
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Seversin, kavuşamazsın, aşk olur.
Çıtırız, yeniden başlarız.
30'una yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi, astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma taksini o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin.
Ben Zeynep. Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda rastlaştıysak...
Bilinç Akışı Podcast'ın 96.
bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Bugün 6 Şubat.
Ya benim 6 Şubat depremiyle ilgili içimdeki öfke dinmiyor, içim bir türlü soğumuyor.
Her 6 Şubat gerçekten çok kötü geçiyor.
Hiçbir şeye bakmak, okumak, izlemek istemiyorum.
O gün gündelik bir şeyler paylaşmak da saygısızlık gibi geliyor, bilmiyorum.
Ama size bir şey anlatacağım.
Belki ihtiyacı olan varsa diye.
Sonra konuya gireceğim.
Deprem zamanı Derya Balta küçük bir kıza sahip çıkmıştı.
Kız tüm ailesini depremde kaybetmişti.
Ve vücudunda da uzuvlarının bazıları kesilmek zorunda kalmıştı.
Bacakları için de aynı şeyi söylemişler hani iyileşmez bu mecburuz kesme falan demişler.
Derya Balta da o zamanlar bayağı araştırdı etti uğraştı falan hatırlıyorum.
Sonunda bir doktordan bir umut buldular.
O küçük kız ameliyat oldu ameliyatı iyi geçti.
Üzerinden bayağı zaman geçti.
İşte kızı getiriyor götürüyor devamlı kontroller vesaire.
Ben de kadını önceden takip etmiyordum.
Bu depreme kadar hiç takip etmiyordum.
Bir gün alakasız böyle kadının sitoylarına baktım.
Ondan sonra takip etmeye başladım.
Bu konuyu görünce bunu da özellikle takip ettim.
Kız işte ameliyat oldu, iyi geçti.
Her süreci paylaşıyorlardı.
Biraz zaman geçtikten sonra kız hafif hafif yürümeye başladı.
Herkes çok mutlu oldu ya.
Ben de aşırı mutlu oldum tabii ki.
Derya Balta da doktorumuza mine tarz işte herkes olmaz dedi ama o oldurdu falan dedi.
Doktorun adını söyleyemiyorum dedi.
Ama birisi yorumlara yazmış sağ olsun.
Ben oradan buldum. Benim de el bileğimde bir sorun vardı.
Daha önce ameliyat olmuştum 15 yaşındayken.
Yıllar sonra bu sorunu tekrarlamıştı.
O zaman da işte 10 yıldır hala aynı sıkıntıyla uğraşıyordum.
30 tane falan doktor gezmişimdir bakın.
Her şeyi denedim. Her yol, her şey.
Bir sürü insanla görüştüm falan.
Hiçbiri içime sinmiyordu. Çünkü riskli bir ameliyattı.
Ben de o yüzden ameliyat olmak istemiyordum.
Ama bir yandan da olmam gerekiyor.
Çünkü hayatımı zorlaştırıyor artık.
Neyse bu doktoru yorumda görünce direkt randevu aldım gittim.
Adamı gördüm iki dakika konuştuk işte ikinci dakikada falan ben dedim tamam benim içime sinir de ben okeyim yani hemen ameliyat olabilirim.
Bir yandan da korkuyorum çünkü şimdi zaman uzarsa hani o süre uzarsa vazgeçersem diye.
İşte deprem Şubat'ta oldu kız herhalde Ekim'de falan hafif hafif yürümeye başlamıştı.
Aralıkta ameliyat oldum ben de.
Bayağı riskli, sıkıntılı bir ameliyat ama çok şükür gerçekten bir şey olmadı.
Ben o yıllarca aradığım doktoru Derya Balta'nın paylaşımı sayesinde buldum.
O yorumu yazan da kimse, hiç hatırlamıyorum ama gerçekten Allah razı olsun.
O kadar çok seviyorum ki adamı.
Adam benim kahramanım gerçekten.
Çok kaliteli, çok değerli bir doktor.
Şimdi bugün de anlatmak istedim ki bu vesileyle belki sizden de ihtiyacı olan birisi varsa belli olmuyor çünkü bu işlerin nereden denk geleceği.
Belki birine yararı olur diye düşünüyorum.
Doktorun adını buradan söyleyemiyorum maalesef ama DM'den falan yazarsanız veya mail bile atsanız olur.
Nereden yazsanız bir şekilde görürüm zaten.
Hani Instagram'ımız yoksa da Twitter, TikTok, mail istediğiniz yerden yazın.
Görmezsem tekrar yazın cevap vereceğim hepsinden.
Öyle ihtiyacı olan herkese şifalar diliyorum.
6 Şubat'taki tüm kayıplarımızı da büyük bir üzüntüyle anıyorum.
Bu konu üzerine şimdi bölüme geçmek benim için de zor olacak ama toparlayacağım bir yerinden.
Bugün aşk acısı konuşacağız.
Şimdi ya tabii ki hayat bir anlık ve her şey anlamsız diye düşünüyor insan böyle bir konunun üzerine.
Ama her anı yaşayamıyoruz o şekilde.
Bir noktada beyin bazı şeyleri unutmak zorunda.
Yoksa yaşamak da anlamsızlaşıyor.
Bu sefer her şeye hayat kısa diye tepkiler verirsen çok önünü almaz bir şekilde yaşamaya başlıyorsun.
Aşk acısı bölümü nedense...
Benden çok isteniyordu, bunu kesin konuşmalıyız şeklinde.
Ama bir türlü elimin gitmediği bir konuydu açıkçası.
Ya kendi içimi kazıyıp neler çıkacağından mı korktum?
Konunun derinliğinden dolayı hakkını verememekten mi endişelendim artık bilmiyorum.
Bir mesafeliydim bu konuya ama vakti gelmiş belli ki.
Bölümü hazırlarken de şu ana kadar okuduğum, izlediğim, hissettiğim tüm aşksal içerikler beynime üşüştü.
Araları bu içeriklerden de serpiştireceğim.
Cenzi işine bak kardeşim.
Dalga geçmeyin Facebook duvarı falan diye.
Ya nereden başlasam bilmiyorum ya.
Şu an aşk acısı mı çekiyorsunuz?
3 günlük flörte 3 ay takılı mı kaldınız?
İki saatlik date'i iki yıl unutamadınız mı artık bilmiyorum ama hepsinin kralının yaşandığı o yerdesiniz.
Ben sanırım ortalama iki yılda bir aşk acısı çekiyorum.
Hatta her yıl bile olabilir. Tahmin edersiniz ki hiçbiri ilki gibi olmuyor.
İlk aşk acısı en kötüsü bence.
Hiç geçmeyecek sandığın ve inanılmaz derecede karamsarlığa gömüldüğün, ömründen ömür götüren, muhtemelen ilk gençlik yıllarına denk gelen...
seni süründüren bir şey oluyor.
Aranızda bunu yaşayan varsa şu anda hali hazırda yaşayan varsa yıllar yıllar sonradan bildiriyorum.
İleride bir gün dönüp bakınca gerçekten gülümseyerek hatırlayacaksınız.
Hadi ya hiç duymamıştık abla bunu.
Çok iyi oldu. Ya şöyle ben size aşk acısını yenmek gibi iddialı önerilerle gelmedim bugün açıkçası.
Tabii ki bazı fikirlerim var bu konuda ama aşk acısı öyle mantıken üstesinden gelinebilecek bir durum değil bence.
Günün sonunda ne kadar düşünsen, ne kadar denklem kursan, kendini telkin etsen de içinde yenemediğin hisler oluyor.
Mesela platonik aşk olmak.
Ya buna gerçekten yatkın olan insanlar var.
Ben platonik aşkın...
Psikolojik sebeplerden olduğunu düşünüyorum ve gözlemliyorum.
Mesela bazen kendini sabote etmek şeklinde oluyor.
Zaten hayatına giremeyecek birine kafayı takmak, ona aşık olmak veya kendini aşık zannetmek.
Genelde birine insan tutuluyor, onu gerçekten tanımıyor bile.
Kafasında o kişiye bazı olumlu özellikler yüklüyor.
O kişiyi idealize ediyor, sonra da ona kapılıp gidiyor.
Bu bazı durumlarda benim gözlemlediğim kadarıyla gerçek bir ilişkiden kaçmak gibi oluyor.
Değer görmemekten oluyor.
O yüzden ulaşamayacağı bir şeye tutuluyor insan.
Kendini sevmeye değer görmediği için.
Belki de orada kendisini bir şekilde korumaya almış oluyor.
Zaten platonik, zaten karşılıksız.
Böylece üzülme, reddedilme riskim de yok gibi düşünüyor.
Kesin bağlanma stiliyle falan da ilgilidir de.
İşte ebeveyninden göremediği, ulaşamadığı ilgiyi kazanmaya çalışmak gibi.
Ama tabii ki ben orasını bilemem.
Platonik aşık olsam, şimdi düşünüyorum.
Bunu hiç yaşamadım sanırım.
Yapı olarak müsait değilim ben.
Platonik bırak çok sevildiğimi bildiğimde bile arada bir kontrol ederim ya.
Emin olmam lazım. Bu da başka bir mesele.
İşte platonik olsam bakın gerçekten kendi psikolojimi kazırdım.
İnsan kendini tanımıyorsa, kendi iç dünyasını keşfetmediyse ve bunları iyileştirmeye çalışmadıysa platonik oluyor bence.
Ya siz hiç gördünüz mü kişisel gelişimini çok iyi bir noktaya taşımış, kendi değerinin farkında, kendi merkezinde bir insanın oturup platonik aşk acısı çektiğini?
Mümkün değil. O yüzden platonik geçiyorum maalesef.
Önce kendinizi tanımaya, mümkünse terapiye gitmeye başlayın.
Eminim bu sorun çözülür.
Hele de orada devamlı platonik takılıyorsanız kesin bir örüntü vardır.
Platonik geçtik. Normal aşk acısından konuşalım asıl.
Ya kendimi düşünüyorum bu konuda günlerdir.
Çok fena aşk acısı çektiğim bir dönem oldu.
O dönemi düşündüm. Şu anda da çekiyoruz sanırım.
Şaka şaka. Ya aşk acısı çekmiyorum da durun oraya geleceğim.
Önce bir ilk aşk acısı zamanlarımızda dönelim.
Ben öğrenciydim o zamanlar ve gerçekten çok sevdiğim biri vardı.
Uzun süre beraberdik sonra ayrıldık.
Niye ayrıldık o zamanlar bilmiyordum.
Hala da bilmiyorum da o zaman niye ayrıldığımızı.
Ben bir süre çok üzüldüm tamam mı?
O zamanlar yakın bir arkadaşımın öğrenci evi vardı.
O da aşk acısı çekiyordu.
Biz beraber takılıyorduk böyle tribe giriyorduk.
Akşamları soda alıp Üsküdar'da kilometrelerce yürüyorduk.
Müzik dinliyorduk, konuşuyorduk.
Şimdi düşünüyorum o arkadaşımla bu mevzuyu defalarca konuşmak daha çok büyütmüş duygularımı.
Ya yapılması gereken şey, istemediğimiz bir ayrılık mı oldu?
Konuşmayacaksın ya bu kadar.
Herkese gidip de bu muhabbeti açmayacaksın.
Kafanın bir kenarında olur o mevzu.
Hep dehşersin, tekrar tekrar düşünürsün.
En ufak şeyleri bile defalarca konuşursun.
Bunu yapınca insanın içindeki duygular durulmuyor.
Devamlı su yüzüne çıkıyor.
Ya bastırmamak lazım. Tamam da kendi kendine devamlı hatırlatmaya da gerek yok.
Gerçi insan bazen o depresif hisleri yaşamak istiyor sanırım.
Ruhunu doyuran bir şey ya bir yandan.
İnsan olduğunu hissettiren, yaşadığını hissettiren bir duygu durumu.
Özellikle de o gençlik zamanlarında tribe girmek bir iyi olabiliyor bazen.
Ayrılıklarda en kötüsü bence insanın aklında soru işaretleriyle kalması.
İki kişilik bir şey yaşıyorsun.
Karşındaki bir karar alıyor tamam.
Sana bunu oturup doğru düzgün sebeplerle anlatmazsa işin içinden bir türlü çıkamıyorsun.
İnsan beyni denklemlerle çalışıyor çünkü.
Bazı duyguları, bazı yaşanan şeyleri aşabilmemiz, sindirebilmemiz için beynimizin, zihnimizin ikna olması gerekiyor.
Neden? Sonuç ilişkisini kurabilmesi gerekiyor.
Orada bir merak, bir acaba, bir soru işareti kalınca zihin o konuyu bir türlü aşamıyor.
Döndürüp döndürüp düşünüp duruyor.
Niye böyle oldu? Hani beni çok seviyordu?
İki haftada ne değişti?
Nasıl başkasıyla olur?
Ya olur bazı insanların duyguları daha hızlı değişir.
6 ay ilişki yaşadınız ayrıldınız.
Bir ay sonra başkasıyla oldu diye 6 ay beni hiç sevmedin mi?
Senin aşkın yalanmış.
Bana yalanmamış aşkın.
Şaka şaka. Biz küçükken böyle soğuk şakalar yazardık internete.
Adamın biri esprileri vardı hatırlıyor musunuz?
Adamın biri varmış. İkinci dönem düzeltmiş.
Of çok kötü neyse. Her şey yalanmış tribüne girmenin anlamı yok.
İnsan özdeğer problemi yaşadığında birden yakıp geçiyor bence.
Sen beni meğer hiç sevmemişsin.
Sen hiç bana değer vermemişsin.
Hayır abi olabilir. Düşüncesi, hisleri, fikirleri değişmiştir.
Soğumuştur. Şu an senin istememesi önceden sana olan duygularını silip süpürmüyor ki.
Özellikle erkekler daha anda yaşıyorlar.
Daha çocuk gibi hani o anın tadını çıkarıyorlar.
Liseden bir arkadaşımız şey demişti.
Erkekler yalan söylemez sadece fikirleri çabuk değişir.
Erkekleri 15 yaşında çözmüş reis, şu an evli ve 5 yaşında çocuğu var tahmin edersiniz ki.
Gerçekten öyle. Yani bir ilişki bittikten sonra karşı tarafı darlayıp olmayacak anlamlar çıkartıp sen şöylesin, sen yalancısın, sen bana bunu nasıl yaparsın diye söylenmenin anlamı yok.
Bu egosal bir problem belki de.
İnsan kendine yediremiyor.
Beni nasıl bırakır? Bırakır abi.
Sen de başkasını bırakırsın.
Hatta ben şimdi dönüp bakıyorum.
Karmalarımı yaşadığımı fark ediyorum.
Gerçekten ayıp ettiğim insanlar oldu.
Onlar yuvalarını kurdular.
Bunu görünce ben mutlu oluyorum bu arada.
Sanki üstümden bir yük kalkmış.
Sanki sıramı savmışım gibi geliyor.
Bu da bir mesele. Fark ettiğim bir şey var.
Bazı insanlarla aramızdaki meseleler kapanmadan, sürüncemede kalan şeyler sonuçlanmadan kimse yoluna bakamıyor.
Bakıyor gibi duruyorsun ama aslında bakamıyorsun.
Karşı taraf da aynı şekilde. Benim böyle tecrübe ettiğim bir iki kişi oldu.
İkisine de gerçekten çok aşktım falan diyormuşum.
Hayır hayır. Ya şöyle aramızdaki bağın uzun süre kopamadığı insanlardı.
İkisi de evlendi.
Uzak diyarlarda evli barkı.
Şimdi bakıyorum, düşünüyorum evlendikleri zamanları.
Gerçekten de bizim aramızdakiler ne zaman tam olarak bitmiş, kafamızdan birbirimizi tam olarak atmışız, sonra tanışmışlar hayatlarındaki kişiyle, sonra evlenmişler.
Bir şey bitmeden başka bir şey başlamıyor gerçekten.
Ben buna inanıyorum. O devrin bir kapanması lazım.
Bazen mesela aklınızda olduğunu fark etmediğiniz birisi oluyor.
Belki yıllar önceden, belki siz onu tamamen unuttum, işte bana yaptıklarını aştım sanıyorsunuz.
Ama içinizde bir yerde bir şey kaldığını şöyle fark ediyorsunuz.
Ya onun hayatına birisi girmiş oluyor.
Siz bunu görünce birden yıkılıyorsunuz.
Yıllardır farkında değilsiniz ama içinizde kalanın.
Onun hayatına biri girince sizde de kapanıyor o mevzu tamamen.
Yani bilmiyorum anlatabildim mi ama yaşayanlar anlamıştır.
Siz de yazıyorsunuz bazen bana işte eksim evlenmiş çok kötüyüm falan.
Ya ihtimalleri tükettiğinizde o kişiyi içinizden attığınızda inanın sadece mutlu olmasını istiyorsunuz ya.
İnsan şu açıdan bakıyor bazen.
Ya gitti evlendi ben hala burada işte salak salak tiplerle uğraşıyorum.
Kendi kıyaslayıp onun evliliğine üzüldüğünü sanıyor.
Ama aslında sorun kendisiyle ilgili oluyor.
O kişi senin hayatında olabilseydi zaten olurdu.
Zaten seninle evlenirdi veya sen onunla evlenirdin.
Ayrılmışsınız, zaman geçmiş, gitmiş evlenmiş artık tamam mutlu olsun, iyi olsun.
Böyle enerjileri de bence hiç taşımamak lazım.
Sen onun yeni hayatına takıyorsan dikkat edilmesi gereken şey...
Kendi hayatınla mutlu olup olmadığın.
Yani sen kendi hayatınla mutlu olunca gerçekten geçmişindeki insanların da iyi olmasını, mutlu olmasını istiyorsun.
Çünkü bir noktada hepsini affediyorsun.
Her şeyi kabulleniyorsun.
Bunu yapamıyorsan da muhtemelen senin hayatında bir eksiklik var.
Sen ona bağlıyorsun bu eksikliği.
Bir de şöyle bir şey. Beyin uzaklaştıkça ya zaman geçtikçe kötü şeyleri unutuyor.
Ya yapardık aslında ya.
Telafi ederdik.
Az mı uğraştık? falan diyor.
Ya oysaki gereken şey burada.
Oysaki mi? İşittim.
Zinhar. Muhafazakar konuşan insanlar böyle kelimeler kullanıyor ya.
Çok gülüyorum ya. Kadir Doğulu falan.
Duymak yerine işitmek diyorlar mesela.
Niye? Neyse. Vaktinde tüm emeği, çabayı sarf ettin sen muhtemelen.
Ama üzerinden zaman geçince kendini kandırıyorsun.
Kendine suç buluyorsun mesela.
Şöyle yapsaydım ayrılmazdık.
Böyle yapsaydım beni severdi.
Maalesef hepsi beynin oyunu.
Maalesef. Bazı insanlar birbirine nasip olmuyor.
Beraber büyüdüğümüz, beraber hayaller kurduğumuz insanın, beraber kurduğumuz hayalleri bambaşka bir hayatta, bambaşka bir şekilde yaşıyor olduğunu görmek beni kırıyor bazen.
Ama şunu biliyorum. Bu bizim irademizin de üstünde bir şeydi.
Biz birbirimize nasip olmadık.
İyi ki olmadık bu arada.
Şu an onun gibi birini kesinlikle istemezdim.
İstesem zaten zamanında onunla olurdum.
Ama aranda kurduğun o bağ var ya.
Özellikle de hayatının bir dönemine eşlik ettiysen, birbirinin düşünce yapısına bir şeyler kattıysan, beraber büyüdüysen, olgunlaştıysan, birbirinin ismiyle birlikte anıldıysan, Zeynep'in
Ali'si, Ali'nin Zeynep'i mesela böyle birliktelikler vardır ya, ömür boyu o insanların ismi birbirini tamamlar.
En alakasız kişi bile ya Ali'nin Zeynep'i var diye ne oldu o vay be ayrılılar mı falan der.
O bağın kopması gerçekten çok zor oluyor.
Ben bir noktada şunu da kabullendim.
Bu tarz bağlar inceliyor ama kopmuyor.
Yollar ayrılıyor, yıllar geçiyor.
İçinde hiçbir acı, hiçbir özlem kalmıyor.
Aklına bile gelmiyor.
Ama o bağdan da kurtulamıyorsun.
Hücrelerine işlemiş çünkü.
Yapı taşlarında onun izi var.
İster misin onun olmayı?
İstemezsin, istemedin de.
Eskiden şey derlerdi, anlamazdım.
İşte bölümün girişinde dedim ya, seversin, kavuşamazsın, aşk olur.
Derdim, sevip niye kavuşamayayım ya?
İki kişi birbirini seviyorsa kavuşur.
Öyle olmuyormuş. Bazı insanlar birbirine iyi gelmiyor.
Başkalarıyla çok sağlıklı, güzel, tatlı ilişkiler kuruyorlar.
Ama birbirlerine öyle olmuyor.
Tüm toksiklikleri, tüm olumsuz yanları birbirlerinde patlıyor.
Özellikle de daha küçük yaşlarda tanışınca birbirlerini çok yıpratıyorlar.
Sonrasında ne kadar olgunlaşsalar, değişseler de o karşılıklı yıpranma hep bir gölge olarak ilişkide kalıyor.
Ben hep özlenirim mesela.
İşte lise, üniversite, iş hayatı hepsini birlikte aşıp aile kuran insanlar.
Tüm geçmişin, tüm geçtiğin yollar birlikte oluyor.
Düşünsene nasıl bir bağlılık.
Tabii bunu ister miydim deseniz istemezdim.
Hep aklım... Kısa
Soru işareti kalırdı.
Bu insan benim hayatımda olmasa hayat bana kim bilir neler yaşatacaktı diye düşünürdüm.
Beni tanıyan arkadaşlarım hep bunu sorar.
Dedim ya Zeynep'in Ali'si işte sorarlar.
Ali ile evlenmiş olmak ister miydin?
Düşünüyorum diyorum gerçekten istemezdim.
Ya onunla evlenseydim hayatımın son 5 yılında yaşadığım hiçbir şeyi yaşayamayacaktım.
İçimde hiçbir zaman ortaya çıkaramadığım bir potansiyel olacaktı.
Ben bunu bilmeyecektim belki ama hissedecektim.
Bu his beni huzursuz edecekti.
O kabına sığmama olayını yaşayacaktım muhtemelen.
Ve 40 yaşında falan patlayacaktım diye düşünüyorum.
Tabii ki güzel bir senaryo da olabilirdi.
Ama ben bu senaryoyu o ihtimalle yaşayamazdım.
O yüzden ne kadar yalnız hissetsem de iyi ki olmamış diyorum.
Böyle bir tweet vardı.
Hayatım ne kadar kötü giderse gitsin başka bir senaryoda seninle rast gelemezdik diye olsun diyorum.
Ben de ne kadar yalnız hissedersem hissedeyim başka bir senaryoda burada sizle rastlaşamazdık diye olsun diyorum.
Bundan sonra yine aşık olabilirim ama son 5 yılımı yaşamamış olmayı kabul edemem.
Of korkunç. Sizin hayatınızda da bir soru işareti varsa şu an veya geçmişten gelen, aklınızda kalan, aşamadığınız, acabalarınız olan biri varsa ya emin olun hayatın size yaşatmak istediği
başka bir senaryo vardır. Kendinizin başka bir versiyonuyla tanışmanız gerekiyordur.
Geçmişe saplantılı kalmanın bir anlamı yok o yüzden.
Ben bu saplantı olayından hiç hoşlanmıyorum tamam mı?
Yani çok mantıksız geliyor aşkın saplantıya döndüğü haller.
Böyle edebi eserlerde, filmlerde falan da hiç hoşlanmam.
Masumiyet Müzesi'ni, işte Milana'ya mektupları ya da Firda Kahlo'nun aşk acısını falan da.
Ya samimi bulmuyorum. Ya tabii ki samimi de gerçekçi bulmuyorum.
Bayıyor. İnsan aşk olur, sever, unutamaz.
Bu tamam. Ama bir yere kadar ya.
Bir yerden sonra o takıntın da geçer, o acın da geçer.
Geçmiyorsa sen büyüttüğün içindir.
Sen bir şeyleri kendi içinde aşamadığın içindir.
Masumiyet Müzesi işte.
Şimdi dizisi de yapılmış.
Abi kitabı okuyorum. Üniversitedeydim sanırım o zaman.
İlk yarısı çok iyi ama kapkalın kitap.
Yani tüm kitap boyunca bir adamın bir kadına olan takıntılı aşkını okumak 20 yaşında olmama rağmen bana bile fazla gelmişti.
Yok tokasını sakla, yok izmaritleri sakla, yıllarca onu takıntı yap, hayal et.
Aga tamam ya, bir dur artık, kendine gel.
Bir sarsmak istedim yani.
Bu hayata da bir kez geliyorsun.
Onlarca yıl başka bir insanın acısını çekmek, sana bahşedilen hayata haksızlık, kendine haksızlık.
Milena'ya mektuplar da öyle Kafka'nın.
Aldım ilk okuyorum. Çevresinden dolayı kitabın içine giremedim sandım.
Başka çevresini aldım gittim.
Yok sevemedim. Bir insanın bir insanı bu kadar soyut şekilde sevmesi beni bunaltıyor dediğim gibi.
Tabii ki edebi değeri var bu kitapların.
Orası ayrı. Ben konu olarak söylüyorum.
Frida Kahlo da mesela. Ya Diego ile olan aşkını bilirsiniz.
Birbirlerine deli gibi aşıklar.
Ama o dediğim birbirine tüm toksikliğini patlatma olayını yaşıyorlar.
Aldatmalar, ağlamalar, hastalıklar.
İki kez evleniyorlar.
Onlarca kez ihanete uğruyor Frida.
Sanırım en son Frida'nın kız kardeşiyle ihanete uğruyor hatta.
İnanılmaz bir kaos, inanılmaz bir acı.
Frida zaten küçüklüğünden beri yaşadığı sağlık problemlerine sahip.
Yanlış hatırlamıyorsam 47 yaşında ölüyor kadın.
Öyle hatırlıyorum. E ömrün zaten 47 yılcıkmış.
Onu da bir adama acı çekerek yaşamak ne kadar duygusal bir insan olsam da bir noktada mantığa uymayan şeyler beni itiyor galiba.
Ya da büyük konuşuyorum bilmiyorum.
Burada bence önemli olan şey o aşk acısını neye dönüştürdüğün.
Şairler, ressamlar, müzisyenler.
Bunlar aşk acısını biraz da üretiminde işe yarasın diye çekiyorlar bence.
Frida'nın eserlerinin çoğunda o aşk acısının izi var derler.
Ya da şairler. Ati'yle İlhan mesela.
Üçüncü şahsın şiiri.
Çöp gibi biri olan ipince.
Hayırsızım biriydi fikrimce.
Of müthiş bir şiir.
Felaketim olurdu ağlardım.
Ya işte böyle yaratımlara dönüştürebildiğinde aşk acısı muazzam bir duygu.
Ama sen evde oturup kendini yiyip yıllarını heba ediyorsan maalesef sadece kendine yazık ediyorsun.
Bu arada ben şiir severim arkadaşlar.
Evet o kızım. Yorucu bir kızım.
En sevdiğim şiir. Hala göğe bakma durağı.
Ya çok güzel ama ya. Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum.
Göğe bakalım. Tuttukça güçleniyorum.
Kalabalık oluyorum. Ah aşk neden bu kadar kırılcasın?
Şiir sokakta akımı vardı 10 yıl önce.
O yüzden çok dile düştü.
Çok dalga geçilen bir şey oldu o akımdan sonra bence.
Aslında gerçekten müthiş şairlerimiz ve müthiş şiirlerimiz var.
Lisedeyken bir ara her gün bir tane şiir ezberliyordum.
O yüzden hafızamda çok fazla şiir kaldı.
Bilmiyorum ruhuma iyi geliyor.
Yani şu anda oturup da okumuyorum.
Veya biri bana şiir okusa, şiir önerse, şiir kitabı falan alsa kusarım.
Herkes evde kendi kendine okusun şiirlerini.
Ama dediğim gibi zamanda ruhumu besliyordum.
Neyse aşk acısını aşmakla ilgili neler yapılabilir?
Biraz bunu da konuşalım.
Ya herhangi bir konuyu uzun süre düşünmek bu hayattaki her şeye uyarlanabilir.
İnsanı bir yerden sonra yoruyor.
Ya beynim bir noktada diyor ki abi yeter.
Yeter ne olur beni sal.
Benim takatim kalmadı ya kusacağım artık bu konudan diyor.
Soğuyorsun bir yerden sonra aynı konuyu düşünmekten.
O yüzden şöyle yapılabilir belki.
Otur günlerce düşün ama sabah akşam yatmadan uyanınca kendini bıktıracak derecede düşün.
Kendine saygını iyice bitir.
O duygunun içinden iyice geç.
Dibini sıyır. Bir noktada seyreliyor zaten.
Tamam diyorsun artık yani.
Ben daha fazla buna mesai harcayamam.
Bu tabii çok sağlıklı bir yöntem değil sanırım.
Çok önereceğim bir çözüm de değil ama bu da bir çözüm.
Asıl önerim kendini maruz bırakmaktan kaçınmak.
Yani aldığı hediyeler, yazdığı mesajlar, fotoğraflar.
Ya her şeyi yok edeceksin bence ya.
Bir iki fotoğraf bırakacaksın.
İleride anı olur bakarsın.
Geri kalan her şeyi sileceksin.
Deyip hiçbir şey silmeyen ben.
Ya silmiyorum çünkü ben tek taraflı kötü bir ayrılık yaşamadım açıkçası.
Makul şekilde bitti hep.
Öyle aklına soru işaretleriyle falan bitti.
Üzülsem de silmeye kıyamadım.
En başta anlattığım o öğrenciyken yaşadığım şey de benden ayrıldı dedim ya.
Onunla da sonrasında biz barıştık.
Yıllarca sürdü yani sonrasında o muhabbet.
O yüzden hiçbirinde içimde kötü bir his kalmadı.
Fotoğrafları falan da silmedim kimseyle.
Ama düşünüyorum biri benden lönk diye ayrılsa ve çok üzülsem...
Gerçekten silerdim her şeyi.
Kendim için bunu yapardım.
O çocuk benden ayrıldığında mesela çok üzüldüğümde aldığı tüm hediyeleri gittim çöpe attım.
Ve gerçekten sağlam hediyelerden çok...
Değerli şeyler de vardı içinde ama hiç umursamadım.
İyi ki de yaptım yani. Devamlı görmemek bana çok iyi geldi.
O zaman onun bana aldığı bir parfüm vardı bakın.
Hala o parfümü yani kokusunu hissetmekten hoşlanmıyorum.
O parfüme denk gelmekten hoşlanmıyorum.
Kendini uzak tutacaksın ya bilmiyorum.
Yok kıyamadım yok yıldızlı mesajlar dursun.
Bırak üzüyorsa durmasın.
En azından göremeyeceğin bir yere kaldır.
Arkadaşlarına bu konuyu konuşma.
Ben şeye de sinir oluyorum bakın.
Geliyor mesela bir arkadaşım, iki saat anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor.
Acaba şundan mı yaptı, bundan mı yaptı?
Ya tabii ki anlatsın, tabii ki derdini benimle paylaşsın.
Ama ben bir muhabbet esnasında ihtimalleri değerlendirmekten, daha doğrusu hiçbir zaman bilemeyeceğimiz ihtimalleri değerlendirmekten rahatsız oluyorum artık.
10 tane kız oturuyoruz, akıl yürütüyoruz.
Sebebi neydi, neden oldu?
Bizim düşündüğümüz her şey burada bir ihtimal ya.
Hiçbir zaman gerçek cevabı bilemeyeceğiz.
İnanın ben gidip muhatabına sormaktan yanayım.
O kadar kafa patlatıp, o kadar üzülüp, ihtimalleri arkadaşlarına masaya yatırıp, kendi vaktini, arkadaşlarının vaktini çalacağına gurur yapma abi.
Hiçbir şey senin vaktinden ya da duygularından önemli değil.
Bu gurursuzluk değil. Yani gidip aklındaki soru işaretinin cevabını almak istemek.
İnsani bir şey. Git ona sor.
Sen de rahatla. Arkadaşların da rahatlasın.
Zamanla da yazık olmasın.
Ben işte o aşk acısı çektiğim zamanda sonra barıştık dedim ya.
Barıştıktan sonra işte söyledim ya ben çok üzülüyordum falan diye.
Ben senin bu kadar üzüldüğünü bilmiyordum dedi.
Bana niye söylemedin dedi.
Ben onun bildiğini düşünmüştüm mesela.
Ama sonra düşündüm gerçekten de aylarca hiç mesaj atmadım.
Hiçbir şey sormadım, etmedim.
Onun haberi yoktu benim ne hissettiğimden.
Gidip de sizi istemeyen insana...
Ben aşkından ölüyorum deyip kapısında yatmayacaksınız tabii ki.
Ama bazı şeyleri kendi iyiliğiniz, kendi merakınızı gidermek için sormakta sıkıntı yok bence.
Muhtemelen iki yıl sonra senin hayatında olmayacak bir insan ona gurur yapıp da gününü öldürmenin manası yok.
Yani birazdan mantıklı davranılabilir.
Bunu büyüdükçe daha iyi anlıyorum.
Hayatımdan çıkan insanları düşündüğümde zamanında gurur yapıp sormadığım sorular sadece bana zarar vermiş.
Sadece ben kafamda döndürüp durmuşum.
Karşı taraf için de bu arada sizin...
Sandığınızdan daha basit bir şey.
Sizin sandığınız gibi böyle o yüzleşme işi kimse yıllarca ya bu benimle yüzleşmek istedi ne gurursuzmuş diye arkanızdan konuşmayacak.
Tabii belli sınırlarda yaparsanız.
Bir de şeye de sinir oluyorum.
Ghostlanıyorsun mesela. Bunu sorgularsan sen kezban sayılıyorsun.
Biri senden ayrılmak istedi.
Sen sebebini sorarsan...
Gurursuz sayılıyorsun.
Böyle bir şey olabilir mi ya?
İki kişi bir duygu paylaştık.
Birbirimize bir mesai harcadık.
İnsani bir şey yaşadık.
Tabii ki de ben kendi hissimi anlamlandırmak için hesap soracağım.
O da sorabilir. Bir kere başıma geldi bu.
Şöyle bir şey olmuştu. Böyle kalabalık bir ortama girersin.
Gözüne biri takılır. Sonra o kişiyle aranda bir şey olur ya.
Bir çocuk olmuştu öyle.
Ya aramızda o an bir şey olmadı da.
İlk gördüm ben bunu. Dikkatimi çekti.
Sonra... 1-2 yıl geçti.
Instagram'dan ekledi sanırım beni.
Çok şaşırdım. Hiç onun öyle bir şey düşündüğünü düşünmemiştim.
Neyse konuşmaya başladık biz.
Görüştük falan. Ama istemedim çocuğu.
Tanıyınca bazı insan büyüsünü kaybeder ya öyle bir şey oldu.
Sandığım gibi biri çıkmadı.
Ama biz konuşuyoruz daha.
Muhabbeti seyreltirsin ya böyle çaktırmadan güya.
O yazmazsa sen de yazmazsın.
Yazınca da kısa cevaplar verirsin falan.
Ghostluyorum yani bildiğin. Çocuk çat diye dedi ki benle konuşmayı neden bıraktın?
Of var ya çok kötüydü, çok gerildim.
Ama çocuğun yaptığı şey bence doğru olandı.
Konuştuk, görüştük, bir mesaimiz oldu.
Karşındaki insan seni çat diye ghostlayamamalı.
Sen hesabını sorabilmelisin bence.
Tabii ki belli sınırlar içinde.
Karşı tarafın ayıbı olduğu için hiç endişelenmeyin.
Sorun geçin. Bir daha hatırlamazsınız bile.
O mahcup olsun. O bir şey yapıyorsa o da bunun rahatsızlığını yaşasın.
Size rahatsızlık veriyorsa.
En azından aklınıza kalmamış olur.
Bu arada ben bu aklı en son verdiğimde hep veririm arkadaşlarıma da galiba burada anlatmıştım.
Böyle en yakın arkadaşlarımdan birisi bir çocukla konuşuyordu.
Bayağı da hoşlanıyordu.
Ondan sonra çocuk bunun doğum gününü kutlamadı.
Kız da çok üzüldü. Gerçekten çok üzüldü.
Biz dışarıdayız kızın aklı orada falan öyle üzüldü.
Ben de dedim ki ya dedim seni rahatsız ediyorsa şu an.
Bu çocuk. Sen de onu rahatsız et.
Ona de ki niye doğum günümü kutlamadın?
Buna hakkın var falan dedim.
Sonra kız da yazdı.
Niye doğum günümü kutlamadın dedi.
Ve şu an evliler arkadaşlar.
Sonrasında o çocuğa sorduğumuzda işte çocuk şey demişti.
O an böyle kala kalmış.
Sen niye doğum günümü kutlamadın deyince yemek yiyormuş.
Hatta böyle boğazına... Dizilmiş yani bildiğiniz.
Baya rahatsız olmuş o da şey olmuş hani böyle kötü hissetmiş kendisini.
Bazen karşı tarafa gerçekten bunu sormak lazım.
Onu rahatsız etmek lazım.
O sizi rahatsız ediyorsa.
Bir de diğer bir yöntem.
Dedik ya beyin, denklemle çalışıyor.
Oturup yazmak lazım bence.
Bu insanın artıları neler, eksileri neler?
Benim onda sevmediğim şeyler nelerdi?
Bana yaptığı ayıplar nelerdi?
Bunları yazıp son konuşmalarınıza falan bakınca soyacaksınız muhtemelen.
İnsan bazen tamir etmek istiyor.
Kendini kandırıyor. Tamam düzeltiriz, düzeltebiliriz diyor.
Ama bir şeyi yürütmek için iki kişinin ortak iradesi gerekiyor.
Ortak bir irade yoksa bazı şeyler sadece size zarar veriyor.
Siz kendinizi korumak zorundasınız.
Her şeyden önce kendinizi düşünmek zorundasınız.
Kendi zamanınızı, kendinize saygınızı, kendi öz değerinizi korumak zorundasınız.
Bu yüzden de bazı insanları unutmak zorundasınız maalesef.
Bazen de bir türlü açılmayan kapıyı zorla açasınız geliyor.
Azıcık bir aralık görünce içeri sızasımız geliyor.
Bu da kendimize yaptığımız haksızlıklardan biri.
Şu an benim hayatımda böyle bir durum var mesela.
Ya tabii ki bu kadar büyük bir şey değil ama çok ufak bir şey mikro derecede.
Ya kafamda benim belli bir profil var tamam mı?
Hani öyle hayalimdeki kişi arıyor gibi bir durumda değilim.
Ama bazı dikkat ettiğim şeyler var.
O profildeki birisiyle de tanıştım.
Şimdi ben de artık hazır hissediyorum diyorum ya.
O yüzden onunla ilerletmek istiyorum.
Ama çocuk beni istemiyor sanırım.
Ya bilmiyorum belki de istemiyor gibi bir şey yok aramızda o kadar.
Ama benim sahip olduğum motivasyona o sahip değil bana karşı.
Bu belli. Benim o motivasyonu ona da sağlayasım geliyor.
Halbuki çocuk kim bilir hayatının nasıl bir döneminde.
En basitinden yani bunu bile bilmiyorum ki.
Ben kendi açımdan bakınca...
Sadece kendi açımdan bakıyorum zaten.
Yani tamam bu çocuk bana uygun.
Ben de hayatımın düzene girmesini istediğim bir dönemdeyim diyorum.
Her şey çok okey geliyor.
Ama iki kişilik ya iki bambaşka insan bambaşka yollarda hayat mücadelelerini veriyorlar yıllarca.
Bambaşka yollardan geçiyorlar geçiyorlar.
Karşılaşıyorlar. Karşılaştıkları sırada...
Bu insanlar hayatlarının hangi aşamasında, neler yaşıyorlar, nelerle uğraşıyorlar, ilişkiye hazırlar mı?
O kadar çok parametre var ki.
Bencil düşünmemek lazım.
Kimseyi zorlamamak lazım.
Görünürde bize uyuyor gibi gözükebilir.
Belki de mentali uymuyor.
Belki tanısak hiç uymadığını fark edeceğiz.
Veya başka bir ihtimal.
Belki şu an doğru zaman değil.
Buna inanıyorum ben. Ve şöyle düşünüyorum.
Tamam diyorum, onunla bir yolum varsa...
Hayat zaten bizi tekrar bir araya getirir.
Kafada o kişiyi idealize etmeye, büyütmeye, ondan başka kimse yokmuş gibi düşünmeye gerek yok.
İnsan olmanın en sevdiğim yanı irademizin olması.
Buna bayılıyorum. Kendi irademizle, kendi aklımızla olayları yönetebiliyor olmak bana çok iyi hissettiriyor.
Duygularıma yenik düştüğümde bunu hatırlatıyorum kendime.
Burada tabii ki öyle çok büyük büyük duygularım, yenik düştüğüm bir şey yok.
Sadece öyle aklıma bu ara gelen birisi diyeyim.
Öbür taraftan da çok... Gurur da yapmamak lazım.
Ya bir iki bakacaksın. Sende gözü yoksa yoktur.
Zorlamayacaksın. Herkes bizi sevmek zorunda değil.
Biz herkesi sevmedik sonuçta.
Ama bakın ya böyle diyorum da bir yandan düşünüyorum ve aklım almıyor ya.
Tanışma şeklimiz falan çok hoşuma gitti.
50 ilk buluşmada anlatacağım bunu.
Nasıl sevmez beni ya?
İnanamıyorum. Bir yandan da düşünüyorum.
Şey de tatlı geliyor.
Artık böyle bir sürü insan gördük ettik.
Muhtemelen son flörtlerimizi yaşıyoruz ya.
Sonra piyasadan çekileceğiz.
Bunu düşününce de bir eğlenceli geliyor.
Arkadaşıma da diyorum işte onunla ilgili şeylerde.
Ya diyorum boşver ya yazmak istiyorsan da git yaz.
Belki de hayatındaki son flörtün bu falan diyorum.
Keyif al diyorum. Ama bu konu üzerinde şöyle bir şey.
Yani tanışma şeklimiz hoşuma gitti dedim de.
İşte tanışma şeklimiz öyle diye.
Benim aklımdaki profil diye.
Benim hayat akışım şu an bu olaya uygun diye.
Çocuk beni sevmek zorunda değil.
Ben bunu kabullendim. Yolların kapalıydı zorlamadım.
Ya bazı insanların, bu yüzeysel bir şey de daha derin şeyler için söylüyorum.
Bazı insanların izi hep bizde kalacak.
Bunu da kabullendim.
Hayat bu duygularla bütünleşiyor.
Bu duygular kalbimizi genişleten duygular.
O yüzden aşk acısı her zaman çok kötüdür diyemiyorum.
İnsana illa bir şeyler katıyor.
Ve ileride gerçekten de böyle gülümseyerek hatırlıyorsun.
Bazı insanların sızısı ömür boyu kalacak.
Bu demek değil ki biz oturup o kişiyi hala düşünüyoruz.
Sadece geçmişimizden taşıdığımız ufak bir his.
Bazı insanlar bizi sevmeyecek.
Bize göre her şey güllük gülistanlık gözükse de nasılını ve nedenini anlamasak da bir türlü olduramayacağız.
Orada hayatın sebepleri vardır.
Buna güveneceğiz. Tam bir teslimiyet haliyle takılı kalmadan önümüze bakacağız.
O insandan tek bir tane yok dışarıda.
Bir sürü ihtimal var.
Olanda ve olmayanda hayır vardır.
Bunu bileceğiz. Devam edeceğiz.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
