
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu seride üniversite öğrencilerine ve 20li yaşlardaki herkese abla tavsiyeleri üzerine Bilinç Akışı'nda kalıyoruz. Yeni bölüm her çarşamba&pazar tüm platformlarda!
Instagram: zeynepkelesin
Apple podcastte puanla
Youtube için tıklayın
Tiktok için tıklayın
Twitter için tıklayın
İletişim için: info.bilincakisipodcast@gmail.com
Transkript
Selam, selam, selam.
Millanyum çocuklarının bile beğendiği o bölümün ikinci partına hoş geldiniz.
Son birkaç haftadır bu bölümleri yapacağım için 20'li yaşlara verilecek tavsiyeleri düşünüyorum devamlı ve not alıyorum.
Notlarım o kadar kabardı ki.
Sonra düşündüm aslında çoğu şey tavsiyeli olmuyor.
Bizde yaşarken o şeylerin yapılması gerektiğini veya yapılmaması gerektiğini...
Adımız gibi biliyorduk belki %70'inde.
Ama yapmadık veya yaptık.
Çünkü 20'li yaşlar tam da bunun için var.
Bile bile yapıp böyle olacağı belliydi demek için.
Hatta bir tane tweet vardı.
Yanlış sularda yüzüyorum ama su o kadar güzel ki demişti birisi.
Çok haklısın dostum.
Biz burada istersek 20 part yapalım.
Siz yine bildiğiniz yoldan gideceksiniz.
Bunun çok farkındayım.
O yüzden sadece...
Bunu söylemezsem ölürüm ya.
Bunu mutlaka söylemeliyim dediğim şeylerden devam edeceğim.
İlk bölüm 6 madde konuşmuştuk.
Şimdi 7.
madde yetersizlik hissini bir şekilde halledin.
Ya yetersiz hissetmek insanın en bela hislerinden biri bence.
Birçok kötü hissi tercih ederdim bu hissi yaşamak yerine.
Bu his ya öyle bir şey ki her şeyi başaran, her şeyi beceren insanın bile Ömür boyu yakasından düşmeyen bir his bu.
Önce zaten bunu bilin.
Kendinizi yetersiz gören tek insan siz değilsiniz.
Yetersiz hissetmek kötü bir şey evet ama kendi aşırı yeterli görmek de aynı şekilde kötü bir şey.
O insanda da bir problem vardır.
Oraya değinmeyeceğim. Ama bu yetersizlik konusu nasıl halledilebilir?
Bunun üzerine biraz düşündüm.
Kendimde de uyguladığım bir şey.
Bence şöyle bir yöntemle bu biraz çözülebilir.
En azından çözüm yoluna bir Işık yakabilir.
Şimdi aşkım kapışmak semineri gibi bir şey olacak ama işe yarayacağına ben eminim.
Aslında bu podcast'ın ilk maddesi kendini tanımak olmalıydı.
Ama bunu bilerek söylemedim ve bilerek hiçbir maddede buna yer vermedim.
Neden? Çünkü buna bir başlık açsam çok klişe gelecek.
Ve varması gereken anlama varamayacak muhtemelen.
Mesela siz şu an bu dakikaya kadar bu podcast'ı dinlediniz.
Şu an biz yedinci maddedeyiz.
Şimdi söyleyeyim tüm maddelere bir bakın.
Hepsinin temelinde aslında kendini tanımak var.
Kendini tanımak ayrı bir başlık değil yani.
Hayattaki her her her şeyin içinde default olarak yer alan ve her şeyin anahtarı olan bir madde.
Mesela sanat dedik.
Sanatla ilgilenerek ne sebep sevmediğinizi çözersiniz.
Kendinizi tanırsınız.
Aldığınız riskler dedik.
O risklerin sonucu hayata bakışınızı anlayarak sizin yine kendinizi tanımanızı sağlar.
Seçtiğiniz insanlar dedik.
Etrafınızdaki beş kişi veya iş ahlakınız.
Hani bu konuştuğumuz her şey adım adım sizin kendinizi tanımanıza yardımcı olacak şeylerdir.
Bazıları kendinizi tanımanıza sebep olur.
Bazıları kendinizi tanımanızın sonuçlarıdır.
O yüzden kendini tanımak...
Bu yetersizlik hissinde de aşırı kilit bir noktada duruyor.
Bu yetersizlik hissinin aslında iki sebebi var bence.
Ben yine antibilimsel konuşuyorum.
Psikolojik verilere dayalı değil.
Kendi çıkarımlarım. Birincisi her şeyde olduğu gibi işte çocukken kollanan yetersizlikler, psikolojimiz vesaire.
Burası terapistlerin çözeceği iş.
Biz burada kendi kendimize çözebileceklerimizden konuşuyoruz.
Ama evinizin rahatlığında terapiste erişmek isterseniz alanında uzman terapistlerle tanışabilir.
Manifest Onkotu ile Hayvel'den yararlanabilirsiniz.
Tabi bu bir reklam veya sponsor değil.
Muhtemelen marka böyle bir reklamı kabul etmezdi.
Bu benim manifestim. Önceki bölümleri dinleyenler bilir.
Ve bu manifest olduğunda yani ben kanala ilk sponsorumu aldığımda bir manifest bölümü çekeceğim.
Kafamda bayağı hazır o bölüm.
Geriye tek bir şey kaldı onun manifestin gerçekleşmesi.
Yani bu manifeste gerçekleşince diğer manifestlerimle birlikte bu yöntemlerle ilgili bir bölüm çekeceğim.
Neyse ne diyorduk?
İşte iki sebebi var bence.
Biri psikolojik sebepler.
Diğeri de aslında yine psikolojik de insanın kendini tanımaması.
İnsan kendini tanımadığında yatkın olduğu alanları, sevdiği şeyleri, ilgi alanlarını...
olumsuz yönlerini, kafasının basmadığı şeyleri bilmediğinde bir şuursuz oluyor.
Bu şuursuzluk da aslında yeterli olduğunuz şeyde yetersiz, yetersiz olduğunuz şeyde de yeterli hissetmenize sebep oluyor.
Ki ikincisi çok komik.
Komik bir duruma düşürebiliyor insanı.
O yüzden şuursuz olmayın.
Basitçe şu yöntemi bir deneyin.
Önce yatkın olduğunuz ve yatkın olmadığınız konuları bir saptayın.
Bana hayatta ne kolay geliyor mesela?
Ne zor geliyor? Bir şeyin kolay gelmesi o kadar önemli bir faktör ki insana.
Size kolay gelen herkese kolay geliyor sanıyor olabilirsiniz.
Biliyorum bana da öyle oluyor.
Ama aslında asla öyle değil.
Yazı yazmak bana hep kolay gelir ve birine böyle doğum günü mesajı yazmak da kolay gelir.
Hep kolay gelirdi. Çocukken böyle kartı falan yazardık ya.
Arkadaşlarım bazen bana yazdırırdı.
Çünkü benim için duygularını ifade etmek çok kolaydı.
Zamanla bu yazı yazmanın kolay gelmesine evrildi.
Bir konuda yazı yazmak şu an benim için kolay.
Ama mesela akademik şeyler benim için zor.
Hiç sevmiyorum bir şeyin akademik veya teknik yönünü öğrenmeyi, onu anlamayı.
Hani okula gitmeyi, dersleri...
Dersleri falan da hiçbir zaman sevmedim.
Bunun gibi size kolay ve zor gelen şeyleri önce bir listeleyin.
Size kolay gelen herkese kolay gelmiyor.
Bunu unutmayın dediğim gibi.
Çocukken yapmayı sevdiğiniz şeylere ve...
kolay gelen şeylere baktığınızda zaten siz bir liste oluşturacaksınız.
Ve bu liste sizin yatkın olduğunuz şeyler olacak.
Aynı şekilde tam karşısında yatkın olmadığınız şeyleri de bir belirleyin, saptayın.
Kendinizle barışmanız gerekiyor.
Herkes matematik sevmek zorunda değil.
Sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeyleri, yatkın olduğunuz ve olmadığınız şeyleri ayırdığınızda gerçekten öncelikle biraz bir şuur kazanacaksınız.
Ve bu listeye baktığınızda aslında ortaya böyle 2-3 tane ana başlık çıkacak.
Çünkü farklı eylemler gibi gözükse de aslında çoğunun ana başlığı aynı.
Bu başlıklara göre kendinizi en azından neyde yetersiz hissetmemeniz gerektiğini anlayabilirsiniz.
Çünkü bazen iyi yaptığımız şeylerde bile biz yetersiz hissediyoruz.
Ve bu kendimize çok büyük bir haksızlık.
En azından ben yazı yazmayı seviyorum ya.
Ben buna yatkınım. Yazı yazarken yetersiz hissetmek benim beynimin ve psikolojimin bir ilizyonu diyebilirsiniz.
Ve kendinize yüklendiğiniz anlarda kendinizi böyle bir frenleyebilirsiniz.
Teknik şeylerde iyi değilim.
O yüzden yetersiz hissetmem normal diyebilirsiniz.
Ve kendinize yüklenmeniz gerektiğini anlayabilirsiniz diyormuşum.
Ya hayır da yani kendinize daha şefkatli yaklaşabilirsiniz bu durumda da yatkın olmadığınız şeylere karşı.
Bu yetersizlik olayı halledilmedikçe...
Teslim ettiğiniz projeden evde ağırladığınız misafire kadar her durumda kendinize yüklenirsiniz.
Ama en azından biraz da olsa bu konuyu halletmek kendinize sizin daha şefkatli davranmanıza yardımcı olur.
Tabi bir de burada şöyle bir şey de var.
Siz yatkın olduğunuz konuda bile kendinizi yetersiz hissederseniz bu his etrafa öyle bir geçiyor ki Bu sefer aslında siz mütevazilik yapayım veya garantici olayım, çok iddialı
olmayayım derken o işi sizden daha eksik yapan insanlar bir bakıyorsunuz sizin önünüze geçiyor.
Ve garip olan etraftaki insanlar tarafından da onlar daha yeterli görülüyor.
Ya bu o kadar garip bir şey ki hani gözle görülmeyen enerjinin kanıtı resmen bu.
Siz görülmeyen bir enerjiyle o hissiyatı o ortama yansıtmış oluyorsunuz ve böylece insanlar da sizi daha yetersiz görüyor.
Bu sefer sinirleniyorsunuz, hakkım yeniyor falan diyorsunuz.
E bunu siz yaptınız.
Siz kendinize kendi hakkınızı teslim etmediniz ki başkası sizin hakkınızı korusun.
İnsanın kendini bilmesi, tanıması, şuurlu olması ve boş yere yetersiz hissedip boş yere yeterli hissetmemesi gerek.
Yetersizlik hissinin daha sayamadığım bir sürü handikapı var.
Ne yapın, edin, bu konuyu bir şekilde halledin.
Sekizinci madde, alışkanlıklar.
Aristoteles'in bir sözü var.
Sürekli ne yapıyorsak biz oyuz.
Mükemmellik bir eylem değil, alışkanlıktır.
Çok iyi bir söz değil mi?
Aslında biraz da insanın içini rahatlatması gereken bir söz bence.
Herkesin çalışarak, alışkanlıklar edinerek, kendisi uğraşarak bir yerlere gelebileceğini gösteriyor bu söz.
Kendi tanımak nasıl birçok şeyin sebebi ve sonucuysa alışkanlıklar da aslında...
Hayatta yaptığımız seçimlerin sebebi.
Şu an herkesin gündemi zamanı yönetmek, zamanı verimli geçirmek.
Günlerini, hayatını verimli bir hale getirmek.
Bu konuda ben de sıkıntı yaşıyorum.
Bu konu neden bu kadar problem haline geliyor?
Aslında bu yaşa kadar bazı rutinler oturmalı ve bazı alışkanlıklar kazanılmış olmalı.
Ve zaman yönetimi bu kadar büyük bir sorun haline gelmemeli.
Geldi. Bazı bağımlılıklarımızdan dolayı maalesef saatlerce video izleyip zaman yönetimini öğrenmeye çalışıyoruz.
Benim bu paradoks çok sinirimi bozuyor.
Saatlerce video izliyorsun zaman yönetimini öğrenmek için ve orada da bir zaman kaybediyorsun.
Oranın içinden çıkamıyorsun.
Neyse hallediyoruz yavaş yavaş bir şekilde.
Alışkanlıklar ve rutinler hayatı inanılmaz kolaylaştırıyor.
Yani düşününce mesela uyanınca ne yapacağını bilmek.
Kafan rahat. Uyanacaksın bugün yataktasın uyanıyorsun ve az sonra Fatih Altay'la izleyeceğini biliyorsun.
Bu senin rutinin çünkü.
Güne o kadar olumsuz başlamak korkunç bile olsa gözünü açtığında bir sonraki adımı bilmek bence güne kolay başlamanı sağlıyor.
Ve doğru alışkanlıklarla birlikte hayattan alınan verim maksimuma çıkabiliyor.
Bu yüzden bazı alışkanlıklar, zevkler, istekler yıllar içinde değişse de genel hatlarıyla insanın kendi öz alışkanlıklarının olması çok güzel bir şey.
Mesela günlük tutmak.
Bu benim çocukluğumda edindiğim bir alışkanlık ve bayılıyorum.
Sevdiğiniz ve içten gelerek yaptığınız bir alışkanlık hiçbir zaman size zor gelmiyor.
Hatta onun eksikliğini yaşıyorsunuz.
Öğle yemeğinden sonra Türk kahvesi içmek gibi düşünün.
Alışkanlıklar da dönemsel ve hedefe yönelik veya kişiye bağlı alışkanlıklar olarak ayrılabilir bence.
Günlük tutmak mesela benim alışkanlığım dedim.
Ama geç uyumak üniversitedeki bir alışkanlığımda o döneme özgüydü.
Bazen de bir hedefiniz için alışkanlık oluşturmanız gerekiyor.
Hayatınızı genel olarak iyi etkileyebilecek alışkanlıklar edinmek.
hayatınızı olumlu etkileyecek şeyleri belirlemek ve bunları alışkanlık haline getirmek o kadar önemli bir olay ki bunu biraz daha yaşınız ilerledikten sonra geçmişe dönüp baktığınızda fark
ediyorsunuz. Çünkü gerçekten de aslında sadece alışkanlıklarınızdan oluşuyorsunuz büyük oranda daha doğrusu.
Ve beyin öyle bir şey ki siz yeni bir şeye alışırken direniyor yani resmen direniyor.
Kendi korumaya... Korumaya çalışıyor.
Çünkü kendi konfor alanı değil.
Orayı bilmediği için sizi oradan uzaklaştırmaya çalışıyor.
Beş saniye kuralı diye bir şey var.
Mel Robbins tarafından bulunan bir kural.
Mel Robbins'de bir kadın var.
Bu kişisel gelişimci aslında.
Kadın diyor ki beş saniye beynin karar vermesinde çok kritik.
Bu beş saniyede beynimizdeki duygusal ve mantıksal düşünme merkezleri arasında bir mücadele yaşanır diyor.
O yüzden biz 5 saniye içinde harekete geçersek beynin mantıksal düşünme merkezi duygusal tepkilerin önüne geçer.
Yani orada aslında beynin mantıksal düşünme merkezi kazanmış olur.
Ve istediğiniz şeyi yapmaya başlarız diyor.
Hatta 5-4-3-2-1 diye say ve harekete geç diye de bir yöntem söylüyor.
Beyni hacklemekten bahsediyor yani aslında.
Tabii bu işin biraz şişirilmiş kişisel gelişim yönü.
Yeni alışkanlık edinmek için bence yine de aklımızda olabilecek bir yöntem.
5 Saniye Kuralı diye bir kitabı da var hatta kadının.
Biraz aynı şeyleri tekrarlıyor o yüzden kitabı okumanızı tavsiye etmeyeceğim.
Ama kitabın özündeki şeyleri anlamak için belki video izleyebilirsiniz veya biraz internetten okuyabilirsiniz.
Bana mantıklı geldi.
Biraz uyguluyorum da bazen.
Bir şey çok üşendiğimde 5 saniye kuralına atıp 5, 4, 3, 2, 1 diye böyle salak salak sayıyorum.
O sırada beynimi yendi mi falan düşünüyorum.
Bunun haricinde yeni alışkanlık edinmek için benim önereceğim kitap aslında Atomik Alışkanlıklar kitabı.
Kesinlikle öneriyorum. O kitap şişirmiş yöntemlerden ve böyle şişirmiş kişisel gelişim...
kitaplarından ziyade gerçekten işe yarar yöntemler öğretiyor insana.
Mesela ben bir ara akşamları kafamı toplamak için yürüyüşe çıkmak istiyordum.
Her seferinde üşeniyordum, sadece yatmak istiyordum.
Kitapta da alışkanlık edinme yöntemlerinden biri olarak alışkanlığı başka bir eylemin arkasına koyun diyordu.
Çünkü zamanla o eylemden sonra beyin otomatik olarak o alışkanlığı yapmayı istiyormuş.
Bundan bahsediyordu. Ben de yürüyüşü akşam yemeğinden bir saat sonraya koymuştum.
Ve gerçekten zamanla saati bilmediğimde bile yemekten bir saat sonra hareketlenmeye başlıyordum.
Böyle 7-8 ay haftada 3-4 akşam yürüyüş yapmaya başlamıştım.
Ve bu bende tamamen alışkanlık olmuştu.
Spor olarak yapmıyordum. Yürüyüş bence bir spor değil zaten.
1-0'dan büyüktür ama yürüyüşü spor kategorisine koyamıyorum.
Kafa toplama yürüyüşleri diyordum ben buna.
Ve böyle oluşmuştu.
Amacına da ulaştı. Aynı şekilde istenmeyen alışkanlıklardan kurtulmak için de bu kitap baya güzel.
Ve ilerideki hayatınız için...
Aslında alışkanlıkların hani böyle sadece sabah rutinlerinden ibaret olmadığını anlamanız gerekiyor.
Belki bu sabah rutinlerinin çok fazla viral olmasından dolayı sosyal medyada, TikTok'ta her yerde devamlı görüyoruz ya herkes mükemmel bir şekilde sabah rutini yapıyor.
Rutinler size itici geliyor olabilir ama aslında gerçekten kendinize göre, kendiniz için düzenlediğiniz bir rutin uzun yıllar sürerse ileride sizin şükredeceğiniz bir hale geliyor.
O yüzden viral olan sabah rutinleri yüzünden rutinleri itici bulup alışkanlık olayına inancınızı kesmeyin.
Alışkanlıklar cidden insanı insan yapan şeyler.
Zamanla hatta toplum içinde o şekilde tanınmanızı ve ya Zeynep'in böyle bir alışkanlığı var.
Hani o öyle yapar atıyorum sabahları onu yapar diye tanımanızı sağlayacak bir şey.
Yazarların, filozofların, sanatçıların falan da genelde bir rutini vardır.
Onlara da bakabilirsiniz. Yani alışkanlıklar sabah soğuk duşla güne başlamaktan ibaret değiller.
Dokuzuncu madde. Esnek ve toleranslı olun.
Tecrübelerinizin ön yargılarınız olmasına izin vermeyin.
Burada psikolojik bir esneklikten bahsediyorum tabii ki.
Bir psikolog bunu şöyle açıklıyordu.
Psikolojik esneklik zihinsel olarak sağlıklı olmaktır.
Yani adapte olabilmek, öz farkındalık ve başkalarına karşı farkındalık sahibi olmaktır.
tek bir çözüme bağlı kalmama becerisi ve duygularını düzenleyebilme, kendini sakinleştirebilme kapasitesidir.
Bence çok güzel ve açıklayıcı bir şekilde tanımlamış.
Bunu basite indirgersek aslında kendinizi belirli kalıplara sokup bundan asla ödün vermem, bu benim kırmızı çizgim, bu benim prensibim diye triplere...
girmemelisiniz. Bundan bahsediyor.
Ahlaki ve etik değerleri kenara koyduğumuzda tabii ki onları ayrı tutuyorum.
Yeri gelir prensibiniz de kırmızı çizginiz de yalan olur.
İlk gençlik yıllarında insanın Belirli sınırlarını çizmesi, kendini tanımlaması ve kendi benliğini ortaya koyması tabii ki muhteşem bir şey.
Ama o zamanlar biraz daha bunu bence abartıyoruz.
Biraz daha kendimizi toplum içine var etmek için aslında gereksiz kalıplara sokuyoruz.
Aslında bizim prensiplerimiz ve değerlerimiz yıllar içinde, belki uzun yıllar içindeki tecrübelerimiz...
ve yaşadıklarımızla şekillenecek şeyler.
Hani bir arkadaşınız hiçbir buluşmaya 5 dakikadan fazla gelen insanı beklemem diye bir tribe girdi diye sizin de bu şekilde çok gereksiz
bir tribe girmeniz gerekmiyor.
Hayatın getirilerine, karşılaştığınız olaylara, insanların yaptıklarına karşı daha esnek olabilmeniz gerekiyor.
Mesela siz bir gün bir saatte bir yerde olmayı planlamış olabilirsiniz.
Çok düzenli, nizamlı bir insan da olabilirsiniz.
Ama hayat her zaman sizin etrafınıza dönemez.
Ve bu planların değişmesine karşı daha esnek olmanız gerekir.
Hayata karşı, insanlara karşı, olaylara karşı daha toleranslı olmanız gerekir.
Mesela bana şunu dedi, tamam ben onunla daha konuşayım.
Çünkü bana bunu dedi deyip kesip atarsınız bazı şeyleri ve bazı insanları.
Ya önünü arkasını düşünmezsiniz.
Neden öyle dedi?
O an ne oldu? Yanlış anlaşılma olmuş olabilir mi?
Bunları düşünmezsiniz.
Bu aslında şey hani o delikanlılık denen kanızın hızlı aktığı yaşlarda olan bir şey.
Daha tahammülsüz ve...
Tırnak içinde net davranırsınız.
Ama yaş ilerledikçe daha tahammüllü olmanız gerektiğini, kestirip attığınız şeylerin sandığınız gibi olmayabileceğini, hatta bazen en basitinden bir şeyin sadece yanlış
anlaşılmadan ibaret olabildiğini görürsünüz.
Orada olan aslında sadece orada geçen zamanı olur.
O yüzden biraz daha toleranslı olmaya çalışın, biraz daha esnek olmaya çalışın.
özellikle bu çok önemli açık iletişime geçmeye çalışın ben de şimdi burada böyle diyorum ama zaman zaman hala ben de bu konuyla sınanıyorum aslında daha iki gün önce bir şeye çok şaşırdım
onu bir anlatayım mesela samimi bir arkadaşımla ilgili yapması gereken bir şey vardı yapmadı yani samimi dedim böyle muhabbetimin iyi olduğu sevdiğim bir arkadaşım yapması gereken şeyi yapmadı ben
de saldım aslında Kırıldım bayağı ama sağladım.
Sormadım da neden yapmadın diye.
Zaten yabancı bir arkadaşım başka ülkede yaşıyor.
Görüşmedik de. Ama benim bu konu aklıma takıldı.
Aklıma takılsa da dedim ki ya şimdi niye sorayım ki ben?
Şimdi ben ona mesaj atacağım.
O bana sallamasyon bir açıklama yapacak.
Buna hiç gerek yok diye düşündüm.
Sonuçta bile isteye o şekilde davrandıysa benim ona hesap sormamın bir anlamı yok diye düşündüm.
O yüzden de ona bir şey sormadım, bir şey yazmadım.
Üzerinden biraz zaman geçti.
Bu sefer cidden merak ettim aslında.
Sadece daha çok bir merak duygusuyla yaklaştım.
Duygusal kırılmanın haricinde.
Çünkü üzerinden zaman geçince o duygusal kırılmam etkisi azalmıştı ve mantıksal olarak merak etmeye başlamıştım.
Öyle olunca da bir sorayım hadi ya dedim.
Mesaj attım. Saatlerce cevap yok.
Görmemiş olma ihtimali de yok.
İyice sinir olmayayım ki yani dedim ne salak bir de mesaj attım.
Yapmak istememiş ve yapmamış niye soruyorum ki hala falan deyip uyudum ben.
Sabah uyandım ve şok oldum.
Ya abartmıyorum böyle 15-20 mesaj belki.
İlk attığım mesaj da şu.
Zeynep selam mesajını gördüm ama yapmam gerekenler vardı.
Onları bitirip sadece bu konuşmaya konsantre olmak istedim.
O yüzden geç yazıyorum kusura bakma falan gibi böyle çok düşünceli ve çok tatlı bir ilk mesaj atmış.
Ya ben orada onun takmadığını düşünürken mesajı gördü ve hani görüldü attı falan diye düşünürken aslında karşıma ki insan sadece olabilecek en iyi şekilde ve tam konsantre olarak konuşmaya
cevap vermek istediği için beklemiş.
Öncelikle bir şaşırdım. Bu bir.
İkincisi de olay benim tahmin bile edemeyeceğim şekilde gelişmiş ve kendisi de çok üzülmüş.
Yani gayet farkında bunun.
Kendisi de üzülmüş ama hani onu açıklamış bayağı bir.
Yani sandığımın aksine sallamasyon bir açıklama asla değil.
Kendi hayatında olup bitenler sebebiyle ve gerçekten kötü şeyler olmuş.
Hem o olayları da anlatmış.
Böyle çok samimi gerçekten duygularını da öne çıkaran bir mesaj yazmış ben uyurken.
Ya o kadar şaşırdım ki.
Ya dedim hani o kadar böyle şeylere dikkat ediyorum ama hala içimdeki o önyargıyı kıramıyorum.
Ya tabii şöyle bir şey de var aslında bu önyargı da çok haksız bir önyargı da sayılmaz.
Sonuçta bu yaşa kadar bu zamana kadar bir sürü tecrübe ediniyorsun ve o tecrübeler ister istemez bir önyargı oluşturuyor.
Ama yani günün sonunda ne olursa olsun...
Her insan, yani her bir insan sadece insan olduğu için özenli davranmayı hak ediyor aslında.
Başta sizin ön yargılarınızın o insana yükletilmesi, o insanın suçu değil, sizinle alakalı bir şey tamamen.
Belki siz artık bıktınız, insanlara toleranslı olmaktan bıktınız, ne bileyim.
Benim bu olayımdaki gibi hani sallamazsan açıklamalar duymaktan bıktınız.
Ama her insan, eskiden edebiyat dersinde bir şey vardı ya işte her insan biriciktir, her santese biriciktir falan diye.
Biricik biraz cringe bir kelime ama her insan aslında gerçekten biricik ve o insanla olan iletişiminiz de kendine özgü.
O yüzden önceki tecrübelerden evet ders çıkarmak lazım ama ön yargıyı da bir insanın üstüne boşaltmamak lazım yani.
Sonuçta o insanın suçu değil.
Kendinizi kullandırmadan, toleranssız davranmak, hayatta her şeyi tahmin edemeyeceğinizi, hayatın sizin kafanızdakilerden ibaret olmadığını ve birçok ihtimal olduğunu unutmamak
lazım. Şimdi ben böyle deyince aklınıza belki bazı insanlar canlanmıştır.
Dikkat edin. Bazı insanlar daha esnektir.
Onlar bayağı akıştadır.
Bakarsınız sanki süzülüyor gibilerdir.
Çünkü her insanın kendi hayatı olduğunu, herkesin bir şeylerle mücadele ettiğini, dünyanın sadece onun etrafında dönmediğinin farkındadır o insanlar.
Benim böyle tanıdığım bir arkadaşım var.
Onu da şöyle fark ettim.
Geçen yıl arkadaşlarımla buluşacaktık.
Ben sonradan yanlarına gidecektim.
Arkadaşlarımdan birisi de daha uzaktan gelmişti.
Onlar buluşacaklardı falan.
Ben de evdeydim. Ben uyuyakaldım.
Gündüz vakti bildiğin uyuyakalmışım.
Bir uyandım uzaktan gelen arkadaşım aramış falan mesaj atmışlar.
Geri aradım. Normalde de yalan söylersiniz de böyle bu durumda.
Bu arada onu da söyleyeyim.
İki yıldır ben artık hiçbir şeyi sallamıyorum.
Bu da ayrı bir konu da.
Pembe yalan, beyaz yalan bilmem ne.
Ne olursa olsun yalan söylemek bana artık iğrenç geliyor.
Doğrusunu söylemeye cesaretin olmaması, sınırın olmaması.
Böyle geliyor bana artık.
şeyi çok yaparız biz. Avukatlar çok yapar.
Bir müvekkil arar. O an bakmazsın.
Çünkü canın o an onunla konuşmak istemez.
Sonra işte ararsın ya duruşmadaydın falan dersin.
Bunu bile yapmıyorum artık. Hani açıklama yapmıyorum mesela.
Çünkü ne kadar beyaz yalan söylesen de kimsenin zararına olmasan da sen yalan enerjisinde kalıyorsun.
Sonra da neden kimse dürüst değil diye triplere giriyorsun.
E sen en basit şeylerde bile yalan söylersen dürüst ve güvenilir bir enerji çekemezsin hayatına zaten.
Bunu fark ettiğimden beri ben de bir şey istemiyorsam bahane uydurmuyorum artık.
Ya söylüyorum istemiyorum diye.
Veya şimdi anlattığım olaydaki gibi söylüyorum yani uyuyakaldım diye bir şey uydurmuyorum.
Neyse o gün de arkadaşıma bir şey uydurmadım.
Ya minno çok özür dilerim uyuyakalmışım dedim.
Ne dedi kız biliyor musunuz?
Olsun Zeynoş'un buna ihtiyacın varmış demek ki iyi yapmışsın dedi.
Ya o kadar şaşırdım ki.
Hani bunu şey bir yerden de söylemedi.
İşte benimle buluşmayı umursamadı ve aman gelirse gelsin gelmezse gelmesin falan gibi bir yerden de söylemedi.
Biz bundan önceden planlamıştık ve hatta muhtemelen ben yapmıştım sanırım planı.
Kız bunu tamamen olgunlukla karşılayıp buluşmayı ayarlayan insanın uyuyakalmasını olgunlukla karşılayıp kendisi uzaktan gelmesine rağmen trip mirip yapmadan Sadece kendisini
düşünmeden bu kız uyuyakaldıysa yorgun demek ki diye düşünebilerek hareket etti.
Ben yerin dibine girdim.
O ayrı konu da o tek cümlesi bana birçok şeyde bir mindset oldu aslında.
Sanki benim böyle kafamda daha önce düşünmediğim bir alanı açtı gibi bir şey oldu.
Benim esneklik anlayışımı geliştirdi diyebilirim.
Bir de bu buluşmalarda insanları kasmamak bence çok önemli.
Benim yaptığım çok ayıptı. Uyuyakalmak ayrı bir konu da.
İnsanları kasan tiplere de çok sinir oluyorum ben.
En yakın arkadaşım da o tiplerden birisi mesela.
Geçen buluşacağız 8 dakikada 4 kez aramış beni neredesin diye.
Ya 10 dakika yalnız kalabil hani 10 dakika yalnız vakit geçirebil ya.
Beni neden geriyorsun? Keyif için buluşuyoruz sonuçta.
Gir kitapçıya kitap bak ne bileyim mağaza gez dur orada hani bir düşün.
Etrafa bak değil mi? Geleceğim sonuçta, yoldayım bu belli.
Bu da bir esneklik.
Bu esneklikler zaten hayatın çok büyük alanlarında değil de genelde bu buluşma meselelerinde ya da işte yapılan planlara sadık kalınmamasında, sizin beklediğiniz gibi bir şeyin öngördüğünüz gibi gitmemesi konusunda
ortaya çıkıyor ve bence bu konular esnekliğinizi pratik edebilmek için çok önemli konular.
Böyle küçük küçük tatlı pratikler.
10. madde. Hayat arkadaşınızı hazır paket aramayın.
Bu benim sanırım hayatımda yaptığım en büyük hata.
Öz eleştiri çok fazla yapıyorum bu konuda.
Üzerine de çok düşünüyorum.
Anlam gereken dersler var bence.
Öncelikle şey diyeceğim, geçen Instagram'da bir dizi paylaşmıştım.
Yani daha doğrusu o diziyi izlerken ki yorumlarımı paylaşmıştım.
Ya dizilerde, filmlerde, sosyal medyada her şey o kadar romantik, harika ve mükemmel gösteriliyor ki gerçek hayatta biz bu algıya kapılıp her şeyin en iyisinin olduğuna inanıyoruz
ve inandırılıyoruz.
Gidiyoruz o kişiyi, o erkeği, o kadını arıyoruz.
Ama ben şu an dönüp bakınca...
Bunun sadece dizilerde ve filmlerde ve sosyal medyada olduğunu anlıyorum.
Gerçek hayatta aslında ilişkilerin, her türlü ilişkinin hazır bulunan değil, inşa edilen bir şey olduğunu anlıyorum.
Yıllardır süren arkadaşlıklarınıza bakın mesela.
Kim bilir ne yollardan geçti o dostluk, o arkadaşlık.
Ben şu an en yakındaki arkadaşlarımı düşününce ya onlarla defalarca tartıştık.
Kırıldık, döküldük, küstük, bir süre ayrı kalmamız gerekti.
Hani konuşmadık, tekrar barıştık.
Ama bu şekilde sağlam bir yakınlık kurduk.
Arkadaşlık ve romantik ilişki aslında hiç farklı şeyler değil.
Hayatımızı paylaştığımız insan her şeyden önce...
Bizim arkadaşımız olmalı sonuçta.
Ve arkadaşlarımızla kurduğumuz ilişkiye bakarak çok benzer oranda bir ilişki kurmalıyız bir insanla.
Bu arada iki bölümdür sizle konuşup bu konuya gelince bize geçmem.
Önceki maddelerde ben orayı yaşayıp geçmiş ve geçmişe yani benden daha küçük yaştaki insanlara bakarak bir şeyler söylüyordum.
Ama bu maddede kendim de hala burada olduğum için bizle konuşuyorum.
Arkadaşlık ve romantik ilişki benzer şekilde kurulmalı bence dediğim gibi.
Filmlerde gördüğünüz gibi bir erkekte bir kadında olması gereken tüm iyi, tüm güzel özellikler tek bir insanda hiçbir zaman toplanmayacak.
Öyle bir insan yok. Öyle bir insan var olmadı.
Öyle bir insan senaryoda sadece yazıldı.
Nasıl bizde de toplanmıyor bu özelliklerin hepsi, iyi özelliklerin hepsi?
Aradığınız kişide de toplanmayacak.
Önemli olan yüksek oranda birbirine uyum sağlayabilmek.
Kalan şeyler beraber halledilebilir.
Ve bu kişiyi aslında 25'ten sonra bulduysanız bence o ilişkiye emek vermelisiniz.
Ben bunu yapmadım. Siz benim yaptığımı yapmayın.
Bu arada 25 diyorum çünkü bunun bilimsel bir açıklaması var.
Beynimizde prefrontal korteks denen bir kısım var.
Bu kısım bizim sosyal yaşamımızı, duygusal kontrolümüzü, empati kurmamızı, karar vermemizi böyle şeylere etkiliyor.
Bilgisayar işlevlerimizden sorumlu olan çok önemli bir kısım aslında yani.
Ergenlikten itibaren burası çok hızlı bir şekilde büyüyor ve gelişiyor.
Ama sinir bağlantılarının oturması 25 yaşını buluyor.
Bu da ne demek? Buradaki gelişme tamamlanana kadar karar verme ve duygusal kontrol gibi alanlarda bizim olgunluğumuz tam olarak oturmuyor.
İnsanın kendini keşfetmeye başlaması, karakterin oturması da farkındaysanız 25'lere tekabül eder.
25'te oturmaz ama mesela 25'ten sonra artık bayağı bir oturmaya başlamıştır.
O yüzden 25'ten önce bulduğunuz insanlar hakkında...
Çok bir şey diyemem ama 25'ten sonra karşınıza çıkan ve içinizin aktığı bazı sorunlar görseniz bile ya oluru var gibi düşündüğünüz insanları aman ya daha çok vaktim var, daha
iyisini bulurum, daha uygununu bulurum diye harcamayın.
Size dayatılan, sizin algınızı yöneten o filmlere, dizilere, kitaplara, sosyal medyaya kendinizi inandırmayın, oralara kapılmayın.
Bırakın beraber inşa edin bir şeyleri.
Her şey tam olmak zorunda değil.
Hiçbir şey hiçbir zaman tam olmayacak zaten.
Siz hiçbir zaman kendinizi ekonomik olarak tam bağımsız hissedemeyeceksiniz.
Aileniz hiçbir zaman her şeyle hazır olmayacak.
Gezecek yerler hiçbir zaman bitmeyecek.
Ne bileyim... Özgürlüğünüz her türlü bir noktada kısıtlanacak zaten.
Bunlara çok takılmayın.
İnsanlara ve kendinize zaman verin.
Birlikte bir şeylerin üstesinden gelebileceğinizi bilin.
Bunu çünkü çok fazla insan yapıyor.
Siz de bunu yapabilirsiniz.
Sizin diğer insanlardan bir farkınız yok ki karşınıza hazır paket haline mükemmel bir ilişki sunulsun.
Karşınızdaki insanın da zamanı ihtiyacı olduğunu, daha da önemlisi insanların emek vererek birbirine yaklaşabildiğini bilin.
Burada demek istediğim şey biriyle tanıştınız, her şey güzel ama bir huyu var.
Mesela aniden parlayan biri.
Sırf bu yüzden gidip o kişiyi elemeyin.
Tabii ki size zarar vermediği.
Senaryoda konuşuyorum.
Kesinlikle fiziksel veya psikolojik olarak zarar vermediği bir senaryoda konuşuyorum.
Sırf bu yüzden o kişiyi elemeyin mesela.
Olabilir. Ani parlıyordur.
O şekilde hani oraya kadar nasıl yetiştiğini, nasıl bir ailede büyüdüğünü, nasıl refleksler edindiğini bilemezsiniz sonuçta.
Kimsenin psikoloğu olmak zorunda değilsiniz.
Evet. Ama sonuç olarak sizde de başka olumsuz huylar vardır.
Ve siz birbirinizin bu yönlerini aslında törpüleyebilirsiniz.
Aradan 5 yıl, 10 yıl geçtiğinde o huylarınız törplendiği hatta birbiriniz sayesinde törplendiği için daha güçlü bir bağınız olur.
İlişkinin başındaki sorunlar...
iki tarafın çabasıyla aşılabilir.
Yani gerçekten çoğu sorun iki tarafın çabasıyla aşılabilir.
Bu da bir esnekliktir bu arada.
Bu da hayata karşı, insanlara karşı esnek olmaktan bahsettik.
İlişkide de karşı tarafı belirli kalıplara sokup kafanızdaki insanı aramak yerine içinizin aktığı insanla bir yola girmek de bir esnekliktir.
Hazır paket bir insan çıkmayacak karşınızda.
Bunu bilin. değeceğini düşündüğünüz insanlara yatırım yapmaktan çekinmeyin.
Bir insanla ilişkinizi ilmek ilmek, emekle işlemek yıllar sonra muhteşem bir his bırakıyor.
Ben bu emeği hiçbir erkeğe vermedim açıkçası.
Ama yakın kız arkadaşlarımla ilişkilerime baktığımda ya biz ne güzel yol aldık, ya ne kadar birbirimize emek verdik ve şu an ne kadar güvenli bir ilişkide olduğumu hissediyorum diye görebiliyorum
ve Bu inanılmaz güzel bir his.
Bunun bir de hayatını paylaşan insana karşı yapılmış hali ben düşünemiyorum.
Keşke bir erkeğe de o emeği verseymişim.
Neyse. Böyle aslında.
Bunlar haricinde tabii spor yapmak, hobi edinmek, paketli gıda tüketmemek gibi şeyler var.
Herkesin bildiği şeyleri anlatmayacağım burada.
Ama mesela Starbucks'a gitmeyi bırakabilir misiniz acilen artık?
Arkadaşlarınızla buluşun, kahvenizi için.
Ama Starbucks, Happy Moons, Big Chefs bunları mümkünse bırakın.
Güzel yerlerde için kahvenizi.
Mesela otellerin kafe kısmına kimse gitmiyor.
Herkes çok pahalı falan diye düşünüyor.
Halbuki arada çok büyük bir fark yok.
Haftada iki gün Starbucks'a gideceğinizde bir gün bir otelde kahve içmek için buluşun mesela.
Daha kaliteli, daha başarılı insanlarla aynı ortamda olmak sizi daha da motive eder.
Kendinize bir çeki düzen vermenizi sağlar.
İlerisi için hayal kurmanızı sağlar.
Belki harekete geçmenizi sağlar.
Hem de daha nezih bir yerde takılmış olursunuz.
Bunu burada taşralı, sınıf atlama çabası gibi bir yerden söylemiyorum.
Bu sizin doğanız haline gelmeli.
Çünkü bulunduğunuz ortamın enerjisi sizin hayattaki yerinizi belirler.
Güzel hedefleriniz, kaliteli bir yaşam hayaliniz varsa hali hazırda böyle yaşayan insanlarla aynı ortamda bulunmak size gerçekten çok iyi gelir.
Onları gözlemlemek, oradaki insanlar nasıl yaşıyor, nasıl davranıyor bunlara bakmak gerçekten çok iyi gelir.
Ve son olarak hayatı dans edermiş gibi yaşamaya çalışın.
Böyle buyurduğu Zerdüş'te bir dans metaforu var.
Nietzsche'nin zaten dansla kafayı sıyırmış bir hali var.
Ama ben bunu seviyorum.
Hayatı, yaşamayı, dans etmeye benzettiği sözlerine bayılıyorum.
Sık sık da bahsediyorum bölümlerde.
Böyle buyurduğu Zerdüş'te ben ancak dans etmesini bilen bir tanrıya inanırım diyor.
Dans ederken nasıl dürtüsel bir şekilde kendimizi serbest bırakabilirsek tabii.
Anda kalarak, akışta ve böyle...
ortamı uyum sağlayarak hareket ediyorsak, dans ediyorsak hayatın getirileri, hayatta yaşadıklarımıza karşı da dans eder gibi hareket etmek bir insanın gelebileceği en güzel nokta
sanırım. Ben de böyle yaşamaya çalışıyorum.
Ve böyle yaşamaya çalışırken yaptığım şeylerden birisi de bu podcast.
Bu podcast'te sizden gelen yorumlarla ve mesajlarla inanılmaz motive oluyorum.
O kadar tatlı şeyler yazan ve o kadar kalbini açan insanlar oluyor ki.
Bunlar için çok teşekkür ederim.
Sevdiğiniz bölümleri sevdiklerinizle paylaşabilir.
Bilinç Akışı Podcast Instagram hesabını etiketleyebilir.
Bana her zaman ulaşabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
