
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İnsan kendini yeniden inşa edebilir mi? Yoksa tüm bu kişisel gelişim işleri palavra mı?
Önerdiğim filmler: Her & Neverland🔖
Önerdiğim kitaplar: https://app.hb.biz/4EIOCyhRUypU #reklam #ortaklık
Yeni bölümler çarşamba ve pazar saat 05:00'da tüm podcast platformlarında! ❤️🔥 favori kitaplarımın bazıları https://app.hb.biz/1QjFhPaGIdzf
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Duman olup giden insanlar.
Neyse ki ilk terk edilişim değil ve bu sefer tecrübeliydim.
Çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi, astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma taksimi o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın iyi günler iyi geceler.
Günün hangi saatinde dinliyorsanız 62.
bölümün bu kadar rahatsızlık vereceğini ben de tahmin etmemiştim.
Nereden başlayacağımı açıkçası tam olarak bilmiyorum.
Son zamanlarda benzer birkaç şey geldi başıma.
Ben de onları anlatayım diye düşündüm.
Bu arada aslında devamlı not aldığım bir podcast konuları listem var.
Ama nedense her hafta kendi yaşadığım şeyden eş zamanlı olarak gidiyorum.
Yani öyle gitmek istiyorum. O yüzden de hiç bölüm stoklayamıyorum.
Mesela siz şu an bunu dinliyorsunuz ya.
Ben bu anlatacaklarımı iki hafta içinde falan yaşamış oluyorum.
Burada anlatmak yani bana da iyi geliyor ve kolektif bir şekilde bence bir şeyleri çözüyoruz.
Mesela bugünkü konuya hazırlanırken...
Birden aydınlandığım şeyler oldu.
Aslında şöyle oldu. Bakın çok alakasız bir yerden başlayacağım.
Ve yargılamaya da açık bir konu biraz.
Belki, bilemiyorum. Ben DM'leri hep okuyorum biliyorsunuz.
Ama hani şeye hiç bakmam böyle.
İşte kullanıcı adıdır, fotoğrafıdır.
Herkes aynıdır tamam mı benim için?
Sadece cevap veririm, geçerim.
Kız mı erkek mi ona falan dikkat etmem.
Eğer böyle devamlı konuştuğum insan değilse.
Normal cevaplarım. Bir tane şey vardı, yorum ve DM atan bir hesap vardı.
Ona da normal cevap veriyordum.
Ama nasıl diyeyim, beni rahatsız etse de zekice bulduğum mesajlardı.
Oradan erkek olduğunu anladım.
Şaka şaka. Şuradan anladım.
Her gün onlarca kızla DM'leşiyorum ve hani kızlarla DM'leşmelerimiz hep şöyle.
Ya aşkım işte mi iyi ki geldin, iyi ki geldin falan devamlı böyle aşko kuşko bir haldeyiz.
Bu direkt bam bam hani bana gömen ama haklı da olan bir hesaptı.
Oradan anladım tabii ki zeki olmasından değil.
Neyse maksimum iki gün falan konuşmuşumdur bu arada bu hesapla.
Anonim fotoğrafsız falan bir hesap.
Ya o da şöyle aslında. Hani Her diye bir film vardı.
Bilmiyorum izlediniz mi?
Ama mutlaka izleyin.
O filmi izlediğimde şey olmuştu.
Abi böyle bir şey nasıl gerçek olabilir ya?
Bir insan bilgisayarla konuşurken hani nasıl ona böyle inanır veya bağ kurabilir diye düşünmüştüm.
İşte evrene nasıl diye bir soru sormamak gerekiyor.
Hesapta fotoğraf yok.
Anonim. Takipçi yok. Takip edilen yok.
Fake bir hesap yani. Ve hesapla konuştum iki gün.
Hani düşünün. Belki de o gerçek değildi.
Belki de yapay zeka falandı artık.
Bilmiyorum hala. Gerçi ses kaydı attı ve ama şöyle ses kaydını da başkasına attırmış olabilir.
Her şeyi yapabilir insan şu an.
Belki bir eksimdi. Belki işte ne bileyim eksimin nexti falandı.
Belki biri benimle dalga geçti.
Bilmiyorum ama hoşuma giden bir hesaptı.
Öyle söyleyeyim. Sonra şöyle bir şey oldu.
Bu kişi çocuk diyeceğim yani erkek olduğunu düşünüyorum.
Verdiği bilgiler doğruysa adını bile bilmiyorum bu arada da çok ufak bilgiler var.
Sonra bu hesap kapandı tamam mı?
Yani kapatacağım ben hesabı dedi.
Tamam dedim gitti bu. Bu olay birkaç gün benim aklımı kurcaladı.
Hani daha doğru şöyle rahatsız oldum.
Niye gitti anlamadım.
Ama tabii ki gittiğine göre büyük bir faili vardır.
Yani çünkü böyle demek istemiyorum ki hangi kızın bir işte Herkese açık bir hesabı olsa zaten bir sürü erkek mesaj atıyor.
E bana da gelen mesajlar oluyor illaki.
Ve ben hani ilk kez birine böyle cevap verdim.
Ve o kişi de kapatıp gitti. Yani bunun sebebi ne olabilir?
Ya gerçek falan değildir.
Ya bir faili vardır. Ya evlidir.
Ya sevgisi vardır. Ki bu ihtimaller benim başıma gelen genel hayat senaryosunda daha baskın olabilecek ihtimaller biliyorsunuz.
Muhtemelen evli falandı bu çocuk.
Neyse o öyle gitti. Bu bir.
Sonra ikinci olay şu oldu.
Hatta ikinci ve üçüncü olay. İki tane arkadaşımla ilgili aynı zamanda şunu fark ettim.
Biri beni Instagram'dan silmiş, diğeri de işte storylerini mi gizlemiş, bir şey yapmış.
Hani ben bunları fark etmemiştim bile ve şöyle şeydim.
Mesela işte beni o silen kişiye mesaj atmıştım daha yeni.
Ya ne habersin, ne yapıyorsun? Bayağıdır görüşemedik, nasıl gidiyor falan gibisinden.
Sonra sildiğini fark ettim.
Hani böyle kendimi çok şey hissettim.
Aşırı aptal hissettim.
Diğerinde de aynı şekilde.
Hani ben böyle şeydim. Aramızda bir sorun olduğunu...
Farkında değildim veya ne bileyim bu kadar büyük sorunlar olduğunun farkında değildim.
Ve niye bıraktınız ya beni?
Oldum. Tamam mı?
Bu üçünde de böyle oldum.
Tabii ki kızmıyorum, etmiyorum, üzülmüyorum.
Yani herkesin yolu farklı sebeplerden ayrılabiliyor.
Her zaman biz bu sebebi anlamak zorunda değiliz.
İnsanların seçimine saygı duyuyorum artık.
Ama artık bu örnekleri, yaşananları aklınızda tutun.
Buraya tekrar geleceğiz. Şimdi.
Çok derin mevzulara giriyoruz.
Hazır mısınız? Terapi sürecinden geçtiyseniz veya en basitinden Hayatı Yeniden Keşfedin diye bir kitap var.
Hani lanet bir kitap.
Ben 62 bölümdür.
40 bölümünde falan o kitaptan bahsetmişimdir.
Onu okuduysanız Şema Terapi diye bir şey duymuşsunuzdur.
Basitçe şu aslında. Jeffrey Young diye bir psikolog kişinin çocukluk ve ergenlik döneminde gelişen kendisi, başkaları ve dünya hakkındaki temel inançlarını şema terapiyle kategorize ediyor.
Birkaç tane şema türü var.
İşte mesela terk edilme şeması, sosyal izolasyon şeması, dayanıksızlık şeması, başarısızlık şeması, haklık şeması gibi gibi.
Bunlara bakarsınız. Biz hangi şemaya sahipsek gündelik hayatta o şema bizim bilinç dışımızda çalışıyor aslında.
Ve bizim duygusal tepkilerimizi, ilişkilerimizi karar veriyor.
Ya biz şemalar tarafından yönetiliyoruz gibi bir şey anladığım kadarıyla.
En basit haliyle de zihnimizin geçmiş deneyimlerden çıkardığı dünyayı ve insanları nasıl yorumladığımıza ilişkin böyle bir rehber gibi düşünebiliriz.
Bu arada her zaman dediğim gibi bu tespitleri ben evde televizyon izlerken falan yapıyorum.
Yani üzerine düşünüyorum, okuyorum, araştırıyorum tabii ki ama yani bir terapist olarak değil bir danışan gözüyle burada anlatıyorum.
Tabii ki terapist olarak anlatamam da hani bilimsel şeyler değil diyeyim hani öyle diyeyim.
Kendi araştırıp anladığım kadarını burada aktarıyorum veya işte ne bileyim öyle işte anladınız siz.
Bende de terk edilme şeması var tamam mı?
Bunu biliyorum yıllardır.
Şimdi terk edilme şeması neden oluyormuş?
Bunun iki sebebi olabilirmiş hani kökte.
Kitaba göre söylüyorum.
Birisi aşırı korumacı ve çok güvenli bir çevrede büyüyen çocuklarda oluyormuş.
Ya da duygusal olarak tutarsız bir çevrede büyüyen ve istikrarlı bir şekilde yanında olan kimse olmayan çocuklarda oluyormuş.
Ya günü rahatsız edicilik seviyesine gel.
Podcast'ı düzenli dinliyorsanız bendekinin sebebi nedir?
Az çok tahmin edersiniz. Neyse orası önemli değil.
Adı üstünde yani, terk edileceğine dair bir inanç oluyor insanda.
Ona göre ilişkiler kuruyorsun, ona göre davranışlar sergiliyorsun.
Aslında şöyle, sende terk edilme şeması olunca hayat karşına hep o tarz insanları çıkartıyor.
Sen bir ilişkidesin ve sevgin senden ayrılıyor, her sevgin senden ayrılıyor gibi bir şey değil.
Mesela benim başıma hiç öyle bir şey gelmedi ama en basınan arkadaşların, günlük tanıştığın insanlarla ilgili bile...
Buna çıkabilen olaylar yaşıyorsun.
Çünkü hayat aslında senin orada onu çözmeni istiyor ve sen onu çözene kadar devamlı karşına aynı tip olayları getiriyor.
Mesela işte bir ilişkin bitip direkt başka ilişkin başlıyorsa sen içten içe zaten onun biteceğini biliyorsun.
Belki de yedekte birini tutuyorsun yalnız kalmamak için.
Ya da birden fazla yakın arkadaşın oluyor.
Çünkü biri gidebilir ve diğeri orada olmalıdır gibi.
Ya da mesela bende çok bariz bir şekilde olan bazı şeyler var.
Ben yeni bir ortama girince atıyorum bir kursa başladım.
Bu arada bu yeni bir ortama girdiğimde hep şunu derim bak kendime her seferinde şunu söylerim.
Burada... Hiç dikkat çekmeyeceğim derken hani girdiğim her ortamda dikkat çekiyorum gibisinden değil.
Hani izole kalacağım, kimseyle iletişime geçmeyeceğim gibi bir şey söylerim hep kendime tamam mı?
Veya işte bir kursa başladım, bir okula başladım, işte spor salonuna başladım.
Orada kimseyle yakınlık kurmak istemem böyle, izole kalmak isterim işte.
Kendi bunu çok fark ediyorum.
Hep böyle bunu düşünüyorum.
Çünkü orada asıl düşündüğüm şey, yani hissettiğim şey...
Ben bu insanlara bağlanmayayım çünkü bu kurs, bu spor salonu üyeliği mesela bitecek bir gün.
Kısa süreli şeyler bunlar.
Hani o yüzden kimseyle bağ kurmayayım diye düşünüyorum.
Ya çok saçma değil mi? Ama öyle elimde değil.
Ve genelde ben böyle yerlerde son gün bir bahaneyle oraya gitmem.
Herkese böyle gidip de ya çok memnun oldum, hadi görüşürüz, hoşça kal falan asla diyemem.
O yüzden de son günlerde böyle yerlerdeki etkinliklere hiç gitmem.
O bitiş konuşmasını yapamam.
Bunu çok fazla fark ediyorum kendimde.
Yani hep farkındaydım bu rahatsızlığın da bir örüntü olduğunu yeni fark ettim.
Ya da normalde basit olan bazı davranışlar beni tetikliyor.
Ya mesela hatırlarsanız 50 ilk oluşma 7'de sanırım.
Anlattığım date de biz işte açık hava sinemasındaydık.
Çocuk tuvalete gitti. Yani biraz geç kaldı ya ben şey oldum.
Çocuk tamamen gitti sandım.
Ya da ne bileyim en basitinde hani bir arkadaşım buluşmaya geç gelirse ben çok tetiklenirim.
Ya gelmeyecek herhalde falan olurum.
Ya da uzak mesafe BFF'imle mesela işte devamlı konuşuyoruz mesajdan.
Birkaç gün konuşmayalım ben şey düşünüyorum hani beni sevmiyor mu artık?
Daha doğrusu bunların hepsi önceden hissettiğim şeyler.
Yani artık böyle hissetmiyorum ve bugünkü bölümü çekme sebebim de bu aslında.
Şunu fark ettim arkadaşlar. İnsanın kendini keşfettiği, o rahatsız edici yerleri değiştiği, işte terapiye gittiği, kitaplar okuduğu, podcastler dinlediği, böyle sancılı zamanlardan geçtiği bir süreç oluyor ya.
Ben o süreci iki yıl falan yaşadım.
Son bir yıldır rahatım artık yani kafam rahat, thank God.
O iki yılda hep şunu düşünüyordum.
Ya bunlarla uğraşmayan insanlar hani keyiften geberiyor.
Bu da BFF'imin lafıdır.
Bazen şey diyor. Ya Zeynep biz terapi, carcurt uğraşıyoruz.
Hani kendi geliştirmeyen insanlara bakıyorum.
Keyiften geberiyor adam ya diyor.
Gerçekten o kadar doğru ki.
İnsan hiç bu işlerle alakası olmayan insanları görünce şüpheye düşüyor.
Ya diyor bende mi sorun var tek?
Ya da belki de bu kadar irdelememeliyim.
Anne babalarımız sanki bu işlerle mi uğraştı, işte ben çok mu şımarığım falan diye düşünüyor.
Ya da onu da geçtim, şöyle bir şey oluyor.
Bana oluyordu daha doğrusu, ben ne yapıyorum ya hissi.
Hani bu işe yarayacak mı gerçekten?
O belirsizlik içinde bir yolda gidiyorsun ya, atıyorum terapiye gidiyorsun aylarca, yıllarca.
O uğraştığın şey gerçekten düzelecek ve sonuç verecek mi bilmiyorsun.
Ama onunla uğraşmaya devam ediyorsun.
Bir de son yıllarda wellness, terapi, travmalar bunlar çok gündem olduğu için insan şunu da sorguluyor.
Ben bir akıma mı kapılıyorum?
Bir akımın, kapitalizmin, sosyal medyanın, trendlerin parçası olup kandırılıyor muyum?
Yoksa bu doğal bir şey mi?
Yani hep bir soru. Dediğim gibi en azından ben bazen şüphe içinde ilerliyordum.
Çünkü şöyle bir şey de oluyordu.
O zamanlar çevremde terapiye giden, böyle şeylerle ilgilenen kimse yoktu sanırım.
Sanki... Tek sorunlu benmişim de o yüzden ben gidiyormuşum gibi hissediyordum bazen.
Çünkü bakıyorum mesela işte çevremdeki insanlarla da aynı ekonomik statüdeyiz.
Onlar gitmiyor. E o zaman niye sadece ben gidiyorum?
Hatta belki ben daha zorlanarak gidiyorum.
Belki onlar gitse o kadar zorlanmayacak.
Ama böyle bir bütçe ayırmıyorlar.
E ben niye ayırıyorum? Hani tek sorun bende mi?
Falan diye düşünüyordum.
Şimdi en baştaki örnekleri neden verdim?
Daha doğrusu...
Son zamanda yaşadığım bu şeyler beni neden bu bölümü yapmaya itti?
Çünkü şunu fark ettim.
İşe yarıyormuş. O zamanlar belirsizlik içinde uğraştığım, bazen kendimden şüphe ettiğim, işte sorunlu hissettiğim, tek sorun bende mi diye düşündüğüm şeylerin hiçbiri sandığım gibi değilmiş.
O düşünceler aslında tamamen beynin ve toplumun sabotajı.
Ya biz kendimiz için bir şey yapıyorsak, kendi üzerimizde çalışıyorsak onun ekmeğini eninde sonda yiyoruz ya.
Ya bu hayatta ne öğrendin, neyden eminsin derseniz ya ben bundan eminim.
Şimdi ya Zeynep bu verdiğin örneklerden...
Zaten etkilenmemişsin.
Hani yok arkadaşın storyden gizlemiş, yok hiç tanımadığın biri hesabı kapatıp gitmiş.
Bunu zaten takmamalısın gibi düşünenler olacaktır.
Evet doğru bunları zaten takmamalıyım.
Bir insan normalde bunları takmaz.
Yani ben bunun için bir çaba sarf etmemeliyim.
Ama herkesin human design'ı o kadar farklı ki.
Ya o kadar farklı şekilde büyüyoruz ve bambaşka kodlamalara sahip oluyoruz ki.
Ya bir laf var ya hiçbir kardeşi aynı anne baba büyütmemiştir diye.
Ya kardeşler, hatta ikizler bile bambaşka psikolojiye sahip oluyor.
Ya bir insanın hiç takmadığı bir şeyi bizim kodlamamız veya işte şemamız problem olarak görüp kötü hissedebiliyor.
Ama demek istediğim şey şu.
Uğraştığınızda ve üzerine gittiğinizde herkese normal gelip sizin ekstra çaba sarf ederek normalleşmeniz gereken konuları bir şekilde hallediyorsunuz.
Bu bölümü çekerken daha doğrusu bu bölüme hazırlanırken gerçekten çok zorlandım.
Böyle özel konuları paylaşmak biraz ürkütücü olabiliyor.
Deyip 62 bölümdür her şeyi anlatan ben.
Ama hani bu bölümü bilmiyorum.
Daha özel bence. Sonra düşündüm böyle nimet külfet dengesi mi diyeyim.
Hani bunu düşündüğümde bu bölümün birilerine iyi geleceğine aşırı eminim.
Gerçi kafamı da tam toplayamıyorum açıkçası.
Hani konuyu tam toplayamadım muhtemelen.
Duygusal bir yerde dokunduğu için.
Şunu demek istiyorum aslında.
Ben önceden olsa bu anlattığım örneklerden tetiklenirdim.
Rahatsız hissederdim.
Veya böyle o terk edilme şemasım artık her neyse çalışırdı.
Ben de üstünü kapatırdım başka şekilde.
Ya tabii ki hani burada benim hayatımda hiç görmediğim...
doğruluğundan bile emin olmadığım bir insanla mesajlaşmam hayatımda yer etmezdi.
Ama mesela arkadaşlarımla ilgili olan şeyler, hani onlar böyle sadece tanıdığım insanlar değil.
Gerçekten bir şeyler paylaştım insanlar ikisi de.
Bu bende yer ederdi.
Hani kendimi terk edilmiş mi diyeyim, öyle hissederdim.
Kendimi sorgulardım, ne bileyim, bir mücadele ederdim.
Çünkü şemam tetiklenirdi.
Ama artık bunu yaşamıyorum.
Fark ettiğim ve anlatmak istediğim şey bu oldu.
Kendini kurcalamak, bir şeyleri anlamaya ve iyileştirmeye çalışmak, aslında yani kendini yeniden yetiştirmek, bulanık ve sonun nereye gideceğini hiç öngöremediğimiz bir süreç.
Mesela ben belki boşuna uğraşıyordum, belki de o kodlamaları düzeltmek, işte kendimi daha iyi hale getirmek diye bir şey yoktu.
Zaten çoğu insan terapiye bir gidiyor, iki gidiyor.
İşte üçüncü seansta bırakıyor mesela.
Ama bence mesela terapinin gerçekten işe yaradığını fark etmek için böyle bir üç ay falan düzenli gitmek gerekiyor.
Bu benim yorumum. Çünkü o çok uzun bir yol tamam mı?
Sadece terapi de değil. İnsanın kendi tanıması, kendi üzerine düşünmesi.
Bazı şeyleri o an yaşarken çözümlendiğini anlayamıyorsunuz.
Böyle ilmek ilmek işliyor.
Çok yavaş ilerliyor en başta.
Siz o ilerleyişi hiç fark etmiyorsunuz bazen.
Bazen de duyduğunuz tek bir cümleden anlıyorsunuz ilerlediğinizi.
Mesela bazen bana mesaj geliyor.
İşte senin podcastlerin sayesinde şunu fark ettim, bunu fark ettim falan.
Böyle çok tatlı mesajlar. Ama ben hep şunu söylüyorum.
Bu benimle alakalı değil tabii ki.
Sen zaten ilerlemiş ilerlemiş ilerlemiş böyle en sonuna gelmişsin.
bardağı taşıracak böyle tek bir damlaya ihtiyacın varmış ve sen zaten orada ona hazır olduğun için hayat karşına benim podcast'ımı veya başkasının podcast'ını veya herhangi bir cümleyi, bir filmi çıkartmış, o damla taşmış.
Yani bu tamamen senin hazır olmanla ve o ana kadar verdiğin emeklerle alakalı bir şey.
Ama sonuç olarak yani en de sonunda o meyveleri topluyorsunuz.
Mesela ben şu an gerçekten hayal bile edemiyorum.
O süreci hiç geçirmemiş olsam nasıl bir insan olur?
Mesela hiç hayatın terapiye gitmemiş insanlar ne yapar?
Tabii ki herkes gidemez.
Özellikle son iki yıldır çok değişti ekonomi.
Her şey çok lükse girdi.
Ama en azından hani kendiyle ilgili bir şey çözümlemeye çalışmamış insanlar.
Abi nasıl yaşıyorsunuz böyle?
Bak boş geliyor. Boş bir levhayla yaşıyorlarmış gibi geliyor.
Çok garip geliyor. Bunu yargılayan bir yerden söylemiyorum.
Biraz da yargılıyor da olabilirim.
Çünkü bence yargılamaya hakkınız var.
Ot gibi yaşayan insanları.
Düşünüyorum işte nasıl bir insan olurdum.
Muhtemelen... Böyle huzurlu olmazdım.
Belki kendi içinde çözemediğim şeylerden dolayı etrafa mutsuzluk veren veya insanları kıskanan, hasetlenen, içindeki o çözülememiş huzursuzluğu dış dünyaya yansıtan bir insan olurdum.
İyi giden bir hayat, iyi giden bir insan gördüğümde ne bileyim ona çamur atardım belki.
Hani kesin şöyledir, kesin böyledir.
Neden? Çünkü ben yapamamış olurdum.
Allah korusun ya gerçekten çok kötü.
Böyle farkındalıkların, anlama kapasitesinin insana...
Nasip olması da bir nasip aslında.
Buna bile şükretmek lazım.
Etrafınızda illa görüyorsunuzdur yani o şekilde yaşayıp giden insanları.
Bir de bu bölümü hazırlarken şunu fark ettim.
Buna çok şaşırdım.
Benim küçükken en sevdiğim çizgi film Peter Pan'dı.
Peter Pan mı artık her neyse.
Neden çok sevdiğimi bilmiyorum.
Daha doğrusu bilmiyordum.
Ama şimdi Hayatı Yeniden Keşfediğin kitabında bu arada bu kitabın adı çok şey duruyor farkındayım.
Çok kişisel gelişim falan gibi duruyor.
Ama asla öyle bir kitap değil.
Çok iyi bir kitap. O kitapta terk edilme şamasını okurken orada böyle Peter Pan'dan bir örnek verdiğini fark ettim.
Sonra bir araştırdım. Peter Pan'ın devamlı gitmesi, özgürlüğüne düşkün olması, işte büyümeyi reddetmesi, bunların hepsi terk edilme şemasıyla bağlantılıymış.
Buna var ya şok oldum.
Hatta Peter Pan sendromu diye bir şey varmış.
Yetişkin olmasına rağmen sorumluluktan kaçması, olgun davranmaması falan gibi.
Bu yok gerçi bende. Ama hani mesela bazen diyorum ya işte geç olgunlaştım diye.
Gerçekten hepsi birbiriyle alakalı ya.
Bayağıdır aklımda olan bir şey vardı.
Sabahları çocukken sevdiğim çizgi filmleri açayım böyle bir 15 dakikada olsa izleyeyim diye düşünüyordum.
Oradan çıkarım yapabileceğimden, sevdiğimiz çizgi filmleri sevmemizin bir sebebi olduğundan çok emindim bu arada.
Bu fikir nereden aklıma geldi bilmiyorum ama bayağıdır aklımdaydı.
Ama bu kadar bariz bir sebebi olacağını hiç tahmin etmemiştim.
Bu arada Neverland diye bir film var.
İzlemediyseniz onu da öneririm.
Johnny Depp'in çok güzel bir filmi.
Peter Pan. Neverland'e gidiyordu ya işte oradan sanırım ilham alınmış bir film.
Onunla bağlantılıydı. O filmi de çok seviyordum mesela.
Bir de hatta emojilerde peri emojisi var ya ben onu da çok severim.
O da o Peter Pan'ın yanındaki Tinkle Bellman'e o vardı ya onunla benzediğini fark ettim.
Bunlar böyle puzzle gibi tak tak tak tamamlandı kafamda bölümü hazırlarken.
Çocukken sevdiğimiz çizgi filmler eminim ki çok çok büyük ipuçları bizim çocukluk kafamıza ve iç dünyamıza dair.
Şunu da söyleyeyim. Bu konuları yönelmek çok kıymetli evet.
Ama en önemlisi bence bunların dozu.
Çok fazla işte benim travmalarım var o yüzden böyleyim.
O eğitim, bu eğitim, o psikolog, bu psikiyatr.
Hani bunlarda boğulmak çok tehlikeli.
Bunlarda boğulan insanlar biliyorum.
Bence onun da bir sebebi oluyor.
Belki de gerçekten çözmek istemiyorlar.
Hani oldukları yerde kalmak istiyorlar.
Çok abartıyorlar o yüzden bu sürece.
Bence en sağlıklısı...
Kendini, kendi gözlemlemek, örüntülerini fark etmek, mümkünse terapiye başlamak, yavaş yavaş böyle terapiyi destekleyen şeylerle o süreci yürütmek.
Terapi sürecine eklemen gerekenler diye bir bölüm yapmıştım.
Orada bir de terapiyle ilgili de bir bölüm var.
Onlarda da bahsetmiştim.
Kendi düşüncelerimden. Ama her şeyin fazlası zarar.
Özellikle de şu an o kadar herkes bu kişisel gelişimde kafayı bozmuş durumda ki bu artık çok ciddi bir boyuta ulaştı bence ve biraz tehlikeli bir hale geldi.
Ne bileyim her oturulan masada böyle travmaların falan açıkça konuşulması.
Bunlar beni rahatsız ediyor.
Bunun bu kadar normalleşmemesi gerekiyor bence.
Bir de tabii ki burada işte bu durumu kötüye kullanan umut tacirleri de var.
Ya da buna yaslanarak davranışlarının hiçbir sorumluluğunu almayan insanlar da var.
Herkes bir şey peşinde böyle.
İşte ben balık burcuyum o yüzden böyleyim.
Benim yükselenim akrep o yüzden kıskancım.
Annemle babam boşandı o yüzden sorunluyum.
İşte babam annemi aldattı o yüzden bağlanamıyorum.
Hayır abi yani bunlar sadece...
Seni tanımlayan ve senin başına gelen olaylar.
İradenle yaptığın her bir davranışın sorumluluğu sadece sende ve senin zihninde.
Hani suçu travmalarına, astrolojiye, psikolojiye atıp köşeye çekilemezsin.
Bilinçli bir yetişkin olarak kendine bir yol çizebilir ve kendini yeniden büyütebilirsin.
Neyse öyle işte.
Bugünkü bölümü çekmek istememin sebebi buydu.
Yani daha doğrusu şuydu. O süreçlerden geçerken bir sonuca ulaşıp ulaşmayacağımdan emin değildim ve...
Dediğim gibi bulanıklık içinde devam ediyordum.
Ama şu an baktığımda daha önce yaşasaydım etkileneceğim şeylerden şu an çok daha az etkilendiğimi hatta etkilenmediğimi fark ettim.
Bunun tek sebebi de benim o süreçte kendime emek vermem, bu işlerle uğraşmam ve kendimi yeniden yetiştirmemdi.
Eğer böyle bir süreçten geçiyorsanız ve aklınızda böyle soru işaretleri varsa, acaba ilerleyecek miyim, acaba işe yarayacak mı veya ileride şu an verdiğim tepkileri vermeden daha huzurlu, daha sakin
bir şekilde olayları yaşayabilecek miyim diye kafanızda soru işaretleri varsa, evet yaşayabileceksiniz.
Hepinizi seviyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
