
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Ertelemeyi bırakmak isteyenler için denenmiş onaylanmış 5 kalıcı çözüm üzerine Bilinç Akışı’nda kalıyoruz. 🤓Yeni bölümler her çarşamba ve pazar saat 07.00'da tüm podcast platformlarında! Takip etmeyi unutmayınnn👇🏻
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Ertelemeyi bırakamıyorum. Bu işi çok iyi bir şekilde halletmem lazım.
O yüzden şu an yapamam.
Daha müsait bir zamanı bekliyorum.
Diye diye her şeyi erteliyorsanız...
Ben Zeynep. Hepimizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Yapmamız gerekeni mükemmel şekilde yapma dürtüsü nereden yüklendi bize bilmiyorum.
Son zamanlarda herkesten şunu duyuyorum.
İstikrarlı olamıyorum, motivasyon eksikliğim var, ertelemekten bıktım.
Öncelikle ve önemli belirtmek gerekir ki bir işi sürdürmek için ihtiyacınız olan son şey motivasyon.
Motivasyon istikrarlı olmanın düşmanı bence.
Nasıl ki en iyi, iyinin düşmanıysa motivasyon da istikrarlı olmanın düşmanı.
Şöyle düşünün, motive olmak genelde iyi bir ruh hali gerektiriyor.
Ama ruh hali o kadar değişken bir şey ki.
Özellikle de bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde, ülkede devamlı kötü olaylar yaşanıyor, geçim kaygısı var, hayat gaylesi içindeyiz.
Bir insanın sürekli motive olması mümkün değil.
İmkansız bir duyguyu arayıp sonra da motive olamıyorum diye kendimize kızmak da çok...
büyük bir haksızlık. Bu sefer kendimizi yetersiz hissetmeye başlıyoruz.
Yetersiz hissettikçe motivasyonumuz iyice düşüyor.
Böyle bir bug'a giriyoruz. Ben de ertelemenin sebepleriyle ilgili bir bölüm çekecektim.
Son 5 haftadır falan erteliyorum.
Çünkü araştırmalarla birlikte okuduğum bir kitabı tahlil etme üzerine bir bölüm olacak.
Çok iyi bir bölüm olmalı, bilimsel olmalı, psikolojik veriler olmalı diye diye ne doğru zamanı bulabildim, ne yeteri kadar iyi oldu deyip yayınlayabildim.
Çünkü imkansız bir şey arıyordum.
Her neyse o bölümü çekeriz.
Ya da siz ertelemenin sebepleri üzerine onlarca video izleyebilirsiniz YouTube'da falan.
Bu bölümde biz bir işe başlamak, bir işi halletmek için biraz pratik anlamda işinize yarayabilecek deneyimsel çözümlerden bahsedeceğiz.
Bu çözümleri de beş maddeye ayırdım.
Birinci maddeden başlıyorum.
Bakın burası çok ömerli.
Aradan çıkarın. Madde bu kadar.
Aradan çıkaracaksınız.
Fahri Karakaç diye bir adam var YouTube'da.
Onun bir videosuna denk gelmiştim.
Adam şunu diyor. Ne yapman gerekiyorsa sadece ama sadece aradan çıkar.
Mesela en en en basitinden.
Çamaşır yıkaman gerekiyor ve tabii ki hiç yapasın yok.
Ya şu çamaşırları atayım da aradan çıksın diye düşün mesela.
Instagram'a içerik üretmen gerekiyor.
Üzerine çok düşünme. Bu müzik bu görüntüyle uymadı.
Video birbirini tutmadı. Görüntü kalitesi daha iyi olsaydı.
Ya bunlara çok takılma. Sadece hazırla ve at.
Aradan çıkar. Tabi burada özensiz ve sallamasyon bir iş yapmaktan bahsetmiyor adam.
Sadece özellikle de bir şey üretirken mükemmel üretime ulaşmaya çalışmanın insanı ne kadar geride bıraktığından bahsediyor.
Bunu yaratıcı yazarlık dersinde Murat Gülsoy hoca da söylüyordu.
Bir roman yazmanın tek şartı başlamaktır demişti mesela çok doğru.
Bir şeyler üreten insanların, yaratıcı işlerle, sanatsal işlerle uğraşan insanların hep önce kafasına çok iyi bir taslak çıkartıp o taslağı en iyi haliyle sunma kaygısı oluyor.
Halbuki o şeyin en iyi haline ulaşabilmek için önce başlamak gerekiyor.
Çünkü başladıktan sonra üzerine çalıştıkça, yaptıkça, ürettikçe, düzeltmelerle uğraştıkça, oynamalar yaptıkça daha iyi bir halini elde ediyorsunuz aslında.
Ya heykel oymak gibi düşünün.
Tek seferde son haline kavuşmuyor hiçbir eser.
Bir de burada şöyle bir şey var.
Bir şeyler üretmek isteyen insanlarda her bir eser çok işe yaramalı gibi bir yanılgı oluyor.
Örgü örmekten roman yazmaya kadar.
iş yapıyorsanız yaratıcı olarak çoğu ürünün, çoğu eserin aslında çöp olacağını baştan kabullenmek lazım.
Ürettiğimiz çoğu şey çöp olacak.
Sanatçıların röportajlarını dinlemek insanın bu konuyu daha iyi anlamasını sağlıyor.
Mesela geçen Ceylin Maz'ı dinliyordum.
Diyor ki yazdığım çoğu senaryo hiçbir zaman hayata geçmeyecek.
Sadece birkaçından film yapıyoruz.
Kalanı kalıyor öyle çekmecede diyor.
Ya koskoca Cem Yılmaz ya düşünün.
Adam bu hayatta uğraştığı her şeyin bir proje olarak gerçekleşemeyeceğini kabullenmiş durumda ki aslında orada çöp oluyor derken tabii ki çöp olmuyor.
Onlar da insanın üretim sürecine katkıda bulunuyor.
Sonra yine yaratıcı yazarlık dersinde hoca Thomas Edison'un bir fotoğrafını paylaştım.
Edison'un o kadar güzel bir fotoğrafı ki kendi deposuna çekilmiş.
Bu depoda kendisinin işe yaramayan icatlarının bulunduğu bir depo.
Bir depo dolusu icat, alet, edavat düşünün.
Hepsi çöp. Hiçbirisi hiçbir işe yaramamış.
Ampulü bulana kadar ve bulduktan sonraki çalışmaları.
Ama biz onu tek bir şeyle biliyoruz ama onun arka planda aslında bir sürü...
gerçekleştiremediği, sunamadığı proje var.
Bunun gibi bir sürü örnek bulabiliriz.
Aradan çıkarma mevzusunu çok önemsiyorum ve çok uyguluyorum artık.
Yaptığımız her iş, ürettiğimiz her şey çok iyi sonuçlara sebep olmayacak.
Bunu kabullendim. Ve detaylara takılıp görsellikte boğulmak da insanı çok geri düşürüyor.
Aradan çıkarak Instagram kullanmaya başladığımdan beri hesabın etkileşimi öyle bir arttı ki yani şok oldum.
Normalde feedim şöyle olsun, böyle olsun diye çok önemsiyordum.
Hala önemsiyorum. da o kadar çok önemsediğim zaman yeterli post reels falan yükleyemiyordum.
Feed'e uyması gerekiyor ya onunla uğraşmanız gerekiyor.
Ona göre bir içerik bulmanız gerekiyor.
Sonra işin bu kısmına biraz sağladım.
Çünkü sonuçta ana fikir benim hesabımı büyütmem.
İçimden geldiği gibi anlık üretmeye, detaylara takılmadan yüklemeye başladım.
Bunu yapmadan önce hesap etkileşimi 45 bin falandı sanırım.
Bunu yapmaya başladığımdan beri yani son 2 haftadır falan şu an 1.2 milyon oldu.
O çok özel 1.2 milyon arasına gelmek isterseniz Instagram'a bekleriz.
bilinci.akişi.podcast Tabi efendim.
Neyse dediğim gibi aradan çıkartmayı bir işi salamasyon yapmak olarak düşünmeyin de sadece böyle uzun uzun planlar, uzun uzun çizelgeler çıkarıp, ajandalar tutarak bir işin usulüne çok vakit harcamaktansa
esasına bodozlama dalmak olarak düşünün.
Denize girmeden ilk başta soğuk gelir ya deniz böyle.
Başında atlamayı bekleyince deniz ısınır mı?
Hayır. Sadece direkt atlamamız gerekir.
Bahsettiğim adamın videoları da bu minimalde çekilmiş.
Çok güzel videolar izleyebilirsiniz.
Kaynakçıya bırakıyorum. Ve ikinci maddeye geçiyorum.
İkinci madde 5 saniye kuralı.
Bundan daha önce de bahsetmiştim.
Mel Robbins diye bir kadın var.
Anlattığına göre çok kötü bir dönemden geçerken, depresyondayken evden çıkamıyor, hiçbir şey yapamıyor, çalışamıyor, sabah uyanamıyor.
Her sabah böyle o alarmla mücadele ediyor.
Her şeyi erteliyor ve asla eyleme geçmiyor, çalışmıyor da.
Bir gün televizyonda bir reklam görüyor.
Ve hayatı değişiyor.
Yani gerçekten öyle aslında anlattığına göre.
Çünkü reklamda bir roket fırlatılıyor.
Roket fırlatılmadan önce geri sayım yapılıyor.
5, 4, 3, 2, 1 ve ekran dumanla doluyor.
Mekik hareket ediyor. Kadın bu reklamı görünce şey düşünüyor.
Hani yarın kendimi yataktan böyle fırlatacağım roket gibi diye düşünüyor.
O kadar hızlı hareket edeceğim ki kendimi vazgeçirmeye vaktim olmayacak falan diyor.
Sonra gerçekten de bunu uygulamaya başlıyor.
İstediği bir şey yapması gerektiğinde 5-4-3-2-1 diye sayıp direkt harekete geçiyor.
Böylece 5 saniye kuralını keşfetmiş oluyor.
Bu hikaye doğru mudur? Kişisel gelişimci dümeni midir?
Bilemiyorum. Ama sırf şu bilgiyi daha detaylı bir şekilde öğrenmek için kitabı alıp okumuştum.
Beş saniye kuralı diye bir kitap.
Ama siz almayın çünkü bilgi bundan ibaret.
Kadın şunu savunuyor. İlk harekete geçme içgüdümüzle beynimizin bizi durdurması arasında beş saniye varmış.
O beş saniyelik aralıkta ya direkt eyleme geçeceğiz ve zihnimiz fizyolojimizi takip edecek.
Çünkü bedenen eyleme geçmiş oluyoruz ve beyin o sırada düşünmeye fırsatı olmuyor.
Biz bedenen eyleme geçtikten sonra da zihnimiz bizi takip ediyor gibi düşünün.
Ya da beş saniye sonunda beyin bizim harekete geçmemiz için bir bahane bulmuş olacak.
Eyleme geçemeyeceğiz. Mantık bu.
Nörolojik olarak da bunu şöyle açıklıyor.
Zihin belirsiz korkutucu veya yeni şeylerden korkar.
Bu yüzden sizi bu şeylerden vazgeçirmeye çalışır diyor.
Mesela bir şey yapmayı düşündüğümüzde ama canımızın istemediğinde o vazgeçmeye yöneldiğimiz an var.
Bu da beyin için tehlike sinyali olduğundan beynimiz kendimizi koruma moduna alıyormuş.
Bu da aslında bahanelerle açığa çıkıyor.
O işi yapmamak için ürettiğimiz bahanelerle.
Kadın da 5 saniye kuralıyla beynin bu çalışma sistemini hackleyebilirsiniz diyor yani kısaca.
Bu arada dediği şey doğru bence.
Mesela babam benim hayatımda gördüğüm en ertelemeyen, en ataletsiz insandır.
Önceden öyle sadece çalışkan bir insan olduğunu düşünüyordum.
Ama sonra aynı ofiste tüm gün beraber çalışmaya başladığımızdan beri şunu gözlemledim.
Babam gerçekten bir şey yapması gerektiğinde bırak 5 saniyeyi 3 saniye bile düşünmüyor.
Hiçbir şeyi asla ama asla ertelemiyor ya.
O an yapılması gerekiyorsa bunun üzerine hiç düşünmeden direkt eyleme geçiyor.
Demek ki beynin o tereddüt anına izin vermiyor.
Ateş elementi de fazla herhalde bilmiyorum.
Ama yakınen şahit olduğum bir şey bu.
Eğer siz hiçbir şeyi ertelemeyen o nadir insanlardan biri değilseniz kendi kendinize 5 saniye kuralını uygulayarak eyleme geçebilirsiniz.
Ben bayağı denedim ve bayağı işe yaradı bu arada.
Bir süre sonra bence bu beynin bir çalışma sistemi haline geliyor.
Beynin öyle işlemeye başlıyor ve yapman gereken şeyi üzerine düşünmeden direkt harekete geçiyorsun.
Yani özetle 5 saniye kuralını uygulayıp prefrontal korteksinizi uyandırıp ilk adımı atmaya başlayabilirsiniz.
O ilk adım diğer işlerinizi halletmek için de zincirleme bir reaksiyon başlatacak zaten.
Üçüncü madde. Önce kurbağayı ye.
Böyle bir kitap var. Kitabın adı Ye O Kurbağayı.
Üretkenliği artırmak ve ertelemeyi yenmek üzerine yine.
Önce gözümüze korkunç gelen ve en sevmediğimiz şeyden başlamanın diğer işleri yapmakta fayda sağlayacağını savunuyor.
Her sabah bir kurbağa yiyerek güne başlarsanız günün kalanında bundan daha kötü bir şeyin başınıza gelmeyeceğini bilerek devam edersiniz gibi bir felsefesi var.
Mark Twain'in eğer işiniz kurbağa yemekse bunu sabah ilk iş olarak yapmak en iyisidir.
Ve işiniz iki kurbağa yemekse önce en büyüğünü yemek en iyisidir.
Sözüne dayanıyormuş bu kitap.
Bu herkesle işe yarar mı bilmiyorum.
Mesela bende işe yaramıyor.
Aksine önce yapmam gereken ufak şeyleri halletmek olaya...
Beni daha da iyi ısındırıyor.
Bir şeyler yapmaya hazır hale geliyorum.
Hem kafamın arka planında duran küçük kişilerden kurtuluyorum.
Çünkü bir şey yaparken arka sekmede ya şuna da baksaydım diye bir şey açıksa odam çok ona kayıyor.
Atıyorum bir dilekçe yazıyorum ama almam gereken de bir şey var.
Bir krem var mesela. Hayır bu dilekçeyi bitirmeden o kremi incelemeyeceğim.
Dikkatim dağılmasın dersem o dilekçeyi o kremle birlikte yazıyoruz.
Ama 5 dakikada halledilebilecekmiş yani.
Kremi inceleyip, siparişi verip, dilekçeye döndüğümde tertemiz devam ediyorum.
Burada önemli olan şey tabii ki sadece o krem siparişini verip oradan çıkabilmek.
Başka yerlere oradan oraya atlayıp da dikkatini dağıtmamak.
Bence saçma sapan işe yaramayan katı kurallar koymaya gerek yok.
Kafadaki arka sekmeleri kapatıp devam etmek her türlü daha iyi geliyor.
Ama dediğim gibi herkes de farklıdır.
Yani koskoca Mark Twain önce kurbağayı ye demiş, adamın biri gitmiş bunun üzerine koca kitap yazmış.
Bu yönteminde işe yaradığı insanlar vardır herhalde.
Dördüncü madde bir büyüktür sıfır.
Şimdi bu çok kritik bir madde.
Ya hayatta en sevdiğim laflardan birisi ya.
Bir her zaman sıfırdan büyüktür.
Net. Bir şeyi en iyi haliyle yapmak için beklemek gerçekten korkunç bir şey.
Çünkü o en iyi hal hiçbir zaman gelmiyor.
En doğru zaman hiçbir zaman gelmiyor.
Sadece yap ya ya sadece yap.
Mesela akşam uyumadan önce kitap okumak istiyorsun.
Şey duyuyorum işte ben kitap okumaya tekrar başlamak istiyorum.
Ya kitap okumak bir gün gelecek doğru zaman gelecek ve o gün kitap okumaya başlayacaksın gibi bir şey değil ki.
Günde 20 sayfa kitap okumazsam hiçbir işe yaramaz diye düşünmek.
Bunlar tamamen bahaneler aslında.
Bir sayfa okusam hiç okumamaktan iyidir diye düşünüp gece yatmadan önce bir sayfa da olsa oku mesela.
Önemli olan istikrarı sağlamak.
Kesinlikle başarının en kilit noktası istikrar.
O istikrarı sağlamak için de bir sıfırdan büyüktür mantığını unutmamak lazım.
En kötü, en verimsiz, en yapasın olmayan halde bile hiç yapmamaktan iyidir deyip o işe girişmek ya hep ya iç demekten o mantıktan kurtulmak ya her konuda her zaman işe yarıyor.
Beşinci maddem. Hedefe değil sisteme odaklanmak.
Biliyorsunuz ben spor yapmayı çok seviyorum.
Böyle konuşan influencerlar var ya arkadaşlar biliyorsunuz ben şöyle.
Biliyorsunuz ben böyle. Çünkü hayatınızın merkezinde benim şahsi storylerim var.
Anyways. Bazı bölümlerde bahsediyorum.
Spor yapmayı çok seviyorum.
Ama gym olayından o kadar nefret ediyorum ki.
Hayatım boyunca bir türlü düzeni oturtup da düzenli gyme gidemedim.
Yani bu yöntemi uygulayana kadar.
Ne spor yapıyorsun o zaman?
Mesela tenis öğreniyordum.
Haftada 5 saat falan gider oynardım.
O kadar seviyordum. Voleybol zaten oynuyorum.
Onu da haftada bıraksan 12 saat oynarım.
Ama sıra bu gyme gelince fitness aletleri falan nefret ediyordum.
Her yıl bir salona yazılıp para verirsem giderim deyip 2 ay sonra uğramıyordum bile.
Sonra bu anlatacağım yöntemi yapmaya başladım.
Yine salona yazıldım ve sadece şunu demeye başladım.
Olduğu kadar ya. Bugün ne kadar çıkıyorsa sadece o kadar yapacağım.
Kalkayım da 10 dakika yürüyüp gelirim.
15 dakika bisiklete biner gelirim.
Böyle bir mindset oluşturdum.
Ve gerçekten inanılmaz işe yaradı.
Sanırım son 8 aydır falan çok düzenli bir şekilde spora gidiyorum.
Bunu da Atomik Alışkanlıklar kitabından öğrenmiştim.
Kitapta hedefler koyup sonuçlara odaklanmak yerine kendinize bir sistem oluşturun ve o sistemi geliştirin diyordu.
Bu arada bu kitabı kesinlikle öneriyorum.
İşe yarayan, pratik çözümler öneren bir kitap.
Daha önce de önermiştim. Atomik Alışkanlıklar.
Bir de bir podcast öneriyim.
Adı şey, bilinç akışı podcast.
Çarşamba günü olan yeni bölümleri kaçırıyorsunuz gibi sanki.
Çarşambaları çıtır bölümlerle, pazarları tam bölümlerle buradayız be, buradayız.
Neyse gerçekten de gym'e giderken bu sistemi oluşturdum kitap sayesinde.
Sistemin adını da olduğu kadar koydum.
Bir kere şu oldu. Gitmeden önce bugün ben bir saat koşacağım, bugün yarım saat yüzeceğim gibi bir hedef koyup onu yapamayıp kendime kızmadım böylece.
Tam tersi tamam ya ne kadar olursa o kadar yaparsın ya sen bir git de deyip oraya gidince bu sefer kendime güvenim arttı.
Çünkü kendime verdiğim sözü tutmuş oldum.
Çıkışta da canım... İstememesine rağmen oraya gittiğim için helal olsun sana be falan oldum.
Bu kendimi destekleme hissi bir dahakine daha da istekle gitmemi sağladı.
Çünkü artık çıkışta iyi hissedeceğimi biliyordum.
Böyle kar topu etkisiyle zaten gidince hiçbir zaman 15 dakikayla kalmadı o.
En zoru o en başta kalkıp harekete geçmek biliyorsunuz.
Aslında burada biraz da kendi harekete geçirmek için kendi taktik uygulaman lazım.
Herkese göre o taktik değişir.
Benim için de bunu böyle gözümün korkutmayacak bir şekilde oradan yapmak kesinlikle istikrar getirdi.
Mesela bir de şöyle bir şey var spor konusunda.
Ben yememe falan hiç dikkat etmiyorum.
Sağlık ve mentalim için yapıyorum sadece.
Ama kilo vermek için yaparken...
Bunu uygulayarak motive olmak daha da kolay bence.
Çünkü bir süre sonra vücudundaki değişimi de görebiliyorsun.
Somut bir veri oluyor elinde.
Sadece o değişimi görmek biraz zaman aldığı için insan başlamakta zorluk çekiyor.
Hızlı görülen, hemen sonuç alabildiğimiz değişiklikler istiyoruz.
Ama tez gelen tez gider.
Hızlı sonuçlardansa kazı sonuçlara odaklanalım.
Kendimizi basit eylemlerde bulunmaya alıştırdıkça kendimize güvenimizde, üretkenliğimizde zinceleme bir reaksiyon oluşacak.
Basit adımlarla böyle bir ivme kazanacağız aslında.
Ve bu basit adımlar da bir dahaki eylemimizi etkileyecek.
Çalışasınız gelmediğinde, bir şey üretesiniz, bir işi halledesiniz gelmediğinde Teo'muzun dediği gibi şunu hatırlayın.
Bugün Orhan Pamuk ne yaptı biliyor musunuz?
8 saat roman yazdı.
Çarşamba günü Çıtır bölümünde görüşürüz.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
