
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Ergenlere ve liselilere bazı tavsiyeler🪿🪿🪿 Bahsettiğim çocuk grubu ig music.bolalar
Instagram: bilinc.akisi.podcast
Apple podcast'te puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda karşılaştıysak...
Genciz.
Çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi, astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma taksimi o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
107. bölüme iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Ya hangi yılda karşılaştıysak diyorum ya.
15, 16, 17 yaşındaki Zeynep'in aklına gelir miydi?
Düşünsenize, 2010'dayız mesela.
Ben 15 yaşındayım.
Biri diyor ki, senin gününe yazdığın şeyleri ileride yaşıtlarına anlatacaksın.
Şu an 15 yaşında olanlar o tarihte doğmamıştı bile.
Aklım almıyor böyle şeyleri.
Gerçekten hangi yılda karşılaştıysak, iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Her zaman olduğu gibi bu bölüme geldiyseniz de eminim vardır bir sebebi.
Bir selam göndermek isterseniz Spotify'dan nereden dinliyorsanız artık takip edip zili açabilir.
Hatta Apple'dan yorum yapabilirsiniz.
Bu bölümden sonra özellikle bakacağım takipçi sayısındaki artışa.
Selamınızı alacağım. Önceki bölümde C2 seviye ergenliğim bölümünde ergenlik zamandaki sıkıntılardan bahsetmiştim.
Bu bölümde de biraz tabii her şeye giremiyorum ama o sıkıntıların içinden nasıl geçtiğimi konuşacağız.
Önce o bölümü dinlerseniz bu bölüm daha iyi sarar.
Ben yine bir özetleyeyim neler vardı.
Ailem bir yere gitmeme izin vermediği için okul dışında sosyalleşemiyordum.
Özellikle 9. 10. sınıfta.
Ailemle hiç anlaşamıyordum.
Aşırı öfkeliydim.
Bu yüzden çok mutsuzdum ve evde durmak da istemiyordum.
Ama dışarıda böyle yalvar yakar çıkabiliyordum.
Hani sitede falan çıkıyorum okey de haricinde çıkamıyorum.
Ailem muhafaza... Zakar da arkadaş ortamım sekülerdi.
Bu kafamı karıştırıyordu.
Sonra maddi sıkıntılar olduğu için harçlığım çok azdı.
Geçen bölüm yaptıktan sonra tekrar bir düşündüm.
Gerçekten bayağı azmış. Ama bence en tehlikelisi ben bir şeye bağımlı...
Olmaya çok meyilliydim.
Ergenlikte insan zaten ekstra bir yatkın oluyor ya böyle şeylere.
Ben karakter olarak da öyleydim.
Ya hala öyleyim. Herhangi bir şeye böyle yönelmem zor.
Ama yönelince bırakmam da çok zor.
Bir de işte bu herkese oluyordur zaten.
Derslerde de aram iyi değildi.
Sadece edebiyat dersini seviyordum.
Bir hedefim, hırsım yoktu üniversiteyle ilgili.
Genel hatlarıyla böyleydi.
Şimdi tekrar düşmeyeyim. Geçen bölüm anlattım zaten.
Gelelim benzer şeyler yaşayanlar için tavsiyelere.
Tabii ki bu arada geçen zamanda yani şu anki zamanla 10 yıl öncenin, 15 yıl öncenin zamanı aynı değil ama eminim bir yerlerden ortak bir payda, ortak bir his vardır.
Ya düşünüyorum arkadaşlar o kadar uzun bir konu ki dipsiz bir kuyu ergenlik.
Bugün arkadaşlıklardan ve hobilerden, tutkulardan bahsedeceğiz.
Bir dahaki bölümde de lise aşkımı anlatmak istiyorum.
Sonra başka bir bölümde belki genel tavsiyeler şeklinde konuşuruz.
Yani bilmiyorum çok sevdiğim bir konu.
Onlarca bölümü yapabilirim.
Ben geri dönüp baktığımda beni koruyan şeyleri düşünüyorum o zamanlarda.
Çünkü ergenlik zamanında bence seni bir şeylerin koruması gerekiyor.
Dağılmaman için. Kendi karakterin, duruşun koruyor ama şans faktörü de etkili.
Hem sen bir çaba göstereceksin hem de hayat sana fırsatlar sunacak.
O fırsatı görmen için çaba göstermeye meyilli olman lazım.
Bu sıkıntılarda beni koruyan ilk şey...
çok sevdiğim, kafamı dağıtan, böyle delirdiğim bir tutkum olmasıydı.
O tutkuyu bulmaktı.
9. sınıfa başladım, voleybol seçmeleri var dediler.
İşte gittim, seçildim, voleybola başladım.
Geçmiş olsun, artık hayat benim için bitti.
Kafayı yiyorum, bakın.
Beden öğretmenimiz Erkan Hoca, ona da...
Selam olsun. Hayatımdaki en önemli figürlerden biri bence.
Şimdi daha iyi anlıyorum. İşte beden öğretmenimiz de ama voleybol antrenörüydü.
Ve çok vizyonlu bir adamdı.
Spora takıktı o da.
Spor yapmak, sporcu olmak, disiplinli olmak.
Haftada üç gün antrenmanımız da olurdu.
Takım çok iyi bir takımdı.
Antrenmanı ekemezsin.
Bir mazeretin olmalı ama geçerli bir mazeret olmalı.
Spor salonu dışında da davranışlarına dikkat etmelisin.
Molada telefonla bakmak, maçta tribüne bakmak, antrenmanda...
konuşmak, sıçsın yani bunları yaparsan böyle bir disiplin.
İki top çeviren okul takımı gibi değildi.
Yani kulüp takımı gibiydi bildiğiniz.
Ben 4 yıl boyunca hasta mıyım, sınavım mı var, keyfim mi yok?
Bakın hiçbir ama hiçbir şekilde o antrenmanı ekmedim.
4 yıl haftada 3 gün voleybol antrenmanına gittim.
Ayrıca 2 sezon kulüpte oynadım.
Kulüptün yazın da full antrenmanı oluyordu.
Onun haricinde maçlar falan ya haftada 5 günüm benim fiks voleyboldu.
Spor yapmak ve bir takıma dahil olmak hem benim enerjimi attı.
Hem ailemden izin alamıyordum dedim ya.
Antrenmanlar okul çıkışı oluyordu.
O sayede ben sosyalleşmiş oluyordum.
İşte okul çıkışında antrenmandan sonra takılıyorduk bazen.
Takılıyorduk dedim burger'a gidiyorduk.
Hem hocayı çok sevdiğim için onun her dediğine inanıyordum.
Onu idol alıyordum. O yüzden ne sigara ne alkol hiçbirini ağzıma sürmedim.
Şimdi düşündüğümde voleybol oynamasam cidden başka biri olabilirdim.
Bunu herkese öneriyorum.
Lütfen, lütfen, lütfen.
Spor olmaz. Başka bir şey olur.
Delireceğiniz hobinizi bulun.
Bulun diyorum çünkü herkesin var.
Benim yok. Var. Sadece bulamamışsındır.
Bazen çok denemen gerekir.
Ama eninde sonunda bulursun.
Mesela İstanbul'da olanlar için İSMEC kursları var tamam mı?
Ücretsiz. Devletin, devletin diyorum belediyenin kursları.
Ya gidin her şeyi tek tek deneyin.
Bedava. Gitar'a git, dil kursuna git, işte el işine git.
Hangisini seviyorsan ona devam edersin.
İstanbul dışında şartlar nasıl çok bilmiyorum.
Her yerde çok iyi olmadığını biliyorum.
Ama sizin hem lanetiniz hem en büyük şansınız ya bir internetle tüm dünyaya ulaşabiliyorsunuz.
Atıyorum. Müze seviyorsunuzdur.
Gir, online müzeler var.
Ücretsiz, 360 derece gezebiliyorsun.
Dünyanın her yerindeki müzelere ulaşabiliyorsun.
Girgez abi de ki ben dünyadaki tüm müzeleri gezeceğim.
Böyle bir hobim var. Böyle bir misyon edindim kendime.
Hani illa müzik, resim, spor böyle şeyler olmak zorunda değil.
Onu demek istiyorum. Ama bir şeye tutkuyla bağlanıp orada stres atmak, hayatı unutmak en en en önemli şeylerden birisi.
Bir de disiplinli bir ortamdaysanız, öyle bir oluşuma dahilseniz siz de disiplinli oluyorsunuz.
Ve o yaşlarda edindiğiniz disiplin işte lisede, üniversitede tüm hayatınıza yansıyor.
herhangi bir şey istersen, başka bir şey istersin, başka bir şeye de başarılı olmak istersin.
Senin hamuruna artık o disiplin girdiği için orada da nasıl yol alacağını öncesinden örnekleyerek anlarsın.
Anlatabildim mi bilmiyorum. Bu arada sen şanslıymışsın, işte takım varmış, takımınız iyiymiş, girmişsin gibi düşünmeyin.
Ben o takıma girdim. 9.
sınıftım. Herkes benden büyüktü.
Bir kere başka 9. sınıf yoktu.
Kız takımlarını bilen bilir.
Zorbalık yaparlar.
Hiyerarşi vardır. Hep bir sorun olur maalesef.
Bir de ben 9'um. Diğerleri zaten benden büyük.
Hani ben çömez durumundayım.
Öyle kolay değildi. Hoca yani neler yaşattı bize ya.
Antrenmandan attı, bağırdı, çağırdı.
Maçtan attı. Kafama su şişesi fırlattı.
Ağlattı. Ben voleyboldan anlatıyorum ama her şeyi uyarlayabilirsiniz buna.
Hani herhangi bir yaptığınız bir şeyde böyle bir zorlukla karşılaştım diye hemen çekip gitmemek lazım.
Emek vererek gelişimini gördüğünde özgüvenin hem iç dünyanda hem dış dünyaya karşı inanılmaz değişiyor.
Ben bu hayatta en azından bir şeyde ilerleme katettim.
Hani dünyanın neresinde olursam olayım hayatım boyunca yapabileceğim bir beceriye, ilgiye sahibim diyebiliyorsunuz.
Bu ergenlikteki ve öğrencilikteki kilit anahtar bence.
Çünkü özgüvenin düşüyor.
Kendi beğenmiyorsun. İşte kendi kabul ettirme isteğin oluyor.
Bir hobiye başlayıp düzenli ilerleyince o özgüven geliyor.
Bir şey yapabildiğini, istikrar gösterebildiğini görüyorsun.
Ay bir şey canım bakın şimdi anlatacağım şeyi dinleyin.
Ve bir şey başladığınızda ama iyi olmadığınızı düşündüğünüzde lütfen benim şu anımı hatırlayın.
Bunu unutamıyorum. Şimdi o takıma girdiğimde pozisyonları bir türlü öğrenemedim tamam mı başlarda.
Pasörünki baya karışıktı ya.
5-1 oynuyorduk. O sistemi bilenler anlar her sayıda.
de pasör farklı bir yere geçiyor.
Öyle söyleyeyim. Takımdakiler benden zaten önce başladıkları yıllardır oynadıkları için biliyorlar.
Ve hani bir tane pasör oluyor.
Beş tanesi maçör oluyor. Yani başka pasör yok.
Oğlan pasörü de biliyor. O yüzden tek ben bilmiyorum.
Ve zorbalar.
Acayip kötü hissediyorum öğrenemediğim için.
Kızın birisi bakın antrenmandayız.
Ben 14 yaşındayım. Kız 18 yaşında.
Sahadayız. Kız yere oturdu.
Ağlamaya başladı. Hocam bu kız bunu öğrenemiyor.
Yeter artık uğraşmayın diye.
Abi o kadar korkunç bir andık.
Hani beni hayal edebiliyor musunuz?
14 yaşındayım. 18 yaşındaki kız beni bu şekilde zorbalıyor.
Ben de gerçekten biraz zor öğrenmiştim ama hani.
Bazı şeylerde böyle başta çok zor öğreniyorum.
Sonra çok iyi oluyorum ama başlangıç zor geçiyor.
O da öyle bir şeydi. Ama yani böyle bir zorbalama şekli yok.
Sonra abi öyle bir iyi öğrendim ki.
Cidden çok iyi pasördüm arkadaşlar.
Yani hayattaki tek mütevazı olamayacağım şey budur.
Kolumdaki sağlık sorunu yaşayana kadar.
Sahanın her yerinden her şekilde öne arkaya istediğim her yere pas atabiliyordum.
Sonra işte kolumdaki sıkıntıdan sonra bir daha toparlayamadım.
Şu anda öyle oynayamıyorum. Ama o zamanlar uğraştığım için sonuçlarını fazlasıyla gördüm.
Bir şey başlayınca hayat maalesef aynı şekilde ilerlemiyor.
Başka sıkıntılar olabiliyor ilerleyen yaşlarda.
Ama olduğun dönemde sana iyi gelmesi bence önemli olan.
Ve bir şeye başlarken de kimse mükemmel değil.
Bir uğraş, bir hobi, bir ilgi alanı bulduğunuzda direkt mükemmel olmaya çalışmayın.
Bunu hatırlayın lütfen. Orada bile bırakmadım.
Sonra gerçekten de karşılığını almış oldum.
Bir de şöyle bir şey var. Herkesin ilgi alanı çok başka.
Mesela ben müzik aleti...
Beceremiyorum. Gerçekten beceremiyorum.
Gitara gittim, piyanoya gittim.
Ya öğreniyorsun ama normale göre fazla çaba göstermen gerekiyor.
Böyle akıp gitmiyor. Bunlar da insanı demolize etmemeli.
Başkasıyla kıyaslamamalı insan kendini.
Herkesin yatkın olduğu şey farklı çünkü.
Amaç burada kendinize yatırım yapıp özgüven inşa etmek.
Zihninizde ben başarabiliyorum hissini, sinyalini vermek.
İşte bu spor yapmak da...
Spor demeyeyim yani herhangi bir şeye tutkuyla bağlanmak da benim o tatsız tablomdaki birçok faktörden beni sıyırdı.
Bir kere aşırı seviyordum, beni çok mutlu ediyordu.
Enerjimi atıyordum, bir rutinim vardı, disiplindeydim.
Eve gittiğimde yorgun oluyordum.
Yorgun gitmesem belki daha çok çatardım evdekilere.
Ya da antrenman çıkışı dedim ya, börgüre gidiyorduk, yemek yiyorduk.
O da sosyalleşmemizi sağlıyordu.
Arkadaşlarım devamlı buluşuyordu ben gidemiyordum dedim ya önceki bölümde.
Antrenman sayesinde, voleybol sayesinde ben haftada 3-5 gün zaten bahane uydurabiliyordum.
E para harcamama da gerek kalmıyordu.
Harçlığım azdı. Onu da tölere etmiş oluyordum.
Bu arada param olsaydı gitmezdim yani.
Ben hep voleybolu tercih ediyordum zaten.
Böyle seni dışarıdaki birçok kötülükten koruyor.
Suça sürüklenmeyen çocuklar diye örnekler gösteriyorlar ya şu an sosyal medyada.
Kazakistan'da sanırım bir çocuk grubu var, müzik grubu.
Ork, klarnet, davul falan çalıyorlar.
O piyanodaki çocuk...
Böyle çok mimik yapıyor. Kesin görmüşsünüzdür.
Açıklamaya bırakırım videolarını.
O çocuklar mesela ne kadar neşeli, ne kadar mutlu, ne kadar özgüvenli.
Bir müzik aleti çalıp bir gruba dahil olup yeteneklerini sergilemenin özgüveni var çocuklarda.
Şimdi karşılarına fırsatlar çıkmaya başlamış.
Türkiye'ye gelmişler. Ülkelerden davetler alıyorlarmış.
Böyle yetenekleriniz veya uğraşlarınız...
İşime yaramaz diye düşünmeyin.
İlla ki bir gün bir yerde karşınıza çıkıyor.
Hatta bir gün öyle bir yerde denk geliyor ki o anı yaşamak için o hobiye o kadar emek verdiğini anlıyorsun.
Bir de böyle hobiler genelde evrensel.
Mesela o çocukları Çin'e koy, Çin'de de aynı notalarla aynı müzik aletlerini çalacaklar.
Dünyanın neresine gidersen git, aynı dili konuşmadığın insanlarla bile aynı kurallar çerçevesinde o uğraşını paylaşabilirsin.
Bu çok kıymetli. Ben üniversitedeyken voleybol takımına girerek burs almıştım mesela ve hiç aklına gelmez ama yani gerçekten garip bir olaydı.
Lise boyunca antrenörüm bana böyle hep şey diyordu, kafamı su şişesi fırlatıyordu ama hani çok da seviyordu bir yandan.
Milli takım pasörü deyip duruyordu tamam mı?
Üniversiteye ben girdiğim yıl...
Bizim okul, milli takımdan ve işte Galatasaray, Beşiktaş, Eczacıbaşı, Fenerbahçe falan buradan oyunculara burs vermiş.
Bizim üniversiteye gelmişler ve takımda oynuyorlar.
Pasör yok aralarında şansıma.
Kızların hepsi 1.85 falan ve tanıdığınız kızlardır.
Muhtemelen de isim vermeyeyim şimdi.
Ben 1.66'yım abi. Ama onlarla maça çıkıyorum.
Çünkü şansa pasör gelmemiş.
Yani onlardan biri de pasör olabilir tabii ki.
Üst düzey oyuncular sonuçta.
Ama Antonio oynatıyordu beni ve onlarla...
Maça çıkıyordum. O kadar garip bir olay ki aklınıza gelir mi böyle bir şey?
Lisede dalga geçiyorduk hocam öyle seslendiğinde.
Hayat gerçekten hiç aklına gelmeyecek fırsatlara açık ya.
Siz kendinize uyan tutkuyu bulun ve onu bırakmayın.
Bir gün bir yerde kesinlikle işinize yarar.
Diğer beni kurtaran ve aslında Ergen'in hepimiz için en önemli unsuru belki de arkadaşlıklar.
Şimdi tekrar düşmek istemiyorum ama C2 seviye ergenliğin bölümünü dinlememiş olanlar vardır belki diye.
Orada bir mailden bahsettim.
Lise öğrencisi bir dinleyicim mail atmış.
Okul ortamım kötü ben kendimi nasıl geliştirebilirim?
İşte ergenlere tavsiye verebilir misin diye.
Ya bu çok üzücü bir şey.
O ortamda düzgün kalmak çok zor biliyorum.
İnsan bulunduğu ortama adapte olmaya müsait bir varlık.
Yani başka türlü yaşayamayız sonuçta.
Çok klişe olacak ama etrafındaki 5 insanın toplamasını derler ya bunun deneyi de yapılmış uzun yıllar boyunca.
Çevrendekilere benziyorsun gerçekten.
Ama dünyanın en kötü ortamında dahi olsanız ben şuna inanıyorum.
Size benzeyen bir kişi kesin vardır.
Aynı olmanıza gerek yok bakın.
Benzemesi yeter. O kişiyi bulmaya çalışın bence.
Size benzemeyen, sizin ileride olmak istediğiniz kişiye benzemeyen arkadaşlar edinmeyin.
Arkadaşlarınızın gazına...
Gelmeyin yani kendi duruşunuzu bozmayın.
Bunların hepsi özgüvenle oluyor.
O yüzden özgüven inşa etmek çok önemli.
Olduğunuz yerde herkes gerçekten kötüyse de gerçekten kendinize uygun bir insan bulamıyorsanız da ya şunu unutmayın ya bu dönem geçici.
Mesela bunu hep derlerdi ama ben anlamazdım.
Şu anda geri dönüp baktığında Hayattaki her şey geçiyor diyemem.
Geçmeyen şeyler oluyor. Zor dönemler oluyor.
İçinizden bir parça götüren zamanlar oluyor.
Ama ergenlik dönemi gerçekten her şeyiyle geçiyor.
Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir iç karmaşadasınız.
Hem çalışmak hem iyi okullara girmek hem ailenin kurallarına uymak zorundasınız.
Hem kendinizi keşfetmek hem romantik ilişkileri keşfetmek hem...
yeterli hissetmek istediğiniz ama özgüvensiz de olduğunuz bir zamandasınız.
Gerçekten çok zor ama geçiyor.
Ergenlikten sonra bence her şey gittikçe daha iyiye gidiyor.
O yüzden şu an öyle bir arkadaş bulamıyor olmanız hiç bulamayacağınız anlamına gelmiyor.
Arkadaşlarla ilgili bir de bende şöyle bir şey oldu.
Dedim ya ailem muhafazakardı, arkadaşlarım sekülerdi.
Bu bende kafayı karışıklığı yaratıyordu.
Şimdi ya bu konuya çok girmek istemiyorum aslında.
Yanlış anlaşılmaktan korkuyorum.
Ama belki benim durumda olan veya işine yarayan olursa diye söyleyeceğim.
Yanlış anlamayın lütfen. Ben dindar ama baskıcı olmayan bir çekirdek ailede büyüdüm tamam mı?
Hiç baskı yapmadıkları için ben de inançlıydım.
Belki baskı yapsalardı uzaklaşırdım.
Diyorum ya zaten bir şeye bağlanmaya meyilliyim.
İnançlıydım ve buna bağlanıyordum.
Hani ne bileyim günah mı günah ben onu yapmamaya çalışıyordum.
Yobaz bir şekilde değil ama gerçekten inandığım için içimden böyle geliyordu.
İnançlı olmak da benim her ortamda duruşumu korumamı sağladı.
Hani buna yardımcı oldu.
Ben o kadar iyi biliyorum ki lisede, üniversitede alkol içseydim devamlı içerdim.
Ama istemiyordum, içimden gelmiyordu.
Ailede de görmediğim için bana hani böyle bir belirsizlik gibi geliyordu.
Hiç yeltenmedim. Arkadaşlarım da bunu bilirdi.
Hani Zeynep içmiyor, ok. Hani kimse gelip bunu bana sormazdı veya sorun yapmazdı.
Ben arkadaşlarıma ne diyeceğim diye çekinmezdim.
Bu duruş çok önemli bence.
Ya kendi inancından, kendi değerlerinden utanmamak ve senden farklı olan insanlarla da hem onların sana saygılı olması hem senin onlara saygılı olman sayesinde güzel bir şekilde anlaşabilmek.
Sınırını koruduğun için kaç yaşında olursan ol saygı duyuluyorsun bence.
Hani bu utanılacak bir şey gibi geliyor ama sen 15 yaşında da olsan sınırını koruyan bir insan olduğunda dışarıdan saygı duyuluyorsun.
Şu an bakınca o yaşta bunu nasıl yapmışım diye şaşırıyorum aslında.
Ama kafamda sanki bir set vardı ya merak dahi etmiyordum.
Her şeye de dikkat eden bir tip değildim bu arada.
Hani açık giyiniyordum mesela etek, elbise bilmem böyle şeylerde hiçbir şeyim yoktu.
Ama kötü alışkanlıklar konusunda nettim.
Sigara da aynı şekilde. Onda voleybolun da etkisi oldu işte.
Dediğim gibi hocamın sporcu sigara içmez falan dediği için ve ben ona çok inandığım için ona da yeltenmedim.
Bence mizahç ve karakter çok önemli.
Ama insan iradesi her şeyin üstüne çıkabiliyor.
Akıl verilmiş, fikir verilmiş.
Ben böyleyim deyip... Davranışlarını aklamak yerine ben böyleyim ama bunun üstesinden gelebilirim veya bunu iyi bir yere yönlendirebilirim diye bakmak lazım.
Hani ben şey deseydim ya ben bağımlı olmaya müsait bir karakterim, içgüdüsel bir karakterim deyip böyle kötü şeylerin peşinden gitseydim giderdim.
Hani iki uçta olurdum muhtemelen.
İyi uçta olabildim böyle düşünerek.
Neyse arkadaşlardan bahsediyordum, konu dağıldı.
İşte benim ailem muhafazakar, herkes teküler.
Ben bunu şöyle dengeliyordum.
Okulda bir arkadaş grubum vardı, onlar muhafazakardı.
Onlarla bağımı hiç koparmadım.
Tek bir grupla değil de yani 2-3 grupla takılıyordum.
Bir voleybol takımı vardı, bir sınıfımdakiler vardı, bir de muhafazakar bir grubum vardı.
Bence bu da bir denge sağlıyordu.
Tek o dönemlerde değil, bence hayatın her döneminde farklı insanlarla takılmak çok iyi oluyor.
Bunun faydasını görürsünüz zaten.
Hem farklı bakış açılarını gösteriyor, insanı bu şekilde besliyor.
Hem de tek birine, tek bir gruba aşırı bağlanırsan, atıyorum benim üç kişilik bir kız arkadaş grubum var.
Onlardan başka kimseyle görüşmüyorum.
Tüm teneffüslerde sadece onlarla vakit geçiriyorum.
Dışarıda onlarla sosyalleşiyorum.
Onlarla bir sorun yaşadığında yalnız kalıyorsun.
Ya da tek onlar olunca kaybetmemek için kendinden taviz vermen gerekiyor.
Ama farklı farklı insanlarla takıldığında daha özgür oluyorsun.
Daha esnek oluyorsun.
Hangisinin ne kadarı sana uyarsa o kadar dahil oluyorsun oraya.
Bence o çok iyi oluyor. Bu bölümü burada kapatıyorum.
Çok uzun oldu. TikTok'ta ve YouTube'da konuşacağız daha fazlasını.
Belki burada da konuşuruz. Beni her yerden Bilinç Akışı podcast olarak bulabilirsiniz.
Mesajlarınız, mailleriniz, her şeyi görüyorum.
Acil bir cevap arıyorsanız işte bir şeyle ilgili bu şu neredendi gibi bir şey soruyorsanız Twitter'dan yazabilirsiniz.
Onu hemen görürüm. Bir dahaki bölümde lise aşkımı konuşacağız.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
