
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
hayatın anlamı sahip olmadıklarımda saklı değil, sahip olduklarımı geliştirerek yaşamaya odaklanıyorum 💛
Instagram: bilinc.akisi.podcast
Apple podcast'te puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda karşılaştıysak Bilinç Akışı Podcast'in 111.
bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Bu hayat sadece sizin. Ben Zeynep.
Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Nasılsınız dostlarım?
Nasıl gidiyor? Bugün sadece muhabbet edelim istiyorum.
Tespit yapmayalım, sorgulamayalım, farkındalık kasmayalım.
Son zamanlarda hayat nasıl gidiyor?
Ne oldu, ne bitti? Biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.
Instagram'da soru kutucuğu bırakmıştım.
Benle ilgili olanları bu bölümde konuşacağız.
Hayatla ilgili olanları, geç kalmış hissedenler, kaygılı olanlar, ilişkisel durumlar vs.
onları da bir dahaki bölümde konuşacağız.
Bölüm başlığında artık aşk konuşmuyorum olma sebebini muhtemelen sona doğru birlikte anlayacağız.
Takip edip zili açmayı ve beni arkadaşlarınızla da tanıştırmayı unutmayın lütfen.
Yani arkadaşlarınızla tanışmak derken podcast'i göndermekten bahsediyorum.
Şimdi soru cevap şeklinde gitmeyeceğim.
Bu sorulardan hareketle muhabbet edeceğiz.
Deyip nasılsın diyen çok olmuş.
Oradan başlayayım. Çok iyiyim biliyor musunuz?
İki gündür. Şaka şaka.
Son zamanlarda bayağı iyi hissediyorum.
Bir ara bayağı bir düşüktüm, böyle bir çöküş yaşamıştım bir tenfil örtünün ardından.
Koca bir hayal kırıklığı bana fazla gelmişti.
Fazla gelmesinin sebebi ilk olduramayışım değil aslında.
Neler geldi geçti.
Ben sadece kalbimin tekrar bu kadar kırılabileceğini hesap etmemiştim.
Buna ihtimal vermemiştim.
Kırılabilme kapasitesi olduğunu, o ability'nin olduğunu düşünememiştim.
Sanırım onun da etkisiyle bir toparlanamadım.
İşler, içerikler, bölümler aksadı.
Şubat, Mart çok...
Çok verimsiz geçti gerçekten. Siz bunu hangi yılda, hangi ayda dinliyorsunuz bilmiyorum ama 2026 Şubat ve 2026 Mart benim için çok kötüydü.
2026 Mayıs'tayız şu an çok iyiyim.
Sosyal medyada da iki ayın verimsiz geçmesi insanı direkt geriye düşürüyor.
Hani böyle şey olur ya bir olaya üzülürsünüz.
Tamam bu çok normal. Üzüntünüzü yaşarsınız.
Bu da normal. Ama yaşadığınız üzüntü hayatınızın önemli alanlarını etkilerse o noktada kendinize kızmaya başlarsınız.
İşte sen hayatını etkilemesine izin verecek kadar güçsüz müsün?
Aş artık şu konuyu olan olmuş bir salamadın.
Böyle bir kendinizle dövüşmeye başlarsınız ya.
İnsanlar diyor ki acının içinden geçin dibini sıyırın.
Tamam buna katılıyorum ama yetişkin hayatı öyle bir yer değil ki.
Sorumluluklarımız var. Biz acı çekiyoruz diye hayat durup bize yol vermiyor.
Algoritma durup da... Zeynep şu an kaliteli içerik üretemiyor deyip beni tölere etmiyor.
Dilekçelerde süreler durmuyor.
Neyse ben en son bu dönemi yaşarken kendi kendime dedim ki böyle dönemlerden sonra hep çok iyi bir şey oldu.
Düştüğüm olaylar sayesinde yeni kapılar açıldı.
E insanlar da bunu söylüyorlar.
Dar zamanlardan sonra ferahlık geliyor diye anlatıyorlar, örnekler veriyorlar.
Bu açıdan bakmaya çalıştım bir süre sonra.
Ama dedim bu sefer ben bu olayın öyle bir şeye vesile olacağını zannetmiyorum.
Öngöremiyorum ne olacak. olabilir ki?
İlişkisel anlamda düşünüyorum yok daha iyisi gelecektir.
Ondan bitmiştir. Yok Allah bekletiyorsa güzelleştiriyordur.
Ya daha iyisi olduğunu inanmıyorum.
Tam tamına istediğim gibi biriydi.
Hatta sanki o kişiyi bulmuşum ve kaybetmişim gibi hissediyorum.
Bu beni daha da çok üzüyor.
Hani bari hiç bulmasaydım da öyle biri zaten yok diye düşünseydim.
Bekletiyorsa güzelleştiriyordura da inanmıyorum.
Yani tövbe estağfurullah ama zaten yıllardır bekliyoruz.
Orasını da geçtim. Bununla bile olmadıysa ben artık Artık kimseyle olamam.
Zaten insanlara güvenim, inancım bir sallantıdaydı.
Zaten ürkek yaklaşıyordum.
Nasıl diyeyim? Eskiden bir fidan arıyordum.
Tamam diyordum. Bir fidan bulsam sularım, büyütürüm, yeşertirim.
Birlikte bir ağaç oluruz.
Sonra hem benim deneyimlerim, hem çağımızın sorunları, hepimizin yaşadığı o ortak sorunlar var ya.
Öyle bir yere gitti ki fidanı bırak, dal bulsam, tutunmaya değer bir dal, denemeye değer ya, bana yeter diye düşünüyordum.
Tam o sırada karşıma çıkan şey koca bir ağaçtı.
Ve size şöyle söyleyeyim.
O ağacı fark ettiğimde dedim ki bu kadar şanslı mısın Zeynep ya?
Gerçekten bu kadar şanslı olabilir misin?
Düşündüm. Bir yandan hak ettiğime inanıyorum.
Hani ben bunu hak etmiyorum gibi bir bu kadar şanslı olamam.
diye şüphe düşüşüm değil.
Ya sizde de burada biz neler konuştuk arkadaşlar.
İnancımı kaybetmedim.
İyi bir niyetle hareket etmeye çalıştım.
Bölümlerce konuştuk.
Kalbimi hep ferah tutmaya çalıştım.
Tek ilişkisel anlamda söylemiyorum.
Hayata karşı da insanlara karşı da iyi kalmaya çalıştım.
Anlatabiliyor muyum? Burada size gelip de şov yapmadım.
Yani gerçekten iyi bir insan olmaya çalışıyorum.
Bunları düşününce kendi içimde bir muhasebe yaptığımda da hak etmediğimi hissetmedim açıkçası.
Ama bu Ne kadar şanslı olabileceğime de bir an bir inanamadım.
Her yönden sanki ben tek tek sipariş vermişim.
Bu zamana kadar ki tüm dileklerimi, temennilerimi evrene postalamışım.
Evren bana talebiniz onaylanmıştır buyurun şeklinde bir kargo göndermiş.
Meğer ben o temennileri, umutları postalarken o kargonun geldiği anı tahayyül edememişim.
Etmemişim. Ya hep istersin istersin o şey hep istediğinle kalacakmış gibi gelir ya.
Bana da öyle geliyormuş demek ki.
Baya şaşırdım ben de.
O şey gelince. Neyse sonra götüm de patladı zaten.
Kargo da gelmemiş. Ağaç maaş da yokmuş.
Turman Show gibi simülasyondan ben böyle bir çıktım.
İyi bir şeye vesile olacağına da inanmadım.
Bulamadım da yani oturdum cidden iyi yanından bakmaya çalıştım.
İşte hep anlattığım o 100-110 bölümdür size verdiğim akılları kendime uygulamaya çalıştım.
Hiçbir şey bulamadım. Gelip size anlatsam biliyorum bana çok iyi geleceksiniz.
Hep öyle oluyor. Hatta bazen diyorum ki ulan diyorum acaba ben bunları anlatayım diye mi başıma geliyor?
Hani bu kadar çok saçma sapan date mate saçma ilişkisel olaylar nasıl üst üste başıma gelebiliyor diye düşünüyorum.
Ama onu da yapamıyorum.
Hem duygusal olarak istemiyorum hem korkuyorum biri dinler diye.
Dedim tamam bu yaşananlar hiçbir işe yaramayan, hayatımdan 2-3 ay götüren, hayırlısı mayırlısı da olmayan saçma sapan bir olay olarak kalacak.
Sonra doğrudan olmasa da yani dolaylı bir şekilde bir işe yaradı.
Bilmiyorum oraya sokabilir miyiz ama benim psikiyatra gitmemi sağladı bir şekilde.
Terapi için falan değil.
Oraları Allah tekrar mecbur bırakmasın majör bir olayla ama...
O süreci bayağı bir tamamladığımı düşünüyorum.
Sadece sen de ADHD olabilir deniyordu bana.
Ben çok önemsemiyordum açıkçası.
Çok detayı da bilmediğim için konuyla ilgili.
Kitap falan okumuştum. Acaba falan olmuştu ama çok umurumda değildim.
Bu kişinin benimle ilgili yaptığı yorumları düşündüm tamam mı?
Bazı şeyler geldi aklıma.
O böyle çok iyi tespit yapıyordu.
Çok iyi gözlem yapıyordu.
Allah belasını versin. Sizin söylediğiniz şeyler aklıma geldi işte.
Edeşli olabilirsin bak işte şu şu yüzden diye.
O okuduğum kitap falan hepsini toparladım bir.
Ulan dedim bu şey bende olabilir mi gerçekten?
Hepsi birbiriyle örtüşüyor çünkü.
Bunu bir öğreneyim yani hayatta bazı şeyler kontrolümüzde değil ama tamam olan oldu giden gitti.
Ama diğer şeyler... Devam ediyor.
Kontrolümde olan şeylerden, ben toparlayabileceğim şeylerden başlayayım ya dedim.
Hani oraları bir toparlayayım.
İki aydır dondum yani resmen.
Müdahale edebileceğim yerden başlayayım dedim.
Psikiyatra gittim. O da var ya 50 tane soru sordu, test mest yaptı.
İşte bir sürü prosesi varmış.
Öyle basit bir şey değilmiş bunu tespit etmek.
O yüzden internetten okuyup da acaba bende olabilir mi gibi kolay bir şekilde anlaşılabilecek bir şey değil anladığım kadarıyla.
E-desi varmış. Bu teşhisi koydu.
Bu neden önemli? Onu ayrı bir...
Bölümde konuşuruz. Şimdi alakası olmayan insanları ben sıkmak istemiyorum burada.
Benim açımdan önemi şu oldu.
ADHD öyle reels kaydırmaya alıştığı için film izleyemeyen, ders çalışamayan insanların bahsettiği basit bir odak problemi değilmiş.
Genetik bir nörolojik farklılıkmış.
Bence aslında bu muhtemelen bir hastalık ama işte bizi eğlemek için farklılıkmış diyorlar herhalde.
Hayatın tüm alanlarını o kadar etkiliyormuş ki ben araştırınca cidden şok oldum.
Bu zamana kadar kendimde kızdığım şeylerin, insanların bana laf ettiği konuların, ailemle çatıştığım her şeyin, hayatımdaki problemlerin ya bunların hepsinin ortak kesişimi, ortak noktasında
ADHD olduğunu anladım.
Ya en basitinden ben hep derim ya böyle akademik şeyleri sevmiyorum, teknik şeylerden anlıyorum.
Anlamıyorum, yaratıcı bir iş yapmam lazım.
İnsanlar da bunu anlamlandıramıyor doğal olarak.
Avukatsız mesleğin var, onu yap kafasındalar.
ADHD zihni yaratıcı işlerde ve ilgi alanlarında çalışmaya eğilimliymiş.
Diğer alanlarda da çalışıyorsun tabii ki.
Ama... Debeleniyorsun mu diyeyim kaba bir tabirle.
En azından benim için öyleydi.
Anladığım kadarıyla özetle şöyle.
Sevdiğin bir şeyde çok iyi olabiliyorsun ama sevmediğin bir şeyde sana normal bir insana gelenden çok daha fazla zulüm haline geliyor ve onu ilerletemiyorsun.
E ilerletemeyince kendine kızıyorsun.
Şimdi ben bu yaşa kadar eydeyişli olduğumu bilmediğim için insanların benim 5x çaba göstermem gerektiğini de bilmiyordum.
Ve kendimi suçluyordum.
İnsanlara bakıyorum, genel bir düzene bakıyorum, sisteme bakıyorum.
Öyle davranamıyorum çoğu zaman.
Bu yüzden yetersiz hissediyorum.
Gibi gibi. Anlatabildim mi?
Şimdi bu ADHD tanısını alınca ve doktorla konuşunca, kendim de araştırınca ne oldu biliyor musunuz?
Bu yaşa kadar yaşadığım kafamda yer eden soru işaretlerinin hepsi böyle puf diye gitti sanki.
Bu bir tesadüf değil. Hareketlerimi aklamak gibi bir şey de değil.
Şimdi diyeceksiniz onca şeyin ortak noktası nasıl bu olabiliyor?
İnanın zaten temelde tüm sorunların sebebi aynı.
Bambaşka bir dünyaymış ya. Ben doktora giderken bile bilmiyordum.
Üzgündüm ya bir de. Hani onu da konuşurum.
Bir gideyim bakayım falan diye gitmiştim.
Yoktur ya diyordum. Sonrasında araştırıp öğrendim ve hala öğreniyorum.
Sizin de hiçbir fikriniz yoksa ama çevrenizde size eydeşli olduğunu söyleyen bir yakınız varsa dalga geçmeyin lütfen.
Ben dalga geçiyordum çünkü çok özür dilerim.
Bunu bana daha önce söyleyen insanlar da muhtemelen insanlar da benimle dalga geçecek.
O yüzden ben böyle ortalıklı söylemeyeceğim.
Siz hariç. Ama çevrenizde böyle değer verdiğiniz bir insan varsa size bunu söyleyen ufak bir bilgi edinseniz gerçekten faydası olur.
Modern dünyanın, sosyal medyanın balon bir terimiymiş gibi geliyor.
Ama dediğim gibi nörolojik bir farklılık ve düzelebilecek bir şey de değil.
Ben 30 yaşına kadar zaten böyle yaşamışım.
En zor kısmı atlattık diye düşünüyorum.
Öğrenci olmak falan çok daha zordu.
Yaş ilerledikçe semptomlar da azalıyormuş sonuçta.
Bu şekilde yaşamaya alışıyorsun ve kendine bir mekanizma oluşturuyorsun.
O yüzden ben çok anlam yüklemiyorum.
Bunu düşünmüyorum veya her şeyi buraya bağlamıyorum.
Sadece ilkokuldan beri yaşadığım tüm problemleri anlamlandırabildim.
Onu anlatmak istedim.
Bu anlamlandırma da...
Ya benim içimi inanılmaz ferahlattı.
Hani böyle biriyle saçma sapan bir olay yaşarsınız.
Günlerce belki aylarca bana niye böyle yaptı diye düşünürsünüz, üzülürsünüz, bir içinden çıkamazsınız ya.
Sonra o kişiyle yüzleşirsiniz ve tüm sebepleri anlarsınız.
Sizin hiç aklınıza bile gelmeyecek şekilde yorumlamıştır aranızda geçenleri.
Boşuna iletişimsizlik yaşamışız bunca zaman ya dersiniz.
Bir rahatlarsınız böyle. 30 yılla ve hayatıma karşı hissim bu.
tam olarak şu anda podcast'i çok sevsem de bazen kendimden şüphe ediyordum tam bir ay önce işte dedim ki ulan dedim burada ben acaba saçmalıyor muyum ya benim bir mesleğim var ofisim var tüm
sosyal medyayı her şeyi kapatıp yok olup sadece kendi işime odaklansam Hayatımın bir döneminde podcast yapmıştım ya diye.
Bugünleri hatırlarım.
Story atmak yok, reels hazırlamak yok.
Tamamen izole bir hayat.
Full fokus kendi mesleğim.
Acaba dedim bunu mu yapmalıyım?
Ben yanlış mı yapıyorum acaba?
Kaç kişi seviyor ki dedim ya işini.
İnsanlar para kazanmak, hayatını idame ettirmek için her gün nefret ettikleri işlerine gidiyorlar, geliyorlar.
Hani ben niye böyle bir şımarıklık yapıyorum diye düşündüm.
Bu yaştan sonra böyle...
Ben yaratıcı işler seviyorum diyerek mesleğimi bırakmak yanlış mı acaba diye düşündüm.
Hani bir yandan da dışarıdaki sesler de karışıyor ya kafanın içine.
Git oraya harca bu eforu gibi gibi şeyler kafamın içine dönmeye başladı.
Tabii bir yandan o çocuktan sonra sağlıklı düşünemediğimde farkındayım.
Buradaki topluktan falan ben aşırı memnunum.
Yani gerçekten şu an...
Bir yıl önce hayalini kurduğum yerden bile ilerdeyim muhtemelen.
Çok iyi bir yerdeyim anlamında söylemiyorum bunu.
Ama şu an burada olabileceğimi bilmiyordum geçen yıl.
Başlarken aklıma gelmeyen ihtimalleri yaşıyorum.
Bunun için inanılmaz minnettarım.
Her gün şükrediyorum. Ama herkes avukatlığa devam ediyor ya çevremde.
Kendime kızdığım anlar oluyordu.
Bir sen mi farklısın ya hadi abi falan diye böyle cringe atak geçirdiğim zamanlar falan oluyor.
Bu düşünceleri, bu git gelleri, bu kendine acımasızlığı doktorun o gün seans sonunda bu zamana kadar ne kadar zorlandığını tahmin edebiliyorum dediği anda bıraktım.
Sonra da şunu kabullendim.
Herkesin zihni farklı çalışıyor.
Benim kafam buna çalışıyor.
Benim kafam yüksek lisansa çalışmıyor.
Bilirkişi raporuna çalışmıyor.
Fikir üretmeye çalışıyor belki hani naciz.
Hani öyle bir şey söyleyebilirim.
Yazmaya, çizmeye çalışıyor.
Ben kendimi bu alanda geliştirmek için elimden gelenin en iyisini yapmaya devam edebilirim ve edeceğim.
Diyerek bir dellenmenin de kıyısından döndüm.
Sonuç olarak yani zihnim netleşti.
Kendimle barıştım diyebilirim.
En önemlisi yani aslında bundan bahsetmek istiyordum.
Kendimle barıştım. O yetersizlik hissinden kurtuldum.
Kendimi daha iyi kabullendim.
Şimdi siz bunu dinlerken belki şey diyor olabilirsiniz.
Ya Zeynep niye böyle şeyler düşündün çok saçmaymış.
Allah Allah falan diye olabilirsiniz.
Ben de insanları dinlerken dışarıdan bir göz olarak baktığımda çok saçma şeyler düşündüklerini düşünüyorum kendileriyle ilgili.
Ama işte bu anlattığım sebeplerden.
benim çevremden ve çevremde bu işi yapan tek bir insan dahi olmamasından da kaynaklı belki.
Bazen saçma bulduğum anlar oluyor.
Ya biraz içerik üretmek de böyle bir şey.
Mesela o geçmiş bölümleri ben hiç dinleyemiyorum.
Edit'i kontrol ederken işte zor dinliyorum.
O Instagram Reels'lar falan ya insan kendisine utanıyor.
Ama bugün kimdi ya? Bir tane oyuncuyla röportaj izliyorum YouTube'da.
Şey dedi ha Bergüzal Korel'di galiba.
Kendisini izleyemiyormuş.
Ya düşünsenize Bergüzar Korel.
Yani o kadın ne kadar iyi bir oyuncu.
Ve diyor ki kendimi izleyemiyorum.
Bunu Leonardo DiCaprio'da da görmüştüm.
O da kendisini izleyemiyormuş.
Ya bu insanlarda bile oluyorsa.
Bizde de olması, içerik üretenlerde de olması normal bir şey.
Sanırım bu işin bir doğası bu.
Neyse bu konuda böyle rafa kalkmış oldu.
Bir kıyısından dönmüş olduk.
YouTube çekiyorum bir yandan.
Ufak bir kısmınız oradan düzenli izliyor.
Çok tatlı yorumlar geliyor.
Çok teşekkür ederim. Ama bazı şeyleri insan yaparken sorguluyor arkadaşlar.
Vlog çekiyorum, günlük vlog çekiyorum mesela.
Diyorum ki bunu insanlar neden izlesin?
Biraz nasılıyım?
Üzerine koymak istiyorum.
O çıkan içeriğin belki her zaman...
zaman faydalı olamaz veya ben faydalı içerik üretiyorum gibi bir iddiam yok.
Ama birine ya bilmiyorum bir yerden bir dokunsun istiyorum.
Nasıl anlatabilirim bunu bilmiyorum.
YouTube'u denemek istiyordum çünkü aklımda asıl başka bir şey vardı ve onun için bir kameraya alıştırmak istedim kendimi.
Düzenli vloglar çektim.
Özellikle Ramazan'da 15 tane vlog atmışım ya.
Nasıl bir efor. Çok zevkliydi.
Ben de çok sevdim ama onları...
...tanıtımını doğru düzgün yapmadım mesela.
İçimden gelmiyor. Bir faydası yok gibi geliyor.
Çekiniyorum Instagram'a reels atıp da YouTube'a yönlendirmeye.
YouTube'da böyle daha kaliteli bir içerik üretmek istiyorum.
Tekrar da düşmekten de korkuyorum açıkçası.
Bazen burada bahsettiğimden oradan da bahsediyorum falan.
Kitle farklı olabiliyor diye.
Ama bilmiyorum orada başka bir şey yapmak istiyorum.
Bayağıdır aklımda olan bir format vardı.
Ama kendimi o seviyede görmüyordum.
YouTube vloglardan başladım işte dediğim gibi o yüzden.
Kameraya alıştım. Kameraya yani çok da alışmıyordum ama bir şekilde alıştım.
En azından bir anladım. Artık hazır hissediyorum ya.
Bir de bir şeye başlamak için böyle full hazır hissetmeye gerek yok tamam mı?
Biraz böyle bir tık cesaret edebilecek, belki biraz deli cesareti gibi hissedebilecek nokta yeterli.
Oraya gelince de projelendirdim bunu kafamda formatı.
Podcast BPT ile konuştum.
İşte podcast'imi yapan ekip.
Siz de artık biliyorsunuz.
Podcast'ta benden ilhamla mı diyeyim?
Benden gaza gelip mi diyeyim bilmiyorum.
Başlayan çok fazla dinleyicim oldu.
Bana attıklarınızı dinliyorum.
Son zamanlarda bayağıdır dinleyemedim.
Gerçi çok sıkılıyorum artık podcast dinlerken.
Podcast BPTL'de çalışanlar var aranızda biliyorum.
İşte o ekibe dedim ben YouTube konusunu da açtım işte konuştum.
Sağ olsunlar ne lazımsa yaparız dediler.
Sonra abi çok...
Garip bir şey oldu. Gerçekten hayatımda en şaşırdığım şeylerden birisi.
BPT ile telefonu kapattım.
Bir telefon geldi. Benim bu format için sponsorluk yaparlar belki diye düşündüğüm marka.
Onlardan bir telefon geldi.
Kafamdaki formatın aynısını yapmamı istiyorlar.
Ambale oldum biliyor musunuz?
Şüpheye düştüm. Dedim ki ben bunu...
Story mi attım? Post mu attım?
Reelsta mı söyledim?
Podcast'e mi anlattım?
Hani bunlar nereden gördüler de bana bu teklifle geliyorlar?
Ya böyle şok oldum. Daha detay vermeyeyim.
Başlamadık henüz. Şimdi daha hemen burada söylediğim için başlamayabiliriz hiçbir zaman.
Bilmiyorum ya artık ben nazara falan inanmıyorum.
Hele sizin nazarınızın demeyeceğinizi zaten biliyorum.
Sizin bunu destekleyeceğinizi çok iyi biliyorum.
Bu güveni verdiğiniz için teşekkür ederim.
Başlayınca onu duyururum zaten ama...
Heyecanlıyım. Son bir yılda ben böyle iki kere kırılma anı yaşadım işte.
Ya bir şey diyeyim mi?
Bakın şu an bana bunları anlatmak çok saçma geliyor.
Ya insanın, dedim ya az önce faydalı olmasını istiyorum diye.
Şu an diyorum ki ben niye kendi hayatımda bir güncelleme yapıyorum?
Bunu daha önce de söylemiştim.
İnsanın kendi hayatını anlatması bana çok saçma geliyor.
İşte burada bir konu üzerine konuşuyoruz.
Mesela işte benim başıma gelenleri anlatıp oradan çıkarımlarımı size anlatıyorum.
Ve bu bir konu oluyor mesela.
Ama sadece son zamanlarda yaşadıklarımı anlatmak anlatırken çok saçma geliyor.
Ama artık şunu biliyorum. Ya ben birinci, onuncu bölümde değilim.
Şu an 111. bölümdeyim.
Ve burada müthiş bir kitle var.
O kitlede hayatımın...
güncellemesini merak ediyor.
Onu biliyorum. Ona dayanarak anlatıyorum.
Umarım gerçekten merak ediyorsunuzdur.
Herkes kendi hayatına çıkarımlarını yapıyordur diye düşünüyorum.
Ne anlayacaktım? Son bir yılda iki kere kırılma anı yaşadım.
Bir geçen yıl işte ben bu podcast'ı bırakmalıyım sanırım dediğim kırılma anında hayat böyle hayır bırakma diye işaret verdi.
Sonra kanal inanılmaz güzel şekilde ivmelenmeye başladı.
O zaman ilk kırılma anı zamanı şeydi hani bu kanal büyümüyor, büyütemiyorum falan dediğim andı.
Sonra birden bir şeyler oldu ve kanal büyümeye başladı.
Bu yıla geldiğimizde dinleyiciyle, dinlenmeyle işte büyümesiyle ilgili bir kaygım kalmadı artık çok şükür.
Hani ilerlediğini biliyorum.
Ama bu geçenki yaşadığım sorgulama anında bu sefer de hani çevremde hiç kimsenin bu işi yapmaması veya acaba ben mesleğimi efor sarf etmeyerek yanlış mı yapıyorum gibi bir sorgulamaya girdim dedim ya.
O anda da hayat yine işaret verdi.
Sebebi ADHD, ilerlemeye devam et diye bir işaret aldım oradan.
Üzerine de bu proje olunca müthiş bir minnettarlık var içimde ya bilmiyorum.
Çok iyi hissediyorum.
Bu proje olur olmaz onu bilmiyorum da meyveleri toplamaya başlamanın huzuruyla dolup taşıyor içim.
Orada ne olur ne biter dediğim gibi onu bilmiyorum.
Becerebilir miyim onu da bilmiyorum.
Yolumu bir şekilde bulurum ama yani artık bunu çok iyi biliyorum.
Bir işe girişmek başlı başına dert.
İşe giriştikten sonra ilerlemek ayrı dert.
Başarılı olmaya çalışmak, başarıyı sürdürmek, zayıflamak, zayıf kalmayı becermek.
Her şey bir mücadele ya.
Hepsi ayrı bir mücadele.
Bunun haricinde düşünüyorum başka ne var?
Spor salonu çok sevmeme rağmen ayrı eve çıkınca bırakmak zorunda kalmıştım.
Spor salonlarını genelde sevmiyorum.
Bence çoğu çok kötü oluyor.
Hoşuma gidenler de bana çok uzak.
Kürek deneyeyim dedim geçen.
Gittim. Çok hoşuma gitti ya.
Müthiş bir şeymiş.
Böyle yaş ilerledikçe de başlanabilen sporlar olması çok mutluluk verici değil mi?
Küreğe mesela her yaşta başlayabilirsin.
Tenis de öyle sanırım.
Sabah uyanıp güneşi doğuramam kürekte.
Öyle biri değilim. Sabah beşte...
Uyanmak gibi sürdürülemeyecek heveslerim yok artık.
Ama akşam saatlerinde de oluyormuş.
O şekilde haftada iki gün gitmeyi planlıyorum.
Bir günde tenis yapabilirsem ya muhteşem olur.
Bahar'ın gelmesiyle mental yürüyüşlerimiz başladı.
Instagram'dan yoklama alıyorum.
Yürüyüşü spordan sayamayacağım ama meditasyon bence.
Ya hiçbir şey dinlemeden yürümeye çalışıyorum.
Etrafa bakıyorum böyle yapraklara falan.
Koparmak istiyorum, koparmıyorum.
Bir saat telefon yok, müzik yok.
Öylece yürüyorum. Zaten düşüncede kayboluyor insan.
Zaman nasıl geçiyor anlamıyor.
Bahar geldiği için inanılmaz mutluyum.
Bahar akşamında hafif bir serinlikte yürüyüş yapabilmek, kendini dışarı atacak gücü bulabilmek, bu imkana sahip olmak bence çok büyük bir lüks.
Bu arada 14 ay olmuş ben eve çıkalım.
Evimi çok seviyorum, yalnız yaşamak muhteşem.
Kendi eşyalarım, kendi düzenim.
Geçen birisi yazmış bana, aile evinde kalıp mentalimi bozmak ama gezmeye para harcamak mı?
Yoksa ayrı eve çıkıp maddi zorluk yaşamak ama mentalimi korumak mı?
diye sormuş. Ben tam 5 yılımı bu ikilemle geçirdim.
Gezmeyi seçtim. Bir anından bile pişman değilim yani.
Çok yer gördüm. Çok mutluyum.
Ama aile evinde mentalim çok bozuldu.
Bir türlü birey olamadım.
Hatta bir türlü birey olamadığımın farkında değildim yani.
Bunu eve çıkınca anladım.
Dedim ki ben daha önce birey değilmişim.
14 aydır gezmek istemiyorum biliyor musunuz?
Belki de aile evinde darlandığım için mi o kadar gezmek istiyordum?
Ama yok ya içimde o his hep vardı.
Belki bir ittirici güç olmuştur.
Tabii burada şöyle bir şey de var.
Bakın bu bir gerçek.
İnsan 20'li yaşlardaki o konforsuzluğa tahammülünü 30'larda sürdüremiyor.
Yani şu an ben eskisi gibi avari bir şekilde gezmek istemediğim için de gezmiyorum bir yandan.
Çünkü artık konforlu bir şekilde gezmek istiyorum.
20'lerde küçük bavul bile almıyordum.
Sırt çantası alıyordum. İki günlüğüne hafta sonu bir yere gidiyordum.
nerede bulursam orada kalıyordum.
Şu an ama yok gittiğim yerde işte güzel yemekler yiyeyim, güzel bir otelde kalayım falan kafasındayım.
Öyle olunca da insan çok gezmeye yeltenemiyor bence.
Daha önce hiç gezmemiş biriyseniz o yüzden gezip ailemin de mentali bozmayı...
tercih etmenizi önerebilirim.
Çünkü o gezme zamanları, gezme enerjisi ileride kalacak bir şey değil.
Ama ayrı eve her zaman çıkabilirsin.
Dediğim gibi işte birey değilmişim.
Birey olmak için kendi faturanı kendin ödemen, musluk borusunu kendin değiştirmen, evi su bastığında kendini temizlemen gerekiyor.
Evi su basmıştı ben taşındıktan birkaç ay sonra.
İki gün evde yoktum. Bir geldim evi su basmış.
Hayatımda böyle bir şey yaşamadım.
Anlamadım yani ne yapacağım, ne edeceğim.
Çok zor temizledim ama hiç söylenmedim.
Tamam dedim, olan olmuş.
En azından kendi evim.
Bir düzen kurabilmek ve öyle ya da böyle kendi başında ayakta durabilmek insana hayatın diğer alanlarında da güç veriyor.
Aldığım en doğru karardı o yüzden bence.
Yalnız son zamanlarda şunu düşünüyorum.
Evim ofisede, her yere de bayağı uzak.
Arabam hep olsa bile ki her zaman olmuyor.
Çok trafik oluyor. Ofiste çok merkezi ve çok güzel bir yerde.
Çok seviyorum orayı. Söyleyebilirim aslında Gayrettepe'de.
Eve çıkmadan önce hatta ben özellikle yazın ofiste çok kalıyordum.
Her yere yürüyebiliyordum. Etraf yeşillik, işte merkezi.
Trafikte olsam bile zaten çok az vakit geçiriyorum bir yere giderken.
Şimdi ailem de Giresun'a taşınıyor.
Bizim ev kentsel dönüşüme girdi.
Onlar da zaten yılın altı ayı falan orada Giresun'da takılıyorlardı.
Dediler ki biz bu kentsel dönüşüm bitene kadar full orada kalırız.
Babam arada gidip gelecek böyle kısa kısa işleri için.
Ofiste kardeşimle ben olacağız yalnızca.
Kardeşim de zaten evleniyor.
Oversharing saati.
Bu arada bu soru vardı biliyor musunuz?
Kardeşimle ilgili soru da vardı, şey de vardı.
Ailen nereye taşınıyor?
Giresun'a mı taşınıyor falan? Hani oversharing diyorum da zaten...
Bunlara hakimsiniz bir yandan.
Neyse şuna geleceğim.
Dedim ki acaba ben ofise mi taşınsam?
Orası normal ev çünkü.
Diğer herkes ev olarak kullanıyor.
Güzel bir site. Her şey mevcut.
Banyo işte mutfak falan.
Daha minimal eşyayla oradaki odama taşınabilirim.
Yol derdim de olmaz. Ofis düzeni de bozulmaz.
Ben zaten orada hep...
Salonda çalışıyorum, ortak alanda falan filan işte.
Bunu düşünüyorum bu ara.
Şimdi diyeceksiniz eve çıkmadan önce niye bunu yapmadın?
O zaman yapamazdın. Çünkü o zaman ofis kalabalıktı ve şey de vardı.
Cumartesi de dahil olmak üzere ofis full açıktı.
Ama şu anda tek kardeşimle ben olacağımız için yapabilirim diye düşünüyorum.
Ama inanın kıyamıyorum evimi kapatmaya.
Ya çok... çok seviyorum.
Kapatsam mı falan diye düşününce ağladım dün.
Ya bağlandığım şeyleri bırakmakta çok zorlanıyorum ya.
Ya oraya taşınacağım ve dezavantajları tölere edeceğim.
Haliç'te küreğe gideceğim, sahile yürüyüşe falan gideceğim.
Ya da ofise gitmekle hiç vakit kaybetmeyeceğim ve evde full içerik üreteceğim.
Instagram'a yönelmem lazım zaten.
Orayla doğru düzgün ilgilenemiyorum.
Baktığında içerik üretiyorum gibi ama onlar aslında hesap büyütmeye faydası olacak şeyler değil.
Ya sıkıldım biliyor musunuz?
Şundan sıkıldım. Aşırı serbest avukat vlogları yapıyordum.
Son birkaç ayda o kadar arttı ki bu avukat vlogları.
Ben artık utanıyorum vlog çekmeye.
Bir ara böyle it girl rutin akımı vardı ya herkes onu çekiyordu.
Şu anda da avukatlar arasında bu oldu.
Bu bir kanca olarak kullanılıyor ve takipçi çekiliyor.
Bunu istemiyorum ya podcast kesitlerini de paylaşamıyorum.
İnstagram'a koymam lazım.
Koyamıyorum. Ailemin öğrenmemesi lazım.
Bu zamana kadar çok iyi geldim.
50 ilk buluşmanın mesela reklamını bile yapamıyorum bu yüzden.
Bilmiyorum kafamda böyle düşünceler var.
Bu evde biraz daha kalıp kendime has bir içerik tarzı oluşturmak istiyorum.
Yalnız kalmak çok iyi oluyor bu konuda.
Sizin önerileriniz varsa şöyle bir şey yapabilirsin diyorsanız veya böyle beğendiğiniz hesaplar varsa tarzımızı benzettiğiniz fikirleriniz varsa ben hepsini okuyorum, not alıyorum.
Çok çok kıymetli gerçekten benim için bu önerilerde bulunmanız.
Onu da dikkate alırım. Bu arada bölümün başlığını bölümün sonunda anlayacaksınız demiştim.
Anlayacağınız üzere artık hayatta olana bitene odaklanmamaya çalışıyorum.
Benim kontrolümde olan kısımlara yöneliyorum.
Oralarda yaşıyorum. Hayatın anlamı sahip olmadıklarımız.
Sahip olmadıklarımız ve hiçbir zaman olamayacaklarımız var.
Bir türlü olduramadıklarımız, arayıp bulamadıklarımız, bulduktan sonra kaybettiklerimiz var.
Ve hep olacak. Daha nelerden yoksun kalacağız, neleri sürdüremeyeceğiz, nelerle mücadele edeceğiz kim bilir.
Bu son hayal kırıklığından sonra dedim ki tamam sen bundan sonra elinde olmayanı bulmaya çalışmayacaksın.
Sen elinde olanlara odaklanıp onları hakkıyla yaşamak zorundasın.
Hayatım boyunca benim paralelde hep duygusal bir konum oldu.
Ya flörtüm oldu ya bir ilişkim oldu ya birinden hoşlandım.
Ya biriyle konuşuyor oldum ya bu konuyu düşünüyor oldum.
Hiçbir şey yoksa bile burada sizle defalarca cidden hatırlamıyorum.
Kaç kere yaptık ama defalarca bölüm yaptım ya.
Bu muhabbetin hayatıma dahil olmadığı bir zaman dilimi ben hatırlamıyorum.
Sadece son zamanlarda bir süredir, yani böyle bir aydır falan herhalde öyleyim.
Ben bunu deyince tamam işte beklemedin anda olur diyorlar.
İnandıramıyorum. Siz inanırsınız belki bana.
Orada da değilim. Yani hiç yani sıfır şey gibi şu anda bana bunun denmesi.
Tamam ya tıp okursun belki diyebilir mi şu an biri bana?
Böyle bir ihtimal var mı?
Yok. Aynı öyleyim bu konuda da ve çok rahatım.
Çok huzurluyum. Çok şükür.
Devamlı bir şey oldu mu?
Oluyor mu? Olacak mı? Şunu yapalım.
Bunu deneyelim diye enerji sarf etmeden dümdüz yaşıyorum.
Müthiş bir kafa rahatlığı.
Anlatamıyorum galiba ne demek istediğimi.
Neyse. Bölüm adını Sen O Kız Değil Misin Podcast'taki Neden Artık Aşk Konuşmuyorum bölümünden aldım.
Bu arada artık aşk konuşmuyorum şeklinde direk almış oldum ama normalde böyle bir şey asla yapmam.
Sadece düz bir cümle ya.
O yüzden yaptım.
Atıyorum benim işte bir tane bölüm var ne mesela?
Potansiyelim var ama gücüm kalmadı diye bir bölüm var tamam mı?
Şimdi gidip de öyle bir ismi...
Almadım direkt hani düz bir cümle olduğu için aldım.
Umarım anlatabilmişimdir.
Referansını da veriyorum.
Sen o kız değil misin? Podcast'ı da çok seviyorum.
Sima'ya yazdım aslında. İnstagram'dan da görmedi hani kullanabilir miyim referans vereceğim şeklinde.
Neyse görürse ve olumsuz bir şey derse değiştiririz zaten.
Bana bazen hiç...
podcast'i bırakma işte devam et falan diye mesaj atıyorsunuz.
Ben de diyorum ki böyle bir ihtimal yok.
Neden bana bunu yazıyorlar?
Bir değil iki değil bakın belki var ya yüzlerce insan bu mesajı attı şu ana kadar.
Bir de devamlı da aldığım bir mesaj türü.
Şu an anladım onu biliyor musunuz?
Muhtemelen bugün bahsettiğim gibi önceki bölümlerde de özellikle podcast'ı büyütmeye çalışırken bana böyle geldiler ve bıraksam mı ya falan diye konuştuğum zamanlar oldu.
O bölümleri insanlar yeni dinlediği için bana yeni mesaj atıyorlar.
Ben geri dönüp kendimi dinleyemediğim için Allah Allah ya nereden çıkıyor bu?
Ben güven vermiyor muyum?
Acaba her an bırakıp gidecek gibi mi duruyorum?
Hani burayı ciddiye almıyor gibi mi duruyorum falan diye düşünüyordum o mesajları her gördüğümde.
Şimdi anladım. Şu avukatlık muhabbetinden kendimi suçlamayı artık bıraktığım için bir daha bu ihtimale, bu bırakma ihtimale girmeyiz diye düşünüyorum.
Son zamanlardaki en uzun bölüm oluyor ama şunu da söyleyip kapatacağım.
Bu mikrofonun başından...
hiç tanımadığım sayısız insana ulaşmaya, hikayemi sizinle paylaşmaya, DM'lerden sizin hikayelerinizi okumaya, yalnız hissetmemeye, birlikte büyümeye, ben her geçen gün değişirken,
yolumu bulmaya çalışırken sizin de bu yolculuğa eşlik etmenize bayılıyorum.
Bu hissi tarif etmem mümkün değil.
Allah sağlık verdikçe buradayız.
Kim bilir neler yaşayacağız beraber.
Ya ben insanların hayatına eşlik etmeyi çok seviyorum.
Siz de burada benim hikayemi eşlik ettiğiniz için hepinize ayrı ayrı çok teşekkür ederim.
Bu bölümleri yüz yüze yaptığımız günler de gelecek biliyorum.
O günleri düşündükçe heyecanlanıyorum.
Belki de hiç gelmeyecek bir anın şizofrenik heyecanını yaşıyorum şu an bilmiyorum.
Ama bakın çok konuştum ama son şunu söyleyeceğim.
Kendi bölümlerimi hiç dinleyemiyorum dedim ya.
Geçen Cesaret Edip ilk bölümü açtım.
Çarpı iki hızda dinledim tabii ki.
Bu arada hatırladığımdan çok çok daha iyi bir bölümmüş.
Şey diyorum ne yapacağım ya sanki podcaster mi olacağım?
Bizim öngörü yoksunluğu.
Ama bir de şey diyorum terapi reklamı aldığım günler gelir mi ki diyorum.
Sıfırdan oraya geldiysek buradan da yüz yüze bölümlere hayli hayli gideriz.
Seçim konuşması gibi oldu ama sizi seviyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
