
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
124.bölümde yaz akşamında hüzünlendiren vazgeçişlerden dövmeli çekiciye, lastikçi müvekkilden devamlı değişen düşüncelere Bilinç Akışı’nda kalıyoruzzzz🌀💛🫂
Youtube’daki yeni programım 🥰
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Bilinç Akışı Podcast'ın 124.
bölümüne! İyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Genciz, çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı, sevmediğim mesleğimi, astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı, bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma taksimi o kadar özledim ki, 2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin, ben Zeynep.
Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Dostlarım nasılsınız?
Umarım her şey yolundadır.
Ben iyiyim çok şükür.
Yolunda gidiyor her şey.
Sadece nezle gibi bir şey oldum.
Sesim için kusura bakmayın.
En son 5 yıl önce grip olmuştum.
Son mesaili çalıştığım dönemde.
Şimdi mesaili çalışmaya başlayalı 3-4 hafta oldu yine hasta oldum ya.
Grip değilim de klimadan sanırım.
Bu arada hayattaki en sevdiğim şeylerden birisi hiç grip olmuyorum.
Yani bu bir şans değil de kendini alıştırmakla ilgili bir şey bence.
Islak saçta uyurum, dışarı çıkarım, terli su içerim, terli terli rüzgarda dolaşırım, cam açık uyurum.
Küçüklüğümden beri bu böyle.
Özellikle bence mesela o küçükken antrenmandan terli terli çıkıp o rüzgarı yemek falan bağışıklığımı arttırdı diye düşünüyorum.
Bünyem sağlam oldu çok şükür.
Aranızda çocuk yetiştiren falan varsa böyle şeyleri hiç takmasın.
Ben de çocuğum olduğunda hiç takmayacağım diye düşünüyorum her seferinde.
Ama tabii bilemem yaşamadan.
Takmamak mümkün mü?
Onu idrak edemiyorum şu anda.
Tahayyül edemiyorum. Bu gereksiz bilgiyi de verdikten sonra grip olmama mı kurulmadıysanız bu podcastı arkadaşlarınızla, annenizle, teyzenizle, akrabalarınızla paylaşırsanız
çok sevinirim. Artık ulaşabildiğim herkese ulaşmak istiyorum.
Bunun bir sınırı yok ya sonuçta.
Bana benzeyen şu an on binlerce yüz binlerce insan varsa Türkiye'de daha fazlası da olabilir.
Ay var ya 124 bölümdür ilk kez koltuğa uzandığım bölüm çekiyorum ya.
Hani kalkıp şu sandalyeye oturmaya dahi takatim yok.
İşler ve özellikle yol beni o kadar yoruyor ki.
Her akşam eve geliyorum ya diyorum ben ne yapıyorum ya?
Ben ne yapıyorum? Aynı anda 50 tane şey yapamazsın.
Birilerini elemen gerekiyor.
Bu kadar yorularak hayat geçer mi falan diye böyle hayatı sorguluyorum.
Sonra uyuyorum. Uyanınca sıfırlanıyorum.
Böyle mutlu uyanıyorum.
İşe gideceğim için mutlu oluyorum.
Hani bunu fark ediyorum. İşe gidiyorum.
Mutlu oluyorum. Güzel bir gün geçiriyorum.
Sonra akşam eve geldiğimde tekrar aynı his.
Mesela düşünüyorum bu size ne zaman oluyor onu da merak ettim.
Çünkü ben düşünüyorum önceden ben bağlı çalışırken her sabah lanet ediyordum.
Diyordum ki Allah kahretsin keşke dün istifa etseydim falan diyordum.
Şu anda her sabah mutlu gidiyorum.
Muhtemelen yoldan dolayı çok yorulduğum için akşamları böyle hayat sorgulama moduna geçiyorum.
İşte her gün iki buçuk saatim yolda geçiyor tamam mı?
Abi her Allah'ın günü...
Her trafikte olduğum anda şunu düşünüyorum.
Ay bu arada iki hafta bizim aile ofisinde kalıp oradan gittim iş yerine metroyla.
Bu haftada dedim ki arabayla gidip geleyim, bunu deneyeyim.
Sonra arabayla gidiyorum.
İkinci gün sabah kahvemi yapmışım, müziğimi dinliyorum.
Birazdan işte bir podcast açacağım falan.
Eskiden de hep metrobüs, metro, otobüs 50 tane aktarmayla zar zor işe gittiğim için düşünüyorum bir yandan.
Diyorum ki... Tamam ya arabayla giderim.
Hani yol uzun sürse bile.
Sonuçta ben eskiden çok daha fazla zorlanıyordum.
Çok şükür şu an arabayla gidebiliyorum en azından.
Böyle gider gelirim.
Hani günde 2,5-3 saatimde okeydir falan diye düşünüyorum.
Tam böyle düşünürken önüme bir taş çıktı.
Bu arada yola bakıyorum telefona falan da bakmıyordum.
Önüme taş çıktı.
Taştan kaçamadım.
Ya o kadar saçmaydı ki.
Hani böyle. Kaçacak gibi olursun, kaçamazsın ve has boşu boşuna kaçamadım dersin ya.
Bir çukurdan, bir şeyden ya da böyle en basitinden yolda yürürken karşınızdaki insanla birbirinize yol vermek için aynı anda aynı tarafa geçersiniz ve birbirinize yol veremezseniz daha çok çakışırsınız.
Böyle saçmalıklar olur ya.
Tam öyle bir şey oldu.
130'da 140'la falan giderken o taştan kaçamadım.
O kadar büyük bir taş değildi bu arada küçük bir taştı.
Ama... O kadar hızlı olduğum için lastiğe değdiği an araba jantın üzerine oturdu.
Ve lastikleri daha geçen hafta yenilemiştim.
Korkunçtu. Kuzey Marmara'da birden lastik patladı.
Ve o hızda Allah'tan kaza yapmadım.
Zaten ilk böyle şükrettiğim şey o oldu.
Çünkü o hızda o lastiğin patlamasıyla çok korkunç bir kaza da yapabilirsiniz.
Durdum. Ne yapacağımı bilmiyorum.
Hiç başıma gelmemişti.
Okey gelebilir. İlla yani bunlar da bir tecrübe.
Aklıma şey geldi. Otoyol yardım diye hep böyle otoyollarda çıkan bir numara var.
161 miydi? 171 miydi?
Neydi? Onu görüyordum.
Onu aradım direkt. Hiçbir işe yaramadılar.
Şey diyorlar. Biz sadece güvenlik önlemi sağlamak için Duba getirebiliriz.
İyi dedim getirin. Yani yolun ortasındayım çünkü.
Bende Duba gibi bir şey olsa bile arabanın arkasına geçip onu koyacak bir cesaretim yok.
Vızır vızır arabalar geçiyor.
Getirin dedim. Bu arada getirmediler biliyor musunuz?
Onları Cimer'e şikayet edeceğim.
Tamam dediler getiriyoruz ve getirmediler yok oldular.
Ghostladı resmen beni.
O hangi bakanlıksa neye bağlıysa oradaki adam bunu dinliyorsan seni Cimer'e şikayet edeceğim.
Ben şey sanıyordum o otoyol yardımı.
Hani otoyolda başına bir şey gelince hemen gelip seni kurtarıyorlar zannediyordum.
Neyse ondan hayır gelmeyince Çekici Kuzey Marmara yazdım.
Hani sizin de aklınızda olsun diye anlatıyorum.
İlk çıkanı aradım. Yarım saat dedi tamam mı?
Yarım saat arabanın içindeyim.
Etrafımdan ve arkamdan çok hızlı arabalar gelip gidiyor.
Emniyet şeridindeyim.
Şey düşünüyorum. Böyle haybeden kazaya kurban giden insanlar oluyor ya.
Ben onlara çok üzülüyorum.
Yol kenarında duran arabaya gidiyor biri çarpıyor mesela.
Arabadaki adamcağız boşu boşuna ölüyor falan.
Ya Allah'ım diyorum ya. Ya öyle ölürsem şu an çok saçma olur.
Sinirim bozuldu. Ufacık taştan kaçamayıp yol kenarında beklerken ölürsem dünyanın en pis pisi ölümü listesine falan girebilirim.
Sonra dedim ki neyse buna odaklanma bunu düşünme.
Çünkü bu bir kaygıya yol açıyor.
Makyaj falan yaptım.
Kahve vardı işte giderken hazırlamıştım.
Onu içtim. Çekici geldi.
Çekicinin çekicisinde.
Sizin havanız biz kancayı takana kadar yazıyor.
Böyle bir araç geldi, önümde durdu.
Bakın gerçekten sallamıyorum.
Böyle şeyler niye benim başıma geliyor bilmiyorum ama çekicinin içinden gri şortlu, dövmeli, kaslı bir oğlan indi.
Bakın hiçbir kısmını abartmıyorum.
Hatta ve hatta biraz da bronz tenliydi.
Çekici çocuk dinliyormuş bunu.
Hiç ben böyle bir çizgili kısa tişörtlü bir dayı beklerken böyle bir oğlan gelince çok şaşırdım.
Onu görünce bir rahatladım.
Sonra aracı çekiciye çıkardı.
İşte ben de aracın içindeyim.
Bir şeyler diyor bana direksiyonu kır bilmem ne falan.
Ben onları yapıyorum. Diyorum ki arabam düşmez değil mi diyorum.
Çocuk böyle yapıyor. İmkansız.
Çocuk diyeceksiniz niye bu kadar güldün ama böyle hallederiz erkeğin modunda.
Çocuk öyle bir imkansız dedik yani güvendim direkt.
Neyse çıktım çekicinin üstüne.
Çocuk dedi burada da oturabilirsiniz benim yanımda da oturabilirsiniz hangisini istersiniz.
Ben dedim ben burada kalayım çünkü hep merak ederdim böyle çekicinin arkasındaki arabalarda hani insanlar oluyor ya bazen nasıl gidiyor bunlar falan diye.
Gidiyoruz ben sürmüyorum ama araba gidiyor simülasyon gibi garip bir şeydi.
Sağ koltuk prensesi olamadık ama.
Çekici prensesi falan olduk bir anlığına.
Yol biraz uzun sürecekti tamam mı?
Ben de alıştım artık.
Rahatladım. Dedim vlog çekeyim.
Youtube'a vlog çekiyorum ya.
Kamerayı tutuyorum. Ama çocuk dikiz aynısından bakıp hani beni kontrol ediyordur diye düşünüyorum.
Ve bu kız da deli mi ya?
Kendi kendine telefonu çevirmiş bir şeyler anlatıyor.
Kameraya konuşuyor falan demesin diye.
Arada böyle rolleniyorum.
Dışarıya falan bakıyorum.
Of bilmiyorum saçma bir anda çok saçmaydı.
Yani bir de çekiciden utanmadığımız kalmıştı gerçekten.
Lastikçiye gittik sonra.
Bu arada şirkette aylık toplantı vardı ve herkesin tam 9'da girmiş olması gerekiyor o toplantıya.
Ben haber vermiştim de benim direktörüm müdür artık neyim her neyimse o title'ları da bilmiyorum öğrenmek de istemiyorum.
Oyum mahcup olmasın diye ben de o toplantıya girmeye çalışıyorum tamam mı?
Aslında o bana hiçbir şey demedi tabii ki.
Ama ben onu sevdiğim için, onun ekibinin tam katılmış gözükmesi için.
Zaten lastikçide bekliyorum ya, tıklayayım diye düşündüm onun hatırına.
Sonra lastikçide pis bir sandalyenin üzerine oturdum.
O toplantıyı açtım bir yandan.
Ustaya diyorum ki, ne kadar diyorum lastik değiştirmek?
200 lira diyor. Abi 200 liraya herhangi bir hizmet kaldı mı ya?
Yedek lastiğim vardı bagajda.
Onu patlak lastiğimle değiştirmesi 200 liraymış.
Şok oldum. Yani aşırı az.
Dedim ben sana 500 atayım siftahın olsun.
Sabahın körüydü bir de. Evet iyi biriyim.
Ya hayır da herhangi bir işte 200 lira veremem şu an.
Buna elim gitmez.
Bu ekonomide mümkün değil.
Adam dedi avukat mısınız?
Cübbe'yi görmüş. Dedim evet.
Numaramı aldım.
İşi varmış bir konuşacağız sonra oradan da böyle bir network sağlamış olduk.
Lastikçi müvekkil Dream.
Yani böyle bir şey yaşandı.
Çekiciden story atmıştım.
Lansmandan sonraydı işte bu YouTube'a başlayacağımız programın lansmanından sonraydı.
Onu bilmeyenler için bölümün sonunda bahsederim.
Şimdi dağıtmayayım. İşte herkes nazar falan demiş ama ben nazara pek inanmam.
İnanmıyorum yani. Rihanna'ya değmeyen nazar bize mi değecek bakış açısındayım?
Bu arada koltukta bölüm çekmek bayağı rahatmış.
Kendimi biraz dedemin yanında bacak bacak üstüne atıyormuş gibi hissediyorum.
Sizin karşınıza koltukta çekmemeliymişim gibi geliyor ama bugünlük böyle olsun.
Rihanna'ya değmeyen nazar bize mi değecek bakış açısındayım işte.
İnsan kendi enerjisini korudukça bir şey olmaz bence Allah'ın izniyle.
Nazara inanıyorum da bana değdiğine pek inanmıyorum.
Kendime öyle nazar değecek biri olarak konumlamıyorum.
Zaten o anda bir nazar değdiyse kendi kendime değdi.
Oh ne güzel gidiyorum işte falan derken dank diye böyle bir olay olunca.
Bir de şöyle bunu yaşayınca şey düşündüm ya.
Her şey bizim planladığımız gibi olacak sanıyoruz ya.
Hayat akışını da unutuyoruz bazen aksilikleri.
Bizden büyük planları, öngöremediğimiz ihtimalleri bunları unutuyoruz ya.
Mesela ben o gün 8.50'de şirkette olacağım.
9'da toplantıya gireceğim.
İşte her gün arabayla gider gelirim falan diye düşünüyordum.
Hiç böyle bir ihtimal aklıma gelmemişti.
Ve böyle bir şey oldu ve ben şimdi o yola girmek istemiyorum.
O yola girmeyince yolum çok uzuyor.
İşte o gün toplantıya giremedim, şirkete geç gittim, işte lastikçiye gittim falan filan.
Bir yandan da bu konuyu ayrıca konuşmak istiyorum ama şimdi aklıma gelmişken söyleyeyim.
Mesela ben bunu yaşamadan önce şey düşünürdüm.
Ya inanmıyorum sabahın köründe işte böyle bir şey başıma gelse çekiciyi nereden bulacağım?
Lastikçiye nereden gideceğim?
Sonra kalkıp bir de işe mi gideceğim?
Böyle düşünürdüm.
Ama başıma gelince onun o kadar da büyü...
büyük bir şey olmadığını ve halledilebilir altından kalkılabilir bir şey olduğunu gördüm.
Bazı şeyleri yaşamadan önce daha zor olacağını düşünüyoruz.
Daha zor baş edeceğimizi daha zor dayanacağımızı falan düşünüyoruz ama o şey başımıza gelince tamam ya aslında o kadar da büyük bir şey değilmiş gibi geliyor.
Şu an ben size anlatınca da belki hiç tecrübe etmemiş olanlara ya of sabah sabah bunda mı uğraştın işte korkmadın mı falan gibi geliyor olabilir ama O kadar büyük bir şey değil.
Neyse. Bunları falan düşündüm de.
Sonra kapadım konuyu.
Çok kurcalamaya gerek yok biliyorsunuz.
Artık dümdüz yaşıyoruz.
Her şeyden bir anlam çıkarmıyoruz.
Ben nereden geldim buraya ya?
Asıl şey diyordum.
Her gün iki buçuk saat trafikteyim ve her Allah'ın günü kafamda şu dönüyor.
Öyle bir podcast yapsam ki her gün yayınlansa ve her gün muhabbet çevirsek.
Bunu... Resmen canım çekiyor.
Bakın zaten şu an ses sonundan anlayabilirsiniz.
2-3 kişilik podcastlar var ya onlar beni çok sarıyor trafikte.
Ben de onlardan biri olmak istiyorum artık.
Tek başıma olsam bile boş muhabbetle yolda falan dinlesin insanlar daha sık bir şekilde.
Hani daha sık ve her gün falan eşlik edeyim istiyorum insanlara.
Çünkü böyle podcast bulmakta çok zorlanıyorum.
Çok fazla bölümü olan ve her gün dinleyebileceğim ve her gün saran.
Onlardan biri olmak istiyorum.
Hayattan anlam çıkarmaktan, devamlı gelişip durmaktan da feci sıkıldım.
Beni en baştan beri dinleyenler tam o kişisel gelişim dönemimi gördü.
Giriş gelişme sonuç şeklinde gelişmeleri hep anlattım.
Ama artık hani böyle sonuçta değilim tabii ki de.
Duranlık dönemindeyim ya kişisel gelişim olarak.
Normal yaşayıp hayatıma bakıyorum.
Ay var ya şu işe başladım ya bin tane şey anlatabilirim ya.
Acayip gözlemlerim çıkarımlarım falan oluyor.
Ama iş yerinden dinleyenler olduğu için anlatamam herhalde.
Şöyle bir şey var kendiniz de fark ediyorsunuzdur belki.
Bugün konudan konuya atlama günü belli ki.
15 dakika konuşurum dediğim bölüm 40 dakikaya doğru falan gidiyor tahminimce.
Çünkü hala kafamda bir şeyler var.
Şöyle bir şey var kendiniz de fark ediyorsunuzdur belki.
İnsan her girdiği ortamda...
kendisindeki yeni bir yönü keşfediyor veya kendisinin güncel halindeki bir detayı fark ediyor.
Eskiden ben bunu fark etmiyordum ama artık fark ediyorum.
Ve mesela yeni işe mi başlayacağım?
En heyecanlandığım şeylerden birisi acaba şu anki ben olarak, şu anki Zeynep olarak neler yaşayacağım?
Bunu merak ediyorum.
En son mesaili işte çalıştığım zaman 26 yaşındaydım.
Şu an 31 olacağım. Yani kolay değil bakın.
Aradaki 5 yılda CEO'ydum falan.
Aradaki 5 yılda kendi işimi yapıyordum.
Ve kendi işini o kadar uzun süre yaptıktan sonra birinin emri altında çalışmaya başlamak gerçekten kolay bir şey değil.
Fakat şöyle bir sorun var zaten.
Birinin emri altında çalışıyormuş gibi hissetmiyorum kendimi.
Hani benden üstte bir sürü insan var şu anda.
Ama kendi işimi yaptığım için 5 yıldır...
Onun bir özgüveni oluyor. Neyse bunu ayrıca konuşuruz bu konuyu kafamda oturduğumda.
Ben şunu diyecektim.
26 yaşındaki Zeynep ile 31 yaşındaki Zeynep arasında uçurum var ya.
Yeni halimi eski ortamlarımda çok merak ediyorum.
Anlatabildim mi? Mesela uzun zamandır ilişkim yok.
Evet yine o konuya geldik.
İlişkide nasıl olurum şu anki aklımla?
Bunu da çok merak ediyorum.
Sizden gelen mesajlarda da ben garip oluyorum bazen.
Mesela yazıyorsunuz seni bir yıldır takip ediyorum.
Bir yılda benim hayatımda da çok şey değişti.
İşte bakış açım şöyleydi böyle oldu.
Beni takip eden bir insanın değişim sürecini mesajdan görmek de garip hissettiriyor.
Bence 25 yaşında falan yoktu böyle bir olay ya.
30'a yaklaştıkça arttı demek ki.
En çok bu yıllarda değişiyoruz ya.
Bundan sonra daha sabitlenir diye tahmin ediyorum.
Benim de bakış açım...
Düşüncelerim devamlı değiştiği için size anlattığım şeyden birkaç ay sonra vazgeçmiş olabiliyorum.
Bazen o çelişkileri fark edip mesela yeni bir dinleyen oluyor.
Geliyor buraya. 50 bölüm arda arda dinliyor.
Sonra diyor ki Zeynep şu bölümde böyle demiştin.
Ama işte şuradaki bölümde bambaşka tam tersini söylüyorsun falan diyor.
Evet haklısınız ama değişiyoruz ve gelişiyoruz.
Mesela birkaç aydır aşka da ilişkilere de karşıma düzgün birinin çıkacağına da inanmıyordum.
Biliyorsunuz. Havlu atmıştın ablam.
Evet ablam havlu atmıştım.
O havluyu izninizle geri alıyorum.
Yok yok. Kalkıp date'e gidecek modum, enerjim, inancım, takatim yok hala.
Ama geçen arkadaşımla konuşurken fark ettim.
Artık nötrüm. Son bölümlerde anlattığım o tamam abi ben beceremiyorum bu gönüllü işlerini.
Salla artık herkes mutlu olmak zorunda değil bakış açısı.
O negatiflik geçti şu anda.
Olmasın yeter bıktım değilim.
Ama eskisi gibi pozitif de değilim.
Ay kesin olacak çiçekler böcekler de değilim yani.
Nötrüm. Olursa olur olmazsa olmazım.
Olası kalsın.
Nötr olmak iyi bir şey böyle konularda.
Ne çok umut bağlıyorsun ne negatif oluyorsun.
Geçen yakın bir arkadaşımla konuşurken fark ettim işte böyle olduğumu.
Onun söylediği bir şey beni çok etkiledi tamam mı?
Asıl bakın yani kaçıncı dakikadayım bilmiyorum.
20. dakikada falanım ve asıl bölümü açma sebebim burasıydı.
O söylediği şey çok etkiledi beni.
Gözlerim doldu.
Yemeğe gitmiştik akşam hafif serinlikte.
Bahçede bir yerde yemek yiyoruz.
Ortamın böyle olması beni ayrıca hüzünlendiriyor.
Şey konuşuyoruz. Bir insan hayat arkadaşını seçerken hala aşık olabilir mi?
Veya aşkı ön plana mı almalı?
Yoksa aşık olma beklentisini bir kenara bırakıp optimum düzeyde yani normal düzeyde sevdiği, güvendiği iyi bir insanla mı birlikte olmalı?
Bu versiyonu konuşuyorduk.
Bana hala böyle aşırı bir seviyede değil ama sağlıklı düzeyde yüksek hisler yaşadığım, yükseldiğim, onu görmek için can attığım, duygu yoğunluğum olan bir
insanla karşılaşmak mümkünmüş gibi geliyor.
Yani böyle gelir tabii çekiciye böyle bakıyorsan.
Venüs'ün terazi arkadaşlar o yüzden oluyormuş.
Venüs terazi bir flörtözlük katıyormuş.
Yok ya o yüzden değil bence.
Yani mümkünmüş gibi geliyor ne yapayım.
Ne türüm burada bakın hani aşırı pozitifim kesin olacak ya aşk kadını falan demiyorum.
Ama neden olmasın ki yani normali bu bunun ve olur illaki diye düşünüyorum.
Arkadaşım da artık biz...
30 yaşını geçiyoruz, böyle hisleri yaşadık, ettik.
Hayatımızı kuracağımız kişiyle illa yoğun duygular yaşamamıza gerek yok.
Mantığa uyan birini alırız, zamanla severiz, içimiz tam akmasa da okeydir gibi düşünüyor.
Hatta bu şekilde yaşıyor hayatını.
E bundan sonra özlemeyecek misin o eski hislerini, birine heyecanlandığın anları?
Biriyle böyle sadece aile kurmak için değil de gerçekten...
Onunla birlikte olmak istediğin için birlikte olduğun anları özlemeyecek misin dedim.
Şey dedi bana sanki o günler geride kalmış gibi hissediyorum dedi.
Hani Barbie'lerini çok seversin hala oynamak istersin ama annen kızım sen artık büyüdün bu oyuncaklar sana göre değil.
Hadi artık kardeşler oynasın der ya öyle hissediyorum dedi.
Ben artık böyle yaşamayı seçiyorum mantıklı hareket edeceğim dedi.
Hem benzetmenin anlatmak istediği hissi tam olarak karşılamasına.
Ya mahvoldum ya.
Akülü arabada olmuştu bu bana.
Yıllarca istedim istedim almadılar.
Yani alamadılar muhtemelen.
Biz küçükken akülü araba çok pahalı bir şeydi.
Sonra belki alabilirlerdi.
Ama bir baktım akülü araba için büyümüşüm.
Artık anlamı kalmamış.
Çocukken böyle şeyler bir anda oluyor ya.
Son kez ne zaman sokakta oynadığını bilmiyorsun.
Ne zaman Barbie oynadın, ne zaman ailen seni kucağında taşıdı bilmiyorsun.
Birden bir bakıyorsun o sevdiğin şeyi artık yapamıyorsun.
Onun için fazla büyüksün.
Of bilmiyorum ben bu hisse hiç yakın değilim.
Ya ben hisslendiğim ve heyecanlandığım biriyle olurum olursam diye düşünüyorum.
O kadar mantıklı insan olamıyorum.
Umarım bir gün pişman olmam bundan ama...
Öyle işte. Siz de bunu paylaşmak istiyordum aslında sadece.
Hatta daha fazla derinleştirmek ve uzun uzun konuşmak da isterdim.
Ama şu kaydı durdurduğum an, olduğum yerde bayılacağım sanırım.
Saçım ıslak, yarına kıyafet ayarlamadım falan ama hiç takatim yok.
Sabah erken uyanmayı tercih ederim.
Hatta sabah adliyeye gidip oradan işe gideceğim.
Bir de sesim gittikçe kısılıyor ve...
Sizin açınızdan da rahatsız edici bir hal almasını istemiyorum.
Öyle işte arkadaşlar mutluyum ama hayatım acayip karıştı ya.
Bu karmaşa beni çok zorluyor.
İnstagram'dan takip edenler görmüştür.
Bu bölümün başında bahsettiğim lansman yeni bir YouTube programına başlıyorum.
Benim normalde kendi YouTube kanalım vardı Aşırı Serbest Avukat diye.
Ama bu programda böyle büyük bir stüdyo kuruluyor.
Hukukçular için diyebilirim.
Ve oradaki programlardan birisi olacak benimki de.
Prodüksiyonlu falan prof bir iş olacak.
Yani inanın bu işlere nasıl dahil oldum hiç anlamadım.
Ben sadece podcast çekmek isteyen bir kızdım.
Zaten kırılmış bir kızdım.
Zaten sadece babama kızıp podcast çekmeye karar vermiştim.
Hiç öngöremedim bu yolun beni götürdüğü yerleri.
Bu kadar mutlu ve heyecanlı yerlere götüreceğini bilseydim ne yapardım?
Farklı bir şey yapmazdım aslında ya.
Zaten en baştan beri özenliydim buraya da.
Ama kapı kapıyı açar muhabbeti doğru ve içinizden bir şey gerçekten çok geliyorsa ona yönelin, onunla ilgili bir şeyler yapın muhabbeti de doğru.
İşte atıyorum gidip de herkes podcast çekiyor, kanalı büyütüyor ben de yapayım demek farklı bir şey.
Ya ben burada yer almak istiyorum ya ben bunu gerçekten yapmak istiyorum demek farklı bir şey.
O içgüdüyü dinlemek lazım onu anlıyorum günler geçtikçe.
Hayatımı değiştirdi çünkü burası benim.
Ve değiştirmeye de devam edecek belli ki.
Siz bu bölümü dinlerken o program yayınlanmış olacak.
Adı Aşırı Serbest Avukat.
Tek avukatlara özel değil ama beni tanımladığı için böyle koydum.
Youtube'da çektiğim vloglar var ya işte o tarzda olacak aslında.
Bazen işteki günler, bazen seyahat, bazen stüdyoda konuklu talk show şeklinde, bazen vlog.
Bu tarzda ilerlemeyi planlıyorum.
Seveceğinize eminim.
İzlerseniz yorumlarda bu bölüme bir selam gönderebilirsiniz.
Bu bölümden ilginizi çeken bir şey olabilir ne bileyim.
Mesela Barbie bile yazabilirsiniz.
Aşağıdaki açıklama kısmına eklerim YouTube kanalının linkini.
Evi işe yakın bir yere taşımam lazım ya.
Her şey hallolsa bile bu eşyaları nasıl toplayıp yeni bir ev kuracağım inanın bilmiyorum.
15-20 yaşındaki Zeynep için bu dertler o kadar lüks dertler ki.
Yani... Baksa şu anki dertlerime der ki ya bizim böyle dertlerimiz mi var?
Eminim böyle dertler olması için can atardı.
Kim can atardı?
15-20 yaşındaki Zeynep.
Hayatıma kattığım her bir yenilik yeni bir derdi de beraberinde getiriyor.
Hepimizin olduğu gibi. Ama ilmek ilmek kurduğum için bu hayatı sahip olduğum problemlere bile şükrediyorum.
Anlatması güç biraz ama beni anlarsınız biliyorum.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
