
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde seyahat etmeye nasıl başlanır? Uygun fiyatlı yol ve konaklama nasıl bulunur? Daha sık seyahat etmek mümkün mü? soruları üzerine Bilinç Akışı’nda kalıyoruz.🧳 Yeni bölüm her çarşamba&pazar tüm platformlarda!
Ücretsiz konaklama için bahsettiğim uygulama: couchsurfing
📩 info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Seyahat etmeye başlamak veya daha çok seyahat etmek istiyorsanız ama nereden başlayacağımı bilmiyorum, tek başıma yapamam, ekonomi kötü diye düşünüyorsanız ben Zeynep.
Hepimizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Life begins at the end of your comfort zone.
Yani hayat konfor alanının dışına çıktığında başlar.
Bu sözü ilk duyduğumda 19 yaşındaydım.
Yalnız benim bu bölümdeki motivasyona gel.
E tesettüre yeni atan bir CEO falan gibiyim şu an.
Ama ne yapayım yani hayattaki en en en sevdiğim ve en hakim olduğum konulardan birisi seyahat etmek.
Böyle son 10 yıldır bir daha bu yaşta olmayacağım diye diye fıldır fıldır gezen bir insan haline geldim.
Bunu bilen insanlar da hep soruyor nasıl geziyorsun ne yapıyorsun diye.
Hatta bazen o kadar basit sorular soruyorlar ki.
Hani gittiğin ülkede nasıl su içiyorsun falan gibi.
Google'a yazsan çıkar bunu diye düşünüyordum.
Ama konuştukça anlıyorum.
Seyahat etmek, özellikle yalnız seyahat etmek ve seyahat etmeye başlamak konusunda insanlar tecrübeden gaz almak istiyor.
Saadet zinciri başlatmak gibi bir şey oluyor deneyimlerini aktarmak.
O zaman başlatalım bakalım.
Hayat konfor alanın dışına çıktığında başlar dedik.
Bu söz seyahat etmek minvalinde...
Çok anlamlı, çok ilham alınacak bir motto bence.
Çünkü o konfor alanınızdan yani alıştığınız bildiğiniz yerlerden uzaklaşmadan rutinlerinizin dışına çıkmadan en basitinden erikli su yerine Avrupa'da çeşmede su içmeden hayata
bakış açınızı genişletemiyorsunuz.
Biraz daha anlamlı bir hayat yaşamak için seyahat etmek bence müthiş bir yol.
Hatta istisnai durumlar haricinde Böyle bir 35 yaşına kadar falan seyahat etmeyi, gezmeyi hayatın ön planına koymak, buna zaman ve bütçe ayırmak çok önemli.
Çünkü seyahat ettiğiniz her bir adımda, bakın abartmıyorum.
her bir adımda yeni bir vizyon kazanıyorsunuz.
Hayata karşı, insanlara karşı, kültürlere karşı ya katman katman genişliyorsunuz.
Kalbiniz, beyniniz genişliyor.
Bunu hissedebiliyorsunuz.
Tamam, bunları demek kolay da nasıl yapacağız, nereden başlayacağız diyorsanız sizi motive edecek ve belki biraz yardımı dokunacak birkaç konudan bahsedeceğim bugün.
Şimdi, bir, tek başımıza gezemeyiz.
Turla gitmemiz lazım.
Turlar da çok pahalı diye düşünüyorsanız ki çoğu insan böyle düşünüyor.
Şunu diyebilirim.
Dünya üzerindeki her yeri tehlikeli ve yasaklı bölgeler hariç.
Bazen bazı yerlerde kabileler oluyor.
Bazı mahallelere girmek yasak oluyor.
Girilmesi, gezilmesi özel izine tabi yerler hariç.
Her yeri kendiniz gezebilirsiniz.
Daha önce hiç seyahate çıkmamışsanız veya çok az tecrübeniz varsa endişelenmenizi ve turla gitmeniz gerektiğinizi düşünmenizi çok iyi anlıyorum.
Ama bence turla gitmek böyle sadece yaşı büyük ve belki hani bir kelime bile İngilizce bilmeyen insanlar için mantıklı.
Onun haricinde çok çok az da olsa İngilizce biliyorsanız ve gençliğiniz varsa ben tura para vermemenizi öneririm.
Ya şöyle düşünün. Turu neden tercih edersiniz?
Bir, yol bilmediğiniz için.
İki, dil bilmediğiniz için.
Ama aslında ikisini de çok kolay bir şekilde halledebilirsiniz.
Navigasyon kullanmayı herkes biliyor.
Artık navigasyon olmadan markete bile gitmiyoruz.
Bu bizim normalimiz oldu.
O yüzden navigasyon var oldukça dünyanın herhangi bir yerinde tamamen kaybolmanız aslında mümkün değil.
Nerede olursanız olun o navigasyonu kullandığınızda hadi bir kaçırırsınız, iki kaçırırsınız.
Ama eninde sonunda oteniz de bulursunuz, restoranı da bulursunuz, müzeyi de bulursunuz.
Endişelenmenize hiç gerek yok.
Burada internet tabii ki önemli olan şey.
İnterneti nasıl halledeceğiz diyebilirsiniz.
Yurt dışına interneti açmanın çok kolay yolları var.
Bunun için yapılan artık uygulamalar var.
Mesela sim kart almak gerekiyordu önceden.
Artık e-sim diye bir şey var.
Onu alıyorsunuz. Yine internet yapabiliyorsunuz.
İnternetiniz yoksa da ki ben genelde internet almıyorum çünkü her yerde internete bağlanılabiliyor zaten.
İnternetiniz olmadığında da navigasyonu yine çevrim dışı olarak kullanabiliyorsunuz zaten.
Gideceğiniz şehri çevrim dışı harita olarak navigasyondan indirebiliyorsunuz.
YouTube'a yazın çıkar çok kolay bir şekilde.
Telefonu hafızasına kaydedip navigasyonu kullanabiliyorsunuz.
Zaten Avrupa'da bir şehre gidiyorsanız gezilecek yerlerin %80'i birbirine yakın olacak.
Ve turist olarak gezmeniz çok kolay olacak.
Bir de şöyle bir şey de var. Şehirler aslında turistlere göre düzenleniyor.
Şehirlerin en büyük ekonomi kaynaklarından birisi turizm olduğu için gelen turistin kolayca hareket etmesi için her şehirde birçok kolaylık sağlanıyor.
Belki farkında değilsiniz ama İstanbul'da da böyle mesela.
Avrupa'da veya burada da öyle.
Her şehirde turist bilgilendirme ofisleri oluyor.
Metroların içinde turistlerin ulaşımla ilgili bilgi alabileceği danışmalar oluyor.
Gittiğiniz her yerde...
turistlere yardım edebilecek insanlar veya o ülkenin sırf bu işi yapan çalışanları oluyor.
Nasıl derdimizi anlatacağız diye endişelenip dilden korkmanızı anlıyorum bu noktada.
Ama inanın mesela siz sular seller gibi İngilizce bilseniz bile bazen gezdiğiniz yerdeki insanlar İngilizce bilmiyorlar veya bilseler de konuşmak istemiyorlar.
İspanya'ya gidin mesela. İnsanlar utanıyor İngilizce konuşmaya.
Aynı Türkler gibiler. Siz İngilizce bir soru sorun.
Kızarıp bozarıyorlar. Bazıları kaçıyorlar böyle.
Veya Fransa'ya gidin.
Kuzey Avrupa insanları aslında ana dilleri gibi İngilizce biliyorlar.
Çok iyi bir eğitim alıyorlar.
Ama Fransa'da inadına konuşmuyorlar.
İngilizce konuşunca Fransızca cevap veriyorlar.
Hani bu geyik gerçek yani.
E ne yapıyorsunuz o zaman? Google Translate açıp anlaşıyorsunuz mecburen.
O yüzden sizin çok iyi dil bilmenize gerek yok.
Bu da bir engel değil. Şey gibi değil yani siz hariç dünyadaki herkes İngilizce biliyor.
Siz böyle bir anlaşamayıp ortada kalacaksınız, derdinizi anlatamayacaksınız gibi bir durum yok ortada.
Bunlar hani yol bilmek ve dil bilmek herkesin aklına gelen ilk engeller.
Ama gördüğünüz gibi internet sayesinde çok kolay bir şekilde aşılabiliyorlar artık.
İnternete de dediğim gibi Avrupa'da zaten çoğu yerde var.
Bir kafeden bağlanabiliyorsunuz veya Starbucks zaten turistler için müthiş bir nimet.
Apple'ın önünden bağlanıyorum ben bazen.
Apple'da da böyle çekiyor internet.
Böyle böyle çok kolay bir şekilde interneti çözebiliyorsunuz.
Zaten aslında yarım saatlik bir yurtdışı tecrübenizden sonra tamam ya ben abartmışım, gözümde büyütmüşüm diyeceğinize çok eminim.
O yüzden bunu geçiyorum. Diğer bir mevzuda orada kimseyi tanımıyorum, yardıma ihtiyacım olsa ne yapacağım kaygısı.
Ya biz kendi kültürümüz gereği her şeyi çok dramatize ederek, çok korunarak yetiştiriliyoruz.
Ama sınırdan dışarı adım attığınız an ne kadar fanısta büyüdüğümüzü anlıyorsunuz aslında.
Ve bunun gelişmiş ülke olmakla falan da ilgisi yok.
Hani biz gelişmemiş bir ülkeyiz ve gelişmiş ülkeler bizim gibi değil diye de bir şey yok aslında.
İster doğuya gidin, ister batıya gidin.
Dünyada muhtemelen hiçbir kültür bizimki kadar takıntılı ve detaycı değil.
Her bir ihtimal düşünerek, kafasında kurarak anksiyete geçirmiyor insanlar.
Okey hepimiz insanız.
Bir sorun olursa bir şekilde hallederiz.
Yardıma ihtiyacım olursa birini bulabilirim kafasında yaşıyorlar.
Özellikle de siz turist olarak bir şehre gittiğinizde benim gözlemlediğim kadarıyla insanlar...
Turistlere çok yardımsever davranıyor.
İspanyollar dedim mesela İspanyollar aslında turistlerden bıkmış durumda.
Barcelona şu an bizim Taksim gibi devamlı grev yapıyorlar turist yoğunluğundan dolayı.
Buna bir çözüm bulunmasını istiyorlar.
Ama ona rağmen siz turist olarak soru sorduğunuzda konuşmaya çekinseler de ellerinden geleni yapıyorlar.
Ben şu ana kadar 30'dan fazla şehir gezdim dünyada ve bunun aksine hiç rastlamadım diyebilirim.
Hiç aklıma örnek gelmiyor.
Ben turist olarak birinden yardım istedim ve kötü bir duruma düştüm falan gibi.
Ve sadece Avrupa'da da değil, Türkiye'nin doğusuna doğru gidin.
Durum yine aynı. Mesela İran.
Adamlar Türkleri o kadar seviyor ve o kadar saygı duyuyorlar, o kadar yardımcı olmaya çalışıyorlar ki.
Biz gittiğimizde Türküz diye hep çok iyi davranmıştık karşılaştığımız herkes.
Hatta bir gün parkta dolaşıyoruz arkadaşımla.
İran'ın parkları aşırı güzel bu arada.
Olabildiği kadar yeşil bir ülke.
Özellikle Tahran çok yeşil.
Park kültürü var insanlarda.
Orada vakit geçirmeyi seviyorlar.
Zaten dünyada bir bizde yok herhalde bu.
Biz anca ana yol kenarında mangal yapıyoruz.
Neyse parkta arkadaşımla...
İçecek bir şeyler alıyorduk.
İranlı bir kadınla arkadaşı geldi yanımızda.
Biz ısmarlayalım lütfen birlikte oturalım falan dediler.
Tamam dedik oturduk muhabbet ediyoruz böyle çok tatlılar çok güzel muhabbet ettik.
Tutturdular sizi evimizde misafir edelim diye.
Ya diyoruz yok teşekkürler bizi kaldığımız yerden bekliyorlar.
Bizi bekleyenler de kart surfingden yanında kaldığımız aile bu arada.
Onu da anlatacağım. Neyse asla kabul etmediler.
İlla gelin gelin dediler.
Ya biz de yani sınır mı koyamadık nedir şu an.
Kulağa biraz delice geldiğinin farkındayım.
Kalktık bunlara gittik.
Alakası da yani parkta tanıştığımız insanlar aslında.
Birkaç gün birinde birkaç gün diğerinde kaldık.
Orada şöyle bir şey var bir de bu arada.
Biz onlara misafir olarak gittik ya.
O eve turist geldi ya.
Tüm mahalle, tüm komşular o eve ziyarete geliyor.
80'lerde bir evde televizyon olurmuş.
Herkes oraya toplanırmış ya televizyonu görmeye.
Biz bunu defalarca yaşadık.
Kime gitsek? Mahalledeki insanlar o eve gelmeye başladı ve böyle geliyorlar televizyon gibi bize bakıyorlar.
Türkçe İngilizce bilmeseler de sadece bakıyorlar veya gülümsüyorlar yemek getiriyorlar sarılıyorlar.
Çok komediydi ama çok tatlıydı.
İran zaten genel olarak hani evlerin dizaynı böyle restoranlar insanlar ya böyle Türkiye'nin 20 yıl önceki hali gibi falandı.
Ama ben çok sevdim çünkü insanları sıcakkanlı, yemekleri çok güzel, herkes yardımsever, misafirperver.
Allah iyi insanlarla karşılaştırsın temennisini biz İran'da bayağı harcadık diye düşünüyorum.
Hala da bazen aklıma geliyor.
Çünkü 5 günlüğüne gitmiştik aslında.
Bu olaydaki gibi tanıştığımız insanlardan dolayı 12 gün kaldık.
Ve orada tanıştığımız herkesle hala da arkadaşız, hala iletişimdeyiz.
7 yıl oldu. Cidden müthiş bir deneyimdi.
Ben herkese öneriyorum. İlla vize alıp Avrupa şehrine gitmek zorunda değilsiniz.
Vizesiz gezecek onlarca şehir, onlarca ülke var.
Ve İran bunların en başında geliyor bence.
Kendi has kültürü, tarihi, insanıyla hem Türkiye'ye yakın, hem vizesiz, hem daha uygun, hem insanlar Türkçe anlıyor.
Hayatınızdan böyle bir 10 günü falan ayırmaya kesinlikle değecek bir ülke.
Orta Doğu çok tercih edilmiyor ama...
Ben mesela Avrupa'dan ziyade aslında Orta Doğu'yu ve Asya'yı gezmeyi seviyorum.
Avrupa'da her yer, gerçekten bu gelikle doğru.
Avrupa'da her yer aynı.
Evet göze hitap ediyor.
Evet konforlu bir gezme yaşıyorsunuz.
İnsana vizyon katıyor.
Ama kendi kültürel mirası olan yerleri keşfetmek...
Avrupa'da aylak aylak yürümekten çok daha keyifli olabiliyor.
Ve genelde çok daha ucuza geliyor şu an bizim için.
Bir de mesela Türkiye'nin jeopolitik konumunun önemi diye yıllarca derslerde gördük ya biz.
Ve inanın ben bunu Orta Doğu'yu gezdikçe idrak edebildim.
Orta Doğu'nun merkezinde hem coğrafi olarak önemli bir konumda olup Doğuyla batıyı bağlayan iki kıtayı birleştiren bir ülke olup hem kendi köklü tarihi kültürü olan hem de özgür ve Avrupayı yaşayan
tek ülkeyiz. As bayrakları gerçekten.
İran, Lübnan, Mısır, İsrail.
Türkiye bunlarla kıyaslanamaz bile.
İsrail de Avrupayı bir ülke ve insanları Avrupayı evet ama köklü bir tarihi ve kültürü yok sonuçta.
Suni bir ülke yani. Neyse, gezip görmeden, farklı kültürdeki insanları tanımadan, kendi insanınızla, ülkenizle kıyaslamadan bu gibi kitabi bilgiler özümsenemiyor.
Bir diğer mevzu da ülkelerle ilgili doğru bilinen yanlışlar oluyor.
Her ülkeyle ilgili çoğu şey abartılıyor, özellikle gelişmemiş ülkelerle ilgili.
İran'a giderken mesela biz korkmadık mı?
Neler yazıyordu internette?
Yok şeriat var, yok ahlak polisi var.
Saçının ucu azıcık gözükse seni alıyor, götürüyor.
E kimseyi de tanımıyoruz.
Tabii ki korktuk. Ama bir cesaret edip o konfor alanından çıkmamız gerekiyordu.
Siz sınırlarınızdan, duvarlarınızdan böyle çok hafif bir çatlak açarsanız o çatlaktan ışık sızmaya başlıyor ve o ışık gittikçe büyüyor.
Devamı da su gibi akıp gidiyor zaten.
Ülkelerle ilgili kötü yorumları o yüzden bence çok aldırış etmemek lazım.
Yani çok vahim bir şey olmadığı sürece biraz kendi deneyimlerine bırakmak lazım.
Bunu en çok İran'da anladım ben.
Çünkü oraya gidince gördük ki turistler umumunda değil mesela ahlak polisinin.
Turistlerin kafasını nasıl bağladığıyla işte kolunda tişörtü nereye kadar geliyor.
Bunlarla ilgilenmiyorlar.
Sadece yerel halkla muhataplar.
O da rivayet edildiği kadar sık yaşanmıyor.
İnternetten sonsuz bilgi ediniliyor evet ama çok fazla kirli bilgi de var maalesef.
O yüzden dediğim gibi kendinizi deneyimlemeden anlayamazsınız çoğu şeyi.
Gelelim bir diğer mevzuya.
Nerede kalıyorsun sorusu.
Bu aynı zamanda maddiyatla da ilgili olduğu için ilk akla takılan soru oluyor aslında.
Şimdi şöyle. Ben Avrupa'da hostelde kaldım birkaç kez.
Çok ucuza hosteller var gerçekten.
Ama böyle bir rahat edemedim.
Çok benlik değil. Bir sürü insanla aynı odada kalıyorsun yatakhane mantığında.
Ortak banyo kullanıyorsun.
Gergin bir durum bence.
Gece uyurken falan. Bilmiyorum çok rahat uyuyamamıştım.
O yüzden daha da gerileceğim bir yol buldum.
Ya Couchsurfing diye bir uygulama var.
Her şey bu uygulamayla başladı zaten benim için.
Çünkü bu uygulama sayesinde çok daha fazla seyahat edebilmeye başladım.
Bence müthiş bir uygulama.
Evinde ücretsiz olarak misafir ağırlamak isteyen lokalları yani yerel halkı gittiği ülkede ücretsiz olarak konaklamak isteyen turistlerle bir araya getiriyor bu.
Şimdi turistler ücretsiz olarak konaklamak ister de yerel halk neden evine turist alıyor diyeceksiniz.
Bunda birçok sebebi olabiliyor.
Mesela en yaygını misafir ağırlamak isteyen kişi kendisi de bir gezgin oluyor ve bir ülkeye gidecek oluyor.
Oraya gittiğinde kalacak yere veya arkadaşa ihtiyaç duyacağı için o ülkeden kendi ülkesine gelen insanları evinde ağırlıyor.
Bunu örnekle anlatayım. Biz İran'a gittiğimizde İsfahan'da kalacak yer bakarken bizle yaşıt bir kızla kitesurfingden tanıştık.
Sonra onlara gittik. Onun ailesiyle hep beraber kaldık evlerinde.
Sonradan öğrendik ki olay şuymuş.
Kız bizle yaşıttı.
Adı Zahra. Zahra İstanbul'a konsere gelmek istiyormuş o zamanlar.
Ama kız daha 22 yaşında olduğu için veya hani İran şartlarında düşünün.
Genç bir kız İstanbul'a gitmek istiyor.
Babası da doğal olarak göndermek istemiyormuş.
Hani sen İstanbul'da kimseyi tanımıyorsun ben seni oraya gönderemem falan diyormuş.
Zahra da İstanbul'dan birileriyle tanışayım diye düşünmüş.
Bu uygulamayı kullanmış.
O sırada biz de İran'da kalacak yer aradığımız için bu uygulamayı kullanıyorduk.
Ve bu şekilde denk gelmiş olduk.
Ailesi bizi tanıdı, biz onları tanıdık, çok sevdik, çok güzel vakit geçirdik.
Hatta onlar sayesinde zaten daha uzun süre kaldık.
Çünkü o kadar güzel vakit geçirdik ve onlar da o kadar misafirperverlerdi ki biraz daha kalmayı ikna ettiler bizi ve bizim için de çok güzel oldu.
Biz İstanbul'a döndükten sonra Zahra İstanbul'a geldi.
Babası artık İstanbul'dan bizi tanıdığı için izin verdi gelip bizde kalmasına.
Hatta bundan birkaç yıl sonra tekrar geldi.
Mesela ben yurt dışındaydım o zaman.
Ama ben olmamama rağmen Zahra ile ailem ilgilendi.
Hani Zahra yine bizde kaldı.
Hala da çok iyi arkadaşız.
Şimdi İngiltere'ye taşındı mesela.
Ben İngiltere'ye gideceğim onun yanına.
Yani o kadar kelebek etkisi ki her şey.
Sadece o kelebek etkisini aktive etmek gerekiyor.
Düşünce böyle şeyler çok tesadüfmüş, bizim başımıza gelmezmiş gibi falan geliyor.
Bana da biri anlatsa yok artık derdim ya.
Hani aynen öyle denk geldiniz de yok Zahra sonra konsere geldi de bilmem ne.
Ama oldu yani gerçek bu.
Hatta geçenlerde Zahra'yla konuşurken ya dedim İran'dan İngiltere'ye yüksek sansa gittin taşındın oraya evlendin.
Yani seninle gurur duyuyorum hani çok.
Güzel bir şey yaptın. Kendi sınırını çok güzel bir şekilde aştın dedim.
O da dedi ki ya benim o kendi sınırımı aşmak sizinle tanışmam sayesinde başladı dedi.
Benim cesaretimi arttırdınız bazı şeylere karşı.
Ve zamanla da yolumu buldum gibi bir şeyler söyledi.
Ona göre şimdi Türkiye daha gelişmiş bir yer olduğu için İran'a göre bir şekilde ilham almış.
O da bize birçok konuda ilham oldu.
Mesela İran'da son yıllarda yaşanan kadınların özgürlük protestoları, böyle olaylar.
Şu an benim orada arkadaşlarım olduğu için ben çok daha iyi anlayabiliyorum ve destek olmaya çalışıyorum.
Ama tanıdığım insanlar olmuyor.
...masaydı sadece dünyadan duyduğum bir haberden ibaret olurdu.
Ama siz bir yerleri gezip gördükçe ve oradan yereli insanlarla tanıştıkça o yerlerle de aslında bağ kuruyorsunuz ve daha duyarlı hale geliyorsunuz.
Her neyse bunlar yaşanıyor işte.
Evrenselleşmek için, dünya vatandaşı olmak için birçok fırsat var aslında.
Ama biz kendi bakış açımızın darlığından dünyadaki çoğu ihtimalin yaşanmasını engelliyoruz.
Bu uygulamayı ben kime söylesem?
Ya sen salaksın, deli misin?
Nasıl cesaret ediyorsun falan diyorlar.
Ama ben bu uygulama sayesinde o kadar çok güzel insanla tanıştım ki.
Ve gerçekten güzel bağlar kurduğum, iyi arkadaş olduğum insanlar oldu.
Brüksel'e gitmiştim mesela tek gitmiştim o zaman.
Oradan bir kızla kalacaktım yine uygulamadan.
Kız erkek arkadaşıyla dünya turuna çıkacakmış.
Bu arada biri psikolog biri asker her şeyi bırakıp dünya turuna çıkıp sonra Avustralya'ya yerleştiler.
Şimdi orada bir çiftlikte yaşıyorlar.
Neyse o zaman kızın...
Uygulamayı kullanma sebebi dünya turuna çıktığında İstanbul'a gelecek ya İstanbul'a geldiğinde kalacak yer aradığı içinmiş.
Gerçekten de sonra o da geldiğinde bende kaldı İstanbul'da ve çok tatlı bir arkadaşlığımız oldu.
Hatta geçen bölüm bahsettiğim yabancı olup anlamayacağı halde podcast'ime sırf destek olmak için Spotify'dan dinlendiği yapan kız bu arkadaşımdı.
Veya mesela Paris'te tanıştığım bir aile var.
Yaşlı bir aile, çocukları yok.
Sebastian adamın adı.
Karısı korktuğu için sadece kızları kabul ediyorlar uygulamadan.
Ve muhteşem ötesi bir oda yapmışlar.
Sadece bu uygulamadan gelen gezgin kızların kaldığı böyle ayrı bir oda var evde.
Airbnb'ye çok rahat verir odayı.
Hatta ben neden Airbnb yapmıyorsunuz demiştim ilk tanıştığımızda.
Bir de şöyle bir şey vardı. Şimdi ben uygulamadan Sebastian'la eşleştik ve kabul etti benim misafir olma isteğimi.
Evle ilgili bilgiler vermişti işte ayrı oda ayrı banyo falan gibi ama mesela evle ilgili fotoğrafları koymamıştı.
O yüzden ben nasıl bir eve gideceğimi bilmiyordum giderken ve gidince şoka girdim.
O kadar güzeldi ki böyle odanın içinde küvet falan var hani her şeyi düşünmüş çok konforlu bir oda.
Mesela o bilerek fotoğraf koymamış ki hani burası otel değil diyordu çünkü.
İnsanlar gelip sadece hani burada gece yatmaya gelip de işte otel gibi kullanmasınlar diye fotoğraf koymuyorum demişti.
Biraz da insanlar misafir olarak ağırlayan insanlar biraz kültürel olarak da insanlarla tanışmak istiyor ve biraz vakit geçirmek istiyorlar.
O yüzden Sebastian fotoğraf koymamış.
Neyse ben gördüm. Dedim ki neden Airbnb yapmıyorsunuz?
Çok fazla para kazanabilirsiniz buradan dedim.
O da dedi ki Sebastian gençken oda gezmeyi çok seviyormuş.
Vietnam'a gitmiş.
Parası pulu böyle yokmuş.
Bayağı gençmiş. Sebastian da orada bir adamın yanında bir ay falan kalmış.
Adam bunu ağırlamış işte yemeğini vermiş hani yardımcı olmuş falan.
Sebastian da adama aynı soruyu sormuş.
Neden bana bu kadar yardım ediyorsun ücretsiz bir şekilde demiş.
Adam da demiş ki gezgin bir insanın güvenebileceği, rahatça uyuyabileceği bir ev olmak para almaktan çok daha önemlidir.
İleride anlarsın demiş.
Sebastian da o yüzden böyle bir fırsatı olduğunda yıllardır falan belki 10 yıldır bu şekilde gezgin insanlara yardım etmeye başladı.
Bunu bana anlattı ve dedi ki sen de ileride anlayacaksın.
Çok tatlıydı. Ama ben şimdiden anladım gerçekten.
Çünkü hiç bilmediğiniz bir ülkede, hiç bilmediğiniz bir şehri keşfederken zaten çok yoruluyorsunuz.
Ve en temel ihtiyacınız olan barınma ve güvenlik ihtiyacı, başına bir şey gelmeyeceğini bilerek rahatça uyuyup dinlenebilmek sizin diğer gününüzün daha iyi ve daha kötü geçmesini sağlayacak şey oluyor.
O noktada insanlara yardımcı olmak.
Gezgin insanlara bu alanı açmak.
Müthiş tatmin edici bir his.
Böyle böyle sebeplerden yerel insanlar da kullanıyor yani uygulamayı.
Zaten şöyle düşünün.
Avrupa'da insanlar robota takmış durumda.
Hani refah düzeyi yüksek, spora git, işe git, hafta sonu arkadaşlarına pubda takıl.
Bazı insanlar derinlik istiyor, buna ihtiyaç duyuyorlar.
Veya bazı insanlar çocuklarına farklı kültürleri öğretmek istiyorlar.
Ya da İngilizcesini geliştirmek istiyorlar.
O yüzden de uygulamayı çok...
yoğun bir şekilde kullanıyorlar.
Turistlerin kullanma sebebi de benim de bu arada asıl sebebim şu ya tabii ki gidip ben bir otelde de kalırsın.
Kötü de olsa şehre uzak da olsa bir şekilde ucuza kalacak bir yer bulursun.
Ama bir kültürü, ülkeyi anlamak için turistik yerleri gezmek yetmez.
Yani yetmiyor. Hatta en az etkili olan şey turistik yerleri gezmek.
YouTube'da da gezebilirsin çünkü oraları artık.
Yani 4K video koyuyor adam YouTube'a.
Gerçek zamanlı turist gezdiriyor oradan.
İlla oraya gitmene gerek yok.
Ama bir ülkeyi, bir kültürü anlamak istiyorsan lokal insanlarla yani yerel insanlarla takılman, onların sofrasına oturman, onların pişirdiği yemeği yemen, onların hayat rutinini görmen lazım.
Orada aynı enerjiyi paylaşmak ve onların hayatına dahil olmak gerçekten müthiş.
Mesela Paris'teki o aileye ben 2 yıllar ayla 2 kez gittim.
İkinci gidişimde hala tüm rutinleri aynıydı 2 yıldan sonra.
Zaten adamlar 15 yıldır her sabah aynı kafede aynı insanlarla espresso içip işe gidiyorlar.
Ve ben ikinci kez gideceğimde bu sefer 5 gün kalacaktım.
Ve mutluydum yani şu yüzden mutluydum.
Ben orada Sebastian ve Karin'le her sabah o kafeye gidip espresso içeceğim.
Ve hani onlarla muhabbet edeceğim.
Bunu biliyordum. Bilmiyorum bunlar çok tatlı hisler.
Bunları görmek ve rutinlere dahil olmak bambaşka bir deneyim.
O yüzden ben kite surfing'i kesinlikle öneriyorum.
Uygulama şöyle işliyor bu arada.
Premium olarak üye olmanız gerekiyor oraya.
Oradan istek göndermek için.
O da makul bir şey.
Yani bilmiyorum şu an hadi olsun 500 lira.
Zaten otele vereceğiniz paranın çok çok daha altında bir meblağı yine.
Ondan sonra siz gideceğiniz tarihleri ve gideceğiniz şehri işaretliyorsunuz.
O tarihlerde uygun olan insanlar karşınıza çıkıyor ve filtreleyebiliyorsunuz.
İşte kadın, erkek, aile, yaş da belki vardır hatta şu anda.
Hani ayrı oda istiyorum veya salonda falan yatarım gibi böyle filtreleyebiliyorsunuz.
Filtreler var o şekilde birilerini bulabiliyorsunuz.
Zaten şöyle bir şey orada yorum da yazıyorsunuz sonra orada kaldıktan sonra ve böylece insanların profillerinde referanslar oluşuyor.
Burada dikkat etmeniz gereken bir iki şey var.
Birincisi onaylanmış hesaplara bakın.
İkincisi de referanslı çok olan hesaplara bakın.
Mesela ben biri beni misafir olarak kabul ettiğinde referans yorumlara bakıyorum zaten.
Bir de referans yorumlardan kızlara mesaj atıyorum.
Ya ben bu kişinin yanında kalacağım.
Sen memnun kaldın mı? Güvenilir miydi falan diye soruyorum.
Genelde Türkler oluyor zaten o referans yorumlarda.
Onlara mesaj atıyorum.
Mutlaka birileriyle iletişime geçiyorum.
Öyle gidiyorum yani. Önceliğiniz aile yanı veya kendi cinsinizden insanlar olabilir.
Bu şekilde güzel başlangıç yapabilirsiniz.
Ya bir de şöyle bir şey var.
Çok endişelenmeye gerek yok bence.
Çünkü Avrupa'da özellikle de kuzeye doğru gittikçe suç oranı düşüyor.
Ve insanların yani tabii ki belli olmaz ama karsörfingden beni bulayım da ben suç işleyeyim de diye düşünme ihtimali çok düşük.
Türkiye'de başınıza bir şey gelme ihtimali daha yüksektir muhtemelen.
Güvenliği olan... Hukuk devleti olan ülkeler bunlar sonuçta.
Gidip de Lübnan'da kitesurfing yapmadım tabii ki ben de.
Mısır'da da yapmazdım mesela.
Ama bir çocukta görmüştüm.
Kudüs'te Mescid-i Aksa manzaralı bir yerde kalmış kitesurfingden mesela.
O da çok enteresan. Böyle değişik şeyler de denk gelebiliyor.
Ben sadece bir kez sorun yaşadım bu arada.
Tam sorun sayılmaz da.
Normalde uygulamada evin fotoğrafı veya işte bilgileri oluyor kalacağınız yerin.
doğru bilgi girmesi lazım oraya.
Yani bunun burada bir cezası yok ama ahlaki olarak uygulamada böyle oturmuş bir teamül mü diyeyim öyle bir uygulama var.
Beni kabul eden kişi evle ilgili eksik bilgi vermişti mesela o ilanda.
Ben eve gidince görmüştüm eksik bilgi verdiğini.
O kişi de Türktü zaten.
Bir daha da Türk birine istek göndermedim.
Onun haricinde de hiçbir sorun yaşamadım.
Hatta tam tersine bana çok katkıları oldu.
Tek seyahat edecekseniz güvenmeniz daha zor tabii ki.
Ya hemen her fikir normal gelmiyor insana.
Zaman lazım, tecrübe lazım.
Ama ben şöyle düşünüyorum ve deneyimliyorum.
Her ne kadar şu an dünyada teknoloji yüzünden korkunç şeyler yaşanabilse de teknoloji sayesinde iyiliğe, güzelliğe, dünyadaki nimetlere ulaşma şansımız da bir o kadar arttı.
İyi yanından bakıp biraz dikkatli olursanız teknolojiyi çok iyi bir şekilde kullanabilirsiniz.
Bu arada benim ailemin tabii ki uygulamadan falan haberi yok.
Kalpten gider annem duysa.
Siz de ailenize çaktırmayın.
Ama nerede olduğunuzu, adresinizi birilerine haber vererek, referansları çok iyi kontrol ederek.
Kullanın gitsin ya.
Hem kültürel bağ kurmanız maksimum seviyeye çıkıyor.
Hem de konaklamanın ücretsiz olması çok çok büyük bir harcama kalemini ortadan kaldırıyor.
Ve insanı daha çok seyahat etmeye teşvik ediyor.
Diğer harcama kalemi de uçak bileti.
Uçak biletini ben istisnasız bir şekilde herhalde 10 yıldır Pegasus indiriminden alıyorum.
Düşük bütçeli havayolları dediğimiz Pegasus, Vizayer gibi havayolları müthiş fırsatlar sunuyor ya.
İnsanlar Pegasus falan eleştiriyor da yani o zaten Türk havayolları klasmanında değil ikisinin klasmanları farklı ve bence kendi klasmanına göre Pegasus çok iyi durumda.
Konya'dan Kopenhag 400 liraya bilet var, geyiği var ya mesela Twitter'da.
O doğru. Ya şu an 1000 liradır hadi.
Ama birçok yerden birçok ülkeye çok ucuza biletler oluyor.
Bence Pegasus gerçekten Türkiye için çok büyük bir şans.
Vizdeir mesela ben Avrupa'da yaygın onu da kullandım ama kalitesi kesinlikle çok daha düşüktü.
Öyle arada kontrol ediyorum.
Bazen indirim oluyor. Bazen ben kontrol ediyorum.
Bir şey yakalanıyor. Geçen mesela bakıyordum İngiltere'ye 1000 liraya bilet var.
İstanbul'dan Giresun'a 2500 lira zaten biletler.
Ama bilet alırken şuna da dikkat edin.
Bazı şehirlerde iki havaalanı oluyor.
Ve ucuz olan havaalanı aslında o kadar şehrin dışında oluyor ki bilet parası kadar bir otobüs parası da vermeniz gerekiyor şehir merkezine ulaşmak için.
O yüzden bu ucuzmuş diye bodozlama dalmayın.
İndirim dönemlerinde en ucuz ve en kolay ulaşım nereye varsa oraya alarak başlayabilirsiniz veya sıklaştırabilirsiniz seyahatlerinizi.
Özellikle endişeliyseniz endişenizi kıracağınız en iyi başlangıç en az riskli ve en az masraflı olan yer olmalı bence.
Mesela Belgrad. Sırbistan'da çok güzel bir şehir.
Vizeye de gerek yok. Çok kalmaya da gerek yok.
İki gün gayet yeterli.
Pahalı da değil. Belgrad'a bilet yakalayın ve gidin.
Alın size başlangıç.
İlk gittiğiniz yer Paris olmak zorunda değil.
Kendi sınırınızı aşarken en kolay yerden başlamak en önemlisi.
Ve her konuda olduğu gibi sadece başlamak.
Bir iki kez gidince ya öyle bir alışacaksınız ki.
Birkaç kez de vize alırsanız eksper olacaksınız artık.
Çok zor şeyler değil bunlar çünkü.
Ya bir tweet vardı. En büyük motivasyonu bu geri zekalı bile yaptıysa ben de yaparım diye düşünmek diyordu.
Bunu düşünün kendinizden şüphe edince.
Ya ne salak insanlar var.
Neler yapıyorlar ya. Çok zor olduğu için mi?
Hayır. Sadece sizden daha önce başladıkları için yapıyorlar.
Son olarak da...
Ekonomi mevzusu var bir de.
Ekonomi şu an çok kötü evet.
Ama inanın bana Türkiye o kadar pahalı ki.
Geçen yabancı arkadaşlarım geldi farklı ülkelerden.
Daha önce İstanbul'a 3 kez gelmişti birisi.
Bu sefer kız inanamadı.
Diyor ki her şey İspanya'dan çok daha pahalı diyor.
Bizi ucuz yerlere götür demeye başladılar ikinci gün.
Farkında olmadan aslında Türkiye'de de biz çok para harcıyoruz.
Kahve 3-4 euro mesela Türkiye'de.
Kahve tatlı yaptın arkadaşınla bir günde.
En az 12-13 euro harcıyorsun.
Kafadan gidiyor. Bunu ayda 10 kez de yapsan 120 euro de.
120 euro Avrupa'da 2 günde harcayacağın para senin aslında.
Bir ay kahve içmeye çıkma.
O parayı biriktir. Bilet al sonra Avrupa'da bir şehre git.
2 günlük yemek paran 120 euro zaten.
Çıkmış oluyor para. Evet euro çok yüksek şu anda ama buna rağmen biraz günlük hayatından kısıp gözüne batmayan harcamalara dikkat edince biriktirilmeyecek bir para kesinlikle değil bence.
Gittiğin şehirde en iyi restorana gitmek zorunda değilsin zaten.
İyi yemek yemek çok sınıfsal bir şey.
Bence ilk başta bir yerleri gezip görmekle başlamak lazım.
Gittiğin ülkede iyi yemek yemek artık sen hayatında bir şeylere oturtmuşsun.
Oraya tamamen keyif için gidiyorsun.
gibi bir sebepten oluyor.
Yemeği şu anda geçiştirebilirsin başlangıç aşamasında.
Ha ben Türkiye'de de hiçbir şey yapamıyorum.
Hani böyle bir durumum da yok diyen öğrencilere tabii ki de bir şey demiyorum.
O ayrı bir mevzu. Ama bir fikir olarak mesela öğrenciyseniz ben öğrenciyken KYK bursumla ilk önce pasaport çıkartmıştım.
Sonra biraz daha biriktirdim onu birkaç ay.
İşte vizeye başvurdum.
Sonra biraz daha fazla aylarda biriktirip 3 günlük falan bir Avrupa Şehrine gezmeye gitmiştim.
KYK borcumu da çalışmaya başlayınca ödedim zaten.
Eğer böyle bir şansınız varsa bence bu da güzel bir ihtimal.
Yani o KYK parasıyla burada saçma sapan şeylere para harcayacağınıza gezmek çok iyi bir fırsat olabilir.
Bir de şöyle bir şey var. Bence insanlar bunu genelde gözden kaçırıyor.
Mesela Pegasus aralıkta indirim yapıyor ya.
Siz Mart'a bilet alıyorsunuz.
Bilet parasını aralıkta ödemiş oluyorsunuz.
Hadi uygulamadan korktunuz.
Ücretsiz konaklayamayacaksınız.
Otelde kalmak istiyorsunuz.
Ocak-Şubat gibi de oteli ödeseniz.
Seyahat tarihinizde de seyahat harcamalarınızı yapsanız.
3 en fazla 5 günlüğüne gideceksiniz zaten.
Bir anda çıkmamış oluyor tüm masraflar.
Birkaç aya bölünmüş oluyor.
Hatta indirimden böyle toplu bilet alabilirsiniz bu mantıkla hesap yaparak.
Yani böyle böyle yollar bulunabiliyor.
Ben günün sonunda şuna inanıyorum.
Mesela şu anda bu podcast bölümüne ilgi duyup bu bölümü dinlediyseniz bir seyahat isteğiniz vardır.
İsteyen insan bir şekilde yolunu bulur.
Biraz üzerine düşünmek lazım sadece.
Mesela ben bir ara dolaptan hesap açmıştım.
Yurt dışından ürün getiriyordum.
Yani yurt dışına gittiğimde ürün getiriyordum.
Üzerine fark koyuyordum.
Nasıl yapıyordum? Şöyle yapıyordum.
Mesela longchang çanta getiriyorum.
100 euro mu çanta? Ben 130 euroya getiriyordum.
Türkiye'den daha ucuza geliyordu her türlü.
Gitmeden önce dolapta ilan açıyordum.
Şu tarihte gideceğim, şu tarihte mağazadan fotoğraf atacağım.
İşte istediğiniz modeli seçebilirsiniz.
Siz ödemeyi yapınca ben ürünü satın alacağım ve Türkiye'ye dönünce size kargolayacağım.
Bu şekilde açıklama yapıyordum.
Şimdi böyle anlatınca güvenilmez gibi oldu.
Tabii ki illa dolandırıcılar da vardır ki.
bir sürü insan ben daha önce dolandırıldım diye yazmıştı.
Ama siz biraz güven kazanınca zaten o kişiye siz o işi yaptığınızda o kişi başka bir arkadaşına söylüyor ve o arkadaş da bu sefer sizden ürün istiyor falan böyle referanslı iş yapabiliyorsunuz.
Ben bir süre yaptım bunu ve bir şekilde bir güven kazanmıştım.
Çanta başına 30-40 euro falan kazanıyordum.
Hani koyduğum fark ve havaalanında sonra vergi iadesi alıyordum.
Tax free diye bir şey var.
Yani siz o ülkenin vatandaşı olmadığınız için mesela o çantayı alırken o çanta vergi dahil Fiyatı ya ben onun içindeki vergiyi havaalanında iade alabiliyorum.
E onu da koyduğumda 30-40 euro falan kazanıyordum çanta başına.
Avrupa'da günlük harcadığım para zaten 50 euro falandı.
2-3 gün kalıyordum bir şehirde.
E ben bir seyahatte 2-3 çanta getirsem günlük harcamalarım çıkıyordu zaten.
Bu yöntemi bayağı kullandım bu arada ben yani.
Bir 5-6 ülkeye bu şekilde gitmişimdir.
Çok iyi oluyordu. Ama bu yöntemi kimse benim kulağıma fısıldamadı.
Gide gele, düşüne ede.
Hani kendim buldum. Çünkü içimde bir istek vardı.
Kafamı oraya kanalize ediyordum.
Öyle olunca bir şekilde yolunu buluyordum.
Sadece biraz beyin fırtınası lazım.
Siz de istiyorsanız çok çok eminim ki bir yolunu bir şekilde bulursunuz.
Bu arada kredi kartını kesinlikle önermiyorum.
Hani yurt dışına gidip de kredi kartını şişirip dönmeyin.
Geçen yıl beni bir bataklığa sapladı bu yanlış.
Kredi kartıyla euro harcamak şu an çok kötü.
Kur farkı çok olduğu için mahvediyor insanı.
Ya çalışın biriktirin.
Ya dürüst ve makul bir şekilde insanlara ürün getirin.
Ya KYK bursunuzu harcayın.
Ya bir yolunu bulursunuz deneye ede.
Bir de gittiğim ülkede tüm şehirleri gezmeliyim, 10 gün kalmalıyım diye düşünmeyin.
Mesela İtalya'ya gittiniz. Orada Milano, Florence'da, Roma ya hepsinde aynı anda...
Gezebilirsiniz de zaten çok yorucu olur.
Her yere tekrar gidebilirsiniz.
İtalya'ya bir kez gittiğinizde Roma'ya, diğer gittiğinizde Florence'a gidebilirsiniz mesela.
Bir gidişte tüm ülkeyi gezmek yerine 2-3 günlüğüne gitmek normaliniz olsun.
Bir anda uzun süre gezmek insanı hem maddi hem manevi olarak yoran bir şey zaten.
Aynı şekilde fiziksel olarak da.
Ama ucuza bilet bulup 2-3 gün seyahate gidip gelmek kesinlikle her yönden çok daha iyi oluyor.
İnsanın ayağını alıştırıyor.
En önemlisi de seyahat etmeyi normalleştiriyor.
Umarım işinize yaramıştır bu bilgiler.
Sorularınız olursa Bilinç Akışı podcast instagram hesabından her zaman yazabilirsiniz.
Ben bu seyahat etmekle ilgili konularda insanlara yardımcı olmaya çalışmayı çok seviyorum.
Bir dahaki bölüme kadar seyahat etmenin sizin için normalleşmesi dileğiyle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
