
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki bölümde hayal kırıklıklarını nasıl kendi lehimize dönüştürebileceğimiz üzerine Bilinç Akışı’nda kalıyoruz.🫂 Yeni bölüm her çarşamba&pazar tüm platformlarda!
📩 info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Kendini deşifre ettiğini düşünüyor musun diye bir soru geldi geçen günkü röportajda.
Şizofreni. Bakın bu sefer manifest demiyorum gerçekten.
Şöyle, geçenlerde çok güzel bir yorum geldi Instagram'da.
Çok tatlı, üretken ve yaratıcı bir kadınla tanıştım o yorum sayesinde.
Geç kalmışlık hissi bölümünden ilham almış ve mesaj atmıştı.
Biraz konuştuk. Kendi Instagram sayfası böyle çok güzel, yaratıcı, ilham dolu büyük bir sayfa.
Boho Living Art'tı sanırım adı.
Mini bir röportaj yapalım mı dedi.
Sorulardan biri de kendini deşifre ettiğini düşünüyor musun?
Evet düşünüyorum.
Çünkü bu bir gerçek, bir olgu yani.
Gerçek bir olgu. Deşifre ediyorum.
Benim için sorun olmayacak kadarını paylaşıyorum genelde.
Hani açtığım konuları paylaşıyorum.
Veya genel menfaate bakıyorum.
Yani ben oversharing yapıyorum.
Ama bunun karşılığında birçok insan kendini yalnız hissetmeyecek sonuçta.
Buna değer gibi bir noktadan bakmaya çalışıyorum.
Ama bir bölümde bunu yapamadım.
Sadece bir bölümü yayından kaldırdım.
Aslında şöyle, o bölümde bölüm sonu şarkısına telif geldi ve Spotify kaldırdı.
Hani telifi düzeltin, o kısmı atın, ondan sonra tekrar yayınlayacağız gibi mail geldi.
Imagine Dragons'ın Bird şarkısını koymuştum.
Yani Imagine Dragons beyefendi, ayıp ettiniz biraz ya.
Ben o şarkıyı sizi dinlemek ve biraz da derneğin ılsız sahnede tişörsüz görmek için kalkmış İsrail'e gitmişim geçen yaz.
Hemen telif atıyorsunuz ya.
Konserden hatırlamadınız mı beni?
Yakışmadı hiç. Her neyse telif deyince kaldırdım bölümü.
Çünkü içinde benim için hassas ve biraz travmatik bir konu vardı.
İleride rahatsız olabileceğimi düşündüm.
Özellikle de hayatıma girecek insanın nedense bunu bilmesini istemediğimi fark ettim şu an.
O yüzden bu bölüm o hayal kırıklığı bölümünün revize edilmiş hali olacak.
Kalp kırıklığı bir şarkı olsaydı bu şarkı olurdu sanırım.
Adel bu şarkıyı çok sevdi ve evlenmek istedi.
Ama ilişkilerini herkesten saklayan, sonunda da ondan ayrılan eski erkek arkadaşına yazmış.
Bir röportajında bu şarkıdan daha iyi bir şarkı yazabileceğini sanmadığını, bu şarkının onu o yapan şarkı olduğunu söylüyor.
Kalbini en çok kıran şey Adel'i Adel yapmış yani.
Aslında fark etmesek de bizim için de böyle oluyor.
Hayattaki tüm kalp kırıklıklarımız, hayal kırıklıklarımız, tökezlemelerimiz bizim içimizde değişmesi gereken ama fark etmediğimiz dönüşümlerden birine hizmet ediyor.
Çok spritüel bir yerden konuşmak istemiyorum böyle kafayı kırıp inzivaya çekilen turuncu giyen insanlar gibi.
Ama yaşadıkça deneyimlediğim bir şey bu.
Beni bu podcast'ı çekmeye başlamamı sağlayan şey yani istediğim şeyi bulmamı sağlayan şey koca bir kalp kırıklığıydı mesela.
Kalbim o kadar kırılmıştı ki iyileşmiş haline daha yeni yeni alışıyorum.
Anyways drama queen'liğe bağlamayalım.
15 yaşına kadar genelde arkadaşlarımızdan hayal kırıklığına uğruyoruz.
Çocuklar o kadar acımasız ki farkında olmadan hepimiz çok zorbalanarak ve zorbalayarak büyüyoruz.
Bu zorbalıklar inanılmaz kalp kırıklıkları ve travmalara yol açıyor.
Sonra ergenlik döneminde başka hayal kırıklıkları başlıyor.
Çocukluk ve ergenlikte yaşadığınız bu hayal kırıklıklarını bir şekilde çözmek zorundayız.
Yoksa insanda bazen kilo olarak, bazen özgüvensizlik olarak, bazen hastalık olarak kalıcı hasar bırakıyorlar.
Ama üniversiteden itibaren yaşadığınız her düşüşü, her hayal kırıklığını seviyorum.
Yaşarken sevmiyordum tabii ama şu an artık 30 yaşıma yaklaşırken bunların hepsinin toplanıp bugün beni ben yapan şeyler olduğunu fark ediyorum.
Hepsine teşekkür edebiliyorum.
Gerçi bunu her olay için söyleyebilir miyiz bilmiyorum.
Bazen de sanki sadece nasip olmuyor.
Ne kadar uğraşsak da, emek versek de bazen o şey bize nasip olmuyor.
Bunun sebebi de aslında tabii bize daha iyisinin gelecek olması.
veya o senaryoda o an için iyi gözüken şeyin belki de hayatımız için iyi olmayacak olması.
En azından ben buna inanmak istiyorum.
Kendimi mi kandırıyorum bilmiyorum ama bunu düşünce rahatlıyorum.
Zeytin Ağacı dizisindeki bir replikte bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır diyordu.
Bir şekilde buna inanmak istiyorum sanırım.
Ya buna inancımı yitirdiğimde veya daha iyisini bulunmak için bir yerlerde bizi beklediğine inancımı yitirdiğimde çok üzülüyorum.
Çünkü o zaman da hayat hep hayal kırıklıklarıyla, hep bir şeylerin düzelmesini bekleyerek, böyle umut ederek geçecek gibi geliyor.
Size ne oldu ve bu podcastta kendinizi buldunuz bilmiyorum.
Belki en yakının arkadaşınız ayıp etti.
Belki sevginizle, eşinizle çok büyük bir kalp kırıklığı yaşayarak ayrıldınız.
Belki işinizi kaybettiniz.
Şu an sizde bu bölümü dinlemeye getiren her ne varsa içinde yaşadığınız...
O duyguyu sonuna kadar yaşamanızı öneriyorum.
Ağlamak mı istiyorsunuz?
Kendinizi tutmadan, içinizi atmadan ağlamanız gerekiyor.
Böyle şey olur ya bazen.
Normal bir gün yaşıyorsunuzdur.
Mesela işte kek yapıyorsunuzdur.
Kek kabarmaz. Ağlamaya başlarsınız.
Yani ben sanmıyorum ki bir insan keki kabarmadığı için ağlasın.
Ya da bazen toplum içinde ağlayasınız gelir.
Ya bu çok kötü. Bankada memurla konuşurken falan mesela.
O bir anlık ekrana baktığı sürede gözünüzden damla damla yaş akmaya başlar.
Asla tutamazsınız.
Dışa vurulmayan her duygu ya üzüntüyle ya sinirle ya hastalıkla bir şekilde atılmak zorunda.
Çünkü her duygu bedende kayıt altına alınıyor.
Bakınız Travma Psikiyatrı, Korkun Beden Kayıt Tutar adlı kitabı.
Ansızın patlamasını istemiyorsanız bu kayıt altına alınan duyguların hissinizi yaşamanız gereken zamanda yaşayıp tüketmeye çalışın.
Bazen de hayal kırıklıklarını yaşadıktan sonra Biliyordum böyle olacağını dersiniz.
Bu sizin mükemmel içgörünüzden, altıncı hissinizden kaynaklanmaz tabii ki.
Bu sizin kendi gerçekleştiren kehanet dediğimiz, kendi içinde ve bilinçaltınızda neye inanıyorsanız beyninizin bu inancı haklı çıkarmak için çaba harcaması ve davranışlarınızın
da o yönde olmasından.
Yani dolayısıyla inandığınız şeyi gerçeğe dönüştürmenizden kaynaklanır.
Mesela bir ilişkiye başlarken kesin aldatılacağım, erkekler zaten hep aldatır diye düşünürseniz aldatılmaktan başka hiçbir sonuç elde edemezsiniz.
Bu sizin suçunuz demiyorum ama...
Ya bilinçaltınızdaki korkulardan bilinç dışını size öyle bir partner seçmiştir ya da kendi gerçekleştiren kehaneti yaşayarak bu enerjiyi siz gerçeğe dönüştürmüşsünüzdür.
Hadi enerjiyi de bir kenara koydum.
Eskiler bir şeyi kırk kere söylersen olur derler.
Anadolu'daki eskiler der tabii bunu.
Avrupa'daki eskiler, mesela analitik psikolojinin kurucusu olarak kabul edilen Jung, bilincimize getirmediğimiz her şey karşımıza kader olarak çıkar der.
Peki bu ne demek? Her olaydan mağdur psikolojisine girip ahlanıp vahlanmak yerine yaşadığımız hayal kırıklıklarının bir sebebinin de travmalarımız ve inançlarımız olduğunu fark etmemiz gerek demek.
Kendi üzerimize çalışmamız gerek demek.
Eğer süreci doğru yönetebilirsek aslında her bir hayal kırıklığından sonra yani ilk sıcağı geçtikten sonra kendi kendimizi masaya yatırabiliriz.
Daha önce benzer bir şey yaşadık mı?
Bu olayı yaşayacağımıza dair korkularımız var mıydı?
Bu tarz bir olayın ne bileyim belki şakasını yaptık mı?
Bu soruları sorup cevaplarına çalışabiliriz.
Çünkü psikoloji, evren, anatomi, astronomi, reenkarnasyon her neyse hepsinin temelinde içinde olduğumuz bu sistemde ders alınana kadar devam ediyor.
A olayındaki hayal kırıklığını kendi içimizde çözemez ve iyileşmemiz için kullanamazsak olay bu sefer B olacak.
İnsanlar değişecek, ortamlar değişecek ama aynı hissi sistem bize tekrar tekrar yaşatacak.
Tanrılar okulunda dediği gibi her şey bizi iyileştirmek için gelir.
Bizim yapmamız gereken tek şey başımıza gelen olaylardan almamız gerekeni alarak puzzle'ımızı tamamlamaya çalışmaktır aslında.
Kendimizle yüzleşmektir.
Ya sonra eğer mümkünse bizi hayal kırıklığı yaşatan kişilerle konuşmak da yani interaktif yüzleşme mi diyeyim.
Yüzleşme o yüzleşmeyi yaşayıp Konuşmak da...
Aslında
geri bildirim almak da bizim kendi içsel yolculuğumuza müthiş bir katkı sağlayabilir.
Bu... Böyle söylenince garip geliyor olabilir anlıyorum.
Ama buradaki en önemli şey kendimizle olan ilişkimiz.
O yüzden biraz olaylar soğuduktan sonra karşı tarafta konuşulabilir, kendimizle ilgili geri bildirimler alınabilir.
Çünkü bu geri bildirim bizim o an yapacağımız gururdan çok daha kalıcı bir katkı sağlayabilir bize.
Tabii bunu yapmak her zaman mümkün olmuyor.
Eğer bunu yapamıyorsak bize kalp kırıklığı yaşatan her şeye ve herkese İçimizdeki şeyleri yazabiliriz.
Ya bir mektup yazmak gibi düşünün bunu.
Kimsenin okumayacağını bilerek dibini sıyırana kadar içimizdeki her hissi, duyguyu, düşünceyi, her şeyi yazmaktan bahsediyorum.
Bunu yazdıktan sonra sadece yakın ama veya işte bir suya atın.
Yakacağınızı veya yok edeceğinizi bilirseniz anca o zaman çok rahat yazabilirsiniz.
Yabancı bir arkadaşım İspanya'daki camino rotasını tamamlamıştı.
Camino rotası... Hristiyanların haccı olarak da biliniyor.
Onlar için inancı derinleştiren manevi bir rota.
Günümüzde bu yönü çok kullanılmıyor ama sanırım.
Daha çok derin bir içsel dönüşüm rotası olarak kullanılıyor her kesim tarafından.
Dünyanın her yerinden buraya katılan insanlar bu yolculuk boyunca kendilerini keşfediyorlar.
Sınırlarını zorluyorlar.
Hem psikolojik hem fiziksel olarak.
O rotayı da tamamlarken yeni insanlarla tanışıyorlar.
Tanıştıkları insanlar da zaten...
Tevafuk mu diyeyim? Yani yine kendi içsel dönüşümlerine katkı sağlayacak insanlar olarak karşılarına çıkıyor aslında.
Neyse arkadaşım oratayı tamamlamış.
Malta'ya gelmişti.
Sahile gittik bir gün.
Dünyanın her yerinden gelen alakasız 5-6 arkadaşız.
Böyle ortamlarda bazen şey olur ya derin bir sohbet dönmeye başlar birden.
Herkes kendini çok rahat bir şekilde açar.
Bu arkadaşım da... Taşlara bir şeyler yazmaya başladı.
Macarca yazıyor zaten. Biz anlamıyoruz.
Sonra bize gösterdi.
Ama taş nasıl dolu?
Bir sürü şey yazmış.
Ne yapacaksın bunu dedim. Denize atacağım dedi.
Ben de o kadar şeyim ki böyle kişisel dönüşümün kelisini bilmiyorum.
Meditasyonla falan dalga geçtiğim cahiliye devrimdeyim.
Neden yazıyorsun o zaman dedim.
İnsanlarla yüzleşmek için dedi.
Size yemin ederim. O an hiçbir şey anlamadım.
Anca yıllar sonra kendi iyileşmemde bu tarz bir şey yaptığımda anladım o çocuğun orada yaptığı şeyin ne kadar işe yaradığını.
Ya her neyse böyle şeyler olabiliyor tabii ki.
Biz bu olumsuz duyguları öncelikle dönüştürmeliyiz.
Daha doğrusu öncelikle içimizden atmalıyız.
Ondan sonra da kendi lehimize dönüştürmek için kullanabiliriz.
Tüm bu şarkılar, filmler, kitaplar, resimler bazı duyguların birikmesiyle oluşuyor öyle düşünün.
İçimizde birikenleri o yüzden biz de yaratıcılığımıza kullanabiliriz.
Kurt Cobain'in bir sözü vardı.
Trajedi için teşekkür ederim, sanatım için buna ihtiyacım vardı diyordu.
Sanatçıların genelde olumsuz duygulardan beslendiğini çok güzel açıklıyor bu söz.
Biz de kırgınlıklarımızı üretime dönüştürebiliriz.
Tabii bunun için önce içimizden hepsini akıtmamız gerekiyor.
Mesela benim en yakın arkadaşlarımdan biriyle geçen yıl yollarımız ayrıldı.
Ya onu o kadar çok seviyordum ki hala da özlüyorum.
Yolumuzun ayrılma sebebi şuydu.
8 yıldır yakın arkadaştık ve ben son dönemde tesadüfen şunu öğrendim.
Arkadaşım hayatında olan olumsuzlukları bana hiç anlatmıyormuş.
Ya hayatını hep olumlu, hep her şey yolunda gibi gösteriyormuş.
Buna ben inanılmaz kırıldım.
Çünkü benim hayatımda bir dönem olmuştu.
Böyle uzun süre çok kötü hissettiğim ve hep kendimi sorguladım.
Yani hep diyordum ki galiba tek bende problem var.
İşte ben bunu yapamıyorum, ben başaramıyorum.
Bu sorunları tek ben yaşıyorum.
Hep böyle konuşuyordum ve böyle bir sanrı içindeydim.
Bunu çok iyi biliyordu ve bana bir kere bile şunu demedi.
Hayır Zeynep bak ben de şunu yaşadım.
Bunlar insanlık hali.
Bana bir kere bile bunu söylemedi.
Hep suni bir dünya sundu.
Yani gerçekten de hayatının pürüzsüz olduğunu sanıyordum ben.
Tabii ki mutlu olsun, iyi olsun ama insanın en büyük yanılgılarından birisi tek benim başıma geliyor sanması.
Ve benim böyle sanmama izin verdi.
Buna izin verdiği için benim için artık bizim ilişkimiz dönülmez bir noktaya geldi.
Çünkü dediğim gibi bence çok önemli insanın yalnız olmadığını bilmesi.
Herkes iyi şeyler yaşasın tabii ki.
Ama en azından ya ben de böyle sıkıntılar yaşıyorum dediğinde bir insan sizin sırtınızı sıvazladığında orada bir yakınlık daha derin bir yakınlık kuruluyor.
Neyse sonra ben bu podcast'a başladım.
O hayal kırıklığı mesela bana burada ilham oldu.
Dedim ki ben ya bunu dinleyen insanlar şunu bilmeli.
Yalnız değiller. Bu hissi yaşayan bir sürü insan var.
Ve hepimiz aynı yollardan geçiyoruz.
Bir şekilde bazı şeyler atlatılıyor.
Ama en önemlisi yalnız olmadıklarını bilsinler diye düşündüm.
Ve inanır mısınız? En çok aldığım mesaj şu.
Yalnız olmadığımı bilmek çok iyi geldi.
Bana en çok gelen mesaj bu.
Aslında ben bunu hiç dillendirmedim bu bölüme kadar.
Ama dinleyen insanlara yalnız değilim hissi geçiyor işte.
Mesela bu yüzden şu an o hayal kırıklığına teşekkür ediyorum.
Çünkü benim için bu podcasttaki konsepti biraz belirlememe yardımcı oldu ve bu podcastın konsepti bu olduğu için bir sürü insanı da yalnız hissetmemesini sağlamaya vesile oldu.
Bunun gibi her şeyde böyle örnekler bulabiliriz aslında.
Onun haricinde üretmek, yaratıcı işler yapmak, yaratıcı işleri okumak, izlemek, hayal kırıklıklarının dönüştürüldüğü yerlere dahil olmak çok güzel.
Lisedeyken bir edebiyat hocamız vardı.
Edebiyatı öyle bir sevdirdi ki bize ağzından çıkacak kelimeye bakardım.
Ama anlamadığım şey en sevdiği şiir Behçet Necati Gil'in Sevgilerde şiiriydi.
Bir insan Orhan Veli varken, Ümit Yaşar Oğuzcan varken neden gidip bu şiiri severdi?
Artık anlıyorum. Çünkü o şiir büyüdükçe benim de en sevdiğim şiirlerden biri oldu.
Şimdi burada şiiri okumaya başlıyormuşum.
Neyse kimse şiirleri sesle okumasın da siz bir açıp okuyun.
Kaynakçıya ekleyeceğim.
Bu şiir belli bir yaşa gelmiş ve hayata sevgiye dair umduğunu bulamamış bir insanın hayal kırıklığını anlatıyor aslında.
O şiiri de Zeynep Hoca'yı da ben yeni yeni anlıyorum.
Sezen Aksu'nun şarkı sözlerini de yeni anlıyorum.
Gurur ve önyargıdaki hayal kırıklıklarını da yeni anlıyorum.
Ve bunların hepsini anlamaya bayılıyorum.
Sanatı bir yerinden yakalayıp içimdeki duyguyu açığa çıkarmamı sağlamasına, kanırtıyormuş gibi gözüküp beni beslemesine bayılıyorum.
Böyle zamanlarda o yüzden bir film izleyin, ağlayın.
Bir şarkının sözlerindeki anlamı yakalayın.
Sanat bunun için var.
Art heals, sanat iyileştirir.
Biz aslında yaşadığımız her bir olayda kendi iyileşmemize odaklandıkça ve o olayın iyileşmemizdeki yerini anlamlandırdıkça yavaş yavaş kendi bahçemizi yaratıyoruz.
Ben kendi bahçemi en başta bahsettiğim en büyük hayal kırıklığım sayesinde yarattım.
O hayal kırıklığı bana öyle kapılar açtı ve hala açıyor ki son 3 yılda kendi içimde ilerlediğim yola inanamıyorum.
İlk zamanlar küfürler etsem de şu an o hayal kırıklığına şükrediyorum.
Çünkü onun sayesinde kendi bahçemi yaratabildim.
Eski latince bir sözle dediği gibi artık taşındığım her yerde çiçek açacağımı biliyorum.
Bir hayal kırıklığına şükredeceğim aklıma gelebilir miydi mesela?
Gelemezdi. Ama zaten bizim aklımızın ve irademizin çok daha üstünde bir sistemin içindeyiz.
Biz o sistemi, hayatın bizim için planladığı büyük resmi hiçbir zaman tamamıyla anlayamayız.
O yüzden anlık duygularla isyan edebiliriz, üzülebiliriz, kaosları anlamlandıramayabiliriz.
Ama o kaoslar eninde sonunda bizim lehimize işleyecek hale gelir.
Biz bunu ne kadar erken fark edebilirsek o kadar güzel işletebiliriz.
Adele Adel yapan en büyük hayal kırıklığıydı.
Hepimizin hayal kırıklıkları aslında en büyük değişimlerimizin başlangıcı oluyor.
Öğrendiklerimiz ve dönüştüğümüz kişi geçici olarak hissettiklerimizden çok daha önemli.
Hiçbir insana tesadüfen rastlamadık.
Hiçbir kötü olayı tesadüfen yaşamadık.
Öğrenmemiz ve fark etmemiz gerekenler vardı.
Rastladıklarımız sadece birer aracıydı.
Ve Nietzsche'nin dediği gibi dans eden bir yıldız doğurabilmesi için insanın içinde kaos olmalıydı.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
