
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
En çok istediğim iki hayalim manifestleyerek nasıl gerçekleşti? Her detayını anlatıyorum, evde deneyiniz!!
favori kitaplarımın bazıları https://app.hb.biz/1QjFhPaGIdzf #reklam #ortaklık Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Otobüsle işe giderken hayatı sorgulayıp aile evine döndüğünde of ne zaman kendi düzenim olacak benim diye kafanı yastığa gömüyorsan ben Zeynep.
Hepimizin Bilinç Akışı'na hoş geldin.
Bugün dolandırıcılık olmayan gerçekçi bir manifest yöntemini konuşacağız.
Bölüm planlamamda bayağı öne çektim bu konuyu.
Çünkü geçen oturuyordum balkonda.
Yeni taşındım ya şimdi bilmeyenler için ailemle yaşıyordum ve yıllardır ayrı eve çıkmak istiyordum.
Sonunda oldu. O yüzden oh diyordum ya kendi kendime böyle şükrediyordum.
Nasıl oldu bu diye düşündüm.
Yani hiç olmayacak gibiydi çünkü.
Bazı insanlara kolay gelebilir bu arada.
Yani ne var bunda diyebilirsiniz.
Ama benim için birçok açıdan olması baya zor gözüken bir durumdu.
Neyse balkonda oturdum.
Biraz böyle hayal ettiğim iki şeyin olma sürecini düşündüm.
Yani spesifik olarak ikisini çok istiyordum ve ikisi de oldu.
Ve fark ettiğim şeyi hemen size anlatmak istedim.
Şimdi eskiden beri dinleyenler çok iyi bilir ki benim bir araba alma problemim vardı.
Yani yılan hikayesine dönen bir problemdi.
İlk bölümlerde bundan çok fazla bahsediyorum.
Arabam olmadığı için ağlıyorum falan.
Hatta podcast'ta da yani böyle hiç unutmuyorum.
2-3 yıl önce Ağustos sıcağında E5 kenarında böyle tozlu topraklı bir yolda yani çok kötü bir yoldu.
Adliye'ye doğru 15 dakika ter içinde yürürken karar vermiştim.
O gün aslında ben hayatımın yönetimini kendi elime almaya karar vermiştim.
Belki geç bir farkındalıktı çünkü 26-27 yaşındaydım ama hep söylediğim gibi ben biraz geç olgunlaşan bir insan oldum.
Yani 95'liyim ama bence 98'li falanım.
Neyse kendi puzzle'ını tamamlamak bölümlerinde bu konuyu fazla detaylı anlatıyorum.
O yüzden bu bölümde çok detaya girmeyeceğim.
Ama özetle yıllarca araba alınmıyor bana.
Ben böyle otobüs, metro, metrobüs, İstanbul, kar, kış, kıyamet, sıcak, adliye, ofis, koşturmaca gerçekten üzülüyorum şu an hatırladıkça kafayı yiyordum.
Sonra bir gün dedim ki çok ani bir kararla.
Aslında ani bir karar da değil yani yılların birikimiyle.
Bir daha dedim ben bu metrobüse binmeyeceğim.
Nasıl olacaksa olacak ama ben bu metrobüsü bir daha zorunlu olduğum için kullanmayacağım dedim.
İlk bir motor almayı düşündüm.
Motor ehliyetim vardı zaten.
Motor bakmaya başladım.
Ama sonra dedim ki ulan bana ne ben niye canımı tehlikeye atıyorum İstanbul'da?
Ve tamamen arabaya odaklandım.
Normalde mesela taksiye falan asla binmem.
Yani cimri bir insan değilim ama hani taksi gerçek bir lüks oluyor.
Bir de top taşımaya yakın olduğum için taksi benim için çok lüks oluyordu.
Sonra bu insanlık için küçük benim için büyük kararla taksiye bile binmeye başladım.
Wow. Sonra asıl nokta şu oldu.
Araban varmış gibi davranmaya başladım.
Bunu bir manifest yöntemi olarak mı yapmaya başladım onu hatırlamıyorum.
Muhtemelen öyledir. Bundan sonrasında gerçekten şizofren olmanız gerekiyor.
Ya tecrübeyle sabit bir şey anlatıyorum.
Eksiği vardır, fazlası yoktur.
O yüzden dinlenin ve uygulayın bence.
Ben böyle arabam var gibi davranıyordum.
Ya otoparklarda falan beğendiğim arabaların kapısını açıyor gibi yapıyordum.
Ya utanıyorum anlatmaya biraz ama bunu yapmak zorundasınız.
Ya da daha normal bir seviyede araba kiralıyordum.
Getir araç, Mu falan onları kullanıyordum.
Bu çok ciddi bir masraf kalemi bu arada.
Yani İstanbul dışındaki şehirlerde nasıl bilmiyorum ama İstanbul'da bunlar bayağı pahalı.
Ama diyordum ki ya arabam olsa şu anda bu parayı zaten benzine vereceğim.
İşte bakıma vereceğim falan.
O yüzden arabam varmış gibi davranıp kendi arabanmış gibi o kiraladığım arabaları sürüyordum.
Yani aslında buradaki olay şuydu.
Arabası olan bir insan gibi yaşıyordum.
Bu arada zaten ailemin arabasını da çok kullanıyordum.
Ama bana ait değildi sonuçta.
Arabada dinleyeceğim şarkılardan playlist yapmıştım.
İşte böyle araba sürerken falan dinleyip kendi arabanmış gibi hissediyordum.
Ve sonra bir şekilde arabam oldu arkadaşlar.
Nasıl oldu biliyor musunuz?
Çaldım. Ya arabalar artık aşırı pahalı biliyorsunuz.
O yüzden ben alamam falan gibi düşünüyordum bu şizofrence davranıştan önce.
Sonra inanarak araban varmış gibi davranmaya devam ettim aylarca.
Ve öyle bir fırsat çıktı ki yani normalde benim hiç duymadığım ve duyanların da şaşırdığı bir ödeme yöntemiyle arabayı aldık.
Evet doğru bildiniz. Cebren ve Hile ile senet imzalatmak.
Ya tamamen şanslı oldu.
Yani gittiğimiz bayide... Diğer bayilerde dahi olmayan bir ödeme yöntemiydi.
O bayiye özelmiş. Onların dediğine inanmadım bu arada.
Sonra gerçekten böyle bir sürü bayi arayıp böyle bir ödeme yöntemi var mı sizde diye sordum.
Gerçekten hiçbirisinde yokmuş.
Neyse bizim oraya yolumuzun düşmesi de aslında benim buna tamamen odaklanmamla ilgiliydi bence.
Tabii ki burada şöyle bir şey de var.
Onu kesinlikle yatsayamayız.
O yaşa kadar arabamın olmamasının farklı sebepleri vardı.
Yani psikolojik, sosyolojik, çevresel, ailesel bir sürü sebebi vardı.
Onları zaten ilk bölümlerde anlatıyorum, analiz ediyorum.
Hani yaşarken bir yandan da düşünüyorum ve burada da anlatıyorum.
Önce zaten onu fark etmek lazım bence.
Ya psikolojik yönden özellikle.
Yani kendi hayatının kontrolünü eline almak bunlardan biriydi benim için.
Şimdi her şey bok gibi giderken, her yer birbirindeyken, sizin önce düzeltmeniz gereken başka şeyler varken o hengamenin içinde gidip isterseniz 150 tane arabanın kapısını açıyormuş gibi yapın otoparkta.
Tabii ki olmaz. Orada sen hayatın daha o enerjiyi hazırlamamışsındır.
Bir de şöyle bir şey var, ben buna çok inanıyorum.
Bir insanın bir şeylere sahip olmamasının, olamamasının psikolojik olarak kendi inançlarından geldiğine ve bazı blokajları önce çözmesi gerektiğine inanıyorum.
Şimdi blokaj burada şey bir kelime gibi oldu, hani safsata gibi bir kelime oldu ama bunu psikolojik bir yerden söylüyorum.
Kendim de bunu yaşadığım için söylüyorum.
Neyse bir şekilde oldu işte bu böyle.
Bende de hep şöyle bir his vardı.
Ya bir şeylerin hep arabam olduktan sonra daha güzel olacağını sanıyordum.
Arabam olsa şunu daha iyi yapardım.
İşte şöyle giyinirdim atıyorum en basitinden.
Falan böyle her şeyi arabaya bağlıyordum.
Ve haklıymışım biliyor musunuz?
Benim için aşırı kritik ve aşırı gerekli bir şeydi.
O yüzden de hayat kalitemi öyle bir arttırdı ki.
Ya hayat kalitem bir kere yol açısından artınca en basitinden söylüyorum.
Enerjimi çok daha doğru kullanabilmeye başladım.
Ama şimdi burada şunu da yapmak istemem.
Yani belki de hani siz bunu dinliyorsunuz ve atıyorum araba almanızda uzun yıllar var.
Yani şu an hiç öyle bir ihtimal yok belki de.
Bu arada ben de çok uzun yıllar bekledim.
O yüzden çok iyi anlıyorum.
Ehliyetimi 18 yaşında aldım.
Ben 12 yaşından beri araba sürmeyi bekliyordum.
Size öyle söyleyeyim. 18'e girdim direkt ehliyeti aldım.
Ve arabayı 28'de aldım.
Yani ben aslında 12 yaşından 18'e olanı hadi saymıyorum.
18'den 28'e 10 yıl boyunca ben aslında araba almayı bekledim.
O yüzden benden daha çok bekleyen yoktur diye tahmin ediyorum.
O yüzden biraz daha hani rahat bir şekilde anlatıyorum.
Neyse şunu söyleyeceğim.
Ben arabam olana kadar o metroda, otobüste, yolda geçirdiğiniz vakti çok ama çok iyi değerlendirmenizi öneriyorum.
Ben var ya o kadar çok yolda vakit geçirdim ki bir de çalıştığım ofisler falan da hep uzaktı.
Böyle 2-3 vesaatle işe gidiyordum.
Hani o sırada yüzlerce podcast dinledim.
Hani belki binlerce bile olabilir biliyor musunuz?
Çok fazla kitap bitirdim, çok fazla böyle hayat hakkında, kendim hakkında düşündüğüm bir şeyleri çözmeye çalıştım.
Ya şu an aslında benim bu bölümleri yapmamda o yolda geçirdiğim vakitleri verimli kullanmamın etkisi inanılmaz büyük.
Yani bunu da şu an bu podcast'ı çekerken fark ediyorum.
Ama bu kesinlikle yatsınamayacak bir gerçek.
Dizi indirip dizi izlemeyin o yüzden bence tüm yol.
Tamam insanın kafası yoruluyor hani işe gidiyorsun bir şey yapıyorsun ama atıyorum dönüşte izle.
Ama giderken güzel bir şey yap.
Hani sana katkı sağlayacak bir şey yap.
Neyse ev mevzusuna geliyorum.
Eve çıkmak benim ailem, sülalem, herkesin anormal bir şeydi.
Tamam mı? Anneannem duyunca fenalık falan geçmiş.
Öyle diyeyim. Siz anlayın.
Daha detaylı anlatmayacağım.
Bunu da anlattım çünkü birkaç bölüm önce.
Ama olayın imkansızlığı benim açımdan bu seviyede bir yerdeydi.
Diğer faktör de maddiyattı tabii ki.
İstanbul'da kiralar inanılmaz uçtu pandemiden sonra.
Avukatların sürünmesiyle kiraların uçması ve ailede eve çıkan kızı bırak erkek bile olmaması birleşince benim eve çıkma isteğim oksitlendi yani yıllarca.
Ama şöyle bir şey de vardı.
Ben küçüklüğümden beri bunun bana iyi geleceğini çok iyi biliyordum.
Bunu hissediyordum. Çünkü mesela şimdi düşünüyorum küçükken de ben kendi evim olsun istiyordum.
Hatırlıyorum böyle. Mesela bizim evde bir ardiye vardı.
Ardiye bile değil yani küçücük bir şeydi hatta.
Dolap kadar falandı.
Böyle kafamda düşünüyordum ben.
Diyorum ki burası benim evim olsa ben hani içine ne koyardım, nasıl döşerdim, nerede oturdum, nerede televizyon izlerdim falan bunu düşünüyordum.
Bunları şimdi düşününce fark ediyorum.
Zaten küçükken ve ergenken sevdiğiniz, istediğiniz şeyleri düşününce çok fazla şey fark ediyorsunuz ya.
Yani şu an eğer yolunuzu bir konuda kaybettiyseniz mesela bence oralara bir bakın.
Çünkü oralarda çok fazla ipucu var.
Kısa bölümü çekeceğim dedim yine TEDx'e bağladım ya.
Neyse tamam uzatmıyorum hemen anlatıyorum.
İşte eve çıkmamla ilgili de bir gün bana yine tak etti.
Eve çıktığım tarihten 5 ay önce falan tak etti sanırım.
Ben karar verdim tamam mı?
Tamam dedim. Hani yine nasıl olacak bilmiyorum ama bu iş olacak.
Ben böyle bir şeyler almaya başladım.
Hani devamlı Temu'dayım.
Bakın işten geliyorum gece uyuyana kadar Temu'dayım.
Kaç tane sipariş verdim bilmiyorum.
Hani 5-10 kez Temu kargosu geldi bana.
Mumundan tut yastık kılıfına.
Posterinden tut klozet kaldırma aparatına.
Klozetin kapağı var ya oraya takıyorsun.
Oradan tutup kaldırıyorsun.
Olmayan ev için böyle fazla fazla konforlu ürünlerim Hint okyanusunu aşıp aşıp geliyordu.
Sonra yıl sonuydu böyle aralık falandı.
Yeni yılda da beyaz eşyalar zamlanıyor ya yıl sonunda da böyle kampanya oluyor bir şey oluyor.
Ben dedim ki ben bir çamaşır makinesiyle televizyon alayım.
Bakın yemin ediyorum ortada ev yok hiçbir şey yok.
Sadece artık o enerjiye girmek istedim.
Ve mesela şöyle bir şey vardır ya hani çeyiz yapar insanlar ve sonra evlenir.
Bu da aslında bir manifest onu fark ettim.
Mesela benim çeyize dair tek bir çöpüm bile yok biliyor musunuz?
Ve bu yüzden hiç böyle bir şey gündemimde yok.
Neyse. Ha bu arada şöyle bir şey vardı.
Bizim ofis aile ofisi tamam mı?
Hani aile evimizde de uzak biraz.
Ama yeri falan çok güzel.
Aşırı seviyorum ben orayı.
Arada da ofiste kalıyorum bu ofiste taşındığımızdan beri.
Hani odamda bir deri koltuk var.
Onu uyuyabileceğim boyutta yaptırmıştım taşınırken.
Ofiste eşyalarım da var bayağı.
Gardop aldım sonra böyle küçük bir dolap falan.
Ben zaten ofiste takılıyordum.
Zaten aslında şöyle bir şey oldu.
Hani kendim o ofiste takıldıkça, tek başına vakit geçirdikçe, o ofisti ben tutmuştum işte ben döşemiştim falan.
Bunları yaptıkça da son yıllarda benim isteğim çok artmıştı.
Eve çıkma isteğim. Neyse ben şöyle bir plan yaptım.
Hani kafamda manyak bir proje oluştu.
Ofis eve uzak ya, babamla kardeşim de bayağı yoruluyordu, söyleniyorlardı.
Bunlara ben eve yakın bir ofis bulayım, hem daha uygun olur oranın kirası.
Ben de şu an bizim olan ofisi eve çeviririm.
Depozite falan vermem, emlakçı parası vermem diye düşündüm.
Ama ofisin kirası yüksek.
Yani ev fiyatında aslında ama evlerin de fiyatı yüksek zaten, onların da kirası yüksek.
Sonra ben ofise yakın...
Bağlı çalışabileceğim bir iş yeri buldum.
Biraz karışık oldu sanıp.
Bakın şöyle özetle. Aile ofisimiz var, aile evimize uzak.
Ailem yoruldu o yolu gelip gitmekten.
Ve ben de eve çıkmak istiyorum.
Ama sıfırdan eve çıkmak, deposlu emlakçı falan çok maliyetli oluyor.
Bari aile ofisini kendime ev yapayım ve bizimkileri de aile evimize yakın bir ofis bulayım diye düşünüyorum.
Böyle bir projede bulunuyorum.
Ama ben kendi işlemi yaparken o kadar yüksek kirayı stabil şekilde ödemem de çok riskli.
O yüzden de dedim ki tamam ben yıllardır bir ofiste bağlı çalışmıyorum ama kiramı çıkarmak için...
Bir ofiste bağlı çalışabilirim.
Zaten akşamları veya hafta sonları yine dışarıdan aldım kendi işlerimi yapabilirim diye düşündüm.
Ve bizim ofisimize yakın bir ofis buldum.
Neden ofisimize yakın? Çünkü orayı eve çevireceğim ya her gün işe yürüyerek gidip geleyim kolay kolay diye.
Sonra gittim adamla anlaştım.
Maaşım da tam ödemem gereken kira kadar.
Kira ve faturalardır belki.
Çok kötü yani maaşım öyle söyleyeyim.
Ama yine de kabul ettim.
Çünkü tek derdim ve odaklandığım tek şey eve çıkmak.
Hani ben bir başlayayım devamı gelir.
Zaten eve çıkınca yani orayı ofiste ev yapınca ve kira ödemek zorunda kalınca bu iş yerinden de ayrılamam.
Çünkü kira ödemem gerekiyor.
Hani bir şekilde yoluna koyarım bir yerden başlayınca diye düşünüyorum.
Ama yapamadım. Ya beş gün çalıştım.
Beş iş günü. Yıllardır kendi işimi yaptığım için bağlı çalışmak çok zor geldi.
Ama zorluğunu da geçtim.
Çünkü zorlukla ilgili derdi olan bir insan değilim aslında.
Ama oradaki asıl problem şuydu.
Patron aşırı cimriydi.
Ben gerçekten kendime saygımı kaybettim oradaki ikinci günden itibaren.
İkiyi bırak birinci günden itibaren.
O adam öyle cimri olmasaydı ben yine çalışmaya devam ederdim.
Ama bir hukuk bürosunda kahve makinesi olmadığını gördünüz mü siz ya?
Ben görmedim. 2000 lira ya.
Bir filtre kahve makinesi 2000 lira.
Türk kahvesi makinesi de elektrikli falan böyle çok eskiler var ya simbo mudur nedir?
O var. Mesela bulaşık makinesi yok.
Herkes kendisi yıkıyor bulaşığını.
Maaşları böyle otomatik ödemede falan yatırmıyormuş.
Yanına gidiyormuşsun adamın söylüyor musun hani maaşımı yatırmışsınız diye o zaman yatırıyormuş.
Ben böyle oturuyorum ya masada hani diyorum ki burada bulunamam.
Yani ben çünkü zengin olacağım ve zengin olmak zorundayım.
Bu ofis benim zengin frekansımı düşürüyor.
Yemin ederim sırf bu yüzden çıktım.
Ya bağlı çalışmak tam kötü bir şey ama ben o istediğim şey için buna katlanırdım.
Hani katlanacak bir insanım.
Ama katlanamadığım şey dediğim gibi oradaki o inanılmaz fakirlik enerjisiydi.
Allah tabii ki muhtaç bırakmasın.
Ama şöyle bir şey de var.
Bazen hayatta olduğunuz konumu siz seçiyorsunuz.
Mesela orada çalışan insanları düşünüyorum.
Abi dışarıdaki tüm hukuk büroları o ofisten daha yüksek maaş veriyor zaten.
Bakın hepsi.
Ben daha düşük bir maaş hayatımda duymadım.
Oradan sonra da herkese sordum yok.
Ama orada çalışan insanlar belki o aylık sabit gelire ihtiyacı var.
Ama dışarıda bin tane yüz bin tane ofis varken orada çalışmayı seçiyor.
Biraz da kendini seçiyorsun.
Ben burada şımarıklık falan yaptığımı düşünmüyorum.
Sadece ben onu seçmedim.
Neyse Allah'tan o sırada bizimkileri taşımadım.
Yani ben ona şükrediyorum.
Çünkü ben böyle aşırı hızlı karar alan bir insanım.
İçime bir şey sindiyse direkt harekete geçerim.
Mesela ben o ofisi sevseydim ilk haftada aileme yeni bir ofis bulurdum ve onları taşımak için ikna falan ederdim.
O yüzden ilki sevmemişim.
Çünkü burada çok fena patlamış olacaktım.
Neyse devam ettim ben eve eşyaları almaya.
Ofisteki odam böyle eşya falan doldu.
Ha bu arada çamaşır makinesi aldım.
Siz karar verince hayat yardım eder diyorum ya.
Depoda tutmayı sevmiyor ya bunlar.
Hani normalde aylarca depoda tutmuyorlar sanırım.
Ama çamaşır makinesi için de arkadaşımın arkadaşı beyaz eşyacı.
O denk geldi ondan aldım.
Çocuk da sağ olsun istediğin kadar kalsın dedi.
Ben de ayıp olmasın diye dedim ki.
Aralıkta ö dedim. Çocuğa da salladım tamam mı?
Ya Mart'a kadar kalsın hani Mart'ta taşınacağım zaten dedim.
Ama tamamen sallıyorum yani.
Ortada ev yok, hiçbir şey yok.
Ve ben Mart'ta taşındım.
Ya ne diyeyim şimdi? Hani şizofren olmayın mı diyeyim?
Salak mısınız? Böyle şeyler denemeyin mi diyeyim?
Ya bazen gerçekten salak olmak gerekiyor.
Bazen gerçekten insanların size güleceği şeyler yapmak gerekiyor.
Çünkü o enerjiye girdiğinde o şeyi hayatına çekiyorsun.
Bu ev de çok düşeşe arkadaşım sayesinde denk geldi.
Dünyadaki en sevdiğim insan kendisi şu an.
Her gün ona şükrediyorum.
Bu arada tabii ki bunun da bedeli oldu.
Mesela şu an ben İstanbul'da yaşıyorum ama İstanbul şehir merkezine biraz uzağım bir tık.
Site çok güzel, çok seviyorum hani.
Ama konum kötü.
Hani siteden çıktıktan sonra böyle krop falan giyemiyorsun öyle söyleyeyim.
Arabam her zaman olmuyor çünkü kardeşimle ortak kullanıyoruz.
Ofisime çok uzak o yüzden ofise çok gidemiyorum.
Böyle handikaplar var. Ama inanın umurumda bile değil.
Ben şu an kendi balkonumda oturup bu bölümü hazırlıyorum ya.
Gerisi umurumda değil. Çünkü benim ihtiyacım olan şey hayatım boyunca hep kendime ait bir odaydı.
Yani gerçekten. Ve şunu fark ediyorum bu arada.
Hani ben buna çok geç kalmışım.
Geçen yıl mesela sabit giderlerimi yazıyordum.
Her ay ödemem gereken.
Spotify, YouTube falan yazmıştım.
Ya 28 yaşında bir insanın sabit gideri YouTube mu olur ya?
Bunlar hep insanı geç olgunlaştıran şeyler işte.
Hani ailene bağlı kalmak, böyle bağımlı kalmak daha doğrusu.
Bir sorumluluk almamak.
Bunlar insanı geriye atıyor.
Ben de o yüzden 3 yıl falan geriden geliyorum.
Şimdi sabit giderim çoğaldı ve gelirim hala stabil değil.
Çünkü avukatlıktan nefret ediyorum ve avukatlığı bırakmak istiyorum.
Ama avukatlığı bırakamıyorum çünkü geçinmek zorundayım.
Mecburen yeni dosya alıp duruyorum.
Ama o dosyaları da almak istemiyorum.
Böyle iğrenç bir loop'tayım açıkçası şu anda.
Ama yani şu kafa rahatlığını kendi alanında çalışıp üretmeyi, istediğim işi yapmak için uğraşmayı o kadar uzun süre, o kadar çok istedim ki.
Gerekirse her gece CMK'ya giderim.
O iğrenç nezarethanede şüphelilerden böyle palavra dinlerim, ifadeye girerim.
Ama uğraşırım yani. Yani bu hayatı sürülmek için uğraşırım.
İstediğiniz şeyleri elde etmenin en kötü yanı da kaybetme korkusu oluyor bu arada.
Onu fark ettim. Şu ana kadar hiç elde etmediğim için hiçbir şeyi fark etmemişim.
Bir şeyi kazanmak, başanmak zor ama onu sürdürmek daha zor.
Orada da çaba devreye giriyor işte.
Bir de bir şey istiyorsan onun önce daha hızına tamah etmen gerekiyor.
Yani daha doğrusu şöyle, bir şeyi istiyorsan onun önce daha hızına tamah etmen gerekebiliyor.
Eğer daha hızına tamah etmen gerekiyorsa edeceksin.
Duruşmaya bir buçuk saatte iki vesayet gidemem diyorsan...
O zaman o eve hiçbir zaman çıkamazsın zaten.
Ben önceden böyleydim bu arada.
Hayatım boyunca böyleydim.
O yüzden bu kadar gecikti.
Hep şeydim böyle. Hani direkt en iyisi olsun.
Yoksa ben niye keyfimi bozayım?
Hani en optimali olsun istiyordum.
Ve Allah da belamı verdi.
Neyse bunları size hava atmak için anlatmadığımı biliyorsunuzdur artık diye düşünüyorum.
Öyle işte ya. Hayatımda süper görüyorsunuz kudurun.
Diyecek halim yok. Zaten süper de değil yani.
Maddi stabiliteyi sağlayamadıkça...
Süper falan olamayacak, onu anladım.
İhtiyaç piramidinde zaten en önemli şeylerden birisi.
Ve açıkçası bunun sitesinden de çok sıkıldım artık.
Her gün, her gece bu stresi yaşıyorum.
İstemediğim bir işi zorla sırf geçinmek için yapıyorum.
Bir geçiş sürecinde miyim onu bile bilmiyorum.
Belki de hiçbir zaman podcastten, sosyal medyadan bir yerlere varamayacağım ve belki de boşuna emek harcıyorum.
Onu da bilmiyorum. Böyle bir belirsizlik içinde yaşıyorum açıkçası.
Bunu da bilin çünkü geçtiğim tüm aşamaları 2 yıldır sizinle paylaşıyorum.
Önce psikolojimi toparladık, sonra araba aldık, sonra eve çıktık.
Sırada maddi stabiliteyi sağlamak ve size bir enişte getirmek var.
Onlar nasıl gerçekleşecek açıkçası bilmiyorum ve çok merak ediyorum.
Çünkü az önce BFF'ime söyledim.
Balkonda podcast çekiyorum hani çok mutluyum şu an falan diye.
O da dedi ki şunu hatırlattı bana.
Ya dedi hani 2017'de biz 0 liraya staj yapıyorduk.
Bakın biz o kadar aptalız ki.
Staj yaptığımız yer bize dedik ya biz stajyere para vermiyoruz.
Biz de tamam dedik böyle büyük ve iyi bir ofiste.
Ve biz parasız çalıştık bir yıl boyunca.
Düşünebiliyor musunuz? Böyle gidiyorduk geliyorduk işte şey yapıyorduk yolda konuşuyorduk falan.
Ve diyorduk ki hani ileride paramız olur mu?
Bunun hayalini kuruyorduk.
Onu hatırlattı BFF'im de.
Bu hayat gerçekten yani en az 25'ten sonra falan güzelleşiyor.
Her bölümde aynı şeyleri bahsedip tekrar edüşmek istemiyorum.
O yüzden siz 27'den sonra güzelleşen hayat, üşengeçlikten üretkenliğe ve kendi puzzle'ını tamamlamak serisini dinleyebilirsiniz bu bölüme bağlı olarak.
Ama benim son iki yıldır hayattan öğrendiğim en önemli şey bir şeyi gerçekten isteyip onun için uğraşınca buna yönelik eylemlerde bulununca bakın burası çok önemli.
Evde yatarak isteyemezsin bir şeyi çünkü.
Bu hayalperestlik olur.
Gerçeklikten kopukluk olur.
Ama eyleme geçince senin aklının sınırında imkansız gibi gözüken şeyler için hayat karşına fırsatlar çıkarıyor.
Bunu hep söyledim ve söylemeye de devam edeceğim.
Çünkü bunu dinleyen herkesin, en kötü bir kişinin bile bunu idrak etmesini istiyor.
Bu gerçekten hayatta böyle game changer idrak seviyelerinden birisi bence.
Bir şeye gitmenin tek yolu bizim kafamızda olan yol değil.
Hayatın sonsuz ihtimalleri var.
Ve bir şeyin nasılını biz her zaman hesaplayamayız.
Bu benim inancıma göre biraz şirkete giriyor açıkçası.
Yani bir yaratıcı var veya evren deyin, whatever.
O evrenin sınırlarını insan aklıyla biz bilebilir miyiz?
Ya yüzde dördünü biliyormuşuz sadece.
Konuşuluyor belki uzaylar var, başka canlılar var, başka gezegenler var.
Ya bunun gibi o yüzden ihtimallerin hepsini de hesaplayamayız.
Daha bilim bile oralara ulaşamıyor.
Atıyorum ben kendim için konuşuyorum.
29 yıllık deneyimimle ve...
Görebildiğim kadarıyla bir şeyleri yorumlayabiliyorum.
Ama ne yapabiliriz?
Bir şeyi gerçekten isteyebiliriz.
Hayal edebiliriz. Bence hayal kurmanın ve o hayal için uğraşmanın en önemli noktası buna inanmak.
Ben istediğim şey için harekete geçersem beklediğim fırsatlar karşıma çıkar ve o yolu kolaylaştırır.
Buna inanın. Arkanıza yaslanın.
Sonra geri doğrulun.
Çünkü eyleme de geçmeniz lazım.
Şizofren davranışlar sergileyin.
Hani böyle bir senaryo yaratın kendinize.
İnsanların ne dediğini de takmayın.
Hatta insanları bu senaryomuzdan bahsetmeyin.
Kafanızda düşünün. Sonra istediğiniz şeyin olmama ihtimali yok.
Sizin de böyle bir hikayeniz varsa bana anlatın ne olur.
Bayılıyorum ben böyle şeyler dinlemeye.
Instagram bilinç.akışı.podcast Mesela devamlı başarılı insanların söyleşilerini dinliyorum.
Bunları dinlemek de insanı bir şeylere inandırıyor bence.
Çok iyi bir vibe verdiğini düşünüyorum.
Çok iyi bir frekansa sokuyor insanı.
Bu arada televizyon ve çamaşır makinesi aldım ya, bulaşık makinesini neden almamıştım bilmiyorum.
Ama fun fact, taşındığım evde Ancastia kendisine dahil olduğu için bulaşık makinesi ve fırın zaten var.
Ne diyebilirim ki? Yaşasın seçilmiş şizofreni ve hayatı romantize etmek.
Çarşamba günü yeni bölümde görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
