
Türk kahvesi storysi atmak aylık gram altın almak kişisel gelişimi, astrolojiyi, taktikleri salmak ve gerçek bir insan gibi tüm hislerimle dümdüz yaşamak istiyorummmm!!
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda karşılaştıysak, Bilinç Akışı Podcast'in 120.
bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Bugün köydeyim. Terasa çıktım.
Burada ışık gitmeden bir bölüm kaydetmek istedim.
Spotify'dan dinliyorsanız izleyebilirsiniz.
Apple'da da belki şu anda gelen güncellemeyle görüyor olabilirsiniz.
Ama izleyemiyorsanız, başka platformdan dinliyorsanız sorun değil.
Bir şey göstermiyorum. Sadece köyde, terasta oturuyorum.
Lütfen takip etmeyi unutmayın, zili açmayı unutmayın.
O bir saniyelik takip et'e bas butonu benim için...
Müthiş bir katkı oluyor.
Bugün bir videocast yapasım geldi ya.
Böyle oturdum rahat rahat bir muhabbet edelim istedim.
Şuradan çıktı aslında biraz da.
Son zamanlarda içeriklerimle ilgili bir düşünüyorum tamam mı?
Podcast'ta kendi hayat yolculuğumda hep kişisel olarak geliştiğim dönemi dinlediniz siz.
O yüzden de kişisel gelişimle paralel gitti aslında bölümler.
Artık bence birçoğunuz gibi ben...
Aşırı sıkıldım kişisel gelişim podcastleri dinlemekten.
Sadece ne istiyorum biliyor musunuz?
Muhabbet dinlemek istiyorum ya.
Evde ev işi yaparken bir farkındalık yaratmasın bende.
Muhabbetini dinleyeyim birisini istiyorum.
O yüzden de kendi içeriklerimi de bu yönde yapmak istiyorum.
Bugün de şey düşünüyordum.
Son zamanlarda düşündüğüm bir şey.
İşte bu kişisel gelişimden bıkmak.
Artık kendime bir şey katmak istemiyorum ya ben.
Ben bu yıl kendime bir şey katmak istemiyorum.
Hani bunu tamam ben oldum piştim anlamında...
Ama yok manifest yap, yok kendini geliştir, yok travmalarını iyileştir, şuradan şifa bul, buradan iyileş derken bence doğal akışında yaşamayı baya bir kaçırıyoruz.
Şimdi benim bundan sıkılma sebebim 27 yaşında, 28 yaşında daha doğrusu.
Hatta 29 bile olabilir. Podcast'a başladım.
O sıralarda tam insanın kişisel olarak gelişmeye başladığı zamanlar ya.
Belki daha erken başlayan vardır, belki daha geç başlayan vardır ama genel olarak bu aralarda başlıyor bence.
Şimdi acaba ben tam o zamanda başladığım için ve kişisel gelişimle ilgili biraz meraklı olduğum için, onları da burada size anlattığım için mi şu anda sıkıldım?
Yani yaş aralığıma denk geldiği için mi sıkıldım yoksa şu anda dünyamızda olduğumuz şartlarda insanlara çok fazla kişisel gelişim içerikleri pompalandığı
için hepimiz mi sıkıldık?
Ben bunu merak ediyorum. Mesela 25 yaşındaki 20 yaşındaki takipçilerim kişisel gelişimle ilgili.
Farklı bölüm önerilerinde bulunuyorlar.
Onların hala bu konuya bir açlığı var.
Belki de yaştan dolayı ben sıkıldım.
Çünkü içeriksel olarak hepimiz sıkılmış olsaydık onlar da sıkılmış olurdu diye düşünüyorum.
Neyse bilmiyorum. Kısaca o yüzden böyle bir karar aldım.
Tabii ki hiç kendime bir şey katmayacağım demiyorum da.
Bayağıdır zaten öyle kitaplar okumuyorum.
Roman okuyorum. Ayfer Tunç okuyorum.
Ayfer Tunç'la bu kadar geç tanıştığım için hem çok üzgünüm hem çok mutluyum.
Bu yaşımda okuduğum için böyle lezzetini çıkara çıkara okuduğum için çok mutluyum.
Ama bu kadar değerli bir yazarı tabii ki daha erken keşfetmeyi de isterdim.
İşte romanlar okuyorum.
Bomboş diziler izliyorum.
Yabancıdan mata başlamıştım, onu söylemiştim zaten.
Ya böyle illa bana her şey bir şey katsın kafasında değilim artık.
Biraz daha rahat yaşamak istiyorum ya, düz yaşamak istiyorum.
Arkadaşlar ben dümdüz yaşamak istiyorum.
Bunu çok özlediğimi fark ettim.
Instagram'da, sosyal medyada devamlı gördüğüm şeylerden dolayı ben de şunu da yapmalıyım, bunu da yapmalıyım, bunu da kendime katmalıyım.
Buradan da iyileşmeliyim, buradan da düzelmeliyim gibi bir algı oldu.
Ve bunlara koştururken dümdüz yaşamanın nasıl bir şey olduğunu henüz idrak edemedim.
Sabah uyan sabah sayfalarını yaz, manifestlerini yaz.
Akşam uyumadan önce telefonu bırak ve hayal kur.
Dolunay meditasyonu yap.
Burç yorumlarını oku.
Doğum haritana baktır. Sinastri haritana baktır.
Böyle şeylerde bence biraz fazla kayboldum.
Ve muhtemelen sizin de çoğunuz fazla kayboldunuz.
Bunlardan çok sıkıldım.
Köye geldiğimde bunu çok daha iyi anlıyorum.
İnsanlar o kadar düz yaşıyor ki.
Bize geliyorlar, oturuyorlar, kahve içiyorlar, muhabbet ediyorlar.
Hatta daha eskiler.
Mesela babaannem varken ona gelen misafirler, ben çok şaşırıyorum.
Geliyor, oturuyorlar böyle babaannemle.
Konuşmuyorlar. Babaannemin arkadaşı gelmiş diyelim ki veya akrabası.
Böyle sadece... Susarak birlikte vakit geçiriyorlar.
Buna çok şaşırıyorum. Bizde misafir gelince konuşma zorunluluğu gibi bir şey hissedilir ya.
Bunun yapmamalarına ve bu şekilde yaşamalarına çok şaşırıyorum.
Bunu kendimize uyarlarsak ben de şunu yapmak istiyorum.
Arkadaşın bana bir derdini anlattığında ''Aa acaba bu senin hangi travmanla ilgili?'' ''Aa kanka hatırlıyor musun?
Eskiden şöyle bir şeyin olmuştu.
Onunla bu örüntü çok fazla benziyor.
Acaba senin burada çözmen gereken bir şey olabilir mi?'' gibi düşünmek istemiyorum.
Bunu haddimi aşan bir yerden yapmıyorum.
Tabii ki karşımdaki bana söz hakkı verdiyse.
Ben de yorumumu belli ediyorum.
Ama bu şekilde de düşünmek istemiyorum.
Sadece dinlemek istiyorum ya.
Onun yanında olmak istiyorum. Ona sarılmak istiyorum.
Onu öpmek istiyorum falan.
Öpmekle ilgili geçen Instagram'da bir reels paylaşmıştım da.
Daha doğrusu son YouTube videomdan bir cast arkadaşımın şöyle saçını öpmüştüm.
Çok beğendiğim için.
Neyse onun yanında olmak istiyorum.
Bana da bu yapılsın istiyorum. Artık her duyguyu, her hissi, her eylemi anlamlandırmaya çalışmaktan ben çok yoruldum.
Ve çok da sıkıldım açıkçası.
Önceden düz yaşayan insanlara şey yapardım böyle.
Garip gelirdi anladınız mı işte.
Evlenmiş, çocuk yapmış.
Akşam kocası geliyor. Kocasına yemek pişiriyor.
Beraber akşam yemeği yiyorlar.
Ayda bir gram altın alıyor.
WhatsApp'a Türk kahvesi story'si atıyor şöyle.
Bu insanlar bana...
Çok düz yaşıyor gibi gelirdi.
Biraz da üstten bakmak olarak değil asla hiçbir zaman ama bu hayatı anlamsız bulurdum.
Ya derdim hayatta yapacak çok fazla şey var.
İşte hobilerimizin peşine düşmeliyiz, tutkularımızın peşine düşmeliyiz.
Hayır abi herkesin böyle hayatta büyük büyük hedefleri olmak zorunda değil.
Aksine düzgün bir aile kurabildiysen, böyle bir yuva kurabildiysen veya aile kurmak zorunda değilsin akşam evine geldiğinde.
Yemeğini keyifle hazırlıyorsan, dümdüz bir dizini izleyerek birkaç saat oturup kafa dağıtıyorsan bazen huzur sadece bu.
Ama ben uzun bir süre hep koşturmak, hep tırmalamak zorunda hissettim.
Bunu neden hissettim bilmiyorum.
Gerçi bunu hissetmeseydim buraya da hiç başlamazdım.
Farklı şeyler de hiç denemezdim.
İşte mesleğimi bırakmak istiyordum o yola da hiç giremezdim ve her gün sevmeye sevmeye zorla.
Gitmeye devam ederdim bağlı çalıştığım ofiste.
Tabii ki bu açıdan bana bir katkısı oldu.
Sadece biraz yorulduğumu hissediyorum.
Yorulmak derken ruhsal anlamda bir şeylere koşturmaktan yorulmak.
Diğer açıdan baktığımda şu anda 25 yaşındaki halimden çok daha fazla çalışıyorum.
Bunun karşılığını daha az alıyorum garip bir şekilde.
Hafta sonunda çalışıyorum, akşamda çalışıyorum.
Ama inanın şu anda ben yorulmuyorum.
Önceden o kadar mutsuzdum ki.
Sevmediğim bir işi yaptığım için, zorla ofise gittiğim için, o duruşmalara girdiğim için, dilekçeleri yazdığım için çok mutsuzdum, çok keyifsizdim.
Hayattan da o yüzden bence çok tat alamıyordum.
Kendimi devamlı yurt dışına atıyordum mesela.
Neden bunu yaparsın? Çünkü kendi içinde bir huzursuzluğun var ve onu kapatmak için dış dünyaya yönelirsin.
Şu anda inanın iki yıldır evimden ben çıkmak istemiyorum ya.
Gidip... Bir yer gezmek istemiyorum.
Bir yeri merak etmiyorum.
Çünkü kendi içimde huzurluyum.
Tamam eskiye göre çok daha fazla çalışıyorum ve bunun karşılığını hala henüz alamıyorum.
Ama inanın bu bile beni mutlu ediyor.
Çünkü sevdiğim şeyleri yapıyorum ve sevdiğim şeyleri yaparken de çalışıyor gibi hissetmiyorum.
Böyle bir söz var ya gerçekten doğruymuş.
Sevdiğin işi yaparsan hiçbir zaman işe gitmezsin.
gibi bir şey. Konfüçyüsü müydü?
Neyse. Şu anda bu yüzden kendime minnettarım.
Biraz da aslında o tırmalamam, bir şeylerin peşinden koşmam, kendimi keşfetmem böyle şeylerde işe yaradı.
O yüzden çok minnettarım.
Ve bir gün eminim ki bu uğraştığım şeyler bir düzene girecek ve manevi olarak şu an Çok güzel bir tatmin alıyorum.
Maddi olarak da tatmin alacağım.
Bundan artık eminim. Çünkü önce manevi tatmin almak gerekiyor bence.
Mesela ben avukatlığı sevmiyorum ama avukatlığı çok seven insanlar var.
Çok seven insanlar bu işi yaparken başta onlar da güzel para kazanamıyorlar.
Belki yıllarca uğraşıyorlar.
Sonra bir dosya geliyor. Müthiş bir para kazanıyorlar.
O zamana kadar ki zorlukları tölere ediyorlar.
Sevdiğin her işte bu böyle aslında.
O yüzden maddi kısmı çok düşünmemek lazım.
Bu da... benim edindiğim tecrübelerden birisi.
Para bir şekilde geliyor.
Önemli olan sürdürülebilir bir şekilde kendi içindeki tutkuyu ve yapmak istediklerini bulmak.
Konu neden buraya geldi bilmiyorum. Bir de şunu düşünüyorum.
Şimdi bugün Giresun'a geldim tamam mı?
Sabahınki önünde 5.50'deydi uçağım.
2.40'da evden çıktım. Arabayla Sabiha Gökçen'e çok yakın bir yere gittim.
Arabayı bir sokağa park ettim.
Oradan taksiye bindim. Havaalanına gittim.
5.50'de de uçağa bindim.
Yol boyunca şunu düşündüm.
Son günlerde çok işim olmamasına rağmen çok yoruldum.
Hani dışarıda aşırı koşturdum o yüzden yoruldum desem öyle bir şey de olmadı.
Bir gün çok koşturdum ama normalde eskiden tüm hafta koştururdum.
Şunu düşündüm. Önceden gezmeyi o kadar seviyordum ki 20'li yaşlarımdayken.
Sabah 5'te uçağım oluyordu.
Ben evden çıkıyordum.
Metrobüse yürüyordum. Metrobüste 45 dakika yol gidiyordum.
İniyordum. Otobüse biniyordum.
Otobüste de 45 dakika hatta 1 saat yol gidiyordum.
Sabiha Gökçen'e havaalanına varıyordum.
Orada işte kontörlerden geçiyordum.
Bilmem ne zaten sırt çantasıyla veya küçük bavulla gidiyordum.
Sırt çantası çok konforsuz da genelde seyahat boy bavulla gidiyordum.
Sonra uçağa biniyordum.
Atıyorum Paris. Paris'te ucuz bilet aldığım için zaten uzak havaalanında iniyordum.
Önceki gecede uykusuzum bakın.
Düşünün ona rağmen havaalanında iniyordum.
Şatılla şehir merkezine gidiyordum bir saat falan.
Çantamı bırakıyordum ve tüm gün geziyordum.
Ben Giresun'a gelirken bunu düşündüğümde inanamadım.
Dedim ki Zeynep bunu nasıl yaptın ya?
Şu anda Giresun'a zor gidiyorsun ki burada gezmeyeceksin kendi evine geliyorsun.
Onu bırak arabanla gittin zaten havaalanının çok yakın bir...
kısmına kadar. Oradan sonra da taksiye bindin.
Bu 25 yaşındaki Zeynep'in sahip olmadığı bildik şu anda.
Ama o zamanki hevesim de bu yaşımda yok.
Şimdi diyeceksiniz o kadar büyük bir yaşta değilsin.
30 yaşındasın ama 20'lerdeki heves Gerçekten bambaşka bir şey.
Ben bazen üzülüyordum.
Diyordum ki ya 20'lerde o kadar çalıştım işte ofislerde maaşım oldu ama hiç para biriktiremedim.
Şunu bile yapamadım, bunu bile yapamadım.
İnsanlar işte neler yapıyor falan diyordum.
Bunu arkadaşlar bana söylüyorlardı ama ben dün gece havaalanına giderken anladım.
Dem ki çok doğru yapmışsın.
O 20'lerdeki hevesin hiçbir zaman geri gelmeyecek belki de.
Ama parayı her zaman kazanırsın.
Paranı her zaman biriktirirsin.
Şu anda inanın bana.
Deseler ki bir tane evin olacak.
Kira gelirin olacak. Güzel bir kira gelir.
Atıyorum. Asgari ücretin iki katı.
Kira getirecek sana. Çünkü sen 20'li yaşlarında gezmemişsin.
Maaşını falan biriktirmişsin.
Bir şeyler olmuş. Altına koymuşsun.
Altın fırlamış. Bitcoin'e koymuşsun.
Onu unutmuşsun. Bu eve almışsın şu anda.
Bu mu? Yoksa aynı şekilde gezdiğin ama elinde hiçbir birikiminin olmadığı hali mi?
Size yemin ediyorum.
Derim ki... Gezdiğim ve elimde hiçbir birikimin olmadığı hali.
Bunu neden anlatıyorum? Benden küçük dinleyicilerim var biliyorum.
Eğer aklında böyle soru işaretleri olan varsa gezin.
Heves varken gidin.
Heves varken yapın.
İnsanın herhangi bir konuda hevesi kalmadığında hayatın anlamı köreliyor.
Buraya nereden geldik ya?
Şey tam bir bilinç akışı oldu bugünkü bölümde.
Bu arada köy evinin vlogunu çekeceğim, görüntülerini çekeceğim.
Ya ben böyle şeylerden nefret ediyorum.
Daha önce de söylemiştim yok alışverişi çekmek, yok evi çekmek falan.
Ama alışverişi çektim geçen.
Çünkü ben de alışveriş videosu izlemeyi seviyorum.
Ev videosu izlemeyi de seviyorum.
O yüzden onu da çekeceğim. Biraz görgüsüzlük gibi geliyor ama ben buna hava atmıyorum.
Belki fikir olur diye veya fikir olmasa bile estetik olarak belki hoşunuza gider diye paylaşacağım.
Bu arada ben işe gireceğim galiba biliyor musunuz bilmiyorum henüz net değil ama bir yerde çalışmaya başlayacağım sanırım ya çok sıkıldım artık bakın gerçekten şeyden çok sıkıldım aslında
bu hafta Yalnız yaşamakla ilgili bölüm yapacaktım ve bölümün sonunda da ev turu yapacaktım.
Onu da video case yapacaktım evdeki koltuğunda.
Bölümün sonunda da ev turu yapacaktım ama o yetişmedi.
Yalnız yaşamak üzerine konuşacağız.
Artıları, eksileri, bana hissettirdikleri.
Çok seviyorum, çok güzel bir şey.
Çok mutluyum eve çıktığım için ama evde yalnızdım.
Ofise gidiyorum. Babam genelde Giresun'da.
Kardeşim var ama o bambaşka bir iş yapıyor.
Yani babamla kardeşim bambaşka bir iş yapıyor.
Ben avukat olarak adliyede falan işim oluyor.
Onun haricinde işte podcast ile uğraştığımda evde oluyorum.
Ofise gittiğimde de onlar zaten çok yoğun çalışıyorlar.
Bizim öyle oturup da ne bileyim güzel vakit geçirdiğimiz bir ofis ortamı olmuyor benim açımdan.
Onlar iletişimde de. Bu yüzden çok sıkıldım.
Ve son 4 yıldır bağlı çalışmıyorum.
Bir yerde bağlı çalışmanın en çok bu...
yönünü özledim. Sosyallik.
Ben böyle sosyal duruyorum ama aşırı insan seven bir insan da değilim.
Beş gün tek kalmak isterim mesela.
İki gün insanlarla olayım isterim.
Ona rağmen o iş yerindeki sosyalliği özledim.
Şimdi diyeceksiniz iş yerinde çok sosyal mıydın?
Hayır değildim aslında. Çalıştığım ofislerde şey yapıyordum.
Öğle arasında Gidiyordum tek başıma 7 numara izliyordum YouTube'dan ve yemek yiyordum bir köşede.
Çünkü insanlarla muhatap olmak istemiyordum.
Çünkü o zamanlar çok yoğun çalışıyorduk.
Şimdi stajyer olduğunuzu düşünün, yeni avukat olduğunuzu düşünün.
Her yere koşturuyorsunuz.
Çok fazla üzerinizde amele işi işler oluyor.
O yüzden de insanlarla konuşacak bir takatim kalmıyordu.
O bir saat kendime vakit ayırıyordum genelde.
Ama çalıştığım ofislerden çok güzel arkadaşlıklar edindim.
Yani var ya bu en güzel yanıydı.
Çok kötü ofislerde çalıştım ama yine olsa yine çalışırım o arkadaşlık.
Şu anda da hem böyle sabit bir gelirim olsun istiyorum.
Hem de kreatif bir iş yapmak istiyorum.
Avukatı baya bıraktım bu arada ben.
Size söylemedim sanırım ama.
Son iki aydır yeni dosya almıyorum.
Hiç almayacak değilim açıkçası.
Alırım ama böyle az ve öz dosyalar olur ya.
Dream dosyalar, öyle dosyaları alacağım.
Ve kreatif bir iş yapmak istiyorum.
Bununla ilgili de bir yerde işe girme ihtimalim var.
Girersem anlatırım.
Deneyebilirim yani. Kariyer yolculuğunuzu kötü yönettiğinizi düşünüyorsanız lütfen beni takipte kalın.
Benden daha kötü yönetmiş olamazsınız muhtemelen.
30 yaşım bitmek üzere 31 yaşına gireceğim 3 ay sonra.
Hala tam olarak neyin peşinden gitmem gerektiğini anlamadım.
İşin kötüsü bundan çok rahatsız da değilim.
Farklı şeyler denemek hoşuma gidiyor.
Yoksa hiç denemesenin çok içimde kalırdı.
Acaba şunu yapsam ne olurdu diye düşünürdüm.
Bilmiyorum bazen de böyle şey yapmak istiyorum.
Bir kafemi açsam diyorum.
Düşünsenize. Bilinç akışı kafe.
Ama çok tatlı olmaz mı?
Bu her beyaz yakalının hayaldir veya işte bizim yaşlardaki her okumuş insanın hayalidir.
Küçük bir yerde falan istemem.
Yine İstanbul'u düşünün.
Podcast'tayım. Tamam bitmek üzere zaten.
Şimdi kardeşimin nişanı için köydeyiz.
Dayımlar, teyzemler, halamlar, akrabalar falan herkes geliyor.
Yoldalar. Onun için de yemek hazırlıyoruz.
Bu ortamı da seviyorum.
Bu açıdan kendimi çok şanslı hissediyorum.
Biz halası, teyzesi, dayısı falan o akrabalarla çok görüşen bir aileyiz.
Kardeşleriyle yakınlar. Annemler de, babamlar da.
Bazen gerçekten yorucu oluyor.
Özellikle de kuzenlerimle yaşlarımız yakın olduğu için bu çok güzel bir şey.
Ama herkes aynı anda nişanlanıyor, evleniyor, işte sözü oluyor.
Her şeyine gitmek zoruna kalıyorsun.
Ve şehir dışındalar genelde.
Bu açıdan çok zor oluyor. Ama aile bağlarının kuvvetli olması bana hep iyi hissettiriyor.
Bilmiyorum ya. Geçen bir tane YouTube videoma bir yorum gelmiş.
Köyde... Her gittiğim evde böyle güzel şeyler söylüyorlar köydeki akrabalarımız.
Aa Zeynepciğim hoş geldin işte çok güzelsin bilmem ben de seni çok özledik falan böyle şeyler söylüyorlar tamam mı?
Birisi de yorum yapmış demiş ki bu şekilde her gittiğin evde sevilerek büyüdüysen ne kadar şanslısın.
Sence bu fark ediyor mu şu anki hayatında gibi bir şey demiş.
Çok garip. Bu benim o videoyu atarken düşündüğüm bir şeydi.
O videoyu atarken şunu düşündüm.
Gerçekten her gittiğim evde çok güzel şeyler söylüyorlar.
Çok sıcak karşılıyorlar.
Ve şunu düşündüm. Ya ben bu şekilde büyüseydim, böyle bir ortamda büyüseydim kim bilir ne kadar iyi hissediyor olurdum.
Şu an ne kadar özgüvenli olurdum diye düşündüm.
Kız... Bildiğiniz aynısını yazmış.
Dışarıdan öyle sanması tabii ki çok doğal ama aslında ben büyüdükçe, insan ilişkilerimi geliştirdikçe elde ettiğim bir şey bu.
Mesela kardeşimle öyle bir iletişimleri yok çünkü kardeşim daha soğuktur.
Daha işte köydeyken diğer evlere gitmez atıyorum, misafire gitmez ne yapıyorsunuz diye kapılarını çalmaz ben gidiyorum.
Bunu geliştirdikçe de insanlar da karşılık veriyor.
O videoda gözüken şey bu.
Ama sevgiyle sarmalanarak büyüseydik eminim hepimiz şu an bambaşka yerlerde olurduk.
Hatta bence ya ben podcast yapmazdım mesela.
Sosyal medyada görünür olmak istemezdim.
Ya bunu hala çok istemiyorum.
Rahatsız olduğum çok fazla şey oluyor.
Instagram'la ilgili de kafama takılan çok şey oluyor.
Zaten bence o yüzden hesabım çok çok yavaş büyüyor.
Ama ne olursa olsun bu bir şeyleri...
Görünürde yapma isteği, eksik kalan duygularla ilgili ya, bunu bilmek beni bazen çok rahatsız ediyor.
Şey isterdim, evde Instagram olmasın, hiçbir sosyal medya hesabım olmasın, podcast yapmaya ihtiyac...
Bunu çok isterdim ve tadı nasıldır merak ediyorum.
Güvenli bir ortamda, güzel bir şekilde büyümüş, etraftan gelecek hiçbir onaya veya hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, duygularını, hislerini küçükken paylaşamadığı için büyüyünce paylaşmak zorunda kalmayan...
Bir insanın şu an neler hissettiğini çok merak ederdim.
Ederim. Neyse önemli değil.
Burada kurduğumuz dünyada sizde de çok mutluyum.
Çok kondan konuya atladığım bir sohbet oldu arkadaşlar ya.
Umarım sıkmamışımdır.
Bakın yine kişisel gelişime bağladım.
Gördünüz mü? Bunları düşünmek istemiyorum.
Demek istediğim şey bu. Roman okumak, düz diziler izlemek ve arkadaşlarımın sadece yanımda olmak, arkadaşlarımın da sadece benim yanımda olması.
Bunu istiyorum. Astrolojiyi zaten saldım çoktan.
Burç yorumu falan hiç okumuyorum.
Daha da onu da okumak istemiyorum.
Dolunay'a yeni aya onlara da inanmıyorum artık.
Onları da bilmek istemiyorum.
Böyle bir hayat istiyorum. Dümdüz yaşamak istiyorum.
Dümdüz hislerle huzurlu hissetmek ve elimden gelenin en iyisini yaparak yarından çok çok büyük beklentilere girmeyerek yaşamak istiyorum.
Manifest yaparak yaşamak istemiyorum.
Sabah üç kere öğlen, altı kere akşam dokuz kere yaz.
Bu taktikleri kovalamadan istediğim şeyleri...
için dua ederek, istediğim şeylerin olmasını umarak, olmazsa da vardır bir hayır diye yüce gönüllükle, büyük bir olgunlukla bunu kabul ederek yaşamak istiyorum.
Önümüzdeki bölümler için fikirlerinizi açın.
Lütfen bana mesaj veya mail veya Twitter veya TikTok nereden atarsanız fikirlerinizi atın.
Arkadaşlarınıza önerirseniz çok sevinirim.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Sizi çok öpüyorum.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
