
bağlanma stillerimiz ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?^^^
Zihinsel ve bedensel iyi oluş yolculuğunda, aklından geçenleri özgürce konuşmak istersen BİLİNÇ25 koduyla Terappin ’deki ilk seansın 2026 sonuna kadar %25 indirimli! 💜 #AnlaşılmakİyiGelecek
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içermektedir.
Transkript
Günaydın, iyi günler, iyi geceler.
Günün hangi saatinde ve hangi yılda karşılaştıysak, Bilinç Akışı Podcast'in 114.
bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Genciz, çıtırız, yeniden başlarız.
Otuzuna yaklaşan bir erkeksem, bayan manifest bakanı.
Sevmediğim mesleğimi, astrolojiden istifa ediyorum.
Erkekler iyice şımardı.
Bazı yollar biz yolda kaybolmayalım diye kapanır.
Çıkma teklifini o kadar özledim ki.
2000'li erkek magneti haline geldim ya.
Bu hayat sadece sizin. Ben Zeynep.
Hepinizin Bilinç Akışı'na hoş geldiniz.
Bu bölümde bize açılmayacağını bilmemize rağmen defalarca çaldığımız kapılardan, evde olmayan insanlardan ve bağlanma stillerinden bahsedeceğiz.
Geçenlerde Hawaii Meteor Mother açayım dedim.
Yıllar önce bitirmiştim.
23-24 yaşında falandım sanırım bitirdiğimde.
Hawaii Meteor Mother, France'da...
Ben de o tarz bir dizi sanıyordum o zamanlar başladığım zaman.
Ama izledikçe aslında çok farklı olduğunu anlamıştım.
İzleyenler bilir Hawaii Meteor Mother tamamen duygusal ilişkiler üzerine kurulu.
Tamam komedi, sitcom ama karakterlerin duygu dünyasına çok giriyor.
Bu bana diziyi ilk izlemeye başladığımda...
Çok güzel gelmişti, acayip hoşuma gitmişti.
Bilmeyenler için çok kısa özetlersem, 27 yaşlarında, böyle 27, 28, 29 yaşlarında 5 kişilik bir arkadaş grubunda Ted Mosby'nin hayatının aşkını aramasıyla başlıyor dizi.
Ve aslında tüm sezonlar boyunca, sanırım 10 sezon, çocuklarına anneleriyle nasıl tanıştığını...
Anlatıyor bu karakter. Çocukların annesine gelene kadar yaşadığı tüm date'lerini, ilişkilerini, hislerini anlatıyor.
Müthiş bir kurgu ve müthiş bir dizi bence.
23 yaşında izlediğimde bu kadar iyi anlayamamıştım ama şu an tekrar izlemeye başlayınca Ted Mosby'nin o...
arayışının, en yakın arkadaşları evlenince gelen evlenme isteğini, istediği ilişkiyi bulana kadar ne kadar yanlış insanları doğru zannettiğini çok çok çok daha iyi anladım.
Şu anki 30 yaşındaki aklımla baktığımda.
Tabii aynı zamanda Ted'in bu konuya bu kadar fazla takması, sinyalleri yanlış okuması, bazı duyguları fazla abartarak yaşaması da rahatsız edici bir yansıma oldu.
Mesela ilk bölümlerde Ted Robin diye bir kızdan hoşlanıyor.
Dizi böyle başlıyor zaten.
Ama birden her şey işaret görüyor.
Kızın peşinden koşuyor, olmayacak şeyi zorluyor.
Kızın normal davranışlarını bile kendi lehine yoruyor.
O kadar yükseliyor ki kıza.
İlk görüşmede sanırım seni seviyorum diyor.
İlk görüşmede seni seviyorum deyince kız zaten korkup uzaklaşıyor.
Bu Robin de kaçıngan bağlanan bir tip.
Ted ne yaparsa yapsın hani o jestleri, romantikliği hiçbir şey Robin'i böyle Ted'in tam istediği kıvama getiremiyor.
Robin hep nasıl diyeyim?
Bir kapıda duruyor ve her an gidecekmiş gibi duruyor.
İşte biraz Havai Meteor Madr izledim.
Sonra her zamanki gibi Avrupa yakası izliyorum zaten daima.
Tabii her ne kadar Avrupa Yakası'nı devamlı izlesem de şey olur ya böyle kafanızda bir konu vardır o ara hayatınızda.
O yüzden algıda seçicilik olur.
İzlediğiniz, okuduğunuz şeylerde o konuyla ilgili şeyler denk gelir.
Hatta muhtemelen podcaste şu an denk gelenlerin de belki kafasında bugün konuşacağımız şeyler dönüyordur.
O yüzden denk gelmiştir.
İşte dizilerde de oluyor böyle şeyler.
Avrupa Yakası'nda da oldu.
Yıllardır hiç fark etmediğim şeyleri fark etmeye başladım.
Mesela Makbule ile Burhan'ın ilişkisi.
Biz hep gülüyoruz Burhan'ın Makbule'yi terslemesine, hiç takmamasına, küçümsemesine falan.
İlişkisel anlamda bakınca Burhan o kadar yok ki ilişkide.
Makbule ne yapsa yaranamıyor.
Burhan'ın gözü hep başka yerlerde, aklı başka yerlerde.
Kafasındaki tiplemeye uymadığı için Makbule...
Burhan'ın kafasındaki tiplemeye uymuyor ya.
İşte ona diyor sen çok uzunsun, kartsın falan diyor.
Böyle devamlı kızık içimsiyor. Burhan Makbule bir türlü ilgi duymuyor.
Sırf parası için nişanlanıyor.
Zaten en sonda hatırlayanlar vardır.
Düğünden kaçıyor düğünlerinden.
Evlenmiyor Makbule ile. İşte bunları üst üste denk geldim.
Bir de o sıralar 50 ilk buluşmada en son anlattığım 50 ilk buluşma 24'te anlatmaya başladığım Buen o çocukla tatlıcı diyenler de var aranızda.
Neyse işte onunla yeni bitmişti.
Ona bakıyorum, şimdiye bakıyorum.
Geçmiş tecrübelerime, arkadaşlarının yaşadıklarına falan bakıyorum.
Ya bazı insanlarla gerçekten olmayınca olmuyor.
Tamam bunu biliyoruz. Kağıt üstünde her şey çok iyi, çok hoş gözüküyor.
Bazen sırf bu yüzden bile bir şeyleri oldurmaya çalışıyoruz.
Olsun istiyoruz. Nasıl olmaz ya?
Olmalı bu iş falan oluyoruz.
Bu çocuk, bu kız bana neden bakmasın ki?
Eski serisinden daha iyiyim falan bile oluyoruz bazen.
Veya tam tersi. Bizim bakmadığımız insan...
İnsanlar muhtemelen böyle düşünüyor.
Ama bazı şeyler mantıkla açıklanamıyor.
Ya ben bunu hala garipsiyorum.
İçimizin akmadığı, içimize akmayan insanlar oluyor ya.
Bunu kabullenmekte zorlanıyorum.
Hayır ya olmalı mı diyorum ya nasıl olmaz diyorum ya.
Niye beni sevmedi hiç anlamadım falan diyorum.
Ya da arkadaşlarıma ya nasıl sana düşmez çok saçma falan yapıyorum.
Saçma değil aslında. Saçma olan bizim o evde olmayan insanların kapısını defalarca çalmamız.
Azıcık bir kapı aralansa aa tamam bu kapı sonuna kadar açılır sanmamız.
Hayır abi o kapı sonuna kadar açılmayacak veya o kapı sana sonuna kadar açılmayacak.
Hatta sen çaldıkça daha çok kapanacak muhtemelen.
Makbule'de olduğu gibi, TED'de olduğu gibi.
Sende gönlü olmayan insanın üzerine ne kadar düşersen senden o kadar uzaklaşacak.
Bazen de en başta karşı taraf çok yüksek oluyor.
Sonra ben de olabilir falan diyorum.
Böyle ısınıyorum yavaş yavaş bir yanaşıyorum.
Ulan ben yanaşınca o gidiyor.
Mal mısın ya? Kendin geldin, kendin istedin.
Benim aklımda zaten böyle bir şey yoktu.
Ben ısınınca neden kaçıyorsun?
İşte bunların hepsini daha önce yüz kez duyduğum, sosyal medyada da çok dönen, genel hatlarıyla bayağı bildiğimiz ama benim hiç oturup kafa patlatmadığım bağlanma stilleriyle.
açıklayabiliyormuşuz. Benim en son flörtüm bittikten sonra kafamda çok büyük bir boşluk oldu tamam mı?
Daha detaylıca anlatacağım Eylül İlk Buluşmanın devamındaki bölümlerde hani onu da çok sorduğunuz mesajlardan anlatacağım gelecek devamı.
Silmiyorum, utanmıyorum, anlatıyorum.
Sadece biraz zamanla anlatacağım.
Hem duygusal hem mantıksal olarak konuyu bir yere oturtamadım.
Her şey iyi giderken daha kötüsü, siz her şey iyi gidiyor zannederken birden kopuşlar yaşanır ya.
Öyle bir şey oldu ve ben yükseldiğim için de veya güvendiğim için, hiç beklemediğim için afalladım.
Hem mantıken hem kalben büyük bir boşluk oluştu bende.
Böyle zamanlarda da kafamda bir mantık oluşturmaya çalışıyorum.
Çünkü zihin öyle çalışıyormuş, denklemle çalışıyormuş.
Denklemleri kurduğunda olayları kabullenebiliyormuş.
Ben de işte böyle neden sonuç ilişkisi kurmaya çalışıyordum.
Karşıma bu Bağlanma isimli kitap çıktı.
Instagram'da sordum size okumama değer mi diye.
Böyle... Kitaplar genelde çok köpürtülüyor.
Atıyorum 3 tane bağlanma stilini 50 sayfada bitirecekken köpürte köpürte köpürte 200 sayfada anlatıyor.
Devamlı aynı şeyleri tekrarlıyor falan.
Öyle bir şey olabilir diye düşündüm.
Instagram'dan sordum size. Mutlaka al diyen psikologlar oldu.
Ben de üşenmedim. Bakın akşam saat 9.
Kalktım arabayla. Hiç üşenmedim yani yürüme mesafesinde de değil.
Arabayla AVM'ye gittim.
Kitabı aldım. Geldim. Ki normalde hep online alırım ama online bekleyecek kadar bile sabrım yoktu o anda.
O kadar merak ettim ki. Zihnimde bir şeyler oturtacak bu kitap yani.
Buna inanmışım.
Oturdum okudum. Hemen bitti zaten 240 sayfalık bir kitap.
Endişelendiğim gibi balon bir kitap da değilmiş.
Gayet güzeldi. Benim için çok anlamlı oldu.
E konuya gir artık abla.
Artık kitabı anlat.
Ya gireceğim de var ya şu bölümü hazırlarken başıma gelenler.
Köydeyim tamam mı? İnstagram'dan takip edenler görüyordur.
Devamlı bir şeyler oluyor burada.
Şimdi ben bölümü hazırlarken babam çağırdı.
Bana dediği şeyi söylüyorum.
Beni halata bağla ben çatıyı fırçalayacağım diyor.
Ya çatıyı kim görecek Allah aşkına ya saçmalama diyorum.
Yok vazgeçiremedim. Çatıya çıktı halata bağladı kendini.
Halatın bir ucu da bende o balkona da bağladık biraz ama nafile yani.
Allah korusun bir şey olsa tutabileceğini zannetmiyorum.
Ben babamı tutuyorum düşme ihtimalle karşı.
Babam da foşur foşur.
Yıkıyor çatıyı, fırçalıyor, oradaki lekeleri çıkarmaya çalışıyor.
Aynı zamanda deli gibi yağmur yağıyor.
Hatta şu an bu ses kaynağı terasta alıyorum.
Belki duyuyor bile olabilirsiniz yağmur seslerini.
Adam sırılsıklam oldu.
Yeter diyorum ya, yeter.
İnmiyor, taktı ya o çatıdaki lekelere.
Terasta bir güvercin var, yuva yapmış.
Ondan oluyor lekeler işte.
Ya neyse, sizden iyi anlatıyorsan bunu.
Babam bana anlattığı şeyleri şimdi size anlatıyorum.
Sonra zar zor indirdim.
Hala da ikna olmadı da fırçalayarak çıkmadığı için indi.
Bir ürün al... Onunla fırçalayacakmış.
Neyse aşağı indik bir baktık.
Babamın bilgisayarı, kuzenimin telefonu, babamın ajandası, şarj aletleri hepsi terastan akan suyla su içinde kalmış.
Var ya inşallah düzelirler de böyle saçma sapan bir şey oldu ya.
Babam sırılsıklam üstü başı böyle tepeden tırnağa.
Hala da diyorum git üstünü değiştir duş al hasta olacaksın.
Yok odun taşıdı şömineyi yaktı.
Şimdi git diyorum yok ben dışarıları toplayacağım diyor.
Ya asla dinlemiyor ya asla ya diyorum ki bu yaşa kadar sen iyi gelmişsin.
Bu kadar tehlikeli şeyler yaparak oradan oraya falan da atlayan bir tip bu arada.
Hani enerjisine maşallah diyorum ama bir yandan da endişeleniyorum.
Diyorum iki tane kızın var biraz bizi de düşünerek hareket et.
Niye sen çatıya çıkıp oraları fırçalıyorsun?
Neyse bunlarla uğraşırken benim bölüm hazırlığım da yarım kaldı.
Şimdi devam ediyorum. Şöyle genel adlarıyla illaki duymuşsunuzdur.
Bağlanma stillerini.
Kaçıngan bağlanma, kaygılı bağlanma, güvenli bağlanma.
Bir de sanırım kaygılı kaçıngan bağlanma da var ama bu kitap onu ayrı bir başlık olarak almamış.
Bu bağlanma stilleri bizim insan ilişkilerinde yakınlık, güven, ayrılık ve duygusal ihtiyaçlarımızla nasıl başa çıktığımızı açıklayan bir psikolojik kuram aslında.
Ben de bu okuduğum bağlanma isimli kitaptan aldığım notları çok çok özet bir şekilde size aktarmaya çalışacağım.
Sonra bunları flörtlerimize, kendimize, yaşadıklarımıza uyarlayacağız biraz.
Ne bileyim belki anlamlandırmamız sağlar bir şeyleri.
Öncelikle bağlanma stilimizi etkileyen birçok faktör varmış.
Eskiden sadece ebeveynimizin bebekken bize nasıl baktığıyla ilgili olduğu düşünülüyormuş.
Ebeveynler hassas ve ihtiyaç duyduğumuz anda yanımızdaysa güvenli bağlanırız.
İşte ebeveynlerin duyarlılıkları değişkense kaygılı bağlanırız.
Uzak, sert ve duyarsızlarsa kaçıngan bağlanırız gibi.
kabul ediliyormuş. Ben de sadece bu kısmını biliyordum.
Ama bu kısmı ek olarak kitap diyor ki genlerimiz ve yaşam deneyimlerimiz gibi şeylerin de bağlanma stilimizde etkisi var diyor.
Zaten düşünce tek bebeklikteki bakım verenin davranışı olması Biraz saçma geliyor tamam psikoloji falan diyeceksiniz belki ama ya 30 yıl önce yaşanmış bitmiş artık annem odaya geç girdi annem
her seferinde odaya girmedi diye ben ağlarken bunun etkisinin hala devam etmesi bana çok anlamsız geliyor.
Eğer böyle bir şey varsa da insan bunu çözmeli gibi geliyor ama dediğim gibi.
Kitaba göre her ilişki, her hayat deneyimi, her duygusal yatkınlık bağlanma stillerimizi etkiliyormuş.
Şimdi güvenli bağlananlar var bir.
Çok kısaca açıklarsam.
Bunlar diyorlar ki ben değerliyim, insanlar da güvenilir.
Bu düşünceye sahipler yakınlıktan korkmayan, duygularını açıkça ifade eden, en ufak bir iletişimsizlikte hemen panik olmak yerine sakin kalabilenler bunlar.
Mesela flörtü 3 saat geç cevap verdiğinde tamam ya işi vardır diyenler.
Partnerine güvenen ve güven veren kişiler.
Kaygılı bağlananlar.
Böyle hep tetikte olanlar, ya beni terk ederse gibi bir düşünceye sahipler.
Yakın olmayı severler ama partnerlerinin kendisi kadar yakın olmak istemediğinden endişelenirler.
Partnerdeki ufak dalgalanmalara karşı aşırı duyarlı olurlar.
Her şeyi fazla kişisel algılarlar belki ve moralleri kolayca bozulur.
Sürekli onay ve ilgi ihtiyacı hissederler, böyle terk edilmekten korkarlar.
Bunlar da flörtü birkaç saat cevap vermediğinde hemen kaygılanıp...
Ya bana kızdı, beni bırakacak, beni istemiyor, artık benden hoşlanmıyor gibi şeyler düşünenler.
Kaçıngan bağlananlar da kimseye fazla ihtiyaç duymamalıyım gibi bir temel düşünceye sahipler.
Bağımsızlıklarını çok önemsiyorlar.
O yüzden yakınlık isteseler de fazla yakınlıktan rahatsızlık duyuyorlar.
Hep bir mesafeli kalmak istiyorlar.
İçlerini çok açmazlar, karşı tarafta duygusal olarak...
Uzak olmalarından şikayet eder.
Yardım istemeyi sevmezler.
O 3 saat cevap vermeyen flört bunlardır işte.
Benim anladığım kadarıyla.
Buraya kadar çoğumuz biliyoruz muhtemelen.
Şimdi burada şöyle bir şey de var.
Her şeyi bağlama stillerine bağlayıp bu konuyu kesin bir bilimsel gerçeklikmiş gibi ele almamak lazım.
Bu sadece bir teori.
Bugün böyle derler. Yarın aksi teoriler ürer.
Başka şeyler ileri sürerler.
Bilemeyiz. Bildiğim kadarıyla bağlanma stilleriyle ilgili farklı görüşler de var.
Kesin bir gerçeklik değil.
Zaten kesin bir gerçeklik bile olsa atıyorum.
Başarısız bir ilişkinin sebebi.
Ah ben kaygılı bağlanıyorum.
O kaçıngan bağlanıyor. Biz sırf bu yüzden olmadık gibi tek bir parametreye bağlanamaz sonuçta.
Ama bağlanma stillerini öğrenince ilişkilerin yürümeme sebebinde çok büyük bir etkisi olduğunu fark ettim.
Keşke daha önce... anlasaydım bunu dedim.
Terapi sürecinde bu konuya değinmemiştik mesela.
Tekrar başladığımda kesinlikle konuşacağım bir konu oldu.
sandığımızdan çok daha fazla etkili ilişkiler üzerinde.
Hatta tek romantik ilişki de değil.
Her türlü ilişkilerimizi yürütmekte etkili.
Müvekkille ilişkimde bile etkili ya bunu fark ediyorum.
Ben kaygılı bağlanıyorum mesela.
Bazı müvekkiller geç cevap veriyor.
Arıyorum bakmıyor falan.
Diyorum ki kesin bir şeye kızdı.
Kesin işte vazgeçti beraber çalışmaktan.
Ya halbuki o an müsait değildir.
Niye hemen panik atak geçiriyorsun?
Dediğim gibi terapide irdelenmesi ve çözülmesi gereken bir konu.
Ve bence diğer konulara göre...
Çözümü biraz daha basit olabilir bu konunun.
Kitaptan anladığım da öyle.
Muhtemelen terapi sürecinde de öyle olur.
Aranızda terapiye giden ve başlayacak olan varsa bence kesinlikle değinsin bu konuya.
Yeri gelmişken bölümün sponsoru terapine de teşekkür etmek istiyorum.
Terapin 600 aşkın terapist, diyetisyen, fizyoterapist, spor eğitmeni olan bir platform.
Size uygun saat ve bütçeye göre bir uzmanla eşleşip online danışmanlık alabiliyorsunuz.
Podcast dinleyicilerimize özel bilinç 25 koduyla terapindeki ilk seansınız 2026 sonuna kadar %25 indirimli.
Detayları açıklamaya bırakıyorum.
Mesela kitapta diyor ki hoşlandığınız kişiyi elde etmenin yolları gibi flört taktiklerine kesinlikle karşıyız diyor.
Hatta bunları çürütüyor. Sebebini şöyle açıklıyor.
Diyelim ki flört taktiklerini uyguluyoruz birine.
Meşgul takılıyoruz, aramıyoruz, onun aramasını bekliyoruz.
Çok ilgili görünmüyoruz, böyle gizemli gizemli davranıyoruz.
Bunu yaptığımızda karşı tarafın merakının, saygısını kazanıyoruz.
Ama kendi ihtiyaçlarımıza, kendi duygularımıza karşı dürüst davranmamış oluyoruz diyor kitap.
Her ne kadar bu taktikler doğru olsa da bunlar uygulandığında tek bir tip.
partner için çekici oluyoruz diyor.
O da kimdir? Tahmin edeceğiniz üzere kaçıngan olanlar.
Halbuki biz ne istiyoruz? Yakınlık istiyoruz, güven istiyoruz, açık iletişim istiyoruz değil mi?
Bunun aksi taktikleri uyguladığımızda güvenli bağlanan birine çekici gelmiyoruz.
Çünkü bize baktığında yeterince kendini açmamış birini görüyor.
Güvenli bağlananlar da zaten şöyle bir şey oluyormuş.
İçgüdüsel olarak biriyle sağlıklı bir ilişki kurup kuramayacağını Kolay seziyormuş.
E bakıyor biz bir varız bir yokuz.
Kendimizi yüzde yüz açmıyoruz.
Güvenle bağlanan adamlar veya kadınlar gidiyor.
E kaygılı bağlanıyorsa karşımızdaki o da gizemli tiplerden rahatsız oluyor.
Zaten endişeliler. İyice endişeleniyorlar.
Ama bu taktikleri uyguladığımızda tam kaçınganların ağzına layık bir flört deneyimi ortaya çıkıyor.
Gel gitle dengesiz bir var bir yok.
Darlamıyor. Çok yakınlık kurmuyor.
O yüzden kitap diyor ki gerçek ihtiyaçlarınızı bilin.
Bunları kabul edin. Ya bunların hakkınız olduğuna inanın.
Siz yakınlık istiyorsunuz, güven istiyorsunuz diye kendinizi ya ben muhtacım, ben işte bağımlı biriyim gibi hissetmeyin diyor.
Bu hisler, bu yakınlık isteği bizim genlerimizde var, DNA'mızda var diyor.
Ama insanlar işte utandığı için bunu dile getirmeye, kendisini bağımlı gibi göstermeye ya da ilişkisine düşkünmüş gibi göstermeye utandığı için bunları gizliyor diyor insanlar.
Taktik maktiği boşverin.
Siz sadece bu insan mutlu olmam için ihtiyaç...
duyduklarımı sağlayabilir mi diye düşünün diyor.
Bence aşırı mantıklı.
Tamamen kendiniz olun. Etkin iletişim kullanın.
Bol bol date'e çıkın ki dışarıda düzgün insanlar olduğunu da görün diyor.
Özellikle kaygılı bağlananların mesela bol bol date'lemesi lazımmış.
Denizde daha çok balık var.
Bunu görürsünüz diyor.
Kaygılı bağlananlarda bir de şöyle bir şey oluyor ya.
Bir insana Fazla takabiliyor.
En baştan bir kere görüşsen bile kaygılı bağlanıyorsan şey oluyorsun.
Beni tekrar arayacak mı, beni beğendi mi falan oluyorsun.
Kitapta diyor ki bunu da yapmamış olursunuz fazla date'e çıktığınızda.
Bir insana en baştan takılı kalmak yerine çeşitli insanlara şans vermiş olursunuz diyor.
Uygun kişiyle tanışma ihtimalinizin düşük olduğuna dair inancınızı yıkarsınız diyor.
Ya tabii tam tersi etki de olabiliyor.
Ben kaygılı bağlanan bir tipim.
Anladığım kadarıyla. Hatta kaygılı, kaçıngan sayılabilirim.
Korkunç bir kombinasyon.
Çok kişiyle görüştükçe ve hiçbiri olmadıkça daha da kaygılı, daha da kaçıngan oldum.
Kitap buna biraz iyimser yaklaşıyor.
Hani çok kişiyle görüştükçe iyilerle de karşılaşırsınız gibi söylüyor.
Ama bence bu devirde görüşmelerin çok kötü geçiyor.
Ve insan daha da umutsuzluğa kapılıyor.
Bunu tek kendimden değil çevremden ve gelen mesajlardan da anlıyorum.
Ya kitaba bakıyorum da şimdi var ya anlat anlat bitmez.
Lütfen bu kitabı okuyun.
Bu konularda. doğru işaretleri olan bir insansanız, benim birçok konuda kafamı açtı.
Mesela flor tavuzu diyor, işte bekarların alanına, kalan bekarlara sanırım, flor tavuzunda yüksek oranda kaçıngan bağlananlar olur diyor.
Kaçıngan bağlananlar bir türlü düzgün ilişki kuramadığı için devamlı o flört havuzundalar.
Dating app kullananlar bilir.
Gidersin gelirsin yıllar içinde uygulamada hala aynı insanlar vardır.
Ben çok uzun zaman önce bir daha dönmemek üzere sildim.
Cidden artık hiç işim olmaz.
Ama 4 yılda 5-6 kere indirmişimdir herhalde.
Her girişimde aynı kişileri görüyordum.
Bu da insanın sinirini bozluyor.
Aynı kişiler de beni görüyor.
Düşünsene korkunç.
Bunlar herhalde kaçıngan bağlanan tipler kitabın dediğine göre.
Veya dating app'leri de geçmeyen flört havuzu dediği genel olarak bekar insanlardan bahsediyor.
Mantıklı geldi bu bana. Bir de diyor ki kitap önceki ilişkilerinizi, flörtlerinizi hepsini bir düşünün diyor.
Bir envanter çıkarın diyor.
Çünkü bunlar size yol gösterir diyor.
Ben oturdum şöyle bir düşündüm.
Var ya inanamazsınız gerçekten olmayan insanlarla neden olmadığı...
Kafamda çok çok daha iyi oturdu.
Ben kaygılı bağlanan biriyim ama bu bağlanma stilleri değişmez.
Mutlak bir gerçeklik değil sonuçta.
İlişkiye göre de insanın stili değişiyor.
Mesela güvenli bağlanmaya döndüğüm zamanlarda en son ilişkim sağlıklı bir ilişkiydi.
Ve ben güvenli bağlanıyordum artık.
Yani abuk subuk korkularım, endişelerim, kaygılarım yoktu.
Ondan sonra da bir süre gerçekten güvenli bağlanmaya devam ettim.
O flörtleştiğim insanlarda da.
Hatta çok emindim tekrar güzel bir ilişkim olacağına.
Ben sevebiliyorum, iyi iletişim kurabiliyorum, neden olmasın diye düşünüyordum.
Güvenle bağlanıyorum ya sonuçta.
O şekilde görüştüğüm insanları düşünüyorum mesela.
Çoğu kaçıngan tiplermiş.
Adam zaten orada değil.
Bir geliyor bir gidiyor, dengesiz davranıyor.
O yakınlığı kurmak istemiyor.
Piyasadaki o kaçınganlarla görüşmek beni tekrar kaygılı yaptı abi.
Onlarla olan dengesiz iletişim hem ilişkisel anlamda özgüvenimi kırdı, hem inancımı köreltti.
Döndük yine kaygılıya.
Hatta kaçıngana da çok yaklaştığım zamanlar oluyor.
Birinden... ne kadar hoşlansam da kendi alanımda kalmak isteyebiliyorum.
Mesela o tatlıcı çocuk bana son görüşmemize dedi ki ya dedi çok kapalısın ben anlamıyorum sen ne düşünüyorsun dedi.
Hep kapalı oynuyorsun ben sana çok açığım çok netim ama sen öyle değilsin dedi.
Böyle her şeyi anlatmıyorsun falan dedi.
Ya bakıyorum hoşlanıyorum güveniyorum iyi anlaşıyorum ama kendimi açmaya sanırım bir korkuyorum.
Hep Bir kapı eşiğinde duruyorum.
Kitap kaçıngan bağlananları kol mesafesinde duranlar olarak tanımlamış.
Çok güzel bir tanım bence.
Ama ben buna genelde kapı eşiğinde durmak derim.
Hatta kapı eşiğinde beklemek diye bir bölümümüz vardı.
O bölümü de çok seviyorsunuz.
Ben de çok seviyorum. Hem zaman içindeki bu tecrübeler hem de bazen karşımdaki insana da...
Göre. Değiştiği için bağlanma stilim.
Mesela o kaçıngansa ben daha kaygılı oluyorum.
Yoklamak istiyorum bir devamlı.
Hani orada mı değil mi? Bunu yapmıyorum ama karşı taraf hissediyor ve gidiyor.
Veya o güvenliyse ben kaçıngan oluyorum.
Niye böyle oluyor anlamadım ya.
Of yeter ya yeter.
30 yaşındayım. Hala uğraştığımız işlere bak.
Kitabı okurken bakıyorum.
Hepsine kaydığım zamanlar oluyor.
Kesinlikle karşındakiyle kurduğun ilişkiye göre de şekilleniyor ama.
İşte başarısız flörtleri düşündüğümde çoğunun kaçıngan olduğunu fark ettim.
Kaygılı olanlar benim üstüme düşenler de olmuş tabii ki ama onlar da beni itmiş.
Karşımdaki kaygılı olunca ben iyice kaçmışım.
Güvenli olanlar sıkıcı gelmiş ki bu genelde böyledir.
Güvenli bağlanan sağlıklı düzgün tipler çok sıkıcı gelir.
Yani onlara bir ilgi duymayız.
Belamızı aradığımız için illa gideceğiz dengesizlerin peşine takılacağız.
Kitapta da güvenli bağlananların kaygılı ve kaçıngan bağlananlara sıkıcı geldiği söyleniyor.
Ama bunlara bir şans verin.
İhtiyaçlarınızı karşılayabilecek olanlar bunlardır diyor.
Güzel örnekler falan da vermiş danışanlarından.
Güvenli bağlananlarla ilişki kurup hayatı değişen insanlardan.
Bunu ben çevremde de görüyorum ya.
Arkadaşlarımın ilişkilerine baktığımda bir taraf güvenli bağlanan sağlıklı bir tipse karşısındaki kim olursa olsun o ilişkide kaldıysa tabii.
Hani en baştan iki tarafta sonuçta o ilişkide kalması gerekiyor.
Gerisi daha kolay oluyor.
Aradaki sevgi insanları iyileştiriyor, geliştiriyor.
Zamanla birbirini uyumlu hale getiriyor.
Ben bunu çok beğeniyorum.
İnsanların ilişkide kendilerinin, duygusal dünyalarının daha iyi bir versiyonuna gittiği ilişkileri çok beğeniyorum.
Tabii benim sıkıntım mesela kendi adıma ve birçoğumuzla böyledir eminim.
O aşamaya geçemiyorum ki.
Birkaç görüşmeden sonra zaten patlıyoruz.
İlişkin bir ilişki aşamasına geçemiyoruz.
O aşamaya gelebilsek belki birbirimize iyi geliriz, beraber gelişiriz de.
Neyse neden olmuyor bilmiyorum.
Dediğim gibi, daha önce dediğim gibi bu bölümde demedim ama ben artık takmıyorum bu konuyu.
Bir şekilde kabullendim.
Zaten kitap çok doğru söylüyor ya.
İşte en baştan kendini, duygusallığını, hislerini gizlediğinde kaybeden sen oluyorsun.
Düşünsene taktik yaparak numara yaparak nereye kadar gerçek beklentini gizleyebilirsin ki?
En iyisi baştan net olmak.
Biriyle görüştün beğendin mi?
Tamam güzel. Gidip aşığım deme.
Aşık olmamalısın zaten ilk görüşmede.
Ama düzgün iletişime geç.
Taktik kovalama. En azından iletişimde kalmak istediğini belli et.
Kendini böyle ağırdan satmak.
Başlığı altında gizemli davranmayı itmek yerine.
Karşındaki kaçıyorsa zaten ya istemiyordur ya ilişkiye hazır değildir ya böyle şeyler ona fazla geliyordur.
Sebebi her neyse o kişi sana göre değildir.
Ama kendini sakladığında istemene rağmen istemiyormuş gibi yaptığında o kişinin sana düşmesini sağlamış olmuyorsun.
Tam tersi yanlış kişiye fazla zaman harcamış oluyorsun.
Eninde sonunda ortaya çıkıyor çünkü.
İki tarafta aynı beklenti de değilse, aynı yerden bakmıyorsa bu ortaya çıkıyor.
Mesela diyoruz ya hesapsız kitapsız davranmayı hak etmiyorlar diye.
Öyle değil aslında biliyor musunuz?
Güvenli bağlananlar mesela bunun değerini çok iyi biliyor.
Hatta bu bahsettiğim o tatlıcı çocuk da.
Ya onunla neden olmadı hala anlamadım ya.
İki tane kitap okudum, beş bölüm podcast çektim.
İki ay düşündüm hala bilmiyorum neden olmadığını.
Olurdu gibi geliyor, oldururdu mu gibi geliyor.
Ama olduramadım. O nasıl bağlanıyordu onu da anlamadım.
Dediğim gibi çünkü kişiye göre değişiyor.
Şimdi ben şeyi anlayamıyorum.
Kitapta böyle bazı puanlamalar var.
Mesela flörtünüze yapabilirsiniz o puanlamaları.
Onun nasıl bağlandığını anlayabilirsiniz.
Ama o kişi bana karşı mı öyle davrandı?
Benden az hoşlandığı için.
Yoksa kendi genel tüm kızlara karşı davranışım öyle.
Ben bunu anlayamıyorum sonuçta.
O yüzden nasıl bağlandığını da anlamadım.
Ama ben ona iletişimsel olarak taktik falan yapmadım.
Güzel bir iletişimdeydik.
Çocuk bunun... değerini bildiğini bana söyledi bir kere.
Ya bu huyunu dedi çok seviyorum.
Hesapsız kitapsızsın.
Böyle taktik falan düşünmeden davranıyorsun.
Bu çok hoşuma gidiyor dedi.
Ya birileri bunun değerini bilecek.
Yani artık bana da böyle insanlar çekici geliyor mesela.
Çok basit bir örnekle hoşlandığım kişinin mesajına geç döndüm diyelim.
O bana anında döndüğünde diyorum ki ya ne güzel ya hiç böyle şeylerle uğraşmıyor.
Bence o çocuk da bunu fark etti.
O çocuk da böyle biriydi bu arada.
Ben istersem 3 saat sonra döneyim.
O o an mesajı görüyorsa direkt cevap veriyordu.
Ve bu benim çok hoşuma gidiyordu.
Ya da buluşalım dedi diyelim ki bana uymadı.
Tekrar soruyordu. Tekrar sorduğunda ben şey düşünüyordum ya ne güzel diyordum ya.
Hani hiç gurur falan yapmıyor.
Kendi isteğini söylüyor.
Çünkü o kadar çok karşılaştım ki böyle abuk sabuk taktik yapan insanlarla veya ben de çok yaptım maalesef.
O yüzden... Artık böyle cool geliyor bu açıklık bana.
İçten davranmak, kendine olmak, özgüvenli olmak daha cool geliyor.
Bunları yaptığımızda kaçıp giden adamla zaten işimiz yok.
Bizim güvenli bağlanan insanları bulmamız lazım.
Veya aranızda güvenli bağlananlar varsa, kaçınganlardan veya kaygılılardan alırsa çok sevinirim.
Çünkü biz ürünümüzle olamıyoruz.
Bölümün adını Adam Evde Yok koyma sebebim tam olarak bu.
Ya evde olmayan adamların peşine...
Takılmamak lazım artık ya.
İstediğimiz kadar iyi davranalım, istediğimiz kadar uğraşalım.
Bizle ilgilenmeyen, ilişki düşünmeyen, kendi sorunlarını halledememiş adamları hiçbir zaman o evde bulamayacağız.
Şimdi burada ben bu bağlanma stillerine sığınıp da ben kaçıngan bağlanıyorum falan diye bir kılıf uydurmuyorum.
Mesela ben bunu fark ediyorum ve karşıma birisi çıktığında zaten ona göre kendimde bunları yontmaya çalışacağım.
E karşımdaki insan da böyle olmalı.
O böyle değilse, daha bunun farkında bile değilse ben o kişiyi hiçbir zaman o evde bulamayacağım.
Bu arada Havai Meteor Mother izledikçe...
Ted'in bu kadar kovalamasına gerek yokmuş ya.
Zaten doğru zamanı varmış, doğru kişi oradaymış diye düşünüyorum.
Robin ilişki istemiyordu, Ted ilişki istiyordu.
Robin kaçıngandı, Ted kaygılıydı ve korkunç bir döngüde kaldılar.
Hiçbir zaman Ted'in istediği ilişkiyi yaşayamadılar.
Çünkü Ted'in güvenli birini bulması gerekiyordu.
Neyse dediğim gibi kitapta altını çizdiğim çok yer var ama şunu da söyleyeyim.
Kaygılı veya kaçıngansanız...
Güvenli insanlara yönelin diyor.
Kaygılılar da güvenliyle olmalıymış.
Kaçınganlar da güvenliyle olmalıymış.
Kaygılı kaçıngan bunlar birbiriyle olursa sağlıklı ilişki kurulamıyormuş.
Ki bunu bence çoğumuz tecrübe ettik.
Bu kitapla ilgili biraz daha konuşmak istiyorum.
Bence bu kitabı bir de şu açıdan ele alabiliriz başka bir bölümde.
Sağlıklı ilişkiyi kurmak için kitabın önerileri gibi.
Ya bilmiyorum şu an bir ilişkim falan olsaydı tekrar okurdum herhalde.
Bir ilişki başlangıcında falan olsaydım.
Baya güzel noktalara değiniyor.
Burhan Altıntop da kaçıngın bence mesela.
Hiç oralarda değil ya adam, aklı fikri başka yerlerde.
Düzgün bir ilişki kuramıyor, gidiyor, geliyor.
Neyse dediğim gibi bunlar tabii ki de bizim bağlanma stillerini arkamızı yaslayıp da ilişkide saçma sapan davranmamız için bir neden değil.
Her zaman kendimizi daha iyi bir hale getirebiliriz.
Bazen karşımızdakinin de desteğiyle, onun da bize iyi örnek olmasıyla gelişebiliyoruz.
Umarım öyle ilişkiler çıkar karşımıza.
Beni Instagram'dan takip etmeyi de unutmayın lütfen.
Podcast'ı da hala takip etmiyorsanız lütfen takip ede basın.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
