
bazı insanlar çıkmaz sokaktır^
Zihinsel ve bedensel iyi oluş yolculuğunda, aklından geçenleri özgürce konuşmak istersen BİLİNÇ25 koduyla Terappin ’deki ilk seansın 2026 sonuna kadar %25 indirimli! 💜 #AnlaşılmakİyiGelecek
Instagram: bilinc.akisi.podcast
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içermektedir.
Transkript
Ben bu ilişkide onu düzeltebilirim, ben onu iyileştirebilirim diyorsanız...
Genciz, çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem...
Bayan Manifest Bakanı. Sevmediğim mesleğimi...
Astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma taksini o kadar özledim ki...
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda karşılaştıysak Terapi'nin sunduğu 108.
bölüme iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Arkadaşlar, bugün, bugün, bugün, haftalardır kafamın içinde yaşayan bir konuyu masaya yatıracağız.
Manik dönemdeyiz belli ki.
Bahar'ın gelmesiyle acayip enerjide oldum.
En son yaşadığım flört deneyimim...
Ömrümden iki ay yedi.
Gerçekten iki ay yedi.
İki haftasını özellikle hatırlamıyorum.
O kadar üzüldüm ki sonunda.
Ya otuz yaşına gelmişim.
Bu saatten sonra biri beni öyle çok üzemez falan derken öyle bir üzdü ki.
İnstagramdan veya buradan düzenli takip edenler hatırlar.
Bir ara çok mutsuzdum.
Ya benim mutsuzluğum da gerçekten çekilmiyor.
Hani çok uçlarda yaşadığım için bazı duyguları.
Mesela şu an çok enerjiyim.
Çok mutsuz olunca da çok mutsuz oluyorum.
Aşırı düşük oluyorum. Bu ara stabil bir kız olmaya karar verdim.
Artık bundan sonraki hayatımda daha duygularımı stabilize ederek yaşamaya çalışıyorum.
Onu ayrıca konuşuruz.
Neyse en azından iki hafta sürdü.
İki yıl sürmedi diyelim.
Bölüme geçmeden önce sponsorumuz Terapi'ne teşekkür etmek istiyorum.
Bu aya özel çok çok iyi bir indirim kodu tanımlamışlar.
Terapin 600'ü aşkın terapist, fizyoterapist, diyetisyen, spor eğitmeni olan bir platform.
Size uygun bütçeye ve saate göre kendi konfor alanınızda bu uzmanlardan destek alabiliyorsunuz.
Bilinç 25 koduyla terapindeki ilk seansınız 2026 sonuna kadar %25 indirimli.
Kendine ömürlük bir yatırım yapmak isteyenler için detayları açıklamaya bırakıyorum.
Şimdi, bu son flörtüm.
Benim çok eskiden tanıdığım biriydi tamam mı?
Ailesini, tüm geçmişini, her şeyini biliyorum.
Biraz sıkıntılı bir çocukluk geçirmişti.
Ben de oradaydım.
Yıllar sonra bizim yolumuz kesişti.
Acayip sağlam bir hikaye bu arada.
Ya eli ilk buluşmada anlatmak istiyorum ama hala yemiyor.
Yani korkuyorum birinin kulağına gider diye.
Neyse biz yıllar sonra karşılaştık, görüştük, ettik.
Ben kendimde şunu fark ettim.
Bu farkındalıklar denizimiz asla bitmiyor ya.
Şunu fark ettim.
Normalde tölere etmeyeceğim şeyleri tölere ediyordum.
Zor bir çocukluk geçirdiğini biliyor oluşum.
Tek çocukluk da değil yani önceki ilişkilerini de biliyordum.
Genel hayatına hakimim.
Biz görüştükçe kendisi de içini açtı.
Benim yapamayacağım kadar açtı hatta.
Ben insanlara böyle burada anlatıma bakmayın.
Yüz yüze var ya o kadar geç açılıyorum ki.
Kalbimi falan açamam herkese.
Abi ben o bana kalbini açtıkça, anlattıklarını duydukça...
Öyle bir merhamet büyüdü ki içimde.
Çocuğu sarıp sarmalamak istiyorum.
Bana yaptığı aptal saptal tüm davranışları yaşadıklarına bağlayıp onu aklıyorum.
İçimde gittikçe artan bir şefkat, merhamet, iyi gelme isteği oldu.
30 yaşına boş gelmedik şimdi.
Gidip de bunları ona çaktırmadım.
Ama içimde böyle istekler ve böyle hisler var.
I can fix him moduna girdiğimi fark ettim.
I can fix'im yani onu düzeltebilirim.
Ya bu arada böyle bir deyiş var sanıyordum sosyal medyada.
Ghosting, law bombing falan gibi kullanılıyor diye hatırlıyordum.
Ama Türkiye'de sanırım hiç kullanılmamış.
Yabancı videolarda gördüm de Türkiye'de bir içerik bulamadım.
İçeriksel anlamda ilk I can fix'im denemesi.
Sosyal medyamıza hayırlı uğurlu olsun.
Neyse ben bu düşüncemin yanlış olduğunun, o istemedikçe ona iyi gelemeyeceğime falan her şeyin farkındayım.
Dediğim gibi boş gelmedik.
Sadece neden böyle bir istek oldu bende onu düşündüm.
Bunun üzerine de Bize Bir Şey Olmaz dizisi denk geldi.
Onu izledim. Dizide erkek karakter Aktan ailesini 5 yaşındayken kaybetmiş.
Bu yüzden sevgisiz büyümüş.
Sevmeyi bilmiyor falan. Dizinin her hafta yeni bölümünden sonra onlarca post, onlarca video ile diziyi yorumluyor herkes sosyal medyada tamam mı?
Diziyi izliyorum sonra yorumlara bakıyorum.
Herkes Aktan'ı suçluyor.
Aktan toksik, Aktan şöyle, Aktan böyle.
Lal ona iyi gelmeye çalışıyor ama kendine fedakarlık yapıyor.
Kimseyi değiştiremezsiniz Lal gibi boşa uğraşmayı falan diyorlar.
Dizi 8 bölüm.
8 hafta boyunca Aktan'ın neden suçlu olduğunu anlayamadım abi.
Tamam hataları var da ya küçükken ailesini kaybetmesi onun suçu mu?
Lal'in de toksik olmasını geçiyorum.
İlişkileri Aktan'a iyi gelebilir ne var bunda gibi düşündüm.
Dışarıdan bakıyorum ilişkilerine.
İnsanların problemleri, travmaları, aşamadığı konular olabilir.
Ama birbirlerini severek birbirlerine iyi gelebilirler.
Yaralarını sarabilirler.
Böyle gibi geliyor. Bölümden sonra da o yorumlara bakıyorum.
Özellikle psikologlar.
Hepsi tersini söylüyor.
Yine de ben içimdeki bu lanet inanıştan vazgeçemiyorum.
Ya vazgeçemiyorum. Bir yandan bana iyi gelen insanlar oldu çünkü.
Gerçekten daha iyi bir halime gelmeme vesile olan ilişkilerim oldu.
Tek duygusal anlamda değil, arkadaşlık ilişkilerimde de.
En yakın arkadaşlarımdan çok şey öğrendim onları gözlemleyerek, iyi yanlarını alarak.
Mesela ben eskiden bir şeye bozulunca, üzülünce iletişime kendini kapayan bir tiptim.
Ya karşımdakiyle iletişime çok geçemezdim.
BFF'lerimden biri de tam tersi, çok açık iletişimcidir.
Milli milli milli yıllar içinde onun beni ittirmesiyle...
Şu an dünyanın en açık iletişimdeki insanı falanım herhalde.
Ya da üniversitedeki ilişkimde.
Sevgisini pek gösteremeyen biriyle beraberdim.
Ama düşünüyorum zamanla birbirimize daha çok benzemeye başlamıştık.
O da alışmıştı. Hatta çok tatlı biri haline gelmişti.
Yıllar sonra konuştuğumuzda fark ettik bunları.
O zamanlar farkında değildik tabii.
Böyle onlarca örnek verebilirim.
İnsanların bana kattığı, benim insanlara kattığım şeylerden.
Bize bir şey olmaz izlediğimde de...
Son flörtümde de aynı şey yine yaşanabilir, insanlar birbirine iyi gelebilir, birbirini iyileştirebilir, bazı yönlerini düzeltebilir gibi geldi.
Kaçırdığım şey şuydu sanırım.
Daha önce yaşadığım benzer örneklerde taraflardan biri, ben veya karşı taraf kendini geliştirmeye, kendini düzeltmeye, kendini iyileştirmeye açıktı.
Yani aslında en yakın arkadaşım gelip bana bak şimdi açık iletişime geçeceksin.
Diye bir konuşma yapmadı. Bana böyle bir mesai harcamadı.
Veya zaten 15 yaşından beri arkadaşım.
Hani biz 18-20 yaşında bunların bilincinde değildik.
Bunları masaya yatıramıyorduk.
Ama ben büyüdükçe, ben olgunlaştıkça kendimi geliştirmeye çalışıyordum.
Daha iyi bir halime gelmeye çalışıyordum.
Bununla ilgili bir çabam vardı.
O sırada hayatımda olan kişileri gözlemlemeye, iyi yönlerini feyiz almaya başladım.
Hiç fark edemeyebilirdim.
İletişime kapalı olmadığımı anlamayıp hep kendimi haklı da görebilirdim.
Hala aynı şekilde devam eder, böyle yaşar giderdim.
Dışarıdan bir etkiyle düzelttiğimi sanıyorum bu davranışımı ama aslında ben o etkiyi almaya hazır olduğum için düzeltebildim.
Veya üniversitedeki çocuk ilişkisinin güzel yaşamaya dair bir gayreti olduğu için, kendi davranışlarının sorumluluğunu aldığı için zamanla daha iyi bir hale geldi.
Anlatabiliyor muyum? Bu mesela burada podcast'te de oluyor.
Mesaj atanlara bunu hep söylüyorum.
Diyorsunuz ki işte şu podcast'ini dinledim.
Bende ışık yaktı bana çok iyi geldi.
Bende diyorum ki sen ona hazır olduğun için almaya hazır olduğun için zaten o podcast karşına çıktı.
O podcast belki sadece bir vesile oldu.
Önemli olan orada senin kendi iradenle bunu istemen.
Böyle millete telkin veriyoruz ama kendimize gelince biraz geç fark edebiliyoruz işte.
Bu arada Spotify, Apple her nereden dinliyorsanız takip edip yorum yapmayı unutmayın lütfen.
Bir de zili açarsanız süper olur.
Instagram ve YouTube'da da bilinçekçi podcast olarak bulabilirsiniz beni.
Açıklamada tüm linkler var.
Ne diyorduk? Biz sanıyoruz ki umarım siz öyle sanmıyorsunuzdur ama ben sanıyordum ki daha önce iyi geldiğim insanlar oldu.
Bana da iyi gelen insanlar oldu.
Şimdi de ben ona iyi gelebilirim.
Hayır abi kimseye iyi gelemezsin.
Karşındaki bu yaşa kadar bu sorunlarla geldiyse bu sorunların içinde kalmayı seçmiştir.
Sen kendine ne kadar iyi geliyorsun ki başkasına da iyi gelebileceksin.
Bir kere bu çok tanrısal bir bakış açısı.
Egosal bir yerden mi söylüyoruz, o yüzden mi böyle hissediyoruz bilmiyorum.
Kurtarıcı rolüne girmek bana biraz tanrısal geliyor.
Ya kaygılı bağlanan insanlar da daha çok oluyormuş.
Kaygılı bağlananlar kendini değerli hissetmek için başkalarına iyi gelmeye, başkalarını kurtarmaya falan çalışıyormuş.
Veya işte sevgiyi emek verme, sabretme, anlama olarak kodladıysan emek vermeden o sevgiyi alamayacağını düşünüyormuşsun.
Sevilmek için iyileştirmeliyim gibi geliyor herhalde.
Halbuki şimdi düşünüyorum benim o çocuk, çocuk da değil yani adam.
88'li miydi neydi amca?
Ya o yaşa kadar kim bilir kaç kız geldi geçti ki uzun ilişkileri de oldu.
Kaç kişi benimle aynı yanılgıya düştü.
Kaç kişi o yolda kurban oldu.
Hayal edemiyorum. Adam gelmiş 40 yaşına.
Hadi 40 olmasın 30 olsun, 25 olsun.
İnanın fark etmez ya karşımızdaki insanda gördüğümüz problemleri gören ilk kişi değiliz.
Söyleyenler olmuştur, kendisi fark etmiştir.
Ne yollardan geçip bize gelmiş?
Böyle biri demek ki. Eldeki paket mi denir?
Bu. Ya öyle kabul edeceksin onu o davranışlarıyla, arzalarıyla kabul edeceksin ve bunlara katlanacaksın ya da kendini seçeceksin, kendi yoluna bakacaksın.
İyileştirmeye çalıştığımız insanlar bizi hasta ediyor derler ya yani tam tam tam öyle bir bakış açısı bu I can fix'im modu.
Örnek vereceğim de nasıl bir örnek vereyim?
Diyelim ki çok eleştirel biri.
Bize zarar veriyor bu kadar eleştirel olması.
Ya böyle Birden modunuzu düşüren, ortamı bozan tipler olur ya.
Öyle biri olduğunu varsayalım.
Sanıyoruz ki zamanla bu huyunu düzeltebiliriz.
Düzeltemeyiz. Düzeltemeyiz.
Bu sadece bir sanrı. Biraz da şeyden oluyor.
Genelde böyle bir denk geliş oluyor zaten.
Atıyorum baban çok eleştirel biriydi.
Bu huyuyla mahvetti senin çocukluğunu da.
Çocukken sen onu düzeltebildin mi?
Hayır. O zaman müdahalede bulunamadığın için büyüdüğünde gittin aynısını buldun.
Küçükken yapamadığını şimdi yapabileceğini sanıyorsun.
Gidip aynı kasayı seçiyorsun.
Bu sefer başarabilirim zannediyorsun.
Aynı kasayı da nasıl seçiyorsun?
Bilinç dışıyla seçiyorsun. İşte bu bilinç dışı çok garip bir şey.
Ben artık anlam aramayı bıraktım.
Onca insandan gidip de o kişiyi nasıl buluyoruz?
Aynı döngüyü nasıl tekrar yaşıyoruz?
Bu benim algımın dışında kalıyor.
Bu arada bence çoğu zaman bu davranış kalıbımızı fark etmiyoruz bile.
Daha soft geçiyoruz.
İnce ince bizden götürdüğünü, bizi tükettiğini fark etmeden kendimizden veriyoruz.
Tölere ediyoruz. Eleştiri örneğinden gidelim mesela.
Karşımızdaki her şeyi eleştiriyor.
Diken üstünde hissettiriyor.
Normalde bundan rahatsız olduğun için sana zarar veriyorsa salarsın.
Ben 50'yi buluşma 15'te anlatmıştım Mr.
Monk diye böyle biriyle görüşmüştüm bayağı.
Aşırı takıntılı ve eleştirel bir tipti.
Biraz gözlemledim, baktım.
Kendi içinde... hiçbir şeyin farkında olmadığını anlayınca ben onu düzeltmek için uğraşmaya çalışmadım.
Saldım. Olması gereken de buydu.
Ama hislerimizin çok yüksek olduğu insanlara özellikle de benim örneğimdeki gibi geçmişten bağımız olan, vefa duyduğumuz, merhamet duyduğumuz insanlara daha yüksek bir tahammül
gösteriyoruz. Fazla yüksek bir tahammül gösteriyoruz.
Ya işte zor bir hayat geçirmiş o yüzden böyle.
Ya işleri stresli, aile sıkıntılı, o yüzden böyle.
Bizim ilişkimiz iyi oldukça, biz mutlu oldukça daha iyi bir hale gelecek.
Bu umut, bu beklentiyle normalde vereceğimizden daha az bir tepki veriyoruz.
Normalde gidecekken gitmiyoruz, tölere ediyoruz.
E ne yaptık kendimizden verdik.
Adam bu yaşa kadar problemlerini halletmemiş.
Muhtemelen bunların problem olduğunu dahi kabul etmiyor.
Kendini haklı görüyor.
Sen ne yapıyorsun? Yaşadığı zorluklardan dolayı...
Ona merhametli yaklaşıp kendine merhametsizlik yapıyorsun.
Onu ödüllendirip kendini cezalandırıyorsun.
İçim sıkıldı, içim soğudu anlatırken bakın gerçekten.
Karşımızdakinden vazgeçmemek için onu aklayıp ona gösterdiğimiz tahammülü kendimize gösteremiyoruz ya.
Şaka gibi. Neyin paterni kardeşim bu?
Neyin döngüsü? Neyin inancı?
Anasının varlığı veya yokluğu düzeltememiş adamı sen mi düzelteceksin?
Senden önce bir sürü sevgilisi denedi.
Onu da bırak dünyada bir sürü insan bir sürü insan üzerinde bunu denedi.
Bunu başarabileceğini zannetti.
Hepsi başarısız oldu.
Sen mi başarılı olacaksın?
Ki şöyle bir şey var.
Başarılı olsan da hadi diyelim durdun emek verdin ve gerçekten birlikte bir şeyler yapıp bir şeyleri aşmaya çalıştınız.
Tuttun elinden terapiye götürdün.
Bunu yapmaman gerektiğini söylemiyorum bile ama hadi yaptın.
Aldın karşına tek tek izah ettin.
O sırada sana olan davranışlarına da katlandın.
O insan kendini düzelttiğinde yapacağı ilk şeyin ne olduğunu biliyorsunuz.
Gitmek. Gidecek ya kimse kendisini zayıf halini hatırlatan bir insanın yanında durmak istemez.
Ondan kurtulmak ister.
Gölge yanlarını bilen birini hayatında neden tutsun?
O kişiye baktıkça unutmak istediği halini hatırlıyor.
Bırakacağı ilk şey de kendisini kurtaran insan olur.
Bu senaryo şu durumda da geçerli.
Diyelim hayatının kötü zamanında biriyle tanıştın.
Ona içini döktün, dertlerini anlattın.
Şeffaf bir şekilde konuştun.
Kendi bile söyleyemediğin şeyleri ona anlattın.
O kişi senin yanında oldu.
Zaman geçti. Senin kötü günler geride kaldı.
O kişiyi göresin gelmiyor.
O kişi kötü zamanlarında geldiği için sana da o zamanları hatırlatıyor.
E sen o zamanları unutmak istiyorsun.
Belki kalbini o kadar açıp o kadar savunmasız hissettiğin için rahatsız oluyorsun.
O kişiyi görünce artık iyi hissetmiyorsun.
Bu da olabiliyor. Utanç da olabiliyor.
Mesela ben size yemin ederim artık arkadaşlarıma bir insan evladıyla daha biten ilişkimi yürütemediğim flörtleri anlatmaya utanıyorum ya.
Toplumda bu şekilde yer edinmek bana rahatsızlık veriyor.
Bunun daha sert bir versiyonu olarak düşünün az önce bahsettiklerim psikolojisinde.
Bunlar tabii benim yorumum.
Kendim gözlemleyip yapmam gerekenleri, yapmamam gerekenleri, neden yaptıklarımı sorgularken bulduğum cevaplar.
Prof bir altyapısı yok.
Psikologlar ne düşünür bilemiyorum.
O kadar terapiye gittim hala da yeni fark ettiğim şeyler oluyor ya.
Bu farkındalıklardan bazen sıkılıyorum.
Diyorum ki bu ne ya fark et fark et nereye kadar?
Ama sonra düşünüyorum biz dünyaya gelip bir şeyler yaşayıp bir noktadan sonra...
Duran bir varlık değiliz ki.
Her gün, her an yeni bir şey yaşıyoruz.
Değişiyoruz, dönüşüyoruz.
Bir yolda ilerliyoruz.
Upuzun bir yol düşünün.
Havaalanlarındaki yürüyen yolları oluyor ya, yürüyen merdivenin, yürüyen yol hali.
Öyle bir yolda yürüyoruz.
Her an o yola bir şeyler ekleniyor.
Onlar da bizimle birlikte geliyor o yürüyen yolda.
Bazısı ufak, bazısı çok büyük.
Ama hepsi bizle birlikte geliyor.
Hepsi bize bir şey katıyor.
Fark etsek de etmesek de.
Her an dinamiğiz.
Her an değişiyoruz.
Dinamik oldukça farkındalığın devam etmesi de çok normal.
Mesela ben bu konuda eskiden olsa içimden geleni yapardım.
Artık içimden gelse de, içimden geleni değiştiremesem de, etrafı dinleyerek, insanların tecrübelerine bakarak, bu tecrübeler bir film, bir dizide de aktarılıyor olabilir.
Arkadaşlarımın yaşadıkları da olabilir.
Kendim tecrübe etmeden de onu hayatıma uyguluyorum.
İçimden gelen bu duyguyu değiştiremiyorum belki.
Belki hala ona iyi geleceğimi hissediyorum.
Allah da senin belanı verecek yani.
Şaka şaka artık hissetmiyorum da fark ettim ve düzelttim de bu hissimi.
Öyle hissetsem bile.
Bu benim yarattığım bir ilüzyon.
Bunun farkındayım. Her hissi yaşamak zorunda değiliz.
Tamam o his o şekilde dursun içimizde.
Eyleme dökmek zorunda değiliz ki.
Ayrıca şu da var.
Bakın şu ana kadar kimse beni benim yaşadıklarımdan dolayı tölere etmedi.
Kendisine uymadıysam benim davranışlarımı aklayıp ya o işte Zeynep şu yüzden böyle yapıyor ben ona daha anlayışlı davranayım demedi.
Hatta erkeklerin ne kadar acımasız olduğunu, kendilerine uymayan bir şeyin içinden nasıl çıktıklarını ve derhal orayı terk ettiklerini şuradan bile anlayabilirsiniz.
Çoğu erkek... Böyle bir şey sinirlendiğinizde bir şeye tepki verdiğinizde niye bu kadar sinirlendin ya regl misin falan der.
Onu bir silah olarak kullanır ve suçu size atar.
Orada sizin sinirlenme sebebinizi sorgulamak yerine.
Fizyolojik bir hormon döngüsünde bile çoğu erkek yeter ya sinirin artık falan yapar.
Ne zaman bitiyor reglin falan yapar.
Bırakın yani geçmiş travmalarımızda yaşanmışlıklarımızda içinde olduğumuz durumları.
Adamların daha hormonal değişimin geçici etkisine dahi tahammülü yok.
Öyle olacaksın abi. Sen de öyle olacaksın.
İnsanların başına gelen hiçbir şey size davranışlarının kılıfı olamaz.
Benim de başıma neler geliyor?
Ona kabul edilemez bir şekilde davranıyor muyum?
Hayır. Çünkü ben bu hayatın sorumluluğunu alıyorum.
Karşımdakine nasıl davranmam gerektiğini biliyorum.
Ona göre davranıyorum.
O da biliyor. Ama ona göre davranmıyor.
Çünkü istemiyor. Çünkü sorumluluk alamıyor.
Bize Bir Şey Olmaz dizisinde de Akta'nın problemini sonunda anladım yani.
Kendisi evet kötü şeyler yaşamıştı ama bunları düzeltmek için hiçbir şey yapmadı.
Terapiye gideceğim dedi gitmedi.
O farkındalığını arttırmaya çalışmadı.
Kendisini iyileştirmeye çalışmadı.
Bunların mağduru olarak hayatına devam etmeyi seçti.
Arkadaşlık ilişkilerinde de aynısı geçerli bu arada.
Benim pozitif katkı sağlamak için...
gerçekten çok uğraştığım bir iki arkadaşım oldu ama karşındaki bir şeyleri değiştirmek istemiyorsa siz ona ne vermeye çalışırsanız çalışın çarpıp çarpıp geri geliyor yani ne kadar söylesen de ne kadar
anlatmaya çalışsan da saatlerce konuşsan da olan sana oluyor sen yoruluyorsun Böyle bir arkadaşın vardır ve ilişkisinden bir türlü ayrılamıyordur.
Ona ne kadar zarar verdiğini bilmesine rağmen o kişiyi bırakamıyordur ya.
Her seferinde gelir sana ağlar.
Her seferinde o adama geri döner veya o kadına geri döner.
E ne olur sen sadece konuştuğunla kalırsın.
O oradan çıkmaya hazır olmadığı için hiçbir şekilde ona bir katkı sağlayamazsın.
Daha da kötüsü böyle durumlarda ona saygını kaybedersin.
Bu kadar kapalı olduğu için.
Bir noktada aslında sınırına da müdahale etmiş oluyorsun.
Tamam o kişi sana söz hakkı veriyor.
Tamam sen onun iyiliği için konuşuyorsun.
Ama onun sınırı neticede.
Sen de o sınırı aşmamalısın.
Nasıl yaşamak istiyorsa ona saygı duyacaksın.
Ya olduğu gibi kabul edeceksin ya da etmeyeceksin.
O senin kararın. Bazı insan da istiyordur bu arada.
Desteklenmeye ihtiyacı vardır.
O bambaşka bir konu.
O bence müthiş bir şey. İnsanların birbirine teşvik etmesi, birbirine destek olması, birbirine iyi gelmesi.
iki tarafta almaya açık olduğunda çok güzel oluyor ve bu ilişkiler çok sağlam oluyor.
Benim demek istediğim şey sorumluluktan kaçan, kaçtığını dahi fark etmeyen, bir çabası olmayan insanlarla ilgili.
Çabası olan zaten bana gelene kadar bir şeyleri yoluna sokmuş oluyor.
Ama bana gelene kadar arızalarını tamir etmemiş bir insana ben hiçbir şey yapamam.
Bazı insanlar çıkmaz sokaktır.
O sokakların caddelere, denizlere açılacağını sanmamız tamamen bizim hatamızdır.
Bunu kabul etmemiz gerekiyor.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
