
Yürümek: Aradığın Cevap Bir Sonraki Adımda Olabilir Mi?
30 Mart 2026 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde yürümeyi yalnızca fiziksel bir eylem olarak değil, zihinsel ve duygusal bir yolculuk olarak ele alıyorum. Adımların ritmiyle düşünceler arasındaki bağı, yolda olmanın insana kattıklarını ve yürürken fark edilen detayları birlikte keşfediyoruz.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bu bölümü size her zaman tavsiye ettiğim şeyi yaparken kayda almak istedim.
Şu anda evimizin al sokağında yürüyorum.
Bu bölümde hafta sonu kayda alıyorum.
Dış ses gelebilir, mümkün mertebe azaltacağım ama hazır bu aktiviteyi yaparken, bu eylemi yaparken hem de bir taraftan bunun üzerine sohbet edelim, düşünelim istiyorum.
Yaklaşık iki sene önce yürümek üzerine çok güzel bir bölüm...
Yayınlamıştım aslında bilimsel araştırmalar, referanslar kullanarak ama son günlerde yine benim için öncelik haline gelmeye başladı yürümek.
Modern hayatın bizi çok hızlandırmasıyla, zihnimizin sürekli çalışmasından dolayı, bizi sıkıştırmasından dolayı açıkçası yürümeye çok fazla ihtiyaç duyuyorum.
Çünkü zihnimiz çok hızlandığında, siz de anlayacaksınız söylemek istediğim şeyi, bedenimiz kas katı kesiliyor, bedenimiz geriden geliyor.
Ve zihin yükü arttıkça, aşırı düşündükçe, hele zihinsel faaliyetiniz çok fazlaysa, aşırı düşündükçe kaygı da varsa bedenimiz böyle kitleniyor gibi oluyor.
Ve o haldeyken zaten sorunlarımıza çözüm de bulamıyoruz.
Hiç de konforlu bir hal olmuyor.
Böyle bir durumda ne yapmak gerekiyor?
Bedeni de harekete geçirmek gerekiyor.
Modern hayat bizi... hızlandırdıkça yürümek aslında yavaşlatır.
Yani bir eylem halindeyiz.
Bedenimiz hareketleniyor ama zihnimiz yavaşlıyor.
Çünkü düşüncelerle aramıza bir mesafe koyuyoruz yürürken.
Dış dünyaya bir mesafe koyuyoruz.
Dışarıdan bir yerden bakıyoruz.
Bunun bir sebebi tabii ki bilimsel olarak da yani çok güzel açıklamaları var.
Önce onlardan bahsedeyim.
Kendime de hatırlatmış oluyorum.
Biz yürürken beynimiz bazı kimyasallar salıyor ve iyi ki bunu yapıyor ki doğal bir ağrı kesici.
diyebilirim yürüyüş bizim için.
Çünkü endorfin salgılıyor.
Rahatlıyoruz, gevşiyoruz.
Dopamin ödül mekanizması biliyorsunuz.
Bunun sinyalini veriyor. Bize ödül sinyali veriyor.
Doğal dopamin yürümek bir kere.
Her şeyden öte bence çok önemli.
Çünkü yapay dopamin kaynakları bizi ele geçirmiş durumda.
Özellikle sosyal medya.
Ama yürümek bizim için çok güzel bir doğal dopamin kaynağı.
Serotonin, mutluluk, huzur.
Bunları bize hissettiren kimyasal Beynimiz işte bu üç kimyasalı salıyor ve dengeleniyoruz.
Sağ ve sol beynimiz dengeleniyor.
Ve bunların sonucunda düşüncelerimizi organize edebiliyoruz, düzenleyebiliyoruz.
Daha mantıklı bir yerden bakabiliyoruz.
Çünkü bu için arkasında...
Biyoloji var. Bizim kendi beyin kimyamız var.
Yürüdüğümüzde, her adım attığımızda bizde olan şeyler aşağı yukarı böyle.
Ve bunun da hani önemini hiç azımsamayalım.
Kendi hayatımda ben şöyle gözlemliyorum.
Biraz da oradan örnek vereyim.
Ne zaman böyle canım sıkılsa, bir problem olsa hayatımda evde volta atmaya başladığımı fark ettim.
Okulda ders anlatırken sürekli ayaktayım.
Çocuklar etkinlik yapıyor. Benim anlatma işim bittiği zaman bile ben sürekli ayaktayım.
Ya da telefonla konuşurken de ayakta evde bir aşağı bir yukarı koridorda yürüyorum.
Neden bunu yaptığımı düşündüğümde, demek ki orada bir düşünce üretimi var ve bedenim geride kalıyor, hareket etmek istiyor.
Evde bile ben yürürken çok yorulduğumu fark ediyorum.
Buna biraz kafa yordum. Çünkü düşünme eylemini, düşünceyle yürüme arasında bir bağ var sevgili dostlar.
Bunu zaten yazarlar keşfetmiş, düşünürler, filozoflar keşfetmiş.
Aristoteles bile yani ders anlatırken ki o zaman...
Sandalye, masa falan yoktur muhtemelen ama ders anlatırken bile bir aşağı bir yukarı böyle yürüyormuş, volta atıyormuş adam.
Aslında benim bu yaptığım, içgüdüsel yaptığım eylem boşuna değil.
Benim içeride bir şeylerimi düzenliyor.
Ama biz bunu bilinçli olarak yaptığımızda, bilinçli olarak her gün yürüdüğümüzde sadece böyle kilo vermek, işte fit olmak anlamında değil.
İyi oluş halimizi korumak için.
İşte terapiye gidemiyorsak ne bileyim terapinin tabii ki yeri bambaşka ya da böyle çok sıkışmış bir dönemdeysek yürüyelim.
Hiçbir şey yapamıyorsak yürüyelim.
Düşüncelerimiz berraklaşıyor.
Dediğim gibi sağ ve sol beyin dengelendiği için, sağlıklı beyin kimyasalları da salındığı için biz daha böyle mantıklı bir yerden bakıyoruz.
Hani bazen diyoruz ya ne düşündüm bilmiyorum, ne hissettim bilmiyorum falan deriz.
Özellikle ilişkilerde ben bunu çok yaşarım.
Ne diyeceğim, ne yapacağım bazen çünkü o duygusallıkla saçma sapan şeyler yapabiliyoruz.
Öyle zamanlarda da... çıkıp bir yürümek, o düşüncelerin üzerine böyle gitmek dışarıdan bir gözle, ben ne hissediyorum, ben ne seviyorum, ben ne istiyorum gibi kafa yormak, bunlara kafa yormak bize daha güzel
bir sonuçla karşılaştırır.
Ben karar vermeden önce artık bir konuda, bir teklif geldiğinde, iş olur, ilişki olur, başka bir şey olur, ayrılık kararı, barışma kararı, ne bileyim, yeni bir proje.
Bunları kabul etmeden, bunları kararına varmadan önce hareket etmeyi tercih ediyorum.
Bir şekilde ya yürüyorum, o hareket halindeyken netleşiyorum.
Çünkü öbür türlü fevri karar verdiğimde iyi ya da kötü bana iyi gelmediğini fark ettim.
Çünkü o fevri kararın altında duygusallık var.
Benim gerçek ihtiyacımı bu duygusallık çoğu zaman karşılamıyor.
Mantıklı bir şekilde düşünmem, artısını, eksisini görmem ve uzun vadedeki hissime bakarak karar vermem gerekiyor.
Bana bunu sağlıyor. yürümek.
Öte taraftan dediğim gibi düşünme ile yürüme arasında bir bağlantı var.
Nietzsche en büyük düşünceler yürürken ortaya çıkar demiş.
Stanford Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre yürümek, düzenli yürüyüş yani bizim yaratıcılığımızı %60 oranında arttırıyormuş.
Bakın bu yaratıcılık illa böyle bir proje ortaya çıkarmak değil.
Hayatımızda bir sürü sorun yaşıyoruz ve bunları çözerken yaratıcı olmak, esnek olmak, farklı alternatifleri, çözüm yollarını bulabilmek de bir yaratıcılıktır.
O yüzden de yürümek çok önemli.
Şimdi ben anneme çok üzülüyorum.
Dizinden ameliyat oldu.
Protez takıldı. Öbür dizinden de proteze ihtiyacı var.
Ameliyata ihtiyacı var.
Ve ısrarlı olmak istemiyor.
Yani bir bacağı tamam okey düzeldi ama öbür bacağı yürüyemiyor.
Doğru düzgün yürüyemiyor. Ve inatla yürümek istemiyor.
Bunun sonucunda da bedeli kas katı.
Yani evde sürekli oturup pozisyonda bir değnekle, işte bir koltuk değneğiyle gidiyor geliyor, ihtiyaçlarını gideriyor.
Ama bu hepimizin konforlu bir şekilde, hani Allah bize verdiği bir nimet bence.
Bacaklarımızı düzgün bir şekilde kullanabilmek, yürümek.
Bunun bize sağladığı o ferahlık hissi o kadar güzel ki.
Ya bunu kendisine vermiyor.
Bu konuda çok inatlaşıyoruz.
Oturdukça, hareketsizleştikçe öğrenmesi hafif.
Hafızası bunlar geriliyor.
Stanford Üniversitesi'nin yaptığı araştırmalara göre yine az önce bahsettim.
Öğrenmeyi de hafızayı da güçlendiriyor, arttırıyor arkadaşlar.
Yani çok fazla bize katkısı var ve bedava yani bu.
O yüzden lütfen kendimiz için, sağlığımız için, hayatımız için daha iyi bir ben için yürüyelim.
Kamu spotu gibi oldu ama Rebecca Solnit'in kitabında şöyle bir şey yazıyordu.
Şöyle bir alıntı vardı. Diyor ki benim iki tane doktorum var.
Biri sağ bacağım, biri sol bacağım.
Ne zaman ki aklım...
Onunla bedenim ayrı tellerde çaldığında hemen bu iki doktorumu çağırırım ve yürürüm.
Onun da dediği gibi aslında Hipokrat bile yani yüzyıllar önce demiş ki yürüyün.
Yani sağlığınız için, iyi oluş haliniz için yürüyün.
Soran Kigart da galiba yanlış hatırlamıyorsam.
O da düzenli yürüyüşün diyor, beni her türlü hastalıktan koruduğunu düşünürüm ve bu yüzden de yürürüm diyor.
Zaten yazarlar, düşünce adamları, filozoflar bunun kıymetini anlamışlar ve çok sık yürüyüş yapıyorlar.
Hatta bazıları koşuyor, Emuk Rami gibi, Virginia Woolf.
Apple'ın CEO'su biliyorsunuz ve dahası birçok düşünce adamı diyelim.
Yaratıcılıkla işi olan, üretmeye çalışan kim varsa ama biz bunu illa onlara mal etmeyelim.
Yani bu bize de fayda sağlayacak bir aktivite.
O yüzden bundan çok çabuk vazgeçmeyelim.
Hemen böyle kilo verip inceledik, hafifledik bırakıyoruz yürümeyi.
Hareket etmek gerçekten de çok güzel bir nimet.
Bunu hareket etmeyince anlıyorum.
Nedense bazı şeyleri hep zıttını yaparken ya da o olayı yapmıyorken hissediyorum.
Faydasını, bana verdiği o rahatlığı.
Mesela şunu da düşündüm bu bölümü çekmeden önce.
Hani parka gelirken, yürürken yolda şu aklıma geldi.
Yurt dışına falan gittiğimde ya da yeni bir yere gittiğimde yürümeyi tercih ediyorum.
Pek çok kişi gibi. 30 bin, 34 bin adıma kadar atmışlığım var.
Böyle deli gibi yürüyoruz, bacaklarımız tutmuyor falan.
Yani bizi orada şeye bağlıyoruz ya.
Bir şehri gördük, yeni bir yer gördük.
Neronlarımız yeni ağlar, sinir ağları, bağları üretti.
Yeni bir şey aldık zihnimize, dünyamıza, iç dünyamıza.
O yüzden bize çok faydası oldu falan diyoruz ama aslında orada biz yürüyoruz.
Onun da çok faydası var. Hareket ediyoruz.
Normalde etmediğimiz kadar hareket ediyoruz.
Bence bunun da. katkısı var diye düşünüyorum.
Nietzsche şöyle bir şey söylemiş.
Nietzsche'nin zaten uzun yürüyüşleri çok meşhur.
Yani bir şehirden başka bir şehre son yıllarında yürüdüğü söyleniyor.
Yanlışım varsa felsefeci arkadaşlar beni aydınlatsın.
Öyle okumuştum. Ve diyor ki çok yorulduğumda şu üç şeyi yaparım.
Bir tanesi Schopenhauer'ı okumak.
Bunu da biliyorsunuz zaten. İyi bir yazar.
Düşünür. İkincisi Schumann'ın müziğini dinlemek.
Üçüncüsü de tek başıma yürüyüşe çıkmak diyor.
Onu da dinlersek.
Son Son yıllarında çok hastalanıyor Nietzsche.
Yani böyle hatırlıyorum. Umarım yanlış hatırlamıyorumdur.
Teyit etmedim ama üzerine bir kitap okumuştum.
Son yıllarında böyle zihnen ve bedenen çok büyük hastalıklar geçiriyor.
Ve bunun için çok yürüyor.
Yürümenin ona faydasını, akıl sağlığını da koruduğunu söylüyor.
Onun da dediği gibi. Ama zaten dediğim gibi pek çok kişi bunu savunuyor.
Biz kendi hayatımızda.
Bunu bence bir rutine bindirsek ne güzel olur.
İlla dediğim gibi manzara aramadan.
Ben şu an küçük bir parktayım.
Dün aslında sahilde yürüdüm.
Çok güzeldi hava. Keşke o zaman çekseymişim.
Sahilde de yürüyebilirsiniz.
Doğudayken çok sıkıldığımda bunu aldığımda bir tane büyük caddesi vardı.
Muş'un. Muşlular bilir.
O zaman öyleydi. Şu an bilmiyorum.
Yürüyecek çok bir yer yoktu.
Kışın falan. Nasıl yürüyeceksin?
Ben de tabii sıkılan birisiyim.
Yay burçları anlar. Hareket etmek ihtiyacı olurdu.
Sabahları erkenden kalkardım.
O uzun caddeyi böyle sürekli baştan aşağı yürürdüm.
Böyle birkaç tur atardım.
Büyük marketlere girerdim.
Yani hareket ederek aslında içimdeki o sıkıntıyı atmaya çalışırdım.
Daha sonra bu tabii yer değişikliği yaptığımda farklı şeylere evrildi.
Şu anda küçük bir parkta yapıyorum.
Sahilde yapıyorum. İlla bir mekan bir şey aramaya gerek yok arkadaşlar.
Yani her metropolimin böyle tam göbeğinde oturuyorsanız park bile yoksa yani tamam cime gidersiniz.
Oradaki manzaralar da güzel.
Böyle kastlı kastlı arkadaşlar, güzel kızlar.
Yani şaka bir yana öyle bir...
Bir manzarada da yapabilirsiniz.
Evinize bir yürüyüş bandı alabilirsiniz.
Ama daha çok böyle doğayla iç içe yani dışarıda yapılan yürüyüşü daha çok tavsiye ediyorlar.
Sitenizde vardır. Bazı arkadaşlarım sitede oturuyorlar ve yürüyüş parkuru var.
Çok özendiğim bir şey çünkü gece gündüz güvenli bir şekilde yürüyebiliyorlar.
Böyle bir şey de olabilir.
Kırsal bir yerde yaşıyorsanız daha güzel.
Çıkın bir doğa yürüyüşü yapın.
Kendimizi bir test edelim.
Yani bir challenge gibi olabilir.
Bir yürüyelim bakalım. Bir ay, her gün ya da haftada üç gün.
Duygu dünyamızda ne gibi değişimler olacak?
Yani ben eminim hormonlarımız bile zaten düzene girecek, ilişkilerimize yansıyacak, işimize yansıyacak ve daha böyle içimiz açılacak.
Hani sıkıldığımızda hava almaya çıkarız ve sonra oh bir içim açıldı filan deriz ya.
O işte bölümün başında bahsettiğim beyin kimyasalları sayesinde oluyor bunlar.
Eminim siz de o rahatlamayı hissedeceksiniz.
Zaten bedenen de fitleşeceksiniz.
Ben artık neredeyse her gün en az 20 dakika, 15-20 dakika en fazla artık ne kadar yürüyemem.
Biliyorsam yürümeye çalışacağım.
Adım sayısına çok bakmıyorum artık.
O günkü yaşam planıma göre hangisi uygunsa, hangisi benim için kolaysa onu yapmaya çalışıyorum.
Siz de bunu gözetebilirsiniz.
Dönüşlerinizi bekliyorum. Umarım çok ses almamıştır dışarıdan.
Güzel bir bölüm olmuştur.
Bu bölümle ilgili de yorumlarınızı bekliyorum.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
