
Zor ve Toksik İnsanlarla Nasıl Başa Çıkabiliriz?
15 Eylül 2025 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde hayatımızı zora sokan insanlarla kendini ruh sağlığımızı ve sınırlarımızı koruyarak nasıl başa çıkabiliriz, bu konuyu ele alıyoruz.
Tavsiye bölüm için tıkla!
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bu bölümde hepimizin hayatında en az bir kez karşılaştığı bir konuyu ele almak istiyorum.
Zor ve toksik insanlar.
Hayatımızı zorlaştıran, o enerjimizi emen, sürekli drama yaratanlar ya da bizi manipüle etmeye çalışanlar.
Hepimiz onlarla bir şekilde karşılaşıyoruz günlük hayatta.
Öyle değil mi? İş yerinde, ilişkilerimizde mutlaka bu tarz insanlarla muhatap oluyoruz.
Sen bunu yanlış yapıyorsun deyip fikrini dayatan, her şeyi en iyi bilen bir arkadaş ya da iş arkadaşı ya da her konuşmayı kendine çeviren bir akraba.
Ve daha nice örnekleri sıralayabilirim size.
Geçtiğimiz haftalarda bir bölümümüzde toksik insanların en yaygın 10 özelliğinden bahsetmiştim sizlere.
Ve o bölüm çok sevildi.
Çok güzel yorumlar geldi o bölüme.
Sizlerden de gelen maillerde Elif lütfen bu konunun devamını getir.
Özellikle aileden biri toksikse ya da kapıyı vurup çıkamıyorsak öyle bir ilişkinin içindeysek ne yapalım diye sordunuz.
İşte bu yüzden Healthline web sitesindeki uzmanların önerilerinden ve nacizane kendi araştırmalarımdan yola çıkarak ruh sağlığımızı da koruyarak bu tür insanlarla başa çıkabilmek için pratik
bir rehber hazırladım bizlere.
Hazırsanız haydi başlayalım.
İlk olarak
toksik davranışları tanıyın ve kişisel algılamayın deniliyor.
En önemli madde aslında bu.
İçinde bulunduğumuz o ilişkide bizi rahatsız eden o kalıp davranışları fark edebilmek.
Toksik insan tanımı diye net bir tanım yok aslında psikolojide.
Daha çok bizi rahatsız eden davranış kalıpları var, işaretler var ve çok yaygın olarak görülen davranışlar bunlar.
Bu davranışları gördüğümüzde bu insanların toksik davranışlar sergilediğini söyleyebiliyoruz.
Ve az önce bahsettiğim gibi geçtiğimiz haftalarda böyle bir bölüm yayınlamıştım.
Konu bütünlüğü olması ve bu bölümden daha fazla faydalanmak adına o bölümü de mutlaka dinleyin derim.
Şimdi toksik davranışları anlayınca evet bu insan bana bu şekilde davranıyor diye fark edince ikinci olarak bunun akabinde bu olayı kişisel algılamamak çok önemli.
Mesela iş yerinde bir arkadaşınız sürekli fikirlerinizi küçümsüyor.
Normal arkadaş ortamı da olur, aile içinde de olur.
Ya bu ne, bu ne, ya hiç olmamış, hiç yakışmış mı sana gibi böyle sinir bozucu ve sürekli bu tarz söylemler geliyorsa e tabii ki moraliniz bozulur.
Ama bu noktada bir durup nefes almak lazım, bir düşünmek lazım.
Bu davranış sizin değerinizle mi ilgili yoksa onların kendi kıskançlık ya da güvensizlikleriyle mi ilgili?
Yani kişisel algılamamak çok önemli.
Onlar aslında kendi problemleri yüzünden böyle davranıyorlar.
Sizin orada değerli ya da değersiz olmanız bu konuyla ilgili değil.
Dizilerde bile o kadar çok böyle toksik karakter var ki ve zaten bilerek konuluyor bunlar.
Daha çok ilgi görsün.
İnsanlar izlerken gıcık oluyor ama merak da ediyor acaba başka ne yapacak bu kişi diye.
Ya da gelecek bölümde nasıl reaksiyon gösterecek diye merak etmeye başlıyoruz bir taraftan da.
İşte Masumlar Apartmanı, Kırmızı Oda, Kızılcık Şerbeti, Bahar, Camdaki Kız gibi aklıma gelenler bunlar.
Tabii ki hepsini izleyemedim ben bu dizilerin.
Zaten birkaç bölüm sonra anlıyorsunuz ne kadar çok toksik karakteri bir araya getirdiklerini.
Ve biraz da normalize edilmeye çalışılıyor bu karakterler.
Yani dayatılıyor gibi geliyor bana.
Pazarlaması ayrı.
Normalize ediyor ve bir taraftan da izlemekten de keyif alıyoruz, gülüyoruz falan böyle.
Komik replikler falan yazıyorlar.
Halbuki hiç de komik değil.
Çünkü bu kişilerin karşısında muhatap oldukları kişi mağdur oluyor.
Yani bunu gözden kaçırıyoruz.
O karakteri kurban ezik gibi gösteriyor.
Yani toksik davranışlar.
Güzelleniyor aslında bu dizilerde bana öyle geliyor.
Ve tabii ki yapımcılar da bundan büyük paralar kazanıyor.
Bunlar benim şahsi kendi fikirlerim.
Böyle düşünmeyebilirsiniz ama normalize ediliyor ve böyle olduğunda insanlar ses çıkaramıyorlar.
Mağdur bırakıldıklarında gerçekten hani ezildiklerinde, rahatsız olduklarında, manipüle uğradıklarında çünkü...
Dediğim gibi insanlar bunu normal olarak düşünüyorlar ve siz haklı çıkmıyorsunuz.
Şimdi bir toksik yorumda, bir davranışta, herhangi bir durumda kendinize şunu sorun.
Bu davranış, bu karşıdaki kişinin yaptığı rahatsız edici davranış benimle mi ilgili yoksa onunla mı ilgili?
Bu düşüncesizim, bu soru olayı kişisel almamanızı kolaylaştırır.
Şimdi ikinci olarak da onların hikayesine kanmayın, oyunlarına düşmeyin deniliyor.
Bazı toksik insanlar hep kendilerine mağrur gibi gösterir.
Hata yaparlar, suçu başkasına atarlar ve bir de masum bir hikaye kılıf uydururlar.
Bunlara da kanmamak gerekiyor.
Zaten şimdi kanmasak da aman başım ağrımasın deyip susmak da sıkıntı.
Bu sefer sizi destekçisi gibi görür ve sürekli artık size şikayet eder.
O negatifi yine size gelir atar.
Burada nazik ve net bir şekilde duygunuzu, düşüncenizi ifade etmekte yarar var.
Yani genel bir ifadeyle.
Örneğin ben olaya farklı açıdan bakıyorum deyip geçin.
O olayı gerçekleri tarafsızca söyleyin.
Suçlayıcı olmayın, net olun.
Çünkü suçlayıcı olursanız onların tuzağına düşmüş olursunuz.
Onların oyununa düşmüş olursunuz.
Ve bu daha da büyür o zaman.
Buradaki en önemli konu onlarla tartışmaya girmemek diğer madde buydu.
Olayı net bir şekilde ifade edip kenara çekilmek.
Evet size duygu atacaklar, negatif bir yük atacaklar belki ama siz net durduğunuzda bir dahaki sefere sizin üstünüze gelmeyecek bu karakterler.
Tartışmalara girmeyin dinliyor.
Bazen girebiliyoruz.
Ben de girebiliyorum. Çünkü unutuyorum.
O farkındalığı bazen insan kaybedebiliyor.
O anda yetişkin gibi davranamıyor olabiliriz.
Bizim de belki canımızın sıkkın olduğu bir döneme denk gelebilir.
Ama daha sonrasında fark edip kenara çekilmek çok önemli.
Tartışmalara girmeyeceğiz.
Bu kişiler zaten sürekli şikayet ederler.
Haksızlığa uğrarlar. Yani dünyanın en kötü senaryoları hep onların başına gelir zaten.
Onları dinleyip de yani tartışmaya girip ya sen haksızsın, saçmalıyorsun, şöylesin, böylesin gibi konuşmaya hiç gerek yok.
Sadece yani net bir şekilde, yüzeysel bir şekilde böyle hissettiğin için üzgünüm deyip konuyu kapatmak.
O dramayı o kendi oynadıkları, yazdıkları, oynadıkları o kötü senaryoyu sizi çekemeyecekler.
Siz böyle net bir şekilde, yüzeysel bir şekilde düşüncenizi söylediğinizde.
Yani ilgilenmeyin.
Kastettiğim şey bu. Fakat size nasıl hissettirdiklerini fark edin ki oyuna düşmeyin.
Birinin davranışları sizi sürekli kötü hissettiriyorsa, burada bir kırmızı bayrak var, bir kırmızı çizgi var.
Çünkü bazen insanlar kaba davranabilir.
Hepimiz bizim başına gelir.
Kötü bir gün geçiriyoruzdur.
Bir anda birisine bağırabiliriz, kızabiliriz.
İnsanlık hali olur böyle şeyler.
Ama sürekli aşağılanma, yalan, duygusal taciz varsa bu toksikliktir.
Ve ayrıca bir kere dahi olsa size kaba davranan birisi özür diliyorsa kusura bakma diyorsa tamamdır.
Ama bunu sürekli yapıyorsa işte o zaman toksiklik arayacağız orada.
Ve yaptığı şeyin farkında mı karşıdaki kişi?
Buradan da anlarız. Bir kere kötü bir gün geçirdi ve size yükseldi, azarladı.
Sonra affedersin ben kötü bir gün geçirdim deyip özür diliyor mu?
Yoksa sürekli sizi üzüp üzüp...
Hiçbir şey olmazdan mı geliyor?
Yani buna bakmak gerekiyor.
Ve burada güzel bir yöntem var.
Gri kaya yöntemi.
Yani nötr, sıkıcı ve tepkisiz olabilmek.
Toksik insanlar... Sizin duygusal tepkilerinizi bekler.
Bakın nasıl oluyor bilmiyorum ama bu narsistlerde de var.
Öyle bir yetenekleri var ki sizin zayıf noktanızı, neye üzüleceğinizi, sizin karın ağrınızı bilirler ve oraya saldırırlar.
Özellikle romantik ilişkilerde bu böyledir ya da yakın arkadaşlık ilişkilerinde de böyle.
Ben bundan çok nefret ediyorum.
Çünkü yakın ilişki kurduğun kişinin senin o zayıf noktana bel altı şekilde vurması çok yaralıyıcı, daha da yaralıyıcı.
O yüzden aile içinde bile olsa ya da romantik ilişkide diyelim.
Böyle birisiyle muhatapsanız çünkü herkes kapıyı vurup çıkamayabiliyor.
Herkes ayrılamıyor, herkes boşanamıyor.
O yüzden böyle bir şey söyleyemem zaten.
Herkesin ilişkinin dinamikleri kendine hastır, özeldir ve birbirinden farklıdır.
Diğer insanlardan farklıdır yani.
Burada gri kaya yöntemi.
Şimdi oraya geçmeden belki bu sizin kayınvalideniz, belki sizin ablanız olabilir.
Belki sizin görümceniz yani öyle bir aile ilişkisidir ki tamamen iletişimi kesemiyorsundur.
Ama onun da böyle negatifliğine maruz kalıyorsundur.
Burada ne yapmak gerekiyor? Gri kaya yöntemi yani nötr, tepkisiz ve sıkıcı bir şekilde.
Size bir şey söylediğinde mesela sen de hep böyle beceriksizsin, yaptığın şeyler de yenmiyor gibi bir şey söylediğinde öyle mi düşünüyorsun?
İyi peki deyip geçiştirmek.
Nötr. Ve zaten siz böyle nötr darlandıkça o istediğini alamaz.
Sizden duygusal bir tepki almadığı için devam etmez, pes eder.
Bunu size patronunuz yapıyorsa, tabii böyle amiyane bir tabirle söylememek gerekiyor.
İşle ilgili kısa ve net konuşun.
Asla kişisel yorumlara tepki vermeyin ve özelinize de anlatmayın.
Onlar böyle bir tepki verdi, ben bu konuları konuşmuyorum, işle ilgili konuşalım.
İşte gibi böyle kısa ve net ifadelerde oradan çıkmak gerekiyor.
Çünkü maalesef...
Otoriteler, hayatımızdaki otoritelerde böyle toksik karakterler olabiliyor.
Hemen böyle kişisel bir yorum yapabiliyorlar.
Burada siz bir iki böyle uzak, mesafeli, net, yüzeysel cevap verdiğinizde artık o kişi oradan size saldırmayacaktır.
Saldırdığı zaman da onlara karşı başka şeyler söyleyeceğim biraz sonra.
Kendinize öncelik verin deniliyor.
Şimdi toksiklik sadece kabalıkla alakalı bir şey değildir sevgili dostlar.
Mesela birisi sizden sürekli yardım istiyorsa ve size karşılığında hiçbir şey vermiyorsa bu da yorucudur.
Bu da toksikliktir. Sağlıklı ilişkiler denge içinde olmalıdır.
Yani siz ne kadar veriyorsanız o kadar da almanız lazım.
Bazen bu dengeler şaşabilir ama tekrar toparlanabilir.
Burada kendimize iyi bakmamız lazım.
Meditasyon, yürüyüş, sevdiğimiz şeylerle ilgilenmemiz lazım.
Bazen çok toksik bir gün geçirdik diyelim iş yerinde.
Ya öyle insanlarla... Kısa
İnsanlara maruz kaldık ve böyle ölüp bittik yani eve geldiğimizde.
Artık orada kendimize zaman ayırıp resetlememiz lazım.
O ben saatleri işte bunun için çok kıymetli.
Kendinize alan yaratın.
Kendinize öncelik verin.
Artık dizimi izlersiniz.
Size iyi gelen ne varsa.
Yemeğe kendimizi vermeyelim.
Şimdi hepimizin duygusal açlık yaşadığı noktalar var.
Ve böyle yorucu günlerde benim de yaptığım.
Maalesef kötü bir alışkanlık.
Azaltmaya da çalışıyorum.
Bazen yemeğe veriyoruz kendimizi.
Gece yemesiz o daha kötü sonuçlar doğuruyor.
Onun yerine biraz daha şefkatli davranabileceğimiz, kendimizi böyle biraz daha iyi hissedeceğimiz, sıcak bir banyo, yani bir yeşil çay, ne bileyim sıcak çikolata, böyle şeyler biraz daha bizi rahatlatabilir.
Meditasyon vesaire gibi şeylerde.
Yürüyüş de çok iyi gelir zaten.
Ben daha çok yazıyorum. Bu aralar 10-15 dakikalık böyle rutinlerim var, günlüklerim var.
Nedense yazdığım zaman daha iyi hissediyorum.
Biraz değişti yani benim ben saat rutinlerim.
Şimdi diğer bir madde onları değiştirmeye çalışmayın ama şefkat gösterin.
Ya bizim hepimizin içinde bir süper kahraman var.
Kadınlarda özellikle bir koruyuculuk, bir öğretmenlik, bir annelik, bir vericilik.
Yani bu nedir bilmiyorum.
Ben de sıyrılmaya çalışıyorum ama insanları değiştirmeye çalışıyoruz.
Yani çocuklarımızı, eşlerimizi, partnerlerimizi, toksik olanlar da dahil.
Zaten daha çok onları değiştirmeye çalışıyoruz.
Ama çok yanlış. Kimsenin kurtarıcısı değiliz.
İşler daha çok çığırından çıkıyor zaten öyle olduğunda.
Birisini seviyorsak değişmesine de yardım etmek istiyoruz ama hayır.
O gerçekten istiyorsa yardımcı olabiliriz.
Onların isteğiyle olur. Onlara şefkat gösterebiliriz ama onların problemlerini çözmek bizim işimiz değil.
Çünkü zaten bizim yaşam enerjimiz kısıtlı.
Bu da bizim kendimizi gerçekleştirmemiz, kendi işlerimizi yoluna sokmamız için veriliyor ve bize kadar yetiyor.
Yani öyle her yere dağıtamayız.
Bu bencillik değil aslında.
Yani kimsenin kahramanı olmaya çalışmaya gerek yok.
Yardım isterse onu güvenli bir şekilde yönlendirebiliriz.
Ama sürekli insanların negatifini dinlemek, derdin tasasını dinlemek, hayır yani buna hayır, buna kapalıyız, buna akrabamıza da, eşimize, dostumuza da öyle.
Yani onları bir problem yaşadığında yalnız bırakmaktan bahsetmiyorum bu.
Sürekli mağduriyetini dinlemek, onların manipülasyonlarını dinlemek, bunlara maruz kalmaktan bahsediyorum.
Değiştirmeye kalktığımızda ne oluyor biliyor musunuz?
Sonra o insanın hayatındaki en kötü kişi siz oluyorsunuz.
Siz o kadar yardım ediyorsunuz.
Eğitimlere yolluyorsunuz belki.
Seminerlere yolluyorsunuz.
Evet ilk başta onların hoşuna gidiyorsunuz.
Çünkü onunla ilgileniyorsunuz ama değişmek kolay bir şey değildir.
Yani acılı sancılı olur.
Sonra da günah keçisi olarak sizi bellerler.
O yüzden hiç bunlara girmeye gerek yok.
Suçlu hissetmekte keza.
Şimdi toksik insanlar suçlu hissettirirler.
Yani her şeyin sebebi aslında sizsinizdir.
Öyle çarpıtmalar yaparlar ki cümlelerinizi laflarınızda o kadar çok çarpıtırlar ki siz ya Allah affedersiniz ama yani Allah cezamı versin ben ne yapmışım bu insana deyip böyle bir kendinizi
süzgeçten geçirmeye başlarsınız.
Muhakemeye girersiniz yani kendinizden emin olamazsınız.
Öyle manipülasyonlara maruz bırakır ki sizi.
Öyle tuhaf insanlar var ki orada suçlu hissedip kendinizi kötü hissetmenize...
sebep olurlar ve bunlara hiç gerek yok.
Bakın burada yine kişisel algıladığımız için böyle oluyor.
Bir insan kendinden eminse ve o kişiyle ilgili hep kötü şeyler hissediyorsa bakın hiçbir şey yoksa bile içinizden geçen hisse güvenin.
Sezgilerinize güvenin. Burada yanlış bir şey var.
Burada bana karşı olan bir şey var deyip o hisse güvenin.
Suçlu hissetmeyin.
Derin nefes alın ve bu onun sorunu.
Benim değil. Biz bazen fazla empat davranabiliyoruz.
Başkalarının sorunlarını eğer anneysek, öğretmensek, eğitmensek bunlara daha çok oluyor.
Bizde onları bir değiştirme, öğretme isteği oluyor.
Biraz doğuştan gelen de bir şey bu.
Ama bu onun sorunu.
Benim değil deyip o mesafeyi koymak gerekiyor.
Ulaşılmaz olmak çok önemli aslında burada bir bölüm vardı kolay ulaşılabilirlik ilişkilerimizi nasıl mahvediyor isminde bir bölüm yapmıştım mutlaka dinleyin o bana da baya ışık oldu.
Şimdi biz çok ulaşılabilir olduğumuzda toksik insanların kolay hani hedefinde olabilecek bir.
Potansiyel sergileriz ve o kişiler en yakın bizi görürler, gelirler çöplerini bize boşaltırlar.
Ulaşılmaz olduğunuzda sizi manipüle edemezler.
Dediğim gibi toksik insanlar kimi manipüle edebileceklerini, kimin hassas noktası var, o hassas noktası nedir çok iyi bildikleri için bütün taktikleri sizde uygulamaya çalışırlar.
Ama siz ya çok işim var konuşamam deyip uzaklaşırsanız ya iş yerindeyse bu ya da ya başka bir işiniz varsa onu öne sürerseniz bir bahanelerle oradan uzak kaldığınızda size ulaşamaz.
Ve pasif agresif yorumlar da hani yapabilirler, sizi yine suçlayabilirler, böyle altına altına laf sokabilirler.
Yani yüzeysel konuşup, kişisel algılamayıp onlara fazla da yanıt vermeye gerek yok.
Ve birlikte geçirdiğiniz zamanı azaltın.
Zaten ulaşılmaz olduğunuzda, mesafe koyduğunuzda birlikte geçirdiğiniz zamanı da azaltmış olacaksınız.
Dert çalışmam lazım, işim var şöyle böyle gibi düşündüğünüzde ki bu aile üyesinden de olabilir, arkadaşlarınızdan da olabilir.
Geçirdiğiniz süreyi bir şekilde azaltın.
Peki kaçınılmaz durumlarda ne yapmalı?
Yani tamam bunlar bir şekilde bizi koruyor ama o kişiden tamamen kaçmak durumunda değilsek, ailedeyse, aynı evin içindeysek ne yapmak gerekiyor?
Sınırlar koyacağız.
Gelip dönüp dolaşıp hep buraya geliyoruz.
Yani benim bölümlerimin herhalde üçte biri bu konuyla ilgili olabilir.
Bizim için hayat kurtaran şey sağlıklı sınırlar koyabilmektir.
Zaten toplumun meselesi sınır koyamamak ya da sınırları koruyamamak.
Mesela sürekli sizi eleştiren bir akraba varsa yaşınızı, evliliğinizi, hayatınızı, işinizi, eşyalarınızı, malınızı, mülkünüzü eleştiren akrabalar var.
Sorguya çekenler var. Ben nefret ediyorum.
Benim hayatımda da var maalesef.
Ve onlara şöyle söyleyeceksiniz yani net bir şekilde.
Ben bu konuda konuşmak istemiyorum.
Başka bir şey konuşalım. Daha da ileri giderse bu şekilde konuşursan konuşmamızı bitireceğim.
Ben bunu yaptım. Bir akrabam sürekli beni sorguluyordu.
Özel hayatımı sorguluyordu.
Hadi bilmiyordu, sınırı bilmiyordu.
Dedim ki bak evine gelmeyeceğim.
Bir daha evine gelmeyeceğim.
Bunu yapma. Gene yaptı.
Yani ben sınır koydum.
Yine yaptı. Telefonlarını açmıyorum ben de.
Böyle bir şey yapıyorum artık anlasın diye.
Minimuma tuttum yani o ilişkiyi.
Aslında hayatımdan da çıkarırım da işte arada annem olduğu için bir şey söyleyemedim.
Maalesef hepimiz insanız ve hepimizin hayatında böyle tipler var.
Ve sınırı koymaktan başka buna dahil olarak davranışlarını açıkça konuşmak gerekiyor.
Mesela iş arkadaşlarımız hakkında kötü konuşuluyorsa diye başka iş arkadaşlarımız tarafından.
Ya ben böyle konularda konuşmak istemiyorum.
İşte arkadaşlarımız hakkında kötü konuşulduğunda rahatsız oluyorum gibi net ifadeler kullandığınızda.
Sonra oradan ayrışıp işte kulaklığınızı takıp başka bir işle uğraştığınızda o insanlar artık sizin yanınızda bir daha öyle davranamaz.
Rutininizi değiştirin deniliyor.
Ya öğle yemeğini başka yerdeyin, kitap okuyun, o ortamda başka bir şey yapın gibi.
Bunlar ama geçicileri.
En önemli şey sınır koymak, davranışı açık ve net bir şekilde belirtmek.
Onları yardıma yönlendirin deniliyor.
Az önce söylediğim gibi kurtarıcı olamayız, kimsenin kurtarıcısı değiliz ama yardım istiyorlarsa...
Gerçekten iyi bir terapistle nazikçe konuşmalarını önerebiliriz.
Yardım istemeseler dahi tavsiyede bulunabiliriz.
Bak senin bu davranışların beni rahatsız ediyor.
Bunları bir gör artık. İstersen git bir destek al, bir uzmanla görüş.
Benden duyduğunda rahatsız oluyorsam yani ve kabul etmiyorsan en azından bir uzmanla görüş ki bu davranışların bize nasıl yaraladığını, bize nasıl zarar verdiğini gör şeklinde söyleyebiliriz.
Yüzeysel kalın demiştim zaten.
Yani kişisel hayatımızı fazla paylaşmazsak dedikoduya da fazla bir yer vermeyiz sevgili dostlar.
Hani oversharing diye bir kavram var.
Aşırı paylaşmak. Biz her şeyimizi aşırı paylaşmayı seviyoruz.
Kadınlar özellikle.
Ama bunu lütfen bu kişi sayısını azaltalım.
Yani 1-2 kişi olsun.
Çok fazla insanlar açığımızı bilmesin, özelimizi bilmesin.
Biraz mahremiyet ilişkileri korur.
Hayatımızı da korur. Enerjimizi zaten korur.
Sakinliğinizi koruyun deniliyor.
Yani böyle durumlarda evet kan beynimize sıçrıyor, toksik bir insan bize bir laf söylemesi bizi gerçekten sinirimizi bozabiliyor ama orada biraz durup...
Nefes alıp olaydan uzaklaşıp bunu benimle ilgili, karşıdaki insanla ilgili buna bir bakmak gerekir.
Eğer bizi çok yıpratıyorsa, evimizde birden fazla toksik insan varsa ya da olan kişi bize çok zarar veriyorsa bakın ayrılın gidin diyemem.
Çünkü herkesin durumu farklı.
Kadın erkek farklı. Mağduriyeti farklı.
O yüzden lütfen bir destek alın.
Gerçekten. Bu durum sizi yıpratıyorsa bir uzmandan destek almakta fayda var.
Bunu gerçekten samimiyetle söylüyorum.
Ve şunu da hatırlamak gerekiyor.
Bu toksik davranışlar o kişinin kim olduğu ile ilgili değil.
Davranışlar ile ilgili. Yani biri toksik davranıyorsa bu onların kötü bir insan olduğu anlamına gelmez.
Tamamen de onları böyle karalamayalım.
Bunlar çoğu zaman onların içsel problemleri.
Bunları yansıtma şekilleri.
Önemli olan burada bizim bu davranışlara nasıl tepki verdiğimiz.
Umarım bu anlattığım stratejiler...
Biraz işinize yarar. Ve hani az önce söylediğim gibi toksik birini hayatımızdan çıkarmak belki en büyük çözüm olacak ama bunların bir sonu yok.
Yani iç hayatında, günlük hayatta mutlaka böyle insanlarla karşılaşabiliriz.
O yüzden onların bu davranışları bizimle ilgili değil.
Sınırlarımızı net koyalım.
Neyi tolere edebileceğimizi, neyi tolere edemeyeceğimizi belirtirsek hem onları hem kendimizi korumuş oluruz.
Ama günün sonunda...
En çok önemsememiz gereken kişi kendimiziz.
Kendimize mutlaka iyi bakalım.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
