
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Geç kalmışlık hissinden kurtulmak için bu bölüm sana ışık olabilir 🤍 Aşkı bulmak, kendi işini kurmak, zengin olmak isterken nasıl tevekkülde kalabiliriz? Polyannacılık mı pozitiflik mi? Yorumlarınızı bekliyorum🌹👇🏻
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Israrla olmayan şeyler.
Ya aman ya. Gencis.
Çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi, astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma teklifini o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepimizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde, hangi yılda ve hayatınızın hangi zamanında bu bölümü dinliyorsanız 68.
bölüme hoş geldiniz.
Böyle bazı şeyleri bekleriz, bekleriz, bekleriz ama bir türlü olmaz.
Mesela şey hayatımıza doğru insanın girmesi.
Şaka şaka. Şaka değil. Ya sadece ilişkiler üzerinden sığ bir örnek vermek istemiyorum.
Beklediğimiz terfi, istediğimiz arkadaş tipi, atanmak, evlenmek, belki çocuğunun olması.
Ya her türlü istekle ilgili zamansal bir çekiştirme içinde kalıyoruz çoğumuz.
Bir şey isterken, dilerken, dua ederken bile bunu yapıyoruz.
Ya atıyorum bu ay terfi alayım diye dua ediyoruz.
Bu yıl evleneyim, seneye çocuğum olsun.
Ben de böyleydim. Ve hiçbir şey, hiçbir zaman benim beklediğim ve istediğim gibi benim istediğim zamanlarda ilerlemiyordu.
Sonra bir şeyler değişmeye başladı.
Şimdi her bölüm söylüyorum veya her bölüm söylemeye çalışıyorum.
Akıl satan bir yerden konuşmayacağım.
Bunu gerçekten hiç sevmiyorum.
Böyle kesin konuşan insanları dinlemeyi de hiç sevmiyorum.
O yüzden bayağıdır aklımda olsa da böyle biraz daha kendi içimde sindirip anlatmak istediğim konulardan birisi olacak bu bölüm.
Şimdi bir tık sindirdiğimi düşünüyorum.
O yüzden bir şeyler söyleyebilirim üzerine diye başlıyorum.
Ya ben hep şey diyordum mesela 6 ay işleri yoluna koymam lazım.
Bir yılda şu kadar para kazanmam lazım.
Ama hiçbir şey sandığım gibi ilerlemiyordu.
Sonra olmayan şeylerin neden olmadığını fark etmeye başladım.
Bu bence büyük oranda yaşla da ilgili bir şey.
Sonuçta dünya üzerine geçirdiğimiz vakit ne kadar uzunsa bazı şeyleri daha fazla deneyimleyebiliyoruz.
Tamam evet daha küçük yaştaki bir insanın da çok fazla deneyimi olabilir.
Ama genele baktığımızda böyle sonuçta yaşla doğru orantılı gidiyor.
Olmayan şeylerin neden olmadığını defalarca kez tecrübe edince artık şey oluyorum.
Haa vardır bunda da bir hayır.
Bunu çok daha kolay demeye başlıyorum.
Mesela en bariz yaşadığım şeylerden birisi.
Benim 15 yaşından beri kolumda bir sorun vardı tamam mı?
Bir kez ameliyat oldum işte 15 yaşındayken geçti.
Sonra 21 yaşında tekrar aynı sorun oluştu.
Bakın o kadar çok doktora gittim ki yani 30 yaşındayım şu an 15 yaşından beri hani.
Ya o kadar çok kez MR çektirdim, işte farklı doktorlara olayı anlattım, hastaneler bilmem neler.
Hani o farklı doktorlardan bir de üzerine yorum dinledim.
15 yaşından 21 yaşına kadar olan 7 yıllık süreçte asla doğru doktoru bulamadım.
Yani belki de doğrulardı bilmiyorum ama hiçbirine güvenemedim.
Voleybolu bıraktım ne bileyim böyle sevdiğim çoğu sporu yapamadım.
Günlük hayatımı çok etkiliyordu.
Devamlı ağrım oluyordu.
Hani uyku kaliten bile kötüydü.
Yine de ben bir türlü hiçbir doktora güvenemiyordum.
Mikrocerahi bir işlem bir de ve çok dikkatli olunması gerekiyordu.
Ama şunu hep hissediyordum.
Ya doğru doktoru görünce ben anlayacağım.
Daha zamanı gelmedi. Ya böyle bir his vardı içimde tamam mı?
Bu değil bu hiç değil falan diye böyle dolaşıyordum.
Sonra bir gün... Yaz böyle hikayeler de hep böyle olur.
Sonra bir gün şöyle bir şey geldi başıma.
Ama öyle ne yapalım. Bir gün Instagram'da dolanıyorum.
Derya Balta diye bir kadın var.
Biliyorsunuzdur belki Hakan Balta'nın eşi.
Kadını takip bile etmiyorum bakın.
Storysi denk geldi. Nasıl girdim oraya bilmiyorum.
İşte bu Şubat depreminde bacaklarında sorun olan bir kıza bunlar ailece yardım etmişler.
Kız ameliyat olmuş. Herkes işte diğer doktorlar falan hep işte bu bacak düzelmez çok riskli falan demiş.
Bir doktor önermişler. O doktora götürmüşler.
O doktor sayesinde de kız yavaş yavaş ayaklanmaya başlamış.
Böyle ameliyatları çok iyi geçmiş.
İşte ben doktoru buldum oradan.
Gittim görüştüm. Bakın gittim doktoru gördüm.
Anlattım biraz. Yedinci dakikada falan abartmıyorum.
Hatta dördüncü dakikada falan bile olabilir.
Dedim ki tamam ben hani size güveniyorum ben ameliyat olacağım.
O kadar güvendim ve gerçekten de...
Görünce tanıdım ki o doktoru.
Hani ruh eşiyle ilgili böyle derler ya siz onu görünce tanıyacaksınız falan.
O konuda doğru mu hiç bilmiyorum ama doktor konusunda doğruydu.
Aşırı riskli bir ameliyattı bu arada.
Hani doktor da riskleri anlattı bana o yüzden.
İşte sinirde kayıp olabilir bilmem ne.
Neyse kötü şeyleri dillendirmeyelim.
Ama ben hani şunu demek istiyorum burada.
Adam bana bunları açıkça anlatmasına rağmen ben bilmiyorum o adama güvendim.
Neyse süreç bir şekilde geçti.
Çok şükür o risklerde yaşanmadı.
Ve o zaman... O doktorla karşılaşmamın bir vakti zamanı vardı.
Ben o yüzden o doktorla o zaman karşılaştım.
Yani buna inanıyorum. Belki aynı doktor bile olsa öncesinde ameliyat etseydi atıyorum beni bir sorun olacaktı.
Ya bilemiyoruz tabii ki de belki de olmayacaktı.
Ama ya da ne bileyim belki benim kendi sabotajlarım vardı.
Bu ameliyatla ilgili korkularım vardı.
Onları biraz çözünce karşıma çıktı belki de.
Bilmiyorum artık sebebi her neyse.
Ama bu doğru zamanda oldu.
Yani buna çok eminim. Ya da mesela düşünüyorum.
Podcast hesabımı ben çok daha önce açabilirdim.
Ya ben Vine çekiyordum ya Vine.
İnternet Türkiye'ye geldiğinden beri ben bir şekilde içerik üretiyorum.
Hadi Vine yine o kadar eski değil de MSN durumunu bile çok aktif kullanıyordum.
Tumblr falan kullandım ya gençler bilmez.
Neden peki ben o zaman içerik üretmeye girişmedim?
Hadi o zamanı da geçtim.
O zamanlar bu bir iş değildi.
3-5 yıl önce başlayabilirdim.
Pandemi vardı herkes içerik üretiyordu falan.
Ya o zaman niye başlamadım?
Mesela bunun sebebini şu anda anlıyorum.
Bence bunun iki sebebi var.
Birincisi sosyal medyada hesabının büyümesi aslında çok tehlikeli bir şey.
Gerçekten bakın yani benim hesabım şu an 11 bin küsürlerde o kadar fazla değil.
Yani sonuçta milletin %50-300 bin takipçisi, 1 milyon takipçisi falan var.
Ama yani hiç öyle bir hesap gibi değil.
Gerçekten o kadar çok DM geliyor ki bana.
Ve bu DM'lerin hepsi o kadar sevgi dolu, güzel böyle hani ya övgü içerikli DM'ler tamam mı?
Şimdi düşünüyorum kişisel gelişimini güzel bir şekilde yönetemeyen bir insan inanılmaz şımarabilir.
Kendi bir şey sanar, böyle bir değişir yani anladınız mı?
Belki ben 25 yaşında bu işi yapsaydım, 25 yaşında o DM'leri alsaydım, kişisel gelişimim henüz iyi bir seviyede olmadığı için...
Belki de böyle bir mütevazilikle karşılayamayacaktım.
Bir güç zehirlenmesi yaşayacaktım belki de.
Yani bilmiyorum ki mizacımda öyle bir şey yok ama sonuçta daha toy bir insanken nasıl tepki vereceğimi de bilemem.
Hani burada ay hayır ben 20 yaşında bile karşılaşsam yine bu olgunlukta olurdum diye atıp tutamayacağım açıkçası.
Çünkü bilemiyorum. Ki influencerlara bakın zaten.
Erkenden yapmaya başlayanlar aşırı şımarıklar abi.
Takipçileriyle artık dalga geçiyorlar resmen.
İnsanı salak yerine falan koyuyorlar.
Bunun sebebi bence ya da sebeplerinden birisi çok genç yaşta bir kitle elde etmiş olmaları.
İnanın ben bu kitleyi daha erken elde etmek istemezdim.
Çünkü yönetemeyebilirdim dediğim gibi.
Ki çevremdeki çoğu kişi de benim yerimde olsa farklı davranırdı.
Buna o kadar eminim ki.
Hatta artık dışarıda da karşılaşıyoruz sizle.
İnanılmaz utanıyorum o an ama bu devamlı olsaydı daha küçük bir yaştayken dediğim gibi yönetmesi daha güç olabilirdi.
O yüzden ben podcast şimdi bu yaşımda bu zamanda büyümeye başladığı için çok mutluyum.
İkinci sebep de şu tabii bu konuda.
Ya ben avukatlığın en başında bu işe girseydim ve bu iş büyüseydi, buraya yönenseydim direkt.
Hep aklına kalırdı hani acaba avukat olarak elimden geleni yapmadım mı?
Acaba biraz daha denese miydim falan derdim.
Şu an artık avukatlıktaki tüm sabrımı tükettiğim için içim aşırı rahat.
Tamam diyorum benim yolum podcast.
Oradan devam edelim. Diğer bir bariz örnek de...
Evlilik benim hayatımda.
Bunu çok anlattım ama muhtemelen daha anlatmaya da devam edeceğim.
Çünkü devamlı sonuçta yeni dinleyiciler aramıza katılıyor.
Şimdi ben 2020'de evlenmeyi düşünüyordum tamam mı?
Bunun çok doğru olduğunu ve çok güzel olacağını falan sanıyordum.
Ama şu an bakınca 25 yaşında evlenmiş olsaydım, 2020'de 25 yaşındaydım, ya 30 yaşına kadar o 5 yılı farklı şekilde yaşadığımı düşünmek...
Beni o kadar ürpertiyor ki.
Hayatımın en güzel 5 yılıydı çünkü.
Evlenince de her şey çok güzel gidebilir tabii ki.
Ama evlenmeyi seçseydim kendimin bu versiyonunu hiçbir zaman göremezdim.
Hayatımın en güzel 5 yılıydı derken her şey çok güzel ve çok tıkırında değil.
Hatta her şey çok zor geçti son 5 yılda.
Ama bana kattıkları açısından hayatımın en güzel 5 yılıydı.
Ben böyle deyince Reels'larda falan da söylüyorum bazen bu tarz şeyler.
İşte evlenmeyi seçseydim diye hemen yorum geliyor.
Evli insanlar kendi geliştiremiyor mu?
Bir bekarlar mı güzel yaşıyor?
Zart, zurt bilmem ne. Ya ben kendi yolumdan bahsediyorum.
Kendi hayat yolumdan bahsediyorum.
27 yaşımda yaşadığım...
Bazı şeyler sayesinde ben yeni yollara girdim.
Benim hayatımda bana kapı açan vesile o yaşadıklarım oldu.
E evlenseydim yaşamayacaktım abi onları.
Bundan bahsediyorum. Bazısı da evlenince kendisini bulur.
Ne bileyim ben herkesin vesilesi farklıdır.
Neyse evlenmeyi düşündüğüm zaman da yaptığım hata şuydu.
25 yaşında evlenmem lazım diye düşünüyordum.
Halbuki 28 yaşına gelince, 30 yaşına gelince nasıl bir insan olacağımı hiç düşünmüyordum.
Yani ben ileride neler isteyeceğim, nasıl bir gençlik geçirmek istiyorum, bunu hiç düşünmüyordum.
Sadece o anda toplumsal normlara, işte geleneklere ve...
Genel hayat gidişatına bakarak tamam 25 yaşındayım ve artık evlenebilirim diye düşünüyordum.
Bu arada bir şey söyleyeceğim. Şu anda mesela bana da 25 çok erken geliyor.
Belki 25 yaşında olup hiç bu düşüncede olmayan insanlar vardır.
Ama inanın pandemiden sonra hepimizin zaman algısı o kadar değişti ki pandemiden önce ben 2002'den bahsediyorum şu anda.
Hani daha pandemi hayatımıza tam olarak girmemişti.
O zaman 25 öyle erken bir yaş değildi.
Yani o zaman bence insanlar daha olgundu.
O yüzden 25 yaşındaki bir insana da bu normal geliyordu yani.
Ama dediğim gibi ben bazı şeyleri hesaba katmamıştım.
Mesela hayatımın bir döneminde tek başıma yaşamayı çok ama çok isteyeceğimi hesaba katamamıştım.
Benim ilerideki halim nasıl bir hayat isteyecek ve şu an evlenmeyi düşündüğüm insanın ilerideki haliyle benim ilerideki halim uyumlu olur mu?
Bunu hesaba katamamıştım.
Ki şu an düşünce kesinlikle uyumlu olmazmış.
İyi ki olmamış yani.
Sadece geleneksel olarak normlar ve alışılmış olanı takip ediyordum.
Tabii bir noktada fark ettim ve ucuz atlattım ama düşünce yapım o şekildeydi.
Evliliği de geçtim. Doğru insanın hayatına girmesi, aşık olmak, güzel bir ilişki yaşamak.
Bu konuda arkadaşlarımla ve sizle o kadar çok konuşuyoruz ki.
Gelen DM'lerden de anladığım inanılmaz çok kişi var.
Bizim yaşlarda veya daha büyük olup yalnız olan.
Kadın erkek fark etmiyor bu arada.
Herkes aynı soruyu soruyor.
Niye yalnızım? Neden ilişkim olmuyor?
Ben de çok sorguluyordum bunu.
Zaten siz de aslında biliyorsunuz hani önceki bölümlerden.
Son birkaç aydır artık var ya ya hiç ama hiç düşünmüyorum bile.
Çünkü bu ayıkmaları yaşadım.
Abla ayıkmak ne demek?
Ya işte ben kendi şu an toplumsal olarak neyin doğru, neyin yanlış, neyin geç kalmış, neyin erken varmış olduğuyla ilgilenmiyorum artık.
Bu mindset'i yani bu zihniyeti oturtmak gerçekten zor oldu bu arada.
Nasıl anlatabilirim bunu bilmiyorum ama yaş ilerledikçe insan sosyal ortamda çok daha fazla baskıya maruz kalıyor.
Hem işle ilgili hem eşle ilgili evli olanlar çocuklarla ilgili.
28'den sonra falan herkes böyle hayatını oturtmaya...
Başladığı için bir tık bile geriden gelen kendi geç kalmış hissediyor.
Ya benim şuyum ne zaman olacak, benim buyum ne zaman olacak diye düşünüyor.
O yüzden de bu zihniyeti oturtmak gittikçe zorlaşıyor.
Çünkü kendi içinde...
Bir şeyler düşünüyorsun, evet.
Bir düşünce yapısı oturtmaya çalışıyorsun.
Ama senin o inanmaya odaklandığın şeyin tam zıttı durumlara dışarıda çok fazla maruz kalıyorsun.
Burada senin kendi düşüncelerini devam ettirmek ve kendi inançlarına tutunmak için gerçekten çok sağlam bir şekilde durman gerekiyor.
Yoksa duygusal olarak atıyorum.
Mesela işte sen evde tek başına otururken şunu düşünüyor olabilirsin.
Ya tamam yalnızlık da çok güzel vardır, doğru bir zamanı falan.
Bunu düşünüyorsundur. Ama sonra...
Böyle bir ortamda 5.
7. hatta 9.
olduğunda o düşünce yapın hemen yıkılabilir ve sen o anki hisle ya ben çok geç kaldım benimle hayatımda niye birisi olmuyor diye düşünebilirsin.
Bunu anlatmaya çalışıyorum.
Senin orada o ortamda da kendine kurduğun düşünce yapısını koruyabilmek için buna gerçekten odaklanman ve bir şeyler içselleştirmen gerekiyor.
Benim arkadaşlarımın çoğu evlendi mesela artık.
Ben de diyordum işte oha hani daha biriyle tanışacağız da evleneceğiz de daha ben ikinci buluşmaya geçemiyorum da.
Bakın bu arada son bir buçuk yıldır ikinci kez buluşmamışım biliyor musunuz biriyle?
50'lik buluşmalarda anlatıyorum ya.
İnanamadım ya bu istatistiğe.
Bir buçuk yılda sadece bir kez buluşmuşum herkesle.
Bu arada iyi yapmışım bir yandan.
Boşa vakit kaybetmemişim.
Ama yani... Biraz da korkutucu değil mi?
Neyse dediğim gibi artık takmıyorum.
Önceden olsa daha çok takardım da.
İşte ben de takıyordum dediğim gibi.
Sonra hayata karşı genel bakış açımı değiştirdikçe bunları hiç takmamaya başladım.
Ya tamam herkesin zamanlaması farklı.
Tamam nasip diye bir şey var.
Ama ben bu düşünceyi içselleştiremiyorum diye olabilirsiniz.
Çok iyi anlıyorum. Ben de içselleştiremiyordum.
Çünkü bir şeyi anlamak, düşünmek farklı bir şey.
Onu gerçekten idrak etmek ve içselleştirmek bambaşka bir şey.
Bence bu noktada yani hayatın zamanlamasına güvenmek noktasında sadece ilişkiler anlamında söylemiyorum.
En çok çalışan şey geçmişe bakmak.
Az önce verdiğim örnekler gibi yani.
Mesela şimdi ben geri dönüyorum bakıyorum podcast niye daha önce başlamadım.
Hani bunun için hayıflanabilirim anladınız mı?
Keşke daha erken başlasaydım işte pasta artık çok küçüldü, çok fazla podcaster var falan.
Ya bunun için hayıflanmamın şu anda bir anlamı yok.
Çünkü geçmişe dönüp baktığımda ve şu anki halime baktığımda aradaki farktan zaten bunun neden daha önce olmadığını Kendi hayatınızdaki bazı şeylerin neden istediğiniz zamanda olmadığını
ve neye vesile olduğunu biraz düşünürseniz eminim ki kendi denklemlerinizi, kendi hayat akışınızı, kendi iyi ki olmamış ya dediğiniz şeyleri bulacaksınız.
Veya illa tek kendimize de bakmamıza gerek yok.
İlla biz tabii ki her şeyi yaşayarak deneyimlemek zorunda değiliz.
Zaten bu mümkün değil. Biraz çevremizdeki insanların hayatlarından da dersler almamız gerektiğini düşünüyorum.
Deneyim sadece... Kendi başımıza gelenlerle elde edilen bir şey değil.
Çevremizdeki insanların hayat akışına bakarak da hayatın ne kadar güzel bir zamanlamada aktığını ama bizim bunu o an yaşarken anlamadığımızı fark edebiliriz diye düşünüyorum.
Bir de hayat o kadar geniş bir perspektifte ilerliyor ki biz bu perspektifte çok ama çok aşırı küçük bir alana hakim olabiliyoruz.
Ama bunu göz ardı ederek devamlı bir zamanla yarış içinde kalıyoruz.
Halbuki düşününce Bu kadar küçük bir parçası olduğumuz düzene biraz güvenmemiz gerekmiyor mu ya?
Daha önce de söylediğim bir şey var burada.
Kimse bu hayata hayalleri gerçekleşmesin diye gelmedi.
Ya bir hayal, bir istek, bir düşünce bize nasip oluyorsa o şey gerçekleşebileceği için oluyor zaten.
Hayatımız boyunca uzaktan izleyip de ya neden olmadı ya dememiz veya işte bunun için üzülmemiz için nasip olmuyor o hayal bize.
Twitter'da bir şey gördüm. Sen hayata gelmeden önce hayatın sana izletildi ve yaşamaya değer bir şeyler gördün ki bu hayata gelmeyi seçtin yazmıştı biri.
O kadar hoşuma gitti ki.
Böyle şeyler biraz fazla spritüel kalıyor tabii.
Sonuçta gerçekliğini bilemiyoruz.
Gerçekten de biz hayata gelmeden bize izletildi mi?
Bunu bilemiyoruz. Ama metaforik olarak güzel yanlarından bakmaya çalışmak bence hepimize iyi geliyor.
Mesela ben bunu gördüğümden beri şey düşünüyorum.
Acaba ne izledim?
Ve hani neden dünyaya gelmeyi istedim?
Acaba hani izlediğimde böyle beni mutlu eden, beni çeken şey neydi?
Bunu düşünüyorum mesela böyle düştüğüm zamanlarda.
Biraz yine gidik bir mevzu ama dediğim gibi iyi geliyor.
Ya bir yandan da şu var. Bilmiyorum.
Bana şey gibi geliyor artık.
Ben kimim ki bu kadar direteceğim istediğim bir şeye?
Ben nasıl öngörebilirim ki olabilecek tüm ihtimalleri?
Nereden anlayabilirim yani neyin ne zaman?
nasıl olmasının hayırlı olacağını gibi geliyor.
Bu düşünce yani evrenin ve bu düzenin çok küçük bir parçası olduğum düşüncesi hayata güvenmeye daha da yaklaştırıyor beni.
Çünkü ben şu an sadece önümdeki şeye, hadi bir de hani biraz ilerisindeki adımları görebiliyorum.
Yaptığım ya da yapmadığım her seçimin hangi kapıları açtığını, hangi kapıları kapadığını anlamam mümkün değil.
Bunu idrak edince, az önce de dediğim gibi bakın anlamak demiyorum, idrak etmek.
Yani bu düşünce yapısını içselleştirince refleksif olarak her şeye böyle yaklaşmaya başlıyorsunuz.
Her şeyde böyle tamam ya vardır bir hayır gözüyle bakıyorsunuz.
Bu sonradan olur mu diye düşünmeyin.
Yemin ederim ki beynimi bu şekilde kendi elimle eğittim.
Ya resmen bunu şey gibi canlandırıyorum ya.
Düşünce yapısı çok farklı bir insandım tamam mı ben daha önceden.
O yüzden de bence iç huzurum böyle değildi.
Hani daha düşük bir seviyedeydi.
Ama işte son yıllarda bu konular üzerine hani böyle delirecek kadar düşünmedim açıkçası.
Onu çok sağlıksız buluyorum.
Ama dediğim gibi hani böyle güzel yerlerinden kalkmaya çalışarak yonttum ya.
Düşünce yapımı yonttum.
Kendime yaptığım en iyi şeylerden birisi de bu şekilde düşünmeyi alışkanlık haline getirmek oldu.
Yani vardır bir hayır tamam hani hayata güvenelim işte falan gibi.
Gerçekten artık var ya hiçbir şeyden kaygılanmıyorum, üzülmüyorum, endişelenmiyorum.
Ya tabii ki kaygılanıyorum, üzülüyorum ve endişeleniyorum.
O ayrı. Hislerimiz ayrı bir şey.
Ama şunu demek istiyorum.
Buna tutunmuyorum bu hislere.
Bir iş mi kaçtı? Tamam vardır bir hayır ya.
Daha iyisi gelir. Bir insan...
Ne bileyim bir ayıp mı etti?
Tamam demek ki hayatımın bu döneminde veya hayatımın devamında benim yakında olmamalıymış.
Arabayı mı sürttüm atıyorum?
Tamam daha kötüsünden korumuştur.
Ya podcastta bile bakın. Geçen haftaki bölümde söylüyorum neden yalnızım bölümünde.
O hafta yani geçen hafta aslında ben bugünkü konuyu anlatacaktım.
Ama o şekilde yalnızlık konusuna evrildi bölüm.
Dedim tamam ya demek ki bu hafta bu bölümü dinleyecek insanların neden yalnızım?
Başlığına ihtiyacı varmış.
Orada gidip de ya hayır ya ben bu konu niye değişti?
Ben işte bu konuya hazırlıksız yakalandım.
Konu planlamamdan saptım falan diye direnmiyorum yani artık.
Kendime kızmıyorum. Daha akışta ve daha sakin yaşamamı sağlıyor bu bakış açısı.
Bu arada kesinlikle polyanlacılık değil.
Polyanlacılık çok gerçeklikten uzaklaşmak oluyor.
Burada biraz daha bence pragmatist bir yaklaşımdan bahsediyoruz.
Hani kendi yararımıza olanı almak, gerisini sağlamak gibi.
Pozitif bir tevekkül hali aslında.
İşte bu bakış açısına geçince zaten bakın gerçekten hayatımın akışı değişti.
Kendi iç huzurum da değişti.
Artık bir şeylere direnen, direnç gösteren veya olsun diye direten bir insan değil de olan her şeyi olduğu gibi kabullenen bir insan oldum.
Tabii ki çalışmak, gayret etmek, hayatına yön vermek bunlar her zaman olmalı.
Ama bazı şeyler de bir noktaya kadar bizim elimizde.
Her şeyin bizim elimizde olduğunu sanmak aslında biraz kibir.
Belki narsizm yani narsizm bu şekilde kullanılırsa doğru olur mu bilmiyorum ama hani kibir ya kibirdir bunun adı.
Nasıl her şeyin bizim elimizde olduğunu inanabiliriz ki?
Şöyle bir alıntıyı not almışım.
Nereden alıntıladığımı üzülerek hatırlamıyorum ama bir misyonunuz varsa bunu gerçekleştirmenize engel olan herkes ve her şeyle bağınız ilahi sistem tarafından koparılır.
Ne olduğunu anlamazsınız bile.
Zannedersiniz ki tüm kötü şeyler sizin başınıza geliyor.
Halbuki gerçekleşmesi gereken başka önemli şeyler vardır.
Ya gerçekten de bazı bağlar kopunca, bazı olumsuz şeyler yaşayınca biz sadece o anki hissimize odaklanıyoruz.
Birkaç adım ileriyi göremediğimiz için o anki hissimizin içine kaybolup gidiyoruz.
Ya ben hep şuna inanıyorum.
Bir duyguyu hissetmek çok önemli.
Ama ona kapılıp gitmek, ona tutunmak bir noktadan sonra insanın kendi elinde.
O yüzden düşünce yapısını değiştirmek için emek vermek insanın kendi yapabileceği en iyi şeylerden birisi.
Ve dediğim gibi düşünce yapısını fazlasıyla değiştirmiş bir insan olarak söylüyorum bunu.
Ben değiştirdiysem herkes değiştirir yani.
Bir kişinin bile yapması hepimizin yapabileceği anlamına geliyor.
Düşünce yapımızı ne kadar kendi lehimize geliştirebilirsek o kadar iç huzuru yakalıyoruz.
iç huzuru yakalayan bir insan bakın gerçekten parlıyor ya parlıyor.
Her ortamda o huzur fark ediliyor.
Hayatın zamanlamasıyla ilgili geçenlerde şurası gördüm.
Belki siz de denk gelmişsinizdir.
Buraya da özellikle koymak istiyorum.
Hayatımızdaki her bir parametrenin bizim sandığımızdan çok daha fazla şeye hizmet ettiğini çok güzel anlatıyor.
Hiç Özcan Deniz'le baş başa kalmış mıydınız bilmiyorum ama şimdi kalacaksınız.
alakasız. Sizi seviyorum.
Hoşçakalın. Yaşım 19.
Almanya'dayım. Bir kız arkadaşım var.
Bir de bir papağanım var. Bir odalı bir evde oturuyorum.
Yılbaşı gecesi.
Bir mark param yok.
Hiç param yok. Ve moralim bozuk.
Canım sık. Kızın annesi geldi işte biraz sohbet ettik falan sonra annesini yolcu etmek için aşağı apartmanın çıkışına gittim.
Yukarıya çıktığımda papağanım telefon sesi çıkartmaya başladı.
Anladım telefon gelmiş. Daha önce gazinosunda çalıştığım bir arkadaşım.
Teresekler'de notu. Özcan çabuk beni ara.
Aradım. Buyur Musa abi.
Hemen gelmen lazım.
Türkiye'den bir sanatçı çağırdık.
Çok kar yağıyor.
Uçak rotar yaptı.
Saat 12'ye yetişemiyor.
Sahne boş. İçerisi insan dolu.
Çabuk gel. Biz atladık gittik.
Okuyorum. Fakat sahne öyle bir yer ki spor salonu.
Beş bin kişi insan var.
Orkestra. Ben içeride kimsenin kimsenin anlaması mümkün değil.
Uğultu var içeride.
Herkesi susturdum.
Orkestrayı susturdum.
O dönemin çok meşhur bir şarkısı vardı.
İki Gözüm İki Çeşme diye.
O sessizlikle ben onu okumaya başladım.
Tam o sırada Türkiye'den gelen sanatçı yetişmiş içeri giriyor.
Beni duyuyor. Kim bu çocuk diyor.
Abi bir sanatçı sen hazırlan hemen git bak saat 12 oldu.
Hayır hayır diyor bana telefon bulun.
Türkiye'yi arıyor. Sahneye uzatıyor.
Aradığınız sesi buldum diyor.
Karşı tarafta da diyor ki hemen al gel.
Şimdi bu denklemin içinde benim papağanımı çıkar olmuyor.
Benim cebimde 10 mark para olsun ben evde yokum.
Yine olmuyor. Kar yağmasın o uçak zamanında gelsin yine olmuyor.
Ya da ben sahnedeyken tam adam içeri girdiğinde ben herkesi susturmayayım yine olmuyor.
Bu bir kurgu değil de ne yani burada tesadüf diyebilir misin buna?
Bir sürü şey bir araya geliyor ve şu an Özcan Deniz karşımda.
Yoksa ben Almanya'da işçi olarak çalışıyor olabilirdim hala.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
