
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Avukatlıktan podcasterlığa geçişimin ilk yılı nasıldı? 👀 Yeni bir işe başlamak, meslek değiştirmek, podcast/içerik üretmek ve hayatın kıyakları üzerine konuşuyoruz 🤓
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
#reklam mecburi*
Transkript
Yeni bir yola çıkmak istesem ama cesaret edemesem, hiçbir fikrim yok nasıl yapacağım, nasıl ilerleyeceğim diye düşünsem bu bölüme denk gelmek isterdim.
Genciz, çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi, astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma taksimi o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepimizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi zamanda rastlaştıysak 77.
bölüme iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Bu bölümü hem yeni bir işe girişmek isteyen ama kendine güvenemeyenler için hem de uzun zamandır beni takip edip güzel haberler bekleyenler için hayat güncellemesi tadında biraz çekiyorum.
Bölümün sonunda da şok olduğum bir şeyden bahsedeceğim.
Ama şimdi ya aslında uzun bir girizgah yapacağım.
Burayı anlatmasam da olur da anlatayım ya.
Bugün tüm gün Ikea'daydım tamam mı?
Vlog çektim bir yandan.
Bir yandan hasizim falan.
O yüzden işim çok uzun sürdü.
Burada YouTube vloglara başladım ve baya güzel gidiyor.
Sevdiniz. YouTube'dan da bilinç akışı podcast olarak izleyebilirsiniz.
Neyse şunu fark ettim. Eskiden Ikea'ya gidince çok mutlu olurdum.
Ya bu bir event yani hani bilirsiniz.
Ikea'yı gezer, gereksiz şeyler alır, köfte yer, defolup gidersiniz.
Biz de hep böyle yapardık yıllardır.
Ama son zamanlarda...
Belki de son yıllarda.
Ben iki aya o kadar çok yalnız başıma gittim ki.
Ofisi taşıdık kaç kez gittim.
Eve çıktığım kaç kez gittim.
Oraya git dolaş güzel bakın oralar ona bir şey demiyorum.
Ama sonra o ağır ağır kolleri raftan bul alışveriş arabasına koy.
Git öde otoparka in.
Alışveriş arabasını servis alanında bırak.
Git kendi arabanı alıp gel.
arabaya o koca kutuları tek başına yükle ve sığdırmaya çalış.
Sonra kutuları eve gidince ya da işte ofise gidince yukarı taşı.
Onları açıp kendi başına yapmaya çalış.
Ya bunu o kadar çok yaşadım ki son zamanlarda.
Son 2-3 yıldır.
Tercihen yalnız oldu bu arada.
Hani arkadaşlarım, kardeşim, babam falan, kuzenlerim de yardım ederdi de ben çağırmamışım nedense.
Bugün de öyle olunca Ikea'da benim acayip modum düştü.
Zaten dediğim gibi biraz halsizdim.
Masa almaya gittim. Ulan bakıyorum herkes eşiyle sevgisiyle geziyor zaten.
Ben sizle geziyorum vlog çektiğim için.
Sonra çok ağırdı tamam mı?
Masanın da iki kutusu vardı. İkisi de çok ağırdı.
Onu raftan zaten indirdim.
Sonra otoparka gittim.
Arabayı getirdim falan. Yanında da bir tane kız böyle bekliyor.
Babası getirdi arabayı.
Zaten şöyle bir şey.
Hani Ikea'ya gittiğinizde biraz gözlemlerseniz.
Kadınlar sadece yürüyor.
Her şeyi yanlarındaki erkek zaten yapıyor ve taşıyor.
Mesela kasaya gittiğinde de erkek ödeme kısmında oluyor.
Kadın orada işte poşetleme yapıyor.
Sonra otoparka indiğinizde de kadın bekleme yerinde bekliyor.
Erkek arabayla getiriyor.
Tahmin edelim kim ikisini birden tek başına yapıyor.
Neyse ben uğraşıyorum falan zar zor sığdırdım.
O yanımda bekleyen kızla babası da geldi.
Kocaman off-road arabasına tık tık yüklediler.
Basıp gittiler tamam. Ben de böyle küçük poloma sığdırmaya çalışıyorum.
Böyle kutunu ağzını açtım bir şeyler yaptım falan.
Ya dedim ki hani hayat bir bana mı zor?
Yani zorluk da değil tabii ki.
Bu sonuçta burada şükretmem gereken şeyleri de görüyorum yanlış anlamayın da.
Kızla babası da değil derdim.
Ben söylesem benimki de gelir dediğim gibi.
Ama yani ben artık 30 yaşındayım ve babamı hani oraları çağırmak istemiyorum.
Adam kaç yaşına geldi? Hani bunlarla uğraşmak istemiyorum.
Kendime kızdım biraz aslında.
İşin özü oraya geleceğim.
Hani kendi suçunmuş gibi hissettim bu durumda olmak.
Ama sonra kafamın çalışma şeklinde bir şeyden şikayet etmek yerine şükredeceğim şeyleri düşünmeye başlayacak şekilde eğittiğim için artık hemen güzel şeyleri düşünmeye başladım.
Bir kere İstediğim şartlarda yaşıyorum öyle ya da böyle.
İstediğim masayı aldım mesela.
Hani bu falan okey bunların farkındayım.
Hatta şöyle diyeyim ben bu masayı almayacaktım tamam mı?
Çünkü yani borçlanmayayım diye.
Dedim ki hani para gelirse alacağım ben bu masayı.
Sonra dün beklemediğim böyle ufak bir iş geldi onunla aldım.
Yani aslında baktığımızda geçen hafta ben bu masayı almıyordum, alamıyordum.
Lüksdü benim için. Ama bugün değil.
Hani bu da bir şükür sebebi zaten.
Sandalyeleri alamadım bu arada ama olsun.
Onu da alırız. Gelir para.
Hallederiz. Cüz'i bir şey bu arada masada.
Ama hani ben artık borçsuz yaşamak istiyorum arkadaşlar.
Bu kredi kartına borç olayı beni psikolojik olarak çok zorluyor.
Ya ben mi abartıyorum bilmiyorum.
Bir süre böyle ne kadar ekmek o kadar köfte moduna girmeye çalışacağım.
En azından bir hesaplı kitaplı yaşamaya çalışıyorum artık.
Normalde şöyleyim çünkü.
Tamam ya alayım ben bunu.
Gideyim alayım. İşte şuraya da gideyim.
Şunu da yapayım. Para her türlü gelir zaten.
Bu arada gerçekten de her türlü geliyor.
Mesela ben bu masayı geçen hafta alsaydım para bugün yine gelmiş olacaktı da.
Yine de ben bir süre daha sakin, hesaplı kitaplı yaşayacağım efendi gibi.
Kıtlık bilincinden değil hedonistik alışkanlıklarımı biraz törpülemek için.
Neyse abla konuya gir.
Giriyorum. Şimdi güzel şeyleri düşünmeye başladım.
Bu arada yine battaniyenin altındayım ve daha da kötüsü oldu.
O kadar laf ettiğim mikrofonumun süngeri kayboldu.
Ben de oraya kilotlu çorap taktım.
Umarım sesim iyi geliyordur.
İşte güzel şeyleri düşünmeye başladım moralim bozulunca dedim ya.
Bölümün başında dediğim gibi...
Bu bölümü bir işe girmek istiyorsanız, bir şeye başlamak istiyorsanız ama cesaret edemiyorsanız, kendinize inancınız çok yoksa size belki ilham olur.
Biraz da kendime de bir teşekkür gibi olur diye çekiyorum.
Hem podcast'te hayatımla ilgili böyle çok güncelleme yapmadığımı fark ettim.
Bana gelen DM'lerden anlıyorum onu da.
Soru soruyor insanlar bana da ben onları anlattığımı zannediyorum.
Meğer anlatmıyormuşum. Kopuk kopuk aralarda bahsediyormuşum.
O yüzden şöyle bir toparlayacağım.
Şükrettiğim şey de anlayacağınız üzere podcast'ın veya benim şu andaki iş hayatımın diyebilirim herhalde artık geldiği noktayla ilgili.
Şimdi Aslı Kıvanç diye bir kadın var.
Belki biliyorsunuzdur.
2023 Ekim'de ben ona bir mail atmışım.
Sizin bana attığınız mesajlar gibi bir mail.
Görünce şok oldum çünkü her gün onlarcasını alıyorum artık o mail tarzındaki mesajların.
Neyse podcasta başlamak istediğimi ama cesaret edemediğimi, onun vloglarını izleyince, disiplinini görünce bundan ilham aldığımı, iş hayatından gelen o planlama ve disiplin alışkanlığının sosyal
medyada çok avantajlı olduğunu anladığımı ve podcastın altından kalkacağıma inandığımı söyleyen bir mail atmışım.
Yani aslında kadına diyorum ki...
Bu iş bana korkutucu geliyordu.
Bir de o sırada aktif olarak avukatlık da yaptığım için tabii ki daha çok korkuyorum muhtemelen.
Ama senin vloglarından anladığım kadarıyla sen de kurumsaldan gelen bir insansın.
Kurumsalda edindiğin alışkanlıkları, hani sosyal medyada lehne kullanmışsın, içerik planlamandır, duruşundur, bu konularda kendini geliştirmişsin.
Bana ilham oldun diyorum. Kadının da o zaman ben hatırlıyorum bakın.
Belki de hesabı benimki gibi falandı biliyor musunuz?
Belki bir tık daha fazladır.
Ama kesinlikle hani 50 bin bile yoktu bence onun hesabı o zaman.
Ben YouTube'daki vloglarını izliyordum.
Bir de o kadın caddede oturuyor.
Her gün Göztepe Parkı'na yürüyüşe gidiyor.
Ben de her gün Göztepe Parkı'na yürüyüşe gitmek istiyorum o zamandan beri.
Caddede oturmak istiyorum.
O yüzden de muhtemelen kadını ben çok seviyordum o zaman.
Şu anda da seviyorum da. Vloglarından da böyle bir çıkarım yapmışım.
Sonunda da demişim ki... Podcast kanalım büyüdüğünde seni konuk alacağım.
Abi özgüvene bak Allah aşkına daha başlamamışım bile.
Bu maile denk gelince var ya o kadar garip oldum ki.
Ya düşünsenize iki yıl önce bir işe girerken birine mail atıyorsunuz.
O iş olacak mı olmayacak mı hiçbir şey belli değil.
Ama içinizde bir istek var.
Bir yandan böyle bir içinizde bir inanç var.
O yüzden başlıyorsunuz.
Sonra o iş oluyor ve iki yıl sonra...
O maile denk geliyorsunuz.
O iş oluyor derken tırnak içinde söylüyorum.
Hani şu anda işte ben şöyle bir yere geldim, böyle bir yere geldim anlamında demiyorum.
Ama sonuçta iki yıl önceki başlangıç noktamdan daha iyi bir yerdeyim.
O anlamda söylüyorum. Kendinizin geçmişteki haliyle bir bağlantı bu aslında.
Ben o maili okuyunca iki yıl önceki endişelerimi, kaygılarımı, başlasam mı, başlamasam mı, ikilemimi hatırladım.
Yani o maille resmen kendi geçmiş halimle bağlantı kurdum.
Çok garipti. Konuk monuk istemiyorum da.
O yüzden kadını çağırmayacağım.
Sanki çağırsam kesin gelecek bu arada bilmiyorum.
Belki de gelmezdi yani. Onda hesabı büyümüş bayağı sonuçta.
Abi aklıma geldi bu arada şu anda.
Bazen bana insanlar mesaj atıyor.
Şey diyor, Zeynep ben konuk gelebilirim sana.
Ama hani normal senin benim gibi insanlar hani.
Anladınız mı? Kanka nasıl bir özgüven bu ya?
Ya profilin kitli, herhangi bir içerik üretmiyorsun.
Hayatında hiç podcast yapmadın muhtemelen.
Ve bir podcast kanalına konuk olmak istiyorsun.
Şey falan diyorlar işte benim de çok date hanım var.
Ben de anlatırım 50'lik buluşmalarda falan diyorlar.
Ya helal olsun valla ne diyeyim ben kendi kanalımda her hafta iki kere mikrofonun başına oturuyorum ve her seferinde geriliyorum.
Her seferinde heyecanlanıyorum başlarken.
Bir şey demiyorum helal olsun.
Neyse iki yıl önce mail atmışım ve başlamışım podcast'e.
Ama şöyle yani iki yıldır yapmıyorum aslında podcast'ı.
Bir yıldır düzenli üretiyorum.
Ondan önceki bir yıl yani kadına ilk mail attığım zamanlar yapsam mı yapmasam mı falan diye düşünmekle vakit kaybıyla geçti.
Hani böyle bir iki bölüm atmışım da onlar da çok düzensiz falan.
Şu an bir yıl daha ileride olabilirdim resmen.
Bunu düşündüm. O vakti kaybettim.
Şu an bir yıl sonraki halim nerede olacak bilmiyorum.
Ama ben şu anda bir yıl sonraki halimin olduğu yerde olabilirdim.
Vay be. Neyse doğru zaman şimdidir.
Onda sıkıntı yok. Bu maili gördüm sonra podcast tarafında güzel gelişmeler oldu.
Şimdi arada söylüyorum ya bakın bunu anlatacağım çünkü ben başlarken bu konularda hiçbir şey bilmiyordum.
Belki bazı insanlara fikir olur.
Başka sektörde bile olsanız bir sektörü bilmeden oraya girdiğinizde birçok farklı ihtimalle olduğunu anlamanız açısından belki bir fikir olur.
Arada söylüyorum ya ben podcast'e...
Düzenli içerik üretmeyi kafaya koyunca Podcast BPT'den danışmanlık almaya başlamıştım.
Editlerimi, görsellerimi yapıyorlardı, danışmanlık veriyorlardı işte her ay.
Ben buna başlarken sorduğum soru şuydu.
Aylık ödemem gereken tutan ne kadar?
Birinci soru bu zaten. İkincisi de reklam almaya başladığımda minimum reklam ücreti ne kadar olur?
Tabii buna net bir tutar söylemiyorlar.
Sonuçta herkesin reklam ücreti farklı.
Ama ben hiç bilmediğim için ısrarla bunu biraz sormuştum.
Ortalama bir şeyler öğrenip kafamda şey düşünmüştüm.
Ya tamam ben bu yatırımı yapayım.
Her ay danışmanlık ücreti ödeyeyim.
Reklam almaya başlayınca zaten birkaç bölümde amorti ederim.
O zamana kadar ödediğim danışmanlık ücretini.
Yani bir nevi yatırımı amorti etmek yönünden baktım aslında.
Neden Edith'e falan para verdin derseniz bunu arada söylüyorum.
Hep de söylemeye devam edeceğim.
Ya ben şuna inanıyorum. Hayattaki her işte, her girişimde yani en ufak bir işte bile aslında ciddiye aldığınız bir işte adam akıllı başlamayı göze alıyorsan orada işi bilen insanlarla ilerlemek, bir ekiple çalışmak
her zaman daha hızlı ilerlemeyi sağlıyor bence.
Yani ben buna inanıyorum. Kendi mesleğimde de bunu gördüğüm için bunu uygulamaya çalıştım en baştan beri.
Ben edit'i de kendim yapıyordum.
Görselle kendim yapıyordum.
Ama istediğim gibi profesyonel olmuyordu.
Amatör kalıyordu zaten. Ben ne görsel tasarımcıyım ne editörüm.
Hiçbir şeyi tam yapamıyordum. Böyle sürekli öğrenmeye çalışıyordum YouTube'dan falan.
Bir yandan da çalışıyordum.
O yüzden gerekli profesyonelliği gösteremiyordum ki istediğim kadar uğraşayım zaten bu işi kendi mesleği olan insanlar kadar yapamam sonuçta.
Neyse kısa vadeli değil de uzun vadeli bir iş olarak düşündüğüm için bunu...
Profesyonel başlamak ve öyle ilerlemek istedim işin özü.
Bugün bir yılın sonunda ne kadar doğru düşündüğümü anlıyorum bu arada.
İyi ki böyle yapmışım. 20 yaşında başlasam muhtemelen bunu akıl edemezdim ama 29 yaşında başlayınca akıl edebiliyorsunuz işte.
Bir ara bırakacaktım tamam mı ben, Nisan ayında.
Başladığımın 6. ayıydı.
Ya artık var ya böyle sıkıldım, burnout oldum.
Ya adliyeye gidiyorum, karakola gidiyorum, ofise gidiyorum, müvekkillerle görüşüyorum, bir yandan bölüm çekiyorum, bir yandan sosyal medya yapıyorum falan.
Ya hiçbir şeye yetişemiyordum.
Dedim ya bu işi yapamayacağım ben herhalde.
Oraya ödediğim ücret de bana artık...
fazla gelmeye başladı. Eve falan çıktım o sırada böyle bayağı masrafım oldu.
Sonuçta hani havaya ödediğim bir para o sırada o benim.
Çünkü bilmiyorum olay nereye gidecek, ne olacak, ne bitecek.
Yani sonunda hiçbir şey olmaya da bilir.
6 ayda ciddi bir zaman yani siz 6 ay bir yere böyle düzenli para öder misiniz mesela inanmadığınız bir şeye?
Ödemezsiniz. Ben inandığım için ödüyordum ama 6 ayın sonunda artık böyle inancım biraz kırılmaya başlamıştı.
Orası benim için bir Kırılım noktasıydı biliyor musunuz?
Hani sorsanız şu anda bana bu podcastte kırılım noktan ne zamandı diye ben o zaman derim.
Nisan ayında bırakmayı düşündüğüm zaman.
Bunu ileride bir yerde de anlatırım aklımda olsun.
Neyse o zaman kırılım noktasıydı.
Şimdi Nisan ayına kadar 6 aydır...
Böyle toplantı yapıyoruz biz her ay.
Bana hep şey diyorlar, iyi gidiyoruz falan diyorlar.
Ben de dedim ya bunlar herkese öyle diyorlardır.
Sonuçta ne diyecekler bir insanın yüzüne karşı yok ya beklediğimiz gibi gitmiyor falan diyecek halleri yok diye düşünüyordum.
Bıraksam mı ne yapsam falan diyorum işte.
BPD'den ilgilenen arkadaşa dedim ki, ben dedim şimdi görsel tasarım, danışmanlık ve edit ücreti ödüyorum ya.
Üçünü birlikte ödüyorum ben.
Bu bir paket gibi düşünün.
Dedim ben görsel tasarım ve danışmanlık olmadan sadece...
edit'e ücret ödemek istiyorum.
Yani o ücreti minimuma indirmenin derdindeyim.
Ve hatta yani hala fazla gelen bir ücret söylerlerse de kapatıp gideceğim dükkanı.
O noktadayım. İşte bakın orada BPT güzellik yaptı.
Normaldeki ücretlerinin bayağı bir altında danışmanlığı da bana bıraktırmadan güzel bir fiyat verdiler.
Siz de çalışmayı seviyoruz.
Değer verdiğimiz ekipleri kaybetmek istemeyiz falan yazmış hatta baktım şimdi.
Kızı da yanlışlıkla aradım. Allah'ım bu saatte profifa tarafına bakıyorum sandı kesin ya.
Neyse öyle yazmış işte çok tatlı.
Ben de en kısa zamanda normal şartlarda ödemeye devam edeceğim falan demişim.
Ya adamların sanki orada benden gelecek 3-5 kuruşa ihtiyacı var.
Hani anlamadım tamam mı ben o an?
Şey düşünüyorum. Bunlar bana geçici indirim yaptı devam edeyim diye.
Tamam diyorum hani ben Eylül'de falan normal fiyattan ödemeye devam ederim.
Bir yandan da beni rahatsız ediyor.
Hani onları zorlamış gibi hissediyorum.
Nasıl diyeyim? Var ya aylarca kafamı kurcaladı.
Aramıyordum, utanıyordum.
Diyordum ya çok az para ödüyorum, şimdi soru sorarsam ayıp olur falan diye düşünüyordum.
Sonra abi çok şaşırdığım bir şey oldu.
Şimdi ben danışmanlık alıyordum ya, bu bir çalışma modeli.
Diğer çalışma modeli de...
Ajans olarak çalışma şekliymiş.
Ben BPT'nin öyle çalıştığını bilmiyordum.
Sadece şunu biliyordum.
Ortamlarda satılacak bilginin menajeriler.
Tamam bunu anladım. Ama hani gerisini hiç görmedim, bakmadım ve düşünmedim.
Tamam mı? Bunların bir ajans olduğunu falan ben anlamadım.
Sektörle de hiç alakam olmadığı için ben şey sanıyorum.
Sonsuza kadar BPT'ye danışmanlık ücreti ödeyeceğim.
Hani reklam alsam falan bile bu danışmanlık ücretine devam edeceğim sanıyorum.
Reklamları falan kendim yapacağım sanıyorum.
Bu dediğim şey Nisan'da oldu.
Sonra yaz sonuydu sanırım.
Dediler ki istatistikler çok iyi gidiyor.
Biz sizle Ekim'den itibaren danışmanlıktan çıkıp ajansınız olarak çalışmak istiyoruz dediler.
Yani aslında menajerlik sistemi gibi düşünün.
Reklam getiriyorlar, komisyon alıyorlar basitçe.
O kadar şaşırdım ki buna.
Çünkü en başta ben böyle bir sistem olduğunu bile bilmiyordum.
Şu an bakınca diyorum yani alık mıyım, saf mıyım, sonsuza kadar danışmanlık ücreti ödeyeceğimi nasıl düşündüm?
Ama dediğim gibi ben böyle bir çalışma sistemi olduğunu bilmiyordum.
Artık menajerimiz var anlayacağınız.
Göz aslan mıyız ya?
Hatta menajerimizle tanışın.
Adı Melisa. Çok tatlı birisi.
O da podcast yapıyor. O zaman sana bir soru podcast.
Onu da seveceğinize eminim.
İşte şu an... Reklama Melisa bakıyor.
Edit'i, görseli ve danışmanlığı diğer arkadaşlar yapıyor.
Bildiğin ekip olduk. Ben başlarken bu ihtimalin varlığından haberdar bile değildim dediğim gibi.
Hani sektörü de bilmediğim için.
Reklamı falan kendim ayarlayacağım sanmam komik bu arada.
Ya tabii ki ayarlayabilirsin.
Bir sürü insan kendisi ayarlıyor.
Ama ne bileyim. Öyle işte artık podcast ajantım.
BPT oldum. Yayında BPT'ye geçmiş oluyor.
Bilinç Akışı Podcast'ın altında Zeynep değil Podcast BPT yazısını göreceksiniz.
BPT'nin Instagram hesabında falan da paylaşılacak yeni bölümler, işte bölüm postları, story falan atacaklar.
Hem profesyonellik hem de görünürlük açısından güzel olacak.
Hashtag reklam değil, süreci anlatıyorum sadece.
Ve arkadaşlar, benim buraya danışmanlık ücreti ödemeyip ajans olarak çalışmam sebebiyle artık kazandığım...
İlk para budur.
Kazandığım ilk paranın menfi olması peki?
Her ay danışmanlık ücreti ödememek benim kazandığım ilk para.
Ama bu arada bir şey diyeyim mi? Normal şartlarda Eylül'de zamlanırdı tahminimce.
Ve hani muhtemelen devam edemezdim.
Öyle az bir tutarda değil her ay ödemek için.
O yüzden bunu artı olarak görüyorum.
Ve bu bile benim için güzel bir şey.
O yüzden başladığımın 11.
ayında, Ekim ayında podcast'ten ilk paramı kazanmış sayıyorum.
BPT'ye de çok teşekkür ediyorum.
Birlikte büyümeye ve güven ilişkisine çok inanan biriyim.
Onlar da öyleler ve en düştüğüm anlarda, o kırılım anlarında bırakmamam için yapabilecekleri her şeyi yaptılar.
Ödemelerde geriden geldim, ettim.
Onu da bir kere bile sorun yapmadılar.
Beni toparladılar anlayacağınız.
Normalde ben bu ajans fikrine uzağım.
Yani Instagram için de bir sürü ajans yazıyor artık.
Bazılarıyla görüştüm. Ama yok yani benlik...
gibi gelmiyor bana. İstemiyorum.
Ama podcast tarafı başka bir dünya.
Zaten BPT ile bir yıldır birlikte çalıştığım için o güven ilişkisi oturmuştu.
Gözüm kapalı okeyladım. Şaka şaka.
Sözleşmeyi harfiyen okudum.
Bu arada böyle işlerde var ya avukatsız hiçbir sözleşmeye imza atmayın.
Geçen bir ajansla konuşuyorum.
İşte sözleşmede Bir yıl yazıyor ama istediğinizde bitirebilirsiniz dedi bana tamam mı?
Sözleşmenin süresini sordum.
Bir yıl yazıyor ama istediğinizde bitirebilirsiniz diyor.
Sonra dedim sözleşmeye gönderir misiniz?
Sözleşmeye cezai şart koymuş abi.
Hani bir yıldan önce feshedilmesi halinde tazminat ödüyorsunuz öyle söyleyeyim.
Ya ben avukatım bunu bana diyebiliyor.
Avukat olmayana...
neler neler der ve hani altından girer üstünden çıkar kötü niyetli bir ajansta ve kandırabilir gayet de.
O yüzden dikkat edin.
Avukatsız hiçbir yerde sözleşme falan imzalamayın.
Neyse kazandığım ilk para bu.
İkincisi de çok minik bir şey ama çok heyecanlıyım.
Anlamsız bir heyecan. Şimdi siz bunu dinlerken geçmiş bölümlere bir ay kalacak kadar yani bir ay süreyle kalacak kadar spot reklam eklenmiş olacak.
Niyeyse ben buna bir hani böyle çok tatlı geldi bana bilmiyorum ya.
Bu arada oradan gelecek şey çok cüzi bir şey.
Ay sonunda bölümlerin dinlenmesi başına hesaplanıyor gibi düşünün.
O yüzden cüzi bir şey kalacak muhtemelen de.
Çünkü şu tarafan da düşük anladığım kadarıyla.
Ama benim için parayla ölçülemeyecek tatlı bir başlangıç.
Siz yine de devamlı bölümleri arkada açık bırakın.
Şöyle bunu yapın.
Eski bölümler devamlı dönsün tamam mı?
Dinlenme artsın. Oradan gelecek paradan dolayı değil.
Hani bu reklamdaki paradan dolayı değil.
Ama başka markalara giderken, istatistik gösterirken işimize yarar.
Yemin ederim var ya her bir dinlenmeyi ilmek ilmek elde ettim ya.
Ya yine çok uzattım da son olarak şunu anlatacağım.
Şok ötesi şok olduğum şeye geçiyorum.
Geçenlerde bir üniversiteye söyleşiye gittim tamam mı?
Çok tatlıydı. Aklıma şu geldi dönerken.
Bir buçuk iki yıl önce ben Deniz Zülgeroğlu'nun bir üniversitede söyleşi vereceğini gördüm.
Sonra bunu görünce dedim ki ya dedim bir gideyim de bakayım hani podcasterlar bu işi nasıl yapıyor?
Orada söyleşide nasıl konuşuyorlar?
İleride ben de giderim falan diye.
Yani şu an inanamıyorum cidden bu özgüvene.
Kalktım gittim. Dinledim falan.
Hatta söyleşi bitiminde arkasından böyle pıt pıt gidip ya dedim Deniz ben de bölüm sonu şarkısı koymak istiyorum podcastlerime.
Bunu senin yaptığını görüyorum sadece.
İzin verirsen ben de bu formatı kullanmak istiyorum dedim.
Şimdi hukukçu olmanın bazı deformasyonları var tamam mı?
Her şeyi böyle telif gözlüğüyle falan bakıyorsunuz içerik üretirken.
Ben böyle esinlenmemeye bile çok dikkat ediyorum ki halbuki olabilecek bir şey.
Esinlenmeyi de geç. Ben bazı yaptığım şeyleri birebir kopyalayan podcastler görüyorum.
Sonra giriyorum Instagram'ına bakıyorum beni takip ediyor mu diye.
Takip ediyor beni yani belli benden görmüş.
Hani bu bilmiyorum bu piyasada demek ki herkes birbirinden bir şeyler kopyalıyor.
Ama ben o zaman daha en başında olduğum için ve işte mesleki deformasyon olduğu için bunu sormam gerektiğini düşünmüştüm.
O yüzden de sormuştum. Bu arada ben takmıyorum öyle şeyleri işte esinlenmedir, kopyalamadır falan.
Çünkü herkesin yolu farklı.
Ben her zaman özgünlüğün çalışacağını düşünüyorum.
Yani bir insandan bir şeyi kopyalayabilirsiniz ama özgün olmadığınız sürece...
O şey bir yere kadar gider.
Devamı gelmez gibi geliyor.
O yüzden kendim de hep özgün kalmaya çalışıyorum.
Neyse öyle dedim ona sordum.
O da dedi ki ya olur mu tabii ki kullan.
Eskiden TRT'de vardı bu format işte ne dedi ya.
Evet şimdi sıradaki şarkı derlerdi falan dedi.
Tam hatırlamıyorum ne dediğini.
Ben üniversitedeki söyleşiden sonra bu olayı anlattım storyde.
Kadını etiketlemedim bile.
Böyle şeyleri çünkü hiç sevmem.
Yani hani böyle ne bileyim onu orada etiketlemek.
Ya da gidip işte böyle bir şey için mesaj atmak, bir şey ricada bulunmak, hani görünür olmak için yorum yazmak falan.
Böyle şeylerden hiç hoşlanmıyorum tamam mı?
O yüzden kadını etiketlemedim bile.
Diğer gün uyandım. Henüz Zülgeroğlu mesaj atmış.
Tebrik ederim ben seni dinleyerek uyuyorum biliyor musun yazmış.
Ben de sandım ki birileri bu story'ümü ona gönderdi.
O da hani gördü benim podcast kanalımı.
O an dinlerken uyuyor bir yandan da falan böyle bir şey sandım.
Hani o an uyuyacak ve bir yandan da beni dinliyor sandım.
Sonra demez mi? Şu ana kadar yayınladığın tüm bölümleri dinledim.
Her gün bakıyorum yeni bölüm atmış mısın diye.
Hep seni dinleyerek uyuyorum dedi.
What the fuck man? Ya o kadar şaşırdım ki.
Verdiğim cevabı söylüyorum.
Sen dinliyorsan daha çok bölüm atarım Queen.
Cevabın saçmalığı yani bizim sevgi dilinin hizmet bağımlılığı oluşu.
Sudebel kız TikTok'tan beni takip etmeye başladığından beri TikTok atmaya utanıyorum.
Ya diyorum ki beni mizah gurmesi.
Sude Belkıs takip ediyor ve şu an atacağım TikTok'u izleyecek.
Bu kız da ne mi almış ya deyip böyle hani unfollow eder falan diye yemin ederim TikTok atmaya utanıyorum.
Şimdi de Deniz Zülgeroğlu dinliyor diye podcast atamayacağım şaka şaka.
Ama hani ne bileyim ya mutlu oldum.
Şarkıcı olmak isteyip Tarkan'ın beni dinleyip sevmesi gibi bir his bu.
Ya da böyle ressam olmak isteyip Picasso'nun eserlerimi beğenmesi gibi bir şey falan.
Yani podcast alanında kim var abi?
Zaten hani Türkiye'de podcast bayrağını diken iki insandan birisi tüm bölümlerimi dinlemiş ve podcast'imi seviyor.
Hani tabii ki bu beni onore etti.
Bir podcaster'a da podcast sevdirmek zordur bu arada.
Bir de Denizli ben hayatımın en zor döneminde hiç yani hiç bilmediğim bir ülkede sıkıntıdan saatlerce yürüdüğüm zamanlarda tanıdım.
O kötü zamanlarda bana arkadaş olmuştu.
Podcast dinlemeyi de hiç sevmezdim ve saçma bulurdum.
Bana sevdirmişti. Dolayısıyla podcast ile başlamamda da büyük katkısı oldu.
Bu arada bir şey diyeyim mi? Ben şimdi birisi hakkında bunu diyorum ya.
Siz de benim hakkımda bunu diyorsunuz.
Bana böyle mesajlar atıyorsunuz.
İşte çok kötü ve çok yalnız bir zamandayım.
Bana arkadaş oluyorsun falan diyorsunuz.
Ya da işte podcast dinlemeyi hiç sevmiyorum.
Sadece senin podcastini dinliyorum falan diyorsunuz.
Bu çok garip bir his. Başkasına beslediğim hislerin aynılarını başkalarına beslemek gerçekten Çok duygusal bir his.
Hatta ilk başladığım zamanlarda bir arkadaşım vardı işte.
O beni çok yüreklendiriyordu.
Ve cesaretlendirmek için hep Deniz Zülgeroğlu'ndan örnekler verirdi.
Bizim için böyle bir queen de anlatabiliyor muyum?
Hani bir idoldu. Fanatik kişileri hiç sevmem bu arada.
Hani öyle bir yerden söylemiyorum.
Ya inanmıyorum falan gibi bir yerden söylemiyorum.
Hatta şöyle bir his var içimde.
Sanki içten içe bunu biliyordum.
Yani nasıl anlatabilirim bunu bilmiyorum.
Yani bir yandan şaşırmadım ama bir yandan da şaşırdım.
Öyle bir his. Neyse bu benim şahsi meselen ve şahsi başarımdır.
Öyle söyleyeyim. Mesela siz de bana ben sizin podcastınızı dinlediğimde paylaştığımda şaşırarak diyem atıyorsunuz.
Ya inanmıyorum işte sen paylaşmışsın sen sevmişsin falan diyorsunuz.
Ben de anlamıyorum tamam mı?
Diyorum hani ben de insanım ben de podcast dinliyorum ve beğendim paylaştım ne var ki bunda falan diye düşünüyorum.
Şimdi anladım ya insana ilham olan biri onu dinleyince veya kendi gözünde bir yere koyduğu bir insan onu dinleyince bu tabii ki önemli bir şey oluyor.
Neyse demem o ki ben bu yola çıkarken ne Aslı Kıvanç'a attığım maile iki yıl sonra bakıp vay be diyeceğimi biliyordum.
Ne birlikte çalıştığım insanların bu kadar yardımcı olacağını tahmin edebilirdim.
Ne farklı çalışma modellerinden haberdardım.
Yani ben sanıyordum ki sadece benim bildiğim çalışma modeli var.
Tabii ki hiçbir işte öyle değil ama.
Ne de ilham aldığım insanın bir gün beni dinleyerek uyacağını hayal etmiştim.
Ya sadece o yola çıktım ve her zaman özenle ilerledim.
Tabii ki bazı şeylerin olacağını içten içe hep hissediyordum.
Bugünkü dinlenmelere geleceğimi ya da üniversitede söyleşiye gideceğimi dediğim gibi.
Ama demek istediğim şey yolda böyle kolaylıklar, böyle destekler bulacağımı bilmiyordum.
Bunları ancak hani çıkınca ve ilerleyince görebildim.
Bildiğim kadarını yaptım hep.
Neyi biliyordum? Bir işi düzgün yapmaya çalışmanın önemini biliyordum mesela çalışma hayatımdan.
Disiplin olmam gerektiğini biliyordum.
Deadline mantığını biliyordum.
Kişi sayısından bağımsız yaptığım işi düzgün bir şekilde, olabildiğince profesyonel bir şekilde yürütmeye çalışmam gerektiğini biliyordum.
Editi kendim yaparken ve beni beş kişi dinlerken de pazar sabahına o bölümü yayınlıyordum.
Editi ekip yaparken ve beni...
On binlerce kişi dinlerken de pazar sabahına o bölümü yayınlıyorum.
Yüz binlerce kişi dinlerken de pazar sabahına o bölümü yayınlayacağım.
Yani pure bir niyetle sadece kendi önümdeki yemeğe odaklanarak, kimin ne yaptığıyla, ne kadar dinlendiğiyle ilgilenmeden, etrafımda kollayarak ilerlemeye çalışıyorum.
Benle birlikte aylardır bu günleri beklediğinizi biliyorum.
O kadar çok mesaj atıyorsunuz ki güzel dileklerinizi ileten.
Benden çok istiyorsunuz belki de reklam almamı, ilerlememi, devam etmemi.
O yüzden hem güzel şeyleri sizle paylaşmak hem de benim gibi başlangıçta hiçbir fikri olmayanlar için ufak bir ilham olsun istedim.
Bu illa ben podcast üzerinden anlatıyorum ama siz kafanızdaki her işe bence bunu uyarlayabilirsiniz.
İnanın başlarken böyle bir bölüm dinlemiş olmayı çok isterdim.
Çünkü benim hiçbir fikrim yoktu, hiçbir bilgim yoktu.
Bu benim de hatamdır illa ki.
Ama bu şekilde bir içerik de bulamamıştım.
El yordamıyla adım adım geldim ki hala hiçbir şey bilmiyorum.
Mesela Instagram'ı hala yönetemiyorum.
Reels izlenmeleri, profil etkileşimi falan çok yüksek bence.
Başka aynı sayıdaki takipçili hesaplara göre.
Bana her gün 100 tane falan DM geliyor abi.
Yani sanmıyorum insanlara o kadar gittiğini.
Ya da istatistikler iyi gibi ama hala reklam almadım orada.
Ya uğraştın mı derseniz uğraşmadım hiç.
Orada reklamı çekerken gerçekten güzel, yaratıcı, böyle prodüksiyonun kaliteli olduğu şekilde reklam üretmek istiyorum.
Hani yine samimi olur ama özenli olsun istiyorum.
Her reklamı almak istemiyorum.
Ya geçen bir marka KDV dahil 5 bin lira diyor bana Reels'a.
Ya emeğim avukatlıkta yıllarca sömürdüler.
Bu sektörde sömüremeyecekler.
Kusura bakmayın ya o Reels'ı yüz binlerce kişi izleyecek belki de.
Bir de ben takipçilerime karşı sorumlu hissediyorum.
Çünkü ilk reklam anlaşmamda olacak olanı tahmin edebiliyorum.
Çok destek olacaksınız ve o reklamı çıktığım Reels, Post her neyse baya bir etkileşime girecek.
Buna eminim. Çünkü siz bile bazılarınız bile bıkmış durumda artık hani hala reklam almıyor oluşumdan.
Uyduruk bir reklamla çıkamam karşınıza.
Ajansla da çalışmak istemiyorum.
Sözleşmeleri çok ölücü sözleşmeler.
Oradan bana iki PR kutusu gönderecek diye o sözleşmelere okeylenemem.
Ya ne yapayım? Kendim alıyorum zaten ben o ürünleri.
Bilmiyorum ya kendi tarzıma göre bir reklam stili bulacağım.
Ama durun bakalım çıkar illaki bir fırsat.
Böyle diye diye de yani bu ay 10 bin liradan fazla parayı...
şey yapmış oldum, reddetmiş oldum.
Az para değil aslında başlangıç için ama dediğim gibi ya bir emin olmak lazım.
Bir kendi tarzımı bulmak istiyorum.
Reklam çok önemli ve sorumluluk hissettiğim bir konu benim için.
Bana güvenip kitap aldığınızda bile ben panik atak geçiriyorum ya beğenmezseniz falan diye.
Daha fazla uzatmadan size şunu söyleyebilirim.
İnandığınız bir şeye başlayınca o yol sizin bilmediğiniz ihtimallerle tahmin edemeyeceğiniz kolaylıklarla dolu oluyor.
Siz bir hedef koyun ortaya.
Hedefiniz için emek verin.
Nasılını ve ne zamanını hayata bırakın.
Hayat doğru zamanda beklemediğiniz şekilde çeşitli güzellikler yapar.
Bu arada bu anlattıklarım benim için geçerli.
Belki başkası benim bir yılda geldiğim yolu 6 ayda gelirdi.
Süreçte bazı yerleri yanlış yönetmiş olabilirim.
Belki de yanlış bir yerden bakıyorum.
O yüzden kendinizi benle veya başkasıyla kıyaslamayın.
Ya ben bir yılda buraya geldim.
Sen 6 ayda gelirsin. Başkası 2 yılda gelir.
Çok da bir yere gelmedin abi ama geleceksin inşallah.
Seviyoruz seni. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
