
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bahsettiğim hesap @heybenmine
Bahsettiğim film: Aftersun
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Her ne yapıyorsanız.
Genciz, çıtırız, yeniden başlarız.
Otuzuna yaklaşan bir erkeksem bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma taksini o kadar özledim ki.
İki binli erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Bilinç Akışı Podcast'ın 88.
bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Bu ara daha sohbet tadında bölümler çekesim geliyor.
Ya sizin de farkında olduğunuzu bildiğim bir şey var.
Bölümlerle dinleyenlerin bir eş zamanlılığı oluyor.
Yani genelde bölümde bahsettiğim şeyleri yaşadığınız, benle aynı şeyleri hissettiğiniz zamanlarda karşınıza çıkıyor bu bölümler.
O yüzden ben de bölüm planlamama zorla uymak yerine içimden geldiği şekilde hissel ilerliyorum.
Sonuçta burada bilgi aktarımı yapmıyorum.
Ortak hislerimizi pişiriyorum.
Bugünkü anlatacaklarımı yaşayan var mı veya çok insan var mı merak ediyorum açıkçası.
Ben içinden çıkamadım.
Şimdi şöyle bir şey oldu.
Son birkaç haftadır hatta son 1-2 aydır falan bu yılın en kötü zamanlarını geçiriyorum.
Ya sebebini bilmiyorum. Sadece kendimi psikolojik olarak çok kötü hissettiğim bir dönemdeyim.
Ya yıllar önce bir depresyona girmiştim.
Gerçek anlamda depresyon.
Oraya çok yakın hissediyorum.
Bundan da biraz korkuyorum.
Anlamıyorum yani bakın sanki içimde...
Ağırlığını unuttuğum bazı hisler var.
Durduk yere onları hatırlıyorum.
Yıllardır aklıma bile gelmeyen, hiç umursamadığım şeyleri durup dururken bir anda flashbacklerle anımsamaya başlıyorum.
Geçen gece tam uyuyacağım.
Birden hani böyle tam uykuya dalacakken çat diye gözünüz açılır ya.
Öyle bir an yaşadım. Aklıma hafızamdan silindiğini sandığım, hani hafızamda olduğundan bile bir haber olduğum bir an geldi.
Ya var ya ben aslında ne istiyorum biliyor musunuz?
Bazı anlatmak istediğim şeylerin herkes tarafından kolayca dinlenebilmesini istemiyorum.
Ya bu benim bölümlerde bazı duygularda derinleşmemi engelliyor.
Hani böyle sadece gerçekten ilgilenenler dinlesin istiyorum.
O derin, duygulu bölümleri.
Onun için fiziğiyle işbirliği yapmak istiyorum.
Bazı bölümler oraya özel olsun.
İndiren dinlesin abi. Ya çok iyi olur.
Ben de çok rahat hissederim.
2026 hedeflerinden birim.
Reklam değil şimdilik.
Neyse hatırladığım ana gelirsek benim aşık olduğum biri vardı tamam mı?
Ya o kadar çok seviyordum ki onu.
Hiç bahsetmedim size burada.
Her şey çok güzel gidiyordu.
Ailesiyle tanıştırmak istedi beni işte.
Ailesi de başka şehirde yaşıyordu.
Biz birbirimize o kadar düşkünüz ki.
Tamam dedim gidelim tanışırız.
Zaten o şehirde benim en yakın arkadaşım da yaşıyor.
İşte gittim tanıştık falan.
Onlara kahvaltıya gittim.
O şekilde tanıştık. Onun büyüdüğü eve gitmek beni çok mutlu etti.
Mutlu etmişti yani. Geçen gece uyurken aklıma gelen anda çocukluk odasında ahşap bir yatak vardı.
Tamam hani ahşap yatak başlığı mı denir?
Eskiden ahşap ranzalar olurdu ya.
Ona stikerler yapıştırmış küçükken.
Benim yıllar sonra uykumu kaçırdı abi o stikerler.
Onun çocukluk odasına gitmek, pokemonlarını falan gösterişi, 2000'lerden kalma stikerler, ahşap ranza.
Ya çok sevdiğim.
Gerçekten çok sevdiğim.
İnsanın büyüdüğü evle, memleketiyle, ailesiyle tanışmak.
Bunların hepsi gözümün önünden geçti gece gece.
Bir ağlamaya başladım.
Ama nasıl ağlıyorum?
İçim dışıma çıktı ağlamaktan.
Kendini tutuyorsundur, içine atmışsındır falan değil bakın.
O mesele bir meseleydi.
Evet ama benim sağlıklı bir şekilde aştığım bir mesele.
Böyle bastırıp da yıllar sonra ortaya çıkan bir duygu değil yani.
Terapistim bile en son şey demişti bu konuda.
Sen o kişiye evet çok üzüldün ama yasını tuttun, tükettin o tüm aşamaları artık aştın.
Üzerinden çok sular aktı falan demişti.
Gerçekten de öyle. Ama neden gecenin köründe beni ağlatıyor abi?
Bu dandirik stikerleri hatırlamak.
Sonra... Aklıma tabii devamı geldi o günün.
Bir kere bakın hani devamından da önce.
Birini kalkıp ailesiyle tanışmak için başka şehre gidecek kadar çok sevmek.
Ya onu da geçtim. Birini çok sevmek.
Ya bu hissi unuttum.
Bu his bana artık o kadar uzak geliyor ki.
Hani geçenlerde o en son anlattığım çocuk vardı ya dört bölüm falan konuştuk hani.
Mesela en fazla onda yaklaştım ben bu hisse.
Ama şu an düşünüyorum bu sticker muhabbetini hatırlayınca ya o bile yanından geçemez aslında biliyor musunuz?
Zamanında bunun yaşamış olduğuma inanamıyorum bazen.
Acaba ilüzyon mu ya diyorum.
Acaba ben mi öyle sanıyordum?
Belki de o aşk değildi, sevgi değildi.
Öylesine bir şeydi yani belki de.
Bunları düşünüyorum. Bazı anlar böyle flashback flashback gözümün önüne gelmeye devam ediyor.
Mesela işte ofisteyim bir gün kapı çalıyor.
O zaman bağlı çalışıyordum.
Ama ofisimdekiler tanıyordu çocuğu.
Bana çiçek almış, ofistekilere kurabiye falan almış.
Şu an mesela sokakta çiçekle yürüyen kızları ya da çiçekle bekleyen erkekleri görüyorum.
Sadece yanlarından geçip gidiyorum.
Şey diyordum, işte ailesinin evindeydik, kahvaltı yaptık.
Sonra kahve falan.
Biz bununla balkonda oturuyoruz ikimiz.
Kahvaltıdan pişi kalmıştı.
Çok güzeldi tamam mı? Balkonda oturduk.
O kalan pişiyi atıştırıyoruz.
Bir tatlı geldi o pişi.
Zaten biz şeydeyiz.
Hani şu anda kutuplarda.
Gerçekten bulutlarda falanız.
O ailesine düşkün ve ilk kez ailesiyle birini tanıştırıyor.
Onun için özel bir an.
Bu yüzden mutlu. Ya ben de mutluyum yani.
Oturmuşum alakasız bir şehirde.
Sevdiğim insanla balkonda pişiyi yiyorum.
O an o kadar unique bir andı ki benim için.
Basit bir hayatın muhteşem günleri tadında.
Ya hayat işte bu kadar ya dediğim anlardan biriydi.
Hatta bakın bir dakika. O an bir story atmıştım.
Baktım şimdi ya onu çekip 30 yaşına gelmeden manitim memlekette balkonda pişiye yazmışım.
Story'e yakın arkadaşlara atmışım.
Şimdi bakınca bir yandan diğer story'lerime de...
Gözüm kayıyor şu anda da.
İyice canım sıkıldı ya.
Geldik işte 30'a da.
Her şeye yaklaşacağımı uzaklaşmışım gibi hissediyorum.
İğrenç bir his. O gece bunları hatırladım.
Ağladım bayağı falan. Zaten son haftalarda her şeye ağlıyorum saçma sapan.
Daha çok geçmişe dönük hislerdeyim bu ara.
Bir akşam da fotoğraflara baktım.
Ama 2013'den itibaren üniversitedeki fotoğraflara özellikle ya o kadar güzeliz ki.
En özgüvensiz olduğumuz zamanlar muhtemelen.
Halbuki o gençliğimiz, güzelliğimiz, neşemiz, ya tazeliğimiz ya.
Tazelik derlerdi de eskiden anlamazdım.
Gerçekten tazeliğimiz var.
İnanılmaz bir şey. Ya gözümün içi gülüyor resmen.
Fotoğraflarım falan o kadar neşeli ki.
Instagram'da paylaştım hatta bir story atmıştım.
Böyle herkes yazmış seni böyle hiç görmedim falan yazmış.
Çünkü ben son bir yıldır içerik üretiyorum.
Ve son bir yıldır o kadar mutlu olmadığım için beni o şekilde görmediniz doğal olarak.
Hatta biri şey demiş hani seni bayadır takip ediyorum.
Huzurlusun ama bu kadar mutlu olduğun bir anı görmedim demiş.
Aşırı doğru bir tespit.
Huzurlu ve keyifliyim.
Sakinim. Ama çok mutlu olduğum anlar yaşamıyorum uzun zamandır.
Ya hayat bir seyirde gidiyor.
Bir düzene oturuyor.
Bunlar tabii ki çok güzel şeyler de.
İnsan bir güzel bir alengir istiyor bazen ya.
Bir hareket, bir enerji, bir şey.
Onun eksikliğini hissetmeye başladım.
Huzurlu olmak çok hoşuma gidiyordu bayağıdır.
Çünkü aslında hayatım boyunca ihtiyacım olan şey buydu.
Akşam oturup sakince, bir şey yapmaya bile gerek yok bakın.
Akşam sakince oturabilmek.
Bunu hayatım boyunca çok istedim ve daha yeni sahip oldum bu yıl.
Buna da minnettarım.
Bu sakinliği daha önce yaşama şansım olsaydı mental olarak farklı bir insan olabilirdim.
Yani bunu fark ediyorum. Neyse şu an var ona da şükür.
De işte mutluluk başka bir şey.
Bir hissin seni harekete geçirecek kadar etkilemesi.
Bir insana bakınca gözünün içinin parlaması.
Bunu gözünün parladığını yani senin kendin bile hissetmen.
Bir insan senin fotoğrafını çekerken farklı gülümsemen.
Ya bunlar bambaşka hisler.
Böyle şeyleri YouTube vloglarda daha çok anlatıyorum.
Burada genelde daha motivasyon vermeye çalışıyorum.
Daha motive olalım, iyiyiz, güzeliz falan gitmeye çalışıyorum.
Ama YouTube'daki vloglar anlık olduğu için bu duygusallıklar daha net gözüküyor.
YouTube'da da bilinç akışı podcast olarak bulabilirsiniz.
Şimdi hiç reklam girmek istemiyorum ama Spotify ve Apple nerede dinliyorsanız takip edip zili açıp hatta otomatik indirmeyi de açmayı unutmayın lütfen.
Apple'da bölümlere yorum yazıp puanlayabiliyorsunuz.
Bu bölüme yorumunuz varsa yazabilirsiniz.
Çok güzel olur. İşte yani burada daha çok olumlu konuşuyoruz belki de çoğu zaman.
YouTube'da yalnızlıkla ilgili muhabbet biraz daha fazla oluyor.
Şöyle bu anlattıklarımın hepsi hissel bir boşluk farkındaysanız.
Ya ben hayatını kendi kurmuş, kendi sürdüren, arkadaşları, ailesi falan kalabalık bir insanım tamam mı?
Bunlarda hiç sıkıntı yok.
Hani çok minnettarım.
Hem minnettarım hem...
Kendim de emek veriyorum bu sosyal hayata.
Ama şuna sinir oluyorum.
Çıkıp diyorlar ya yok tamamlanmak için bir partilere ihtiyacınız yok.
Var abi yani var.
Yani bunu dayatmayın artık insanlara.
Evlenmek zorunda değil kimse.
Ama her insanın bir hayat arkadaşına kesinlikle ihtiyacı var.
Bu bir zorunluluk değil. Tamam hadi her insanın da olmasın.
Tamam belki de bazı insanlar gerçekten ihtiyaç duymuyordur.
Ama ihtiyaç duyan insana da gidip de yok işte sen tek başına da güçlüsün yok böyle de mutlu olabilmelisin.
Niye eksiklere odaklanıyorsun?
Hani bunun baskısını yapmayın.
Bu şey gibi oluyor. Fiziği güzel ve zayıf insanlara da baskı yapılıyor ya.
Ay çok zayıfsın biraz ye falan.
Hani menfi bir baskı bu da anlatabiliyor muyum?
Belki iyi bir yerden söylüyorsunuz ama gerçek dışı.
Hayatımızı sürdürmemiz için mecburen bir partner seçtiğimiz yüzyılda değiliz.
Bunu söylemiyorum. Ama duygusal olarak insan bence buna göre programlanmış.
Ya ben en azından buna göre programlanmışım.
Ben sevip sevildiğin, hayatı paylaştığın, akşam eve gelip muhabbet ettiğin...
Romantik bir ilişki gerekiyor ya.
Benim ihtiyacım var abi buna.
Ben artık bunu hani şey yapamayacağım böyle.
İnkar edilmesine alınamıyorum.
Feminist, aktivist düşünceler başlığında erkek düşmanlığı falan pompalanıyor.
Her yerden bir ayrımcılık var.
Biz böyle güçlüyüz tribü.
Ya tamam zaten güçlüyüz de bunu zaten kimse inkar edemez.
Geldiğimiz güncel yüzyılda mı diyeyim yani 2026'ya giriyoruz artık bunu kimse inkar etmiyor.
Ama güçlü olmak istiyor muyuz?
Ya ben istemiyorum ya.
Ben güçlü olmak falan istemiyorum.
Ben bazen sırtımı birine yaslayabilmek istiyorum.
Ben bu evde çıkan her bir sorunla tek başıma uğraşmak istemiyorum.
Duş hortumundan koltuğun nakliyesine, aynanın kurulumuna ya her bir şeyi ben tek başıma halletmek istemiyorum.
İşin kötüsü düştüğüm yer bu işte zaten.
Bunun aksi mümkün değilmiş gibi geliyor artık.
Ya rutinlerimin olmasını seviyorum.
Mesela tamam mı? Sabah uyanıp kahve içip kitap okumak.
Bu çok güzel benim için.
Ama bu rutinlerin hepsinin tek başına olması.
Bana bir simülasyonda gibi hissettirmeye başladı.
İnsanların bizliği konuşması falan garip geliyor.
Mesela şey soruyorlar ya böyle.
Bir çift arkadaşına plan yapacaksın diyelim ki.
Birisini aradın. Şey diyor.
Ha tamam bana uyar da işte Ali'ye de bir sorayım.
Onun bakalım planı var mı?
Ya iki kişilik düşünme olayını ben idrak edememeye başladım.
Ya da ailece rutinleri oluyor ya insanların.
Akşamları yürüyüşe... Çıkıyoruz diyorlar mesela.
Ya bu en basit şeyler bile iki kişi yapıldığında beni şaşırtır hale geldi.
Ya da şunu fark ediyorum. Bazen normalde hiç yapmadığım şeyleri yapasım geliyor.
Şaşırıyorum. Atıyorum mozaik pasta, ıslak kek.
Ben hayatımda bunları yapmadım.
Yani mozaik pasta yapmadım mesela.
Ama akşam otururken, televizyon izlerken falan bir çay demleyip mozaik pasta yapasım geliyor.
Hiç böyle bir alışkanlığım yok halbuki.
Ya da mesela tükettiğim içeriklerde şeyi fark ediyorum.
Ailesel içerikleri izliyorum artık.
Ay bir hesap var Allah'ım.
İki çocukları var tamam mı?
Böyle 8-10 yaşlarında iki erkek çocuk.
Hesap bir ailenin sofradaki muhabbetlerinin reals halindeki işte bir hesap.
Öyle bir şey. Ben o ailenin muhabbetini izlemekten çıkamıyorum.
Bırakırım açıklamaya hesabın adını.
Mesela niye hep onu izlemek istiyorum?
O safe hisse ihtiyaç duyuyorum çünkü.
Akşam bir tatlı yapmak, çay demlemek ya da sofradaki insanları izlemek.
Bunların hepsi o güven veren, safe hisleri uyandıran içerikler veya işte eylemler tamam mı?
İçindeki boşluktan dolayı...
İhtiyacı oluyor insanın böyle şeylere.
Ya tek ben yaşamıyorum bu arada bunu çok farkındayım.
Şimdi bir sürü mesaj gelecek buna da eminim.
Benim de çok arkadaşım var benim gibi hisseden benim gibi olan.
Ama ya günün sonunda niceliğin çok olması da o hissi azaltmıyor maalesef.
Maddi olarak da mesela algılayamıyorum bazı şeyleri artık.
Geçen bir arkadaşım diyor ki evliler ikisi de çalışıyor.
Her şeyi eşim ödüyor. Benim bir şey harcamama gerek kalmıyor.
Birikim mi oldu o yüzden bayağı diyor.
Eşi her ay altın falan da alıyormuş.
İşte hediye alıyor devamı falan zaten zar sur.
Arkadaşım bunda gözü olan bir insan değil bu arada.
Modern yapıda insanlar bunlar yakın arkadaşlarım.
Olumsuza yorulabilecek anlamda anlatmıyor bunu.
Kendisi de zaten çok fazla şey yapıyor.
Üzerine düşenlerden de fazlasını yapıyor.
Neyse ben burada bir insanla hayat kurup o hayatın yükünü maddi manevi olarak paylaşıp hatta bazen paylaşmaktan da ziyade avantajlı duruma geçip kendi güvende hissetmek, sırtını
arkaya rahatça yaslayabilmek bu senaryoyu, bu ihtimali Algılayamıyorum şu anda.
O kadar mücadele içinde geçiyor ki hayat.
Ya herkesin hayatı böyle evet.
Ama bu mücadeleyi tek başına yürütmek beni artık boğmaya başladı.
Gerçekten boğulduğumu hissediyorum ya.
Bu boğulma hissinden dolayı son zamanlarda duygusallaştım işte.
Hani o yüzden sanırım. Beni biraz zaten tanıyorsanız bunları toplumsal baskı işte herkesin var benim niye yok falan gibi bir yerden söylemediğimi anlıyorsunuzdur.
Ya mesela Mercedes de istiyorum tamam mı?
O bir lüks ama bunun farkındayım.
Bakarsın işte Mercedes olan insanlara ve şey dersin abi adam çalışmış kazanmış almış ya helal olsun ya.
Hani alabilmeyi istersin mümkünse ne âlâ.
Ama alamazsak da herhangi bir arabayla zaten gidebiliyoruz.
Ama bu olay...
Bu ilişkisel eksiklik hatta yoksunluk.
Ya bu olursa olur olmazsa da onun yerine şunu koyarım.
Yani ne bileyim istediğim kişiyle değil de daha azıyla olurum falan gibi bir şey değil.
O zaman çünkü sırf yalnız kalmamak için abuk sabuk bir şey yapmış oluyorsun ya.
E kendi geliştirdiğin noktada öyle bir şey de yapmak istemiyorsun.
O da seni mutsuz edecek.
Ya anlatabiliyor muyum bilmiyorum.
Şimdi diyeceksiniz daha geçen bölüm işte ya evlenemezsem bölümünde.
Diyorsun işte orada hani umurumda değil evlenmek falan diyorsun.
Ya benim taktığım konu evlenmek değil zaten.
Aile kurmak herkese nasip olmayabilir.
Yani bazı şeylerin ben kaderden öteye geçebileceğini sanmıyorum.
Ama anlatmak istediğim şey duygusal ilişkiler, insani bir ihtiyaç.
Bu duygusal boşluktan bana artık gına geldi.
Bizde bunun karşılığı ya evlenmekse evlenmeye takıyorumdur tamam mı?
Aşık olmaksa aşık olmaya takıyorumdur.
Artık adı her neyse.
Ama geçip kimse bana o kadar ezden bir şey değil demesin.
Ya artık bundan çok sıkıldım.
Ezden bir şey. Dikkat edin.
Bakın boştaki insanlar bir yerden sonra yok tükenmişlik sendromu, yok bağımlılık bir şeylerin mücadelesi falan.
Ya duygusal doyum olmayınca başka sorunlar çıkıyor.
Ama ailesi veya güzel ilişkisi olan insanlar güzel işler yapıyor.
Kırktan sonra daha da iyi üretmeye başlıyor.
İşleri yürüyor gidiyor.
Ya bu doğanın kanunu gibi geliyor bana.
Bir de bazı şeyler kırıcı gelmeye başladı.
Ya en basit şeyleri hayat bana çok görüyormuş gibi hissediyorum bazen.
Mesela geçen şöyle bir şey oldu.
Ona da sinirim bozuldu.
Ya benim bu bahsettiğim kişi değil.
Başka biri vardı önceden.
Çok detay vermeden anlatacağım.
Çocuk evlendi. Şimdi ya Allah aşkına bakın.
Ya bir eksimin karısı bunu dinleyip de tribe girmesin şimdi tamam mı?
Kocanız mı değil mi? Bilemezsiniz şu an bahsedeceğim kişi.
Kimseyi töhmet altına bırakmayın.
Benim başımı ağrıtmayın. Sizle hiç uğraşamam.
Neyse oturuyorum evden.
Bir sürü şeyle uğraşmışım zaten tamam mı?
Yorulmuşum gelmişler yine.
İşte tek başıma ben niye uğraşıyorum falan modundayım.
Telefonum çaldı açtım.
Kayıtlı değil de numara. Bu eksim arıyor.
İşte şaşırdım yani.
Hayırdır? Evlenmişti.
Normal böyle çok frenli bir şekilde konuştuk biraz.
Nasılsın? İyiyim işte sen nasılsın falan.
Niye aradı bilmiyorum. Sonra başka bir gün bana diyor ki kahve içelim mi?
Abi ne kahvesi ya?
Ya evlenmiş gitmişsin.
Ben neden seninle kahve içeyim?
Beni niye böyle bir şeye dahil etmeye çalışıyorsun?
Madem o kadar umrundaydım, evlenmeden önce gösterseydim bu çabayı.
Buna da ayrıca sinirim bozuldu.
Ya millet aile kuruyor, hayat kuruyor.
Ben hala abuk sabuk şeyler yaşıyorum ya.
Kendimi uzak tutuyorum.
Bakın gerçekten evde oturuyorum ya.
Görüyorsunuzdur Instagram'da zaten.
Kendimi soyutlamak olarak değil ama...
daha düzgün bir insan olmaya çalışıyorum tamam mı?
Hani seçici davranıyorum, mantıklı hareket ediyorum.
Kimsenin karmasına girmemeye çalışıyorum.
Tek böyle konularda değil. Genel olarak hayatla ilgili her açıdan tabii ki illa hatalarım oluyordur ama dikkat ediyorum en azından.
Yine de abuk sabuk bir şey beni niye buluyor ya?
Ya bu kadarını hak etmiyorum gerçekten.
Ben bu çocuğun zamanda sevip değer verdiğini biliyorum tamam mı?
Ben de aynı şekilde zaten.
Hani öyle bir beklentiyle de aramadı bunu da biliyorum.
Beni tanıyor zaten. Ya ortada bir yanlış var ama kötü bir niyet yok.
Eminim. O kişiden ben.
Ama işte demek istediğim şey bu saçmalıklarla uğraşmak istemiyorum ben ya.
Bu yıl bir sürü insanla sınandım bu şekilde.
50'li buluşmalarda anlattım işte bir yıl olmuş onlara başlayalı 18 bölüm yaptık.
Ben anlamıyorum ya cidden ya bu konuda hani hep tevekkül tevekkül tevekkül falan böyleyim biliyorsunuz.
Ama sabrımın tükendiği yerden bir isyana geçmek üzereyim.
Maalesef sakinliğimi koruyamıyorum.
Artık daha fazla. Sabrım ilk kez tükendi.
Bu zamana kadar hep hayatta beni oyalayan şeyler oldu tamam mı bir de.
Hedeflerim oldu işte uğraşmam gereken daha önemli sorunlar oldu.
Ne bileyim evde 50 lira aradığım zamanlar oldu bakın.
Uzak değil bu son birkaç ay içinde oldu.
Başka büyük dertler olunca insanın bu duygusal dertlere sıra gelmiyor.
Hayatını yoluna sokman lazım önce.
Her gün geçim kaygısıyla uyandığın bir dönemdeysen oturup da aşk manifestleyemiyorsun.
Sınıfsal bir şey, lükse giriyor.
Benim için de öncelik değildi.
Sıra buralara çok gelmiyordu.
Bir de benim kafamda hep şu vardı zaten.
Yani bahsediyorum da bundan bazen.
Ben kendi hayat sıralamamda önce işi oturtmak istiyordum.
Yani benim böyle bir hissim vardı.
Önce benim işi oturtmam lazım.
İşi oturtmadan böyle hayatıma düzgün, güzel bir ilişki olmaz gibi geliyordu.
Şimdi ne geliyor biliyor musunuz bu ara?
Artık işi de oturtmaya başladım da artık hiç olmaz gibi geliyor.
O kadar uzun zamandır yok ki.
Dediğim gibi inancımı yitirdim artık.
İlk kez cidden bu konuya çok takmaya başladım.
Bu konu bana ağır gelmeye başladı.
30 yaşındayım. Balkonda pişi yiyecek kadar bir insana tekrar bağlı hissedebileceğime inancımı kaybettim.
İçimde bir his var ama nasıl bir his biliyor musunuz?
Her gün bir hissin eksikliğiyle uyanmaya başladım.
After Sun diye bir film var.
Çok güzel bir film ya.
Ben çok sevdiğim bir film.
Duygu seli. Ya Mubi'de vardır belki hala.
Açıklamaya yazarım. O filmin yönetmeni İskoç bir kadın tamam mı?
Bu arada film de şeyde geçiyor.
Böyle 90'larda yazın bir babayla kızı Muğla'da sanırım bir pansiyona tatile geliyorlar.
Hatta Gamsız Hayat çalıyor filmde.
Ya filmi kesin izleyin.
Müthiş. Çok güzel bir film.
Bu bölümden sonra da Gamsız Hayat'ı dinleyin hatta.
İşte filmin yönetmeni İskoç bir kadın bir röportajında filmi anlatırken şey demişti.
Türkçe'de hasret diye bir kelime var.
Filmdeki duyguları çok iyi karşılıyor.
İngilizce'de tam karşılığı yok bu kelimenin demişti.
Ya hasret yani bir şeye duyulan derin özlem, bir kayıp.
Benim de içimde dinmeyen bir hasret var.
Neye ve kime hiç bilmiyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
