
30 yaşımdan 15 yaşıma bakıyorum^ Zihinsel ve bedensel iyi oluş yolculuğunda, anlaşıldığını hissettiğin alan Terappin yanında ve POD500 kodu ile dilediğin konuda aradığın destek 500TL indirimli! 💜 #AnlaşılmakİyiGelecek @terappin.online
Instagram: bilinc.akisi.podcast
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içermektedir.
Transkript
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda karşılaştıysak, terapinin sunduğu 106.
bölüme iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Şimdi bu bölümü videolu çekeceğim.
O yüzden saçlarımı böyle topladım ve çok mutluyum.
Bugün o kadar mutlu oldum ki bu bölümü çekeceğim için.
Ergenlikle ilgili konuşacağız.
Ergenlik benim hayatımda anlamlandıramadığım, daha doğrusu içinden çıkamadığım ve şaşırdığım da bir dönem.
Sanırım o yüzden ergenleri ben çok seviyorum.
Ya ergenlerle iletişim kurmaya bayılıyorum.
Aşırı derecede iyi bir TikTok takipçisiyim, TikTok kullanıcısıyım.
Bu bölümü yapmak için bence geç bile kaldım.
Sadece bana şöyle geliyordu.
Ya ergenlikle ilgili konuşmak sanki biraz tehlikeliymiş.
Daha doğrusu biraz hassas olmak gerekiyormuş gibi geliyordu.
Ama bana garip bir şekilde ergenler DM atmıyor, mail atıyor.
Ve bu maillerde genelde maalesef Tatsız şeyler yazıyorlar.
Yani tatsız şeyler paylaşıyorlar diyeyim.
Hayatlarında içinden çıkamadıkları şeyleri.
Bilmiyorum belki de mail atarken daha mı rahat hissediyorlar?
DM atsa daha görünür mü hissedecek?
Mailde daha boşluğa attığını falan mı sanıyorlar bilmiyorum.
Ama tabii ki ben hepsini görüyorum.
Olabildiğince de destek olacak şekilde böyle tatlı tatlı cevap vermeye çalışıyorum.
Geçenlerde bir tane lise öğrencisi bir dinleyicim şöyle bir mail atmış.
İşte podcast'ı dinliyormuş, ona iyi geliyormuş, onu falan yazmış.
Sonra şey demiş, senin ergenlik zamanını merak ediyorum.
Nasıl geçirdin, neler keşfettin?
Ve şu anda ergenlere neler tavsiye edersin bu zamandaki ergenlere?
Senin eğitim hayatında, normal hayatında çok merak ediyorum yazmış.
Bilinçli geçirmek istiyorum, tavsiye istiyorum demiş.
O da hukuk okumak istiyormuş ama dersleri sevmiyormuş sanırım.
Ders çalışmayı sevmiyormuş. Bir de bence çok önemli bir şey söylemiş.
Demiş ki... Liseye gidiyorum ve okul ortamım çok kötü.
Ama ben kendimi geliştirmek istiyorum.
Sen kendini iyi hissetmek için neler yapıyordun ve neler tavsiye edersin veya neleri yapmamamızı önerirsin gibi.
Çok tatlı bir mail atmış.
Kendisini olumsuzluklardan korumak için dinlediği podcastlara mail atması, bunun için uğraşması bence çok bilinçli bir hareket.
Yani çok güzel bir hareket.
Yani kendi geliştirmeye ne kadar istekli olduğunu gösteriyor.
Ben de bunun üzerine...
Zihnimin dehlizlerinde kaybolarak, günlüklerimi okuyarak, saatlerce bu günlükleri okudum bu bölümü çekmeden önce.
Hafızamı zorladım ve bir bölüm hazırladım.
Bu arada benim ergenliğim uzun sürdü bence arkadaşlar.
Yani çocukluk dönemi çok hatırlamıyorum mesela.
Çocukluğum uzun sürmedi ama ergenliğim çok uzun sürdü.
Ailem hatta bu konuda benimle dalga geçiyor.
Hala bana ergen falan diyorlar.
Meğer ADHD'si olan insanların ergenlik dönemi uzun sürebiliyormuş.
ADHD olduğumu da bilmiyordum.
Onu da geçen hafta öğrendim.
Buna tabii ki dayatmıyorum her şeyi.
Ama kafamdaki bazı soru işaretlerini anlamış oldum.
Ergenliğimin niye bu kadar uzun sürdüğüyle ilgili...
Kendimle böyle bir münakaşa içindeydim.
Kendime kızıyordum. Şey sanmayın, ergenseniz, bunu dinleyen bir ergenseniz 18 yaşına gireceğim.
Ve artık bir yetişkin olacağım.
18. yaş günümün ilk günden itibaren kimse bana karışamaz falan böyle bir kafaya bence girmeyin.
Çünkü bizim toplumumuzda böyle bir şey yok.
En az bir 21-22'ye kadar sürüyor sanırım ergenlik fizyolojik olarak da.
Ama benim bence 28'e kadar, belki 27'ye kadar en iyi ihtimalle sürdü.
Neyse, şimdi o yüzden bu konuyu konuşacağım için çok heyecanlıyım.
Öncelikle ben 2009-2013 arasında lisedeydim.
Üniversitede de devam ettiğini düşünürsek yani ben 2010'larda ergendim.
2010'larda hayat nasıldı biliyor musunuz?
Z jenerasyonuysanız muhtemelen tahayyül edemeyeceksiniz.
Şöyleydi arkadaşlar. Blackberry vardı telefon.
iPhone ben lisedeyken Türkiye'ye geldi ve popüler olmaya başladı.
Ki o zaman da herkes de olmazdı.
Okulda bir iki kişi de vardı.
Öyle düşünün. Biz Blackberry kullanırdık.
Nokia kullanırdık. MSN kullanırdık ya.
MSN yazın Google'a Allah aşkına.
MSN diye bir chat uygulaması vardı.
Bilgisayarda kullandığımız. Oradan birbirimize de mesajlaşırdık.
Sonra 10.000 SMS vardı.
SMS ile mesajlaşırdık.
10.000 SMS'de şöyle bir şey.
Kontür alıyorsun. Kontür yüklüyorsun telefonuna.
Büfeye gidiyorsun. Akbil doldurduğumuz büfeler vardı ya.
Şu anda da var her yerde. Oraya gidiyorsun.
Atıyorum 10 lira veriyorsun adama.
Adam sana kontür veriyor.
Öyleydi sanırım. Telefonu yüklüyorsun.
10.000 SMS yapıyorsun. Bir de arama falan yapabiliyorsan en azından zenginsin.
O 10.000 SMS ile de biz arkadaşlarımıza mesajlaşırdık.
Ama bunu her zaman alamazdık.
Bazen SMS'imiz biterdi.
10.000 SMS alamadığımızda mesela SMS hakkımız biterdi.
Ve şunu hayal edin. Arkadaşınız size mesaj atıyor.
Siz diğer gün okula gidip şey diyorsunuz.
SMS'iniz yok. Cevap veremiyorsunuz.
Diğer gün okula gidip şey diyorsunuz.
Kanka SMS'im bitmişti o yüzden cevap veremedim.
O da tamam diyor. İletişim böyleydi.
Tabii ki bizden önceki nesil kadar mektupla haberleşme gibi değildi.
Ama şu ana göre de bence çok yavaş bir iletişim sürüyordu.
Sosyal medya falan zaten yoktu.
Bizim influence olduğumuz yer aslında sosyal çevremizdi.
Mesela birisi bir ayakkabı alır.
Okuldan birisi diyelim Tiger aldı.
Biz lisedeyken popüler olmuştu.
Şu an tekrar popüler oldu. Birisi Tiger aldı.
Onda görürdük biz.
Ve o öyle popülerleşirdi.
O Tiger alan kişi de muhtemelen işte dershanedeki bir arkadaşında görmüş.
Hani her ortamda böyle bir iki kişiden bir şey görürsün ve o popülerleşir.
Aslında yine influence etme şekli vardı.
Hani böyle popüler kültür vardı.
Sadece şu ana göre çok daha yavaş ilerliyordu tabii ki.
Şu an tüm dünyaya ulaşabiliyorsun sonuçta çok hızlı bir şekilde.
O zamanlar bu kültür, bu popüler ürünler biraz daha yavaş değişiyordu.
Ama o zaman da kesinlikle birbirine özenme...
İşte birbirinden etkilenme, onda olanı isteme gibi şeyler vardı.
Şimdi ben bugün önce ergenliğimdeki temel sıkıntılardan bahsedeyim.
Sonra bunların içinden nasıl çıktım, nasıl bir çaba gösterdim veya nerelerde eksiktim bunları konuşalım.
Çok uzun bir konu olduğu için biraz böleceğim.
Benim için lise dönemi çok sıkıntılıydı bence.
En büyük sıkıntı şuydu, majör bir değişiklik olmuştu hayatımda.
Ben liseye geçtim, bizim evde kaos başladı.
Çok zor bir döneme girdik ve ben o yaşa kadar çok rahat büyümüştüm.
Yani her şeyin vardı ne bileyim aşırı zengin değildik ama o zamanlar ailede babanın çalışmasıyla iyi bir işi de varsa gayet dört kişi güzel bir hayat yaşayabiliyordunuz.
Ben de öyle büyümüştüm. Tam da liseye geçtiğimde bu değişti.
Birden işler kötü gitmeye başladı.
Ben ortaokulu aldığım harçlığı bile alamamaya başladım.
Normalde yaptığımız aktiviteleri yapmamaya başladık.
Ne bileyim mesela her yaz bir yerlere giderdik, gezerdik, tatile giderdik, işte otellere giderdik.
Yazın tatile falan gidememeye başladım.
Ondan sonra istediğim şeyleri alamamaya başladım.
Ya beni inanılmaz etkileyen bir süreç başladı.
Gerçekten çok üzüldüm.
Buna kaptırıp da kendimi böyle kapatmadım ama bu sürecin geçmesi için beklemeye başladım.
Yani çok... Taktım anladınız mı?
Ne zaman bitecek? Hani artık lütfen bitsin falan.
Böyleyim. Düşünsenize zaten liseye yeni geçmişim.
Okula adapte oluyorum.
Kendimi keşfediyorum.
İşte büyüyorum.
Bir şeyler değişiyor ve anlamlandıramıyorum.
Buna ek olarak öbür taraftan da hayatım boyunca o yaşa kadar yani yaşadım.
Tüm konforum ve alışkanlıklarımdan vazgeçmek zorunda kalıyorum.
Şu günlüklerim de bakın yani bu böyle az gibi duruyor olabilir belki ama 4 yıl lise günlüklerim.
2 defter bayağı yazmışım.
%60'ı falan bu konuyla ilgili.
Bu konuyla ilgili de ettiğim dualar, bekleyişlerim ve kendimi kötü hissettiğim zamanlardan bahsediyorum.
Bu arada ben devlet okuluna gittim.
Anadolu Lisesi'ydi ama iyi bir muhitteydi.
Arkadaşlarımın hepsi de neredeyse hepsi...
Refah seviyesi çok iyi insanlardı.
Önceden ben de öyleydim. Sonra bakıyorum artık öyle değilim.
Böyle bir ikilemde bir borcalamada kalmıştım.
Bu beni çok etkilemişti.
Şimdi bu kısmı özellikle anlatmak istedim ve özellikle buradan başlamak istedim.
Şu an ben bakıyorum. Şu anki devirde ergen olsaydım, liseye gitseydim nasıl hissederdim diye düşünüyorum.
İnanılmaz yetersiz hissederdim.
Yani maddi olarak iyi bir durumda olsam bile kendimi çok yetersiz hissederdim.
Bununla başa çıkmak bence günümüzdeki en büyük ergen problemlerinden birisi.
Görüyorsun herkes bir şeyler alıyor, herkes bir yerlere gidiyor.
Sen onları yapamıyorsun, evde oturmak zorunda kalıyorsun.
Bu yüzden ailene kızıyorsun, ailenle çatışıyorsun.
Yani bunu yaşayan varsa gerçekten çok iyi anlıyorum sizi.
Ben şimdi baktım tamam mı o zamanlar harçlığım ne kadara tekabül ediyordu diye.
Tabii ki bir sürü değişken var ama şu an böyle bir 10 dolar gibi düşünebilirsiniz.
Hani dolar cinsinden hadi hesaplayalım.
500 lira mı yapıyor? Hani 500 lira olsun.
Benim harçım bu kadardı.
500 liraya ne yapabilirsin?
Düşünsene. Big Mac menü zaten 350 lira falan sanırım.
Hani haftada iki kere McDonald's'a bile gidemiyorsun.
Veya haftada iki kere gidebiliyorsun.
O zamanlar biz de burger'a falan giderdik.
O yüzden diyorum. Bu sosyalleşmeyi çok kısıtlıyor zaten.
Hatta bir gün hiç unutmuyorum.
Bir arkadaşım vardı.
Yakın arkadaşlarımdan biri.
Kız... Her gün yanında 50 dolar getiriyordu.
Ben var ya şoka girmiştim.
O zamanlar 100 liraya falan tekabül ediyordu bu.
Yüzlük banknot sanırım yeni mi çıkmıştı ya da biz mi çok görmüyorduk.
Yani çok büyük bir paraydı. Ben çok şaşırmıştım.
Aklım almadı anladınız mı?
Liseye gidiyoruz 15 yaşındayız.
Kız yanında her gün 100 lira yani şu an 50 lirası gibi düşün.
O parayı getiriyor. Ben dedim niye bu kadar para taşıyorsun yanında?
Şey dedi ya ben öbür türlü kendimi güvende hissetmiyorum.
Böyle bir düşündüm sonra ben bunu.
Tamam mı? Ben de yani haftalığımı beş katın falan kız her gün yanımda taşıyor düşünün.
O zaman bile şu sonuca vardığımı hatırlıyorum.
Dedim ki ya ben o kadar para taşımıyorum ama kendimi güvende hissediyorum.
Hani bu kız kendi güvende hissetmek için bu kadar para taşıyorsa demek ki bir sorunu var diye düşündüm.
Sonra öğrendim gerçekten de bayağı sıkıntılı bir aile hayatı varmış kızcağızın.
O yüzden öyle yaşamak zorunda kalıyormuş.
Şu yüzden söylüyorum bunu ya, gördüğünüz, kendinizi kıyasladığınız, yetersiz hissettiğiniz çoğu şey, hatta muhtemelen hiçbir şey gözüktüğü gibi değil.
Siz o an bunu anlamazsınız, arkasında ne olduğunu bilmezsiniz, arkadaşınız size tabii ki söylemek istemez ama altında sizin...
Şükredeceğiniz bir sebep bile olabilir.
Benim için diğer bir problem de şuydu.
Ailem hiçbir şeye izin vermiyordu.
Özellikle lise 1 ve lise 2'de.
Abi yok hiçbir şeye izin vermiyorlar.
Bakın hani maddi durumumuz kötü.
Ona rağmen okula servisle gönderiyorlar beni.
Yalvarıyorum lütfen. Hani servisle gitmek istemiyorum.
Büyümüşüz artık. Herkes toplu taşımayla geliyor.
Otobüsle bilmem neyle geliyor.
Ben servisle gidiyorum.
Bunu istemiyordum düşünene.
Şu an saçma geliyor ama. O zamanlar bu büyük bir şeydi.
Okula tek başına gidebilmek güzel bir şeydi.
Ve buna bile izin vermiyorlardı.
Sonra okul çıkışında arkadaşlarımla bir şey yapmak için yalvar yakar haftada bir gün izin alırsam şanslıyım.
Ama kimsenin ailesi böyle değil.
Herkes bir yerlere gidiyordu, herkes takılıyordu.
O zaman da takılmak vardı.
Sonra birbirlerinde kalıyorlardı.
Benim ailem bunların hiçbirine izin vermiyordu.
Zaten ben lise hayatım boyunca hatta üniversitede de bir süre hiçbir arkadaşımla kalamadım.
Sadece ilkokul arkadaşlarım vardı.
Ailesini tanıdığımız. Onlarda hani belki bazen kalabiliyordum.
Bu beni inanılmaz boğuyordu.
Ya bir kere kendin zaten gitmek istiyorsun.
O ayrı bir şey. Diğer bir şey de tüm arkadaşlarım gidiyor abi sen gidemiyorsun.
Niye ailen izin vermiyor?
Çok kötü. Ben buna utanmıyordum.
Söylüyordum annemler izin vermiyor diye.
Ama yine de bu beni böyle boğuyordu.
Hiçbir şey yapamıyorum. Hani karşı çıkamıyorum.
Onlara karşı çıkıp kapıyı çıkıp...
Gidemezsin o zamanlarda.
Bu benim için çok büyük bir problemdi.
Bir kere şöyle bir şey de vardı tabii.
Ailem izin verse bile benim harçlığım yetmiyordu.
Arkadaşlarımla takılmaya. O da ayrı bir mevzu.
Her yerden kilitleniyordum yani.
Mesela o zamanlar benim okulum Ataköy'deydi.
İstanbul'da yaşayanlar bilir.
En fazla ben Bakırköy'de buluşmaya izin alabiliyordum.
Arkadaşlarımla. Yani okula böyle 15 dakika falan mesafede bir sen.
İnsanlar ama Taksim'e falan gidiyordu.
Ben Taksim'e ne zaman gittim ilk hatırlamıyorum gerçekten.
Üst dönemdeki arkadaşlarım şey diyordu bana.
Zeynep ya annen seneye belki bizde gelmene izin verir.
O zaman işte Taksim'e gideriz.
Şuraya gideriz, buraya gideriz falan.
Ben hı hı diyordum.
İzin vermeyecek yani biliyorum.
Mesela şeyi hatırlıyorum dörtlü bir kız grubum vardı.
Onlar hep birbirlerinde kalırdı.
Hadi normal zamanda kalıyorlar ona zaten izin alamıyorum.
Bir de yılbaşında doğum günde öyle zamanlarda da birbirlerinde kalırlardı.
Hiç gidemedim arkadaşlar bunlara.
Ve yılbaşında bizim halde yılbaşı kutlamak diye bir şey yoktu da arkadaşlarım da vardı sonuçta.
Gençler arasında olan bir şeydi.
Yılbaşında odamda oturup böyle...
Çok üzgün olduğumu hatırlıyorum.
Çok kötü hissediyordum.
Şu andaki yaşımda bile yılbaşında tek olsam üzülürüm.
Bir de 15 yaşında, 14 yaşında olduğunuzu düşünün.
Bayağı tatsızdı bence.
Şimdi anlattıkça aklıma geliyor.
Dün de günlüklerimi okudum ya orada gördüm.
Şöyle söyleyeyim size durumun vehametini.
Hani haftada bir diyelim çıktım dışarı.
Onda da zaten eve erken dönmek zorundayım.
Lise 2'de günlüğüme şey yazmışım.
Sınıftakilerle tiyatroya gittik.
Çıktığımızda hava kararmıştı.
Akşam arkadaşlarımla dışarıda olmak süper bir şeymiş.
Ama düşünsenize akşam dışarıda olmak konseptini ilk o anda tatmışım.
Arkadaşlarımla dışarıda olmak konseptini.
Onda da muhtemelen tiyatroya gittiğim için hani okul tiyatro etkinliği falan gibi bir yerden izin almışımdır.
Neyse bu iki problem anlayacağınız üzere zaten o yaştaki bir çocuk için çok tatsız problemler.
Diğer bir problem de şuydu.
Ailemle hiç anlaşamıyordum.
Ama bakın. Hiç anlaşamıyordum.
Bir insan ne kadar anlaşamazsa o kadar anlaşamıyordum.
Liseye geçtiğimde şunu hatırlıyorum.
Bir gün anneme karşı geldim.
Sonra şoka oldum.
O yaşa kadar hiç karşı gelmemiştim.
Yani hep asiydim bu arada.
Ortaokulda da asiydim ama onun bir sınırı oluyor ya.
Liseye geçtiğimde çok büyük bir şekilde karşı geldim.
Şoka girdim. Yani bunu yapabileceğime böyle bir hakkım olduğunu bilmiyordum.
Anladınız mı? Ben bunu çok abarttım.
Çok büyük büyük karşı gelmeye başladım.
Çok büyük tepkiler veriyordum.
Annem de benimle tartışıyordu.
Ya tartışma sen ergen bir insanla neden tartışıyorsun ki?
O da benimle tartışıyordu ve evde devamlı böyle bir kavga oluyordu.
Bir kaos oluyordu. Ben evden o yüzden gerçekten nefret ediyordum.
Bir kere şuna çok sinir oluyordum.
Bu küçüklükten beri beni çok rahatsız eden bir şeydi.
Listeye geçimde artık...
dayanamamaya başladım. Hep annenle babanın dediği oluyor ya.
O boyunduruluk altında yaşamak zorunda kalıyorsun ya.
Okula gidiyorsun öğretmenler, müdür yardımcıları.
Çok disiplinliydi bir de okul.
Eve geliyorsun annen baban.
Hep birilerinin dediğini yapıyorsun. Ya ben burada hapishanede gibi hissediyordum.
Hani normale göre de bence fazla tepki veriyordum.
Karakter olarak da buna o zamandan beri yani gelebilen bir insan değilim ve bu beni çok yıpratıyordu.
Zaten ergenlikte şöyle bir şey oluyormuş.
Yani çocukken ve büyürken evde Söz hakkın yoksa ergenlikte patlıyormuşsun.
Bizim evde öyleydi.
Hiç demokratik bir ev değildi.
Ne bileyim bize bir fikrimiz sorulmazdı.
O yüzden ben ergenlikte çok çok kötü patladım arkadaşlar.
Hatta onun etkisi çok uzun süre devam etti.
Daha düşün 30 yaşındayım ve yeni bir şeyleri anlayabiliyorum.
Ama aslında şöyle dönüp baktığımda da şunu görüyorum.
Hani boşa... Sinirlenmiyordum veya boşa tepki vermiyordum.
Gerçekten haklı olduğum çok fazla konu vardı.
Ailemin de hata yaptığı çok fazla konu vardı.
Ben onları sindiremiyordum.
O haksızlığa gelemiyordum.
O yüzden patlıyordum. Ama ne olursa olsun o kadar patlamamak gerekiyordu.
Bence burada görev biraz ebeveynlere düşüyor.
Yani ben orada 15 yaşında bunun...
muhakemesini yapabilecek bir insan değilim.
İleride pişman olurum. Şimdi bu kadar patlamayayım diyecek bir insan değilim.
O yüzden şimdi size annenizle babanızla çok kavga etmeyin demeyeceğim.
Çünkü biliyorum evdeceksiniz.
Bence bunu dinleyen anne babalar varsa onların biraz bu dengeyi sağlaması gerekiyor.
Çocukla en azından laf dalaşına girmemelisin.
Bırak ya ne yapıyorsa yapsın.
Kendi kendine konuşsun, dursun.
Kaç taraf yani anne baba laf dalaşına girince çocuk olarak sen zaten iyice böyle zıvanadan çıkıyorsun.
Şimdi benim ergenliğimdeki diğer bir sorun da ya sorun değil daha doğrusu ama benim bocaladığım şey de ben muhafazakar bir ailede büyüdüm ki annemle babam hani çekirdek ailem sülaleme göre daha az muhafazakar öyle söyleyeyim.
Liseye geçtim. Tüm arkadaşlarım seküler ve seküler ailede büyümüşler.
Seküler tipler. Ben şoka girdim.
Yani böyle şey oldum. Ulan böyle bir hayat mı var?
Ne bileyim. CHP'lilerle ben ilk kez lisede tanıştım.
Ortaokulda da. İlkokulda da vardır tabii ki aileleri şey olanlar.
Aynı muhitte okumuştum. Ataköy'deydim hani CHP muhiti ama o zamanlar bunun farkında değildik.
Liseye geçtim. Farklı yaşam tarzları, farklı büyüme şekilleri ya bunları gördüm de çok şaşırdım.
Eve geliyorum başka bir dünya.
Ailemle de o zaman da hani sülalemle, amcalarım, teyzemle falan sık görüşüyoruz zaten.
Benim ailem başka bir dünya, onların ailesi de başka bir dünya.
Bu beni çok şaşırtmıştı mesela.
Ki annemle babam bize baskı yapan tipler değildi.
Mesela dışarı çıkmama izin vermiyor çünkü o hani korumak istiyor.
Yani fazla korumak istiyor belki bilmiyorum.
Hani bu muhafazakarlıktan da değil aslında.
Ama yine de ben de böyle çok inançlıydım.
O zaman daha İslamiktim hatta şu an.
Yani şu ana göre o zaman kesin İslamiktim.
Ve çok şaşırdığım zamanlar oluyordu.
Başlıca sıkıntılar bunlardı.
Yani başka tabii ki herkesten de bir sürü sıkıntı oluyor.
Ama benim hayatımda...
Ergenlik dönemimde en büyük sıkıntılar bunlardı.
Şimdi topluca bir düşünün tamam mı?
Okul dışında sosyalleşemiyorum.
Ailemle hiç anlaşamıyorum.
Kardeşimle bile anlaşamıyorum.
Evdeki herkesten nefret modundayım.
Bu yüzden evde çok mutsuzum.
Arkadaşlarım hep takılıyor onlarla gidemiyorum.
Maddi durum değişikliğine alışmaya çalışıyorum.
Bir de bunlar yetmezmiş gibi okuldaki dersleri hiç sevmiyorum.
Fiziğim 1, geometri 2, matematik 3 falan maksimumumda yaptığım şeyler bunlar bir de.
Hiç sevmiyorum. Derste çok konuşuyorum.
İşte hocalar kızıyor.
Her toplantıda, veli toplantısında aileme şikayet ediyorlar konuşuyorum diye.
Başka bir şeyden şikayet etmiyorlardı ama bu yüzden hep şikayet ediyorlardı.
Sadece edebiyat dersini seviyordum.
Bir de şu an var mı bilmiyorum o zamanlar psikoloji diye bir ders vardı.
O dersi çok seviyordum.
Felsefe vardı, onu da seviyordum.
Onun haricinde hiçbir dersi, hiçbir şeyi okula dair, yani okul dersine dair okulu seviyordum da derslere dair hiçbir şeyi sevmiyordum.
Dersle çalışmıyordum. Yani hep günlüğüme de yazmışım zaten.
Yazılım var ama çalışmak istemiyorum.
Böyle hep son gün çalışmışım, son gün çalışmışım.
E öyle olunca da tabii ki en fazla matematikten 3 alıyorsun.
Tahmin edersiniz ki TME'ye geçtim sonra.
O zamanlar 9. sınıfta...
Sonunda seçim yapıyorduk.
10-11-12 TM'ydim.
O yüzden o beni bayağı rahatlatmıştı.
Bir ergenin başına gelebilecek en tatsız tablolardan birisi bence bu.
Bakın buradaki bu tablodaki bir şeyi eksiltebilsek belki öbür taraflar da biraz rahatlar.
Hayatım biraz rahatlar.
Ama onu eksiltemiyoruz.
Hepsi birbirine bağlı bir noktada.
O yüzden kendimi çok kötü hissediyordum.
Kısa bir süre de değil bu arada.
4 yıl böyle gitti. Üniversitede de bazı bu anlattığım şeylerin bazılarının etkileri devam etti.
Bir de şöyle bir şey vardı.
Ben çok dürtüseldim.
O zaman da çok dürtüseldim.
Hala da öyleyim. Bazı şeyler değişmiyor.
Aklıma geleni hemen yapmak istiyordum.
Bir şeyi sevince çok seviyordum.
Ve ona bağımlı olmaya çok müsait bir insandım.
Direkt ona bağlanıyordum.
Ona vazgeçemiyordum.
En basitinden şöyle örnek vereyim.
Kare çikolatalar var ya, 80 gram mı ne?
Her gün, bakın her gün kare çikolata yiyordum ve onu bırakamıyordum.
Sağlıksız olduğunu biliyordum. O zamanlarda böyle sağlıklı beslenmek falan istiyorduk.
Yani abur cubur yemeği bırakmak istiyorduk.
Yapamıyordum. Mümkün değil. Liste boyunca her gün kare çikolata yedim.
Bir paket. Korkunç.
Ve bunu bırakamadım. Şimdi bunların hepsini birleştirince bence çok tehlikeli şeyler olabilirdi.
Yani ben başka bir yere sürüklenebilirdim.
Karakter olarak da...
Böyle gözü pek mi denir?
Gözü pek yani korkan bir tip değildim.
Hani ailemden falan böyle aşırı korkutup da pısan bir tip değildim.
Gerçekten başka yerlere gidebilirdim.
Ama çok kitap okuyordum.
Böyle şey gibi oldu. Dedeniz size öğüt verir ya onun gibi oldu.
Ama bakın gerçekten çok kitap okuyordum.
Evde zaten mutsuzum ya kendimi kitaplara veriyordum.
Her okuduğun kitapta farklı bir dünyaya gidiyorsun sonuçta.
Ben böyle kendimi kapatıyordum zihnime.
Tamamen kitaba fokusluyordum.
Full kitap okuyordum. Bu bence bana biraz bilinç kattı.
Ben hani savrulabilirdim ama kendim de böyle uğraşmaya başladım.
Ne bileyim tabii ki o zaman psikoloji kitapları okumuyordum.
Ama en azından aklımın başında hareket etmeye çalışıyordum.
Bir şeylere çaba gösteriyordum.
Mesela okulda rehber hoca vardı.
Rehberliğe gitmek diye bir şey vardı.
Rehber hocayla konuşuyordum bazen.
İstediğimden ve ihtiyaç duyduğumdan çok daha az konuşuyordum.
Çünkü utanıyordum yani o zamanlar rehberliğe gitmek yani rehber öğretmenle konuşmak ne bileyim böyle bir çekindiğimiz bir şeydi.
Birisi görse, birisi Azayen'e rehber öğretmenin yanına girdi dese çekinirdim anladınız mı?
Bir de onun odası tam okulun ortasındaydı böyle kabak gibi koridorun ortasındaydı.
O yüzden gitmeye ben çok utanıyordum.
Çok az gidebildim ihtiyaç duyduğumdan.
Halbuki ne kadar saçma.
Buna en çok ihtiyaç duyduğun zamandasın.
Zaten o hoca senin için orada duruyor.
Git böyle bir şansın varsa git kullan.
Psikolojik bir destek al.
Aklındaki soruları sor.
Anneme söylemiştim onu işte rehber öğretmeninin yanına gideceğim falan diye.
Annem bana kızmıştı arkadaşlar.
Sen nasıl başka birisine bizi şikayet edersin falan.
Ay çok kötü. Gerçekten utanıyorum şu an bunu söylemeye.
Ama sizin aileniz de böyle olabilir.
O yüzden anlatıyorum.
Veya çocuğunuzla ilgili siz de böyle düşünüyorsanız, bunu bir ayıp gibi düşünüyorsanız diye anlatıyorum.
Tabii ki ayıp değil. Yani bu aksine çocuğu inanılmaz rahatlatan bir şey.
İhtiyacı olan bir şey bu aileyi şikayet etmek değil.
Yani istediği desteği bulmak, bu desteğe yaslanmak gibi bir şey.
Eğer aranızda... Bu desteği almaya ihtiyacı olan varsa veya çocuğunuza bir destek sağlamak istiyorsanız sizi bu bölümün sponsoru Terapin ile tanıştırmak istiyorum.
Terapin 600'ü aşkın terapist, fizyoterapist, diyetisyen, spor eğitmeni olan online bir platform.
Size uygun bütçeye ve saate göre kendi konfor alanınızda, gizlilik içinde, güvende hissederek bu uzmanlardan destek alabiliyorsunuz.
Size özel pod 500 koduyla 500 TL indirimden yararlanabilirsiniz.
Terapine teşekkür ediyorum bu bölüme sponsor olduğu için.
Bence çok anlamlı oldu.
Detayları açıklamaya bırakıyorum.
15 yaşındaki Zeynep şu anda böyle bir şanslı olsaydı eminim kafaları yerdi.
Kesinlikle bundan faydalanırdı.
Düşünsene okulda kimseye çaktırmadan rehber öğretmene gitmeye çalışıyorsun bir yandan.
Diğer yandan evde bilgisayarını açıp...
Terapistle konuşabiliyorsun.
Abi müthiş bir şey. Umarım ihtiyacı olanlar faydalanır.
Şimdi bu bölümde benim yaşadığım başlıca sıkıntıları, ergenliğimin ana unsurlarını konuştuk.
Bir dahaki bölümde de bu sıkıntıların içinden nasıl geçtiğimi, nasıl çabalar gösterdiğimi ve ergenliğimi bence olabildiğince minimum hasarla atlatmak için neler yaptığımı anlatacağım.
Nasıl kendimi koruduğumu anlatacağım.
15 yıl geçmiş üzerinden.
Ya şu an 30 yaşındayım ve şu an 15 yaşından bahsediyorum.
İnsan büyüdükçe hafızasından çocukluğu, ergenliği, o zamana dair hisleri, davranış istekleri.
O zaman ne istiyordu mesela?
Nasıl davranmak istiyordu? Bunlar biraz siliniyor.
Muhtemelen anne babalarımız da o yüzden bizi anlamıyor.
Çünkü onlar da halbuki aynı yollardan geçti.
Ama unutmuşlar. Hafızalarında diri tutmamışlar.
Ben bunu diri tutmaya çalışıyorum.
TikTok'u bile bu yüzden kullanıyorum.
Günlüklerim var. Onlar zaten diri tutuyor.
Ama kendim de böyle ergenlerle hep muhabbet ediyorum.
İşte kuzenlerimi gerçekten çok seviyorum küçük kuzenlerimi.
Onlarla böyle olabildiğince muhabbet ediyorum.
Anlamaya çalışıyorum. Kendi ergenliğimi düşünüyorum.
Şimdi sizinle burada konuşuyoruz.
Hatta bir şey değil mi?
Bu bölümü çekerken o kadar iyi hissettim.
O kadar mutlu oldum ki.
Bence bu kanalda veya işte TikTok'ta veya YouTube'da bir yerde ergenlik başlığı altında bir sürü konuyu konuşmalıyız.
Her ne kadar üzerinden 15 yıl geçmiş olsa da ben çoğu şeyi unutmadım.
Ne bileyim geçtiğim yolları unutmadım.
Empati kurabiliyorum hala.
O yüzden bu yaş grubuyla da bağ kurabileceğimi düşünüyorum.
Bu bölümü sevdiyseniz çevrenizdeki ergenlere, ergen ailelerine veya ergenseniz arkadaşlarınıza göndermeyi unutmayın.
Direkt bir dahaki bölüme geçebilirsiniz.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
