geceler bende gerçekten yaşandı ama savrulmaktan yaşandı.
O stabilizasyonu sağlayamadığı için endişe duymaktan yaşandı.
Hani hiçbir zaman aksiyete boyutuna çıkmadı.
Çünkü ne olursa olsun benim cepte olan bir işim vardı.
Hani CMK'ya giderim en kötü ve paramı kazanırım şeklinde bir güvencem vardı.
Ama hani onu da düşünemiyordum.
Çünkü onu yapmak istemiyordum ve yolumu bulamıyordum.
Devamlı ben farklı yollara girdim çıktım, girdim çıktım.
O yola girdim, o yolu sevdim.
Ama o yolu sevmek hiçbir zaman yetmedi.
O yola sıfırdan başladım.
Böyle bir üç yıl geçirdim.
O yüzden bu maili okuduğumda işte çevrendekilerin 30 yaşına geldin bırak artık demesini, o kişinin kendisine olan inancını kaybetmesini, inancının sarsılmasını, hani o döngüden de çıkmak istemesini ama acaba ben yanlış mı düşünüyorum, acaba ben boşuna mı kendime inanıyorum, bu insanlar doğru mu söylüyor dilemmasını, ikilemini çok iyi anladım.
dediğim gibi son 3 yılı böyle bir roller coasterda
sıfır bakın gerçekten sıfır mental stabilizasyonla
sıfır mental stabiliteyle geçen birisi olarak
bu konuda konuşmaya hakkım olduğunu düşünüyorum bu yüzden.
Mesela Atama ile ilgili de mesaj atanlar oluyor bana.
Bu mail de o şekilde.
Ben orada şunu düşünüyorum açıkçası.
Hakimlik savcılık sınavıyla da ilgili aynı şeyi düşünüyorum.
Bir sınav var.
Sizin bu işe yatkınlığınız olup olmadığını
Öyle ya da böyle ölçen bir sınav var.
Siz o sınavı geçebiliyorsanız ve oradan iyi puan alabiliyorsanız bunun sonucunda hükümet veya işte devletin politikasından dolayı bir bariyere takılıyorsanız bence orada denemeye devam etmeniz gerekiyor.
Çünkü sizin o şeye yeteneğiniz olmasa yani atıyorum o sınavdan 10 yıl boyunca kötü puan alsanız sallıyorum.
Ben derim ki kanka artık bırak hani başka bir şeye yönelmen gerekiyordur belki derim.
Ama o sınavı iyi bir şekilde atlatıp ondan sonra atama sayısındaki engele takılıyorsanız veya hakimlik savcılık sınavından iyi puanlar alıp mülakatta eğleniyorsanız burada sorun sizde değildir.
Yani sizde olmadığı zaten çok açık bir şekilde belli.
Burada sorun yürütülen politikada veya ülkenin güncel durumunda veya biraz daha usulü sebeplerde.
Ben olsam yani en azından orada ben denemeye devam ederim.
Geçen bir arkadaşımla konuşuyorum. 91'li sanırım. Şu an 35 yaşında. Kız hakimlik savcılık sınavına 5-6 kez falan girdi. Hepsinden çok iyi puan aldı. Mülakatta elendi ve artık denemiyor. Ama ben diyorum ki bence denemeye devam etmen lazım.
Sen bu sınavı geçebilecek kapasiteye sahipsin, bu işi yapabilecek kapasiteye sahipsin.
Senin özelliklerin ve senin kapasiten dışındaki usulü bir sebepten, mülakat sebebiyle eğleniyorsun.
O zaman yani buradaki olasılık senin sandığın kadar düşük değil.
Tamam düşük ama bakın bu ülkede şöyle bir şey oldu.
2016'da hakimlik savcılık sınavına girdiğinizi düşünün.
O darbe zamanında.
O zaman da belki giren insanlar şey düşünüyordu.
Ya ben kesin mülakattan eğlenirim.
İşte girme olasılığım çok düşük falan diye düşünüyorlardı.
Ne oldu? Darbe oldu.
Bir sürü insan, on binlerce insan görevden ihraç edildi.
Ve o yıl belki de başvuran hakim savcıların, sınavı geçen hakim savcıların hepsi veya çok büyük bir yüzdeliği atandı.
Böyle gelişmemiş ülkelerde bizimki gibi, gelişmemiş ülkelerde her an ne olacağı belli olmuyor.
Bir şey olur devlet fazladan kadro açar.
Bir şey olur işte darbe oluyor Allah korusun da.
Hani başka bir şey olur, bir sorun çıkar, hükümet değişir, bir şey denk gelir ve sizin önünüz açılır.
Yani onu bilemezsiniz.
O yüzden ben burada kesinlikle inancınızı kaybetmemenizi öneriyorum.
Ben olsam ne kadar zor olduğunu biliyorum.
Çevrendeki sesleri bastırıp o inanca tutunmanın.
Ama kendimle ilgili, kendi yeteneğimle, kendi aklım fikrimle ilgili, kendi kapasitemle ilgili bir sorun yoksa o şeyi denemeye devam ederim.
Bunun tam karşılığını düşünüyorum.
Bazı şeylere de bence kapasitemiz olmadığını, yatkınlığımız olmadığını kabul etmemiz gerekiyor.
Mesela ben düşünüyorum.
Uluslararası bir hukuk ofisinde çalıştım ben.
Çok büyük bir ofisti.
Ya ben orada işi yapıyordum ama o kadar nefret ediyordum ki.
Bakın hani ben zaten İngilizce bir iş yapmak istemedim.
Orada karar verdim.
Normal giderim günlük muhabbet ederim İngilizce ama ya ben hukuku zaten zar zor okumuşum.
Bir de gidip onun İngilizcesini yapacak bir kapasitem de yoktur muhtemelen.
Hani zaten isteğim yok.
Kapasitem var mı onu bile bilmiyorum bakın düşünün.
E ben gidip şey yapsaydım.
Ya burada çok iyi maaş veriyorlar.
Ve burada kalabilme şansım da var.
Ben bunu işte abanayım, bunu yapayım deseydim.
Kendi sınırımı boş yere zorlamış olacaktım.
Çünkü ben buna yatkın bir insan değilim.
Hani bazı şeyleri zamanda görmek lazım.
Veya başka yatkın olmadığım hani deneyip yatkın olmadığım şeyleri düşünüyorum.
yüksek lisans yapmak. Ben
devlette yüksek lisansa
girebilecek bir akademik
beceriye sahip değilim.
Çünkü zihnim akademik çalışmıyor.
Benim bir arkadaş grubum var. Hepsi yüksek lisans
falan yapıyor işte. Doktorasını yapanlar
da var. Akademisyen olan da var içinde.
Onlarla konuştuğumda inanılmaz
saygı duyuyorum. İnanılmaz hoşuma gidiyor.
Fakat özelde girer girersin
tabii ki yüksek lisansa da
ben gidip de İstanbul Üniversitesi için
5 yıl boyunca yüksek lisansa
girebilmeyi hedeflemiyorum. Çünkü benim
böyle bir yatkınlığım yok. Mesela benim
kardeşim de çok iyidir akademik konularda.
Teknik şeyleri falan da ben hep ona
sorarım. Ama benim zihnim öyle çalışmıyor.
Bunu önce kendini tanıyacaksın ve
bunu kabul edeceksin. Hani orada olmayan
bir şey sırf toplumda iyi diye, sırf
annen baban seni alkışlayacak diye,
işte insanlar ya aferin falan diyecek
diye olmayan bir şeyi zorlamanın
anlamı yok. Bu sefer başka alandaki
fırsatlarını kaçırmış oluyorsun.
İnsanın bence
hani böyle biraz kendisine öz eleştiri de yapması gerekiyor.
Kendinizi yerden yere vurun demiyorum.
Ama kendini tanıyıp, kendine dışarıdan bakıp
benim yeteneklerim neler, ben neleri yapabiliyorum diye bir tartması gerekiyor.
Ve bu bir eksiklik de değil.
Atıyorum o arkadaş grubundaki insanlar da belki gelip podcast yapamazlar.
Hani onların kafası öyle çalışıyor, benim kafam böyle çalışıyor.
Anlatabildim mi?
Buradan egoyu, kendi egonuzu, kendi egomuzu kırmamıza gerek yok.
Yani herkesin beslendiği alan farklı.
Bunu bence kafada oturtmak gerekiyor ve hayata bu şekilde devam etmek gerekiyor.
Zaten bunu yaparsanız hangi alana girerseniz girin faydasını görürsünüz.
Mesela ben şu anda neler yaptığımı bakın şimdi bir günümü özetleyeyim.
Ondan sonra da bu geç kalmanın faydalarından bahsedeyim.
Şu anda benim bir günüm şöyle geçiyor.
Hani şimdi şey sanmayın.
Aa tamam sen 3 yıldır uğraşmışsın ve şu an artık rahatlamışsın zannetmeyin.
yine sıfırdan bir şeye başladım abi.
Ve o yüzden benim yine sıfırdan bir şeyin içinde debelenmem gerekiyor.
Fakat son 3 yılda denediğim şeyler sonucunda artık neye yatkın olduğumu, neye yatkın olmadığımı biliyorum.
Ve nasıl bir alanda çalışmak istediğimi aşağı yukarı biliyorum.
Mesela avukatla devam etmek istiyorum.
Evet tamamen bırakmak istemiyorum hiçbir zaman.
Ama bunu daha yaratıcı bir alandan sürdürmek istiyorum.
Son yıllarda bu kadar şey denemeseydim yapmak istediğim şeyin ana hatlarını çizemeyecektim.
Ben birkaç yıl denemişimdir.
Bazısı 3 ayda bulmuştur.
O da değişir bu arada.
Hani şimdi şey düşünmeyin.
Yaz derinlikte zaten kaç yılda bulmuş.
Hala da tam olarak oturmamış.
Ben hiç bu topa girmeyeyim diye düşünmeyin.
Herkesin yolu ve çizdiği harita, yakaladığı ritim çok farklı.
Belki sizin daha hızlı olacak.
Onu bilemeyiz.
Fakat burada en son düşünmek gereken şey yaş sınırı bence
Mesela bana gelen mail de 30 yaşındayım diyor
Abi 30 yaş memurluktan pes etmek için bence erken bir yaş
Çünkü bildiğim kadarıyla genelde 35 yaş bazı
Bakayım bir dakika mimarlık diyorum öğretmenlikteki yaş sınırı kaçmış memurlukta
Tamam 40 yaş ya senin daha önünde 10 yıl var 10 kez daha en az deneme hakkın var
Belki 40 yaşına gireceksin ve çok mutlu olacaksın bilemezsin ki.
Mesela buna avukat olarak da memuriyete atanmak isteyenler oluyor.
Orada da bazı kurumlarda 35 yaş bazı kurumlarda 40 yaş falan diyebiliyorum.
Kuruma göre değişiyor diyebiliyorum.
Evet ona da bakmıştım.
Benim denemediğim bir şey kalmadı muhtemelen.
Tüm tuşlara bastım o kadar yolum bulamıyordum.
30 yaşta buna baktığımda daha erken geliyor bana.
İnsan kendisi içindeyken çok geç geliyor da bazı şeyler bana da öyle geliyordu.
Şu an 31 oluyorum.
Ve 29 bana geç geliyordu mesela bazı şeylerde.
Şu an bakınca diyorum ki hiç de geç değilmiş.
30 bile geç değilmiş yani şu an 31'm artık ve 30 bile geç değilmiş diyorum.
Biraz şey düşünebilirsiniz burada hani ben olsam ne tavsiye verirdim birine 30 yaşındaki birine.
Yani insan kendisine daha acımasız oluyor ama dışarıdan bir arkadaşına daha şefkatli, daha objektif yaklaşabiliyor.
Kendinizi de böyle dışarıdan bir arkadaşınızmış gibi değerlendirip o şekilde bence kararlar alabilirsiniz.
Şimdi size 31 yaşında bir günümü anlatıyorum bakın.
Bunu da şu yüzden anlatıyorum.
Benim Instagram'dan storylerime böyle çok tatlı mesajlar yazıyorsunuz.
Ya Zeynep işte çok mutlu gözüküyorsun, senin adına çok mutluyum, istediğin şeyi yaptığın için falan yazıyorsunuz.
Fakat burada da bir bedel ödeniyor.
Onu inanın ben yoğunluktan paylaşamıyorum bile.
Burada anlatacağım genelde.
Bir de vlog çekiyorum iş yerinde.
YouTube'da anlatırım diye.
Onları falan paylaşacağım.
Ama Instagram'dan direkt story'i gören birisi dediğim gibi ya ne güzel işte hani böyle istediği alanda çalışıyor ne kadar şanslı falan diye düşünüyordur.
Şimdi bakın bu tempoyu acaba kaç kişi kabul ederdi konfor alanını bozup da.
Şimdi sabah şirkete gidiyorum tamam mı? Evden gidiyorsam zaten çok uzun sürüyor.
Hafta içi genelde ofiste kalıyorum. Bundan önce söylemiştim ama gözümden kaçanlar için tekrar bu infoyu veriyorum.
Fazla info vereceğim biraz.
Şimdi sabah şirkete gidiyorum. Evden veya ofisten artık nasılsa.
Şimdi ben orada avukatım ve avukatlıkla ilgili bir iş yapıyorum.
Fakat işi öğreniyorum tamam mı bir yandan da?
Yani şu an ben yaptığım işin %60'ını falan sıfırdan öğreniyorum.
Veya o şirketteki konumlandırmasını öğreniyorum.
Kısaca bunu öğrenmek diyeceğim.
Şöyle düşünün bir startupta çalışıyorum ve daha önce hiç startupta çalışmadım.
Hukuk bürosu hariç hiçbir yerde çalışmadım.
Ve şu an ikinci ayım bir hukuk bürosuyla A'dan Z'ye hani en büyük hukuk bürosundan en küçük hukuk bürosunu düşünüyorum.
Bir hukuk bürosuyla özel sektörde bir start-up o kadar farklı ki.
Bakın her şey mi farklı olur bir alanın?
O kadar farklı.
Onu öğreniyorum.
Bir yandan insan yönetmeyi normalde hep müvekkillerle de muhatap olduğum için biliyorum.
Ama özel sektörde bin bir türlü farklı insanla muhatap oluyorum.
Bir yandan onları yönetmeyi öğreniyorum.
Mesela orada şöyle farklılıklar olabiliyor.
Biz avukat olduğumuz için daha bence disiplinli çalışıyoruz tamam mı?
ve daha sert bir şekilde yetiştiriliyoruz.
Ama mesela startuplar daha rahat.
Orada insanlar böyle daha nazik, daha keyifli demeyeceğim.
Yine yoğun çalışıyorlar ama daha relax çalışıyorlar birbirlerine karşı da.
Benim oradaki disiplinim biraz daha katı kalabiliyor o alanda.
Ve benim orada kendimi törpülemem gerekiyor.
Benim orada beklentimi esnetmem gerekiyor.
Bir yandan bunları gözlemleyip bunlara göre kendimi törpülemeye çalışıyorum.
Bir yandan podcast devam ediyor.
Şükürler olsun aşırı seviyorum burayı.
Fakat burada da şeyler oluyor ya işte sponsorlu bölümler oluyor reklam girdiğimiz bölümler.
Bana Melisa yazıyor.
Melisa var işte ekipte.
Onun da hatta o zaman sana bir soru podcast diye bir kanalı var çok güzel.
Dinlemenizi öneririm.
Dinleyenleriniz vardır zaten.
İşte Melisa yazıyor işte Zeynep işte Markaya şunu göndermemiz lazım ne zaman göndeririz falan.
Ben hani Melisa'nın mesajını kaç saat sonra görüyorum.
Ona ne cevap vereceğim.
O planlamayı nerede yapacağım.
Hani kocaman bir şey yazmak istiyorum.
Bilmiyorum.
Bilmiyorum Melisa.
Allah kerim falan yazmak istiyorum.
Ama orada kayda değer bir cevap vermem gerekiyor.
Çünkü o taraftaki markaya da bunun iletilmesi gerekiyor.
Bir yandan müvekkiller arıyor.
Onları bilgilendiriyorum.
Bir şey oluyor.
Bana tebligat geliyor.
Onları not alıyorum.
Hani avukatlık işlerimi düzenlemem gerekiyor.
Öğle arasında zaten öğle arası ben daha böyle birkaç gündür falan verebiliyorum.
Öğle arasında çalışıyorum çünkü normalde.
Kendi işlerimi yapıyorum.
Bir yandan şirketteki iş yoğun.
Hem iş yoğun hem de ben işi öğrenmem de gerektiği için en azından konumlandırmaları anlamam gerektiği için kafamda bir haritayı oluşturmam gerektiği için daha da yoğunlaşıyor benim için.
Sonra geç çıkıyorum genelde.
6'da çıkamıyorum yani çok az 6'da çıkabildim şu ana kadar.
Bu benle ilgili bir şey.
Biraz daha hani herkes gittikten sonra kalınca daha iyi odaklanabiliyorum en azından.
Hani biraz daha kalabiliyorken kalıyorum.
Çünkü öğrenmem gereken çok fazla şey var ve biraz da kafamda genel taslağı oluşturmak istiyorum.
Bunun için akşam kalmak bana daha iyi geliyor.
Geç çıkıyorum neticeden ve genelde ofiste kalıyorum dediğim gibi.
Gidiyorum, deri koltukta uyuyorum.
Bunu söylemiştim daha önce yine söylüyorum.
Deri koltuğu özellikle vurguluyorum çünkü çok rahatsız arkadaşlar.
Deri koltuğumu çok seviyorum fakat uyumak için kesin doğru bir alan değil.
Çarşaf falan seviyorum tabii ki ama rahat değil.
Ama ona da söylenmiyorum.
Ama uyuyamıyorum. Gidip ben ofiste şöyle bir rahatça yatamıyorum.
Yazmam gereken bir dilekçe oluyor. Aramam gereken bir müvekkil oluyor.
Çekmem gereken podcast oluyor veya hazırlamam gereken bir sosyal medya içeriği editlemem gereken bir vlog oluyor.
Bazen sosyalleşiyorum. Yani çok az sosyalleşiyorum artık ve şunu da fark ettim bu arada.
Çok sosyalleşiyormuşum. Ya gerek yok.
İnsanlara bence sevdiğimiz insanları sevmeye devam edelim fakat bu kadar çok sosyalleşmemize gerek yok diye düşünüyorum.
En azından bir 40 yaşına kadar falan.
Okey akıl sağlığımızı korumak için sosyalleşmek süper.
Ama daha iş odaklı olmalıyız bence.
Şöyle düşünün iş odaklı olmadığımız her an bizden götürüyor.
Hani geleceğe yaptığımız yatırımdan götürüyor.
Her şeye para olarak bakmıyorum.
Para anlamında demedim bunu zaten.
Ama kendini geliştirmek iş anlamında gibi düşünün.
Mesela bakın şu an sesim kısılıyor.
Çünkü eve geldim bugün ve evde su kalmamış.
Geç geldim.
Suyu sipariş vermem hala gelmedi ve dolaptan kola içtim.
maalesef. O da şu an sesime
yansıdı. Neyse işte
bazen sosyalleşiyorum dedim.
Sosyalleşmeyi azalttım. Çok azalttım.
%10 falan. Burada mesela şöyle sıkıntılar
oluyor. Hafta içi evde kalmadığım için pazar
günü ben evde tüm çamaşırları yıkıyorum.
Kombilerimi hazırlıyorum. Ütülerimi yapıyorum.
Ofise götürüyorum. Onları taşıyorum.
Çarşaflarımı falan da yıkayıp götürüyorum.
Bir dönüşüm oluyor orada. Ve mesela
ofiste geçen diğer güne
tişörtümün olmadığını fark ettim. Unutmuşum.
Gittim AVM kapanmadan 9'da
AVM'ye gittim. Tişört aldım falan. Böyle
şeyler de oluyor. Sonra
zaten artık o deri koltukta rahatsız
olmasına rağmen bayılıyorum ben.
Ve sabah erken kalkıp metroya
binip işe gidiyorum.
İşte iniyorum yürüyorum falan. Metronun dibinde
de değil iş yeri veya ofis sisteminden
de metroya yürüyorum falan filan. Hani
anlatabildim mi? O storylerde gördüğünüz
şeyin arka planı öyle çok mutlu
aa güllük gündüzistanlık işte aa istediği
işi yapıyor ne kadar şanslı
falan gibi bir şey değil. Orada ödenen
bir bedel var gerçekten.
Fakat her işte bir bedel var.
Herkes bir bedel ödüyor.
KPSS'ye hazırlanan kişi de bedel ödüyor.
Kurumsal ofiste çalışan ve yıllarca kariyer yapmış birisi de bedel ödüyor.
Ben de bedel ödüyorum.
Yani burada önemli olan geç kalmak değil aslında.
Sizin emek verdiğiniz şeyin ulaşmak istediğiniz yere hizmet edip etmediği.
Mesela ben şimdi Aplex Studio'da programa başladım.
Görenleriniz olmuştur aşırı serbest avukat diye.
Onu ilk başta haftada bir yapacaktım tamam mı?
Sonra düşündüm abi ben şu an o kadar yoğunum ki benim o programı haftada bir yapmam benim istediğim yere gelmem için uğraştığım şeyler arasında öncelik listemde değil.
Ben onu iki haftada bire düşürdüm.
Neden? Çünkü haftada bir yapmak benim asıl amacıma hizmet etmiyor.
Dolaylı yoldan hizmet eder ama belki 15. sırada falandır.
Hani bazı şeyleri de elemek gerekiyor burada.
Her şeyi yetişemeyiz, her şeyi aynı anda yapamayız.
Bazen bence onun içinde de kayboluyoruz.
Bu bana çok oluyor.
Her şeyi yapmak istiyorum.
Hayır ya her şeyi yapamazsın.
Yani bazı şeyleri önceliklendirip onlar da çok iyi olup onlara maksimumunu verip ondan sonra oradan aldığın faydayı da 6. 7. 8. sıradaki şeylere yansıtman lazım.
Biraz dağınık anlatmış olabilirim kusura bakmayın.
Bölümün başında dediğim gibi hani oturup da önceki gibi böyle tasnifleyerek bölüme giriş yapmıyorum artık.
Daha akışta gidiyorum ve artık gecenin 12'si oldu.
Tabii ki biraz kafam dağılıyor.
Şimdi burada demek istediğim şey şu.
Sizce ben ya ben geç kaldım zaten.
Geldim 30'a deyip.
Ailemin de zaten hani bir ofisi var.
Benim orada bir masam var.
İyi kötü ben orada takılayım diyemez miydim?
Diyebilirdim hala diyebilirim.
Ama 30-31 yaşında senden 10 yaş küçük insanlardan daha kıdemsiz bir şekilde bir yerde işe başlayabiliyorsun.
Ve bir şey gerçekten istiyorsan bundan gocunmaman gerekiyor.
Bir şey gerçekten istiyorsan ailenin, arkadaşlarının, çevrendeki duyan insanların, anneannenin, teyzenin, halanın
ya hani kızım uğraşmasan mı, kızım bıraksan mı, kızım ne güzel bir işin var, kızım işte boşver sen zaten evlendin,
atamakla falan uğraşma demesini dinlememen gerekiyor.
Orayı kapatman gerekiyor.
Bir şeye önce karar vereceksin.
Ondan sonra oraya öyle bir duvar öreceksin ki dışına.
Gelen eleştirileri ve objektif yorumları dikkate alacaksın.
Ama inandığın şeyden de vazgeçmeyeceksin.
Bunun dengesini kurmak çok zor.
İnsanın bu inancı sağlaması her zaman kolay olmuyor.
Bu yüzden bu bölümde kendi sürecimi en azından genel hatlarıyla size anlatmak istedim.
Çünkü bunları yaşarken inanın hiçbir zaman şöyle olmadım ben. Evet ben bir gün tam olarak istediğim şekilde bir iş sistemi kuracağım ve o şekilde çalışacağım. Benim buna inancım %100. Bana hiçbir şey demeyin. Ben kimseden etkilenmiyorum. Ben böyle uyumadım. Ben her gece acaba ben yanlış mı yapıyorum? Acaba ben dümdüz avukatlık mı yapmalıyım? Acaba ben bir ofise girip bağlı mı çalışmalıyım?
Acaba ben işte sosyal medya yapmamalı mıyım?
Cringe şeyler çekiyorum.
İşte cringe atak geçiriyorum videolarımı izlerken.
Podcast'ımı kim niye dinlesin?
Ben kimim ki?
Diyerek uyudum.
Bakın her gece.
Ama zamanla bu sesler azaldı.
Ben kendime inandıkça zaten bir şeyler az da olsa yoluna girmeye başladı.
Ve o azıcık yoluna giren şeyler de benim ufak ufak özgüven inşa etmemizi sağladı.
Ve bir şeylere tutunmak için elimde delil oldu.
Sebep oldu.
Lütfen burada kendimi övüyormuşum gibi anlamayın aslında tam aksine şeffaf bir şekilde anlatıyorum.
Hani kötü kısmını da anlatıyorum sonunda şu anda geri dönüp baktığımda iyi ki yapmışım dediğim kısımları da anlatıyorum.
Bir yandan kendimi de tespit ediyorum kendimi.
Bu arada hala bazen düşünüyorum mesela işte bu kadar yoruluyorum diyorum ki ya diyorum ya hani Allah insanın rızkını da bir yerden verir ki zaten şu an bu kadar yorulmamın sebebi para değil.
Hatta belki çalışmasam daha az para harcayabilirim şu anda.
Allah insanın rızkını da bir yerden verir, yolunu da bir yerden çizer.
Niye diyorum ya bu kadar kısacık hayatta ben niye bu kadar debeleniyorum diye düşünüyorum bazen.
Diyorum ki acaba gidip dümdüz avukatlık yapmaya ben devam mı etsem falan diye soru işareti oluyor aklımda.
Hala yaşıyorum ama eskiye göre minimumda yaşıyorum.
O sesi hiçbir zaman susmuyor.
Onu bence herkes bilmeli.
O ses geldiğinde de beni durduran şöyle bir his oluyor.
31 yaşındayım ve son 3 yıldır uğraşıyorum ve daha 4 aydır falan mental olarak rahatım.
Şu an başladığım işte de çok iyi hissediyorum ve şey gibi hissediyorum ya.
Sanki bu son 3 yıldır uğraştığım her şey, geçtiğim tüm yol, denediğim her şey, her ihtimal benim şu anki bu işi bulmam için yaşanmış gibi hissediyorum.
Hani böyle insanlar evlendikten sonra diyorlar ya bunu işte ruh eşinmiş, asıl kişi buymuş.
Ve şu ana kadar olmayan herkesin neden olmadığını anladım falan diye böyle bir aydınlanma yaşıyorlar ya.
Ben onu şu anda işte yaşıyorum.
Tabii ki bilemem.
Özel sektör bir de yani yarın ben kovulabilirim.
Ama mevcut hissim bu.
Ve diyorum ki iyi ki bırakmamışım o denediğim hiçbir şeyi.
Bir de şöyle bir şey de var burada.
Bu kendime de bir eleştiri.
Bazen çağı yakalayamayabiliyoruz.
Ya aslında mesela avukatlık diyoruz ya.
Ben bu şirkette görüyorum.
Abi avukatlığın bin bir türlü farklı hali var ya.
Adam gidiyor avukat ama yapay zekada kendisini o kadar geliştirmiş ki yapay zekayı eğitmek konusunda.
Oturuyor yapay zekayı eğitiyor avukat kimliğiyle ve bu şekilde bir iş ediniyor.
Mesela ben böyle bir iş kolu olduğunu bilmiyordum veya marketing atıyorum.
Ben bunun sadece pazarlama olduğunu zannediyordum.
Bin bir türlü hali varmış, bin bir türlü alt başlığı varmış ve çağı yakalamazsak mesela işte annelerimiz babalarımız gibi düşünmezsek
Biz hep o geleneksel iş modellerinde kalıyoruz.
Biraz daha gözümüzü açmak lazım bence.
Ve burada o yüzden üst jenerasyonu veya çevremizdeki konfor alanında kalmayı tercih eden 3-5 kişiyi dinlememek lazım.
Çünkü bizim sandığımız dünyanın dışında başka bir dünya var ya dışarıda.
Hani bu vizyonu elde etmek için ne yapmak lazım bilmiyorum.
Bence devamlı okumak ve insanları takip etmek.
Biraz daha nerd, biraz daha işinden bahseden insanları baz almak.
onları dinlemek lazım.
Bu benim kendimde gördüğüm bir eksiklik oldu bu işe başladıktan sonra.
Şimdi yapay zeka ile alakası hiç olmayan bir insan annem babam atıyorum.
Ben onlara gidip şu anki işimden bahsetsem onlar muhtemelen derlerdi ki
ya işte boşver macera arama sen git ofisinde müvekkillerine odaklan
buna zaman harcayacağına zaten sen kendi işinde ilerlersin falan derlerdi.
Ama işte orada vizyon farkı oluyor, nesil farkı oluyor.
O yüzden kendi inandığın veya gördüğün şeyin peşinden gitmek gerekiyor.
Veya onun peşinden giden insanlarla muhatap olmak.
Muhatap olamıyorsan da YouTube'dan açıp o insanları bulmak gerekiyor.
Herkesin kendi mesleğinde vardır böyle geniş bir alan.
Onları araştırmanızı öneriyorum.
Ve şundan bahsetmek istiyorum.
Bölüm uzadı ama artık bunu umursamıyorum.
Mesela bakın algoritmaya göre 15-20 dakikalık bölüm falan atmak gerekiyor tamam mı?
Ve bazen ben uzun bölüm yaptığımda şey diyen oluyor.
Yani nadiren oluyor ama işte ya çok uzatmışsın, çok uzundu bölüm, yarım kaldı falan diyen oluyor.
Ben bunları dinleyerek önceki bölümlerde şey yapmaya başlamıştım.
Ya işte çok uzun konuştum, çok uzattım falan demeye başlamıştım.
Geçenlerde biri bana çok yapıcı, çok güzel bir eleştiride bulundu.
Uzun bir mesaj yazmış.
Hepsini tek tek okudum ve idrak ettim.
Demiş ki Zeynep ben seni dinliyorum ve biz zaten haftada bir tane bölüm geliyor.
Onu açıp hani hevesle dinliyoruz.
Senin hani ya çok uzattın falan demen iyi olmuyor.
Sen nasıl çekiyorsan öyle çek.
Seni sevenler zaten dinlemeyi seviyor.
Hani buna takılma, buna devamlı takılman iyi gelmiyor kulağa gibi bir eleştiride bulunmuş.
O kişiye de teşekkür ediyorum.
Benim mesela orada çevresel faktörlere takıldığım bir zamanda beni oradan çekip alan bir yorum oldu bu.
Ben neye takılıyordum?
İşte algoritmanın önerisine, ekibin bana önerisine ya da bir iki tane gelen olumsuz yoruma takılıyordum.
Halbuki benim yapmam gereken şey,
yine kendim olmak ya. Bugün
bir saat mi çıktı bölüm? Bir saat ise
tüm samimiyetimle burada olmak.
Yarın 10 dakika çıkar. O 10
dakikada da yine tüm samimiyetimle burada
olmam gerekir. Hani kendi
bildiğim, kendi içimden geldiği şekilde
yapmam gerekiyor bu işi de.
O yüzden o yoruma tekrar teşekkür ediyorum ve şu an
bölümün uzamasını artık umursamıyorum.
Şunu da söyleyeceğim işte şunu söylemek
istiyorum diyordum. Şimdi bu
geç kalmışlık hissiyle baş ederken
insanın ikilende kaldığı bir an oluyor ya
acaba ben içgüdülerimi mi takip etmeliyim yoksa toplumun önerdiği şekilde geç kaldıysam ve ilerleyemiyorsam pes mi etmeliyim?
Bu ikilemde kalıyoruz ya orada içinizi dürten ve içinizi rahatsız eden böyle içten içe size batan başka yola sizi çekmeye çalışan bir his varsa
lütfen o hissin peşinden gidin.
Bundan ben bu kanalın ilk bölümünde bahsediyorum.
Meslek Değiştirmek ve Kendimize Ördüğümüz Ağlar isimli bir bölüm.
O bölümü dinlemenizi istiyorum.
Bakın ben cringe atak geçiriyorum o bölümü dinlediğimde.
Çünkü böyle içime içime konuşuyorum.
İşte çok yavaş konuşuyorum.
Kendi kendime bir şeyler editlemişim ama
hani kötü bir edit yapmışım falan.
Çok rahatsız oluyorum.
Ama bilerek silmiyorum.
Çünkü o benim nereden başladığımı bana hep hatırlatan bir bölüm.
İlk 10 bölüm öyle hatta.
Devamı da öyle de.
O bölümü lütfen dinleyin.
Çünkü o bölümü geçenlerde dinledim.
İçeriği çok iyi.
Ya içeriği o zaman ne dediysem hala arkasındayım.
Orada Nuri Bilge Ceylan'ın Kuru Otlar Üstüne filminden bir replikten bahsediyorum.
Hatta bölümü çekmeme vesile olan replik.
Sadece bir cümle bakın.
Şöyle bir replik.
Filmde geçiyordu bu hiç unutmuyorum.
Sinemada izlemiştim ve bu an denk gelince hemen telefonuma not almıştım.
Çok hoşuma gitmişti.
Bana öyle geliyor ki dünyada güzel olan her şey daha insana ulaşamadan kendi ördüğü ağları takılıp kalıyor.
Ya bu o kadar derin bir cümle ki ben de ilk bölümde şeyden bahsediyorum.
Hani biz aslında güzel şeylere ulaşabilecek potansiyelimiz var bizim.
Ama küçüklüğümüzden beri her bir olumsuz şey o potansiyelimizi biraz daha kırıyor.
Kendimize inancımızı biraz daha köreltiyor.
Ve her olumsuz şeyde biz kendimize bir ağ örüyoruz.
Sonra bir ağ daha örüyoruz.
En son noktada hani ilerleyen noktada kendimizi o kadar çok o ağlarla kaplamış oluyoruz ki
Bize gelecek güzel şeyler o ağlardan dolayı bize ulaşamıyor.
Bölümde bundan bahsediyorum ve bence çok iyi bir benzetme.
Siz de lütfen şu an böyle bir durumdaysanız kendi kendinize ağlar örmeyin veya çevrenizdeki insanların size ağlar örmesine izin vermeyin.
İçinizde o sizi rahatsız eden, sizi başka bir yola çekmeye çalışan bir his varsa o hissi takip edin.
Çünkü o hissi son 10 yıldır yaşayan ve son 3 yıldır o hissin peşine düşen ve bunun karşılığını daha son birkaç aydır alan bir insan olarak söylüyorum.
Hatta henüz daha tam olarak almadım, alma yoluna girdim.
O hissizi bir yere götürüyor.
Sadece orada ben çok spesifik örnekler veremem çünkü bu çok kişiden kişiye değişen bir olay.
O hissi tam olarak tanımlamak lazım belki veya kendini iyi tanımak lazım.
Belki atıyorum ben o hissi şöyle tanımlıyordum.
Ben yaratıcı bir iş yapmalıyım.
İlk tanımladığım his buydu.
Beni içten içe rahatsız eden his buydu.
Ve bu hissi fark ettiğimde ilk olarak böyle 20-22 yaşında falandım.
Ama o zaman tanımlayamamıştım.
Sadece bir rahatsızlık vardı içimde.
Bunu tanımlayabildiğimde 27 yaşındaydım.
Ve bunun sonucunda bir yola girebildiğimde, bunu tanımlayabildiğimde 28 yaşındaydım.
Ve bunun sonucunda bir yola girebildiğimde 31 yaşındayım.
Bu alanı lütfen kendiniz de tanıyın.
Kendinize bu kadar sert olmayın geç kaldım falan diye.
Zaten artık devir değişti.
Bizim annem beni 21 yaşında doğurmuş.
Babam 28 yaşında.
İki çocuğu varken askere gitmiş ve 4 kişilik bir aileye bakıyormuş.
Düşünün.
Ben 28 yaşında daha şeyi yeni keşfetmiştim.
Benim içimde bir his var ve benim bu hissin peşinden gitmem gerekiyor.
Hani anladınız mı?
Lütfen bu farkları da biraz bütünsel olarak değerlendirip kendinize alan açın.
Ama bu alanı çok hayalperest bir yerden yapmayın.
Başta dediğim gibi akademiye yönelmek gibi bir hayalim olmadı.
O hayalperestliğe kapılsaydım ben şu an çok mutsuz olurdum.
Çünkü yapamayacağım, yatkınlığımın olmadığı bir şey için uğraşıyor olurdum.
Ve hiçbir zaman da elde edemeyeceğim bir şey olacaktı bu muhtemelen.
Hani hayalperestliğe kapılmayın.
Fakat tanımladığınız ve istediğiniz şey için de kendinize bir alan açın.
Bu alanda bunların hepsini yaşadığınız yerde bence yaş en son takılmanız gereken şey.
Bunu tecrübeyle sabit olarak söylüyorum.
Bunu bazen dinlerdim ben TEDx'lerde bilmem nelerdi işte 40 yaşında oyuncu oldu 50 yaşında şirketini kurdu falan derlerdi.
Doğruymuş ama orada fark edilmesi gereken şey şu 50 yaşında şirketini kurup işte bilmem kaç milyar yatırım alan bir insan
50 yaşına kadar zaten o şirketi kurmak için bir şeyler yapmış oluyor.
50 yaşında durup dururken gidip de bir şirket kurup da
onda başarılı olup da sonra bir yıl içinde yatırım almıyor mesela.
Siz de şu an 31 yaşında Zeynep istediği gibi iş buldu diye olabilirsiniz.
Ama ben zaten yıllardır bu işi bulabilmek için uğraşıyorum.
Ki yine diyorum burada kesinlikle kibirli bir şekilde söylemiyorum.
Ben hayalimdeki işi bulduğum ömür boyu buradayım gibi bir kafada değilim.
Sadece bana hizmet eden bir yerdeyim.
Onu söylemek istiyorum.
Bir de çok kısaca aklıma gelen bir şeyden bahsedeceğim.
Bu geç kalmak hep kötü bir şeymiş gibi kodluyoruz ya biz.
Bence orada avantajlarını kaçırıyoruz.
Geç kalmanın, bazı şeylere geç başlamanın bazen avantajı da oluyor.
Şöyle mesela ben kendi açımdan düşünüyorum.
Çok farklı şeyler deneyince insan yeni bir şeye başladığında o şeyi daha iyi tahlil edebiliyor.
Daha kendisine uygun mu değil mi?
Hani orada daha hızlı yol alabiliyor.
25 yaşındaki yol almamla 31 yaşındaki yol almam şu anda aynı değil.
Yani muhtemelen %70 falan daha iyi analiz edebiliyorum herhangi bir şeyi.
Olumlu veya olumsuz.
Mesela bu bir avantaj.
Bir şeye geç başlayabilirsiniz ama o şeyi daha hızlı kaparsınız.
Daha hızlı aksiyon alırsınız.
Çünkü önceki tecrübeleriniz orada size yardımcı olur.
Ya da kendi alanınızda şu an bir şeyde çalışıyorsunuzdur ama başka bir şey yapmak istiyorsunuzdur.
Ben başka bir alana dalmak istiyorsunuzdur.
Ama geç kaldım mı diye düşünüyorsunuzdur.
Orada geç kaldığınız şey o şeye başlamak olabilir sizin açınızdan.
Yeni bir şey öğrenmek için geç kalmış olabilirsiniz atıyorum.
Ama orada yeni bir şey öğrenmek haricinde o işi yönetmek, o insanlarla muhatap olmak,
disiplinli bir şekilde çalışmak veya düzenli bir şekilde çalışmak, bir yol haritası çizmek.
Bu alanlarda siz zaten tecrübelisiniz.
Orada tecrübesiz olduğunuz ve geç kaldığınız tek şey öğrenmeniz gereken şey.
Anlatabildim mi?
Şu ana kadar ki tecrübeleriniz sanki hiçbir işinize yaramayacakmış gibi düşünmeyin yeni bir şeye başlamak istediğinizde.
Hiç işinize yaramadığınız sandığınız şeyler bile girdiğiniz yolda mutlaka bir işe yarıyor.
Ya hayatta her şey de böyle.
Mesela bazen şey oluyor bana çok alakasız olacak ama ya bir insanla bir muhabbet ediyorum ya alakasız bir yerde tanışıyorum.
Beni kitliyor sallıyorum ve bir muhabbet ediyoruz ve şey diyorum ya sonra eve denerken.
Of ya diyorum bu neydi şimdi ya şimdi benim niye hayatımdan bir saati çaldı bu insan diyorum.
Sonra bakın abartmıyorum.
Bir yıl sonra, iki yıl sonra başka bir yerde çok önemli bir konunun içinde
o insanın bana söylediği, o insanla konuştuğum şeyden sorduğum bir sorunun cevabı
veya o insanın muhabbetinden kafamda yer edinen bir şey ortaya çıkıyor ve benim işime yarıyor.
Yani bu hayatta gerçekten artık buna inanıyorum.
Karşılaştığımız hiçbir insan, muhatap olduğumuz hiçbir sorun, başımıza gelen hiçbir şey biz sadece yaşayalım, üzülelim bitsin, yaşayalım, stres olalım geçsin diye başımıza gelmiyor.
Onların hepsi bir noktada, bir yıl sonra, on yıl sonra bize hizmet ediyor.
Böyle hayatın anlamını çözmüş gibi konuştum ama bu açılardan tecrübeler edindim açıkçası artık.
Şu anlık aklıma gelenler bunlar.
Benim açımdan güzel bir bölüm oldu.
Umarım size de faydalı olmuştur.
Gerçekten çok keyif aldığım bir bölüm oldu.
Kendi düşüncelerinizi, ikilemlerinizi her zaman mesaj atabilirsiniz, mail atabilirsiniz.
Mailim, Instagram'ım, Twitter'ım, TikTok'um her şeyim açıklamalarda var.
Artık Substack diye bir tane platform var ya yazı yazılıyor.
Yazı yazılıyor.
Platformla ilgili bildiğim tek şey bu.
Mailinize oradan abone olduğunuz kişilerden mail düşüyor düzenli olarak.
Ben mesela atıyorum şeye karar verdim.
Her pazartesi işe erken gideceğim ve sabah o hafta içimden gelen konuyla ilgili bir mail hazırlayacağım.
Daha doğrusu bir yazı hazırlayacağım.
Bunu benim Substack'ime üye olan, abone olan insanlara göndermiş olacağım.
Böylece şöyle bir şey düşündüm orada.
Biz her pazar burada sizle buluşuyoruz ya.
Sonra bu bölümü dinledikten sonra mesela pazartesi günü sabah işe gittiğinizde, bilgisayarınızı açtığınızda veya evde her neyse.
hani yeni bir haftaya başlarken
size bir
selam vermiş olmak istiyorum.
Ya bu neden içimden geliyor bilmiyorum.
Yazı yazmayı çok seviyorum. Belki o yüzden
geliyor. Ücretli bir abonelik değil
bu arada. Yani ücretli de yapılıyormuş da
öyle bir şey yapmayı düşünmüyorum. Sadece
böyle bir akışımız, böyle bir rutinimiz
olması bana da iyi gelecekmiş
ve sanki sizin de hoşunuza gidecekmiş
gibi geliyor. O yüzden substack
mi, subtech neyse işte yani
onda da yeniyim. Yine sıfırdan öğreneceğim
bir şey çıktı başıma. Ama kendim
çıkarıyorum işte sevdiğim için. Onu da
açıklamaya bırakacağım. Bana ulaşabileceğiniz
her şey açıklamada mevcut ve
muhtemelen hayatınızda gördüğünüz en
ulaşılabilir influencer'ım. Yani
500 takipçim varken de böyleydim.
5000 takipçim, 50.000 takipçim
hepsinde aynıyım ve böyle
kalacağıma da söz veriyorum. DM'lere
cevap veremesem de okumadığım bir DM yok
şu anda. Sadece cevap vermeyi
ertelediğim DM'ler var. Ve
tabii ki Spotify'dan, Apple'dan
takip edip zili açarsanız
çok sevinirim. Apple'dan yorum
bırakırsanız çok sevinirim.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
